Sarayın şantaj kartı: 5 milyon Suriyeli

Türkiye’de bulunan yaklaşık 5 milyon Suriyeli “mülteci” değildir, “şartlı mülteci” de değildir. Hatta “mülteci statüsünde sayılmak üzere başvuru yapma durumu” oluşmadığından “sığınmacı” da değildir. Ülkemizdeki Suriyeliler bayramlarda ülkelerine rahatça giriş çıkış yapabildikleri için “ikincil koruma” statüsünde de değiller.

Peki nedir ülkemizdeki Suriyelilerin hukuki statüsü? Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. maddesine dayanılarak hazırlanan yönetmeliğe göre, ülkemizdeki Suriyeliler “geçici koruma” statüsündeler.

‘Geçici koruma altındaki Suriyeliler’

Sayıları 5 milyonu bulan “Geçici koruma altındaki Suriyeliler”, gün geçtikçe ülkemizde dağıldıkları şehirlerde sorunlarla karşılaşıyorlar ve sorun olarak görülüyorlar. Kabul etmek gerekir ki 80 milyonluk bir ülke için fazladan 5 milyon insan oldukça büyük bir yüktür.

Üstelik ülkemizdeki Suriyeli sorunu, ucuz işgücü sorunu olarak, evsizlik ve buna bağlı güvenlik sorunu olarak, yüksek doğum oranı nedeniyle hızlı artan nüfus sorunu olarak, çatışan kültür sorunları olarak ve elbette büyük ekonomik yük olarak, ciddi sorundur.

Bu soruna yönelik toplum içerisinde giderek “Suriyeli karşıtlığı” gelişmektedir ve tehlikeli noktalara ulaşma potansiyeline sahiptir.

AKP’nin sorumluluğu

Baştan belirtelim: “Geçici koruma altındaki Suriyeliler”in Türkiye’de bulunmasının baş sorumlusu AKP hükümetidir. AKP Suriye’deki soruna aktif taraf olmasaydı, sınırları açmasaydı, rejimi yıkmaya çalışmasaydı, muhaliflerden bir ordu kurmasaydı, Türkiye’nin “geçici koruma altındaki Suriyeliler” diye bir sorunu olmayacaktı.

Hatta daha ileri giderek söyleyelim; AKP hükümeti Atlantik cephesi içerisinde açık bir rejim devirme operasyonu içerisinde olmasaydı, Suriye sorunu bu kadar uzun bir süreye de uzamayacaktı!

O nedenle, bu gerçeği es geçerek ve sorunu yaratan AKP’nin sorumluluğunun üzerinden atlayarak kaba bir Suriyeli karşıtlığı yapmak hem politik olarak hem de insani olarak büyük yanlıştır.

Artık önemli olan, bu saatten sonra sorunu Türkiye, Suriye ve Suriyeliler açısından en yararlı şekilde nasıl çözebileceğimizdir. Zira zaman Türkiye’nin aleyhine işlemektedir. Örneğin TEPAV’ın araştırmasına göre Türkiye’de yaşayan Suriyeliler, tam 15 bin 159 şirket kurdular ve bu “girişimciler”in yüzde 72’si, savaş sona erse bile artık Türkiye’den ayrılmayı düşünmüyor!

Suriyeliler, tampon ve fon aracı

AKP hükümetinin “geçici koruma altındaki Suriyeliler” için “sağlıklı” bir çözümü yok. Nitekim yukarıda belirttiğimiz gibi, AKP hükümeti zaten bu problemin kaynağıdır ve problemin kaynağının problemi çözmesi pek olası değildir.

AKP hükümeti tersine “geçici koruma altındaki Suriyelileri” politik hedefleri için bir araç olarak kullanmaktadır.

Sarayın son açıklamaları çarpıcıdır. İktidar açık açık AB’ye “ya bu yükü paylaşacaksınız ya da kapıları açarız” diyor!

Öte yandan AKP hükümeti, “geçici koruma altındaki Suriyelileri” ABD’yle “güvenli bölge” anlaşmasının bir aracı olarak da kullandı.

Dolayısıyla Suriyeliler, birincisi AKP’nin Suriye içinde bir tampon bölge kazanmasının aracı olarak, ikincisi de AB’den fon alabilmesinin aracı olarak kullanılmaktadır maalesef…

Yani problemin kaynağı, problemi daha da problematik hale getirmektedir!

Çözüm Şam’la anlaşmakta

Dolayısıyla AKP için ortada çözüm olmayan üç “çözüm” var: “Geçici koruma altındaki Suriyelileri” birincisi AB’ye göndermek, ikincisi AB’den gelecek fonlar karşılığında Türkiye’de tutmak ya da üçüncüsü Suriye’de kazanılacak bir tampon bölgeye yerleştirmek…

Oysa sorunun herkes için yararlı bir çözümü vardır: Suriyelileri vatanlarına kavuşturmak! Bu da öncelikle Ankara’nın Şam karşıtı pozisyonunu terk ederek Esad’la anlaşmasından geçmektedir. Ankara ile Şam’ın anlaşması, Suriye’deki “iç savaşı” hızla sonlandıracak ve Türkiye’deki Suriyelilerin -büyük bir kısmının- vatanlarına dönmesini sağlayacaktır.

Ancak tersi bir sürecin içindeyiz: AKP’nin Esad karşıtlığı hem Türkiye’deki Suriyeliler sorununu büyütüyor hem de toprak kazanma hedefiyle girilen ABD’yle “güvenli bölge” anlaşması üzerinden Suriye’nin kuzey doğusunda bir PYD devletçiğini doğuma hazırlıyor!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Eylül 2019

Reklamlar
  1. #1 by puma on 11/09/2019 - 12:15

    Bence gorulmektedir ki Turkiye ile Suriyenin anlasmasini,
    daha dogrusu direk olarak gorusmesini Rusya da istememektedir.
    Boylece butun taraflari kendine mecbur birakmaktadir.
    Kilicdaroglu Turkiye Suriye ile barissin diyor,
    Reis olmaz diye inat ediyor,
    yine de Kilicdar burda amerikanci oluyor Vatan Partisine gore,
    Akp ise avrasyaci guya.
    Bunun tek anlami vardir bence Rusya da bu durumdan memnun.

    ABD ile Rusya egemenlik savasi mi veriyor,
    yoksa zihinlerindeki ortak plani hayata gecirebilmmek icin
    butun bolge gucleriyle gostermelik ittifaklar icinde mi bulunuyorlar.
    Vatan partisine gore birincisi dogru,
    Chpye gore sanki ikincisi. Hangisi dogru, bilmek zor.

    S.Koray Aydinlikta diyordu ki savas iki taraf arasinda olur
    (uc veya daha fazla guc arasinda degil). Aslinda reis te bunu
    “veciz” bir sekilde dile getirmisti: bitaraf olan bertaraf olur.
    Tabi onun kastettiginde bizden olmayan bertaraf olur demek istiyordu,
    ama korkmayip karsi tarafta olsaydik belki hem Akpden hem Fetoden kurtulurduk.

    Birinci dunya savasinda Almanya ile ittifak icindeydik.
    Peki kazansaydik ne olacakti, o zaman da Almanyanin mandasi olacaktik.
    onlarin planlarina gore.

    S.K. ayrica ikinci dunya savasindaki taraflari soyle siralamisti (galiba):
    ABD, Fransa, Ingiltere, Rusya, (ayrica Cin?) bir tarafta,
    Almanya, italya, Japonya obur tarafta. Bilinen hikaye de boyledir.
    Ben buna katilmiyorum. Bir kere ABD Hitler’in arkasindaydi.
    Uzun sure destekledi, hem de dede Bush destekledi.
    Rusya Berlin’e gelince ABD panikledi, Almanya’yi yenenin kendisi olmasi icin cikartma yapti.
    Ayni Isid’i yenenin kendisi olmasina calismasi gibi.
    Ikinci dunya savasi bence fasist-satanist-siyonist-trilyoner bati elitleri ile
    sol-sosyalist-antiemperyalist dunya arasinda idi.
    Mesela Fransa Almanya tarafindan isgal edilmedi,
    Fransa kendisi teslim oldu, cunku isbirlikci kuklalarin kontrolundeydi.
    Fransa’nin solculari karsi geldi ama gucleri yetmedi.
    Hitler nasil iktidara geldi: Once bir hiperenflasyin yaratildi,
    arkasindan Hitler iktidara getirildi. Hiperenflasyonu kim yaratabilir: satanist bankerler.
    Bu bankerler yahudi diye bilinirler. Hitler onlara dokunmadi, onlarin Frankfurt’ta keyifleri yerindeydi.
    Hitler Vatikan ve Isvicreye dokunmadi, cunku onlarin adamiydi.
    Yahudileri yakti mi gercekten:
    Yahudiligiyle ovunen derin devlete karsi oldugunu soyleyen
    (ve malesef ABD Rusya ve Almanyanin Cin ve Hindistana karsi birlesmesini isteyen)
    eski dunyabankasi’li KarenHudes’e gore yahudi yakma merkezi oldugu soylenen yerler
    aslinda uranyum zenginlestirme merkezleriydi.
    Birinci dunya savasini kaybeden, arkasindan agir bir ekonomik kriz geciren Almanya nasil
    15 yil icinde dunyanin super gucu olmustu: Cunku bankerler onlara bu rolu vermisti.
    Ingiltere ile Almanya savasti diye biliyoruz.
    Ama Hitler’in Kralice Victoria’nin galiba torunu oldugu soyleniyor.
    Churchill ve altin hirsizi Japon general Yamas da ayni sekilde.
    Almanya ile Ingiltere arasindaki savas soyle olmus olabilir:
    Gecenlerde okudugum bir hikayeye gore Ingiliz elitlerinden biri Ingiltereye kusmus ve
    savasta Ingiltere karsiti olmus. O zaman Enigma, Truring’in alman sifresini kirmasini falan nasil degerlendirecegiz:
    ben buna savas icinde savas diyorum. Kimin eli kimin cebinde belli degil.

    Ama esas olarak 2. dunya savasinin amaci fasist bir tek dunya devleti kurmakti.
    (New World Order)
    Bunun icin yapilmaisi gereken iki sey vardi.
    1. Solu yok etmek.
    2. Dunyadaki altinlari calma ve bu sayede insanlari finans yoluyla kolelestirmek.
    Hitler altin caldi. Kuzeni ya da belki kardesi oldugu soylenen general Yamashita altin caldi.
    Az buz degil, dunyadaki 2,5 milyin tonun belki yarisi bunlar tarafindan yer degistirdi.
    Su anda en az yarim milyon ton altin filipinlerde bankada veya magaralardadir.
    Bunlarin dunya bankasi kontrolunde oldugu soyleniyor. Bunlari Yamashita mi oraya goturdu yoksa
    “kahraman” JoseRizal mi Vatikan’dan kacirdi.
    Bir suru yarim hikaye var boyle , ama resmi hikayenin tam dogru olmadigi kesin gibi.
    GWBush’a da soruyorlar en zengin ulke hangisi diye: Filipinler diyor.

    ABD Japonyaya nukleer bomba atti, ama hem sonrasinda Japon Krarlini iyi adam ilan etti,
    hem de Japonyayi endustri devi yapti, ayni Almanya gibi, ve daha sonra, ilginc olan,
    ABD kendi endustrisini yokederken, Cin’i endustri devi yapti.

    Butun bunlarin anlami sudur: Elitler ulus devletler istemiyordu. Herbiri kendi kontrolunde olan,
    farkli alanlarda uzmanlasmis kukla devletler olusturmak istiyordu.

    Bence belki Einstein’in kahramanlastirilmasi da ayni projenin parcasidir.
    izafiyet teorisi buyuk bir teoridir, ama onun teorisi midir, ya da onun katkisi ne kadardir.
    Sonuc olarak isik hizinin her referansa gore ayni kalmasi Newton fizigiyle celisiyordu,
    ve bu durum bircok kimsenin ilgisini cekmistir.
    Mesela Einstein’e ithaf edilen denklemlerin bir kismini Poincare de bulmus.
    Bir ihtimal patent enstitusunde calisirken gelen makalaleri caliyordu.
    Nazilerin yaktiklari kitaplari dusununce bunlarin delil yoketme anlami tasidigi da dusunulebilir.
    Tamam. belki gercekten cok iyi ve buyuk bir adamdir,
    ve yukarda bahsettigim turden seyleri soyleyenler iftira da atiyor olabilirler, ama
    en buyuk ve tek dahi gibi pazarlanmasi hic normal degil. Bu bir ajandanin parcasi olabilir ancak.
    Belki Ataturk’un dahiligini perdelemek icin bile yapilmis olabilir, cunku Ataturk sol bir devrim yapti,
    Einstein ise siyonist olarak bilinir. Dahiligin sembolleri: Freud, Pastor, Einstein, belki Darwin.
    Pastor hakkinda da olumsuz seyler duydum, ama iftiraci ben olmayayim.
    Darwin’i de heralde yalnizca “controversial” oldugu icin listeye ekliyorlar,
    Freud’u da kendi sapikliklarina temel olustursun diye belki.
    Che diyince ne akla geliyor Ataturkcu , antiemperyalist bir devrimci mi
    yoksa nargile icilen bir kahvede konaklayan issiz gucsuz dovmeli daginik uzun sacli sakalli soldan anarsist gencler mi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: