Archive for category CRI Türk

Çin-Rusya-Hindistan Bloğu

Londra Zirvesi yaklaşırken, NATO Genel Sekreteri Jens StoltenbergÇin’in ilk kez NATO’nun resmi gündeminde” olduğunu açıklıyordu.

Nitekim öyle de oldu. NATO’nun Londra Zirvesi’nde Çin “risk potansiyeli” görüldü ve fiilen NATO’nun hedefi ilan edilmiş oldu.

Bu, ABD’nin son ulusal savunma stratejisiyle uyumlu bir planlamaydı elbette…

ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi

ABD’nin bir süredir belirlediği ulusal güvenlik stratejisi, Asya-Pasifik stratejisidir. Çin’i bölgesinde çevrelemeyi esas alır bu strateji.

Ancak ABD stratejisini en son güncellediğinde, ismini de güncelledi: Asya-Pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu.

Washington,  açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.

Pentagon’un şefi, ABD Savunma Bakanı Mark Esper bu stratejiye uygun askeri planlamalarını şöyle özetledi: “Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır.” (20.12.2019)

Evet, ABD, neredeyse 30 yıldır esas rakibinin Çin olacağını görüyor, biliyor ve ilan ediyor. Bu nedenle de neredeyse 20 yıldır adım adım Asya-Pasifik stratejisi inşa etti.

Peki, ne oldu da Asya-pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu?

Denilebilir ki, Ortadoğu’yu tamamen bırakarak Pasifik’e yönelmek ABD emperyalizmi için uygun olmayacağından, Pentagon bir sentez yaparak, Hint okyanusundan, yani Ortadoğu’nun hemen doğusundan başlayarak hattını genişletiyor…

Kuşkusuz bu da var. Ancak esas nedenin Hindistan’ı yanına çekmek olduğu anlaşılıyor. Açıklayalım:

Üçlü işbirliği modeli

Rusya’nın ünlü Dışişleri Bakanı (sonra da Başbakanı) Yev­geny Primakov, 1990’ların sonunda ABD’ye karşı Rusya-Çin-Hindistan bloğunun oluşturulması gerektiğini savunuyordu.

21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapmak isteyen küresel he­gemon ABD’ye karşı ancak böylesi bir birlikle karşı durula­bilirdi.

Pratikte bu gerçekleşti: Rusya, Çin ve Hindistan hem Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde hem de BRICS içinde birlikteler.

Kuşkusuz üçlü içinde Hindistan’ın Rusya ve Çin’e göre ABD’yle ilişkileri farklı bir noktada. Bu da Hindistan’ın So­ğuk Savaş boyunca Rusya’yla yakın durmasına rağmen güçlü bir Çin endişesi bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Aslında üçlü içindeki ikili ilişkiler açısından ABD’ye karşı işbirliği olduğu gibi, kendi aralarında rekabet, gelecek endi­şeleri ve bugün kritik seviyede olmayan kimi ulusal çıkar çatışma­ları da vardır.

Ancak, esas eğilimin, üç ülkenin de işbirliği yönünde olduğu görülüyor.

ABD’nin hedefi: Üçlü işbirliğini bozmak

ABD, 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” ilan ederken, hızla büyüyen Çin’e karşı “daha geniş Batı” inşa etmeyi önüne hedef koymuştu.

Daha geniş Batı, Rusya’yla olacaktı. Zayıflayan, eski Sovyet bölgelerini ABD’ye kaptıran Rusya, Batı’yla yan yana olmaya mecburdu Washington’a göre. Anımsayalım: O yıllarda AB-Rusya ve NATO-Rusya konseyi gibi mekanizmalar kuruldu…

Ancak bu gerçekleşmedi ve Vladimir Putin döneminin başlamasıyla silkelenen Rusya, yeniden yükselişe geçti.

İşte o şartlarda ABD için esas büyük problem başlamıştı: Çin-Rusya işbirliği…

ABD açısından Çin-Rusya ittifakı, “kesin yenilgi” demekti.

İşte ABD son yıllarda şu esasa göre hareket etmeye çalışıyor: Çin-Rusya ittifakına karşı Hindistan’ı yanına çekmek…

Zira bir zamanlar Primakov’un öngördüğü Çin-Rusya-Hindistan bloğu kurulursa, ABD emperyalizmi teslim bayrağı çekmek durumunda kalacak!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Ocak 2020

Yorum bırakın

İRAN’DA ABD-ÇİN ÇEKİŞMESİ

ABD, Kasım Süleymani suikastı ile İran’a karşı uyguladığı baskı politikasının seviyesini yükseltmiş oldu.

Fakat ABD için İran karşıtlığı sadece İran karşıtlığı değil, en az onun kadar da Çin karşıtlığıdır. Şundan:

1. ABD’nin İran’ı kuşatma stratejinin başarılı olması, İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin’in bu ülkeden petrol tedarik etmesini engelleyebilmesine bağlıdır. Çin İran petrolünü aldıkça, ekonomisi batmayacak ve Tahran yönetimi direnmeye devam edebilecek.

2. ABD, ileride kaçınılmaz olarak hesaplaşmaya gideceği Çin’in daha da büyümesini önleyebilmek için, enerjiye bağımlı bu ülkenin enerji nakil hatlarını kesmek istiyor.

ABD’NİN KÂBUSU: KUŞAK VE YOL İNİSİYATİFİ

ABD, Çin’in Afrika ve Avrupa’ya uzanan kara ve deniz ipek yollarını, küresel liderliğine meydan okuyan en önemli proje olarak görüyor. Zira Çin’in “kuşak ve yol inisiyatifi” sadece dev hacimli bir ekonomi projesi değil, aynı zamanda ABD’nin geleneksel müttefiki Avrupa’yı Asya-Pasifik’e bağlayan bir siyasal hat…

ABD, “kuşak ve yol inisiyatifi”ni boğmak için planlamalar yapıyor. Hedefi şu: Çin’i bölgesine sıkıştırmak…

ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için izleyeceği strateji, projeyi kesmek için en ileriden geriye doğru belirlediği üç hatta dayanıyor:

İlk hat, deniz İpek Yolu’nu güney Çin Denizi’nde, kara ipek yolunu Orta Asya’da kesmek.

Bu olmadığı taktirde, ikinci hat Ortadoğu, üçüncü hat Balkanlar olacak.

ÇİN-PAKİSTAN KORİDORU’NUN ÖNEMİ

Çin, ABD’nin deniz İpek Yolu’nu kesmeye yönelik ilk hat hamlesine karşı çok önemli bir manevra yaptı ve deniz yolunu kısaltıp, karaya bağladı.

ABD Malaka Boğazı’nı tutarak Arap/Fars Körfezi’nden Çin’in doğu limanlarına ulaşan önemli ticaret yolunu kesme gücünü elinde tutuyordu. Çin ABD’nin bu gücünü boşa çıkaran bir hamle yaptı ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu kurdu.

Pakistan’ın Umman Denizi’ndeki Gwadar Limanı’nı satın alan Pekin yönetimi, bu limanı Pakistan karayolu ile Çin’in batısına bağladı. Böylece İran’dan petrol alıp Hürmüz Boğazı’ndan çıkan bir tanker ABD denetimindeki Malaka Boğazı’na girmeden, Umman Denizi’ndeki Gwadar’a petrolü boşaltıyor ve petrol karadan/boru hattı ile Çin’e ulaşıyor.

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun Çin ayağı Kaşgar eyaletidir; yani Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’nin batı komşusu… Bölgedeki ABD merkezli kışkırtmaların nedeni elbette ABD’nin Uygur sevgisi değil, işte bu stratejik hattır!

KÖRFEZ AĞZINDA GÜÇ MÜCADELESİ

Çin-İran bağlantısını Malaka Boğazı ile kesemeyen ABD, şimdi doğrudan Arap/Fars Körfezi’nin ağzını, Hürmüz Boğazı’nı tutmaya çalışıyor.

ABD bu amaçla bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte İran’a karşı (ve elbette Çin’e karşı) bir “deniz koalisyonu” kurdu; şimdi bunu bölgedeki ve Batı’daki müttefikleriyle genişletmeye çalışıyor.

Çin’in bu hamleye karşı-hamlesi ise Rusya ve İran’la birlikte geçen hafta Körfez’in açıldığı Umman Denizi’nde deniz tatbikatı yapması oldu!

ABD HEGEMONYASININ SONU

Önümüzdeki süreçte bu ikinci hatta kıyasıya mücadele olacak. Burada da Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyatifi”ni kesemeyen ABD, üçüncü hatta, yani Balkanlar’da savunmaya geçecek.

Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyati” kapsamında kiraladığı başta Pire Limanı olmak üzere, Balkanlar’dan Libya’ya kadar uzanan bölgede ve toplamda Doğu Akdeniz’de kıran kırana bir çarpışma yaşanacak.

ABD o üçüncü hatta da başarılı olamayınca, ki olamayacak, bu kez kaçınılmaz olarak pek çok bölgeden çekilecek ve Çin’i hedef almak üzere Hint-Pasifik stratejisine uygun olarak bölgeye askeri yığınak yapacak. (Ya da büyük hesaplaşmayı göze alamayıp geri çekilecek, Çin’le birlikte dünyaya liderlik edebilmenin yolunu arayacak.)

Fakat hiçbir strateji, inişe geçen ABD hegemonyasının sonunun gelmesini durduramayacak!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Ocak 2020

2 Yorum

ABD’nin Körfez baskısına üçlü yanıt

Çin, Rusya ve İran, 27-30 Aralık 2019 tarihlerinde Umman Körfezi ve Hint Okyanusu’nda ortak deniz tatbikatı yaptı.

İranlı Tuğamiral Gulam Rıza Tahani, tatbikatın mesajını şöyle açıkladı: “Bu tatbikatın mesajı barış, dostluk ile işbirliğimiz ve birliğimiz sayesinde kalıcı güvenlik… Ve sonucu da İran’ın tecrit edilemeyeceğini göstermek olacak.”

Üç ülke arasındaki bu tatbikat, askeri bir tatbikattan fazla bir anlam taşıyor ve doğrudan ABD’nin bölgeye ilişkin planlamasına yanıt veriyor.

Nedir o planlama? Çok kısaca anlatalım:

Enerji nakil hatları kontrol mücadelesi

ABD, açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.

Bu strateji içerisinde ise somut olarak İran’a ambargo uyguluyor ve Basra-Fars Körfezi’ne basınç uyguluyor. ABD’nin İran’a ambargosu, İran kadar Çin’i de hedef alıyor. Zira Çin, İran’ın en büyük petrol alıcısı durumunda…

ABD Basra-Fars Körfezi’yle Çin limanları arasındaki bağlantıyı, öncelikle Malaka Boğazı üzerinden tutuyordu. Çin bu engeli Kaşgar’dan Pakistan’dan kiraladığı Gwadar Limanı’na petrol boru hattı inşa ederek devre dışı bıraktı. Böylece İran’dan petrol alan Çin gemileri Malaka Boğazı’ndan geçmeye gerek kalmadan, hemen körfezin çıkışındaki Umman Denizi üzerinde bulunan Gwadar Limanı’na petrolü boşaltacak…

ABD, Çin’in bu hamlesine karşı ikincil olarak doğrudan Basra-Fars Körfezi’ni baskılayarak yanıt vermeye çalışıyor.

Dolayısıyla Çin, Rusya ve İran’ın Umman Denizi ile Hint Okyanusu’nda yaptığı ortak tatbikat, ABD’nin bu ikincil hamlesine yanıt niteliği taşıyor.

Yani, Körfez’den Çin’e uzanan enerji nakil hatlarının kontrolü üzerindeki mücadelede yeni bir hamle gelmiş oluyor.

ABD ile ortakları arasına girme taktiği

Öte yandan Çin ve Rusya, ortak tatbikata rağmen, ABD’nin bölgedeki ortaklarına karşı da “esnek diplomasi” uyguluyor.

Şöyle ki:

ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte İran’a karşı bir “deniz koalisyonu” kurdu.

Ancak Çin ve Rusya, ABD’nin “ortaklarıyla” yakın işbirliği yaparak bu ortaklığın katılaşmasını önlemeye çalışıyor.

Örneğin Çin Halk Kurtuluş Ordusu, geçen ay Suudi Arabistan’la Kızıldeniz’de tatbikat yaptı. Örneğin Rusya, Suudi Arabistan’la askeri görüşmeleri yapıyor.

Yani Beijing ve Moskova, İran’la işbirliği dışında, ABD ile ortakları arasına da girmeye çalışıyor ve bölgede ABD’yi yalnızlaştırabilmeyi önüne hedef koyuyor.

Büyük güç mücadelesi sahnesi

Öte yandan bölge petrolüne büyük ihtiyacı olan Japonya da “su yollarını korumak” gerekçesiyle bölgeye askeri bir gemi ve iki devriye uçağı gönderme kararı aldı.

Ancak Japonya, ABD’nin yaptığı çağrıya uymayacağını ve “deniz koalisyonu”na katılmayacağını açıkladı.

Yine hızlı büyüme ve atılım içindeki Hindistan da bölge petrolünün önemli alıcılarından biri ve üstelik bölgeye en yakın konumda…

Sonuç olarak Basra-Fars Körfezi’nden Hint Okyanusu’na uzanan hat; ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi büyük kuvvetlerin ciddi güç mücadelesine sahne olacak…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Aralık 2019

 

Yorum bırakın

Çin-Batı Asya ittifakının önemi

NATO’nun Londra Zirvesi’nin en çarpıcı sonuçlarının başında, ittifakın 70. yılında ilk kez Çin’i hedef alması geliyordu…

Zirve öncesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg, “Çin ilk kez resmi gündemimizde olacak” demişti. Zirve sonrası yayımlanan Londra Deklarasyonu’nda Çin’in yükselen gücüne dikkat çekilerek şöyle denmişti: “Çin’in artan nüfuzu ve uluslararası politikalarının ortaya çıkardığı fırsat ve sınamaları ittifak olarak birlikte ele almalıyız.” (4.12.2019)

ABD strateji belgelerinde Çin

Elbette bunda şaşıracak bir durum yok. ABD için esas hedef Çin…

Nitekim Trump Doktrini olarak bilinen 2017 tarihli ve “Önce Amerika” vurgulu ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde, Washington yönetimi ilk kez Çin’i “meydan okuyan stratejik rakip” kategorisine yükseltmişti.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 1 Haziran 2019’da açıkladığı “Hint-Pasifik Strateji Raporu” da, yine Çin’i hedef almıştı.

64 sayfalık raporun özeti şuydu: ABD, kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan ediyor. Çünkü “Dünyanın en büyük 10 ordusundan 7 tanesi Hint-Pasifik’te bulunuyor. Bölgedeki 6 ülkede nükleer silah var. Dünyanın en işlek 10 limanından 9’u burada. Dünya deniz ticaretinin yüzde 60’ı buradan yapılıyor.”

Pentagon raporuna göre “ekonomik, siyasi ve askeri yükselişiyle 21. yüzyılın en belirleyici unsuru” olan Çin ise ABD’nin esas rakibidir.

Pentagon’un askeri yığınak hedefi

Kısacası ABD, NATO’yu da “stratejik rakip” ilan ettiği Çin’e karşı konumlandırmaya çalışıyor…

Ve Pentagon da, bu esasa göre askeri yığınak yapmaya hazırlanıyor.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, birkaç gün önce yaptığı açıklamada tam da bunu vurguladı: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Ortadoğu’da ortaya çıkan fırsat

Kuşkusuz ABD Ortadoğu’dan (Batı Asya’dan) güç azaltarak Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmaya yönelirken, Ortadoğu’daki genel çıkarlarını ve İsrail’in güvenliği gibi özel çıkarlarını belli bir dengede garantiye almak ve korumak isteyecektir.

İşte bu durum, ABD karşısındaki kuvvetlere, birbirini bütünleyen iki yönlü avantaj sağlamaktadır:

1. ABD’nin stratejik olarak Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmak üzere Ortadoğu’dan güç azaltma yoluna girmesi, bölgedeki ABD merkezli 70 yıllık yapıyı adım adım çözecek… Özellikle Rusya, İran ve Türkiye için alan açılacak, açılıyor…

2. Çin’in Ortadoğu’daki bu çözülüşe destek vererek ABD’nin genel çıkarlarını belli bir dengede garantiye almasını zorlaştırması, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmasını geciktirecek…

Bu iki hamlenin toplamı da ABD emperyalizmini zayıflatacak…

Dolayısıyla ABD’ye karşı Çin-Batı Asya ittifakı kritik önemdedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Aralık 2019

 

 

 

 

 

1 Yorum

‘Tek ülke iki sistem’ modelinin başarısı

1842’de Hong Kong’u sömürgeleştiren İngiltere, yönetimini 1 Temmuz 1997’de Çin Halk Cumhuriyeti’ne devretti.

1887’de Makao’yu sömürgeleştiren Portekiz, yönetimini 20 Aralık 1999’da Çin Halk Cumhuriyeti’ne devretti.

Hong Kong ve Makao’nun “özel yönetim bölgesi” olarak anavatana dönmesi özetle Çin devriminin başarısı ve emperyalizmin Asya’da yenilgisi anlamına geliyordu…

20 yılda 8 kat büyüme

Bugün Makao’nun Çin egemenliğine dönmesinin 20. yılı…

Peki Portekiz egemenliğinden Çin egemenliğine geçiş Makao’ya ne kattı?

İşte rakamlar:

1999 yılından 2018 yılına kadar Makao’nun Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) yıllık ortalama yüzde 7,7 oranında büyüdü! Bu oran en gelişmiş Batılı ülkelerin son 20 yıllık ortalama büyüme oranlarının iki katından fazladır!

1999 yılında Makao’da kişi başına düşen GSMH yaklaşık 15 bin ABD Doları iken, bu rakam 2018’de yaklaşık 84 bin ABD Dolarına yükseldi.

1999’da Makao’da işsizlik oranı yüzde 6,3 iken, bu oran 2018’de yüzde 1,8’e düştü.

Bütçe fazlası veren şehirde her yıl bütçenin bir kısmı vatandaşlara dağıtılıyor.

Kısacası “bir ülke iki sistem” modeli ile Çin’in egemenliğinde “özel yönetim bölgesi” olan Makao, 20 yılda büyüdü, gelişti ve kalkındı…

Öyle ki bunu Makao’yu Çin’e devreden Portekiz bile söylüyor! Portekiz Başbakanı Antonio Costa “bir ülke iki sistem” politikasının Makao’ya “göz alıcı bir başarı hikayesi ve sosyal refah getirerek kültürel çeşitliliğinin korunmasına büyük katkı sunduğunu” söylüyor!

Kumar gelirine bağımlılığı azaltma hedefi

Doğu’nun Vegas’ı olarak biline Makao’nun en önemli geliri, kumarhane ve turizm gelirleri…

Ancak Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi, şehrin Portekizlilerden miras kumar gelirine bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Bu hedefte bir başarı da sağlanmış görünüyor: Kumarhane gelirlerinin toplam gelir içindeki payı yavaş yavaş düşüyor ve Makao’da sergi, konferans, finans, geleneksel Çin tıbbı ve kültürel inovason gibi yükselen yeni sektörlerin payı yükselmeye başlıyor.

Çin yönetimi, Makao’ya yapılacak yeni yatırımlarla, bu şehrin, uluslararası konferanslara ev sahipliği yapan Singapur’la yarışmasını hedefliyor. Nitekim Makao’nun sergi ve konferans gelirleri, daha şimdiden GSMH’nin yüzde 1’ine ulaşmış durumda…

Dengeli birleşme

Sonuç olarak 100 yıldan fazla bir süre Avrupa sömürgesi olmuş iki “özel yönetim bölgesi” olan Hong Kong ve Makao’daki bu çarpıcı gelişim başarıları, Çin’e özgü “tek ülke iki sistem” modeliyle dengeli bir “birleşmenin” sonucudur.

Batı’nın Hong Kong olaylarından hareketle Çin düşmanlığı pompalaması ve ayrılıkçılığı teşvik etmesi, sosyo-ekonomik tablodaki asıl gerçeği elbette değiştiremeyecektir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Aralık 2019

1 Yorum

ABD küresel ticaret savaşını kazanamadı

ABD’nin Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının geride kalan 20 ayında ortay çıkan en önemli sonuç şudur: ABD’nin Çin’e ticaret savaşı, sadece Çin’i değil, ABD’yi de vurmaktadır.

Washington bu nedenle bir müzakere masası kurmaya mecbur kaldı. Ancak masaya güçlü oturabilmek ve Çin’den taviz koparabilmek için Beijing’i baskı altında tuttu: ABD’nin Uygur ayrılıkçılığını ve Hong Kong’daki olayları desteklemesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Sonuç olarak küresel ticaret savaşıyla iki tarafın da kaybettiğini gören Washington ve Beijing yönetimleri masaya oturdu ve iki tarafın da kazanacağı bir yol bulmaya çalıştı. İlerleyebilmek için de müzakereleri aşamalara bölerek kolaylaştırma yolunu seçtiler.

İşte geçen günlerde yapılan anlaşma, bu müzakerenin birinci aşamasına dair anlaşmadır.

ABD makası kapatamadı

Anlaşmanın özeti şudur: Çin ABD’den daha çok mal alacak ve ABD de Çin’e uyguladığı ek gümrük vergilerini kademeli olarak kaldıracak.

Ayrıntılandırırsak:

Mevcut durumda Çin’in ABD’ye sattığı mal, ABD’nin Çin’e sattığının çok çok üstündeydi. ABD bu nedenle Çin’e karşı sürekli ve büyüyen bir dış ticaret açığı veriyordu. Çin’in sattığı mallara gümrük vergilerini artırarak makası kapatacağını hesapladı.

Örneğin Çin’in 2017’de ABD’ye ticaret fazlası 275 milyar dolardı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşına rağmen bu açık büyüdü ve 2018’de 323 milyar dolara çıktı!

Üstelik Çin de benzer şekilde ABD mallarına ek vergi koyma yoluna girince, ortaya biri daha az, biri daha çok ama son tahlilde iki tarafın da zarar ettiği bir tablo çıkmış oldu.

Anlaşmanın içeriği

Varılan “ilk aşama” anlaşmasına göre Çin önümüzdeki iki yılda ABD’den yapacağı tarım ürünleri alımını (50 milyar dolar) artıracak. ABD de karşılığında Çin’e uyguladığı ek gümrük vergilerini kademeli olarak kaldıracak: Washington 15 Aralık’ta uygulamaya koyacağı 160 milyar dolarlık Çin malına gümrük vergisi artışını erteleyecek; Eylül ayında uygulamaya başladığı 120 milyar dolarlık Çin malına gümrük vergisini de yarı yarıya azaltacak. Beijing de karşılığında ABD otomobillerine yüzde 25 gümrük vergisi içeren planını erteleyecek.

Anlaşma kapsamında ayrıca fikri mülkiyet haklarının korunması ve teknoloji transferinin engellenmesi gibi konularda Çin ABD’ye taahhütte bulundu.

Sonuç olarak her iki taraf da kazanmış oldu. Nitekim Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, müzakerelerin birinci aşamasında varılan anlaşmayı “herkes için iyi haber” olarak değerlendirdi ve “Küresel ticaretin istikrarına katkıda bulunacağını” belirtti.

Çin direnişinin önemi

Artık önemli olan şudur: ABD küresel ticaret savaşını kazanamayacağını anladı. Çin’e, AB’ye, Rusya’ya, İran’a, Türkiye’ye ticaret savaşı açan ve yaptırım uygulayan Washington yönetiminin uzun vadede kazanma şansı zaten yoktu.

ABD’nin küresel ticaret savaşının Çin ayağında ortaya çıkan bu tablo, o savaşın bir başka cephesinde, AB cephesinde de Avrupa lehine değişiklik getirecektir.

Yani ABD’nin açtığı küresel ticaret savaşına karşı Çin direnişi, diğer cephelerde savaşa maruz kalanları da rahatlatacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
17 Aralık 2019

1 Yorum

NATO Çin’i hedef ilan etti

70. yılında yapılan NATO’nun Londra Zirvesi, kritik öneme sahipti. Zira NATO’nun önemli üyelerinden Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, açık açık “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyordu.

Bir ölçüde doğruydu. Çünkü NATO’nun ABD ile Avrupa ayakları arasında sorunlar vardı.

ABD ile Avrupa arasındaki sorunlar

Örneğin ABD Avrupalı müttefiklerinden İran’la yapılan nükleer anlaşmayı sonlandırmasını istiyordu ancak Berlin ve Paris, anlaşmayı sonlandırmak şöyle dursun, Tahran’la alışveriş için alternatif ticaret mekanizması kuruyordu!

Örneğin ABD, Avrupalı müttefiklerinin Rusya’yla gelişen işbirliğine karşı çıkıyordu. Ancak hem Berlin hem Paris bu çağrıya karşı çıkıyordu. Macron Londra Zirvesi’nin hemen öncesinde “Rusya’yı NATO’nun baş düşmanı olarak görmek anlamsız” diyordu.

Örneğin ABD, Almanya’nın Rusya’yla yaptığı Kuzey Akım-2 enerji anlaşmasına karşı çıkıyor ve Berlin’den bu anlaşmayı feshetmesini istiyordu. Berlin anlaşmayı sürdürüyor ve Washington da müttefikine karşı yaptırım arıyor!

Örneğin Almanya ve Fransa, ABD’den bağımsızlaşmak gerektiğini savunuyor ve Avrupa ordusu kurulmasını savunuyor.

Örneğin ABD Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğine karşı çıkıyor ve Ankara’nın Moskova’dan S-400 almamasını istiyor ancak başaramıyor.

Özetle NATO’nun ABD ile Avrupa üyeleri arasında ciddi sorunlar var…

Beyin ölümüne tedavi arayışı

İşte Londra Zirvesi bu şartlarda toplandı ve NATO’yu Avrupa’yı kontrol etme aracı olarak kullanmaya ihtiyacı olan ABD, ittifakın beyin ölümünün gerçekleşmediğini ortaya koymaya çalıştı.

İşte NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg bu amaçla “Çin’in ilk kez NATO’nun resmi gündeminde” olduğunu belirtiyor  ve bu nedenle “ittifakın canlı olduğunu ortaya koyuyoruz” diyordu!

Böylece NATO’nun Londra Zirvesi’nde Çin “risk potansiyeli” görülerek, fiilen hedef ilan edilmiş oldu.

Asya-pasifik merkezli stratejik planlama yapan ve Çin’i “baş düşman” gören ABD böylece liderliğini yaptığı NATO’ya da “belli ölçülerde” bunu kabul ettirmiş oldu.

Yeni bir dünya kuruluyor

Ancak nafile…

Zira NATO kendisine yeni bir düşman ilan etse de, adım adım beyin ölümüne gidiyor.

Kuşkusuz bugünden yarına NATO’nun dağılmasını beklemek doğru değildir ancak ABD’nin hegemonyasının zayıflamasına bağlı olarak, merkezkaç etkisiyle, ittifak üyelerinin adım adım bağımsızlık aradığı da bir gerçektir.

İşte yukarıda özetlediğimiz sorunlar da bir yönüyle bu hegemonya zayıflamasının sonucudur.

Yeni bir dünya kuruluyor, beş merkezli bir dünya…

ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın dünyanın beş büyük merkezi olacağı önümüzdeki on yıllarda, soğuk savaştan ve ABD emperyalizminin egemenlik dönemlerinden kalma pek çok kurum adım adım işlevsizleşecek…

Yaşayacağız…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
10 Aralık 2019

 

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: