Archive for category CRI Türk

Moskova’dan Erdoğan’ın arabuluculuğuna ret

Türkmenistan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, “Hem Rusya hem Ukrayna ile iyi ilişkileri olan Türkiye arabuluculuk rolü oynayabilir mi?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Arabuluculuk olur, kendileriyle bu konuyu görüşmek olur, gerek Ukrayna’yla gerek Sayın Putin’le bu görüşmeleri geliştirerek inşallah bunun çözümünde bizim de bir payımızın olmasını isteriz.”

KREMLİN’İN MESAJLARI

Erdoğan’ın bu arabuluculuk talebi, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’a da soruldu. Peskov’un yanıtı ise olumsuzdu: “Mesele şu ki Rusya Donbass’taki krizin taraflarından biri değil. (Rusya, Türkiye ve Ukrayna temsilcilerini bir araya getirecek) böyle bir zirvede sorunun çözüm yolunu bulmak mümkün olmaz. Krizin tarafı, bir taraftan Kiev; diğer taraftan (Ukrayna’nın doğusunda) tek taraflı bağımsızlıklarını ilan etmiş olan cumhuriyetlerin (Donetsk ve Lugansk) temsilcileridir” (Sputnik, 29.11.2021).

Moskova, bu yanıtıyla birkaç mesaj birden vermiş görünüyor:

Moskova’nın bu yanıtı, kuşkusuz öncelikle meselenin Moskova-Kiev meselesi olmadığına işaret eden bir diplomatik yaklaşımdır.

İkincisi muhatabın Donetsk ve Lugansk temsilcileri olduğunu belirterek, Kiev’e masaya ancak kimlerle oturabileceğini söylemiş oldu.

Üçüncüsü de Ukrayna’nın kendi parçası gördüğü yerin, Ukrayna’nın parçası olmadığını işaret etmiş oldu.

Ya Ankara’ya mesaj?

ERDOĞAN’A VERİLEN LİSTE

Kremlin, Erdoğan’ın doğrudan Moskova ile Kiev arasında yapmak istediği arabuluculuk girişimini baştan reddettiği görülüyor ancak bunun kategorik bir ret olmadığı anlaşılıyor. Şundan:

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, 26 Kasım günü düzenlediği basın toplantısında, “(Rusya ile takas etmek istediğimiz kişilerin isimlerini içeren) liste Türkiye’ye iletildi. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuştum, Rusya Devlet Başkanı ile görüşmesi oldu ve listeyi Rusya tarafına iletti” demişti.

Gazeteciler Kremlin Sözcüsü Peskov’a, Zelenskiy’in bu açıklamasını da sordular. Peskov’un yanıtı ise “Bu açıklamayı yorumsuz bırakacağım” şeklinde oldu.

Bu “yorumsuz” yanıttan, Erdoğan’ın Kiev’in listesini Moskova’ya ilettiği sonucu çıkıyor. Bunu da bir arabuluculuk olarak kabul edebiliriz.

Anlaşılan o ki, Moskova Erdoğan’ın daha alt seviyede ve teknik anlamdaki işlerde arabuluculuğuna evet diyor ama daha üst seviyedeki bir siyasal görüşmede arabuluculuğunu kabul etmiyor.

ARABULUCULUĞUN ÖNÜNDEKİ ENGEL

Pek şaşırtıcı değil. Zira arabuluculuk için iki tarafla da iyi ilişkinizin olması gerek şarttır ama yeter şart değildir. Eğer bir tarafla ilişkinizdeki iyi olan yan, diğer tarafa olumsuz yansıyorsa, arabuluculuğunuz pek olası değildir.

Örneğin SİHA’lar Ukrayna ili iyi ilişki demektir ancak Rusya ile sorun anlamına gelir.

Örneğin Kırım politikanız Ukrayna ile iyi ilişki demektir ama Rusya için sorun anlamına gelir.

Örneğin Ukrayna’yla Karadeniz’de NATO’nun Rusya karşıtı tatbikatlarına katılıyorsanız, bu Ukrayna ile iyi ilişkiler demektir ancak Rusya ile sorun anlamına gelir.

Yani arabuluculuk için iki tarafla da iyi ilişkinizin olması gerekir ama bu ilişkilerin tarafların çıkarlarını rahatsız etmemesi gerekir.

TÜRKİYE-RUSYA İŞBİRLİĞİNİN DEĞERİ

Buradan Türkiye-Rusya ilişkilerine gelecek olursak…

ABD’nin rahatsız olduğu ve sabote etmeye çalıştığı bu işbirliğinin siyaseten ne kadar değerli olduğunun kanıtı, Dağlık Karabağ’dır. Türkiye-Rusya işbirliği, yıllardır bekleyen bu sorunu çözmüş oldu.

Şöyle bir genelleme de yapabiliriz. Marshall Yardımı’nı esas alırsak, 1947’den bu yana var olan Türk-Amerikan işbirliği Türkiye’nin yararına hiçbir soruna çözüm getirmedi. Dahası ABD Kıbrıs başta Türkiye’nin kendisinin çözmeye çalıştığı sorunlarda da Türkiye’nin karşısında oldu. Hatta ABD Türkiye’nin terörle mücadelesinde bile engeller çıkardı ve en sonunda teröre desteğini de açıkça sergilemeye başladı.

Yani 74 yıllık Türk-Amerikan işbirliği Türkiye yararına tek bir soruna bile çare olamamışken, birkaç yıllık Türkiye-Rusya işbirliği, üstelik iktidarın bu işbirliğini ABD’yle pazarlıkta kullanmasına rağmen, Türkiye yararına bir sorun (Dağlık Karabağ) çözebilmiştir.

Dolayısıyla Türkiye’nin Ukrayna’yla ilişkilerini, Rusya’yla işbirliğinde sorun yaratmayacak çerçevede tutmasında sayısız yarar vardır. Kaldı ki ABD’nin kullandığı Ukrayna konusu, aslında Karadeniz bağlamında Türkiye’nin çıkarlarına zaten aykırıdır. Türkiye’nin Karadeniz’deki çıkarı, ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO’ya üye yaparak Karadeniz’i bir NATO gölü yapmaya çalışmasında değil, NATO’yu Karadeniz’den uzak tutarak Karadeniz’i Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin konusu olarak tutabilmesindedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
30 Kasım 2021

Yorum bırakın

ABD’nin Tayvan ve Ukrayna’ya saldırı yalanı

Son zamanlarda dünya basınında en fazla yer bulan iki haber; Çin’in Tayvan’a, Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağı şeklinde…

Washington merkezli iki kara propaganda olduğu belli olan bu haberler, sürekli Batı basınında yer buluyor.

Oysa böyle bir durum yok. Dahası, Moskova ve Beijing, bunların yalan haber olduğunu açıklamasına rağmen, saldırı haberleri hemen her gün Batı basınında yer almaya devam ediyor.

BİDEN-BLİNKEN YALANLARI

Öte yandan yalanın merkezi, yalanı kuvvetlendirmek ve yalan gerçekmiş algısı oluşturabilmek için, Goebbels yöntemlerine başvuruyor: ABD yetkilileri, Rusya’nın Ukrayna’ya ve Çin’in Tayvan’a saldırı durumunda ne yapacaklarını bile dünyaya açıklıyorlar!

Örneğin ABD Başkanı Biden ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, son bir ayda birkaç kez “Çin saldırısı durumunda Tayvan’ı savunacağız” dedi.

Koroya katılan ABD’nin AUKUS ortağı Avustralya ise “ABD’nin Tayvan’ı Çin’e karşı savunmasını destekleyeceğini” açıkladı.

KISSINGER’IN SAPTAMASI

Yalan rüzgârı öylesine esiyor ki, ABD’nin ünlü eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bile bu konudaki görüşünü açıkladı ve “Çin’in Tayvan’ı askeri olarak etmesini beklemiyorum” dedi.

Kuşkusuz ABD-Çin ilişkilerinde önemli bir yere sahip olan ve Çin yönetim anlayışını iyi tanıyan Kissinger doğruyu söylüyor. Zira Beijing’in “tek Çin” politikası var ama bu politikasını zamana yayarak ve ikna yöntemiyle uygulamayı esas alıyor.

Çin, Tayvan’ı işgal ederek “tek Çin” politikasını uygulamak istese, bugüne kadar çoktan yapardı. ABD de bunu engelleyemezdi. Ancak Beijing’in böyle bir politikası olmadı.

SALDIRDIKLARI RUSYA’YI SALDIRGAN İLAN EDİYORLAR

Benzer durum Rusya-Ukrayna ilişkisi için de geçerli. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmak ve bu ülkeyi işgal etmek diye bir politikası yok.

Tersine, Rusya saldırgan taraf değil savunmada olan taraf. Moskova, Ukrayna cephesi üzerinden ABD ve AB saldırganlığını durdurmaya çalışıyor.

Emperyalist ikiyüzlülük işte tam da bu: Tayvan üzerinden Çin’i ve Ukrayna üzerinden Rusya’yı hedef alan ABD, kendi saldırganlığına kılıf örtmek için Çin’in Tayvan’a, Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağını propaganda ediyor.

İSTİKRARSIZLAŞTIRMA KONSEPTİ

Kuşkusuz Moskova da Beijing de durumun farkında. Dahası, Moskova son açıklamalarıyla Ukrayna’nın oynadığı role de mercek tuttu.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un saptaması dikkat çekici: “Sanatçıların, yönetmenlerin ve yazarların defalarca işlediği ve özellikle ‘Kuyruk köpeği sallıyor’ filminde anlatılana benzer kasıtlı provokasyonları görüyoruz. Şu anda olanlar, Kiev rejiminin kendisini bazen iddia ettiği bazen de inkar ettiği ‘Rus saldırganlığının’ bir kurbanı olarak sunma arzusunu yansıtıyor.”

Rusya, ABD’nin Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz hattı üzerinden kendisini sıkıştırmaya çalıştığını görüyor. Özellikle son dönemde Karadeniz’de sık sık yapılan plansız tatbikatların amacını Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, şu sözlerle ortaya koyuyor: “ABD’nin Karadeniz’deki askeri tatbikatları kesinlikle Rusya’nın tepkisini açık biçimde test etme ve bölgedeki gerilimi güçlendirme girişimi. Tüm bunlar çevreleme, çok agresif bazı durumları oluşturma, genel olarak durumu istikrarsızlaştırma konseptine uyuyor.”

ABD’NİN KULLANDIĞI ÜLKELER

Ukrayna ile Tayvan arasında binlerce kilometre var. Ama iki konunun da ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı kullanılan konusu olduğunu tek başına şu örnek bile resmediyor: Ukrayna’nın kuzey komşusu Litvanya, Tayvan temsilciliğine onay verdi.

Litvanya son göç krizi konusunda da Polonya ile birlikte Rusya-Belarus işbirliğini hedef alan operasyonda rol alıyor. Tabii ABD adına…

ÇEVRELEME HATLARI

Büyük tablo şöyle: Baltık bölgesinden Doğu Avrupa’ya, oradan Karadeniz’e inen hat, bir kolu Ege’den Doğu Akdeniz’e uzanıyor, bir kolu Kafkasya üzerinden Orta Asya’ya uzatılmaya çalışılıyor ve bir hat da merkezinde Tayvan olmak üzere Hindistan ile Japonya arasında genişletilmeye çalışılıyor.

Yani ABD emperyalizmi, saldırdığı hedefini saldırgan ilan edip, kendisine savunman pozisyonu üretiyor.

Neyse ki, Irak’ta kimyasal silah yalanı başta olmak üzere son yıllardaki pek çok yalanı, artık dünya kamuoyunu o kadar kolay kandıramayacağını gösteriyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Kasım 2021

1 Yorum

Göç krizi ve Avrupa’nın ikiyüzlülüğü

Belarus’tan Polonya’ya (yani AB’ye) geçmek üzere sınırda bekleyen yaklaşık 2 bin göçmen nedeniyle dünya alarmda…

AB’nin çeşitli kurumları toplantı üzerine toplantı yapıyor, AB Belarus’a uyguladığı yaptırımları genişletme kararı alıyor. BM ve NATO üst üste açıklamalar yayımlıyor. ABD Rusya’yı suçluyor.

Ukrayna alarmda. Letonya Belarus sınırında askeri tatbikat başlattı. Türkiye, AB baskısı nedeniyle Irak, Suriye ve Yemen vatandaşlarına İstanbul-Belarus uçak bileti satmama kararı aldı. Konu, Irak Kürt Bölge Yönetimi ile PKK arasında bile krize neden oldu.

FRANSA-İNGİLTERE GÖÇ KRİZİ

Oysa bu süreçte, Fransa ile İngiltere arasında da bir göç krizi var ve neredeyse haber değeri bile görmüyor. Üstelik Belarus-Polonya sınırında bekleyenlerin yaklaşık iki katı göçmenin Fransa’dan İngiltere’ye geçmiş durumda ve Paris ile Londra karşılıklı birbirini suçluyor.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u göçmen krizine karşı acilen harekete geçmeye çağırırken, Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin “İngilizlerden ders alacak değiliz” diyor.

Londra, Paris’i önlem almayarak göçmenlerin ülkeye gelişine neden olmakla suçlarken, Paris ise sorunun kaynağında “İngiliz politikalarını” görüyor.

İki ülke arasındaki üst düzey temaslara rağmen 10 günde Fransa’dan İngiltere’ye 3 bin 780 kişinin giriş yaptığı açıklandı. Yani dünyayı ayağa kaldıran Belarus-Polonya sınırında bekleyen göçmenlerin yaklaşık iki katı…

BATI’NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Peki Belarus’tan Polonya’ya geçmen isteyen göçmenler tüm dünyanın sorunu olurken, Fransa’dan İngiltere’ye geçmek isteyenler neden haber bile olmuyor, neden sadece iki ülke arasındaki bir kriz olarak kalıyor?

Bu, işte “medeni” Avrupa’nın gerçek yüzünü resmeden somut durumdur. Zira mesele göçmenlerden ziyade, Batı’nın Belarus karşıtlığıyla ilgilidir. Belarus’un Doğu Avrupa’da Rusya’yla işbirliğini sürdürüyor olmasından Batı’nın duyduğu rahatsızlıktır.

Konunun politik güç mücadelesi boyutunu, 13 Kasım’da Cumhuriyet gazetesinde “Polonya-Belarus göç krizinin perde arkası” başlığıyla inceledim. O nedenle yinelemeyeceğim ve CRI Türk okurlarına o yazıyı bulup okumalarını önereceğim.

Bu yazıda, daha çok Batı’nın göçmen politikalarının ikiyüzlülüğü üzerinde duracağım.

PUTİN: GÖÇ KRİZİNİ BATI YARATTI

Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin, çok önemli bir soru soruyor: “Belarus mu bu sorunun öncüsü?”

Ve Putin kendi sorusuna şu yanıtı veriyor: “Hayır, bunlar Batılı ülkelerin, Avrupalı ülkelerin kendileri tarafından yaratılan sebeplerdir. Bunlar, siyasi, askeri ve ekonomik niteliktedirler. Askeri nitelik çünkü herkes Irak’ta askeri operasyonlara katıldı ve şimdi Irak’tan çok sayıda Kürt sınırda. 20 yıl Afganistan’da savaştılar şimdi sınırda daha fazla Afgan var. Belarus’un bununla hiçbir ilgisi yok.”

Kesinlikle böyle…

Ve Avrupa, ABD’yle birlikte sorunun nedeni olmasına rağmen, çözümde yer almayarak, dahası göçmenleri kendi topraklarından uzak tutabilmek için “tampon ülke”leri fonlayarak, tam bir ikiyüzlülük sergiliyor.

Belarus’tan Avrupa’ya geçmek isteyenler kim? Çoğunlukla Iraklı ve Suriyeliler.

Peki Fransa’dan İngiltere’ye geçmek isteyenler kim? Çoğunlukla Libyalılar.

Ya Türkiye’den Avrupa’ya geçmek isteyenler? Çoğunlukla Suriyeliler, sonra Afganlar ve Iraklılar…

ABD ve AB emperyalizminin son 20 yıldır işgal ettiği, saldırdığı, bombaladığı ülkeler bunlar: Afganistan, Irak, Libya ve Suriye…

Yani bu dört ülkeden göçün nedeni ABD ve AB’nin emperyalist politikalarıdır.

SORUMSUZ VE UTANMAZ AVRUPA

ABD terörü kaynağında önlemek bahanesiyle Afganistan’ı, kitle imha silahları olduğu yalanıyla Irak’ı işgal etti. ABD, Fransa ve İngiltere Kaddafi’yi devirmek için Libya’ya, ABD ve İsrail Esad’ı yıkmak için Suriye’ye saldırdı.

Bugün göç krizinden şikâyet eden Polonya dahil pek çok Avrupa ülkesi, Amerikan yalanlarına “inanarak” savaş koalisyonlarına katıldı.

Emperyalistlerin çıkarları nedeniyle milyonlar katledilirken, on milyonlar da göç yollarına düştü.

Şimdi “medeni” Avrupa, kendisinin de nedeni olduğu bu soruna karşı diğer ülkelerle birlikte sorumluluğu üstlenmek yerine, birkaç milyar avro verip Türkiye gibi ülkelere “geri kabul anlaşması” imzalatarak sorumluluktan kaçıyor.

Dahası, Avrupa’ya geçmek isteyen göçmenlere engel olmayan Belarus gibi ülkeleri de utanmazca “göçmenleri siyasi bir kart olarak kullanmakla” suçlayabiliyor!

Uysa göçmenleri yollara düşüren de, kendi sınırından uzak tutmaya çalışan da, sınırı geçeni insanlık dışı uygulamalarla geri iten de, sınırı geçenlere devlet terörü uygulayan da Avrupa’nın kendisidir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Kasım 2021

1 Yorum

ABD Ankara’dan Montrö’ye göz yummasını istiyor

ABD Donanması subayı Brian Harrington, The Hill gazetesi için kaleme aldığı makalede, “Montrö Sözleşmesi’ne göz yumularak düzenli askeri tatbikatlar yapmanın Rusya’yı Karadeniz’deki hakimiyetten mahrum etmeye yardımı olacağını” söylüyor.

Yani ABD subayı açıkça ülkesinin bir süredir yaptığı türden askeri tatbikatların ve sık sık Karadeniz’e girmesinin, Karadeniz’i Rusya’da dar etmek hedefini taşıdığını belirtiyor. Ve Türkiye açısından daha önemlisi, Amerikalı subay, ülkesinin Montrö Sözleşmesi’ni sulandırma çabalarını ve delme hedefini dile getiriyor.

PENTAGON: KARADENİZ ULUSAL ÇIKARIMIZ

ABD’li subayın söyledikleri, ülkesinin resmi politikasını yansıtıyor elbette.

Daha geçenlerde, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, açık açık Karadeniz’in ulusal çıkarları olduğunu dile getirmişti!

NATO Savunma Bakanları toplantısı öncesi Karadeniz turu yaparak Gürcistan, Ukrayna ve Romanya’yı ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin aynen şöyle demişti: “Karadeniz’in güvenliği ve istikrarı ABD’nin ulusal çıkarıdır ve NATO’nun doğu kanadının güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır” (20.10.2021).

Austin, Romanya ve Yunanistan’daki üslerin, “Rusya’ya karşı caydırıcılık taşıdığını” da belirtmişti.

ABD-NATO İÇİN KARADENİZ’İN ÖNEMİ

Karadeniz’in ABD açısından önemi çok boyutlu. Hatta ABD’nin Baltık Bölgesinden Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay hedefi düşünüldüğünde, Karadeniz’in merkez olduğu da görülecektir.

Nitekim ABD’nin eski Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges, ülkesi açısından Karadeniz’in neden önemli olduğunu şöyle belirtiyor: “Rusya ve İran’ı çevrelemek ve bölgedeki müttefiklerimizi ve dostlarımızı korumak için Karadeniz’e ihtiyacımız var” (25.10.2021).

Karadeniz ABD için bu kadar önemli olduğundan, Washington son NATO Zirvesi’nde konuyu önemli gündem başlıkları arasına almıştı.

Ve 14 Haziran 2021’deki zirveden, Karadeniz merkezli iki önemli karar çıkmıştı:

1) NATO, Karadeniz’deki varlığını, denizde, karada ve havada artırma kararı aldı.

2) Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye yapılması hedefi teyit edildi ve o sürece kadar NATO ülkelerinin bu iki ülkeyle askeri işbirliğini geliştirmesi istendi.

RUSYA VE ÇİN’E KARŞI ABD CEPHELERİ

Yukarıda da belirttik: ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı, Baltık bölgesinden başlayıp, Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay hattı hedefi var. Ve Karadeniz bu geniş yayın merkezi konumunda…

Bu hatları/cepheleri Batı ve Güney diye adlandırırsak:

ABD’nin Batı hattı, Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz şeklinde. ABD için bu hattın ana hedefi, Rusya’yı batısından ve güney batısından kuşatmak. Ancak ABD bu hat ile şu yan hedeflere de ulaşmak istiyor: Türkiye ile Rusya’nın arasına girmek, Rusya’yı Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’den uzak tutmak, Doğu Avrupa ülkelerini “Rusya tehdidi” diyerek Washington’a çapalamak… 

ABD Batı hattının altına bir de yardımcı hat inşa ediyor: Karadeniz-Doğu Akdeniz hattı. Bu hat, esas olarak Yunanistan’a askeri yığınaklanma ile inşa oluyor. ABD Dedeağaç-Ege-Girit hattı ile Rusya’nın Doğu Akdeniz çıkışına baraj kurmayı hedefliyor.

Gelelim Güney hattına…

ABD’nin Güney hattı ise Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya şeklinde. ABD bu hat ile esas olarak Rusya’yı güneyinden, Çin’i de batısından kuşatmak istiyor. Kuşkusuz ABD’nin yan hedefleri de var. Hattın Kafkasya ayağı üzerinden Rusya ile İran’ın, hattın Orta Asya’nın batısı ayağı üzerinden Rusya ile Hindistan’ın ve Orta Asya ayağı üzerinden de Rusya ile Çin’in arasına girmek… 

AMİRALLERİN UYARISININ HAKLILIĞI

Özetle ABD planlaması gereği Karadeniz’e büyük önem veriyor. Türkiye’yi NATO üyeliğinin sorumlulukları üzerinden Rusya’ya karşı karşıya getirmeye çalışan ABD’nin gözünü Montrö Sözleşmesinin sulandırılmasına ve delinmesine dikmiş olmasının üzerinde önemle durulmalı…

Bir süre önce konuya vakıf 104 amiralin kamuoyunu bilgilendirerek dikkat çektiği durum, bugün çok daha yakıcı bir hal almıştır.

Ankara’nın Montrö Sözleşmesine sahip çıkması ve “Karadeniz’i Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin konusu” olarak görme anlayışını sürdürmesi, ulusal güvenlik bağlamında kritik önemdedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
9 Kasım 2021

1 Yorum

Ortak mekanizma mutabakatının anlamı

Erdoğan’ın ABD bayrağı önünde, Biden’ın Türk bayrağı önünde poz vererek başladığı Roma görüşmesi; özetle “diyalog var, mesaj var, ortak mekanizma mutabakatı bile var ama çözüm yok” şeklinde sonuçlandı.

Hep belirttik: Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında masada büyük sorunlar var. Bu sorunların çözümü Ankara ya da Washington konum değiştirmedikçe mümkün değil. Yani ABD, Türkiye karşıtı hamlelerinden vazgeçmedikçe ya da Türkiye ABD’nin talepleri karşısından büyük tavizler vermedikçe, “çözüm” yok.

Ancak…

Türkiye taviz verdikten sonra ortaya çıkan “çözüm” de, Türkiye’nin çıkarları bakımından çözüm olmayacaktır.

BEYAZ SARAY’IN ‘GÖRÜŞÜLENLER’ LİSTESİ

Görüşmeye ve görüşmeden sonra iki başkentten yapılan açıklamaya gelince…

Beyaz Saray’ın açıklamasına göre;

Biden, yapıcı ilişkileri sürdürme, işbirliği alanlarını genişletme ve anlaşmazlıkları etkin bir şekilde yönetme arzusunun altını çizdi.

Biden, Türkiye’nin Afganistan’daki NATO misyonuna yaklaşık yirmi yıldır yaptığı katkılardan dolayı takdirini dile getirdi.

Biden ve Erdoğan, Suriye’deki siyasi süreci, ihtiyaç sahibi Afganlara insani yardımın ulaştırılmasını, Libya’daki seçimleri, Doğu Akdeniz’deki durumu ve Güney Kafkasya’daki diplomatik çabaları ele aldı.

Biden, ABD ile Türkiye’nin savunma ortaklığını ve Türkiye’nin bir NATO müttefiki olarak önemini yeniden teyit etti, ancak ABD’nin Türkiye’nin Rus S-400 füze sistemine sahip olması konusundaki endişelerine dikkat çekti.

Biden, barış ve refah için güçlü demokratik kurumların, insan haklarına saygının ve hukukun üstünlüğünün önemini vurguladı.

Ancak….

ANA KONU F-16

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyaz Saray’ın açıklamasını yalanlayarak, Biden’la 70 dakikalık görüşmesinde Doğu Akdeniz konusunun gündeme gelmediğini belirtti: “Görüşmede, Doğu Akdeniz gündemimize gelmedi. Gelmediğine göre de Sayın Biden’ın gündeminde değil, benim de gündemimde değil.”

Kuşkusuz ABD’nin AB’yle birlikte Türkiye’yi sıkıştırmaya çalıştığı Doğu Akdeniz konusunun Erdoğan’ın gündeminde olmaması, ülkemiz açısından fazlasıyla sorunlu!

Açıklamalara bakılırsa, 70 dakikalık görüşmede en ağırlıklı yer tutan konu, F-16 konusuydu. Ancak Erdoğan’ın, F-35’ler yerine F-16 alınması ya da mevcutların modernizasyonu konusunda Biden’dan “olumlu yaklaşım gördüğünü” belirtmesi, öncelikle Amerikan Kongresinin gerçekleriyle örtüşmüyor.

Ama daha önemlisi de şudur: ABD Kongresinin F-16 talebini kabul etmesi durumunda, Türkiye parasının karşılığını alt nesil uçakla tahsil etmiş olacak ki, bu da sonuç bakımından Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir durum değildir.

ROMA MUTABAKATI

Erdoğan ile Biden’ın 70 dakikalık görüşmesinde neyin ele alınıp neyin ele alınmadığının aslında pek bir önemi yok. Zira ele alınan konularda bir çözüm yok, ilerleme olasılığı da yok.

Nitekim, AKP medyasının “Roma mutabakatı” diye sevindiği tek konu, tarafların üzerinde anlaştığı “ortak mekanizma” konusudur ki, bu da bize göre Türkiye açısından çok sorunlu bir konudur. Şöyle ki:

Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre “İki lider Türkiye-ABD ilişkilerini daha güçlendirmek ve geliştirmek için müşterek irade beyanında bulundu ve bu doğrultuda ortak bir mekanizma kurulması konusunda mutabık kaldı.”

NATO üyeleri olan Türkiye ile ABD’nin “ilişkileri geliştirmek” için bir “ortak mekanizmaya” ihtiyaç duyuyor olması, aslında Türk-Amerikan ilişkilerinin gerilediği seviyeyi göstermektedir. Ortak mekanizmanın Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlara çözüm bulmak bakımından pratikte bir anlamı da yoktur.

Ortak mekanizmanın tek hedefi vardır: Türk-Amerikan ilişkilerinde masanın devrilmesini önlemek. Ankara ve Washington, aslında bu ortak mekanizmayla, iki ülkeyi son büyükelçiler krizindekine benzer sorunlardan korumakta mutabakata varmıştır. Şöyle ki, bu mekanizmayla, sorunlara dair çıkışlar, liderlerden önce heyetler arasında yumuşatılmış olacak. Roma mutabakatı dedikleri, işte budur.

Sonuç olarak Erdoğan ve Biden, bırakın Türk-Amerikan ilişkilerindeki tek bir sorunu bile çözmeyi, 70 dakikada görüşüldüğü belirtilen konular listesinde bile mutabık değildirler. Mutabakata vardıkları tek konu olan “ortak mekanizma” ise büyükelçiler krizi gibi sorunları liderler öncesinde “heyetler arasında” soğutma mutabakatıdır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
2 Kasım 2021

1 Yorum

Karadeniz-Suriye hattında NATO’culuk

Karadeniz’le arasında bir deniz ve bir okyanus ile bir kıta bulunan ABD, Karadeniz’i ulusal çıkarı ilan etti!

NATO Savunma Bakanları toplantısı öncesi Karadeniz turu yaparak Gürcistan, Ukrayna ve Romanya’yı ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Karadeniz’in güvenliği ve istikrarı ABD’nin ulusal çıkarıdır ve NATO’nun doğu kanadının güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır” dedi (20.10.2021).

Eski CENTCOM Komutanı ve eski ABD Genelkurmay Başkanı Yardımcısı olan Austin, Romanya-Mihail Kogalniceanu hava üssü ile Yunanistan-Dedeağaç’taki askeri yığınağın, “Rusya’ya karşı caydırıcılık taşıdığını” belirtti.

ABD’NİN RUSYA VE İRAN’I ÇEVRELEME HEDEFİ

Bir başka asker, ABD’nin eski Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges da Austin’le aynı fikirde. “Stratejik düşünmek gerektiğini” söyleyen Hodges, “Rusya ve İran’ı çevrelemek ve bölgedeki müttefiklerimizi ve dostlarımızı korumak için Karadeniz’e ihtiyacımız var” dedi (25.10.2021).

Biden hükümetinin Karadeniz hamlelerini yeterli bulmayan Ben Hodges şunları öneriyor:

– Rusya’ya diplomatik baskı artırılmalı.

– Bölge ülkelerine yapılan ekonomik yatırımlar artırılmalı.

– Ukrayna ve Türkiye ile ilişkiler nitelikli şekilde iyileştirilmeli.

AUSTIN-AKAR GÖRÜŞMESİ

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Karadeniz turunun ardından katıldığı NATO Savunma Bakanları toplantısı sırasında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la bir görüşme yaptı. Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, “görüşmede, Roma’da gerçekleştirilecek G20 Liderler Zirvesi öncesinde olumlu gündem oluşturulması için ayrıntılı bir görüşme yapılmasının gerekliliği ele alındı.” (AA, 21.10.2021).

İlginçtir, Austin’in NATO temaslarını değerlendiren ve ABD-Türkiye-NATO üçgeni içinde ilişkileri analiz eden ABD’nin ünlü Foreign Policy dergisi ise Akar’ı “anlaşması en rahat Türk yetkili” ilan ediyordu.

Austin ile Akar, Biden ve Erdoğan için “olumlu gündem” oluşturabildi mi, bilmiyoruz ancak AKP’nin bu süreçteki NATO faaliyetleri, Washington’u fazlasıyla memnun etti.

NATO’NUN KARADENİZ’E ODAKLANAN RUSYA KARŞITI PLANI

Sondan başlarsak, NATO Savunma Bakanları, “Karadeniz’e odaklanan Rusya karşıtı master planı” onayladı (21.10.2021).

Türkiye’yi Karadeniz’de Rusya’yla karşı karşıya getirecek plana Hulusi Akar’ın itirazı yok!

Neden olsun ki!

Öncesinde de NATO Parlamenterler Meclisi’nde görevli AKP’liler NATO’yu Rusya’ya karşı Suriye’ye çağırıyorlardı!

NATO Parlamenterler Meclisi Türk Grubu Başkanı ve AKP Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak, 11 Ekim 2021’de yapılan NATO Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İdlib’deki Rusya ve Suriye saldırılarının durdurulması için NATO’dan destek talep etti! (Cumhuriyet, 19.10.2021).

Neyse ki NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Bak’ın talebini reddetti: “Bazı NATO müttefiklerinin Suriye’de sahada varlıkları bulunuyor, fakat NATO’nun sahada bir varlığı yok. Suriye’de sahada bir NATO misyonu ya da NATO varlığı olmamalıdır.

Bitmedi…

NATO Parlamenter Meclisi Türk Grubu üyesi ve AKP Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız’ın hazırladığı ve 11 Ekim 2021’de Lizbon’daki Genel Kurul’da oybirliğiyle kabul edilen rapor var bir de…

AKP raporunda açık açık şöyle deniyor: “Türkiye, yeniden güçlenen Rusya’ya karşı NATO ittifakına Karadeniz’de önemli caydırıcılık kapasitesi sağlıyor.”

KARADENİZ KARADENİZLİLERİNDİR

10 Batı büyükelçisiyle “istenmeyen kişi” krizi sürecinde bunlar yaşandı işte…

Oysa ABD’nin Karadeniz’i ulusal çıkar ilan etmesi de, NATO’nun Rusya’ya karşı Karadeniz’e odaklanma kararı alması da Türkiye’nin ulusal çıkarına aykırıdır.

Türkiye’yi Karadeniz’de Rusya’yla karşı karşıya getirmek, bir tek Atlantik’in işine yaramaktadır.

Türkiye’nin ulusal çıkarı, Karadeniz’in Karadeniz ülkelerine ait olmasından geçmektedir. ABD’nin Montrö Sözleşmesini zayıflatarak Karadeniz’e sınırsızca girmek istemesi ile Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yaparak Karadeniz’i adeta bir NATO gölüne çevirmek istemesi, Türkiye’nin çıkarına değil, tersine Türkiye’nin zararınadır.

AKP’li Hulusi Akar, Osman Aşkın Bak ve Ahmet Yıldız’ın NATO’daki faaliyetleri, AKP iktidarının resmi politikasıdır ve Ankara’yı önümüzdeki dönemde büyük sıkıntılara sokma potansiyeli taşımaktadır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
26 Ekim 2021

1 Yorum

Büyükelçinin ABD’ye uzlaşma mesajı

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Murat Mercan, aynı zamanda AKP’nin kurucusu. Dahası, AKP’nin kuruluş sürecinde Erdoğan’ın ABD ilişkilerini düzenleyen isimlerin başında geliyor.

Erdoğan, Mercan’ı, ABD’yle ilişkilerin en sıkıntılı olduğu bir dönemde, Washington’a büyükelçi olarak gönderdi.

Amaç açık: AKP ile ABD’nin ilişkilerini restore etmek…

ABD ADINA AVRASYA’DA KOÇBAŞI OLMA TEKLİFİ

Murat Mercan da, işte bu amaçla, ABD’nin savunma ve ulusal güvenlik analizlerinin yer aldığı “Defense One” için bir makale yazdı.

Türkiye ile ABD Arasında Uzlaşma Zamanı Geldi” başlıklı makale özetle AKP’nin ABD’ye “uzlaşalım ve anlaşalım” diyerek el uzatması anlamına geliyor.

AKP’li büyükelçi Murat Mercan’ın Erdoğan adına Biden yönetimine verdiği mesajlar şunlar:

– Ortadoğu, Kuzey Afrika, Karadeniz Havzası ve Asya’da çıkarlarımız ortak.

– Türkiye ve ABD bu nedenle aralarındaki kademeli yakınlaşma alanlarını araştırmalı.

– Türkiye yetenekli, istekli ve güvenilir bir NATO müttefikidir.

– Türk ordusu, Libya ve Suriye’de yeteneğini gösterdi.

Avrasya bilmecesinin sularında istikrarlı ve güvenli bir şekilde gezinmek için transatlantik topluluğun rol modellere ihtiyacı var.

Türk askeri varlığı Büyük Avrasya’daki güç dengesinin transatlantik topluluğu lehine çevrilmesine yardımcı oldu.

Türkiye ve ABD birlikte çalışmalıdır.

Tek kelimeyle Türkiye adına “vahim” mesajlar…

Türkiye’nin, daha doğrusu AKP’nin Washington Büyükelçisi Murat Mercan, ABD’ye, Transatlantik dünya adına Avrasya’da “koçbaşı” olmayı teklif ediyor.

TÜRK-AMERİKAN SORUNLAR LİSTESİ NE DURUMDA?

Peki Türkiye ABD adına Avrasya’da nasıl koçbaşı olabilecek?

Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar çözüldü de bizim mi haberimiz yok?

– ABD teröre destek vermeyi mi kesti?

– ABD FETÖ’cüleri korumayı mı bıraktı?

– ABD Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtlığından mı vazgeçti?

– ABD Kıbrıs’ta Türk tezlerini mi destekliyor?

– ABD Ege ve Trakya’da Türkiye’ye karşı askeri yığınak yapmayı mı bıraktı?

– ABD Türkiye’ye “istediğiniz silahı elbette alabilirsiniz” mi dedi?

– ABD Türkiye’nin parasını ödediği F-35’leri mi teslim etti?

Hiçbiri…

Bunlardan teki bile çözülmedi, düzelmedi.

Peki AKP’nin büyükelçisi buna rağmen nasıl oluyor da ABD’ye “uzlaşma” çağrısı yapabiliyor? Nasıl oluyor da ABD adına Avrasya’da “koçbaşı” olmayı teklif edebiliyor?

ULUSAL GÜVENLİK SORUNU

AKP iktidarı siyaseten ve ekonomik olarak sıkışmış durumda. 20 yılda inşa ettikleri “borcu borçla çevirme” ekonomisi iflas etti. Yeni borçlara, yeni kredilere, yeni musluklara ihtiyaçları var. Üstelik seçim sürecine girişlmiş durumda…

Ancak AKP’nin borç bulabilmesi, ABD’nin vereceği desteğe bağlı.

İşte AKP bu nedenle, Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunların teki bile çözülmemişken, Washington’a “uzlaşma” mesajı veriyor, ABD adına rol almayı teklif ediyor…

Özetle AKP iktidarı, iktidarını sürdürebilmek için ABD’nin siyasi ve ekonomik desteğine ihtiyaç duyuyor. Bunun için de siyaseten ağır tavizler vermeye hazır olduğunu beyan ediyor.

Onlarca kez yazdım, ancak bugün için artık daha da yakıcı bir tehlikedir: AKP, ulusal güvenlik sorunudur.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
19 Ekim 2021

2 Yorum

Düşmanları Suriye’yle normalleşirken

Atlantik cephesi 10 yılın sonunda Suriye’yi tahrip etti, terör örgütleri aracılığıyla sınırlı egemenlik alanları oluşturdu ancak temel hedeflerine ulaşamadı.

Neydi o temel hedef? Suriye’yi parçalamak; içinden denize açılan bir Kürdistan, kıyıda bir Nusayri devleti, güneyde Dürzi devleti ve ortada bir Sünni devleti çıkarmak.

Bu sadece ABD’nin değil, İsrail’in de hedefiydi. Hatta eski İsrail İçişleri Bakanı Gideon Sa’ar ile emekli bir asker olan Dr. Gabi Siboni, “dört parçalı Suriye” planını rapor olarak yazıp yayınlamışlardı.

Benzer analizler, ABD Dışişleri, CIA ve Pentagon’a yakınlıklarıyla bilinen yarı-resmi düşünce kuruluşlarının çalışmalarında da vardı.

ABD’nin bu hedefe ulaşabilmesi, pratikte Esad yönetimini devirebilmesine bağlıydı.

Sonuç? 10 yılın ardından Atlantik cephesi Esad yönetimini deviremedi, rejimi değiştiremedi, Suriye’yi parçalayamadı.

Hatta, bugünlerde yaşanan kimi gelişmeler de, Suriye’nin “normalleşmesinin” başladığına işaret ediyor.

ARAP ÜLKELERİ SURİYE’YLE BARIŞIYOR

Örneğin, Suudi Arabistan, Şam’daki büyükelçiliğini açmaya hazırlanıyor.

Örneğin, 10 yıl aradan sonra Ürdün Kralı Abdullah ile Beşar Esad bir telefon görüşmesi yaptı. Ürdün Suriye sınır kapısını açtı, uçuşları başlatmaya hazırlanıyor.

Örneğin Mısır doğalgazının Suriye üzerinden Lübnan’a taşınması konusu üzerinden 10 yıl sonra Mısır ile Suriye arasında temaslar başlamış oldu ve bir anlaşmaya imza atılmış oldu.

Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri ve Uluslararası İşbirliğinden Sorumlu Bakanı Abdullah bin Zayed Al Nahyan, Suriye’nin Arap Ligi’ne dönmesinin “kaçınılmaz” olduğunu söyledi.

Örneğin diğer Arap devletleri de Suriye’nin Arap Birliği toplantılarına katılmaya başlaması gerektiğini savundu.

Sadece Araplar mı?

Yunanistan, İtalya, İspanya, Romanya, Çekya gibi bazı Avrupa ülkeleri, Şam’da Büyükelçilikleri yeniden açma niyetinde olduklarını açıkladılar.

Örneğin Interpol, Şam bürosunu yeninden faaliyete geçiriyor.

Kısacası Suriye normalleşiyor…

Daha doğrusu Esad yönetimine ve Suriye’ye 10 yıldır düşmanlık yapanlar, Suriye’yle normalleşme yoluna dönüyor…

ABD, İSRAİL VE TÜRKİYE ESAD KARŞITLIĞINDA ORTAK

Suriye’de 10 yıllık politikasını sürdürmeye çalışan üç ülke kaldı: ABD, İsrail ve Türkiye.

ABD, pek çok ülkenin Suriye’yle normalleşmeye başlamasından rahatsız ve bunu açıkça belirtiyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı bu konuda yaptığı bir açıklamada, Washington’un kesinlikle Şam’la diplomatik ilişkileri normalleştirmeyeceğini duyurdu.

Türkiye için de aynı durum geçerli. AKP iktidarı, Suriye’nin ortakları Rusya ve İran ile işbirliği yapmasına rağmen, Suriye karşıtlığını sürdürüyor ve Esad yönetimini yıkma hedefini, 10 yıllık hayal olsa bile, koruyor. Dahası, Esad yönetimine karşı kurduğu sözde hükümeti ve sözde orduyu desteklemeyi sürdürüyor.

SURİYE’DE TÜRKİYE-ABD KARŞITLIĞI

Peki bu tabloyu nasıl değerlendirmeliyiz? Çünkü tablo kendi içinde aynı zamanda çelişkili…

Şöyle ki, ABD ve Türkiye Esad karşıtlığını sürdürme konusunda ortaklarken, PYD nedeniyle Suriye’de fiilen karşı karşıya konumlanmış durumdalar.

Dahası önce ErdoğanABD askerleri Suriye’den çıkmalı” dedi, ardından da ABD Başkanı Biden, Suriye hakkındaki ulusal acil durum halini bir yıl daha uzatmasıyla ilgili kararının gerekçesini yazdığı ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye gönderdiği mektupta “Türkiye hükümetinin Suriye’nin kuzeydoğusuna askeri taarruz düzenleme yönündeki eylemleri, IŞİD’i yenilgiye uğratma çabasına zarar veriyor” dedi.

Diğer yandan Esad yönetimi de, Türk askerlerinin bulunduğu bölgelerle, ABD askerlerinin desteklediği PYD bölgeleri dışında, ülkenin tamamında egemenliği sağlamış oldu.

ESAD KAZANDI, ERDOĞAN KAYBEDİYOR

Tüm bunlardan çıkarılması gereken sonuçlar var:

1) Türkiye’nin Esad karşıtlığı “artık” sürdürülemez çünkü Esad karşıtlığı Türkiye’ye zarar veriyor, Türkiye’nin dış politikasını esir alıyor. Ankara Şam’la anlaşarak, hem Ortadoğu’daki diğer ülkelerle normalleşme yolunu açmış olacak, hem de Doğu Akdeniz’de avantaj kazanacak.

2) 10 yılın özeti, Esad’ın kazanması ve Esad karşıtlarının kaybetmesidir. Bu Türkiye için de geçerlidir; Esad kazandı, Davutoğlu kaybetti, Erdoğan da kaybediyor. AKP iktidarının Şam’la normalleşmeye direnerek Türk dış politikasını esir alma süreci, ilk seçimde sona erecek.

3) ABD’nin 900 askerle PYD devleti inşa edebilme şansı yok. Aslında 900 askerle, süreci uzatabiliyor olmasında, Türkiye’nin de dolaylı rolü var. Türkiye Suriye karşıtlığını sürdürdükçe ve Türk askeri Suriye’de bulundukça, ABD’nin de Suriye’de bulunabilmeyi sürdürmesi ne yazık ki kolaylaşıyor.

4) Türk ordusunun, Suriye ordusunun önünü açarak, Şam yönetiminin ülke topraklarının tamamında egemen olmasını kolaylaştırması, ABD’nin planını en kolay yıkma yoludur.

Özetin özeti: Türkiye, herkesten önce Suriye’yle normalleşmelidir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
12 Ekim 2021

2 Yorum

ABD Genelkurmay Başkanı vatan haini mi?

Geçen haftalarda ABD’de ilginç bir tartışma yaşandı.

Washington Post’un ünlü gazetecileri Bob Woodward ve Robert Costa’nın birlikte yazdıkları ve yakında piyasaya çıkacak olan “Tehlike” isimli kitap, daha çıkmadan, basına yansıyan bazı sayfalarıyla ABD’de gündem oldu.

Kısaca anımsatalım:

ABD GENELKURMAY BAŞKANINDAN ÇİN’E GÜVENCE

İki ünlü gazeteciye göre ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mark Milley, 30 Ekim 2020 ve 8 Ocak 2021’de olmak üzere iki kez Çin Genelkurmay Başkanı Li Zuocheng ile görüştü. Milley, Çinli mevkidaşına, iki devlet arasında savaşın çıkmasına izin vermeyeceğini söyledi. Yani Amerikan askerlerinin komutanı, Çinli komutana, saldırmayacakları güvencesi vermişti.

Milley 30 Ekim 2020’deki ilk görüşmede Li’ye, bir saldırı olasılığında kendisini önceden uyaracağına dair söz verdi. Kitaba göre Milley şöyle dedi: “General Li, Amerikan hükümetinin istikrarlı olduğu ve her şeyin yoluna gireceği konusunda sizi temin ederim. Size saldırmayacağız veya size karşı herhangi bir kinetik operasyon yürütmeyeceğiz.”

İkinci görüşme, bundan 70 gün sonra yapıldı. 8 Ocak 2021’de Çin Genelkurmay Başkanı Li Zuocheng’i arayan Milley, 6 Ocak’ta ABD Kongresi’nin basılması olayıyla ilgili mevkidaşını bilgilendirdi ve şöyle dedi: “Yüzde yüz istikrarlıyız. Her şey yolunda. Ancak demokrasi bazen böyle özensiz olabiliyor.”

PELOSI-MILLEY GÖRÜŞMESİ

Woodward ve Costa’nın kitabında şu bilgiler de var: ABD Genelkurmay Başkanı Milley, ayrıca ABD’nin Hint-Pasifik Komutanını da aramış ve bazı askeri tatbikatları ertelemesini tavsiye etmişti.

Daha ilginci, kitaba göre, bu süreçte kimi üst düzey yetkililer, Trump’ın nükleer silah kullanma emrini vermesi halinde, Milley’in bu sürece müdahil olmasını sağlamaları için yemin etmelerini de istemişti.

Woodward ve Costa’nın yazdıkları kesinlikle doğruydu. Nitekim ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, 6 Ocak’taki Kongre binasının basılması olayından sonra ABD Genelkurmay Başkanı Milley ile “Trump’ın savaş çıkarmasını veya nükleer silah kullanma emri vermesini önlemek için ‘mevcut önlemler’ hakkında” konuşmuştu. Hatta Pelosi bu yönde ABD Genelkurmay Başkanı’ndan güvence aldığını da açıklamıştı.

GÖREV: YANLIŞ HESAPLAMALARI ÖNLEMEK

Haber duyulur duyulmaz, eski ABD Başkanı Donald Trump, ABD Genelkurmay Başkanı Milley’i “vatan haini” ilan etti.

Tam da bu süreçte, Afganistan yenilgisi nedeniyle “askeri üçlü” ABD Senatosu’nun Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde ifade verecekti. Haliyle Milley’e o iki telefon da sorulacaktı.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mark Milley ve ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Org. Kenneth McKenzie’nin komiteye ifade toplantısında bu konu açıldığında Milley şöyle dedi: “Ben bu millete 42 yıl hizmet ettim. Savaşta yıllarımı harcadım ve bu ülkeyi savunurken ölen birçok askerimi gömdüm. Bu millete, anayasaya olan bağlılığım değişmedi ve değişmeyecek. Verecek bir nefesim olduğu sürece sadakatim mutlaktır. Ve düşmüşlere sırtımı dönmeyeceğim.”

Milley, Çin Genelkurmay Başkanı ile görüşmesinin “sivil yönetimin gözetimi, bilgisi ve koordinasyonu” ile yapıldığını söyledi. Görevlerinden birinin “yanlış hesaplamaları engellemek” olduğunu belirten Org. Milley, “Savunma Bakanlığı rehberliği ile ve siyasi diyalog mekanizması tarafından özellikle Çinlilerle iletişim kurmaya yönlendirildim” dedi. Org. Milley, görevlerinden birinin de “gerilimi azaltmak” olduğunu belirtti.

FELAKETİ ÖNLEMEK VATANSEVERLİKTİR

Gerçekten de Org. Milley’in Çinli mevkidaşına güvence verdiği o günler, ABD tarihi açısından en ilginç günlerdi. Seçini kaybettiğini kabullenmeyen ABD Başkanı Trump, taraftarlarını ABD Kongre binasına yönlendirmiş ve binlerce insan ABD Kongresi’ni işgal etmişti!

Kongre üyelerinin baskın sırasında kaçtığı o süreçte, Trump’ın başkanlık koltuğunu bırakmamak için her türlü çılgınlığı yapabileceği konuşuluyordu. O çılgınlıklara Çin’e savaş açmanın da, nükleer bir bomba atmanın da dahil olabileceği, ABD’de en üst seviyede siyasi ve güvenlik çevrelerinde konuşuluyordu.

Böylesi bir çılgınlığa Trump’ın bile soyunabilmesi elbette çok zor. Ancak, bunun küçük bir olasılık bile olsa görülüp, Çin’in uyarılması, “vatan hainliği” kavramının tartışılmasını zorunlu hale getiriyor. Zira son yüzyıl, iki dünya savaşının da etkisiyle, “vatan hainliği” kavramının çokça kullanılabildiği bir yüzyıl oldu. Ülkemizde bile olur olmaz, herkes herkesi siyasi karşıtlığı üzerinden ne yazık ki “vatan hainliği” ile suçlayama kalkabiliyor. Öyle ki, bu kadar “vatan hainliği” bolluğunda, gerçek vatan hainliği olgusu da pratikte sulanmış oluyor.

Gelelim Org. Milley’in durumuna…

Sonuçları bakımından, Çin’le, hem de nükleer savaş olasılığı gibi bir büyük felaketi önleme çabası içinde olması, ABD Genelkurmay Başkanı Org. Milley’i kesinlikle “vatan haini” yapmaz; Amerikan halkını felakete götürecek bir olayı durdurma yönünde tavır aldığı için, tersine yaptığı vatanseverliktir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Ekim 2021

2 Yorum

Türk-Amerikan ilişkileri Soçi masasında

Erdoğan’ın Biden’la görüşemediği New York ziyaretinin dönüşünde “ABD’nin Suriye’den çıkmasını istemesi”, AKP’nin 11 yıllık Suriye politikasında çok önemli bir değişimdir.

Peki ne oldu da, 11 yıldır ABD’yi Suriye’de yeterince bulunmamakla suçlayan, Beyaz Saray’ı Suriye sorununda elini taşın altına yeterince sokmamakla eleştiren, Suriye topraklarına daha çok Amerikan askeri isteyen, ABD Suriye’ye her füze attığında “yetmez ama evet” diyen AKP iktidarı, bu kez “ABD Suriye’den çıkmalıdır” dedi?

ERDOĞAN’IN TAKTİK HAMLESİNİN NEDENLERİ

Erdoğan, New York’ta Biden ile görüşemediği için hayal kırıklığı yaşadı. Öyle ki, New York’a ayak bastığı gün Biden’le bölgesel ve küresel meselelerde mutabık olduğunu söyleyen Erdoğan, dönüşte “Bush ile, Obama ile, Trump ile iyi çalıştım ancak Biden ile iyi başlamadık” dedi. Yani Erdoğan, kendisine randevu vermeyen Biden’a, bir kart göstermiş oldu.

-New York dönüşü Soçi’de Putin’le çok kapsamlı bir zirve yapacak olan Erdoğan, Biden’e Suriye kartı çekerek, Moskova’ya mesaj vermiş oldu.

-Afganistan’dan çekilen, Irak’tan bu yılın sonunda çekilecek olan ve er geç Suriye’den de çekilmek zorunda kalacak olan ABD’nin mevcut durumuna uygun olarak, Erdoğan da gitmekte olana, git demektedir.

-Her ne kadar Erdoğan ve Biden, 14 Haziran tarihli NATO zirvesi sırasında yaptıkları baş başa görüşmede Türk-Amerikan sorunlarını paranteze alarak birlikte çalışmayı Kâbil Havalimanı üzerinden sürdürme adımı attıysalar da, 15 Temmuz’da Taliban’ın Kâbil’e egemen olmasıyla başlayan süreç, AKP’nin ABD’yle mutabık kaldığı havalimanı güvenliği sağlama görevini zorunlu olarak askıya aldı. Böylece Türk-Amerikan ilişkilerinin tıkanıklığını bir parça aşacak fırsat da zora girmiş oldu. Dolayısıyla, mevcut sorunların da çözümsüz olduğu şartlarda, Türk-Amerikan ilişkilerinin kısa vadede “kurtarılması” pek mümkün görünmüyor.

ERDOĞAN-PUTİN İKİLİSİNİN ÖNÜNDEKİ DOSYALAR

Erdoğan’ın Soçi’ye giderken Türk-Amerikan ilişkileri açısından kritik önemdeki mesajı “ABD Suriye’den çekilmeli” ile sınırlı değildi; Rusya’dan ikinci parti S-400 alabileceğini de söyledi.

Dolayısıyla Putin’i Türk-Amerikan ilişkileri açısından memnun edecek bir tablo önünde kuruluyor Soçi masası. Ancak tablo yine de pembe değil, hatta yer yer siyah…

Masadaki konu başlıklarına kısaca bakacak olursak:

Erdoğan ve Putin’in en önemli gündemi İdlib. Düğüme dönen konu, pek çok kez belirttiğimiz gibi Suriye’nin siyasi çözümünü geciktiriyor. Ankara ve Moskova hem mevzisini korumaya çalışıyor hem de birbirini mutabakata uymamakla suçluyor. Putin’in daha önce bu konu tıkandığında yaptığı açma hamlesinin bir benzeri gelebilecek mi, yoksa Erdoğan İdlib konusunda bir parça taviz vermeyi mi seçecek, göreceğiz. Ancak Soçi’den yarın ne çıkarsa çıksın, İdlib en sonunda Şam’ın istediği gibi çözülmek zorunda olacak.

Erdoğan ile Putin arasındaki bir diğer sorunlu konu Kırım meselesi. Erdoğan New York’ta bu konuda verdiği mesajla, Moskova’yı bir kez daha rahatsız etti. Ankara her ne kadar “Kırım’ın ilhakını tanımıyoruz” politikasını Moskova’ya karşı bir kart olarak görüyorsa da, 25 Eylül’de Cumhuriyet gazetesindeki “Erdoğan-Putin zirvesinin sorunları” başlıklı makalemizde de belirttiğimiz gibi, “Bu kart, aslında bir koz kartı değil. Ceza oyunlarında elde tutulmaması gereken bir kâğıda daha çok benziyor. Elde tutmak yerine, bir an önce elden çıkarılması halinde, daha çok kazanç getirecek bir kart hatta.”

Erdoğan ile Putin arasındaki sorunlu başlıklardan biri de doğalgaz. Ankara’nın ABD’nin sunduğu sıvılaştırmış doğalgaz alımları nedeniyle, Moskova’nın imzalamak istediği uzun vadeli kontrata yanaşmaması, kış yaklaşırken önemli bir konu.

Erdoğan ve Putin’in karşı karşıya geldiği konulardan biri de Libya. Berlin Konferansı’ndan çıkan “yabancı silahlı güçlerin ülkeden çıkması” kararı ve üç ay sonra yapılması planlanan seçimler, bu konunun da ikilinin önemli bir gündemi olmasını zorunlu hale getiriyor.

NEO-ABDÜLHAMİTÇİLİK

Soçi masasında Kafkasya, Karadeniz, Afganistan ve Orta Asya konuları da var. Fakat ağırlıklı konu başlıkları yukarıda özetlediğimiz dört konudur.

Ancak…

Türk-Rus işbirliğinin seviyesi ile Türk-Amerikan sorunları arasındaki bağ nedeniyle, Soçi masasında aslında Türk-Amerikan ilişkileri de olacak. Erdoğan’ın “ABD Suriye’den çıkmalı” mesajı da, “Rusya’dan ikinci parti S-400 alabiliriz” mesajı da, işte bu nedenle.

Erdoğan, iki boyutlu bir taktik izliyor: Hem ABD’nin bölgedeki ağırlığını azaltmaya başladığını görerek dümeni Rusya’ya daha çok kırıyor ama hem de Rusya’ya yakınlaşmasını ABD’den taviz koparabilmenin aracı olarak kullanabilmeyi umuyor.

Perdenin önünde iki büyük güç arasında taktik manevralar gibi gözükse de, perdenin arkasında iki büyük güce de gereğinden fazla taviz vermekle sonuçlanacak bir Neo-Abdülhamitçilik bu…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Eylül 2021

2 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: