Archive for category CRI Türk

Çin-Batı Asya ittifakının önemi

NATO’nun Londra Zirvesi’nin en çarpıcı sonuçlarının başında, ittifakın 70. yılında ilk kez Çin’i hedef alması geliyordu…

Zirve öncesinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg, “Çin ilk kez resmi gündemimizde olacak” demişti. Zirve sonrası yayımlanan Londra Deklarasyonu’nda Çin’in yükselen gücüne dikkat çekilerek şöyle denmişti: “Çin’in artan nüfuzu ve uluslararası politikalarının ortaya çıkardığı fırsat ve sınamaları ittifak olarak birlikte ele almalıyız.” (4.12.2019)

ABD strateji belgelerinde Çin

Elbette bunda şaşıracak bir durum yok. ABD için esas hedef Çin…

Nitekim Trump Doktrini olarak bilinen 2017 tarihli ve “Önce Amerika” vurgulu ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde, Washington yönetimi ilk kez Çin’i “meydan okuyan stratejik rakip” kategorisine yükseltmişti.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 1 Haziran 2019’da açıkladığı “Hint-Pasifik Strateji Raporu” da, yine Çin’i hedef almıştı.

64 sayfalık raporun özeti şuydu: ABD, kendi batı kıyılarından Hindistan’ın batı kıyılarına kadar olan bölgeyi “ABD’nin geleceği için en kritik bölge” ilan ediyor. Çünkü “Dünyanın en büyük 10 ordusundan 7 tanesi Hint-Pasifik’te bulunuyor. Bölgedeki 6 ülkede nükleer silah var. Dünyanın en işlek 10 limanından 9’u burada. Dünya deniz ticaretinin yüzde 60’ı buradan yapılıyor.”

Pentagon raporuna göre “ekonomik, siyasi ve askeri yükselişiyle 21. yüzyılın en belirleyici unsuru” olan Çin ise ABD’nin esas rakibidir.

Pentagon’un askeri yığınak hedefi

Kısacası ABD, NATO’yu da “stratejik rakip” ilan ettiği Çin’e karşı konumlandırmaya çalışıyor…

Ve Pentagon da, bu esasa göre askeri yığınak yapmaya hazırlanıyor.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, birkaç gün önce yaptığı açıklamada tam da bunu vurguladı: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Ortadoğu’da ortaya çıkan fırsat

Kuşkusuz ABD Ortadoğu’dan (Batı Asya’dan) güç azaltarak Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmaya yönelirken, Ortadoğu’daki genel çıkarlarını ve İsrail’in güvenliği gibi özel çıkarlarını belli bir dengede garantiye almak ve korumak isteyecektir.

İşte bu durum, ABD karşısındaki kuvvetlere, birbirini bütünleyen iki yönlü avantaj sağlamaktadır:

1. ABD’nin stratejik olarak Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmak üzere Ortadoğu’dan güç azaltma yoluna girmesi, bölgedeki ABD merkezli 70 yıllık yapıyı adım adım çözecek… Özellikle Rusya, İran ve Türkiye için alan açılacak, açılıyor…

2. Çin’in Ortadoğu’daki bu çözülüşe destek vererek ABD’nin genel çıkarlarını belli bir dengede garantiye almasını zorlaştırması, ABD’nin Hint-Pasifik bölgesine yığınak yapmasını geciktirecek…

Bu iki hamlenin toplamı da ABD emperyalizmini zayıflatacak…

Dolayısıyla ABD’ye karşı Çin-Batı Asya ittifakı kritik önemdedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Aralık 2019

 

 

 

 

 

1 Yorum

‘Tek ülke iki sistem’ modelinin başarısı

1842’de Hong Kong’u sömürgeleştiren İngiltere, yönetimini 1 Temmuz 1997’de Çin Halk Cumhuriyeti’ne devretti.

1887’de Makao’yu sömürgeleştiren Portekiz, yönetimini 20 Aralık 1999’da Çin Halk Cumhuriyeti’ne devretti.

Hong Kong ve Makao’nun “özel yönetim bölgesi” olarak anavatana dönmesi özetle Çin devriminin başarısı ve emperyalizmin Asya’da yenilgisi anlamına geliyordu…

20 yılda 8 kat büyüme

Bugün Makao’nun Çin egemenliğine dönmesinin 20. yılı…

Peki Portekiz egemenliğinden Çin egemenliğine geçiş Makao’ya ne kattı?

İşte rakamlar:

1999 yılından 2018 yılına kadar Makao’nun Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) yıllık ortalama yüzde 7,7 oranında büyüdü! Bu oran en gelişmiş Batılı ülkelerin son 20 yıllık ortalama büyüme oranlarının iki katından fazladır!

1999 yılında Makao’da kişi başına düşen GSMH yaklaşık 15 bin ABD Doları iken, bu rakam 2018’de yaklaşık 84 bin ABD Dolarına yükseldi.

1999’da Makao’da işsizlik oranı yüzde 6,3 iken, bu oran 2018’de yüzde 1,8’e düştü.

Bütçe fazlası veren şehirde her yıl bütçenin bir kısmı vatandaşlara dağıtılıyor.

Kısacası “bir ülke iki sistem” modeli ile Çin’in egemenliğinde “özel yönetim bölgesi” olan Makao, 20 yılda büyüdü, gelişti ve kalkındı…

Öyle ki bunu Makao’yu Çin’e devreden Portekiz bile söylüyor! Portekiz Başbakanı Antonio Costa “bir ülke iki sistem” politikasının Makao’ya “göz alıcı bir başarı hikayesi ve sosyal refah getirerek kültürel çeşitliliğinin korunmasına büyük katkı sunduğunu” söylüyor!

Kumar gelirine bağımlılığı azaltma hedefi

Doğu’nun Vegas’ı olarak biline Makao’nun en önemli geliri, kumarhane ve turizm gelirleri…

Ancak Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi, şehrin Portekizlilerden miras kumar gelirine bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Bu hedefte bir başarı da sağlanmış görünüyor: Kumarhane gelirlerinin toplam gelir içindeki payı yavaş yavaş düşüyor ve Makao’da sergi, konferans, finans, geleneksel Çin tıbbı ve kültürel inovason gibi yükselen yeni sektörlerin payı yükselmeye başlıyor.

Çin yönetimi, Makao’ya yapılacak yeni yatırımlarla, bu şehrin, uluslararası konferanslara ev sahipliği yapan Singapur’la yarışmasını hedefliyor. Nitekim Makao’nun sergi ve konferans gelirleri, daha şimdiden GSMH’nin yüzde 1’ine ulaşmış durumda…

Dengeli birleşme

Sonuç olarak 100 yıldan fazla bir süre Avrupa sömürgesi olmuş iki “özel yönetim bölgesi” olan Hong Kong ve Makao’daki bu çarpıcı gelişim başarıları, Çin’e özgü “tek ülke iki sistem” modeliyle dengeli bir “birleşmenin” sonucudur.

Batı’nın Hong Kong olaylarından hareketle Çin düşmanlığı pompalaması ve ayrılıkçılığı teşvik etmesi, sosyo-ekonomik tablodaki asıl gerçeği elbette değiştiremeyecektir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Aralık 2019

1 Yorum

ABD küresel ticaret savaşını kazanamadı

ABD’nin Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının geride kalan 20 ayında ortay çıkan en önemli sonuç şudur: ABD’nin Çin’e ticaret savaşı, sadece Çin’i değil, ABD’yi de vurmaktadır.

Washington bu nedenle bir müzakere masası kurmaya mecbur kaldı. Ancak masaya güçlü oturabilmek ve Çin’den taviz koparabilmek için Beijing’i baskı altında tuttu: ABD’nin Uygur ayrılıkçılığını ve Hong Kong’daki olayları desteklemesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Sonuç olarak küresel ticaret savaşıyla iki tarafın da kaybettiğini gören Washington ve Beijing yönetimleri masaya oturdu ve iki tarafın da kazanacağı bir yol bulmaya çalıştı. İlerleyebilmek için de müzakereleri aşamalara bölerek kolaylaştırma yolunu seçtiler.

İşte geçen günlerde yapılan anlaşma, bu müzakerenin birinci aşamasına dair anlaşmadır.

ABD makası kapatamadı

Anlaşmanın özeti şudur: Çin ABD’den daha çok mal alacak ve ABD de Çin’e uyguladığı ek gümrük vergilerini kademeli olarak kaldıracak.

Ayrıntılandırırsak:

Mevcut durumda Çin’in ABD’ye sattığı mal, ABD’nin Çin’e sattığının çok çok üstündeydi. ABD bu nedenle Çin’e karşı sürekli ve büyüyen bir dış ticaret açığı veriyordu. Çin’in sattığı mallara gümrük vergilerini artırarak makası kapatacağını hesapladı.

Örneğin Çin’in 2017’de ABD’ye ticaret fazlası 275 milyar dolardı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşına rağmen bu açık büyüdü ve 2018’de 323 milyar dolara çıktı!

Üstelik Çin de benzer şekilde ABD mallarına ek vergi koyma yoluna girince, ortaya biri daha az, biri daha çok ama son tahlilde iki tarafın da zarar ettiği bir tablo çıkmış oldu.

Anlaşmanın içeriği

Varılan “ilk aşama” anlaşmasına göre Çin önümüzdeki iki yılda ABD’den yapacağı tarım ürünleri alımını (50 milyar dolar) artıracak. ABD de karşılığında Çin’e uyguladığı ek gümrük vergilerini kademeli olarak kaldıracak: Washington 15 Aralık’ta uygulamaya koyacağı 160 milyar dolarlık Çin malına gümrük vergisi artışını erteleyecek; Eylül ayında uygulamaya başladığı 120 milyar dolarlık Çin malına gümrük vergisini de yarı yarıya azaltacak. Beijing de karşılığında ABD otomobillerine yüzde 25 gümrük vergisi içeren planını erteleyecek.

Anlaşma kapsamında ayrıca fikri mülkiyet haklarının korunması ve teknoloji transferinin engellenmesi gibi konularda Çin ABD’ye taahhütte bulundu.

Sonuç olarak her iki taraf da kazanmış oldu. Nitekim Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, müzakerelerin birinci aşamasında varılan anlaşmayı “herkes için iyi haber” olarak değerlendirdi ve “Küresel ticaretin istikrarına katkıda bulunacağını” belirtti.

Çin direnişinin önemi

Artık önemli olan şudur: ABD küresel ticaret savaşını kazanamayacağını anladı. Çin’e, AB’ye, Rusya’ya, İran’a, Türkiye’ye ticaret savaşı açan ve yaptırım uygulayan Washington yönetiminin uzun vadede kazanma şansı zaten yoktu.

ABD’nin küresel ticaret savaşının Çin ayağında ortaya çıkan bu tablo, o savaşın bir başka cephesinde, AB cephesinde de Avrupa lehine değişiklik getirecektir.

Yani ABD’nin açtığı küresel ticaret savaşına karşı Çin direnişi, diğer cephelerde savaşa maruz kalanları da rahatlatacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
17 Aralık 2019

1 Yorum

NATO Çin’i hedef ilan etti

70. yılında yapılan NATO’nun Londra Zirvesi, kritik öneme sahipti. Zira NATO’nun önemli üyelerinden Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, açık açık “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyordu.

Bir ölçüde doğruydu. Çünkü NATO’nun ABD ile Avrupa ayakları arasında sorunlar vardı.

ABD ile Avrupa arasındaki sorunlar

Örneğin ABD Avrupalı müttefiklerinden İran’la yapılan nükleer anlaşmayı sonlandırmasını istiyordu ancak Berlin ve Paris, anlaşmayı sonlandırmak şöyle dursun, Tahran’la alışveriş için alternatif ticaret mekanizması kuruyordu!

Örneğin ABD, Avrupalı müttefiklerinin Rusya’yla gelişen işbirliğine karşı çıkıyordu. Ancak hem Berlin hem Paris bu çağrıya karşı çıkıyordu. Macron Londra Zirvesi’nin hemen öncesinde “Rusya’yı NATO’nun baş düşmanı olarak görmek anlamsız” diyordu.

Örneğin ABD, Almanya’nın Rusya’yla yaptığı Kuzey Akım-2 enerji anlaşmasına karşı çıkıyor ve Berlin’den bu anlaşmayı feshetmesini istiyordu. Berlin anlaşmayı sürdürüyor ve Washington da müttefikine karşı yaptırım arıyor!

Örneğin Almanya ve Fransa, ABD’den bağımsızlaşmak gerektiğini savunuyor ve Avrupa ordusu kurulmasını savunuyor.

Örneğin ABD Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğine karşı çıkıyor ve Ankara’nın Moskova’dan S-400 almamasını istiyor ancak başaramıyor.

Özetle NATO’nun ABD ile Avrupa üyeleri arasında ciddi sorunlar var…

Beyin ölümüne tedavi arayışı

İşte Londra Zirvesi bu şartlarda toplandı ve NATO’yu Avrupa’yı kontrol etme aracı olarak kullanmaya ihtiyacı olan ABD, ittifakın beyin ölümünün gerçekleşmediğini ortaya koymaya çalıştı.

İşte NATO Genel Sekreteri Jens Stoltengberg bu amaçla “Çin’in ilk kez NATO’nun resmi gündeminde” olduğunu belirtiyor  ve bu nedenle “ittifakın canlı olduğunu ortaya koyuyoruz” diyordu!

Böylece NATO’nun Londra Zirvesi’nde Çin “risk potansiyeli” görülerek, fiilen hedef ilan edilmiş oldu.

Asya-pasifik merkezli stratejik planlama yapan ve Çin’i “baş düşman” gören ABD böylece liderliğini yaptığı NATO’ya da “belli ölçülerde” bunu kabul ettirmiş oldu.

Yeni bir dünya kuruluyor

Ancak nafile…

Zira NATO kendisine yeni bir düşman ilan etse de, adım adım beyin ölümüne gidiyor.

Kuşkusuz bugünden yarına NATO’nun dağılmasını beklemek doğru değildir ancak ABD’nin hegemonyasının zayıflamasına bağlı olarak, merkezkaç etkisiyle, ittifak üyelerinin adım adım bağımsızlık aradığı da bir gerçektir.

İşte yukarıda özetlediğimiz sorunlar da bir yönüyle bu hegemonya zayıflamasının sonucudur.

Yeni bir dünya kuruluyor, beş merkezli bir dünya…

ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın dünyanın beş büyük merkezi olacağı önümüzdeki on yıllarda, soğuk savaştan ve ABD emperyalizminin egemenlik dönemlerinden kalma pek çok kurum adım adım işlevsizleşecek…

Yaşayacağız…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
10 Aralık 2019

 

1 Yorum

ABD’nin Sincian yalanlarının hedefi

Ayrılıkçılık, içinde bulunduğumuz siyasal çağın en önemli sorunlarındandır. Örneğin bugün Kürtlerin bir bölümü Türkiye’den, Katalanların bir bölümü İspanya’dan ve Uygurların bir bölümü de Çin’den ayrılmak istiyor.

Örneğin ABD, Türkiye’den ayrılmak isteyen Kürtleri ve Çin’den ayrılmak isteyen Uygur Türklerini destekliyor ama İspanya’dan ayrılmak isteyen Katalanlara ciddi bir destek vermiyor!

Diğer yandan tersine, Çin’den ayrılmak isteyen Uygur Türklerini destekleyen ABD, zaten ayrı olan Kıbrıs Türklerini ise Kıbrıs Rumlarıyla birleşmeye zorluyor!

Şu kısacık özet bile ayrılıkçılık konusunda bir uluslararası standart olmadığını gözler önüne serebiliyor.

Zira ABD başta pek çok ülke, ayrılıkçılığı, kendi ulusal çıkarlarını esas alarak yönetmeye çalışıyor; insan hakları ya da demokrasi ise o “emperyalist çıkarların” örtüsü sadece…

Hedef kazançlı ticaret anlaşması

Emperyalizm, sosyalizmin/komünizmin 1991’de dünya siyaset platformunun tepesinden inmesinin ardından, “yeni dünya düzeni” ilan etti ve milli devletleri hedef aldı. ABD’ye göre milli devletler etnik ve mezhepsel temelde bölünmeli ve dünyanın küresel pazara dönüştürülmesine direnememeliydi.

ABD bu amaçla gücünün yettiği ülkelere açık saldırı düzenledi; gücünün zorlanacağı ya da yetmeyeceği ülkelerde ise ayrılıkçılığı, üstelik terör boyutunda destekledi.

ABD’nin Çin’deki Sincian meselesini kaşıması işte bu nedenledir. Uluslararası ilişkilerin ruhuna aykırı olarak, ABD Temsilciler Meclisi’nde bu amaçla “2019 Uygur İnsan Hakları Politikası” başlıklı bir yasa tasarısı onaylandı son olarak!

Uzun vadede bu mesele ile Çin’i yormayı ve zayıflatmayı hedefleyen ABD’nin kısa vadede istediği şu: Ticaret anlaşması yapmaya hazırlandığı Çin’i masada zayıf yakalamak için hem Hong Kong hem de Sincian üzerinden Beijing yönetimini baskılamak!

Emperyalist yalanlar ve Sincian’daki gerçek

ABD, elindeki dev medya aygıtı üzerinden dünyayı büyük yalanlarına inandırabiliyor maalesef. Örneğin Irak’a saldırısına meşruiyet kazandırmak için petrole bulanmış kuş görüntüsü ya da BM oturumunda ABD Dışişleri Bakanı’nın elinde nükleer madde diye gösterilen sahte toz…

ABD’nin Sincian için kullandığı büyük yalanı ise şu: Çin Uygur Türklerine dini yasakladı!

Geçenlerde Sincian meselesini tartışırken, hükümete yakın bir yorumcu ABD’nin bu yalanını kanıt diye masaya getirdi. Kendisine bunun yalan olduğunu, hem de Anadolu Ajansı ve TRT haberlerine dayanarak anlattım. Ve şu somut veriyi sundum: Türkiye’de 910 kişiye bir cami düşerken, Sincian’da 530 kişiye bir cami düşmekteydi; yani din yasak değildi ve oransal olarak camiler, hem de Türkiye’den daha çoktu!

Az önce “Çin Uygur Türklerine dinlerini yasakladı” diyen o yorumcu bu kez ne dedi, biliyor musunuz? “Ama camilerde Şi Cinping’in resimleri var!”

Evet, ayrılıkçılığı desteklemek için Amerikan yalanlarının sonu ve büyüklüğünün sınırı yok ama dünyanın bütün yalanları bile er geç gerçeğin önünde buhar olacaktır! Ayrılıkçılığın yalanları, en sonunda birliğin ihtiyacı ve gerçekliği önünde eriyecektir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Aralık 2019

2 Yorum

Amerikan bayraklarıyla demokrasi gelmez

Hong Kong’da “suçluların Çin’e iadesi” tasarısına karşı başlatılan eylemler, tasarı geri çekilmesine rağmen aylardır sürüyor.

Batı, özellikle ABD basını meseleyi bir “demokrasi mücadelesi” gibi sunuyor.

Oysa hiç siyasi analiz yapmadan, salt eylemlerin içeriğine bakarak bile bunun bir demokrasi mücadelesi olmadığını söyleyebiliriz. Eylemcilerin açık cinayetler işlediği, kendileri gibi Çin karşıtı bulmadıkları kişilere sokaklarda işkence yaptıkları bu eylemlerin talebi demokrasi değildir, çünkü eylemlerin kendisi demokratik değildir!

Trump’tan özgürlük beklemek!

Diğer yandan her eylemde bolca Amerikan bayrağı ve ABD’ye mesaj ileten pankartlar taşınıyor, dahası Trump’tan Hong Kong’a özgürlük getirmesi isteniyor!

Oysa ABD başkanlarının nerelere nasıl demokrasiler götürdüğü yakın tarihimiz içinde biliniyor:

Irak’a iki kere demokrasi götüren ABD bu ilkeyi işgal etti ve milyonlarca insanı katletti. Libya’ya demokrasi götüren ABD, bu ülkeyi üçe böldü ve iş savaşa sürükledi, yüzbinler öldü. Suriye’ye demokrasi götürmeye kalktı, yüzbinler öldü, milyonlar evsiz ve yurtsuz kaldı…

ABD’nin hedefi

Hong Kong’daki eylemlerin demokrasiyle ilgisi yok; eylemcilerin amacı Hong Kong’u Çin’den koparmak, ABD’nin hedefi ise bu eylemler ile ticaret savaşında Çin’i avantajlı bir anlaşmaya zorlamaktır.

Bunu bir analize değil, somut olguya, ABD’nin resmî açıklamalarına bakarak söylüyoruz. Ne diyor ABD Başkanı Trump? “ABD’yle ticaret anlaşması yapmak isteyen Çin, önce Hong Kong ile insani bir şekilde ilgilensin” diyor.

Ve Trump, istediği anlaşmayı imzalamayan Çin’e karşı yaptırım yasa tasarısı hazırlatıyor. Trump’ın imzaladığı yasa tasarısına göre Hong Kong’daki gösterilerde uygulanan şiddet ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olan Çinli yetkililere yaptırım uygulanacak!

Hong Kong’daki demokrasi ABD’de yok!

Oysa altı aydır süren eylemlerde, güvenlik kuvvetlerinin uyguladığı ciddi bir şiddet yok, tersine bu meselenin kaşınacağını öngören yönetimin eylemlere toleransı var.

Kaldı ki Hong Kong’da, ABD’de olmayan demokrasi var: Eylemciler, ülkelerinin yetkililerine yaptırım uygulayan emperyalist ABD’nin başkanına teşekkür için “şükran günü” mitingi bile düzenleyebiliyor!

Batı basını istediği kadar yazsın, gerçekte Hong Kong olayları da Sincian meselesi ve güney Çin denizindeki adalar konusu gibi, ABD’nin Çin’i sıkıştırmak için üzerinde durduğu konulardır.

İşine geldiği için Uygur Türklerini Çin’den ayırmaya çalışan ama Kıbrıs Türklerini zorla Rumlarla birleştirmeye çalışan ABD’nin meselesi hiçbir zaman demokrasi değildir; zira ABD demokrat bir ülke değildir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
3 Aralık 2019

1 Yorum

ATLANTİK’İN DAVOS’U, ASYA’NIN BOAO’SU

Davos’ta toplanan ve siyasetçileri, işadamlarını, akademisyenleri bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu, esas olarak Atlantik dünyasının forumuydu. Yeni bir dünya kurulurken, 2001’de, Asya’nın da benzer bir forumu ortaya çıktı: Boao Asya Forumu

Ve Boao Asya Forumu her yıl gelişti, Asya’yı aşıp diğer kıta ülkelerinde de katılımcıları çekti.

 

Serbest Ticareti Korumak

Bu yılki Boao Asya Forumu, 60’ın üzerinde ülkeden 2 binin üzerinde temsilcinin katılımıyla ve “ortak kader, ortak eylem, ortak kalkınma” ana temasıyla yapıldı.

Çin’in liderlik ettiği Asya Forumu’nun mesajı netti: ülkelerin kaderi ortaktı, ortak hareket ettikleri taktirde birlikte kalkınacaklardı…

Ki bu Çin Komünist Partisi’nin ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de temel hedeflerinin bir özetiydi aslında: Çok taraflılık, serbest ticareti korumak ve ekonomik-siyasi bağları güçlendirmek.

Zira dünya artık ABD’nin Çin başta pek çok ülkeye küresel ticaret savaşı açtığı koşullar altında… ABD, serbest ticaret kurallarını yok sayıyor, gümrük duvarlarını yükseltiyor, ticaret açığı verdiği Çin ve AB ülkelerine karşı yaptırımlar uyguluyor, kısacası kendisinin liderlik ettiği ekonomik düzenin kurallarını yok sayıyor…

Serbest ticaretin korunmasını ise Çin savunuyor!

 

Beijing’in 5 Mesajı

Boao Asya Forumu işte bu şartlarda toplandı bu yıl.

Çin Başbakanı Li Keqiang, Forumun açılışında çok önemli mesajlar verdi:

1. Çin, serbest ve adil ticareti destekliyordu.

2. Çin BM ve DTÖ’de reform istiyor ama mevcut sistemi ortadan kaldırmadan; küresel yönetim ve küresel ticaret sitemini koruyarak…

3. Asya, küresel ekonomik büyümenin lokomotifi. Bu nedenle Asya’da barış ve istikrar kritik önemde. Barış ve istikrar için birincisi bölgesel entegrasyon sağlanmalı, ikincisi Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile diğer ülkelerin kalkınma stratejileri kaynaştırılmalı.

4. Çin, yabancı yatırımcılar için elverişli bir ortam oluşturacak. Bunun için yasal düzenleme yapılacak. Çinli ve yabancı şirketlerin eşitler olarak adil rekabet edebilmesi sağlanacak.

5. Çin’in büyüme oranı makul bir aralıkta korunacak.

 

Çin Asya’nın, Asya da Dünyanın Lokomotifi

Li Keqiang’ın mesajlarını, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in AB turuyla birlikte değerlendirmek gerekir. Zira ABD’nin tehditlerine rağmen Çin’in İpek Yolu Projesine ortak olan AB ülkeleri sayısı artıyor, üstelik bu ortaklığa ilk G7 üyesi olarak İtalya da dahil oldu.

Almanya ve Fransa ise, biraz da ABD tehditlerinin etkisiyle, Çin’le ilişkinin düzeyini kontrollü ilerletmek istiyor.

Brüksel öncelikle Beijing’le ticari ilişkilerde “mütekabiliyet” arıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, bu nedenle Şi Jinping’den, Avrupa’nın Çinli şirketlere verdiği piyasalara erişim düzeyinin aynısının Çin devleti tarafından Avrupalı şirketlere sağlanmasını talep etti.

Şi Jinping’in Angela Merkel ve Emmanuel Macron’a verdiği mesaj ise açık ve yalın: “Şüpheleri bir kenara bırakın, birlikte ilerleyelim.

Sonuç olarak AB, ABD tehditlerine rağmen Çin’le yakınlaşıyor ve bu ABD için tam bir kâbus…

Hem Şi Jinping’in AB turundan hem de Boao Asya Forumu’ndan çıkan esas sonuç ise şu: Çin Asya’ya, Asya da dünyaya lokomotiflik yapıyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Mart 2018

http://www.criturk.com/haber/ozel-haber/atlantikin-davosu-asyanin-boaosu-85034

 

 

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: