Anayasa Mahkemesi, Hatay Milletvekili Can Atalay’ın hak ihlali başvurusunu inceledi ve ikinci kez ihlal kararı verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi de ikinci kez Anayasa Mahkemesi kararına “uyulmaması” kararı verdi. Dahası, Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararının “hukuki değerli olmadığını” ileri sürdü.
Bu bir hukuk krizinden öte, bir rejim krizidir. Çünkü:
Anayasa’ya darbe
1) Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bu tutumuyla Anayasa’nın 153. ve 158. maddelerini yok saymış oldu.
Anayasa’nın 153. maddesine göre “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir” ve “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”
Yine Anayasa’nın 158. maddesine göre “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.”
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, iki maddeyi yok sayarak, Anayasa’yı da yok saymış oldu. Bu açıkça Anayasa’ya darbedir!
Sarayın çıkardığı kriz
2) Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararını “Karayılan ve diğer teröristlere TBMM yolunun açılmasını önlemek” diye savunması vahimdir. O zaman bu mantıkla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının “Öcalan’la yeniden müzakere edebilir” diyerek AKP hakkında kapatma davası açması gerekir!
3) Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Anayasa Mahkemesinin Can Atalay hakkında verdiği ikinci ihlal kararını değerlendirirken şu yorumu yaptı: “Aşağı yukarı 5-6 yıldır süregelen bireysel başvuru yolunun incelenmesindeki yorum farklılığından ve Anayasa’nın durumundan kaynaklanan ve ciddi anlamda derin görüş aykırılıklarımız olduğu bir gerçek.”
Mesele “derin görüş ayrılığının” ötesindedir. Sorun “yorum farkı” değil, “yorum farkını”, Anayasa’yı ihlale gerekçe yapan “siyasi” tutumdadır.
4) Yargıtay 3. Ceza Dairesi Anayasa’yı açıkça nasıl yok sayabilmektedir? Yargıtay Başkanı “görüş ayrılığını” Anayasa’yı ihlale nasıl gerekçe yapabilmektedir? Kuşkusuz siyasi iradenin, yani sarayın açık desteğiyle…
Sarayın Gezi’yi kriminalize etme hedefi
Peki saray Can Atalay konusunun bu denli bir hukuk krizine dönüşmesini neden istiyor? Bundan ne çıkarı olacak?
5) Saray Gezi’yi, yani Haziran halk hareketini kriminalize etmek istiyor. Gezi’ye Türkiye çapında milyonlar katıldı ve 22 yılda AKP’nin en çok çekindiği olay bu oldu. Bu toprakların en önemli toplumsal direnişlerinden biri olan Gezi’yi “suç” gibi göstermeye çalışabilmek için Can Atalay başta Gezi tutuklularının içeride tutulması gerekiyor!
6) Sarayın asıl hedefi ise bu krizden “yeni anayasa” çıkarmak! Nitekim Erdoğan krizin ilk bölümünde kendisini Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasında “hakem” gibi konumlandırmış ve ardından da iktidar cephesi olarak hep bir ağızdan “çözüm yolunun yeni anayasa yapmaktan geçtiğini” savunmuştu.
Yeni rejim için yeni anayasa
AKP’nin anayasayla sorunu ilk değil. Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilmiş olması zaten anayasa kriziydi.
AKP 22 yılda anayasayı neredeyse baştan aşağı değiştirdi, idari sistemi yıktı, parlamenter sistem yerine uygulaması “tek adam rejimi” olan başkanlık sistemini getirdi.
Ancak sarayın hâlâ ulaşamadığı bir hedefi var: Rejimi yıktı ama yerine yenisini tam olarak inşa edemedi. İşte Erdoğan “yeni anayasa” ile inşa etmekte olduğu rejimine anayasallık kazandırmaya çalışıyor.
Dolayısıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa maddelerini yok sayarak Anayasa Mahkemesinin kararına uymaması, bir hukuk krizinden öte, bir rejim krizidir.
Muhalefetin bu gerçeğe göre konumlanarak hareket etmesi gerekir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Ocak 2023
#1 by Ali Vedat Oygür on 07/01/2024 - 09:11
Sayın Güller günaydın, Erdoğan iktidarı, Cumhuriyet rejimini yine de bir bütün olarak değiştiremeyeceğini biliyor. Denemeye bile kalkmıyor. Bu yüzden ufak ufak bulabildiği zayıf noktalardan kırpmaya bakıyor. Bazen sert kayaya çarpıyor ve o anda Başkan devreye girerek Cumhuriyet’i savunurmuş gibi geri adım atıyor. Bu arada, sanki kendi talimat vermemiş gibi de zincirindeki en zayıf halkayı suçlu gösteriyor.
Bu, böylece yıllardır böyle sürüp gidiyor. Haklarımızı korumak için ses çıkarmak, ayağa kalkmak yerine birisinin gelip bu görevi üstlenmesini beklediğimizden toplum olarak bizler de en az onlar kadar suçluyuz, diye düşünüyorum. Fakat bir yandan da bu durumun tarihsel bir gerçeklik olduğunu, Orta Asya’dan bu yana Türk toplumunun egemen güce boyun eğmesi gerektiğini iyi öğrenmiş olduğunu biliyorum.
Aklınıza, elinize sağlık.
A. Vedat Oygür.
#2 by Hakan doğan on 07/01/2024 - 10:50
Muhalefet var gibi yok