Archive for category CRI Türk

TRUMP’IN BEŞ TEZGÂHI

Önünde seçim olan Trump zor durumda. Zira ABD koronavirüs salgının merkezi oldu ve süreci iyi yönetemeyen Beyaz Saray’a içeride büyük tepki var.

Ve tepkiler giderek artıyor, zira gün geçtikçe Trump yönetiminin zamanında uyarıldığı halde gerekli önlemleri almadığı ortaya çıkıyor.

Trump bu nedenle içeride valilerle kavga ediyor, dışarıda Çin’e düşmanlık yürütüyor.

Böylece kendi başarısızlığına gerekçe bulmaya çalışıyor.

Trump, Demokrat valilerin yönettiği eyaletlerde karantinanın kaldırılması için halkı protesto eylemi düzenlemeye teşvik etme noktasına kadar geldi.

1) ‘ÇİN VİRÜSÜ’ TEZGAHI

Trump içeride sıkıştıkça Çin düşmanlığı için bir tezgâh işleme sokuyor!

Anımsayacaksınız, Trump’un ilk argümanı, koronavirüse “Çin virüsü” demekti. Böylece küreselleşen salgın konusunda dünyanın geri kalanını Çin’e karşı kışkırtmaya çalışmıştı.

Müttefiklerinden en küçük bir destek görememesi nedeniyle ABD yönetimi 10 gün içinde bu düşmanca sözü, daha az düşmanca bir sözle değiştirdi: Çin virüsü yerine Vuhan virüsü demeye başladı.

Ancak yine beklediği desteği alamadı. Öyle ki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Vuhan virüsü” ısrarı nedeniyle uluslararası toplantılarda kriz çıktı, ABD yalnız kaldı.

Anımsayacaksınız, G7 zirvesinde bu nedenle “ortak açıklama” yapılamamıştı.

2) ‘ÇİN GEÇ BİLDİRDİ’ TEZGÂHI

Trump’ın Çin düşmanlığında ikinci tezgâhı, Pekin yönetiminin virüsle ilgili dünyayı geç bilgilendirdiği iddiası oldu.

Ancak Amerikan gazetelerinin haberleri bile Trump’ı yalanlıyordu. Zira ABD istihbaratı da, ABD’nin sağlık kuruluşları da Beyaz Saray’ı uyarmış ancak Trump yönetimi ciddiye almamıştı.

Trump’ın konuyu ciddiye almadığı zaten açıklamalarına da yansımıştı. Nitekim virüsün Çin’i etkisi altına aldığı ocak ve şubat aylarında Trump, hemen her açıklamasında virüsü küçümsemiş, dahası küresel bir salgın olmayacağını iddia etmişti.

Kaldı ki o süreçte virüsün Çin ekonomisini yıkıma uğratacağı beklentisiyle ABD yönetimi gayet açık bir şekilde memnuniyet ifade ediyordu!

3) DSÖ’YE TEZGÂH

Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiği tezgâhı da tutmayınca, Trump yönetimi üçüncü tezgâha geçti. Beyaz Saray Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) hedef almaya başladı.

Trump’a göre Dünya Sağlık Örgütü’nün parasını ABD veriyordu ama örgüt Çin’i tutuyordu!

Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne sadece ABD değil, ABD gibi tüm üye ülkeler de nüfusları oranında aidat veriyordu, bağış da yapıyordu…

Ancak Beyaz Saray Çin düşmanlığı için zayıf argümanlarla da olsa DSÖ’ye saldırılarını sürdürdü ve en sonunda sağladığı fonu kestiğini ilan etti.

Ancak ABD neredeyse bir tek Fransa’dan destek aldı. Rusya’dan İran’a pek çok ülke, hatta Almanya gibi kapitalist blokun en önemli ülkesi Trump yönetimine tepki gösterdi.

4) ‘ÇİN’İN SAYILARI YALAN’ TEZGÂHI

Trump DSÖ üzerinden Çin’e düşmanlığında da yol alamayınca, yeni bir tezgâha başladı!

Dördüncü tezgâh; Çin’in koronavirüsle ilgili açıkladığı sayılar konusundaydı.

Çin yönetimi, salgın kontrol altına alındıktan sonra, gayet olağan bir şekilde “istatistiksel bir doğrulama” süreci başlatarak sayıları güncellemişti. Aynısını pek çok ülke de yapacak. Zira klinik bulgularla korona teşhisi konan ancak PCR testi negatif çıkan ya da hasta kaybedildikten sonra sonucu gelen kimi vakalar, ölüm raporlarına farklı yansımıştı. (Aynısı Türkiye’de de oluyor, ABD’de de…) İşte bu düzeltmeler sonucunda Çin’deki insan kaybı 3300’den 4600’e çıkmıştı.

Bunu fırsata çevirmeye çalışan Trump, Çin’in açıkladığı sayıların yalan olduğunu, bu düzeltmenin de bunun göstergesi olduğunu iddia etmeye başladı.

ABD’deki vaka sayısı da, ölüm sayısı da neredeyse Çin’in 10 katıydı ancak Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in, “Yalan ne kadar büyük olursa inananlar o kadar çok olur” sözünden hareketle Trump aynen şöyle diyebiliyordu: “Çin bir numara, ölüm oranında bizden çok ilerideler!”

5) ‘VİRÜS LABORATUVAR’DA ÜRETİLDİ’ TEZGÂHI

Trump’ın beşinci tezgâhı ise virüsün Vuhan’daki laboratuvardan kaynaklı olduğu imasıydı. Komplocuların bu iddiasını değerlendiren Trump, bunu “mantıklı” bulduğunu açıkladı!

Oysa Çin’den ABD’ye, Rusya’dan Avustralya’ya, Almanya’da Brezilya’ya dünyanın pek çok ülkesinde doktorlar aşı geliştirmek için virüs üzerinde çalışıyorlar ve gen diziliminden hareketle virüsün laboratuvar imali olamayacağını belirtiyorlar.

Sonuç olarak Trump sıkıştıkça yeni bir tezgâha başvuruyor ama gittikçe en ucuz komplolara kadar düşüyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Nisan 2020

3 Yorum

TRUMP SALGINLA MÜCADELEYİ BALTALIYOR

Haftalardır Çin’i suçlayan ABD yönetimi, listeye Dünya Sağlık Örgütü’nü de aldı!

ABD Başkanı Donald Trump Dünya Sağlık Örgütü’nün “Çin’in tarafında durduğunu” (8.4.2020) ve “COVID-19 tehlikesini küçük gördüğünü” (9.4.2020) iddia etti!

Açık ki Trump ülkesinin salgının merkezi haline gelmesi ve yönetiminin etkili mücadele edememesi nedeniyle zor durumda ve sorumluluğu başkasına atarak, tepkileri yumuşatmaya çalışıyor.

Zira Beyaz Saray’ın Çinlilerden 5 kat az Amerikalılara, nasıl olup da 7 kat daha fazla COVID-19 bulaştığına ve nasıl olup da 8 katının yaşamını yitirdiğine işe yarar bir açıklama getirmesi mümkün değil!

BEYAZ SARAY UYARILDI AMA ÖNLEM ALMADI

Çareyi Çin’i suçlamakta arayan Trump, bunda da başarılı olamıyor. Trump Çin’i kendilerini geç bilgilendirmekle suçladıkça, ABD içinden tersi veriler ortaya çıkıyor!

Örneğin Washington Post, “ABD istihbaratının ocak ve şubat aylarında salgın uyarısı yaptığını ama Trump’ın umursamadığını” belirtiyor (21.03.2020).

Örneğin ABC’nin haberine göre ABD istihbaratının Vuhan’daki koronovirüs nedeniyle Beyaz Saray’ı 2019 Kasım’ında uyardığı ortaya çıkıyor (9.4.2020).

Örneğin New York Times, Trump’ın olası salgın hakkında çok önceden uyarıldığı halde “bürokrasideki iç bölünme, planlama eksikliği ve kendi içgüdülerine olan inancı nedeniyle uyarılara zamanında cevap vermediği” belirtiliyor (11.4.2020).

Örneğin ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Robert Redfield, “Şubat sonunda Washington, Kaliforniya, New York ve Florida eyaletlerine virüs önlemlerini artırmaları konusunda uyarı gönderdiklerini” açıklıyor (13.4.2020).

TRUMP YÖNETİMİ HATASINA KILIF ARIYOR

Hepsini geçiniz!

Trump’ın Ticaret Bakanı Wilburr Ross daha 30 Ocak’ta “Çin’deki COVID-19 salgını Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

Ve Çin’in kendilerini geç bilgilendirdiğini iddia eden Trump örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyerek, örneğin 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyerek ve örneğin 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyerek COVID-19 salgınını küçümsüyordu!

Her şey ortada!

Trump yönetimi, ilk günden itibaren salgın konusunda uyarıldı ama Beyaz Saray gerekli önlemleri almadı, gecikti…

Bunun insan maliyeti de vaka sayısının yarım milyonu aşması şeklinde ortaya çıktı ne yazık ki…

DSÖ MESNETSİZ SUÇLAMALARLA MEŞGUL EDİLMEMELİ

Ve maalesef Trump’ın bu tablodan ders almadığı görülüyor.

Zira Beyaz Saray salgınla küresel mücadele için Çin’le küresel işbirliği yapacağına bu ülkeyi hedef almayı sürdürüyor.

Açık ki sürekli Çin’i ve Dünya Sağlık Örgütü’nü suçlayan Trump yönetimi, bir bakıma küresel salgınla mücadeleyi de baltalamış oluyor.

Zira Çin, COVID-19 salgınıyla mücadelede büyük başarı gösterdi ve pek çok ülke Çin’in mücadele yöntemini model alıyor. ABD yönetiminin bu nedenle hem küresel salgının merkezi haline gelen ülkesini korumak için hem de küresel ölçekte başarılı bir mücadele sürdürebilmek için Çin’le işbirliği yapması gerekiyor.

Keza aynı durum Dünya Sağlık Örgütü için de geçerli. Salgınla mücadelede “küresel koordinatör” görevi gören Dünya Sağlık Örgütü’nün ve başkanının artık Trump’ın suçlamalarıyla meşgul olmaması gerekir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Nisan 2020

 

 

3 Yorum

G2 Mİ, 5M Mİ? ÇİMERİKA MI, ÇOK MERKEZ Mİ?

ABD koronavirüs salgınına hangi şartlarda yakalandı?

Bir kaçını belirtelim:

1) Trump yönetimi ABD’nin küresel sağlık programlarına katkısını yüzde 35 azalttı.

2) Trump yönetimi ABD Dünya Sağlık Örgütü’ne katkısını yüzde 50 azaltma kararı aldı.

3) Trump yönetimi Ulusal Güvenlik Konseyi içindeki salgınla mücadele birimini iki yıl önce kapattı.

4) Trump yönetimi, SARS ve grip salgınlarından sonra ABD ve Çin arasında gelişen bilgi paylaşım kanallarını kısıtladı.

Trump yönetimi bu büyük hataları yaptığı şartlarda salgına yakalandığı için de çareyi Çin’i suçlamakta buldu: Virüs Çin virüsüydü, Çin yönetimi virüs konusunda dünyayı geç bilgilendirmişti!

Oysa Çin’de salgın başladığında ABD durumdan memnundu. ABD Ticaret Bakanı “salgın ABD ekonomisine yarayacak” diyordu. Dahası ABD’de ilk vaka 29 Ocak’ta görüldüğünde bile Trump yönetimi sorunu küçümsüyordu.

ABD-ÇİN İŞBİRLİĞİ İHTİYACI

Trump yönetiminin bu hataları ABD içinde tartışmalar yaratıyor.

Örneğin “Yumuşak Güç” kavramı üzerine çalışmasıyla bilinen siyaset bilimci Joseph S. Nye Jr. bu isimlerden biri…

Nye, National Interest dergisine 3 Nisan’da yazdığı “Koronavirüs ABD-Çin ilişkilerini daha kötüleştiriyor” başlıklı makalede Trump yönetiminin hatalarına dikkat çekerek salgınla mücadele için küresel bir reçete olup olmadığını sorguluyor.

Siyaset bilimci Nye’a göre en önemli soru şu: “ABD ve Çin, bir yandan geleneksel alanlarda süper güç rekabetine devam ederken diğer yandan salgın ve iklim değişikliği gibi ulusötesi tehditlerle başa çıkmak için işbirliği yapabilir mi? Yani ‘İşbirliği içinde rekabet’ mümkün mü?”

Joseph S. Nye Jr. özetle bunun mümkün olması gerektiğini belirtiyor ve somut bir öneri sunuyor: “ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Çin Başbakanı Li Keqiang’ın başkanlık edeceği bir COVID-19 yüksek komisyonu kurulmalı.”

Benzer şekilde Çin’de de salgınla mücadele açısından ABD ile Çin’in işbirliği yapması gerektiğini savunan görüşler var.

Peki bu mümkün mü?

ÇOK MERKEZLİ DÜNYAYA DOĞRU

ABD’nin kendi sınırlarında bile altından kalkmakta zorlandığı bu sorun için Çin’le işbirliği yapması elbette mümkün.

Ancak bu zorunlu bir işbirliğinden ötesi olmayacaktır.

Yani bu dünyanın bir süre sonra G2 liderliğinde yönetileceğini savunan görüşlerdeki gibi bir “ittifak” olmayacaktır.

G2, yani ABD ve Çin’in dünyaya birlikte liderlik edeceği, “Çimerika” diye isimlendirilen bir birliktelik her iki ülkenin siyasi yapısı ve ekonomi modeli nedeniyle mümkün değil.

Diğer yandan süreç G2’yi değil, 5M’yi, yeni 5 merkezi işaret etmektedir.

Amerikan Hegemonyasının Sonu’nu incelediğim kitabımda da belirtiğim gibi yeni süreç şöyledir: “Küreselleşmeye karşı bölgeselleşmenin egemen olduğu, ulusal devletlerin emperyalizme birleşerek direndiği, kapitalizmin son krizinden çıkamadığı, bazı kapitalist ülkelerin serbest piyasa yerine devlet müdahalesini savunan bir çizgiye girdiği ve model olarak ‘sosyalist piyasa ekonomisi’nin büyük başarı kazandığı bir dünyadayız…”

Salgın, işte bu süreci daha da hızlandıracak. Çünkü salgınla birlikte geniş kitleler iki şeyin farkına vardı:

1) “Önce kâr” diyen kapitalizm büyük toplumsal sorunlarla baş edemiyor.

2) Büyük toplumsal sorunlar ancak kamu gücü ve devlet organizasyonu ile çözülebiliyor.

Kapitalizm paylaşmaz, bölüştürmez, hepsini kendine ister. G2 sadece bu nedenle bile mümkün değildir.

Dolayısıyla G2’nin liderlik edeceği bir dünya değil, ulusal devletlerin önem kazandığı çok merkezli bir dünyanın şekillenmesi gündemde.

5M, yani ABD, Çin, AB (kopmalar olsa bile), Rusya ve Hindistan merkezli yeni dünya…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Nisan 2020

3 Yorum

SALGINDAN SONRA YENİ DÜNYA

Geçen haftanın üç önemli olayı vardı:

1) ABD G7’de koronavirüsü “Vuhan virüsü” diye isimlendirmekte ısrar edince diğer 6 ülkeyle ters düştü, yalnız kaldı ve G7 zirvesi ortak açıklama yayımlayamadı.

2) BM toplantısında da benzer bir tablo yaşandı. Fransa’nın önerisi, ABD’nin öneriye “Vuhan virüsü” ifadesini ekletmek istemesi nedeniyle hayata geçemedi ama ABD yine müttefikleriyle ayrı düşmüş oldu.

3) G20 zirvesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in önerdiği dört teklif alınan kararlara yansıdı. Böylece Çin G20 zirvesine ağırlığını koymuş ve zirveye bir anlamda liderlik etmiş oldu.

ABD’NİN İKİ SEÇENEĞİ

Ortaya çıkan bu tablo, hem ABD içinde hem de ABD’nin liderlik ettiği Batı kampı içinde süren “salgınla mücadele stratejisi” tartışmasına da yeni bir boyut kazandırdı.

Barack Obama döneminin Asya-Pasifik işlerinden sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Kelly Magsamen’den eski Avustralya Başkanı Kevin Rudd’a pek çok isim, ABD’nin salgınla mücadelede başarı için Çin’le işbirliği yapması gerektiğini savundu.

ABD’nin vaka sayısı bakımından Covid-19’un yeni üssü olması, Trump yönetimini iki seçenekle karşı karşıya getirdi.

Beyaz Saray ya 2018’de uygulamaya başladığı Çin’i ticaret savaşı ile baskılama stratejisini sürdürecek ama salgınla mücadelede yalnız kalacak, ya da Çin’le işbirliğine razı olarak birlikte sürece liderlik edecek ve salgınla mücadeleyi daha az kayıpla kapatacak…

Trump’ın “Çin virüsü” isimlendirmesinden vazgeçmesi, ikinci seçeneğin hayata geçebileceğine işaret ediyor şu aşamada.

NEO-LİBERAL KÜRESELLEŞMENİN İFLASI

Donald Trump yönetimi hangi seçeneği seçerse seçsin, salgın kontrol altına alındığında, artık eski dünyanın yerine yeni dünyanın inşa olmaya başladığını göreceğiz hep birlikte…

Kaldı ki yeni dünya aslında 2008’den bu yana adım adım inşa oluyordu. ABD’nin, liderlik ettiği neo-liberal küreselleşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin ruhuna aykırı olarak gümrük duvarlarını yükseltmesi, yeni bir sürecin göstergesiydi.

Şimdi o süreç hızlanacak. Şundan:

Emperyalist tekellerin tüm pazarlara sınırsızca girmek üzere başlattığı neo-liberal küreselleşme salgınla birlikte daha da büyük irtifa kaybetti. Neo-liberal küreselleşme ulusal devletlerin etnisitelere ve mezheplere parçalanarak ulusal pazarların emperyalizme açılmasıydı.

Salgın ise tersi bir gelişmeyi tetikliyor: Devletin müdahaleciliği öne çıkıyor, sosyal devlet anlayışı yeniden önem kazanıyor, kamuculuğun yararları görülüyor ve toplamda ulusal devlet yeniden bayrak yükseltiyor.

AB’DE BÖLÜNME İŞARETLERİ

ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan gibi büyük güçlerin ağırlık merkezleri oluşturduğu yeni dünyanın şekillenmesi artık hızlanacak.

Hatta ulusal devletlerin bu çağda da vazgeçilmez olduğu gerçeği, AB içinde ciddi çatlaklar yaratacak, yaratmaya da başladı.

AB’nin salgın nedeniyle Şengen’i askıya alması ve sınırları kapatması, AB ülkelerinin her birinin kendi başına kalması, en ağır durumdaki İtalya’ya AB ülkelerinin yardım yapmaması birliğin geleceğini tartışmaya açıyor. İngiltere’nin ayrılmasıyla zaten güç yitiren AB, görünen o ki salgın kontrol altına alındıktan sonra Akdeniz ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak ikiye ayrılacak gibi görünüyor.

Diğer yandan ABD’nin AB’ye sınırlarını kapatması, İtalya başta müttefiklerine yardım etmemesi, edememesi, salgından sonra ABD ile AB arasında ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olacak.

Kısacası salgın kontrol altına alındığında, kayan fay hatları nedeniyle devletlerin yeni duruma göre konumlanmaya başladıklarını izleyeceğiz…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Mart 2020

 

2 Yorum

ABD BAŞARISIZLIĞINI ÇİN’İ SUÇLAYARAK MASKELİYOR

Aylardır “korona virüs” diyen ABD Başkanı Donald Trump neden bir haftadır “Çin virüsü” demeye başladı?

Üstelik kameralara yansıdığına göre Trump görevlilerin hazırlayıp kendisine verdiği metinde korona yazan yeri silip, kalemiyle üzerine Çin yazıyor…

Çinli yetkililer örneğin ABD ve Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsüne “Amerikan virüsü” mü dedi de, Trump onlara “Çin virüsü” diyerek yanıt veriyor?

Elbette hayır, zira virüsün milliyeti yok!

ABD, ÇİN’İN BÜYÜK YIKIM YAŞAYACAĞINI UMDU

Öte yandan Trump son günlerde korona virüsü nedeniyle doğrudan Çin’i suçlamaya da başladı.

Trump, felaketin sorumlusu Çin’miş gibi, “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” dedi (AA, 19.03.2020).

Çin dünyayı geç mi bilgilendirdi? Tersine, yerel yönetimlerin meseleyi ciddiye almaması nedeniyle ortaya çıkan kısa gecikmeyi öğrendiği anda Çin merkezi yönetimi doğrudan duruma müdahale etti ve sürece el koydu. Doktor Li Wenliang’ın uyarılarını dinlemeyen o yöneticileri değiştirdi ve yeni yöneticiler, merkezi hükümetin direktifleri doğrultusunda Wuhan’da sert önlemler uygulamaya başladı. (Çin hükümeti ve ÇKP yönetimi, korona virüsü nedeniyle yaşamını yitiren Doktor Li Weliang’ın ailesinden de resmi özür diledi.)

Ve Çin, yerel düzeydeki bu hatanın ardından da hem dünyayı bilgilendirdi hem de dünyaya yayılmaması için en sert önlemleri aldı.

Şimdi Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçlayan Trump yönetimi ise o süreçte Beijing’in sert önlemlerine karşı çıkıyor, “insan hakları” nutukları atıyor, Çin’i korona virüsle mücadele adı altında özgürlükleri engellemekle suçluyordu!

Dahası ABD yönetimi durumdan iki kere memnundu. Zira öngörülerine göre korona virüsü Çin ekonomisini vuracak, ABD de bundan yararlanacaktı. Bunu açık açık da söylediler. ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

TRUMP’IN YALANI

Donald Trump açık açık kendi halkına ve dünyaya yalan söylüyor. Zira bugün Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçlayan Trump, örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyordu, 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyordu, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyordu…

40 gün önce “Nisan’da bitecek diyen” Trump, 19 Mart’ta Çin’in dünyayı geç bilgilendirdiğini söyleyebiliyor!

Trump’ın bu konuda yalan söylediğini, aslında ABD gazetelerinin kimi haberleri bile ortaya koyuyor.

Örneğin Washington Post gazetesi 21 Mart’ta şunu yazdı: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı.

Evet, bugün Çin’i suçlamaya kalkan Trump, o gün uyarıları umursamıyordu; zira ABD emperyalistleri tablodan memnundu. Virüs Çin ekonomisini vuracaktı, Çin büyük yıkım yaşayacaktı!

ABD DEĞİL, ÇİN YARDIM EDİYOR

Fakat ABD’nin beklediği gibi olmadı.

Çin, sert önlemler uygulayarak, “önce insan” diyerek, 1 trilyon dolar harcayarak, Çin halkının devrimci dayanışma duygularının da katkısıyla çok başarılı bir mücadele verdi. Öyle ki, bugün salgınla boğuşan pek çok ülke, Çin’in deneyimlerini uygulamaya çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın şimdi “Çin virüsü” demesinin ve “Çin’i dünyayı geç bilgilendirmekle suçlamasının” nedeni işte bu: ABD ve müttefikleri korona virüsü ile Çin gibi etkili mücadele edemiyorlar; özel sağlık sistemi anlayışı salgın karşısında tutunamadı; Çin’deki kamucu anlayışın tersine Batı’daki neo-liberal anlayış salgın karşısında tel tel dökülüyor.

Dahası bu süreçte ABD “manevi liderliğini” de kaybetti! Şöyle ki, G7 ve AB üyesi İtalya salgın karşısında en zor durumda olan ülke durumunda ancak İtalya’ya ne ABD, ne de Almanya, Fransa ve İngiltere yardım edebiliyor. Tersine İtalya’ya uçuşları bile kestiler.

Peki Batı’nın en gelişmiş kapitalist ülkelerinden biri olan İtalya’ya kim yardım ediyor? Çin, Küba ve Rusya! İlaç göndererek, doktor göndererek, maske göndererek, sağlık malzemesi göndererek…

NEO-LİBERALİZM EVSİZE EV VEREMİYOR

Diğer yandan dünyanın en “gelişmiş” ülkesi olan ABD’nin, en “gelişmiş” eyaleti olan Kaliforniya’nın Valisi Gavin Newsom, “eyaletteki 60 bin evsinin korona virüsüne yakalanabileceğini” söylüyor (Sputnik, 19.3.2020).

Yani neo-liberal kapitalizm evsize ev bulamıyor ve ancak onlara virüs uyarısı yapabiliyor!

İşte Trump ABD’nin ve Batı’nın bu batık tablosu nedeniyle Çin’i suçluyor; kendi sisteminin ve yönetiminin başarısızlığını, topu Çin’e atarak maskelemeye çalışıyor.

Ancak nafile…

Dünya, bu salgında kimin “önce insan” diyerek ve rengine, milliyetine, dinine, ülkesine bakmadan yardım ettiğini gördü!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Mart 2020

2 Yorum

“ÖNCE İNSAN” SİSTEMİ KAZANIYOR

Batı merkezlerinde Çin’in koronavirüse yenileceği beklentileri bitti, o haberler kesildi.

Anımsayın, ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu…

Şimdi o insanlık dışı beklentilerin yerini, ölüm korkusu aldı…

BATI ÖLÜMÜ BEKLİYOR

Almanya Şansölyesi Angela Merkel, koronavirüsün Alman nüfusunun yüzde 60 ile 70’ine bulaşabileceğini açıkladı (BBC, 11.3.2020).

Almanya’nın nüfusunun 83 milyon olduğu göz önüne alınırsa, bu beklentiye göre 58 milyon Alman’a koronavirüs bulaşacak. Bu virüsten ölümlerin ortalama yüzde 3 olduğunu varsayarsak, Merkel bu durumda 1,74 milyon Alman’ın öleceğini hesaplıyor

Benzer tablo İngiltere için de geçerli…

İngiliz Guardian gazetesi, Sağlık Bakanlığı’na bağlı İngiliz Kamu Sağlığı Birimi’nin gizli raporunu ele geçirdi. Rapora göre İngilizlerin yüzde 80’ine koronavirüs bulaşacağı öngörülüyor (BBC, 16.3.2020). Rapora göre nüfusun yüzde 15’i, yani 8 milyon kişi hastaneye yatabilir.

56 milyon İngiliz’in yüzde 80’ine, yani 45 milyon İngiliz’e koronavirüs bulaşması ve bunların yüzde 3’ünün ölmesi halinde, 1,35 milyon İngiliz’in ölümü gerçekleşecek maalesef…

ABD’nin beklentileri de çok farklı değil. ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından yapılan değerlendirmede “en kötü senaryoya” göre koronavirüs ABD’de nüfusun yüzde 65’ini enfekte edebilir ve 1,7 milyon kişinin ölümüne neden olabilir (Euronews, 14.3.2020).

ÇİN İLE BATININ FARKI

Geçen haftaki “Salgınlarda Kamuculuk Başarılı” başlıklı makalemizde üzülerek belirttik: “Ne yazık ki insanı rakama indirgeyen bu istatistikleri, son tahlilde insanlığın toplam yararı için vermek durumundayız. Zira istatistikler bize gittikçe pandemi olmaya [Dünya Sağlık Örgütü 12 Mart’ta pandemi ilan etti] doğru ilerleyen koronavirüsle mücadelede kimi önemli işaretler veriyor…” (CRI Türk, 10.3.2020).

Çin’de koronavirüs bulaşan insan sayısı 81.020. Ve bunların sadece 3.217’si yaşamını bitirdi (16.3.2020 verileri).

Son bir haftadır vaka sayısı da, ölüm sayısı da hızla azalıyor. Çin neredeyse bu sorunu çözdü bile diyebiliriz.

Oranlarsak, 1,386 milyar nüfuslu Çin’de 80.020 vakanın görülmesi, nüfusun sadece yüzde 0.006’sının koronavirüse yakalandığı anlamına gelir.

ABD, İngiltere ve Almanya’nın beklentileriyle karşılaştırılamayacak kadar az…

BATININ SÖZDE İNSANİ GELİŞMİŞLİK ENDEKSİ

Peki neden böyle? Çinlilerin yüzde 1’i bile koronavirüse yakalanmamışken, ABD, İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş Batı ülkelerinde beklenti neden yüzde 50’lilerin üzerinde?

Mesele gelişmişlik düzeyinden ne anladığımızla ilgili mi? Kısmen evet: Gelişmişlik sadece kişi başına düşen gayrı safi milli hasıla payın büyüklüğü değildir. Gelişmişlik sadece kişi başı elektrik sarfiyatı değildir. Gelişmişlik tüketme çokluğu değildir. Gelişmişlik sadece bir toplumdaki ortalama eğitim süresi de değildir.

Evet, bunlar Batının insani gelişmişlik endeksinin ana verilerinden bazılarıdır. Ama görülüyor ki, tüm bu insani gelişmişlik verileri, insanı ölümden korumuyor!

İşte mesele budur. Mesele “önce insan” mı, yoksa “önce kâr” mı meselesidir. Daha da somutlarsak, mesele kamuculuk mu, özelcilik mi meselesidir? Yani mesele sosyalizm mi, kapitalizm mi meselesidir.

YA SOSYALİZM YA BARBARLIK

Görülüyor ki, kendine özgü sosyalist bir model uygulayan Çin, “önce insan” felsefesiyle vatandaşlarını ölümden korumayı esas almış ve bunun için yapılabilecek her şeyi yapmıştır.

“Gelişmiş” Batı ülkeleri ise “önce kâr” dediği için, maliyet hesabı yapmakta, kurtarılacak insanların harcanacak paraya değip değmeyeceğine bakmaktadır.

Özetle kamucu ekonomiler ve “önce insan” diyen sistemler insanı yaşatmaktadır.

Tarihidir. Rosa Luxemburg, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, 1915’te yazdığı Alman Sosyal Demokrasisinin Bunalımı başlıklı broşüründe şöyle demişti: “Friedrich Engels bir keresinde şöyle demişti, ‘Burjuva toplumu bir ikilemle karşı karşıyadır: Sosyalizme yönelme ya da barbarlığa dönme.’ Bu ifadeyi, korkunç anlamını kavramadan düşüncesizce okuyup yineledik… Bugün Friedrich Engels’in bir kuşak öncesinde kehanette bulunduğu gibi, korkunç önermenin önünde duruyoruz: Ya emperyalizmin zaferi ve tüm medeniyetin antik Roma’da olduğu gibi çökmesi, nüfusun azalması, ıssızlaşma, yozlaşma, bir büyük mezarlık. Ya da sosyalizmin zaferi, yani sınıf bilinçli uluslararası proletaryanın emperyalizme ve onun yöntemi olan savaşa karşı mücadelesi.”

İnsanlık buradadır: Ya sosyalizm ya barbarlık!

KORONA GÜNLERİNDE İNSANLIK

En sonunda sosyalizmin kazanacağının işaretlerinden biri de “korona günlerinde insani yardım”dır.

– ABD’de hâlâ tartışılıyor: Sigortası olmayana bedava test yapılacak mı, yapılmayacak mı? Zira bedava test kapitalizmin ruhuna, kâr hırsına aykırı… İşte bu şartlarda Çinli Ali Baba’nın kurucusu Jack Ma’nın Vakfı, ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışladı (NTV, 16.3.2020).

– Çinli Jack Ma’nın Vakfı Avrupa’ya da geçen hafta 1,8 milyon maske bağışlamıştı.

– ABD Avrupa’ya uçuşları yasakladı. Ama Çin ve Küba, İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi (Sol, 14.3.2020).

– Küba koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020).

Korona günlerinde insanlık kazanacak, “önce kâr” değil, “önce ve her zaman insan” diyen sistem kazanacak!

Mehmet Ali Güller
17 Mart 2020
CRI Türk

2 Yorum

SALGINLARDA KAMUCULUK BAŞARILI

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, salgınının başlamasından bu yana ilk kez, koronavirüsün ortaya çıktığı Vuhan kentine gitti. Çin basını ziyareti “tehlike artık geçti” mesajı olarak yorumladı.

Şi Cinping’in ziyareti bize göre de Çin Halk Cumhuriyeti’nin uyguladığı kamuculuğun salgınlarla mücadelede başarısına, hatta zaferine işaret etti.

Neden mi? Anlatalım…

RAKAMLARIN SOĞUK AMA ÖĞRETİCİ DİLİ

Çin’de tespit edilen yeni koronavirüs (Covid-19) vaka sayısı gittikçe düşüyor. Önceki gün 40’a, dün de 19’a geriledi…

Ayrıca son üç günde Hubey eyaleti dışında yeni bir koronavirüs vakasına da rastlanmadı.

Ve koronavirüs tespit edilen 80 bin 754 hastadan 3 bin 136’sı yaşamını yitirirken, 59 bin 897’si iyileşti.

Ne yazık ki insanı rakama indirgeyen bu istatistikleri, son tahlilde insanlığın toplam yararı için vermek durumundayız. Zira istatistikler bize gittikçe pandemi olmaya doğru ilerleyen koronavirüsle mücadelede kimi önemli işaretler veriyor…

Ki en önemli işaret şu: Nüfusa oranla vaka ve kayıp sayıları karşılaştırıldığında, 1,4 milyar nüfuslu Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu salgınla çok başarılı bir mücadele ettiği görülüyor. Dolayısıyla dünya bu deneyimden yararlanmalı…

İTALYA ÇİN DENEYİMİNDEN YARARLANIYOR

Sevindirici gelişme: Batı’da koronavirüse hızlı kayıp veren ülkeler bu deneyimden yararlanmaya başladılar.

Örneğin İtalya, Çin’in iki ay önce çok elelitirilen karantina yöntemini uygulamaya başladı bile.

Bu acı ama öğretici gerçek, ABD emperyalistlerinin dilini bile değiştirdi.

Örneğin Çin karantine uyguladığında New York Times şöyle yazıyordu: “Çin, koronavirüsle mücadele adına milyonlarca insanı karatinaya alıyor ve kişisel özgürlüklerinden ediyor.”

Aynı New York Times, İtalya karantina uygulamaya başladığında Roma yönetimini övüyor: “İtalya, virüsün yayınlamasını önleyebilmek için, ekonomisini bile riske atıyor.”

Bu bakış elbette sadece New York Times ile sınırlı değildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü yetkililerinden başlayarak pek çok batılı kurum sözcüsü, Çin’in uyguladığı karantinayı “insan hakları ihlali” olarak yorumluyordu…

Elbette aynı uygulamaya bu farklı bakışın temelinde emperyalist gözlük var ancak son tahlilde önemli olan İtalya’nın Çin deneyiminden öğrenmeyi seçmiş olmasıdır. Zira Çin’in salgına karşı kazandığı başarıdan öğrenmek, dünyanın diğer bölgelerindeki insan kaybını azaltacaktır.

AFETLERDE SERBEST PİYASA MODELİNİN ÇARESİZLİĞİ

Peki Çin bu başarıyı neye borçlu?

Elbette kamuculuğuna; yani Çin’e özgü sosyalizmine…

Zira bir toplumun salgınla topyekûn mücadele edebilmesi bu modelle daha olası. Çünkü bu modelde kamu otoritesi var, merkezi yönetimin gücü var, planlama var, askerden işçiye kadar toplumun tüm kesimlerini topyekûn seferber edebilmek var, kamu kaynaklarının çok olması şansı var, kamu kaynaklarını kamu yararı için kullanma var…

Ve en önemlisi kamu sağlığını esas alan anlayışın, salgınla mücadelede başarı şansı her zaman daha yüksektir.

Deprem ve kasırga gibi doğal afetlerle mücadele örnekleri de gösteriyor ki, serbest piyasa ekonomilerinin uygulandığı Batı ülkelerinde afetlerle mücadelede başarı ancak serbest piyasaya “ara vermekle”, devletin “düzenleyiciliğini” kullanmakla mümkün oluyor…

Ki serbest piyasaya ara verip devletin düzenleyiciliği kullanmak da, bir ölçüde kamuculuğa yaklaşmak demektir…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mart 2020

 

 

 

 

 

 

 

 

1 Yorum

PENTAGON’UN ÇİN RAPORU

ABD ile Taliban, Katar’ın başkenti Doha’da tarihi bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre ABD ve müttefikleri Afganistan’daki tüm askerlerini 14 ay içinde çekecek. (29.02.2020)

Taliban 2013 yılında Doha’da büro açmış; o tarihten bu yana da zaman zaman gayri resmi, zaman zaman resmi olarak ABD ile Taliban heyetleri arasında görüşmeler olmuştu. Fakat bu imzaya kadar kesin bir anlaşmaya bir türlü varılamamıştı.

Ancak ABD bir süredir anlaşmayı yapabilmek için şartlarında esniyordu.

Nitekim ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Miley, kısa bir süre önce şöyle demişti: “Taliban’a karşı rasyonel, mantıklı bir zafer şansımızın olmayacağını yıllardır ifade ediyoruz. Taliban’la Tokyo Körfezinde (Japonya’nın 2. Dünya Savaşında teslim olduğuna dair) Missouri Savaş Gemisinde teslim bildirgesi imzalama gibi bir şey olmayacağını biliyorduk. Başkan Bush 2001’de Noel öncesinde yaptığı açıklamada bunu ifade etmişti ve bu cümle halen doğru. Dolayısıyla Afganistan’da Taliban’la tek bir çözüm yolu var. Afganların kendi aralarında bir çözümü olmak zorunda.” (20.12.2019)

AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLME ÇİN’LE DE İLGİLİ

Bu anlaşma Çin’i de yakından ilgilendiriyor. Zira ABD’nin Afganistan, hatta Ortadoğu stratejisindeki her değişiklik, doğrudan Çin stratejisiyle de ilgili…

Kabaca özetlersek: ABD Ortadoğu’da güç azaltıp, asıl rakibi Çin’e karşı yığınak yapmak istiyor.

Washington’un stratejinin pratikte ne anlama geldiği ABD Savunma Bakanı (Pentagon) Mark Esper kısa süre önce şöyle açıklamıştı: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Nitekim ABD Suriye’den de asker çekmişti. Şimdi Afganistan’dan da çekmeye hazırlanıyor.

ABD-ÇİN ASKERİ GÜÇ MAKASI DARALIYOR

ABD, kendisini ekonomik büyüklükte yakalayan hatta geçen Çin’in, askeri alanda da makası hızla daralttığını görüyor ve bu nedenle Çin’i Hint-Pasifik bölgesinde çevrelemeyi hızlandırmak istiyor.

Pentagon’un geçen yıl yayımladığı Çin raporu, o makasın nasıl hızla daraldığına işaret ediyordu.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) istihbarat faaliyetlerini yürüten Savunma İstihbarat Dairesi’nin (DIA) raporuna göre Çin dünyanın en gelişmiş silah sistemlerinin bazılarında liderliği ele geçirmiş durumda. (16.1.2019)

Raporda Çin’in şu atılımlarına dikkat çekilmektedir:

– Çin, donanma tasarımları, orta ve uzun menzilli füzeler ve hipersonik silahlar (ses hızından defalarca daha hızlı olan ve füze savunma sistemlerine yakalanmayan füzeler) dahil olmak üzere bir dizi teknolojide lider konumuna yükseldi.

– Teknoloji erişimine çoklu yaklaşım sayesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu şimdi bazı en modern silah sistemlerine sahip. Hatta bazı alanlarda dünya lideri.

– Hava, deniz, uzay ve siber dünyadaki askeri kabiliyeti, Çin’i bölgede iradesini dayatabilecek konuma getirdi.

– Çin bölgesel ve küresel hedefleri vurabilecek, radara yakalanmayan orta ve uzun menzilli savaş uçakları geliştirdi. Bu hayalet uçakları 2025’e kadar operasyonel hale gelebilecek.

ABD-ÇİN REKABETİ BÖLGEMİZE YARIYOR

Özetle ABD, Mark Esper’in ifadesiyle “başlıca rakip” gördüğü Çin’i bölgesinde sıkıştırabilmek için askeri yığınak yapmak istiyor. Ve bunun için de Suriye ve Afganistan’dan asker çekiyor.

Kuşatılmak istenen Çin ise kuşatmak isteyen ABD’ye göre daha rahat. Zira zaman ABD’nin aleyhine, Çin’in lehine işliyor…

Zaman geçtikçe Çin ABD’ye her alanda yetişiyor!

Bitirirken önemle belirtelim: ABD’nin Çin’e karşı Hint-Pasifik stratejisini esas alması, ülkemiz ve bölgemiz için de yararlıdır. ABD emperyalizmi bölgemizden ne kadar asker çekerse, o kadar iyi!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
3 Mart 2020

 

 

1 Yorum

ABD İÇİN ‘YARARLI SORUN’: KOVID-19

ABD’li yetkililerin açıklamaları da, uygulamaları da; bunun yansıması olarak Amerikan gazetelerinin propaganda şekli de gösteriyor ki, ABD için koronavirüs salgını Çin’i zayıflatıcı yararlı bir sorundan başka bir şey değil!

Ve ABD koronavirüs salgınını, yani Kovid-19’u, Çin’e karşı başlattığı küresel ticaret savaşının yararlı bir parçası olarak görüyor.

Konunun Washington ile Beijing arasında bir medya savaşına dönüşmesi de bu nedenle…

ABD’NİN “HASTA ADAM” IRKÇILIĞI

Özetleyelim:

Önce Wall Street Journal’da Walter Russell Mead, Kovid-19 hakkında Çin’i hedef alan bir makale yazdı. Makalenin başlığı ise ırkçıydı, düşmancaydı ve insanlık dışıydı: “Asya’nın Gerçek Hasta Adamı: Çin” (3.2.2020).

Beijing yönetimi WSJ yetkililerinden özür istedi ancak uzun bir süre beklenen o özür gelmedi. Bunun üzerine Beijing yönetim, makaleye tepki olarak üç gazetecinin basın kartlarını iptal etti. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Geng Shuang, basın kartları iptal edilen üç gazetecinin “özür dilemeyi reddettiklerini” belirtti. (19.2.2020)

ABD Dışişleri Bakanlığı ise buna karşılık 5 medya kuruluşunu Çin hükümetinin parçası olarak kabul edip bu kuruluşlara “yabancı misyon koşullarının” uygulanacağını duyurdu. Bu kapsamda Xinhua, People Daily, China Daily, Çin Global Televizyon Ağı ve Çin Uluslararası Radyosu, ülkedeki yabancı diplomatik misyonlara uygulanan koşullar altında faaliyet yürütecek ve herhangi bir yerde ofis açmak için ABD hükümetinden onay almaları gerekecek (19.2.2020).

Yani ABD “yanlışı” düzeltmek istemediği gibi, yeni “yanlışlar” yapmakta da ısrar ediyordu!

Ancak önemli bir gelişme yaşandı: WSJ’nin Beijing’de bulunan 53 çalışanı, gazetenin yönetim kadrosuna bir mektup gönderdi ve “Asya’nın Gerçek Hasta Adamı: Çin” şeklindeki başlığın düzeltilmesini ve Çin’den özür dilenmesini istedi (20.2.2020). 53 çalışan mesajında “Bu, editoryal bağımsızlık ya da haber ve yorum arasındaki bölünme meselesi değil. Bu yanlış bir başlık oldu ve Çin halkı dâhil olmak üzere birçok insanı rahatsız etti.” dedi.

53 çalışanın ortak mektubuna rağmen WSJ sözcüsü gazetenin tutumunun değişmediğini açıkladı (22.2.2020).

Beijing, WSJ’nin bu değişmez tutumuna karşı bir açıklama yayımladı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian’ın ifadeleri oldukça sertti: “Kötü niyetlere karşı ‘uysal koyun’ haline gelmeyeceğiz. WSJ’nin haber ve yorumların bağımsız olduğu gerekçesiyle özür dilemeyi reddetmesi rasyonel değil. WSJ’den kim sorumlu? Kimin özür dilemesi gerekiyor? Gazetenin ettiği küfürlerden dolayı özür dilemeye cesareti yok mu? Gazete bu tavrında ısrar ederse sonuçlarına katlanmalıdır.” (24.2.2020).

Son olarak Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Ullyot konuyla ilgili konuştu ve Beijing’in 3 WSJ muhabirinin basın kartlarını iptal etmesine çeşitli karşılıklar vereceklerini duyurdu (25.2.2020).

4 AŞAMALI PSİKOLOJİK SAVAŞ

ABD’nin bu tutumunun bir nedeni var elbette…

Yukarıda belirttik: Dünyamızı ilgilendiren sağlık meselesini, baş rakibini zayıflatacak yararlı bir sorun olarak görüyor!

Bu nedenle de başından itibaren 4 aşamalı bir “propaganda savaşı / psikolojik savaş” yürüttüler:

1. Önce Çin’i kötülüklerin kaynağı olarak göstermeye çalıştılar: Yarasa yeme gibi yalanlardan hareketle Çin’i insanlığı tehdit eden hastalıkların kaynağı göstermek üzere yoğun propaganda yaptılar.

2. Ardından Çin’i gerçekleri gizlemekle suçladılar: “Ölü sayısı gerçekte on binler şeklinde” diye kötü niyetli propaganda yaptılar.

3. Daha sonra Çin’i zayıf göstermeye çabaladılar: Çin’in salgınla mücadele edemediğini, elinden bir şey gelmediğini propaganda etmeye çalıştılar.

4. En sonunda da Çin’i tecrit etmeye kalktılar: Çin’den dünyaya korkunç salgın olduğu propagandasıyla dünyanın bu ülkeye kapılarını kapatmasını, ablukaya almasını, ticareti kesmesini, tecrit etmesini teşvik ettiler.

ABD TİCARET BAKANI: “SALGIN BİZE YARAYACAK”

ABD coronavirüs salgınını, Çin’e açtığı küresel ticaret savaşının bir parçası olarak kullanmaya çalıştığı için bu 4 aşamalı psikolojik savaşı uyguladı.

Öyle ki bu tutum, ABD’li yetkililerin argümanlarında insanlık dışı ifadelere bile dönüştü. ABD’nin Çin karşıtlığı, daha doğrusu kapitalizmin sosyalizm düşmanlığı, böylesi en insani bir meselede bile kendisini “insanlık dışı” bir görüntü olarak resmetti.

ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un Çin’deki coronavirüs salgınıyla ilgili açıklaması da bu “insanlık dışı” resme bir fırça darbesi oldu. Ross, salgının ABD ekonomisine yarayacağını ve “İstihdamın Kuzey Amerika’ya geri dönmesini sağlayacağını” savundu (30.1.2020).

Bu sözler, emperyalist kapitalizmin ne olduğunu göstermeye yetiyor da artıyordu!

Konu kâr olduğunda, emperyalist kapitalizm, insan sağlığını bile “dert” etmiyordu!

DÜNYA KAZANACAK

Başlarda bocalasa da, hatta kimi hatalar yapsa da, gerçekte Çin’in kamucu anlayışı bu salgınla olabilecek en iyi şekilde mücadele ediyor.

Ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verileri de bu gerçeğe işaret ediyor.

Zira 79.524 hastanın enfekte olduğu ve 2.626’sının maalesef öldüğü salgında, 25.157 hasta da iyileşmiş durumda!

ABD’de 10 yıl önce yaşanan grip salgınında ölenler ve iyileşenlerle karşılaştırıldığında, bu gerçekten iyi bir oran.

Kuşkusuz mesele oran yarıştırmak değil. Kaldı ki virüs, küreselleşen dünyada tek bir ülkenin sorunu da değil. Dolayısıyla tüm ülkelerin, hepimizin, dünyamızı tehdit eden bu salgınla topluca mücadele etmesi gerekiyor!

Bundan yararlanarak kapitalist ekonomilerini güçlendirmeyi hayal eden emperyalist tekeller ve onların temsilcileri insanlığın vicdanında kaybederken, dünya sağlığı kazanacak nihayetinde!

Mehmet Ali Güller
CRI TÜRK
25 Şubat 2020

1 Yorum

ABD’YE KARŞI ÇİN-RUSYA İTTİFAKI

ABD istihbaratının yönetim kadrosunun senatörlere bilgi verdiği ve sorularını yanıtladığı Ocak 2019’daki Senato İstihbarat Komisyonu oturumunda çok önemli saptamalar vardı.

CIA ve FBI başkanlarının da bulunduğu ve bilgi verdiği oturumda ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Dan Coats şu çok önemli iki saptamayı yaptı:

1. ABD’ye yönelik dört büyük tehdit Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’dır.

2. Çin ve Rusya, hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleşmiş durumda. (Amerika’nın Sesi, 29.01.2019)

ABD istihbarat yetkililerinin bu saptaması, yani Çin ve Rusya’nın ABD’ye karşı birleşmiş olduğu gerçeği, önümüzdeki sürecin en önemli gerçeğidir.

ABD hegemonyasının sonunun ne hızda geleceği de, yerini neyin dolduracağı da, öncelikle Çin-Rusya işbirliğine bağlıdır.

‘REVİZYONİST DEVLETLER’

İşte ABD bu gerçeğe göre strateji ve taktik geliştirmeye çalışmaktadır.

Pentagon’un şefi Mark Esper buna uygun olarak bir yandan belirlenen Hint-Pasifik stratejisini uygulamaya çalışıyor, bir yandan da geleneksel müttefiklerini Çin-Rusya ittifakına karşı tahkim etmeye çalışıyor.

Esper, Dan Coats’un ABD Senatosundaki saptamalarından yaklaşık bir yıl sonra şunu söyledi: “Ulusal Savunma Stratejimiz bizim şu anda büyük güç rekabetinde olduğumuzu söylüyor. Bizim başlıca rakiplerimiz Çin ve daha sonra ise Rusya. Dolayısıyla benim amacım Suriye olsun veya Afganistan olsun, asker sayımızı buralardan düşürüp ülkeye getirip daha büyük görevler için tekrar eğitmek veya onları Hint-Pasifik bölgesine konuşlandırmaktır. Bu benim ana amacımdır.” (20.12.2019)

Pentagon şefi Esper geçen hafta da Çin ve Rusya’yı “revizyonist devletler” olarak niteledi ve iki ülkeyi dünya düzenini değiştirmeye çalışmakla suçladı. (8.2.2020)

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR

Esper haklı…

Çin ve Rusya, ABD’ye karşı pek çok alanda işbirliği yapıyor; askeri tatbikatlardan BM Güvenlik Konseyi’nde birlikte hareket etmeye kadar pek çok alanda ortak hareket ediyor.

Ve en önemlisi iki ülke Şanghay İşbirliği Örgütü’nden BRICS’e kadar çok önemli ve etkin kurumlarda birlikte çalışıyor.

İşte yeni dünya düzeni de bu kurumlarla inşa oluyor…

Şöyle ki:

Çin bir yandan payını artırarak IMF ve Dünya Bankası yönetiminde ağırlık kazanıyor ama bir yandan da bunların karşısına BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi seçenekler çıkarıyor.

Rusya ise SSCB’den devraldığı askeri ve diplomasi kabiliyeti ile ABD’ye karşı Ortadoğu’da Suriye’yi, Afrika’da Libya’yı, Güney Amerika’da Venezuela’yı savunuyor.

DÖRT BÜYÜK GERÇEK

Kısacası 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girmeye yaklaşırken, dünya çapında çok önemli dört gelişme yaşanmaktadır:

1. ABD hegemonyası iniştedir; sonu gelecektir.

2. Ekonominin merkezinden sonra siyasetin merkezi de adım adım Asya-Pasifik’e geçmektedir.

3. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da saptadığı gibi Batı hegemonyasının sonu gelmektedir (27.8.2009). Batı’nın 500 yıldır süren liderliği bitmektedir. Doğu uygarlığı yeniden yükselmektedir.

4. Doğu’nun bu yükselişine ağırlıklı olarak Çin, ardından da Rusya liderlik etmektedir. Ve 21. yüzyıl Asya yüzyılı olurken, bu iki büyük kuvveti Hindistan, Türkiye ve İran gibi ülkeler de izlemektedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Şubat 2020

 

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: