TRUMP’IN KUDÜS KIŞKIRTMASI ve ABD’NİN ÇARPIŞAN 2 STRATEJİSİ

Öncelikle belirtelim: ABD Başkanı Donald Trump’ın büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı sürpriz değil, zira seçim vaadiydi. Üstelik Trump’ın İran’ı çevreleme stratejisinin de bir parçasıydı…

Ancak bu seçim Türkiye’deki Trumpseverlerin “Trump ABD’yi emperyalist olmaktan çıkaracak, tekellerle hesaplaşacak, Ortadoğu’ya barış getirecek” hayalleri ve alkışları arasında pek duyulmadı.

Kuşkusuz Trump’ın Kudüs kararı öncelikle ABD’nin Ortadoğu stratejisiyle ilgilidir fakat zamanlaması bakımından Trump’ın iç politik basıncı dengeleme hedefiyle de uyumludur.

ABD’nin Ortadoğu stratejisini ve Trump’ın Kudüs kararını analiz edebilmek için öncelikle ABD devlet aygıtı içindeki çarpışan iki stratejiyi anımsamalıyız.

ABD İÇİ ÇARPIŞMA

Genel saptama şuydu: ABD artık tek süper güç değildi ve 21. yüzyıl Amerikan yüzyılı olamayacaktı. Zira Çin ekonomik olarak ABD’ye yetişecek ve geçecek, Rusya da Avrupa ve Ortadoğu’da etkinlik kazanacaktı. Üstelik 2008 krizi ABD ekonomisini oldukça sarsmış, askeri maliyetleri kaldıramaz hale gelmişti.

Bu gerçeklerden hareketle “ne yapmalı” sorusuna verilen ilk yanıt ve ilk strateji şuydu: ABD “ulus inşa etme” hedefinden vazgeçmeli ve adım adım geri çekilerek içeride ekonomisini sağlamlaştırmalıydı.

İkinci strateji ise şuydu: ABD hâlâ en büyük ekonomik güçtü ve ABD’nin askeri gücü de kendisinden sonraki 10 devletin gücünden fazlaydı. Durum henüz böyleyken ABD geri çekilmemeli, rakiplerini zayıflatacak yeni yangınlar çıkarmalıydı. Nasılsa yangından en az zararı görecek olan yine ABD olacaktı!

Anımsayacaksınız, Barack Obama ABD Başkanı seçilince bu stratejilerden ilkini uygulamış ve Irak’tan asker çekmişti. Ancak ikinci stratejiyi benimseyenlerin ağırlığıyla ABD Suriye krizi üzerinden yeninden Ortadoğu’da hamle yapmıştı.

İki strateji, hâkim sınıfın iki kanadının stratejisiydi ve o yıllar boyunca ABD devlet aygıtı içinde sert çarpışmalar oldu. CIA başkanı gönül ilişkisi üzerinden tasfiye edildi, savunma ve dışişleri bakanlıklarında bakan ve müsteşar düzeyinde tasfiyeler yaşandı.

Obama ara bir formül olarak iki stratejiyi de uygulamaya, birbirine eklemlemeye çalıştı. Tamam, ikinci strateji gereği Suriye üzerinden Ortadoğu’da hamle yapacaktı ama birinci stratejiye uygun olarak asker göndermeyecek, karaya postal değdirmeyecekti. ABD’nin Suriye’deki işlerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üstlenecekti.

Bu iki strateji, yani emperyalist hâkim sınıfın iki kanadı hâlâ çarpışıyor. ABD’deki iç çarpışma ve Trump’ın ekibindeki kimi görevden alma ve istifalar da bu çarpışmanın yansımalarıdır.

KUDÜS KARARI VE 2 SENARYO

Trump’ın Kudüs kararını işte bu iki strateji düzleminde incelemeliyiz. Bu durumda karşımıza şu iki senaryo çıkmaktadır:

1) Trump Ortadoğu’da İsrail-Filistin anlaşması ile yüzyılın barışını yapmak istemektedir ve Kudüs kararı bu hedefin gereğidir.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile görüşen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bu izlenimi edindiğini açıklamaktadır: “Tillerson, ABD’nin İsrail-Filistin krizini tek hamlede çözecek yüzyılın anlaşmasına imza atmak istediğini söyledi. Rusya olarak bu anlaşmanın nasıl olacağını öğrenmek istiyoruz.” (Sputnik, 8 Aralık 2017)

Rusya’nın Trump’ın Kudüs kararı sonrası net bir tutum almadığını ve sadece “taraflara itidal çağrısı” yaptığını not edelim.

Diğer yandan İsrail’in Kudüs İşlerinden Sorumlu Bakanı Zeev Elkin’in Trump’ın “birleşik Kudüs” vurgusu yapmamasına dikkat çekmesi ve açıklamasıyla aslında Kudüs’ün doğusunun Filistinlilere verilmesine kapı araladığını savunması dikkat çekiciydi. (Sputnik, 8 Aralık 2017)

Yine anımsamakta yarar var:

Trump İran’ı çevreleme stratejisinin gereği olarak İsrail-Suudi Arabistan-Mısır üçgeni inşa etmeye çalışırken dikkat çeken gelişmeler olmuştu:

a) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Kızıldeniz’de bir yatta buluşmuştu.

b) Ardından Trump’ın damadı Jared Kushner, yanında Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt ve Beyaz Saray Ulusal Güncelik Danışman Yardımcısı Dina Powell’la birlikte bölgeye gelmiş, önce 4 gün Riyad’da temaslar yapmış, ardından da Tel Aviv’e geçmişti.

c) Bu ziyaretin ardından Veliaht Prens Muhammed bin Selman ülkesinde bir saray darbesi yapmış ve bakan ve iş adamı olan onlarca prensi gözaltına almıştı.

d) Kushner’in temaslarının ardından ayrıca Filistin lideri Mahmud Abbas da Riyad’a çağrıldı ve kendisine “ya Trump’ın sunacağı barış planını kabul et, ya da görevi bırak” ültimatomu verildi.

2) İkinci senaryoya göre ise Trump “yaratıcı kaos” planlamaktadır.

Suriye’de savaşı başlatan ama barışı kotaramayan, bölgede inisiyatifi Rusya’ya kaptıran ABD yeni yangınlar çıkarak yangından Rusya’ya göre daha az zarar görmeyi beklemektedir.

ABD Kudüs hamlesi ile Ortadoğu’da Suriye’den sonra ikinci bir cephe açarak oyun alanını genişletmeyi, İran’ı çevrelemeyi ve yeni ülkeleri de dahil ederek bölgedeki cepheleşmeyi keskinleştirmeyi hedeflemektedir.

AKP LAFLA DEĞİL EYLEMLE YANIT VERMELİ!

Bize göre bu iki stratejinin de ABD açısından başarı şansı yok. Kuşkusuz bölgeye zararlar verecektir ama kesinlikle ABD’nin kazanmasıyla sonuçlanmayacaktır!

Dolayısıyla mesele gelip “peki biz, yani bölge ülkeleri ne yapacağız” sorusunda düğümlenmektedir.

Kuşkusuz bölge ülkeleri, özellikle de ABD’yle “Ilımlı İslamcılık” ilişkisine girmiş ülkelerin taşeronluğu ABD’nin Kudüs ve benzeri hamleler yapabilmesinin zemini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bölge halkları açısından temel görev bu tür yönetimlerden kurtulmaktır.

Fakat halklar düzleminde bu temel görev sürerken, daha acil olanı ülkeler düzleminde yapılması gerekenlerdir.

AKP Hükümeti ise daha önceki sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da sadece laf üretmektedir. İktidar “Kudüs meselesinde” samimiyse lafla değil eylemle yanıt vermelidir: ABD ve İsrail’le diplomatik ilişkileri askıya almaktan büyükelçileri geri çekmeye, ikili anlaşmaları dondurmaktan İncirlik Mutabakatı gibi çok önemli bir belgeyi yırtmaya kadar yapılabilecekler var.

Öyle tabanın gazı alınsın diye alt geçitteki Trump tabelasını değiştirmekle ciddi devlet olunmaz!

Mehmet Ali Güller
ABC Gazetesi
10 Aralık 2017

Reklamlar
  1. #1 by Mayk on 14/12/2017 - 12:25

    Trumpa hala guveniyoruz. En kotulerin boylesine tehlikeli gordugu bir kimse
    cok kotu biri olamaz. Kennedy gibi biri denilebilir.
    Kennedy en iyi ABD baskanlarindandir, ve karteli dagitacakti, ve bu yuzden sehit edildi,
    ama 3. dunya savasina en yaklasildigi noktada Abd baskani oydu.
    Bir vatansever olarak uzay yarisinda Sovyetlere yetismek icin Ay’a inilmesi
    talimati vermisti. Bu onun emperyalist oldugu anlamina gelmez.
    Bu emirin gerceklestirilebilir olmadigini dusunecek kadar fizik bilgisi yoktu,
    ama Abd derin devleti altin standardini kaldirmadan once prestijini artirmak icin
    Ay’a inme filmi cekti, ve butun dunya bu yalani yuttu.
    Bu yalan Abd’ye sinirsiz para basma firsati sundu, cunku Abd tek super guctu (sozde)
    ve bu sayede parasi degerli ve gecerliydi, yani altin standardi gerekmiyordu artik.
    Yani Kennedy’nin emri emperyalist bir amacla kullanimis oldu.

    Genel olarak dunyada iki kanat var diyebiliriz.
    Avrasya bloku ve Trumpun arkasindaki guc birinci kanat,
    Abd ve Avrupa derin devletini olusturan satanistler ve onlarin Asyadaki
    ortaklari ve akrabalari ikinci kanat. Birinci kanat iyi, ikinci kanat kotu.
    …..
    Buna itiraz edilebilir. Bu dogru degilse bence soyle bir ihtimal daha var.
    Rockefeller (Clintonlar, Zuckerbergler), Bushlar ABD derin devleti,
    bunlarin eski ortagi Rotschildler, Vatikan, Isvicre, Italyadaki aristokratlar
    Avrupa derin devletini olusturuyor, ve ikincisi
    son zamanlarda Asyada iyice kok saldi. Feto ile Akp catismasi da bu iki
    guc arasindaki catismanin urunu. Bu gucler ayrlinca Feto Abdde kaldi, reisci Akp
    Avrasyada kaldi, ve Putin, Xi, Trump, Almanya Avrasya tarafinda kaldi.
    Bu senaryo dogruysa, Bitcoin hangisine ait diye sormak lazim.
    Bu senaryo dogrudur demiyorum, ama yuzde 1lik bir dogruluk payi birakiyorum.
    Cin’in boyle buyuk bir guc olmasi, yalnizca ucuz is gucu olarak goruldugu icin
    oraya yatirim yapilmasiyla aciklanamaz.

    Kudusu ortaya atmak 27 nisan emuhtirasi gibi, destekledigi gorundugu tarafa zarar verecek
    bir pastir bence. Barzani referandumuna cok sert bir sekilde karsi cikmamak ta buna benzer,
    referandumu yap ki elimize seni devirecek malzeme gecsin. Ya da Rusyanin Ukraynanin
    sokak darbesine ilk basta cok sert bir tepki vermemesi, durum kotulesince Kirim’i halkin da destegiyle almasi;
    ya da Isid’e ilk basta engel olmamasi, bu durumu Suriyeye iyice yerlesmek ve yeni askeri tekonolojilerini
    sergilemek icin kullanmasi. Belki 15 temmuzun adim aldim geldigi bilinmesine ragmen
    “yeterli onlem alinmamasi” da buna benzetilebilir.

    Dis politikanin Rusya ile esgudum icinde yurutulmesi her iki tarafin da yararina oldu.
    Biraz Rusyanin musluman yuzu gibi birsey olduk. Islam ulkelerine, ya da dinci muhaliflere bir
    rica gerektiginde biz araci oluyoruz…

  2. #2 by bulent on 17/12/2017 - 03:10

    Abd’ nin ikiye bölünmesi Obama döneminde başlamıştı zaten. Durum “topal ördek” diyerek geçiştirildi. Kamplara Angelina Jolie geliyor bol bol duyarlılık kasılıyor ama en ufak başka bir adım atılmıyor. Sonrasında zaten rus uçağının vurulması, başlamadan biten eğit donat projesi, Pizzagate olayı, bizdeki sırlarla dolu darbe girişimi, Katar’ ın bir ara aniden hedefe konulması, Rus elçi suikasti, Barzani’nin kendini imha etmesi vs. ile anlıyoruz ki bu adamlar hakikaten çarpışıyor.
    Reza Zarrap bir ara kaybolunca nota verildi. Yeri, durumu soruldu. Eminim Trump tarafı mahkemeye çıksın istemedi ama Abd’ nin eski derinleri onu güzel sakladılar. Halk Bankası’ nın müdür yardımcısının sorgusunu izlediğimde işlemlerin tam olması gerektiği gibi bütün kurallara uygun şekilde yapılması için fazladan çaba gösterildiğini hissettim. En ufak bir usul hatasında karşı tarafa koz verilebilirdi. Karşı taraf tabi ki Türkiye değil Abd’nin eski derin devleti.
    Bu arada bitcoin ile para akışını anonim ve dağıtık hale getirmek isteyenlerle NASA’ya olan güveni sarsan videoları sızdırıp düz dünya teorilerini besleyenler aynı kişiler olabilir. Elitleri bitirmeye çalışan Elitler. Bence iki tarafın da ne dünyaya ne de memlekete en ufak bir faydası yok.

  3. #3 by Mayk2 on 28/12/2017 - 15:48


    Mukemmel bir kaynak oldugunu soyleyemem.
    Antiyercekimi, iyi uzaylilar, kotu uzaylilar gibi
    inanilmasi zor seylerden de bahsediyor, ama
    Abddeki ic savasi bence dogru olarak tahlil ediyor.
    Yeterince ilginc oldugunu soyleyebilirim.
    ….
    Yukardaki ilk yorumdaki Atlantik derin devletinin icine mutlaka
    Londrayi yani Ingiliz kraliyet ailesini eklemek lazim.
    Gercekten ingiliz midirler: David ve diger baska bircoklarina bakilirsa
    13 antik kotu sulaledir bunlar.
    Londra finans merkezi, Vasington DC askeri merkez, Vatikan dini
    merkez olarak secilmis. Din ise hristiyanlik degil, gercekte satanistlik.
    Buna inanmayanlar hicbir kaynaga bakmayip yalnizca bazi sembollere
    ve sayilara bakarak bile bircok ortak nokta gorebilir.
    Vatikan her ne kadar dini bir merkez gibiyse de Batidaki altinlarin cogu
    orda. Tarihteki Misir firavunlar donemi, Roma imparatorlugu, Ingiliz imparatorlugu,
    Nazi almanyasi, Abd, hep birbirinin uzantisi. Roma demek Vatikan demek zaten,
    Abd ingilizlere karsi bagimsizlik savasi vermisse de finans yoluyla yeniden ele gecirilmistir.
    Bu yapinin buyuk Israili kurmak istemesinin bir sebebi antik Misir’in oldugu bolgeyi
    ele gecirmek olabilir.

    • #4 by Mayk3 on 28/12/2017 - 16:03

      Yukardaki YOUTUBE adresi yanlis yollandi.
      Dogrusunu ise bulamiyorum.
      Duzelterek ozur dilerim.
      Benzeri bir suru kaynak bulunabilir, ama o bahsettigim cok net, akici, inandirici gibiydi.
      Ayrica videoyu embed etmeye calismadim. Sistem kendisi oyle yapti.
      Sonuc olarak soylemek istedigim, Trump’un iyi veya kotu olmasindan bagimsiz olarak
      en kotulerin dusmani ve tarihi degistirecek bir figur olmasi.

  4. #5 by Mayk4 on 28/12/2017 - 16:18

    Bahsettigim galiba sunun uzun versiyonuydu:

    youtube.com/watch?v=TPypKDO1jdU

    ……
    yukardan yazdiklarimi kopyaliyorum:

    Mukemmel bir kaynak oldugunu soyleyemem.
    Antiyercekimi, iyi uzaylilar, kotu uzaylilar gibi
    inanilmasi zor seylerden de bahsediyor, ama
    Abddeki ic savasi bence dogru olarak tahlil ediyor.
    Yeterince ilginc oldugunu soyleyebilirim.
    ….
    Yukardaki ilk yorumdaki Atlantik derin devletinin icine mutlaka
    Londrayi yani Ingiliz kraliyet ailesini eklemek lazim.
    Gercekten ingiliz midirler: David ve diger baska bircoklarina bakilirsa
    13 antik kotu sulaledir bunlar.
    Londra finans merkezi, Vasington DC askeri merkez, Vatikan dini
    merkez olarak secilmis. Din ise hristiyanlik degil, gercekte satanistlik.
    Buna inanmayanlar hicbir kaynaga bakmayip yalnizca bazi sembollere
    ve sayilara bakarak bile bircok ortak nokta gorebilir.
    Vatikan her ne kadar dini bir merkez gibiyse de Batidaki altinlarin cogu
    orda. Tarihteki Misir firavunlar donemi, Roma imparatorlugu, Ingiliz imparatorlugu,
    Nazi almanyasi, Abd, hep birbirinin uzantisi. Roma demek Vatikan demek zaten,
    Abd ingilizlere karsi bagimsizlik savasi vermisse de finans yoluyla yeniden ele gecirilmistir.
    Bu yapinin buyuk Israili kurmak istemesinin bir sebebi antik Misir’in oldugu bolgeyi
    ele gecirmek olabilir.
    ….
    ve boylece bir oncekileri silebilirsiniz. Ya da hepsini silseniz de olur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: