Archive for category CRI Türk

HDP’NİN UYGURCULUĞU!

MESELE AMERİKANCILIK VE ÇİN KARŞITLIĞI

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun birkaç gün önce TBMM’de yaptığı konuşma dikkatinizi çekmiştir. “HDP olarak Kürtlerin de, Uygur Türklerinin de hakkını savunan bir partiyiz” diyordu Gergerlioğlu

Doğrudur, HDP’nin zaman zaman Uygur Türkleriyle ilgili açıklamaları oluyor.

Peki neden? İki nedeni var:

Birini geçen yılki konuşmasında açıklıyor Gergerlioğlu: “Türkiye’de Kürt meselesinde nasıl ayrımcı politikalar izleniyor ve buna karşı çıkıyorsak Çin’de de Uygur Türklerine yapılan ayrımcı politikalara şiddetle karşı çıkıyoruz parti olarak” (21.11.2019).

Yani HDP, Türkiye’de Kürtçülük yapabilmesine dayanak oluşturabilmesi için Çin’de Uygur Türkçülüğü yapıyor!

YA AZERBAYCAN, KIBRIS, IRAK TÜRKLERİ?

HDP için varsa yoksa Uygur Türkleri…

Ya Azerbaycan Türkleri? Siz hiç HDP’nin Ermenistan işgali altındaki Azerbaycan toprakları için bir tepki gösterdiğini işittiniz mi?

Ya Kıbrıs Türkleri? Siz hiç HDP’nin Kıbrıs Türklerinin devletini tanımayan ABD ve AB’ye tepki gösterdiğini duydunuz mu?

Ya Irak Türkmenleri, Suriye Türkmenleri? Siz hiç HDP’nin Irak Türkmenlerini, Suriye Türkmenlerini savunduğunu gördünüz mü?

Neden Irak, Suriye, Azerbaycan ya da Kıbrıs Türkleri değil de Uygur Türkleri?

MESELE TÜRK DEĞİL ABD’NİN ÇIKARI

HDP’nin Uygur Türklerine ilgisinin ikinci nedeni ise Amerikancılığıdır!

ABD, Çin’i zayıflatmak için bir yandan ticaret savaşı uyguluyor, diğer yandan bu ülkeyi askeri ve siyasi olarak çevreliyor, öte yandan da Uygur Türkleri, Tibet ve Hong Kong ayrılıkçılığı gibi konuları kaşıyor…

Her yıl insan hakları raporu hazırlayarak Çin başta olmak üzere bir çok ülkeyi hedef alıyor. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da milyonlarca insanı katleden ABD emperyalizmi, diğer ülkelere insan hakları dersi vermeye kalkıyor!

ABD’nin Uygur Türklerine sevgisi, Çin’i hedef alması nedeniyledir. Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını savunarak bu ülkeye zarar vermek istiyor.

Ama aynı ABD, ayrı yaşamakta olan Kıbrıs Türklerini, Kıbrıs Rumlarıyla birlikte yaşamaya zorluyor yıllardır!

ABD’nin Türklerin Çin’den ayrılmasını ama Rumlarla birlikte yaşamasını savunması çıkarları gereğidir, arkasında bir ilke yoktur elbette…

ABD’NİN AMACI İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ

Kıbrıs’ta Türkleri Rumlarla birlikte yaşamaya zorlayan ABD, Kürtleri ise Türklerden Araplardan, İranlılardan koparmaya çalışmaktadır.

Neden? Kürtlerin kara kaşını, kara gözünü sevdiği için mi? Ya da Türklerin, Arapların, İranlıların kaşını ve gözünü sevmediği için mi?

Elbette değil. ABD bölge ülkelerini parçalayarak daha iyi kontrol edebilmek, bir enerji koridoru oluşturabilmek ve bölgeyi İsrail’in güvenliğine daha uygun hale getirebilmek için Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi bölmek istemektedir. 50 yıllık politikasıdır bu…

Arap ve İranlı basıncı altındaki Yahudilere, Kürt desteği sağlamaya çalışmaktadır. Hatta Yahudilerin rahat edebilmesi için Kürtleri paratoner olarak kullanmaktadır: Türkler, Araplar ve İranlılar Kürtlerle uğraşsın ki, Yahudiler rahat etsin yani…

EMPERYALİZM KULLANIR VE SATAR

ABD emperyalizminin Kürtleri kaç kere kullanıp yarı yolda bıraktığı, kısacası sattığı yakın tarihimizin acı gerçeklerindendir.

ABD emperyalizmi çıkarları için Kürt’ü de, Türk’ü de, Arap’ı da kullanır, kullanıyor…

Oysa bu coğrafyada Türkler, Kürtler, Araplar, İranlılar bin yıldır iç içe yaşıyor. Bu coğrafyaya 50 yıl önce gelen bir emperyalist devletin bölgeyi karıştırmasına zemin yaratmak, hiç kimseye yaramıyor emperyalist tekellerden başka…

O nedenle Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, İranlı’nın emperyalizmi dışlayarak herkesin yararına bir birlikte yaşama formülü üzerinde kafa yorması gerekiyor…

ASYA YÜZYILINDA REFAH İÇİNDE

Uygur Türkleri için de geçerli bu…

Uygur Türkleri içinde ABD desteği ile ayrılıkçılık yapan bir avuç Rabiacı, Uygur Türklerine iyilik değil, kötülük yapıyor!

Uygur Türkleri ABD’ye aldanıp ayrılıkçılık yapmamalı, Çin de Uygur Türklerini ABD’nin kullanabilmesine zemin yaratmamalı…

Asya yüzyılında, birlikte, barış içinde, refah içinde yaşamalıyız hepimiz…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Temmuz 2020

4 Yorum

ABD-ÇİN BÜYÜK REKABETİ

ABD ile Çin arasında bir “büyük rekabet” vardır ama bu bir “hegemonya” mücadelesi değildir. Çünkü Çin’in “hegemonik güç” olma hedefi yoktur. Hegemonik güç olmak isteyen ABD’dedir; bir süre de olabilmiştir ancak artık hegemonyası inişe geçmiştir.

Küresel ölçekte hegemonya, bir süper devletin diğer devletler üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mutlak üstünlük sağlamasıdır.

Çin’in “hegemonik güç” olma hedefinin bulunmadığının en açık göstergesi, ulusal güvenlik strateji belgeleridir. O belgelerde Çin’in böyle bir niyeti görünmemektedir.

Peki “gizli hedefi” olabilir mi? Olamaz, çünkü “hegemonik güç” konusu gizlenebilecek bir konu değildir. Nitekim ABD yıllarca yayımladığı ulusal güvenlik strateji belgelerinde kendisinin hegemonik güç olduğunu ve düzeni sağlama sorumluluğunun kendisinde olduğunu açık açık ilan etmişti.

KÜRESEL LİDERLİK SORUNU

Kaldı ki hegemonik güç olma konusu ideolojik bir konudur; emperyalist kapitalizme özgüdür, sosyalizme değil…

Nitekim Çinli komünist yetkililer bu konu açıldığında, Çin’in böyle bir hedefi olmadığını belirtmekle yetinmez, böyle bir hedefe yönelmesi halinde ülkelerine karşı mücadele edeceklerini bile söylerler!

Bu arada hegemonik güç olmak ile küresel lider olmak aynı şey değildir. Hegemonik güç aynı zamanda küresel liderdir ancak küresel lider aynı zamanda hegemonik güç olmayabilir.

Hegemonik güç olmayan küresel lider, küresel ilişkilere diğer aktörleri de katarak liderlik eder; diğer ülkeler üzerinde siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda mutlak egemen olmaya çalışmaz.

Çin bu nedenle küresel lider adayıdır.

REKABETİN NİTELİĞİ

ABD-Çin büyük rekabeti özünde bir üretim rekabetidir.

ABD son çeyrek yüzyılda üretimin merkezi yerine tüketimin merkezi olmaya dönüşmüş, Çin ise bu süreçte üretimin merkezi haline gelmiştir.

ABD, Donald Trump yönetimiyle bu değişimi durdurmaya çalışmıştır, çalışmaktadır. ABD’nin Çin mallarına karşı gümrük duvarlarını yükseltmesi, ambargolarla Çin’de üretim yapan ABD şirketlerini ülkeye çekmeye çalışması bu amaçladır.

ARA DÖNEM

Dünya tek kutuplu değil artık ve ABD 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” yapamayacağını biliyor. Hegemonyasının inişe geçtiğini, küresel liderliğinin sonunun geldiğini ve inşa ettiği “dünya düzeni”nin adım adım zayıfladığını görüyor.

Dünya ara bir dönem yaşamaktadır: ABD’nin liderlik ettiği dünya düzeni henüz yıkılmamıştır ve yerine de yeni bir dünya düzeni kurulmamıştır.

ABD’nin hegemonyası inişe geçtiği için kurduğu düzene liderliği zayıflamaktadır.

Çin, bir yandan ABD’nin kurduğu düzen içinde yükselmeye, o düzeni ayakta tutan kurumların içindeki ekonomik ve politik ağırlığını artırmaya çalışmakta, diğer yandan da düzeni ayakta tutan o kurumların alternatiflerini birer birer inşa etmektedir.

Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
30 Haziran 2020

3 Yorum

HİNDİSTAN-ÇİN GERGİNLİĞİ ABD’YE YARAR

Çin ile Hindistan arasındaki sınır sorununun iki ülkeyi karşı karşıya getirmesi ABD’yi oldukça memnun ediyor. Geçen hafta iki ülke askerlerinin sınır hattında çatışması ve 20 Hint askerinin ölümü, ABD için bulunmaz fırsattı… 

Hindistan Çin’le ne kadar karşı karşıya gelirse, o kadar ABD’ye yanaşacak; Washington’un hesabı ve isteği bu….

Hindistan’ın ABD’nin yanında olması ise hızla küresel liderliğe yükselen Çin’i durdurabilmesi ya da dengeleyebilmesi demektir…

ABD’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİ

Nitekim ABD tüm stratejik planlamasını buna göre yapmaktadır:

1. ABD “Asya-Pasifik stratejisini”, Haziran 2019’da “Hint-Pasifik stratejisi” diye güncelledi.

2. ABD Çin’e karşı ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya dörtlüsünden oluşan bir cephe inşa etmeye çalışıyor.

3. ABD dört yeni katılımla, G-7’yi G-11’e dönüştürmek istiyor. O dört ülke Hindistan, Avustralya, Güney Kore ve Rusya. ABD’nin amacı G-11ile Çin’i yalnızlaştırmak. Rusya bu nedenle G-11’e itiraz etti.

BEIJİNG VE MOSKOVA’NIN ŞİÖ VE BRICS HAMLESİ

Aslında hem Beijing hem de Moskova, ABD’nin Hindistan’ı “geni Batı” içine dahil etmeye çalıştığını uzun süredir biliyordu. Yıllardır süren Hindistan-Pakistan sorununu da ABD bu amaçla değerlendirmeye çalışıyordu.

ABD ayrıca Çin’in Hindistan’la tarihi sınır sorununun bulunmasını ve Hindistan-Pakistan sorunlarında Çin’in Pakistan’ın yanında konumlanmasını da Hindistan’ı yanına çekebilmenin fırsatları olarak görüyor ve değerlendirmeye çalışıyordu.

Ancak Beijing ve Moskova, 21. yüzyılda ABD’nin planlamalarını boşa çıkaran önemli diplomatik hamleler yaptılar; Hindistan’ı, Pakistan’la birlikte Şanghay İşbirliği Örgütü’ne aldılar; diğer yandan Hindistan’la BRICS’te buluştular…

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS dev bir ekonomik topluluk haline geldi…

HİNDİSTAN ABD’YLE DEĞİL, ÇİN’LE BÜYÜR

İçte ABD 20 yıla dayanan bu gelişmeyi tersine çevirmenin aracı olarak görüyor Çin-Hindistan sınır sorununu…

Hindistan’ı ŞİÖ’den ve BRICS’ten koparmak ve ABD’nin Çin’e karşı oluşturduğu platformlara dahil etmek, ABD’nin en kritik önemdeki hedefidir…

Şundan:

ABD’nin “büyük rekabet” içerisinde Çin’e karşı şansı gittikçe azalıyor. Büyüyen ve küresel liderliği almaya hazırlanan Çin’i, ABD ancak Çin kadar nüfusu olan ve ekonomisi hızlı gelişme potansiyeli taşıyan Hindistan’la dengeleyebilir…

Hindistan’ın ABD’nin bu büyük oyununa alet olup olmaması sadece Hint-Pasifik bölgesini değil, tüm dünyayı etkileyecek.

Ancak Hindistan’ın ABD’yle hareket etmesi, son tahlilde Hindistan’a bir kazanç sağlamayacak. Zira Hindistan Asya’da, ŞİÖ’de, BRICS’te Çin ve Rusya’yla birlikte hareket ettiği için hızla gelişmektedir…

Yani Hindistan’ın ABD’yle değil Çin’le büyüdüğü ve büyüyeceği en önemli gerçekliktir.

ASYA YÜZYILI, ÇİN-HİNDİSTAN-RUSYA İTTİFAKIYLA GERÇEKLEŞİR

O nedenle Hindistan çok dikkatli hareket etmelidir. ŞİÖ ve BRICS birlikteliklerinden vazgeçmesi Delhi için büyük kayıp olur…

Çin ve Rusya da, Asya devi Hindistan’ı ABD’nin yanına itmemenin koşullarını oluşturmaya çalışmalıdır.

Çin, Hindistan ve Rusya üçlüsünün işbirliği ve ittifakı, Asya Yüzyılının gerçekleştirmenin biricik yolu ve güvencesidir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Haziran 2020

4 Yorum

KÜRESEL LİDERLİĞİN SEMBOLÜ: 5G

Küresel liderlik mücadelesinin en önde gelen mücadele alanlarından biri 5G’dir. 5G’yi en çok ülkede kimin kuracağı, yeni dünyanın nasıl şekilleneceğinin de bir bakıma işareti olacak. O nedenle bu alanda kıran kırana bir mücadele var.

Fakat mücadele iki ülkeden hangisinin daha çok 5G kuracağı şeklinden çok, birinin kurmaya çalışması, diğerinin de önlemeye çalışması şeklinde sürmektedir.

ABD KENDİ YAPTIĞINI BAŞKASINDAN DA BEKLİYOR

5G neden önemli? Çünkü 5G, veri trafiğini yönetmek demek. O trafiği yönetenin para trafiğini de, güvenlik trafiğini de yöneteceği düşünülüyor.

Tabii bu daha çok ABD’nin suçlaması: Kendisi yıllarca böyle yaptığı için, kendi teknolojisini başkasına sattığında ona karşı kullandığı için, başkasının da aynı şeyi yapacağını düşünüyor haklı olarak…

Bu elbette mümkün ancak “yeni bir dünya” kurulurken bunu önleyebilmek de mümkün!

Zira teknolojiyi sattığına karşı kötü amaçla kullanmak, süper devlet hastalığıdır; çok merkezli dünyanın kolektif yönetiminde o hastalık geride bırakılabilir…

ABD’NİN İKİ ÇIKMAZI

Girişte belirttik: ABD ile Çin arasındaki 5G rekabeti, iki ülkenin 5G kurması rekabeti şeklinde değil, Çin’in kurmaya, ABD’nin ise önlemeye çalışması şeklinde sürmektedir.

Çünkü 5G teknolojisinde Çinli şirketler açık ara öndedir.

Bu ABD’yi iki şeye yönlendirmektedir: Birincisi kendi şirketlerini Çin’in 5G sağlayıcılarıyla rekabet edebilmeye teşvik etmekte; ikincisi de 5G için Çinli şirketlerle anlaşmaya giden “müttefiklerini” durdurmaya çalışmakta.

ABD bunun için en yakın müttefiklerini gerekirse tehdit de ediyor!

Son ve en önemli örneği İngiltere!

TRUMP JOHNSON’LA TARTIŞTI

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, müttefiki İngiltere’yi 5G konusunda uyardı ve safını seçmesini istedi! Pompeo, Londra merkezli HSBC bankasını da fırçaladı!

ABD, İngiltere, 5G, HSBC…

Aradaki bağlantıyı anlatabilmek için kronolojiyi izleyelim:

ABD yönetimi müttefiki İngiltere’nin sınırlı bile olsa Huawei’ye 5G altyapısı kurulmasında rol vermemesini istiyor; bunun ulusal güvenliği tehlikeye atacağını savunuyor ve Washington-Londra arasında istihbarat paylaşımına engel oluşturacağını iddia ediyor.

İngiltere buna rağmen şubat ayında Çinli teknoloji şirketi Huawei’ye ülkenin 5G altyapısında hizmet sağlayıcı olarak yer verme kararı almıştı. Bu kararın ardından Donald Trump’ın Boris Johnson’la telefonda sertçe tartıştığı İngiliz basınına yansımıştı.

Ancak buna rağmen İngiltere, Çin’in nükleer enerji santralleri kurma taahhüdünü sürdürmesini de göz önünde bulundurarak, Huawei’nin 5G ağını kurmasına belli ölçülerde izin sağlayabileceğinin işaretlerini veriyor.

Nitekim Londra’nın bu konudaki temel yaklaşımı şu resmî açıklamasıdır: “Başbakan, piyasanın çeşitlendirilmesi ve az sayıda şirketin hakimiyetinin kırılması için benzer düşünen ülkelerin birlikte çalışmasının önemini vurguladı.”

HSBC’NİN ROLÜ

HSBC Yönetim Kurulu Başkanı Mark Tucker, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile bu ayın başında gizli bir görüşme yaptı. Ancak görüşme 7 Haziran’da medyaya yansıdı.

Haberlere göre Tucker, Johnson’a özetle Huawei’nin ağ donanımını yasaklamaması gerektiğini, aksi takdirde HSBC’nin Çin’de misillemeye uğrayabileceğini söylemişti.

HSBC Hong Kong’da kurulmuştu ama Londra merkezli bir bankaydı. Üstelik Hong Kong’daki en büyük iki bankadan biriydi ve Çin’de de çok geniş iş sahasına sahipti.

HSBC’nin İngiltere Başbakanı’ndan talebi Washington’u köpürttü ve devreye ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo girdi.

POMPEO’NUN ŞANTAJI

Pompeo öncelike HSBC’yi hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanı, HSBC’yi Hong Kong sorununda Pekin’e “biat etmekle” suçladı! (11.6.2020).

Pompeo ikinci olarak, son dönemde sıkça yaptığı gibi Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) suçladı. ABD Dışişleri Bakanı, ÇKP’yi İngiltere (Britanya) bankalarının Çin’deki işlerini Londra’ya karşı siyasi baskı aracı olarak kullanmakla suçladı.

Pompeo üçüncü olarak da doğrudan Londra yönetimine seslendi ve “safını seçmesini” istedi! ABD Dışişleri Bakanı, Huawei’den vazgeçmesi halinde Londra’nın yanında olacaklarını söyledi: “ABD, Britanya’daki dostlarımıza duydukları her türlü ihtiyaç konusunda yardım etmeye hazırdır. Bu yardımlar güvenlikli, dayanıklı nükleer enerji santrali inşa etmekten yurttaşların mahremiyetini koruyan güvenilir 5G teknolojisi geliştirmeye kadar uzanır.”

ABD’NİN GERİ ADIMI

Ancak bu şantajlara, bu tehditlere rağmen bir de teknoloji dünyasının kendi gerçekleri var. O da şu: 5G altyapısı kurmak konusunda Çinli Huawei lider konumda ve ABD bunu engelleyebilecek durumda değil.

Huawei’ye dünya çapında ambargo uygulamaları bunu engellemedi nitekim…

O nedenle ABD bu konuda geri adımlar atmaya mecbur ve de atmaya başladı: Örneğin ABD Ticaret Bakanlığı, Amerikan şirketlerinin Huawei ile iş yapmasına yönelik kısıtlamaları, 5G standartlarında birlikte çalışabilmelerine izin verecek şekilde değiştirmek durumunda kaldı! (16.6.2020).

Kuşkusuz bunda ABD’nin kaçınılmaz olarak Huawei’nin teknoloji seviyesinden yararlanma ihtiyacı var öncelikle…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Haziran 2017

2 Yorum

AŞI VE SÜPER GÜÇ

ABD’nin “yeni bir dünya kuruluyor” endişesi ile Çin düşmanlığı doğru orantılı…

Amerikan rüyası bittikçe, ABD hegemonyası zayıfladıkça, ABD’nin küresel liderliği azaldıkça, Çin düşmanlığı da artıyor.

Salgın boyunca Beyaz Saray tarafından çapsız argümanlarla sürdürülen Çin düşmanlığı da bunun yansıması…

BEYAZ SARAY’IN SORUMSUZ “ÇÖZÜMÜ”

ABD yönetimi, Çin’de korona salgını başladığında durumdan memnundu; çünkü salgın küresel rakibi Çin’in ekonomisini zayıflatacaktı.

Olmadı, Çin sert önlemlerle salgını kontrol altına aldı. Dahası salgın Avrupa’ya oradan da Amerika’ya geçti. ABD salgının merkez üssü oldu. İnsani ve ekonomik tahribatı, Çin’deki tahribatından katbekat fazla oldu.

Salgın yayıldıkça, Amerikan halkı da başlarda virüsü ciddiye almayan ve salgına karşı başarılı mücadele edemeyen ABD Başkanı Donald Trump’a tepki gösterdi.

Beyaz Saray’ın bu beceriksizliğe bulduğu çözüm ise en hafifinden sorumsuzcaydı: Çin düşmanlığı!

AMERİKAN TEZGÂHLARI

ABD önce virüsün pasaportu varmış gibi ona “Çin virüsü” diyerek Beijing yönetimini hedef aldı.

Ardından Çin’in virüsle ilgili dünyayı geç bildirdiğini iddia etti. Oysa ABD istihbaratının Beyaz Saray’ı bilgilendirdiği ancak Trump’ın konuyu ciddiye almadığı ortaya çıktı.

Trump daha sonra Çin’in kontrolünde olduğunu iddia ederek Dünya Sağlık Örgütü’nü hedef aldı.

ABD’deki vaka/ölüm sayılarının vahim boyuta ulaşması üzerine, Trump bu kez “Çin’in sayıları yalan” demeye başladı.

Sonrasında da kendi istihbaratı tersi sonucu çıkarmasına rağmen, Çin’i “virüsü laboratuvarda üretmekle” suçladı.

Ve en sonunda Çin’i salgını durdurmamakla bile suçladı!

AŞI SAVAŞLARI

Trump yönetiminin Çin düşmanlığı şimdi de aşı üzerinden başladı!

Önce ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Çin’i bilgisayar korsanları aracılığıyla ABD’de yürütülen aşı çalışmalarını çalmaya çalışmakla suçladı (11.5.2020).

Ardından da ABD Senatörü Rick Scott Çin’i “Batı ülkelerinin aşı çalışmalarını yavaşlatmaya veya sabote etmeye çalışmakla” suçladı! (7.6.2020)

Bejing hükümetinin ABD’de, ya da İngiltere’de sürdürülen bir aşı çalışmasını nasıl yavaşlatabildiği ise belli değil!

İddia o kadar absürt ki, Çin Dışişleri Sözcüsü Hua Çunying senatörden kanıt göstermesini istedi (8.6.2020).

Oysa ABD ya da bir başka Batılı ülkenin tersine, Çin daha şimdiden aşıyı dünyanın ve insanlığın hizmetine sunacağını ilan etti. Batıda aşının bulunmasıyla nasıl bir ekonomi yaratılacağı hesap edilirken, Çin Bilim ve Teknoloji Bakanı Wang Zhigang, geliştirdikleri koronavirüs aşısının tüm klinik testlerden sonra dünya çapında erişilebilir hale getirmeyi planladıklarını duyurdu (7.6.2020).

ALMANYA: ÇİN GELECEĞİN SÜPER GÜCÜ

Peki ABD yönetiminin bu tonda Çin düşmanlığının ve bu çapsızlıkta düşmanlığa tezgâh üretmesinin nedeni ne?

Aslında o nedeni en iyi Almanya Dışişleri Bakanı Haiko Maas açıkladı: “Çin gelecekteki süper güç. Çin, Almanya’nın en büyük ticari partneri. Pekin ile diyalogu sadece ekonomik ve ticari konularla sınırlandırmamalıyız. Kendi değerlerimizi korumamız için ortak Avrupa stratejisine ihtiyacımız var.” (7.6.2020).

Evet, ABD hegemonyası zayıflıyor, ABD küresel liderliği kaybediyor, ABD bırakın müttefiklerini Çin düşmanlığına sevk edebilmeyi, onları ticaret savaşında yanında bile göremiyor, Avrupa’nın en büyük ekonomisi Çin’le ilişkileri siyaseten de derinleştirmek istiyor.

Kısacası yeni bir dünya kuruluyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
9 Haziran 2020

1 Yorum

AMERİKAN IRKÇILIĞI

Irkçılık bir hastalık değildir; bir politikadır; emperyalist kapitalizme dair bir politikadır.

Kapitalizm emperyalizm aşamasına geçerken, Asya ve Afrika’yı sömürmek, yerli halkı köleleştirip çalıştırmak istiyordu. Bunun Avrupalı emperyalist “beyaz adam” için bir “hak” olduğunu savunabilmek için de “ırkçılık” düşüncesi oluşturuldu.

Fransız aristokrat Joseph Arthur de Gobineau, 1853-1855 yılları arasında yayımladığı İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine adlı dört ciltlik eseriyle, emperyalistlerin ihtiyacının “teorisini” yaptı ve insanları beyaz, siyah ve sarı olmak üzere üç ırka ayırdı. Beyaz ırkın özellikleri iyiyken, sarı ve siyah ırkın özellikleri kötüydü!

Yani emperyalist Avrupa, Asya’yı ve Afrika’yı sömürebilirdi!

Özetle sorunu ekonomi-politiğinin üzerinden atlayarak “hastalık” diye yorumlamak, aslında tedaviyi imkânsız kılmaktadır!

TRUMP HASTA DEĞİL EMPERYALİST!

Örneğin ABD Başkanı Donald Trump’ın korona virüsüne “Çin virüsü” diyerek ırkçılık yapması, hasta olmasından değil, emperyalist olmasından kaynaklanmaktadır!

Trump’ın “Çin virüsü” demesi; küresel liderliğine rakip gördüğü Çin’i zayıflatmak, dünyayı Çin’e karşı kışkırtmak ve gözleri salgınla mücadeledeki başarısız yönetiminden bir başka yöne çevirtmek içindi.

19. yüzyılda bir milyona yakın kişinin ölümüyle sonuçlanan Amerikan iç savaşını kölelik karşıtları kazansa da, 1960’lardaki mücadele ile ayrımcılık federal bir suç haline getirilse de, ırkçılığın ABD’de varlığını koruyor olması, hastalıktan değil, ABD emperyalist olduğu içindir.

Vietnam’a saldıran, Yugoslavya’yı bölen, Irak’ı işgal eden, Libya ve Suriye’yi bombalayan ABD; bu saldırılarına Amerikan halkının desteğini sağlayabilmek için elbette ırkçılık pompalıyordu. Vietnamlılar geri Asyalıydı, Yugoslavlar başları ezilmesi gereken Slav komünistleriydi, Iraklılar, Libyalılar ve Suriyeliler geri ve terörist Araplardı!

Dış politikanın iç politikaya, iç politikanın da dış politikaya yansımaları elbette olurdu. Asyalıyı, Slavı, Arabı bombalanması gereken “geri ırk” gören “beyaz adam” içeride de siyahlara ve hispaniklere düşmanlık geliştiriyordu. Ki o düşmanlığın kökleri, ABD kapitalizminin tarlalarda Afrikalı çalıştırabilmek için onları köleleştirmesi sürecindeydi!

VİRÜSUN EKONOMİ-POLİTİĞİ

ABD’deki ırkçılık karşıtlığı ne yazık ki bu politik çerçeve içinde bir mücadeleye dönüşmüyor; “beyaz polis şiddetine” karşı “siyah öfke” olarak parlıyor ve sönüyor.

1992’de Los Angeles’ta ve 2014’te Missouri’de böyleydi…

Siyah George Floyd’un “beyaz bir polisin” dizlerinin altında “nefes alamıyorum” diyerek can vermesi görüntüsü “siyah öfkeyi” yeniden ortaya çıkardı. Birkaç gün içinde protestolar 25 ABD kentine yayıldı.

Bu kez sorun “beyaz polis şiddeti” olmaktan daha geniş bir şekilde ele alınır mı?

Zor ancak imkânsız değil. Zira bu kez salgınla mücadele sürecinin geniş kitlelere acıyla öğrettikleri var:

Siyahlar ve hispanikler ABD nüfusunun yüzde 32’siydi ancak korona virüsü en çok onlara bulaşıyordu. Çünkü siyahlar ve hispanikler daha çok alt sınıflara aittiler; ya salgından korunamayacak işlerde çalışıyorlardı ya da işsiz, hatta evsiz…

Virüse yakalandıklarında da Amerikan sağlık sektörünün acımasızlığıyla en çok onlar yüz yüze geliyorlardı; sigortasızlık, pahalı tedavi…

İSYANIN İKTİSADİ ZEMİNİ

ABD’de salgın sürecinde 22 milyon Amerikalı işsizlik fonuna başvurdu. Böylece işsiz sayısı 40 milyonu aştı.

Bloomberg’in milyarderler endeksine göre ABD’li “en zenginlerin” serveti 23 Mart’tan 23 Nisan’a, bir ayda yüzde 20 artmıştı.

40 milyon Amerikalı işsizken, 400 Amerikalının serveti tam 3 trilyon dolardı!

Kısacası salgında zenginler daha da zenginleşirken, fakirler daha da fakirleşiyordu…

İşte bu tablo “siyah öfke”yi, “beyaz polis şiddeti”nden öteye taşımanın iktisadi zeminidir. Ancak bu tür isyanlara doğru programla ve doğru hedefle bir örgütlü kuvvet liderlik yapmadığında, bir süre sonra yorulup sönme eğilimi gösterecektir…

Ama her patlama, aynı zamanda kitlelere öğretmenlik yapmaktadır.

Amerikalılar için de “bir gün mutlaka” vardır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
2 Haziran 2020

5 Yorum

TRUMP’IN VİRÜS ARŞİVİ

ABD Başkanı Donald Trump 19 Mart’ta yaptığı açıklamada Çin’in korona virüsü konusunda kendilerini geç bilgilendirdiğini iddia ederek, bir “yalan kampanyası” başlattı.

Trump yönetimi bu kampanya boyunca Çin’in “eksik sayı” açıkladığını iddia etmekten, “bilerek bu virüsün yayılmasını durdurmadığını” savunmaya kadar, hatta virüsün Çin’deki bir laboratuvarda üretildiğine kadar bir dizi suçlama yaptı.

YALANIN PANZEHRİ ARŞİVDİR

Trump ve ekibinin bu süreçte Çin’i hedef almak için ürettiği beceriksiz komplolar da, dile getirdiği pervasız yalanlar da ABD emperyalizminin utanmazlık tarihine eklendi.

Ve ABD elindeki medya gücü ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki “profesyonel” Amerikancıların propagandasıyla dünyayı bu yalanlardan hareketle Çin’e karşı kışkırttı.

Oysa Trump yönetimi ocak ve şubat ayı boyunca, bugün iddia ettiği ne varsa, tam tersini söylüyordu.

Ve yalanların panzehri arşivdir: Bugün arşivi açarak Trump’ın çok değil, birkaç ay önce neler söylediğini listeleyeceğiz:

TRUMP ÇİN’İ TAKDİR ETTİ

ABD’de ilk korona virüs vakası 21 Ocak’ta görüldü. Ertesi gün Trump Davos’taydı ve ilk vakanın görülmesi nedeniyle şöyle dedi: “ABD’nin korona virüsüne karşı bir planı var” (22 Ocak 2020).

ABD Başkanı Trump birkaç gün sonra, bir tweet atarak Çin yönetiminin virüsle mücadelesini övdü. Evet, yanlış okumadınız, bugün suçladığı Çin yönetimini övdü: “Çin, korona virüsü sınırlandırmak için çok fazla gayret gösteriyor. ABD, Çin’in çabalarını ve şeffaflığını takdir ediyor. Bu çabalar işe yaracaktır. Özellikle Amerikan halkı adına Devlet Başkanı Şi’ye teşekkür ediyorum.” (25 Ocak 2020).

Bundan iki gün sonra da Trump “Virüs konusunda Çin ile çok yakın iletişim içerisindeyiz” dedi (27 Ocak 2020).

TRUMP: ÇİN’LE İŞBİRLİĞİ YAPIYORUZ

ABD Başkanı Trump, sonraki hafta da korona virüsle mücadele konusunda Çin’i övmeyi sürdürdü.

Trump, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı üçüncü “ulusa sesleniş” konuşmasında, “Çin hükümeti ile salgın konusunda yakından çalışıyoruz ve işbirliği içindeyiz” dedi (5 Şubat 2020).

Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile korona virüsü konusunda bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra da şu tweet’i attı: “Başkan Şi, çok başarılı bir operasyona önderlik ederken süreci büyük bir disiplinle yönetiyor. Çin’e yardım etmek için yakın bir şekilde çalışıyoruz. Yönetimim, bu tehditten vatandaşlarımızı korumak için gereken tüm önlemleri aldı ve almaya da devem edecekler.” (7 Şubat 2020).

Birkaç gün sonra Fox televizyonuna konuşan Trump, Çin’le işbirliğini sürdürdüklerini yineledi: “Çin ile yakından çalıştığımızı söyleyebilirim. Oraya en iyi uzmanlarımızı gönderiyoruz. Çin’in çok yakında virüsü kontrol altına alacağına inanıyorum. Nisan ayında havaların ısınmasıyla koronavirüs de bitmiş olur.” (11 Şubat 2020).

TRUMP: ÇİN’İN RAKAMLARINA GÜVENİYORUZ

Bugünlerde Trump ve ekibi Çin’i eksik sayı açıklamakla suçluyor ama aslında bu konuda dün Çin’i takdir ediyorlardı.

Trump, korona virüs konusunda 27 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında ABD halkına karşı riskin çok az olduğunu söyledi. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüştüğünü belirterek, “Şi çok çalışıyor. Çin’in bildirdiği rakamlara güvenebilirsiniz.” dedi (27 Şubat 2020).

Bu süreçte Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien da Çin’i takdir ediyordu. O’Brien CBS’ye yaptığı bir açıklamada “Çin geçmişteki krizlere göre kesinlikle daha şeffaf ve bunu takdir ediyoruz” diyordu.

TRUMP YALANLARA BAŞLIYOR

ABD’de korona virüs nedeniyle ilk ölüm 29 Şubat’ta yaşandı. Ancak Trump hâlâ meseleyi ciddiye almıyordu. Demokratlar bu nedenle Trump yönetimini sert şekilde uyarıdyordu.

Ardından mart ayının ilk iki haftasında ABD’de endişe büyüdü. Ölümler hızla arttı. Trump yönetimi ise hâlâ kamuoyunun beklediği ciddi önlemleri almıyordu.

Neticede ABD’de vaka ve ölüm sayıları çok hızlı yükseldi ve Trump yönetiminin süreci iyi yönetemediği ortaya çıktı.

Trump salgınla mücadeledeki başarısızlığını örtmek için yukarıda özetlediğimiz sözlerinin tam tersine bir şekilde Çin’i suçlamaya başladı. Topu Çin’e atarak durumu kurtarabileceğini savunan Trump, Nisan’da ABD salgının merkezi olunca, yeni yalanlar üretti.

TRUMP’IN SEÇİM KORKUSU

Kasımda yapılacak seçimlerin baskısını hissetmeye başlayan Trump, mayıs ayında ise yalanın dozunu arttırdı. Öyle ki, bugün söylediği yalan, dünkü yalanını bile yalanlayabiliyordu!

Trump o kadar çaresiz ki, salgınla seçimleri bile ilişkilendirdi ve “Çin, Kasım ayında seçimleri kaybetmem için elinden geleni yapıyor” dedi! Sanki Çin sırf Trump seçim kaybetsin diye virüs salgını başlatmıştı!

Öyle ki oğlu Eric Trump bile “Virüs seçimden sonra sihirli bir şekilde çekip gidecek” diyordu (19 Mayıs 2020).

Acı ki Trump’un bu çapsızlığının ve beceriksizliğinin bedelini Amerikan halkı, özellikle de siyahlar ve hispanikler, yani alt sınıflar ödüyor! Hem de canlarıyla…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
26 Mayıs 2020

2 Yorum

ÇÜRÜYEN AMERİKA

Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’mızda belirttiği gibi, medeniyet, tek dişi kalmış canavardır!

Bunu salgın günlerinde daha da iyi anlıyor ve görüyoruz. İşte o manzaraların sonuncusu:

ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Alex Azar katıldığı bir televizyon programında aynen şöyle diyor: “Trump yönetimi salgınla çok iyi baş etti. Buna rağmen en çok kurban veren ülke olmamız, Amerikalı azınlıkların dünyanın geri kalanından daha sağlıksız olmalarından kaynaklandı.

Bu sözleri, ABD yönetiminin salgınla mücadele yönetimindeki beceriksizliğine bahane bulma çapsızlığı diye de okuyabilirsiniz, çürüyen ABD’nin dışavurumu olarak da…

21. YÜZYILIN MALTHUS’U

Evet, ABD emperyalizmi çürüyor! Alex Azar da o çürümenin tipik öznesi…

Büyük ilaç şirketlerinde yöneticilik ve lobicilik yapan, milyonlarca dolarlık serveti olan Alex Azar’ın insana bakışı tipik sömürgeci ve halk düşmanı bakışı…

Azar, bu nedenle bir nevi 21. yüzyılın Malthus’u…

Bir rahip olan Thomas Malthus, 1803’te yayımladığı Nüfus Artışı Hakkında Araştırma adlı eserinde yiyeceklerin aritmetik, nüfusun ise geometrik arttığını iddia etmiş, bu dengesizliğin de salgınlarla ve doğal afetlerle dengelenmesi gerektiğini savunmuştu.

Oysa sorun nüfusun yiyecekten fazla olması değil, küçük bir kesimin yiyeceklerin/gelirlerin büyük bölümüne el koyuyor olmasıydı!

Alex Azar da malların büyük bölümüne el koyan o bir avuç kişiden biridir. O nedenle de sorunun kaynağı olarak Amerikalı azınlıkları, yani siyahları ve hispanikleri görmektedir.

SALGIN ZENGİN-FAKİR UÇURUMUNU BÜYÜTTÜ

Salgın sürecinde daha da netleşen o “çürüyen Amerika” gerçeğini, Bloomberg’de yayımlanan şu haber de aslında teyit ediyor:

“Koronavirüs salgını ABD’de sosyo-ekonomik eşitsizliği ortaya çıkardı. Salgın düşük gelirli insanları daha fazla etkiledi. Amerikan marketlerinde et satışları neredeyse durdu, ağırlıklı olarak yüksek gelirli insanların alışveriş yaptığı marketlerde ise durum tam tersi.”

Kısacası salgın, zenginle fakir arasındaki uçurumu daha da büyüttü; hem de dünyanın en gelişmiş(!), en büyük ekonomisi olan ABD’de!

1 MİLYON EVSİZ AMERİKALI

İşte “çürüyen Amerika”ya işaret eden bir gelişme daha…

Colombia Üniversitesi’nin araştırmasına göre ABD genelinde evsiz olan 568 bin Amerikalıya, salgın nedeniyle bu yıl 250 bin kişi daha katılabilir!

Yani evsiz Amerikalı sayısı 1 milyona yaklaşabilir!

Düşününüz, Soğuk Savaş boyunca anti-komünizmin öne çıkan propagandalarından biri komünist Rusların küçücük çirkin evlerde ama liberal kapitalist Amerikalıların kocaman güzel evlerde yaşadığıydı!

Evet, komünistlerin evi küçüktü ama bir evleri vardı!

Oysa emperyalist ABD’de evi olmayan, sokaklarda yaşayan yüzbinler var ne yazık ki…

ABD İÇİN GÖRÜLMEMİŞ DÖNEM

Amerikalı Prof. Dan O’Flaherty ülkesinin olağanüstü bir döneme girdiği konusunda uyarıyor:

“Benzeri görülmemiş bir dönemdeyiz. Bugün hayatta olan hiçbir Amerikalı işsizlik oranının yüzde 10’a çıktığı bir zamanı görmedi.”

FED’in, IMF’nin, Dünya Bankası’nın endişeleri ve uyarıları peş peşe geliyor…

Amerikan ekonomisi ne zaman toparlanabilir, kimse kesin bir takvim açıklayamıyor.

Görünen o ki tablo ABD için daha da kararacak.

AMERİKALILARIN İHTİYACI ÇİN DÜŞMANLIĞI DEĞİL, ÇİN’LE İŞBİRLİĞİ

İşte Trump yönetiminin aslında büyük bir çaresizlik içinde hemen her gün dile getirdiği Çin yalanlarının nedeni işte bu “çürüyen Amerika” tablosudur!

Sistemin “beyaz efendileri” sorumluluğu dışarıda Çin’e, içeride ise siyalarla hispaniklere yükleyerek, kendi eserleri olan “kara tablo”yu gözlerden uzak tutmaya çalışıyorlar.

Ancak nafile…

ABD yönetimi ne iç kamuoyunu inandırabiliyor ne de uluslararası arenada müttefiklerini ikna edebiliyor.

Amerikalıların büyük bir bölümü de, ABD’nin çoğu müttefiki de Beyaz Saray’ın “Kasım seçimlerine” yönelik sürdürdüğü Çin düşmanlığını bırakarak Pekin yönetimiyle salgına karşı küresel işbirliği yapmasını istiyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
19 Mayıs 2020

 

 

3 Yorum

BND’DEN TRUMP’A ‘ÇİN DÜŞMANLIĞI’ DESTEĞİ

9 Mayıs, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı zafer ilan edilmesinin 75. yıldönümüydü. Pentagon’un o güne özel yayını ise tipik emperyalist ikiyüzlülükle doluydu.

İkinci Dünya Savaşı’nı Almanya ile SSCB’nin Polonya’yı işgaliyle başlatan ABD, zaferi de Normandiya çıkarmasıyla başlayan sürece dayandırıyor özetle…

Pentagon yayınında 18 milyonu sivil olmak üzere 27 milyon yurttaşını kaybeden SSCB yok!

Hitler’in ordusuna Stalingrad’da direnerek savaşın gidişatını değiştiren ve Nazilere esas darbeyi Doğu Cephesi’nde vuran Kızıl Ordu yok!

Anavatan savaşında kararlı liderliğiyle milyonları Nazilere karşı direnişe geçirerek Avrupa’yı Hitler’in kanlı çizmelerinin altından kurtaran Çelik Stalin yok!

Kim var? Savaşa sonradan dahil olan ABD!

EMPERYALİZMİN HEDEFİ NAZİ-KOMÜNİZM SAVAŞIYDI

İkinci Dünya Savaşı, sonrasında ABD’nin kurduğu ideolojik hegemonya nedeniyle Batı’da hep eksiklerle ve yanlı olarak anlatıldı.

Örneğin hep SSCB’nin Hitler’le yaptığı anlaşma öne çıkarıldı. Hitler’i komünistlerin üstüne sürmeye çalışan İngiliz ve Fransız emperyalizminin ikiyüzlülüğü gizlendi.

Örneğin ABD’nin Nazilere verdiği mali destekler hep es geçildi. Hitler faşizminin dünyayı kan gölüne çevirmesinde Amerikan sermayesinin rolü ve sorumluluğu hep gizlendi.

Neyse, konumuz bu değil…

Bunları, Alman istihbaratının Çin düşmanlığında ABD’ye yaptığı acemice desteğe dikkatinizi çekmek için anlatıyorum…

Zira Alman istihbaratının, şıracı Amerikan istihbaratına neden bozacılık yaptığının yanıtı, İkinci Dünya Savaşı sürecindeki ve özellikle sonrasındaki süreçle ilgili…

ALMAN İSTİHBARATI TRUMP İÇİN MALZEME ÜRETİYOR

Amerikan sermayesi ile Naziler arasındaki ilişki, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurumsal bir alışverişe dönüştü. Nazilerin özel savaş ve istihbarat deneyimi, Alman uzmanlarıyla birlikte ABD’ye taşındı.

Almanya’nın bölündüğü süreçte de ABD, Batı Almanya’yı ideolojik tahakkümü altına aldı ve BND dünyada en Amerikancı istihbarat örgütü haline geldi. (Etkileri hâlâ süren o Amerikancılık BND içinde zaman zaman ciddi iç çarpışmalara dönüşüyor.)

Uzatmayalım, işte o BND, ya da BND’nin içindeki Amerikancı kanat yine sahnede. CIA kanalıyla Trump’a Çin düşmanlığı konusunda malzeme üretmeye çalışıyor.

Anlatalım…

TRUMP İÇİN ALGI OPERASYONU

Almanların ünlü Der Spiegel dergisi, BND’ye dayandırarak şöyle bir haber yaptı: “21 Ocak’ta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, yaptığı telefon görüşmesinde, DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’dan, virüsün insandan insan bulaşması hakkında bilgi vermekten kaçınmasını ve bir salgın uyarısı yapmasını ertelemesini istedi.”

Haberin hedefi ne? Trump’ın sürdürdüğü Çin düşmanlığına destek olmak…

Nasıl? Şöyle:

Ne diyordu Trump? “DSÖ Çincilik yapıyor. Çin dünyayı virüs konusunda geç bilgilendirdi, hatta virüs Çin laboratuvarında üretildi.”

İşte Alman istihbaratı, bazı Amerikan gazetelerinin bile yalanladığı bu dayanaksız iddialara destek veriyor. 21 Ocak’ta Şi Cinping’in DSÖ direktörünü arayıp “şunu söyleme, bunu sakla” dediğini iddia ederek, dünya kamuoyunda “Demek ki Trump haklıymış” algısı oluşmasını sağlamaya çalışıyor!

BİR CÜMLEDE DÖRT YALAN

Ancak Goebbels’in izcileri oldukça beceriksiz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün BND ve Der Spiegel’e verdiği yanıt o beceriksizliği resmediyor: “Der Spiegel’in iddiaları asılsız ve gerçek dışıdır. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 21 Ocak’ta hiçbir görüşme yapmamıştır. Bu tür asılsız haberler salgınla mücadele konusunda DSÖ’nün ve dünya genelindeki çalışmaların gündemini değiştirme amacı taşıyor. Ayrıca, Çin hükümeti zaten 20 Ocak’ta korona virüsünün insandan insana bulaştığını açıklamıştı.”

Özetle BND içindeki Amerikancı kanadın fabrikasyonu o kadar beceriksizce ki neredeyse hiç ses getirmedi.

BND yalanı, ancak Trump’un kendisini yalanlayan yalanlarıyla yarışabilir kategoride…

Ne diyelim! Beyaz Saray, CIA ve BND bu tezgahlar yerine salgınla mücadeleye odaklansa Amerikalılara ve Almanlara daha çok faydalı olurlar demekten başka elimizden bir şey gelmiyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
12 Mayıs 2020

 

3 Yorum

AMERİKA AMERİKA’YA KARŞI

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir suçlu “uydurmaya” öyle çok ihtiyacı var ki, bırakın Amerikan kurumlarını yalanlamasını, bu uğurda kendini bile yalanlayabiliyor!

Zira ABD salgının merkez üssü durumunda ve bu Amerikan ekonomisini oldukça olumsuz etkiliyor. Kötü ekonomi tablosu da haliyle sonbaharda yapılacak başkanlık seçiminde Trump’ın elini zayıflatıyor.

İşte Trump bu nedenle başarısızlığa bir gerekçe bulmaya çalışıyor. O nedenle de sürekli Çin’i suçluyor. Fakat Çin’e karşı ürettiği her argüman yalanlanıyor…

KANIT DEĞİL VARSAYIM

Trump’ın son yalanı, Kabataş yalanını aratacak cinsten…

Trump, koronavirüsün Vuhan’daki laboratuvardan çıktığına dair kanıt gördüğünü iddia etti (1.5.2020).

Ortada elbette bir kanıt yoktu. Nitekim Beyaz Saray sözcüsü Trump’ın “gördüğünü iddia ettiği kanıta” bir açıklama getirmeye çalıştı. Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, “İstihbarat dediğimiz şey temelde bir varsayım ve bu istihbarat ile ne yapılacağı siyasilere kalmış” dedi (1.5.2020).

Evet, ortada bir varsayımdan ötesi yoktu. Kaldı ki ABD istihbaratı da aslında Trump’ı yalanlıyordu.

DSÖ TRUMP’U DEFALARCA YALANLADI

Trump ilk kez 18 Mart’ta koronavirüsün Vuhan’daki laboratuvardan çıktığı iddiasını mantıklı bulduğunu açıklamıştı. Zira Çin’in virüsle ilgili ABD’yi ve dünyayı geç bilgilendirdiği şeklindeki bir önceki iddiası yalanlanmıştı; hem de Amerikan basını tarafından! ABD gazete ve TV’lerinde çıkan haberlere göre ABD istihbaratı Beyaz Saray’ı önceden haberdar etmişti zaten.

Çin, bu yeni iddiaya, iddia medyaya servis edildiği anda ve daha Trump dahil olmadan tepki gösterdi. Çin Dışişleri Sözcüsü Zhao Lijian, koronavirüsün “Çin’de laboratuvarda üretildiğine” dair iddiaları kökten reddetti (16.04.2020).

Keza Vuhan’daki laboratuvar da koronavirüsün kaynağı olduğu iddialarını “imkânsız” diyerek reddetti (19.04.2020).

Dünya Sağlık Örgütü de konuyla ilgili açıklama yaptı. Elde edilen bütün kanıtların koronavirüsün hayvan kökenli olduğunu gösterdiğini belirten Dünya Sağlık Örgütü, virüsün laboratuvarda üretildiğine veya değiştirildiğine ilişkin bir kanıt bulunmadığını vurguladı (21.4.2020).

Kaldı ki pek çok ülkede bilim adamları virüsle ilgili araştırma yapıyor ve aynı sonuca ulaşıyordu. Bu nedenle Rusya da Beyaz Saray’ın suçlamalarına itiraz etti. Kremlin sözcüsü Peskov “virüsün Çin’de üretildiğine dair asılsız suçlamalar kabul edilemez” dedi (22.4.2020).

ABD İSTİHBARATI: VİRÜS İNSAN ÜRETİMİ DEĞİL

Beyaz Saray, ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünü, virüsün Çin yapımı olduğunu ispat etmekle görevlendirdi.

Ancak Trump’ın iddiası o kadar dayanaksızdı ki, Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün vardığı sonuç da Trump’ı yalanladı.

Yapılan açıklamada “İstihbarat örgütleri yeni koronavirüsün insan eliyle üretilmiş ya da genetiğiyle oynanmış olmadığına dair genel bilimsel kanıya katılmaktadırlar” denildi (30.4.2020).

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Trump’ı memnun edebilmek için en fazla şu kadarını söyleyebildi: “Salgının ‘enfekte olmuş hayvanlarla temas üzerinden mi bulaştığı, yoksa Vuhan’daki bir laboratuvarda meydana gelen bir kaza sonucu mu yayıldığı’ konularını değerlendirmeye devam edeceğiz.”

POMPEO’NUN YALANI SÜRDÜRME GAYRETİ

Trump’ı bir kez de Dünya Sağlık Örgütü Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan yalanladı. Ryan, virüsün laboratuvardan çıktığı iddiasına karşı çıkarak “Pek çok bilim insanı koronavirüsn gen dizilimini defalarca inceledi. “Dolayısıyla, bu virüsün doğal kökenli olduğundan eminiz” dedi (1.5.2020).

Ancak Beyaz Saray o denli sıkışmış durumda ki ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğünün ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yalanlamasına karşın Trump ve ekibi, tıpkı Kabataş yalancıları gibi yalanında ısrar etmek zorunda kalıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo örneğin, kendi istihbarat örgütlerinin yalanlamasına rağmen, iddiayı sürdürüyor: “Şu ana kadar birçok uzman bu virüsün insan yapımı olduğunu düşünüyor. Buna inanmamak için hiçbir neden yok. Rahatlıkla söyleyebilirim ki virüsün Vuhan’da bulunan laboratuvardan geldiğine dair çok sayıda kanıt mevcut” (3.4.2020).

TRUMP-POMPEO’NUN TOZ ŞİŞESİ BİLE YOK

Anımsatalım…

Pompeo’nun seleflerinden Colin Powell da Saddam Hüseyin’in kitle imha silahı ürettiğine dair kanıt diye içinde toz olan bir şişeyi BM toplantısında elinde sallayarak göstermişti. Ayrıca ABD, Saddam’ın kitle imha silahlarını kamyon ve trenlerle taşıdığına dair görüntüler servis etmişti dünya medyasına.

Ancak yıllar sonra Powell yalan söylediklerini itiraf etmek durumunda kalmıştı. Powell, “CIA beni kandırdı” diyerek sorumluluğu atmaya çalışmıştı. Powell ayrıca BM’deki o konuşmasının kariyerindeki “kirli iz” olduğunu belirtmişti.

Trump ve Pompeo’nun durumu Powell’dan da kötü! Zira ellerinde uyduruk bir toz şişesi ile CIA yapımı görüntü bile yok!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Mayıs 2020

2 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: