GEMİ TARTIŞMASI VE KARAYA OTURMAK

Erdoğan’ın ekonomik saldırı nedeniyle “aynı gemideyiz” diyerek herkesten destek istemesi, Türk Solu’nun önüne bir “gemi tartışması” getirdi.

Özetle şöyle deniliyor: “Üçüncü bir gemi yok, ya Erdoğan’ın da yer aldığı Türkiye gemisindeyiz, ya da ABD gemisinde…”

Aslında el marifetiyle bir kafa karışıklığı yaratılıyor. Çünkü gemi ülkedir ve bir tanedir. Hiç kimsenin aynı gemide olmama gibi bir şansı yok. Fakat gemiyi farklı kaptanlar yönetebilir. Kaptan ise siyasi seçenektir. Seçeneklerin çok olması kötü değil iyi bir şeydir.

Meseleyi böyle iki seçeneğe sıkıştırmak ve “başka seçenek yok” demeye getirmek, pratikte kamuoyunu Erdoğan’ı desteklemeye yöneltmekten başka bir amaca yaramaz.

ÜÇÜNCÜ SEÇENEK YOK MU?

Peki Türk milleti, hele de Türk Solu, Sol Kemalistler, Devrimciler yalnızca iki seçeneğe mi mahkûm? Üçüncü bir seçenek yok mu?

Denklemi “Ya AKP ya FETÖ” diye kurarak hep AKP’ye destek mi olunmak zorunda? Denklemi “Ya AKP ya PKK” diye kurarak hep AKP’ye omuz verilmek mi mecburiyetinde? Denklemi “Ya AKP ya ABD” diye kurarak hep AKP’ye iktidarını sürdürme şansı mı tanınmak durumunda? (“Ya AKP ya ABD” denkleminin doğru olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur.)

Başka denklem yok mu? Ya da denklem başka türlü kurulamıyor mu?

ATATÜRK ÖRNEĞİ ERDOĞAN’A UYMUYOR

Seçeneklerin ikiden ibaret olduğunu savunanlar, bu iki seçenek arasına sıkışmak istemeyenleri sürekli suçluyor. Denklemi kuranlara göre AKP’yi desteklemeyenler, Amerikancıdır, FETÖ’cüdür, PKK’lidir!

Denklemi kuranlar ve herkesi “ya o ya bu” seçeneğine sokmak isteyenler, ayrıca tarihten “kanıt” da veriyor: Atatürk’ün önce emperyalizmi yendiğini, sonra Vahdettin’i yıktığını söyleyerek; Mao’nun Japon işgaline karşı Çan Kay Şek’le ittifak yaptığını savunarak….

Önce bu “kanıtları” düzeltelim: Mustafa Kemal önce emperyalizmi yenip, sonra Vahdettin’i yıkmış değil. Tersine, Mustafa Kemal önce Vahdettin’e isyan etti, Vahdettin’in İstanbul’daki iktidarının karşısında Ankara’da bir iktidar kurdu, sonra doğrudan emperyalizmle sahada çarpışmaya başladı. Daha iki yıl önce İngiltere’ye karşı savaşan Osmanlı’yı ve Vahdettin’i İngilizlerle ittifaka götüren de işte bu gerçektir; yeni Ankara’da bir iktidar odağının ortaya çıkmasıdır.

Üstelik Mustafa Kemal sahada İngiliz destekli Yunan ordusuyla savaşmadan önce, Vahdettin destekli iç isyanlarla uğraştı. Yunan ordusunu yenebilmek için önce hilafet ve saltanat güçlerini bastırdı, yendi…

Diğer yandan oldukça öğreticidir: Örneğin İttihat Terakki Osmanlının toprak kaybettiği bir sırada “vatan savaşı” deyip Abdülhamit’e destek vermedi, tersine daha iyi “vatan savaşı” verebilmek için, savaşın içinde Abdülhamit’i yıktı!

Mao örneğine gelirsek…

MAO ÖRNEĞİ ERDOĞAN’A UYMUYOR

Japonya fiilen Çin’i işgal etmeye başladığında Mao zaten Çin’in en az yarısında iktidardı. İkincisi ise Mao Japon işgaline karşı “vatan savaşı” verirken, Çan Kay Şek hâlâ işbirliği arıyor, pazarlık yapıyordu!

Somut belirtelim: Japon ordusu 18 Eylül 1931’de Çin’e askerî harekât başlattığında ve direnişle karşılaşmadan 20 şehri işgal ettiğinde, Çan Kay Şek “yabancı istilacılara karşı direnmeden önce ülke içindeki barışın sağlanması” politikasıyla Çin’in çeşitli bölgelerinde iktidar olmuş Komünistlere saldırıyordu!

Japon ordusu 20 şehri işgal ettiğinde ve komünistler Japon işgaline karşı direnmeye başladığında, Çan Kay Şey hükümeti örneğin “Japonların bu eylemi sıradan bir provokasyon eylemidir, mutlak hareketsizlik durum korunmalıdır” diyordu… Ve Çan Kay Şek önceliği Komünistlere (ÇKP) karşı savaşa veriyordu.

Uzatmayalım; Çan Kay Şek o kadar teslimiyetçiydi ki, Guomindang içindeki yurtsever generaller, parti merkezinden gelen talimatı yırtarak Japon işgaline karşı direnişe geçmek zorunda kaldılar. Kırılma, Japon işgali başladıktan 5 yıl sonra, Çan Kay Şek Guomindang ordusuna ÇKP kuvvetlerini ezme emri verdiğinde, Guomindang’ın iki yurtsever generali Çang Sueliang ve Yang Huçeng’in Çan Kay Şek‘i tutuklaması ve ona 16 Aralık 1936’da silah zoruyla ÇKP ile Japonya’ya karşı milli birleşik cephe kurma kararını kabul ettirdiğinde oldu!

Mao bu nedenle 1936’ya kadar olan süreci “iş savaş dönemi”, 37’dan sonraki dönemi “Japonya’ya karşı milli direnme” dönemi diye adlandırır.

Dolayısıyla “solcuların AKP’ye destek vermesini sağlamak için” yaslanılan bu örnek, pek durumumuza uymamaktadır.

DEVRİM, ÜÇÜNCÜ SEÇENEKTİR

Gelelim üçüncü seçenek olup olamayacağına…

Devrim tarihleri, aslında üçüncü seçenekleri inşa etme tarihidir. İki seçeneğe mahkûm olan, iki seçenekten birini desteklemekten öteye gidemeyenler, devrim yapamaz. (Dahası bu mantıkla sistem içinde iktidar bile değiştirilmez.)

Teorik olarak üçüncü seçeneğin olamayacağını, hayatın hep iki seçenekten, iki cepheden ibaret olduğunu savunmak doğru değildir.

Örneğin 1970’lerde “Ne ABD ne Rusya, tam bağımsız Türkiye” demek, bir üçüncü seçenek ortaya koyma sloganı, hatta programıydı. Devletler iki seçenekten birini tercihe zorlanırken, Türk Solu, üçüncü bir seçeneği, tam bağımsız Türkiye seçeneğini savunuyordu.

Ne zaman ki üç seçenek ikiye çekildi ve denklem “ya ABD ya Rusya” şekline indirgendi; o zaman büyük savrulma başladı. “Rus emperyalizminin” Türkiye’yi işgal edeceği yanlış varsayımıyla SSCB baş düşman edilince, “ya ABD ya Rusya” denklemi gereği, iş NATO’yu bile “barış gücü” ilan etmeye kadar götürüldü.

“TEK KAPTAN”LI GEMİLER BATMAYA MAHKUMDUR

Bugün de “üçüncü seçenek” yok denilerek benzer bir yanlışa tersinden gidiliyor. ABD’ye karşı AKP gemisine, yani, Cumhuriyet’i yıkan kuvvetin gemisine biniliyor. (Önemle belirtelim: Benzer mantıkla AKP’ye karşı ABD’nin gemisine binmek, ABD’ye karşı AKP gemisine binmekten çok daha büyük bir yanlıştır, dahası siyasal suçtur!)

Türk Solu, Sol Kemalistler, Devrimciler enerjisini iki gemiden hangisine binileceği tartışması yapmak yerine, kaptanı nasıl değiştireceğine, geminin dümenini nasıl ele geçireceğine odaklanmalıdır.

Çünkü gemi Erdoğan’ın gemisi değildir, bizim gemimizdir, Türkiye’nin gemisidir. Erdoğan gemimize ABD’nin desteğiyle kaptan olmuş, adım adım gemide kendi rejimini inşa etmiş, en sonunda “ikinci kaptanlığı” bile kaldırıp “tek kaptan” olmuştur. Bu gidişat gemimizi batırmaktadır.

Bugün Erdoğan’ın yanına, kaptan köşküne çıkanlar, batmaktan kurtulacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar; zira Erdoğan’ın yanında yüksekte olmakla, su üstünde biraz daha kalmış olurlar, hepsi bu…

Çünkü Erdoğan şu aşamada bile gemiyi kayalıklara sürmeye devam etmektedir: Çin ve Katar’dan alınan para destekleri, yine finans sektörüne yatırılmaktadır. Yani dış borç alarak, yine tüketim ekonomisini devam ettirmenin istasyonları güçlendirilmektedir!

Özetle gemimiz Erdoğan’ın “kaptanlığında” batmaktan kurtulamaz.

Böyle zamanlarda doğru tutum, savaş ilan eden gemiyle henüz çarpışmadan, kayalıklara henüz vurmadan, karaya oturmadan önce kaptanı değiştirebilmektir. Yoksa çok geç olacaktır.

Mehmet Ali Güller
ABC Gazetesi
19 Ağustos 2018

Reklamlar
  1. #1 by Ýsmail Hakký ARSLAN on 20/08/2018 - 09:46

    Sayın Güller,bugünkü yazınız teşekkürler.İki gün önce Aynı gemi meselesinde yazdığı yazı için kendine teşekkür ettiğim yazımı size de gönderiyorum.Sağlık, sıhat dileklerimle iyi bayramlar. Sayın Alogan, bugünkü yazınız, dünkü Doğu Beyin yazısından sonra, tam bağımsızlıktan yana, Ülkesi için gerçek bir mücadele veren bir aydının yazısı. Sizi canı gönülden kutluyorum. Bu yazınızı Doğu Bey ve Vatan Partisi yöneticileri dönüp dönüp okumalılar ki, iktidar olmak isteyen ayrı bir parti bilincindeyseler,“eğrisiyle doğrusuyla Tayyip teslimiyetciliğinden” kurtulsunlar.Sizin de vurguladığınız gibi, iktidar başka, ülke başka olduğu kavransın ve vatan gemisi şelaleye varmadan daha güvenli bir yola girsin. Saygı ve sevgilerimle. İsmail Arslan iPhone’umdan gönderildi

  2. #2 by Rana Pamir on 20/08/2018 - 11:43

    Yazınız çok güzel. Bu denli sapkınlığı kurtuluş savaşında bile yasamadigimiza eminim…hepsi birer ali kemal oldular veya zaten öyleydiler. Ellerinize, aklınıza, yureginize sağlık.. Eşinize ve size selam ve sevgilerimle… Rana

  3. #3 by Zeynel Tanışır on 20/08/2018 - 19:18

    Mehmet Ali bey,
    Doğu Perinçek dışında kimse ,buna CHP lideri Kılıçdaroğlu da dahil kimse Erdoğan’ın aynı gemi masalını yutmadı
    Ama siz hala Vatan Partisi çevresini ‘solcu’ gördüğünüz için,bu çevrenin bakış açısından yola çıkarak düşünce üretmeye çalışıyorsunuz.Yanlış yapıyorsunuz.Onlar.çoktan Erdoğan’ın yanında mevzilendiler.Solcu falan değil,düpedüz ırķçı gerici bir grup haline geldiler.

  4. #4 by mayk on 21/08/2018 - 01:22

    Mesele donup dolasip suraya odaklanir. Reis’i “mesru” yollarla yenmek mumkun mudur. Mesela bence Cin’in birinci tercihi eskiden beri var olan samimiyet ve guvene dayanali olarak Vatan Partisidir, ikinci tercihi ise makyavelist oldugu icin iyi bir kukla olacagini dusundugu Akpdir. Vatan Partisinin kazanmasi imkansiz olan bu durumda, Cin Akp’nin kaybetmesini ister mi: istemez. Akp hizadan cikarsa onu deviririm diye dusunur. Zaten Bati da devirmek istiyordu, halkin da yarisi istemiyor, devrildiginde kimse gozunun yasina bakmaz diye dusunuyordur heralde. Bu arada Perincek TC Reis’i yonetiyor diyordu. Bu nasil olabilir, mesela Perincek Cin’e rica eder, Cin Reis’e emreder, ya da Perincek Rusya’ya rica eder, Rusya kendi savunma bakanina, o bizimkine, o da reis’e bu ricayi iletir. M.incenin bence secim gecesi kulagini cektiler, hizaya getirdiler, o da meselnein reis’i degil, once kilicdar’i devirmek oldugunu anladi, ve kilicdarin patronlari da ona bu kurultay girisiminin derin devlet operasyonu oldungunu soylettirdiler. Ama asil derin devlet, derin devlet olmakla suclananlara karsi olanlardir. Derin devlet eski Akpnin ve yeni Chpin arkasindadir. Eski Chp ve yeni Akpnin karsindadir. Kilicdar kaldikca Akp gitmez. Once kendi bahcemizi temizleyelim, sonra mahallenin geri kalan kismini.

    • #5 by mayk2 on 21/08/2018 - 09:26

      Kilicdar karanlik bir adam degildir, ama karanlik adamlarin adamidir. Bunun da farkinda degildir diye dusunuyorum.

      Derin devlet kavramini azcik acmak lazim. Bir tanima gore, derin devlet su demektir: duzen bozuldugunda sokaklara hakim olacak guc. Ben biraz daha degistireyim: ortalik karismasa da sokaklara hakim olan guc. 1950den beri bizim derin devletimiz Nato derin devletidir, belki esas olmasi gereken derin devlet ise daginik bir yapidir, vatanseverlerin vicdanidir. Boyle bir derin devlet olmadigi icin birileri bu olmayan seye Ergenekon adini takti ve saldiriya gecebildi.

      Derin devlet batida ve Turkiyede el degistiriyor. Eski derin devletin yani Fetonun v.s. tasviyesine yonelik bir irade olustu. Abdde bu is Trump’un sekreterliginde yurutuluyor. Reis kendi derin devletini dayatacak. Avrasya buna izin verirse basarabilir ve bu otuz yil daha devam edebilir. Bu yuzden Akpnin kendisini de yaratan derin devletle mucadelesini desteklersen, kendi derin devletini kurmasina da firsat vermemek gerekir.

      • #6 by mayk3 on 21/08/2018 - 09:31

        Anlam degistigi icin cok yaptigim typolardan birini duzeltiyorum: desteklersen ;;>desteklerken

  5. #7 by Egemen Türkmen on 21/08/2018 - 15:24

    Sayın Güller,
    Yazınız tweet’iniz ile çelişiyor. Tweette farklı gemide olmaktan söz ediyordunuz, yazıda geminin farklı kaptanını ortaya çıkarmaktan söz ediyorsunuz. Geri mevziye çekilmişsiniz. Yıllar önce Esat mevzuunda Ne ABD ne Esat diyen 3. Yolculuğu oportünizm olarak ilân etmiştiniz.

    Bugün ABD emperyalizmi Türkiye’ye saldırıyor. Tüm eksik ve hatalarına rağmen Türkiye’yi Erdoğan yönetiyor. Tıpkı Suriye’yi tüm eksiklerine( Suriyeli muhalifler açısından) rağmen Esat’ın yönettiği gibi. Suriye’ye Esat yönetiminde direniş öneriyor, Esat’ı destekliyorduk. Aynı olay Türkiye’de yaşanınca neden farklı bir tavır sergileyelim? Eli verir talkını; kendi yutar salkımı misâli. Tutarlılık Türkiye’yi Erdoğan yönettiğine göre onun kaptanlığında savunmaktır. Aramızdaki kavga talidir. Aslî olan emperyalizme karşı vatanı savunmaktır.

    Erdoğan’ın kötü sicilini ve ayak bağlarını bahane ederek ne ABD ne Erdoğan diyenler ne Sam ne Saddam Ne Sam ne Şam diyenlerdir.

    Gemiye kaptan olmak için gemiyi “amasız”savunmak gerekir.

    Vahdettin emperyalizm işbirlikçisiydi. Buna rağmen Mustafa Kemal Paşa meclis-i mebusanda millî bir grup kurmaya çalıştı. Amasya genelgesinde öncelik vatanı kurtarmaktı, padişahı devirmek değil. Atatürk gemiyi kurtardığı için kaptan oldu. Kaptan olmak için kaptanı değiştirme çabasıyla değil. Dahası, gemideki yolculara kaptanı( padişahı) da kurtaracaklarını söylemişti.

  6. #8 by mayk4 on 21/08/2018 - 21:14

    Ataturkk-Vahdettin-Emperyalizm ornegi buraya uyuyor mu dersek:

    Halka gore amac padisahligi ve halifeligi kurtarmakti.
    Ataturk’e gore onlar aciz ve haindiler ve hem emperyalizmden hem de padisahliktan ve halifelikten kurtulmak gerekiyordu.
    Ama bunu ifade edemezdi. Onun yerine yarisini soyledi: aciz dedi, hain demedi, ilk basta. Zamani geldi onu da soyledi ve geregini yapti.

    Belki su anda bazilarimiz niye yarisini soyluyorsun diye sikayet edebilir. Belki zamani gelmesmistir de ondan.

    Esatla Erdogan arasindaki benzerlige bakarsak, Esat once kurt acilimi yapilsin diye basa getirilmis, sonra da sozunu tutamadigi icin saldiriya ugramis degil. Direk saldiriya ugramistir, ve Amerikayi Rusya ve Iran destegiyle yenmistir,. Bu yuzden bu kahramanliginin odulu olarak bir sure iktidarda kalmasinda sakinca olmamali. Bu arada o da zamaninda akilli davranip amerikanci olmayan bir kurt acilimi yapmaliydi. Vatan Partisinin Suriyenin adindaki Arap kelimesine vurgu yapmasini kiniyorum. Turkiye diyince cografi bir kavrami anliyoruz, etnik bir kavram anlamiyoruz. Suriyenin ulusalci olmasini istiyorsaniz, kurtlere de nufuz cuzdani vermelisiniz.

    Bunlar derin mevzular. Guc dengelerini bilmeden yalnizca ilkelere gore hareket edemeyiz.
    UlusalKanalda derin mevzu diye bir program var. Genelde olumlu ve onemli buldugum bir programdir. Ama gecende McCainden overek bahsedildi, vietnam gazisi falan dendi, ya da ben uzaktan oyle anladim. Oyle dedilerse, bu cok yanlis, cunku McCain Isid’in babasi sayilabilecek bir derin devlet admidir. Trump cenazeme gelmesin dedi. Yani Amerika kotu o zaman Trump kotu, ona karsi olan McCain o zaman iyidir diye mantik yurutursek cuvallariz.

    Birisi Perincek’e veya Serhan Bolluk’a sorsun, sorsun, Ataturk nasil iktidar olacak.
    Kriz gelecek , ya sonra, Krizi adalari ormanlari satarak engellerlerse ve iktidarda kalirlarsa ne yapacaksiniz. Kriz cikmasin diye var gucunuzle Reis’in yanindasiniz, peki Kriz cikmazsa, Abd iflas ederse, Reis Amerikayi yenen adam olarak iyice guclenmeyecek mi. O zaman ne ulusalcilara, ne Avrasyaya ne Atlantike ihtiyaci olacak, nasil durduracaksiniz. Reis’i kontrol ettiginizi dusunuyosaniz, ve Enis Berberoglu haksiz yerde icerde diye dusunuyorsaniz, soyleyin de biraksinlar.. yoksa kozlarimiz daha buyuk hamlelere sakliyoruz diye mi dusunuyorsunuz.

    Ya Avrasya derse ki, biz Reis;ten menunuz, Vatan Partisi de dostumuzdur, ama Avrasyaci cepheyi bolmemek icin bu partiyi desteklemiyoruz derse ne olacak.

    • #9 by Egemen Türkmen on 22/08/2018 - 18:31

      Varsayımlarla vatan savunulamaz. Tarihi ya şöyle olursa diyenler değil, ya istiklâl ya ölüm diyenler yazmıştır.

      Türkiye’de kriz derinleşiyor. AKP’nin krize çözümü yok. Dahası Batı emperyalist sistemi çöküyor. Yani Türkiye’yi ABD’nin kurtarma şansı yok.

      Avrasya bir iklimdir. Erdoğancı veya VP’li olmaz. Türkiye üretim ekonomisini Avrasya stratejisiyle kurabilir. Türkiye’de üretim ekonomisinin kurulması ve planlı kamuculuk zarurettir. Bu zaruretler iktidar bloğunu köklü olarak değiştirecektir. Sadece siyasî iktidarı değil, sınıfsal olarak da faizci, döviz, borsa vurguncusu, rantçılar ekonominin merkezinden tasfiye olacak.

      • #10 by mayk5 on 23/08/2018 - 02:32

        Ben varsayim yapmiyorum. Ben butun ihtimalleri degerlendirmek derdindeyim. Varsayim yapan Vatan Partisidir. Bu butun cumleleriniz aslinda varsayimdir.

        Kriz derinlesiyor, ama 500 milyar dolar bulmak zor degil ki. Vatan topragini gizlice 1000 yililligina kiralarsiniz, 1 trilyon dolar elde edersiniz, zaten atlantik trilyon degil katrilyon dolar da basabilir, boyle tavizler icin. Alan memnun veren memnun, halk uykuda, burokrasi gaflet icinde, oyle olmasa da elinden birsey gelmez.

        Rusya bariz olarak Trump’un secilmesini istiyordu, ben bunu secimden once biliyordum. Amerikadaki secimlerle ilgilenen Turkiyedekiyle ilgilenmez mi, hem de sonucu etkilemesi cok daha kolayken.

        Akp krize cozum bulamiyor, o zaman niye yerine chp degil de 8. olan vatanpartisi gelecek. Halk soyle mi diyecek: vatanpartisi uretim ekonomisi diyor, digerleri demiyor, o zaman ben vatan partisine oy vereyim.

        Perincekin dedikleri ve daha cok komplo teorisi sayilan yabanci kaynaklarla moral buluyoruz. Yoksa bildigimiz gordugumuz kadariyla bir kisi butun gucu eline almis, borc cok ama yagmalanabilecek cok sey var, ve bunu engelleyebilecek kimse yok. Borc olmasa kriz olmasa daha da kotu, cunku padisahlik kalici hale gelecek demek.

        Devrim yalnizca Avrasyada degil, butun dunyadadir. Turkiye bu devrimde geri kalabilir. Bunu engelleyecek bir guc var mi: bilmiyoruz. Benim gordugum reisle ataturkculer arasindaki taktiksel isbirligi catirdayacak.

        Borcu odemek sanildigindan kolay olabilir. Dunyada bir kur resetlemesi plani var. Turkiye altin biriktirir, dolar altina gore 10 kat devalue edilirse, borc kolayca odenir. Bir sure refah gelir, kriz gecikir, devrimin altyapisi olusmaz.

        Avrasyanin olumlu ekonomik iklimi Turkuiyeye nasil demokrasi getirecek. Nasil bir mekanizma var. Ben boyebir mekanizma goremiyorum. Reis Turkiyenin vazgecilemezliginden yararlanip bazi seylerde nazlanacaktir. Avrasyada irana’a demokrasi getirme plani var mi. Silah, para ve uretim araclari bir grubun elindeyse, ve kimse de ac degilse, oyle yerde devrim olmasi cok zor bence.

  7. #11 by Egemen Türkmen on 26/08/2018 - 01:43

    Sayın MAYK
    Kriz Batı sisteminin krizi. Batılı emperyalist sistem çöküyor. ABD dolar ihraç ediyor, sopa zoruyla. Üretim Asya’da. ABD kendi iddiası olan Küreselleşmeden serbest piyasadan vazgeçti, içine kapanıyor. Türkiye’ye verebilecek paraları da yok, olsa da vermezler. Türkiye’nin nesnel olarak Avrasya’ya kaydığını ABD uzun zamandır tespit ediyor.
    Demokrasi Avrasya’da gelir mi?
    Soruyu tersten soralım: Demokrasi Atlantik’te geldi mi? Bu ithalatçı kafayı bırakalım. Demokrasi dışardan gelmez. Demokrasi dünyanın her yerinde üretimle, sanayileşmeyle gelir. Türkiye Avrasya ortamında üretimini geliştirebilir, üreten Türkiye’de demokrasi gelişir. Üreten insan aktiftir, tüketen insan pasif. Üreten insan yaratıcıdır, üretim ortamında özgür düşünce gelişir. Türkiye üreterek Kemalist devrimi tamamlayabilir. Bu varsayım değil, Kemalist devrim mirası…

    • #12 by mayk6 on 28/08/2018 - 02:18

      Uretelim, ne uretelim. Konusup tartisip en iyi planlamayi yapalim. Peki ya Akp bu plani uygulamazsa, yerine Kanal Istanbul rantinda israr ederse, kim durduracak. Birileri, efendim, bu projeden vazgecelim, bakin hepmiz ayni gemideyiz batiyoruz bizi dusunmuyorsaniz kendinizi dusunun diyecek, o da ikna olacak.
      ……
      Onun yerine muhalefeti hizaya getirelim, kriz gelince Akp yipranacak, Perincek diyecek ki, 200 milyar nakit, 300 milyar dogrudan yatirim getirecegim, kriz aninda cozulecek,…sarayin etrafinda on milyon kisi toplanacak, ve pazarlik yapilarak bir istifa olacak. Avrasyaci bir muhalefet kolasiyonu ilk secimde iktidara gelecek.
      ……
      Kriz gelince yine onlar rant elde eder, yurtdisina cikarir, bedelini halk oder. Ama baska turlu de iktidarin degismesi zor. Pompalilar hazir bekliyor, bir sms ile cikarlar meydana.
      Rejim degismeseydi iktidarin gitmesinde israr etmezdik, helal olsun hakkiyla kazanmis, kaybedince de gider derdik. Simdi krizi biz cozecegiz, araya Avrasya liderlerini sokacagiz, ama belli konulara hic dokunulamayacak. Jeoplitik eksen, tamam, ama icerdeki rejim ve yonetim yanlis. irandaki rejimi duzeltmeyen Avrasya Turkiyedekini niye duzeltsin.
      ……
      Vatan Partisi varsayim yapiyor derken, belki de varsaydiklari paralel evrenlerdeki butun olasi durumlari kapsiyordur, ama buna disardaki birinin ikna olmasi icin hicbir sebep yok.
      ……
      Dolar’in durumu, karisik, altinlar kimin elinde, dolarlar kimin elinde, manipulasyon yetkisi kimin elinde, dogu blokunun elindeki kozlar neler, dolari cokertirsek sistemi nasil toparlariz, hepsini ince ince dusunmek lazim. Herhalde bizim yapacagimiz bunlari dusunmek degil, Avrasyanin bize verecegi gorevleri yapmak.
      …..
      Farkli kaynaklardan komplo teorileri calisip hangileri dogrudur diye arastirmak lazim. Mantiksiz olanlar, ve bilinen olaylarla uyumu olmayanlar ayiklanabilir. Bazilarimiz diyebilir ki, Chomsky okunsun. Cok tanimasam da iki kritik konuda yanlis seyler soylemesi bende ciddi suphe uyandirdi. Kennedy cinayeti, ve onbir eylul.. resmi hikaye dogru olmasaydi bu ortaya cikardi diye sacmalamisti. Bir de Ay’a inme meselesi. Bu konular tabu olmus, kimse konusmuyor. Sanki onemli degillermis gibi. Halbuki Atlantik sisteminin yasamasini saglayan 3 buyuk yalandir bunlar.

  8. #13 by Mehmet Bayraktar on 28/08/2018 - 18:54

    Laf ortaya söylenmez. Eleştirdiğin yanlışları savunanların adını yazmaktan neden kaçınıyorsun? Her kritik zamanda egemenlerin işbirlikçiliğini yapan bu zatın adını saklamanız hoş değil.

    • #14 by mayk7 on 29/08/2018 - 08:48

      Bence tam tersine ortaya soylenir. Gereksiz polemikler davalarla ugrasmamak icin ortaya soylenir. Ayrica elestrilien iddiayi savunan birden fazla kesim vardir ve hepsine toptan bir elestri yapilmis olur. Mesela havuz medyasi Akp antimeperyalisttir der, Vatan Partisi Turkiye antiemperyalist bir rotaya girdi der, ikisine birlikte cevap olarak Akp antiemperyalist degildir denir.

      Monolog 1 kisilikse, Diyalog 2 kisilikse, Yorum yazmak 1.5 kisiliktir. Muhatabi olabilir de olmayabilir de, ya da belirsizdir. Burda benim iddiam dogrudur, senin iddian yanlistir diye bir kavga icinde degiliz. Turkiyenin gelecegi icin fikir jimnastigi yapiyoruz. Ayrica insanlari kendi arastirmalarini yapmaya tesvik ediyoruz.

      Kesin dogruluk bir tek matematikte vardir. Fizikte bile kesin dogruluk iddia etmek zordur. Unlu fizikci Niels Bohr demistir ki: Basit bir dogru tersi yanlis olan bir seydir. Derin bir dogru ise tersi de derin bir dogru olan seydir. Dunya disinda hayat var desek te yok desek te ciddi bir iddia ortaya atmis oluruz, ve tam olarak biri dogru oldugu halde herhangi birini destekleyecek bir delil cok onemsenir.

  9. #15 by mayk on 29/08/2018 - 14:11

    Ataturk-Vahdettin- Emperyalizm-Abdulhamit-Ittihat ve Terakki ile ilgili sozlere cevaben birseyler soyleyecegim, ama soylenenleri curutme amaciyla degil.

    Ataturk bir Osmanli askeriydi. Once padisahligi yikayim sonra emperyalizmi yeneyim demedi. Osmanli onun savastigi ilk donemde genelde ittihat ve terakkinin kontrolundeydi zaten.

    Ataturk Vahdettin’e karsi isyan olsun diye Samsun’a cikmadi. Istanbul yonetiminin hicbir gucu kalmadigini goruyordu, ve paralel bir devlet kurdu. Bunu yaparken de padisahin halk uzerindeki gucunden yararlandi. Anadoluya isyan ederek gecmedi. Sozde verilen bir gorevi icra etmek uzere uniformasiyla gitti. Bu uniforma olmasaydi halki yalnizca yakisikliligiyla etkileyemezdi. Anadoluda bir gorev almak icin cok ugrasti. ama o gorevi degil, tam tersini yapacakti. Tabi bu durum ortaya cikinca kukla haline gelmis olan padisahin askerleriyle de mucadele etmesi gerekti.

    Ittihat ve Terakki once Abdulhamit’i yendi, sonra emperyalizmle savasmaya basladi dersek.. evet ama Abdulhamit’i yenmesi icin once 31 Mart ayaklanmasi gerekiyordu, aksi halde 1908 devrimi nasil yapilacakti. 33 yil niye beklendi.

    Tarihten ders alinir ama birebir analoji kurulmaz. Mesela su anda emperyalizmle mucadele icin gdo ithalatiyla ve kapali kaynak isletim sistemleriyle de mucadele gerekiyor, ama bunun benzeri birsey tarihte yok. Savas yontemleri degisti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: