Archive for category CRI Türk

ABD’NİN BAŞ DÜŞMANI: ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Londra’da yaptığı açıklamada Çin Komünist Partisi’ni “merkezi tehdit” ilan etti.

Pompeo’nun bu açıklaması, müttefiki İngiltere’yi Huawei konusunda son bir kez daha uyarmak ve 5G teknolojisinde Huawei ile çalışmaktan alıkoymak içindi.

Zira birkaç gün önce İngiliz hükümeti, Başbakan Boris Johnson‘ın yönettiği Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısının ardından Huawei’nin İngiltere’de 5G şebekesinin kurulumu çalışmalarına izin vereceğini duyurmuştu.

Huawei meselesi ise bildiğiniz gibi ABD’nin Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının merkezinde yer alan konuydu.

LONDRA WASHINGTON’U DİNLEMEDİ

İngiltere her ne kadar Brexit ile resmen AB’den ayrıldıysa da, tıpkı AB gibi 5G teknolojisinde Huawei ile çalışmak istiyor. Zira AB ülkeleri telekomünikasyon operatörlerini en güncel teknolojiyle buluşturmak istiyor ve Huawei de 5G altyapısı kurma konusunda lider.

Washington uzunca bir süredir hem AB ülkelerini hem de İngiltere’yi Huawei ile çalışmamaları konusunda uyarıyor.

Son olarak 20 gün önce ABD Ulusal Güvenlik Danışman Vekili Matt Pottinger’in başkanlık ettiği bir ABD heyeti, İngiliz yetkililerle görüştü ve İngiltere’nin 5G ağında Huawei ile çalışmamasını istedi.

Londra, müttefikinin bu son uyarısını da dikkate almadı.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson ABD’yi hayal kırıklığına uğratan şu açıklamayı yaptı: “İngiliz halkı mümkün olan en iyi teknolojiye erişmeyi hak ediyor. Herkes için gigabit düzeyinde genişbant teknolojisini hayata geçirmeyi istiyoruz. Eğer bir marka eleştiriliyorsa alternatifi de belirtilmeli.

Diğer yandan ABD’nin istihbarat ve güvenlik uyarıları da Londra’yı ikna etmedi.

İngiltere Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı MI5 Başkanı Andrew Parker bu konuda şunları söyledi: “Gerçek şu ki 5G’de Huawei’ye ihtiyacımız var. Bu fırsatı kaçırırsak bu teknolojiye erişmemiz uzun yıllar alabilir. İngiltere’nin Huawei teknolojisini kullanmasının ABD ile istihbarat ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyoruz.”

BATI LİDERLİĞİ DÖNEMİ KAPANIYOR

İşte ABD Başkanı Pompeo’nun Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP’yi) “merkezi tehdit” etmesi bu şartlarda oldu.

Londra’yı ziyaret eden ve İngiliz mevkidaşı Dominic Raab ile görüşen Pompeo, müttefikinin Huawei’yi reddetmeyerek büyük risk aldığını savundu. Pompeo, Huawei ile her bilginin doğrudan Çin Komünist Partisi’ne gideceğini, bunun da çok ciddi sorun olduğunu savundu.

Pompeo, Raab ile katıldığı etkinlikte, 5G ve Huawei konusunu “Gelecek yüzyılı Batı’nın yönetmesi garanti altına alınmalı” noktasından hareketle değerlendirdi.

ABD’nin “21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma” hayali gerçekte çoktan bittiyse de, ABD, Batı olarak hâlâ dünyaya hükmedebilme peşinde. Ancak ekonomik veriler gibi bilim-teknoloji verileri de bunun mümkün olmaktan çıktığına işaret ediyor.

500 yıllık Batı liderliği dönemi kapanıyor. 21. yüzyılda dünyanın gelişmesine Batı değil, Doğu, yani büyük Asya liderlik edecek…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
4 Şubat 2020

 

 

1 Yorum

DOLARIN SALTANATINA KARŞI E-YUAN

Amerikan hegemonyasının üzerinde yükseldiği sütunların en başında dolar geliyor.

1944 tarihli Bretton Woods anlaşması ile dolar altına dönüşebilen tek para birimi kabul edilmiş ve yeni bir finans sistemi kurulmuştu. ABD güçlendikçe, altını da emekliye ayırdı ve 70’lerin başından itibaren doların saltanatı başladı.

Ancak bu saltanat özellikle kapitalizmin 2008 krizinden bu yana sallantıya girmiş durumda. Dünyada doların saltanatına karşı yeni bir eğilim gelişmeye başladı: Milli paralarla ticaret.

Çin’den Rusya’ya, İran’dan Türkiye’ye pek çok devlet birbirleriyle ticarette dolar yerine milli paraları esas alan bir çizgiye girmeye başladı.

Diğer yandan altının da yeninden güçlenmeye başladığı bir süreçteyiz.

Fakat bir gelişme daha var: Dijital para…

Kuşkusuz bu alanda öncü Bitcoin’di ama önümüzdeki süreçte ondan çok daha sağlam temeli olan bir dijital para örneğiyle karşı karşıya olacağız: Sahibi devlet olan bir dijital para

DİJİTAL YUAN

Çin Halk Cumhuriyeti, 5 yıldır dijital yuan üzerinde çalışıyor.

Çin Halk Bankası (Merkez Bankası) Genel Müdür Yardımcısı Mu Changchun, yuanın dijital formunun Bitcoin gibi spekülasyon için kullanılan kripto paralardan farklı olacağını belirtiyor. Mu’ya göre dijital yuan, Çin’in online ödeme devleri olan Ant Financial ve Tencent dahil olmak üzere çeşitli ticari bankalar aracılığıyla halka sunulacak. Dolayısıyla dijital yuan, Çin’in mevcut parasının bir kısmının aslında dijital platforma taşınması şeklinde hayata geçmiş olacak.

E-yuan adını alacağı konuşulan dijital para, Dijital Para Birimi Elektronik Ödeme Sistemi testinin de tamamlandığı dikkate alınırsa, yakın bir zamanda hayata geçecek gibi görünüyor.

İşlem yapanların kayıtlarının tutulmadığı Bitcoin ve diğer kripto paralar, bir devlet otoritesinden bağımsız paralardır. Bunlardan farklı olacak e-yuan’ın ise şu faydaları olacak: Çin hükümeti e-yuan ile yapılan tüm ödemeleri her zaman takip edebilecek. Böylece kara para aklama ve vergi kaçakçılığı gibi uygulamaların önüne geçilebilecek.

E-YUAN’A KARŞI FACEBOOK’UN LİBRA’SI

Çin’in e-yuan atağına karşı Facebook da Libra isimli bir kripto para çıkarmayı planladı. Facebook, merkezi Cenevre’de olan bir konsorsiyum kuracağını ve Mastercard, Visa, PayPal, eBay gibi şirketlerin de konsorsiyuma dahil olacağını açıklamıştı.

Ancak Facebook’un Libra’sına ABD Hazine Bakanlığı karşı çıktı. Gerekçe net: Libra ABD dolarının rezerv para statüsünü tehdit eder!

İşte bu nedenle Facebook CEO’su Mark Zukerberg, Libra konusunda Washington’da Kongre üyeleri tarafından sorguya çekildi. Zuckerberg’in vermeye çalıştığı güvencelere rağmen, Kongre üyeleri Libra’nın suç örgütleri ve teröristler tarafından kötüye kullanılabileceği gerekçesiyle Facebook’un planladığı ödeme sistemine karşı çıktı.

Kuşkusuz asıl mesele Libra’nın da doların saltanatının zeminini zayıflatacağı gerçeğiydi…

Neticede 28 üyeli Libra Birliği konsorsiyumu büyük yara aldı ve konsorsiyumun en güçlü bileşenleri olan Mastercard, Visa, PayPal, eBay gibi şirketler çekildi.

DAVOS’TA IMFCOIN İŞARETİ

Elbette Washington’un “doların rezerv para statüsünü” tehdit edeceği gerekçesiyle Facebook’un Libra’sını engelleyebilme gücü var ancak e-yuan’ı engelleyemiyor.

İşte bu nedenle son Davos zirvesinde bazı iktisatçılar tarafından dile getirilen öneri şu oldu: ABD, e-yuan’a karşı hızla kendi dijital parasını çıkartmalı.

Fakat bu da son tahlilde doları zayıflatan bir gelişme olmayacak mı? İşte ABD için büyük açmaz!

Bu arada ilginç bir ayrıntıya dikkatinizi çekelim:

Bu yılki Davos’un ana gündemi kripto paralardı. Fakat öyle ki, zirvede “Doların hakimiyetine meydan okumak” başlıklı bir panel bile düzenlendi. Brezilya Ekonomi Bakanı Paulo Guedes ve IMF baş ekonomisti Gita Gopinath gibi isimlerin yer aldığı panelde, uzmanlar, kripto paraların küresel otoriteleri dünyanın rezerv para birimi hakkında yeniden düşünmeye ittiği noktasında birleştiler.

Davos gözlemcilerinin dikkat çektiği nokta şu oldu: Küresel sermaye, sürecin dışında kalmamak için IMFCoin ile sahnede olmak istiyor.

Ancak bu da son tahlilde doların saltanatının zeminini zayıflatmayacak mı?

Tüm bu gelişmelerin gösterdiği tek bir gerçek var: ABD’nin tek kutuplu dünyası kısa bir sürede yıkıldı ve çok merkezli yeni bir dünya kuruluyor. Haliyle tek kutuplu dünyanın parası olan doların egemenliği de adım adım bitiyor. Dijital paralar ile altın ve gümüşün egemen olacağı yeni bir dünya şekilleniyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Ocak 2020

1 Yorum

TİCARET SAVAŞINI ‘KORUMACILIK’ KAZANDI

ABD’nin 23 ay önce Çin’e açtığı küresel ticaret savaşında “birinci faz anlaşma” imzalanarak ticaret savaşına “mola” verildi.

Neden mola dediğimizi anlatmadan önce, birinci faz ticaret anlaşmasının içeriğine ve anlaşmanın kazananının kim ya da ne olduğuna bakalım kısaca…

ANLAŞMANIN İÇERİĞİ

Birkaç aydır süren müzakerelerin ardından birinci faz anlaşma Çin HC Başkan Yardımcısı Liu He ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalandı.

İmza sırasında Çin HC Başkan Yardımcısı Liu He iki ülke arasındaki bu ticaret anlaşmasının yeni bir dönemin işareti olduğunu ve bu işbirliğinin devam edeceğine inandıklarını belirtirken, ABD Başkanı Trump da şu mesajı verdi: “Bugün Çin ile daha önce atılmamış çok önemli bir adımı atarak birinci faz ticaret anlaşmasını imzalıyoruz. Bu daha önceki herhangi bir anlaşmadan çok daha büyük.” (15.01.2020)

Evet, anlaşma, ekonomik büyüklüğü bakımından önceki herhangi bir anlaşmadan çok daha büyüktü. Bun göre:

ABD 15 Aralık 2019’da uygulamaya başlayacağını ilan ettiği yüzde 15’lik vergiye tabi yaklaşık 162 milyar dolarlık üründeki verginin kaldırılmasını ve bunun yanı sıra Çin’in 100 milyar dolarlık ürününe uygulayacağı yüzde 15’lik verginin yüzde 7,5’e indirilmesini kabul etti.

Çin ise karşılığında iki ile dört yılda ABD’den yaklaşık 200 milyar dolarlık ürün alacağını taahhüt etti.

KİM/NE KAZANDI?

Peki anlaşma metnindeki bu tabloya bakınca kimin kazandığını söyleyebiliriz?

İyi bir değerlendirme yapabilmek için bu tabloyu, ticaret savaşının başladığı 23 ay önceki tabloyla kıyaslamamız gerekir.

23 ay önce öncesinde tablo özetle şöyleydi: Çin ABD’ye 2018 yılında 478 milyar dolarlık mal satabilirken, ABD’nin Çin’e satabildiği mal ancak 155 milyar doları bulabiliyordu. Yani ABD Çin’le ticaretinde 322 milyar dolar açık veriyordu!

İşte Trump bu tabloya bakarak, Çin’den alınan mallara gümrük tarifesi artırma kararı almıştı. Bu, iki ülke arasındaki ticaretin büyüklüğü de göz önüne alınınca, küresel bir ticaret savaşıydı.

Ticaret savaşı başlamadan önce ABD’nin Çin’e uyguladığı gümrük tarifesi ortalama yüzde 3, Çin’in ABD’ye uyguladığı tarife ise yüzde 8’di. Küresel ticaret savaşıyla birlikte iki tarafta karşılıklı hamlelerle gümrük tarifelerini artırdı.

Birinci faz anlaşmasının imzalanmasının ardından tarifeler bir miktar düştü ve şöyle oldu: ABD’nin Çin’e uyguladığı gümrük tarifesi yüzde 20, Çin’in ABD’ye uyguladığı tarife ise yüzde 19. (Bu oranların ikinci faz anlaşması sonrasında daha da düşmesi bekleniyor.)

Bu tabloya bakınca şu sonuçlar çıkıyor: 1) Tarifelere göre Çin’in kaybı daha çok ancak Çin’in sattığı mal daha fazla olduğu için Çin hâlâ kazanan konumunda. Trump bu nedenle Çin’in ABD’den ekstra mal almasını istiyor. 2) Küresel ticaret savaşında biri daha az, bir daha çok olsa da, aslında iki taraf da kaybetti. 3) Küresel ticaret savaşının asıl kazananı “korumacılık” oldu!

İşte dünya açısından meselenin esası da aslında bu! Yani “korumacılığın” kazanmış olması…

40 yıldır serbest piyasa ekonomisini küreselleşme ile dünyaya kabul ettirmeye çalışan, milli devletlere “açın pazarlarınızı, kaldırın gümrük tarifelerinizi” diyen emperyalist ABD, 40 yıl sonra tersini yapmaya mecbur kalmış ve Çin’e karşı kendi ekonomisini savunabilmek için “korumacılığa” başvurmuştur!

İşte ABD-Çin küresel ticaret savaşında asıl kazanan da bu nedenle “korumacılık” olmuştur!

ANLAŞMA NEDEN GEÇİCİ?

Yazının başında birinci faz ticaret anlaşmasının, küresel ticaret savaşında sadece bir “mola” olduğunu söylemiştik. Şundan:

Emperyalist ABD için Çin, son tahlilde er geç büyük hesaplaşmaya gideceği asıl rakibidir. ABD bu nedenle Çin’i hedef alan ulusal güvenlik stratejisi geliştiriyor, bu nedenle Çin’i çevrelemeye çalışıyor, bu nedenle Çin’i NATO’nun da hedefine aldırtıyor, bu nedenle Çin’in kuşak ve yol inisiyatifini engellemeye çalışıyor ve bu nedenle Uygur, Tibet, Tayvan, Hong Kong sorunlarını kaşımaya çalışıyor…

Ve işte bu nedenle ABD’nin Çin’le yaptığı ve yapacağı herhangi bir anlaşma, her zaman geçici olacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
21 Ocak 2020

 

1 Yorum

Çin-Rusya-Hindistan Bloğu

Londra Zirvesi yaklaşırken, NATO Genel Sekreteri Jens StoltenbergÇin’in ilk kez NATO’nun resmi gündeminde” olduğunu açıklıyordu.

Nitekim öyle de oldu. NATO’nun Londra Zirvesi’nde Çin “risk potansiyeli” görüldü ve fiilen NATO’nun hedefi ilan edilmiş oldu.

Bu, ABD’nin son ulusal savunma stratejisiyle uyumlu bir planlamaydı elbette…

ABD’nin Hint-Pasifik Stratejisi

ABD’nin bir süredir belirlediği ulusal güvenlik stratejisi, Asya-Pasifik stratejisidir. Çin’i bölgesinde çevrelemeyi esas alır bu strateji.

Ancak ABD stratejisini en son güncellediğinde, ismini de güncelledi: Asya-Pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu.

Washington,  açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.

Pentagon’un şefi, ABD Savunma Bakanı Mark Esper bu stratejiye uygun askeri planlamalarını şöyle özetledi: “Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır.” (20.12.2019)

Evet, ABD, neredeyse 30 yıldır esas rakibinin Çin olacağını görüyor, biliyor ve ilan ediyor. Bu nedenle de neredeyse 20 yıldır adım adım Asya-Pasifik stratejisi inşa etti.

Peki, ne oldu da Asya-pasifik stratejisi, Hint-Pasifik stratejisi oldu?

Denilebilir ki, Ortadoğu’yu tamamen bırakarak Pasifik’e yönelmek ABD emperyalizmi için uygun olmayacağından, Pentagon bir sentez yaparak, Hint okyanusundan, yani Ortadoğu’nun hemen doğusundan başlayarak hattını genişletiyor…

Kuşkusuz bu da var. Ancak esas nedenin Hindistan’ı yanına çekmek olduğu anlaşılıyor. Açıklayalım:

Üçlü işbirliği modeli

Rusya’nın ünlü Dışişleri Bakanı (sonra da Başbakanı) Yev­geny Primakov, 1990’ların sonunda ABD’ye karşı Rusya-Çin-Hindistan bloğunun oluşturulması gerektiğini savunuyordu.

21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapmak isteyen küresel he­gemon ABD’ye karşı ancak böylesi bir birlikle karşı durula­bilirdi.

Pratikte bu gerçekleşti: Rusya, Çin ve Hindistan hem Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) içinde hem de BRICS içinde birlikteler.

Kuşkusuz üçlü içinde Hindistan’ın Rusya ve Çin’e göre ABD’yle ilişkileri farklı bir noktada. Bu da Hindistan’ın So­ğuk Savaş boyunca Rusya’yla yakın durmasına rağmen güçlü bir Çin endişesi bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Aslında üçlü içindeki ikili ilişkiler açısından ABD’ye karşı işbirliği olduğu gibi, kendi aralarında rekabet, gelecek endi­şeleri ve bugün kritik seviyede olmayan kimi ulusal çıkar çatışma­ları da vardır.

Ancak, esas eğilimin, üç ülkenin de işbirliği yönünde olduğu görülüyor.

ABD’nin hedefi: Üçlü işbirliğini bozmak

ABD, 21. yüzyılı “Amerikan Yüzyılı” ilan ederken, hızla büyüyen Çin’e karşı “daha geniş Batı” inşa etmeyi önüne hedef koymuştu.

Daha geniş Batı, Rusya’yla olacaktı. Zayıflayan, eski Sovyet bölgelerini ABD’ye kaptıran Rusya, Batı’yla yan yana olmaya mecburdu Washington’a göre. Anımsayalım: O yıllarda AB-Rusya ve NATO-Rusya konseyi gibi mekanizmalar kuruldu…

Ancak bu gerçekleşmedi ve Vladimir Putin döneminin başlamasıyla silkelenen Rusya, yeniden yükselişe geçti.

İşte o şartlarda ABD için esas büyük problem başlamıştı: Çin-Rusya işbirliği…

ABD açısından Çin-Rusya ittifakı, “kesin yenilgi” demekti.

İşte ABD son yıllarda şu esasa göre hareket etmeye çalışıyor: Çin-Rusya ittifakına karşı Hindistan’ı yanına çekmek…

Zira bir zamanlar Primakov’un öngördüğü Çin-Rusya-Hindistan bloğu kurulursa, ABD emperyalizmi teslim bayrağı çekmek durumunda kalacak!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Ocak 2020

Yorum bırakın

İRAN’DA ABD-ÇİN ÇEKİŞMESİ

ABD, Kasım Süleymani suikastı ile İran’a karşı uyguladığı baskı politikasının seviyesini yükseltmiş oldu.

Fakat ABD için İran karşıtlığı sadece İran karşıtlığı değil, en az onun kadar da Çin karşıtlığıdır. Şundan:

1. ABD’nin İran’ı kuşatma stratejinin başarılı olması, İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin’in bu ülkeden petrol tedarik etmesini engelleyebilmesine bağlıdır. Çin İran petrolünü aldıkça, ekonomisi batmayacak ve Tahran yönetimi direnmeye devam edebilecek.

2. ABD, ileride kaçınılmaz olarak hesaplaşmaya gideceği Çin’in daha da büyümesini önleyebilmek için, enerjiye bağımlı bu ülkenin enerji nakil hatlarını kesmek istiyor.

ABD’NİN KÂBUSU: KUŞAK VE YOL İNİSİYATİFİ

ABD, Çin’in Afrika ve Avrupa’ya uzanan kara ve deniz ipek yollarını, küresel liderliğine meydan okuyan en önemli proje olarak görüyor. Zira Çin’in “kuşak ve yol inisiyatifi” sadece dev hacimli bir ekonomi projesi değil, aynı zamanda ABD’nin geleneksel müttefiki Avrupa’yı Asya-Pasifik’e bağlayan bir siyasal hat…

ABD, “kuşak ve yol inisiyatifi”ni boğmak için planlamalar yapıyor. Hedefi şu: Çin’i bölgesine sıkıştırmak…

ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için izleyeceği strateji, projeyi kesmek için en ileriden geriye doğru belirlediği üç hatta dayanıyor:

İlk hat, deniz İpek Yolu’nu güney Çin Denizi’nde, kara ipek yolunu Orta Asya’da kesmek.

Bu olmadığı taktirde, ikinci hat Ortadoğu, üçüncü hat Balkanlar olacak.

ÇİN-PAKİSTAN KORİDORU’NUN ÖNEMİ

Çin, ABD’nin deniz İpek Yolu’nu kesmeye yönelik ilk hat hamlesine karşı çok önemli bir manevra yaptı ve deniz yolunu kısaltıp, karaya bağladı.

ABD Malaka Boğazı’nı tutarak Arap/Fars Körfezi’nden Çin’in doğu limanlarına ulaşan önemli ticaret yolunu kesme gücünü elinde tutuyordu. Çin ABD’nin bu gücünü boşa çıkaran bir hamle yaptı ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu kurdu.

Pakistan’ın Umman Denizi’ndeki Gwadar Limanı’nı satın alan Pekin yönetimi, bu limanı Pakistan karayolu ile Çin’in batısına bağladı. Böylece İran’dan petrol alıp Hürmüz Boğazı’ndan çıkan bir tanker ABD denetimindeki Malaka Boğazı’na girmeden, Umman Denizi’ndeki Gwadar’a petrolü boşaltıyor ve petrol karadan/boru hattı ile Çin’e ulaşıyor.

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun Çin ayağı Kaşgar eyaletidir; yani Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’nin batı komşusu… Bölgedeki ABD merkezli kışkırtmaların nedeni elbette ABD’nin Uygur sevgisi değil, işte bu stratejik hattır!

KÖRFEZ AĞZINDA GÜÇ MÜCADELESİ

Çin-İran bağlantısını Malaka Boğazı ile kesemeyen ABD, şimdi doğrudan Arap/Fars Körfezi’nin ağzını, Hürmüz Boğazı’nı tutmaya çalışıyor.

ABD bu amaçla bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte İran’a karşı (ve elbette Çin’e karşı) bir “deniz koalisyonu” kurdu; şimdi bunu bölgedeki ve Batı’daki müttefikleriyle genişletmeye çalışıyor.

Çin’in bu hamleye karşı-hamlesi ise Rusya ve İran’la birlikte geçen hafta Körfez’in açıldığı Umman Denizi’nde deniz tatbikatı yapması oldu!

ABD HEGEMONYASININ SONU

Önümüzdeki süreçte bu ikinci hatta kıyasıya mücadele olacak. Burada da Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyatifi”ni kesemeyen ABD, üçüncü hatta, yani Balkanlar’da savunmaya geçecek.

Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyati” kapsamında kiraladığı başta Pire Limanı olmak üzere, Balkanlar’dan Libya’ya kadar uzanan bölgede ve toplamda Doğu Akdeniz’de kıran kırana bir çarpışma yaşanacak.

ABD o üçüncü hatta da başarılı olamayınca, ki olamayacak, bu kez kaçınılmaz olarak pek çok bölgeden çekilecek ve Çin’i hedef almak üzere Hint-Pasifik stratejisine uygun olarak bölgeye askeri yığınak yapacak. (Ya da büyük hesaplaşmayı göze alamayıp geri çekilecek, Çin’le birlikte dünyaya liderlik edebilmenin yolunu arayacak.)

Fakat hiçbir strateji, inişe geçen ABD hegemonyasının sonunun gelmesini durduramayacak!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Ocak 2020

2 Yorum

ABD’nin Körfez baskısına üçlü yanıt

Çin, Rusya ve İran, 27-30 Aralık 2019 tarihlerinde Umman Körfezi ve Hint Okyanusu’nda ortak deniz tatbikatı yaptı.

İranlı Tuğamiral Gulam Rıza Tahani, tatbikatın mesajını şöyle açıkladı: “Bu tatbikatın mesajı barış, dostluk ile işbirliğimiz ve birliğimiz sayesinde kalıcı güvenlik… Ve sonucu da İran’ın tecrit edilemeyeceğini göstermek olacak.”

Üç ülke arasındaki bu tatbikat, askeri bir tatbikattan fazla bir anlam taşıyor ve doğrudan ABD’nin bölgeye ilişkin planlamasına yanıt veriyor.

Nedir o planlama? Çok kısaca anlatalım:

Enerji nakil hatları kontrol mücadelesi

ABD, açıkladığı Hint-Pasifik stratejisi ile kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan etti.

Bu strateji içerisinde ise somut olarak İran’a ambargo uyguluyor ve Basra-Fars Körfezi’ne basınç uyguluyor. ABD’nin İran’a ambargosu, İran kadar Çin’i de hedef alıyor. Zira Çin, İran’ın en büyük petrol alıcısı durumunda…

ABD Basra-Fars Körfezi’yle Çin limanları arasındaki bağlantıyı, öncelikle Malaka Boğazı üzerinden tutuyordu. Çin bu engeli Kaşgar’dan Pakistan’dan kiraladığı Gwadar Limanı’na petrol boru hattı inşa ederek devre dışı bıraktı. Böylece İran’dan petrol alan Çin gemileri Malaka Boğazı’ndan geçmeye gerek kalmadan, hemen körfezin çıkışındaki Umman Denizi üzerinde bulunan Gwadar Limanı’na petrolü boşaltacak…

ABD, Çin’in bu hamlesine karşı ikincil olarak doğrudan Basra-Fars Körfezi’ni baskılayarak yanıt vermeye çalışıyor.

Dolayısıyla Çin, Rusya ve İran’ın Umman Denizi ile Hint Okyanusu’nda yaptığı ortak tatbikat, ABD’nin bu ikincil hamlesine yanıt niteliği taşıyor.

Yani, Körfez’den Çin’e uzanan enerji nakil hatlarının kontrolü üzerindeki mücadelede yeni bir hamle gelmiş oluyor.

ABD ile ortakları arasına girme taktiği

Öte yandan Çin ve Rusya, ortak tatbikata rağmen, ABD’nin bölgedeki ortaklarına karşı da “esnek diplomasi” uyguluyor.

Şöyle ki:

ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte İran’a karşı bir “deniz koalisyonu” kurdu.

Ancak Çin ve Rusya, ABD’nin “ortaklarıyla” yakın işbirliği yaparak bu ortaklığın katılaşmasını önlemeye çalışıyor.

Örneğin Çin Halk Kurtuluş Ordusu, geçen ay Suudi Arabistan’la Kızıldeniz’de tatbikat yaptı. Örneğin Rusya, Suudi Arabistan’la askeri görüşmeleri yapıyor.

Yani Beijing ve Moskova, İran’la işbirliği dışında, ABD ile ortakları arasına da girmeye çalışıyor ve bölgede ABD’yi yalnızlaştırabilmeyi önüne hedef koyuyor.

Büyük güç mücadelesi sahnesi

Öte yandan bölge petrolüne büyük ihtiyacı olan Japonya da “su yollarını korumak” gerekçesiyle bölgeye askeri bir gemi ve iki devriye uçağı gönderme kararı aldı.

Ancak Japonya, ABD’nin yaptığı çağrıya uymayacağını ve “deniz koalisyonu”na katılmayacağını açıkladı.

Yine hızlı büyüme ve atılım içindeki Hindistan da bölge petrolünün önemli alıcılarından biri ve üstelik bölgeye en yakın konumda…

Sonuç olarak Basra-Fars Körfezi’nden Hint Okyanusu’na uzanan hat; ABD, Çin, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi büyük kuvvetlerin ciddi güç mücadelesine sahne olacak…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Aralık 2019

 

Yorum bırakın

Çin-Batı Asya ittifakının önemi

NATO’nun Londra Zirvesi’nin en çarpıcı sonuçlarının başında, ittifakın 70. yılında ilk kez Çin’i hedef alması geliyordu…

Zirve öncesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg, “Çin ilk kez resmi gündemimizde olacak” demişti. Zirve sonrası yayımlanan Londra Deklarasyonu’nda Çin’in yükselen gücüne dikkat çekilerek şöyle denmişti: “Çin’in artan nüfuzu ve uluslararası politikalarının ortaya çıkardığı fırsat ve sınamaları ittifak olarak birlikte ele almalıyız.” (4.12.2019)

ABD strateji belgelerinde Çin

Elbette bunda şaşıracak bir durum yok. ABD için esas hedef Çin…

Nitekim Trump Doktrini olarak bilinen 2017 tarihli ve “Önce Amerika” vurgulu ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde, Washington yönetimi ilk kez Çin’i “meydan okuyan stratejik rakip” kategorisine yükseltmişti.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 1 Haziran 2019’da açıkladığı “Hint-Pasifik Strateji Raporu” da, yine Çin’i hedef almıştı.

64 sayfalık raporun özeti şuydu: ABD, kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan ediyor. Çünkü “Dünyanın en büyük 10 ordusundan 7 tanesi Hint-Pasifik’te bulunuyor. Bölgedeki 6 ülkede nükleer silah var. Dünyanın en işlek 10 limanından 9’u burada. Dünya deniz ticaretinin yüzde 60’ı buradan yapılıyor.”

Pentagon raporuna göre “ekonomik, siyasi ve askeri yükselişiyle 21. yüzyılın en belirleyici unsuru” olan Çin ise ABD’nin esas rakibidir.

Pentagon’un askeri yığınak hedefi

Kısacası ABD, NATO’yu da “stratejik rakip” ilan ettiği Çin’e karşı konumlandırmaya çalışıyor…

Ve Pentagon da, bu esasa göre askeri yığınak yapmaya hazırlanıyor.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, birkaç gün önce yaptığı açıklamada tam da bunu vurguladı: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Ortadoğu’da ortaya çıkan fırsat

Kuşkusuz ABD Ortadoğu’dan (Batı Asya’dan) güç azaltarak Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmaya yönelirken, Ortadoğu’daki genel çıkarlarını ve İsrail’in güvenliği gibi özel çıkarlarını belli bir dengede garantiye almak ve korumak isteyecektir.

İşte bu durum, ABD karşısındaki kuvvetlere, birbirini bütünleyen iki yönlü avantaj sağlamaktadır:

1. ABD’nin stratejik olarak Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmak üzere Ortadoğu’dan güç azaltma yoluna girmesi, bölgedeki ABD merkezli 70 yıllık yapıyı adım adım çözecek… Özellikle Rusya, İran ve Türkiye için alan açılacak, açılıyor…

2. Çin’in Ortadoğu’daki bu çözülüşe destek vererek ABD’nin genel çıkarlarını belli bir dengede garantiye almasını zorlaştırması, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmasını geciktirecek…

Bu iki hamlenin toplamı da ABD emperyalizmini zayıflatacak…

Dolayısıyla ABD’ye karşı Çin-Batı Asya ittifakı kritik önemdedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Aralık 2019

 

 

 

 

 

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: