Archive for category Cumhuriyet Gazetesi

Ordubozan NATO’culuk

Erdoğan-Biden görüşmesi öncesinde yazdıklarımda iki temel sonuç vardı:

1. Erdoğan ve Biden, Türk-Amerikan ilişkilerini “kurtarmak” için NATO’yu en uygun zemin görüyorlar.

2. Erdoğan ve Biden, sorunları paranteze alarak işbirliği alanları üzerine odaklanmak istiyorlar: Afganistan ve Ukrayna başta olmak üzere, adım adım Libya ve Suriye konuları üzerinden işbirliği yapmaya çalışacaklar.

Özetle ABD için “müttefiklerini denetleme”, Türkiye için “ABD’yle iyi ilişkilerin” aracı olan NATO ve NATO’culuk, Erdoğan ve Biden ilişkilerinin temel zemini olacak.

Bu örtüşmeyi en iyi özetleyen açıklamalar ise ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dan geldi. Blinken her ne kadar “Türkiye NATO müttefiki gibi davranmıyor” dese de, ABD’nin Türkiye’yle ilgili iki çıkarına işaret etti:

1.Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.

2.Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olması sağlanmalı” (9.6.2021).

Washington’un bu çıkar saptamasıyla örtüşen Ankara açıklaması da Akar’dan geldi: “Türkiye, NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koymaktadır” (11.6.2021).

Atlantik çapası olarak NATO

“Türkiye’nin NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koyması” şeklindeki stratejik hata yeni değildir ve 70 yıldır Türkiye’yi her durumda Atlantik’e bağlayan çapadır! (Bu 70 yıl ve çapalanmanın derecesi, kuşkusuz kendi içinde farklı dönemlere ayrılarak değerlendirilmelidir.)

Türkiye’nin NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koymasının 70 yılda onlarca olumsuz sonucu oldu:

İçeride; Kemalist Devrim’e karşı-darbe, siyasal İslamcılığın yükselişi, laikliğin tırpanlanması, 12 Mart ve 12 Eylül’den 15 Temmuz’a Amerikancı darbeler, solcu ve Kemalist subayların ordudan tasfiyesi, Ergenekon ve Balyoz kumpasları…

Dışarıda; Atatürk’ün “kolektif güvenlik” anlayışının reddedilmesi, komşularla düşmanlık, ABD’nin çıkarları için Kore, Somali ve Afganistan’a Mehmetçik gönderilmesi…

Savunmada; Askerin, giydiği postalından üniformasına, kullandığı silahından izlediği talimnameye kadar milli olmaktan uzaklaştırılması ve kurmayının uyacağı stratejinin bile ABD stratejisinin alt stratejisi olarak belirlenmesi… Örneğin Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’nin SSCB’ye karşı savunma hattı Toroslar’dı; çünkü ABD için bölgede asıl savunulacak alan Anadolu değil, Toroslar’ın altı, petrol bölgesiydi.

NATO 2030 konsepti

Önce Genelkurmay Başkanı olarak, ardından da Başkanlık sistemiyle yönetilen Türkiye’de Milli Savunma Bakanı olarak Türk ordusunu yöneten Hulusi Akar’ın, “Türkiye’nin güvenliğinin merkezine” NATO’yu koymasını, sadece yukarıda belirttiğimiz Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında değil, NATO 2030 konsepti bağlamında da değerlendirmeliyiz.

Nedir NATO 2030 konsepti? En iyi tarifi “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konseptinin yenilenmesi gerektiğini belirtirken NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yapmıştı zaten.

NATO 2030 konsepti ile ABD, geleneksel müttefiki AB’yi de yeniden denetimine alarak Çin ve Rusya’yı kuşatmak istiyor. Bu ittifak yetmeyeceğinden Çin’e karşı dengeleyici olarak Hindistan’ı ve Japonya, Güney Kore, Avustralya ile Yeni Zelanda’yı da NATO’nun doğudaki ortakları olarak kullanabilmeyi hesaplıyor. Washington böylece NATO’yu bir anlamda küreselleştirmeye çalışıyor.

ABD Rusya’yı Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattı ile; Çin’i de Orta Asya ve Hindistan ile batısından, Japonya ve Güney Kore ile doğusundan ve diğer bölge devletleriyle de güneyinden kuşatmak istiyor.

ABD bu strateji içinde, özellikle Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattında Türkiye için kritik bir rol öngörüyor.

İkinci kırılma

Bu tablo içinde NATO’yu Türkiye’nin güvenliğinin merkezine koyan bir anlayış, Çin ve Rusya’yı hedef alan bir stratejiye askeri olarak eklemlenmek demektir. Bu da haliyle Türkiye’nin dış politikasını etkileyecektir.

Oysa Türkiye’nin çıkarlarıyla NATO’nun çıkarlarının çatıştığı bir süreci yaşıyoruz. Ama Türkiye, Erdoğan’ın iç politikadaki ihtiyaçları nedeniyle, NATO’yu güvenliğinin merkezine alarak, Çin ve Rusya’ya karşı konumlanacak!

Açıkça belirtelim: Bu Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan sonra ikinci kez kendi ayağına kurşun sıkması durumudur.

Hulusi Akar, Türk ordusunun getirildiği durumu eleştirenlere “ordubozan” diye tepki gösteriyor; oysa asıl ordubozanlık, NATO’culuk ve NATO’yu Türkiye’nin güvenliğinin merkezine koymaktır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Haziran 2021

Yorum bırakın

S-400 pazarlığında altı model

Daha önce S-400 konusunda Girit modelini gündeme getiren Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bu kez de ABD’ye “çözüm mümkün” mesajı verdi!

Akar, Kuzey Atlantik Konseyi onayı ile tamamlanarak “Uluslararası Askeri Kuruluş” statüsüne ulaşan Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Komutanlığının resmi açılış töreni konuşmasında, S-400 konusunda şunları söyledi: “Muhataplarımızın bu konuda teknik anlamda kaygısını ele almaya hazır olduğumuzu da defalarca belirttik. Görüşmelerde açık ve şeffaf davranıyoruz. Makul ve mantıklı çözümler her zaman mümkün.” (11.6.2021).

Böylece S-400 konusunda, 14 Haziran’dan önce ABD’ye bir pazarlık mesajı daha verilmiş oldu!

S-400’ü çalıştırmama zaafı

S-400 ABD’ye rağmen alındı, ABD’ye rağmen getirildi, ABD’ye rağmen test edildi ama maalesef ABD’ye rağmen hâlâ aktif hale getirilemedi!

Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400’ün 2020 Nisan’ında çalıştırılacağını ilan etmişti. Ancak çalıştırılmadı, çalıştırılamadı; gerekçe ise Covid-19 salgınıydı! Oysa salgın bahanesiyle füze savunma sisteminin çalıştırılmasının ertelendiğini açıklamak, muhataplarına koz vermekten başka bir anlama gelmiyordu. Çünkü salgına rağmen tanklar yürüyor, radarlar çalışıyor, roketler atılabiliyordu…

Ve Türkiye o tarihten sonra iki kere salgın karşısında normalleşti ancak S-400 çalıştırılamadı!

Erdoğan’ın ilan ettiği takvimin üzerinden 14 ay geçmesine rağmen S-400’ün hâlâ çalıştırılamaması, kuşkusuz pazarlık nedeniyleydi ama sonuçları itibariyle Türkiye’yi zayıf gösteren bir politik tutum sorunuydu.

Model model pazarlık

S-400 pazarlıklarında son altı ayda ABD’yle neler konuşuldu, neler masaya getirildi peki?

1) Pakistan modeli: “Türk ve Amerikalı isimlerin birlikte görev alacakları bir ofis açılır. Bu formüle göre S-400 sisteminin aktif halde tutulmasında bir sorun yok. Yalnız, F-35 uçakları için oluşabilecek risk durumlarında S-400 bataryalarının yönü başka tarafa çevrilir ve bu durum, ortaklaşa oluşturulacak ofiste görev alan Amerikalılar tarafından izlenerek teyit edilir.” (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 12.12.2020).

2) Girit modeli: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Girit modeli önerdi: “Girit’teki S-300’lerde nasıl bir model kullanılıyorsa, biz de bunu müzakereye açacağız” dedi (9.2.2021).

Girit modeli, S-400’ü hangarda tutma modeliydi; arada açılıp atış tatbikatında kullanılması, sistemi kullanmamaktan çok farklı değildi!

3) İncirlik Modeli: Savunma çevrelerine göre masaya İncirlik modeli de getirildi. Böylece S-400’ler ABD’nin gözetiminde İncirlik Üssü’nde olacaktı.

4) Kıbrıs modeli: Kulislere yansıyan bir iddiaya göre Ankara, S-400’lerin KKTC’de kurulmasını istedi. ABD ise Yunanistan ve Rumlarla doğuracağı sorun nedeniyle buna karşı çıktı.

5) Nahçıvan modeli: Ahmet Takan’ın yazdığına göre sarayşu gerekçelerle Nahçıvan modeli istedi: “S-400’leri Nahcivan’a gönderirsek hem Azerbaycan’ı hem de Türkiye’yi, Ermeni saldırılardan koruruz. Ayrıca İran’dan Türkiye’ye gelebilecek tehditler karşısında caydırıcılık gücümüzü arttırmış oluruz.” (Yeniçağ, 30.4.2021).

Bana göre, ABD sadece Türkiye-Rusya ilişkilerini değil, Azerbaycan-Rusya ilişkilerini de torpilleyeceğini düşündüğü bu modeli kabul eder ama Azerbaycan etmez!

6) Yazılı taahhüt modeli: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e S-400 konusunda bir “non-paper” verdiğini açıklamıştı (15.4.2021). ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman buna karşılık “Türkiye’ye alternatif sunduk” demişti (28.5.2021). Hande Fırat o alternatifi yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” (Hürriyet, 8.6.2021).

Neo-Abdülhamitçiliğin sonu

Tüm bunların ardından Hulusi Akar “çözüm mümkün” mesajı vererek Ankara’nın pazarlığa devam etmek istediğini ortaya koydu.

Oysa S-400’ü bu şekilde pazarlık konusu yapmak, sadece Türkiye’nin ulusal güvenliğinde zafiyet yaratmıyor, aynı zamanda Türk dış politikasının itibarını sarsıyor, Türkiye’nin kararlılığını ve caydırıcılığını sulandırıyor.

“Rusya’yla kendisine alan açan, bunu ABD’yle pazarlıkta kullanan” Neo-Abdülhamitçi anlayış, iki taraftan da kayıpla sonuçlanma riski taşıyor ne yazık ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 haziran 2021

2 Yorum

Erdoğan-Biden zirvesinin işbirliği dosyaları

Erdoğan-Biden zirvesine hazırlık olarak yapılan Çavuşoğlu-Blinken, Akar-Austin, Önal-Sherman görüşmelerini değerlendirdiğimiz geçen haftaki yazımızda şu saptamayı yapmıştık: “Ankara ile Washington, ‘Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde’ uzlaşmış durumda.”

Bu görüşmeleri izleyen Greenfield-Kalın görüşmesi de aynı uzlaşının işaretlerini verdi.

ABD’nin S-400 alternatifi

Paranteze alınmaya çalışılan en önemli konu S-400. Yine ikili görüşmeleri değerlendirdiğimiz geçen haftaki bir başka yazımızda, Çavuşoğlu’nun Blinken’e bu konuda bir “non-paper” verdiğini, Washington’un da karşılığında Ankara’ya “alternatif sunduğunu” belirtmiştik.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te söylediği “Türkiye’ye alternatif sunduk” açıklamasının peşine düşen Hande Fırat, öğrendiklerini yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Bu denetim formülü taahhütte de yer alsın istiyorlar.” (Hürriyet, 8.6.2021).

Hande Fırat, “edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” diyor. Umarız öyledir.

Fakat önemle belirtelim: Ankara S-400’leri aktif hale getirmediği ve örneğin Akar’ın “Girit formülü” gibi seçenekler dile getirdiği müddetçe ABD daha çok alternatif sunar! Baskıdan kurtulmanın bazen en iyi yolu kesip atmaktır; bu örnekte S-400’leri çalıştırmaktır.

Ukrayna-Karadeniz dosyası

Türkiye ile ABD arasında paranteze sığdırılmayacak önemde ve çoklukta sorunlar var. Fakat buna rağmen Erdoğan’ın iç politikadaki ve ekonomideki ihtiyaçları ile Biden’ın Çin ve Rusya planları için sorunlar paranteze alınmaya çalışılacak. Karşılığında da yeni işbirliği alanlarında yoğunlaşılacak. Peki nedir yeni işbirliği alanları?

1) Ukrayna-Karadeniz konusu ABD’nin Türkiye-Rusya işbirliğini sabote edebileceğini düşündüğü en önemli alan.

Geçen aylarda ABD Ukrayna’da yeniden bir cephe açmaya çalışarak hem AB’yi hem de Türkiye’yi Rusya’ya karşı harekete geçirmeye çalıştı. Kısmen başarılı oldu ama Rusya’nın sahadaki kararlılığı nedeniyle bir noktada durmak zorunda kaldı.

Ankara’nın Karadeniz’de katıldığı NATO tatbikatları, Montrö’yü tartışmaya açması, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine destek vermesi, Ukrayna’ya İHA satması, Kırım açıklamaları Moskova’da rahatsızlık yarattı. Washington şu aşamada bu kadarını yeterli görüyor. Nasılsa NATO 2030 konseptiyle devamı gelecek!

Afganistan dosyası

Hafta başında CRI Türk için yaptığım “ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya Cephesi” başlıklı incelemede, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi nedeniyle ABD’nin Orta Asya için bazı planlamalar yaptığını yazdım.

Amerikan basınının ortaya çıkardığı “Pentagon’un gizli ordusu” konusundan bir Pentagon belgesinde ABD’nin Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın da bulunduğu bazı ülkelerde önümüzdeki dönemde askeri tesisler inşa etmeye hazırlandığına kadar kimi gelişmeler, Orta Asya’nın önemine işaret ediyor.

Daha ilginci de şuydu: CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulunuyordu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD ile görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).

Tam da öyle oldu…

Fatih Çekirge’ye konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Reuters’in duyurduğu “Türkiye, geri çekilmenin ardından Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliği ve yönetimini üstlenme teklifinde bulundu” haberini doğrulamış oldu. Akar’ın sözleri şöyle: “Afganistan ile ilgili ABD’lilerle görüşüyoruz. NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda konuştuk, ABD’lilerle heyetler arasında konuşuluyor. Afganistan’da kalma niyetimiz var. Siyasi, mali ve lojistik destek verildiği takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz” (Hürriyet, 7.6.2021).

Anımsatalım: ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Beyaz Saray’daki basın toplantısında Erdoğan-Biden zirvesinin gündeminde Afganistan konusunun da olduğunu söylemişti.

Görünen o ki Ankara ile Washington, Ukrayna ve Afganistan işbirliği dosyalarıyla 14 Haziran’da zaman kazanmaya çalışacaklar.

Ancak özellikle Greenfield-Kalın görüşmesindekonuşulan konular ile ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda petrol muafiyetini kaldırma başta kimi yeni kararları, Türkiye-Rusya ilişkilerine yeni sorunlar ekleme hamlesi gibi görünüyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2021

1 Yorum

SETA ABD’den taşeronluk talep ediyor

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı SETA, AKP’nin düşünce merkezi olarak 2006’da kuruldu. SETA’nın kurucu direktörü İbrahim Kalın, Erdoğan’ın sözcüsü olarak sarayın en etkili adamlarının başında gelir. SETA’nın eski genel koordinatör yardımcısı Fahrettin Altun, iletişim başkanı olarak yine sarayın etkili adamlarından biridir.SETA’yı bugün aynı ekipten Burhanettin Duran yönetmektedir.

Neden mi kısa bir SETA tanıtımı yaptık? SETA’nın analistlerinden Ömer Özkızılcık’ın TRTWorld’de yer alan bir analizi nedeniyle.

SETA ‘Türk modeli’ pazarlıyor

SETA analisti Ömer Özkızılcık, 2 Haziran’da “Türk modeli Doğu Avrupa’da yankılanıyor ve Moskova endişeli” başlıklı bir makale yazdı.

Özkıcılcık, “Türkiye’nin ABD ve Batı Avrupa güçlerinin yardımı olmadan Rusya’yı sınırlayabileceğini gösterdiğini” savunuyor ve bunun da ortaya bir “Türk modeli” çıkardığını belirtiyor. O modeli de şöyle tarif ediyor: “Türkiye’nin Rusya’yı Suriye’de durdurma yeteneği, Türkiye’nin Libya’daki askeri güç dengesini Rus destekli savaş ağası Halife Hafter’e karşı tersine çevirmedeki başarısı ve Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da oynadığı önemli rol sadece askeri zaferler değildir; ABD’nin yardımı olmadan Rusya’yı sınırlamak için bir modeldir.

SETA analisti Özkızılcık, Türkiye’nin “Ukrayna, Azerbaycan, Libya, Suriye Geçici Hükümeti ve Doğu Avrupa’daki ülkelerle ilişkilerini ve işbirliğini geliştirdiğini, bunu yaparak Rusya’yı sınırlamak için küçük bir ittifak kurduğunu” belirtiyor.

Özkızılcık, Doğu Avrupa ülkelerinden Ukrayna ve Polonya’nın, Rusya’yı sınırlandıran “Türk modeli” nedeniyle Ankara’nın Silahlı İnsansız Hava Araçlarına (SİHA) ilgi duyduğunu belirtiyor ve bu iki ülkeyi Macaristan, Romanya ve Baltık ülkelerinin izleyeceğini söylüyor.

SETA’nın Biden’dan beklentisi

SETA analisti Ömer Özkızılcık, Türkiye’nin bu modeli ihraç etmeye başladığını, Rusya’nın da bu nedenle Türkiye’ye yaptırım uyguladığını (uçuş yasağı, tarım vb.) belirtiyor.

Özkızılcık’a göre Moskova yaptırımların işe yaramadığını görecek ve “ya Ankara’yla karşı karşıya gelme riskini alacak, ya da Rusya-Türkiye sınırdaşlığını yöneten yazılı olmayan kurallara göre oynamaya devam etmek için zor bir karar vermek durumunda kalacak.”

Ve Özkıcılcık, analizinin sonunda, buradan hareketle şu iki seçeneğe işaret ediyor: “Moskova’nın ikinci şıkkı seçmesi için Türkiye, Rusya’ya ortak proje gibi teşvikler sunabilir. Veya Biden yönetimi, Varşova Paktı’nın eski üyelerinin ve Sovyetler Birliği’nin Türkiye’de gördüklerini görür ve hesap tamamen değişir.”

SETA’nın Rusya karşıtlığı

Erdoğan ile Biden arasında 14 Haziran’da yapılacak kritik görüşmeden önce bu fikirlerin, hem de TRTWorld’d yayınlanması, meseleyi kişisel bir görüşün ifadesinden öteye taşıyor.

Kaldı ki medyada yer alan SETA’cılar, bir süredir Türk-Rus işbirliğinin karşısına Türk-Amerikan işbirliğini oturtmaya çalışan görüşler yayınlıyorlar.

Örneğin Burhanettin Duran “ABD ve AB’nin Rusya’nın karşısında ve Türkiye’nin yanında İdlib’de devreye girmesini” istiyor; örneğin Kemal İnat “Rusya’nın Türkiye için güvenilir ortak olmadığını” savunuyor. AKP’ye yakın medya, bu türden onlarca görüşle dolu ne yazık ki.

Kısacası Ömer Özkızılcık’ın Washington’a pazarlamaya çalıştığı “Rusya’ya karşı Türk modeli”, uzun bir süredir SETA mutfağında pişiriliyor.

AKP’nin üçüncü taşeronluk hevesi

Doğu Avrupa, Karadeniz, Ortadoğu ve Kafkasya’da Rusya’ya karşı bir model iddiası, haliyle kendisini ABD’nin yanında konumlandıran bir modeldir.

Rusya’ya karşı Türk modeli” aslında AKP iktidarının SETA üzerinden ABD’den “üçüncü taşeronluk” talebidir. Biden yönetimindeki ABD’nin Çin’e ağırlık vereceği koşullarda, Ankara’nın bölgede kalan işleri ABD adına yüklenmek istemesinin ifadesidir.

Birinci taşeronluk; doğrudan Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığı yaptığı dönemdi.

İkinci taşeronluk; Davutoğlu’nun “Küresel düzenin altında alt bölgesel düzenler kurma” diye nitelediği taşeronluktu, komşularla düşmanlığa dönüştü.

Şimdi de Rusya’ya karşı dengeleyici rol üzerinden Washington’un desteğini almaya, ABD’nin bölgedeki işlerinin taşeronu olmaya hevesleniyorlar.

İlk iki taşeronluk gibi bu taşeronluğun hedefi de hamhayaldir; zira Asya çağı başladı, yeni bir dünya kuruluyor ve ayağı doğuda kafası batıda olanların tarihin akışını değiştirme şansı sıfırdır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Haziran 2021

2 Yorum

‘Rus S-400 uzmanlarını gönderme’ manipülasyonu

Amerikan medyası Bloomberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarından hareketle yaptığı haberde “Türkiye, Rus Füze Uzmanlarını Biden’a Sinyal Olarak Eve Gönderecek” başlığını kullandı (Selcan Hacaoğlu, bloomberg.com, 31.5.2021). Haber, Türk basınına “gönderecek” yerine “gönderdi” diye yansıdı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov haberleri yalanladı: “Türkiye’de bulunan uzmanlarımızın hepsi, planlı bir biçimde evlerine geri dönüyor, zira Türk personelin eğitimi ve işlerin devri konusundaki görevlerini tamamladılar. Dönüşleri önceden planlanmış olduğu gibi gerçekleşiyor. Bunu bir eve gönderme veyahut kovma şeklinde yansıtmak, kesinlikle yanlış, hiç doğru değil.” (Sputnik, 3.6.2021).

Rus askeri uzman bilmecesi

Moskova yalanladı ama biz bu yazıyı yazıişlerine teslim edene kadar Ankara’dan herhangi bir yalanlama gelmedi.

Oysa basına yansıdığı kadarıyla Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamadan Bloomberg’in sunduğu sonucu çıkarmak olası değil. Çavuşoğlu, 31 Mayıs 2021 günü gazetecileri bilgilendirirken S-400 konusunda şunları söylemiş: “Yüzde 100 bizim kontrolümüzde olacak. O yüzden pek çok mühendisi, teknisyeni Rusya’ya gönderdik eğitim için ve burada hiç Rus askeri ve uzmanı bulunmayacak.

Bloomberg “Hiç Rus askeri bulunmayacak” sözünü “gönderilecek” diye mi yorumladı, yoksa bunu “Rusya’ya eğitim için gönderilen Türk teknisyenler” ile mi karıştırdı, bilemiyoruz.

Ya da Çavuşoğlu, basına yansıyandan daha fazlasını mı söyledi, onu da bilmiyoruz. Zira Çavuşoğlu bu açıklamayı Atina’da, bir grup gazeteciyle kahvaltıda yaptı ve basına da çok fazla ayrıntı yansımadı. Tabi bu önemde konular, Atina’da bir kahvaltı yerine, Ankara’da derli toplu bir basın bilgilendirme toplantısında açıklansa, çok farklı olurdu!

Elbirliğiyle manipülasyon

Dün gazeteci Ceyda Karan ile bu konuyu Sputnik Radyosunda, Eksen programında konuştuk. Görebildiğim kadarıyla ortada “elbirliğiyle” yapılan bir manipülasyon var:

1. adım. Bloomberg, Çavuşoğlu’nun açıklamasını sorunlu bir şekilde yorumladı.

2. adım: Haber, Türk basınına yansıtılırken “gönderilecek” yerine “gönderildi” denilerek, tamamen çarpıtıldı.

3. adım: Rus uzmanların zaten takvime göre ülkelerine dönüyor olmasının ABD medyası tarafından “Biden’a sinyal” diye, Türk basını tarafından da “gönderildi” diye yorumlanması, Çavuşoğlu ve AKP iktidarını rahatsız etmedi. Çünkü yalanlamadılar.

Bu durumda çarpıtılmış haberin, 14 Haziran’da yapılacak Erdoğan-Biden görüşmesi öncesinde “iyi bir sinyal” olabileceğinin düşünüldüğüanlaşılıyor.

ABD’nin AKP’ye sunduğu alternatif

Nitekim ABD ile AKP arasındaki “non-paper” alışverişi, ortada ciddi bir pazarlığın olduğunu gösteriyor. Çavuşoğlu, 24 Mart’ta Brüksel’de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e S-400’le ilgili verdiği “non-paper”ın, “teknik bir öneri” yerine bu kez “siyasi bir öneri” olduğunu belirtiyor (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 2.6.2021).

Ya ABD’nin “non-paper”a yanıtı? Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te yaptığı açıklama bir yanıt verdiklerine işaret ediyor: “Alternatif sunduk, tam olarak ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Umarım ortak bir yol bulabileceğiz.” (Sena Alkan, CNN Türk, 28.5.2021).

Türk-Rus işbirliğinin önemi

Ne AKP’nin ABD’ye verdiği non-paper hakkında ne de ABD’nin AKP’ye sunduğu alternatif konusunda doyurucu ayrıntı var. Bildiğimiz, bu konuda pazarlıkların sürdüğü. Görünen o ki AKP 14 Haziran nedeniyle zaman kazanmaya çalışıyor.

“Rusya’yla kendisine alan açan ve bunu ABD’yle pazarlığında kullanan” neo-Abdülhamitçiliğin anlamadığı şu: Bu türden ilişkiler her zaman iki taraftan kazanç sağlamaz, hatta çoğunlukla iki taraftan da kayıpla sonuçlanır!

Türkiye-Rusya ilişkileri taktik düzlemin değil, stratejik düzlemin konusudur ve Karadeniz’den Kafkaslar’a, Doğu Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar pek çok alanda kritik önemdedir. Erdoğan’ın iktidarını sürdürebilmek için ABD’ye verebileceği tavizlere kurban edilemez!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Haziran 2021

2 Yorum

Erdoğan ve Biden için çözüm platformu: NATO

Erdoğan, TRT canlı yayınında aynen şöyle dedi: “NATO ittifakı güçlü bir şekilde devam etmelidir. Macron, NATO’nun beyin ölümünden bahsediyor. O da NATO’nun üyesi olan ülkelerden bir tanesi. NATO’nun bunu hesaba çekmesi gerekir.”

Erdoğan’ın Macron’un NATO’culuğunu sorguladığı, “NATO Macron’dan hesap sormalı” dediği bir tuhaf durum. Sanırsınız NATO’nun bir tatbikatında hedef tahtasına konan Erdoğan değil de Macron!

Libya’dan Doğu Akdeniz’e pek çok konuda Türkiye’nin Fransa ile karşı karşıya gelmiş olması nedeniyle bile olsa, Erdoğan’ın Macron’ıbu şekilde hedef alması, yani Macron’dan çok NATO’culuk yapması, ülkemiz adına büyük talihsizlik…

Çavuşoğlu’nun Blinken’e teklifi

Aynı saatlerde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında “NATO’ya bağlılığımızı teyit ediyoruz” diyordu…

Blinken’in teyidi de, Erdoğan’ın Macron üzerinden NATO’culuğu da, 14 Haziran hedefli…

Erdoğan, 14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesi sırasında ABD Başkanı Biden ile yapacağı görüşmeye hazırlanıyor. Sık sık ABD’ye beyaz sayfa açılması çağrısı yapması da Biden’la yapacağı görüşmenin “yeni bir dönemin habercisi olduğuna inandığını” belirtmesi de 14 Haziran’a nasıl bel bağladığının ifadeleri…

Ancak görünen o ki, iktidarın Biden’a mesajları, laflardan öte olguları da içeriyor: Örneğin ABD’nin ünlü Bloomberg’i, Rus teknisyenlerin gönderilmesini “Türkiye, Rus uzmanları Biden’a sinyal göndermek için eve yolladı” diye haberleştirdi. Örneğin Ankara Washington’a S-400 konusunda yeni bir teklif sundu. Bunu da Çavuşoğlu Atina’da kahvaltı yaptığı gazetecilere şu sözlerle açıkladı: “ABD ile S-400 konusu dahil önerilerimizi nasıl halledeceğimize ilişkin Brüksel’de (Blinken’e) zaten ilettik, bir non-paper verdik.”

NATO 2030 Konsepti

NATO Zirvesi, AKP-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek, göreceğiz.

Ancak NATO Zirvesi, kabul edilecek NATO 2030 Konsepti nedeniyle oldukça önemli. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifadesiyle, “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konsepti, 2030 olarak yenileniyor.

İşte ABD bu nedenle 14 Haziran’daki zirvede “ittifakları canlandırma önceliğine” kilitlenmiş durumda. ABD bu amaçla birincisi NATO-AB işbirliğini, ikincisi de NATO’nun Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore dörtlüsüyle işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor.

Ankara ve Washington’un NATO umudu

Diğer yandan Biden da Erdoğan da “Türk-Amerikan ilişkilerini kurtarmak” için NATO’yu zemin, 14 Haziran zirvesini de fırsat olarak görüyor.

ABD açısından tablo şu: Beyaz Saray, NATO’nun yeni konseptiyle Çin ve Rusya’yı hedef aldığı koşullarda, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğini sınırlandıracağını umuyor.

AKP açısından tablo şu: Ak-Saray, Türkiye’nin NATO üyeliği ve NATO içindeki önemi nedeniyle, Türk-Amerikan ilişkilerinin ve Türkiye-AB ilişkilerinin daha kötüye gidemeyeceğinden hareketle düzelmeye başlayacağını umuyor.

Brüksel’deki Çavuğoğlu-Blinken görüşmesi ile Ankara’daki Önal-Sherman görüşmesinden yansıyanlara bakılırsa, Ankara ile Washington, “Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde” uzlaşmış durumda…

Sorunlara paranteze sığar mı?

Ancak bu uzlaşma, geçen haftaki yazımızda vurguladığımız şu gerçeği değiştirmiyor: Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması, Türkiye ile ABD arasında “gerçek” bir beyaz sayfa açılabileceği anlamına gelmiyor.

Çünkü teröre destekten başlayarak hemen her sorun stratejik ve ABD köklü politika değişikliği yapmadan bu sorunların çözümü Türkiye açısından mümkün değil.

Kısacası Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar bir paranteze sığmayacak büyüklükte…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Haziran 2021

1 Yorum

Erdoğan’ın Biden umudu

Erdoğan, 20 ABD şirketi yöneticisiyle yaptığı telekonferansta, 14 Haziran’da Joe Biden’la yapacağı görüşmeye ilişkin beklentisini açıkladı: “Sayın Biden ile NATO zirvesinde gerçekleştireceğimiz görüşmemizin yeni dönemin habercisi olacağına inanıyorum.

Bu, Biden seçildiğinden bu yana Erdoğan’ın ABD’ye yaptığı sayısız “beyaz sayfa” çağrısından sonuncusu oldu.

Peki ABD ile Türkiye arasında gerçekten de bir beyaz sayfa açılması olasılığı var mı?

Sorunlar listesi

Baştan belirtelim: Türkiye ile ABD arasında “gerçek anlamda” bir beyaz sayfa açılması olasılığı yok ancak Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması olasılığı var.

Şundan: Türkiye ile ABD arasındaki sorunların, ABD’nin istediği şekilde çözülmesi olasılığı yok. Bu nedenle de Türkiye ile ABD arasında “gerçek anlamda” bir beyaz sayfa açılamaz.

Çünkü:

– ABD, terör örgütüne verdiği askeri ve siyasi desteği Türkiye’nin kabullenmesini istiyor. ABD Suriye’nin kuzeyinde özerk bir PYD bölgesi kurulmasını istiyor.

– ABD, FETÖ’yü korumayı sürdürüyor.

– ABD, Kıbrıs sorununda Türkiye’nin karşısında konumlanıyor.

– ABD, Ermeni tehcirini “soykırım” ilan ederek, Türkiye’yi suçluyor.

– ABD, Türk-Rus işbirliğini ABD’nin çıkarları açısından en kötü model olarak görüyor ve Türkiye-Rusya-İran’ın Astana Platformunu sabote etmeye çalışıyor. Bu amaçla S-400 baskısını, F-35 ve yaptırım uygulayarak sürdürüyor.

– ABD, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı konumlanıyor.

– ABD, Rıza Zarrap ve Halk Bankası davalarını şantaj kartları olarak elinde tutuyor.

Şimdi bu sorunlardan hangileri çözülme aşamasında ki Erdoğan 15 gün sonra yapacağı görüşmeyi “yeni bir dönem” umudu olarak görebiliyor?

Bu listeye bakınca, Türkiye ile ABD arasında beyaz sayfa açılmasının olası olmadığını kesinlikle söyleyebiliriz ama Erdoğan’ın bu sorunlar nedeniyle Biden’ın şartlarıyla uzlaşmayacağından o kadar emin değiliz! Zira siyasetten ekonomiye oldukça sıkışan Erdoğan, iktidarını koruyabilmek için ciddi desteğe ihtiyaç duyuyor.

Ankara’nın son Moskova mesajları

Son dönemde başta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın olmak üzere Saray çekirdeğinin ABD’ye “Rusya’yla sorunlu alanlarımız, işbirliği alanlarımızdan daha çok” mesajı vermesi, 14 Haziran’a hazırlık gereği elbette.

Ama daha önemlisi, Ankara’nın son dönemde Moskova’yı hedef alan açıklama ve eylemlerle o mesajın altını doldurmaya başlamış olmasıdır.

İşte onlardan sonuncusu, Ankara’nın Tatar sürgünü açıklamasıydı. Rusya Dışişleri Sözcüsü Zaharova bu açıklamaya karşılık “Türkiye’nin benzer sorunlarına dikkat çekebiliriz” uyarısı yaptı.

Yine Ankara’nın sürdürdüğü “Kırım ilhakını tanımıyoruz” çizgisine karşılık olarak da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Ukrayna’yı Kırım konusunda cesaretlendirmeyi, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer gördüklerini Türkiye’ye son derece açık bir biçimde ilettiklerini” söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye’nin cumhurbaşkanlığı seçimini gayrimeşru ilan etmesi ise AKP hükümetinin Şam düşmanlığını sürdürmesinin ötesinde, Moskova’yla sorunlar listesini çoğaltılmak istemesine anlamına da geliyor. Putin’in Esad’ı tebrik ederek “Seçim sonuçları yüksek siyasi otoritenizi teyit etti” demesi, bir ölçüde Ankara’nın bu “gayrimeşru” çıkışına yanıttı nitekim.

Yeni dünya kuruluyor

Sonuç olarak, Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar stratejik sorunlardır ve o sorunların bir bölümü bile çözülmeden, dahası ABD’nin dayatmalarını kabul ederek beyaz sayfa açmak, çok ciddi bir ulusal güvenlik sorunu olacaktır!

Sarayın iktidarını koruyabilmek adına, o dayatmaları kabul etmesi ise emin olun, iktidarlarını korumaya yetmeyecektir.

Çünkü yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye de AKP’nin frenlerine rağmen orada yerini alıyor, alacak…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Mayıs 2021

2 Yorum

Emperyalizm için İsrail icat etmek

Başta siyasal İslamcılar olmak üzere Türk sağının hemen hemen tüm bileşenleri için yüzyılın en büyük komplosu “ABD emperyalizmini İsrail’in, Türkiye’yi de Yahudilerin yönettiği” iddiasıdır.

“Türkiye’yi Yahudiler yönetiyor” iddiası, tipik bir politik aldatmacadır. Siyasal İslamcılar ve milliyetçi-muhafazakarlar böyle diyerek, Müslüman tabanı avlamaya çalışmıştır yıllarca. Başarılı da olmuşlardır.

Bu komplonun çeşitli türevleri vardır: Atatürk başta olmaz üzere Selanik göçmenlerinin Sabetayist olduğunu iddia ederek “Cumhuriyet ve laiklik” karşıtlığına tuğla örmeye çalışanlardan, İsrail’in Filistin işgalini “din temelli iç politikanın” aracı haline getirmeye çalışanlara kadar…

“ABD emperyalizmini İsrail’in yönettiği” komplosunun bir de İngiliz türevi vardır. ABD emperyalizminin hemen tüm uygulamalarının arkasında bir İngiliz aklı olduğunu iddia ederler. Bunun da yine siyasal İslamcılar tarafından “Atatürk’ün İngiliz ajanı” olduğu yalanına kadar uzanan en alçakça türevleri vardır.

Türk sağının Amerikancılığı

Bu komplo, siyasal İslamcıların ve milliyetçi-muhafazakarların ABD emperyalizmiyle işbirliğinin örtüsüdür aslında…

Antikomünizm üzerinden ABD’nin Gladyo aparatlarına dönüşmüş ve 6. Filo’yu protesto eden devrimci gençliğe saldırmaktan Amerikancı darbeler için ortam hazırlamaya kadar gönüllü kullanılmışlardır…

12 Eylül’ün Türk-İslam sentezi ideolojisi içinde parlatılan tarikat ve cemaatler laik Cumhuriyet’e sabotaj aletlerine dönüştürülmüş; içlerinde ABD’ye en bağlısı olan Fethullahçılar ise en sonunda 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan Türkiye düşmanlığına soyunmuştur.

BOP eşbaşkanlığı ile Irak, Suriye ve Libya’da ABD’yle birlikte Haçlı ittifakı içinde yer alanlar ise Kemalist Cumhuriyet’in kalan son kalelerini de 19 yıldır iktidar katında karşıdevrimle adım adım yıkıyor…

Siyasal İslamcıların ve milliyetçi-muhafazakarların hemen her türü Amerikancılığa böyle göbekten bağlı olduğu için de, geniş kitle propagandasında ABD’yi İsrail’in ya da İngiltere’nin kullandığı türden örtü hedefli komplolara sarılıyorlar.

Son yıllarda bu komplolara belli ölçülerde kapılan laik-ulusalcı kimi kesimler bile var ne yazık ki… Lenin’in ünlü Emperyalizm- Kapitalizmin En Yüksek Aşaması gibi çok önemli kitaplardan öğrenmek yerine sosyal medyada 240 karakterden ibaret laflarla donananlar, haliyle hangi siyasal akımdan olurlarsa olsunlar, komplolardan fazlasıyla etkileniyorlar.

ABD için İsrail’in gerçek anlamı

ABD emperyalizmini İngiltere’nin yönettiği gibi bir durum yok. “İngiliz aklı” 19. yüzyılda kaldı. Akıl, güç varsa kullanışlıdır. Zayıflayan ekonomisi ve askeri gücü nedeniyle liderliği 20. yüzyılda ABD’ye devretmek sorunda kaldığından bu yana, “İngiliz aklı” artık “belirleyen” olmaktan çıkmıştır.

ABD emperyalizmini İsrail’in yönettiği ise çok daha zayıf bir komplodur. Tersine İsrail, ABD emperyalizminin çıkarları için bölgede karakol olarak, jandarma gibi kullandığı bir alettir. “Yahudi ekonomisinin” ABD’deki gücü bu gerçeği değiştirmez. Nitekim o Yahudi ekonomisi de en sonunda emperyalizmin ekonomisidir.

İsrail devletinin ABD’nin emperyalist çıkarları açısından ne anlama geldiğini aslında en iyi ortaya koyan isim Joe Biden’dır. Biden, Obama’nın yardımcıyken, 1 Ekim 2013’te, J Street adlı Yahudi kuruluşun Washington’da düzenlediği konferansta aynen şöyle demiştir: “Eğer bir İsrail olmasaydı çıkarlarımızın korunabildiğinden emin olmak için bir tane İsrail icat etmek zorunda kalabilirdik.”

Mazlum Filistinlilere yardımın ölçüsü

İsrail-Filistin meselesine dair çözüm işte bu nedenle mutlaka ve mutlaka antiemperyalist olmak zorundadır. Meseleyi bir din meselesi olarak el almak, sonuçları itibariyle Siyonistlerden siyasal İslamcılara kadar uzanan tüm gerici kesimleri siyaseten beslemekte ancak mazlum Filistinlilere yarar sağlamamaktadır.

İşte bu nedenle İsrail’in son Doğu Kudüs ve Gazze saldırısı sırasında “Mehmetçik Kudüs’e” sloganı atanlara ilk günden beri şu yanıtı verdik: Bırakın ucuz propagandayı! İsrail’e yanıt vermek isteyen için yapılacak ilk iş belli: ABD’nin kurduğu, İsrail’in güvenliğini sağlayan Kürecik Radarı’nı kapatmak!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Mayıs 2021

2 Yorum

CIA uzmanı gözüyle Kanal İstanbul

Paul Goble: Rusya ve Avrasya uzmanı. ABD Dışişleri Bakanlığında özel danışmanlık yaptı. CIA’da uzman analist olarak çalıştı.

Amerika’nın Sesi’nden Mehmet Toroğlu, dün kendisiyle önemli bir söyleşi yaptı. Goble’ın mesajları özetle şunlar:

– “Girit, İncirlik’in alternatifi değil. Haritaya ya da NATO’nun tarihine bakan herhangi bir kişi, Yunanistan’ın günün birinde Türkiye’nin yerini alabileceğini söylemeye hiç niyet etmez.”

– “Türkiye İncirlik’i kapatmaz, ABD de yakın vadede İncirlik’ten vazgeçmez.”

– “Boğazlar ve Karadeniz’den dolayı kilit bir coğrafi konuma sahip Türkiye ABD için muazzam önemde.”

– “S-400 alımı Türkiye’nin yön değiştirdiği anlamına gelmiyor.”

– “Türkiye Orta Asya’daki nüfuzunu ABD’yle görüşmelerinde masaya getirmeli.”

Fakat önemli bulduğum mesajı başkaydı…

Kanal İstanbul Montrö’yü değiştirir’

Kanal İstanbul’un Montrö’yü riske atacağı çokça vurgulandı, en son 104 amiral bu konuda kamuoyunu bilgilendirdi. İktidar ise hem bu görüşleri sindirmek için kamuoyuna “Kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesi’nin bir ilgisi yok” diyor ama hem de “Kanal İstanbul’dan gerekirse savaş gemileri geçirmeyi” savunuyor, “daha iyisi yapılana kadar Montrö’ye bağlıyız” diyerek konuyu müzakere açık hale getiriyor.

CIA analisti Paul Goble, “Kanal İstanbul’la birlikte Montrö’de bazı değişiklikler yapılabilir” diyor ve bunun nasıl olacağını da şöyle açıklıyor: “Ankara Montrö’nün kanal için uygulanmayacağını çok açık ortaya koymuştu ve eğer kanal için uygulanmayacaksa, o zaman aslında şu anki önemini aynı şekliyle sürdürmeyecek anlamına geliyor bu. Dolayısıyla bu durum, Türkiye’yi Karadeniz bölgesinde daha da önemli hale getirecek.”

Bu köşede birkaç kez yazdık: Washington, Karadeniz’i Türkiye-Rusya ilişkilerini bozma konusu olarak görüyor. Erdoğan’ın “Karadeniz Rus gölü olmasın” diyerek NATO’yu bölgeye çağırması ve iktidarın Ukrayna politikaları, ABD’nin işini kolaylaştırıyor. Bu şartlarda Kanal İstranbul’un yapılması ve bu nedenle Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye ve “Karadeniz Barışı” için büyük sorundur.

AKP’nin Patriot rüşveti

Cumhurbaşkanlı Sözcüsü İbrahim Kalın, dün Hürriyet’te Erdinç Çelikhan’a “beş kritik mesaj” açıkladı. Kalın, özetle haziranda NATO Zirvesinde yapılacak Erdoğan-Biden görüşmesinde iktidarın “esneyebileceği” sinyalini veriyor.

Masadaki en önemli konu olan S-400 konusunda Kalın’ın söyledikleri, Türkiye adına vahim: “ABD’yle iki müttefik ve stratejik ortaksak, S-400 konusunu müzakere yoluyla çözebiliriz. Şartlar uygun olursa, S-400’lerin yanında Patriotları da alabiliriz.

Türkiye ABD’yle S-400’ün nesini müzakere edecek? Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın gündeme getirdiği Girit Modeli’ni mi? AKP medyasında yer alan “S-400 kumandasında ABD’li subayın da olması” modelini mi? Nahcıvan’a taşıma modelini mi?

S-400’ler ABD’yle müzakere edilemez! Hele de ABD’ye karşılığında “patriot rüşveti” hiç verilemez! ABD’ye bu konuda rüşvet teklif etmek, emperyalizme kesinlikle yetinmeyeceği tavizi vermek demektir.

İsrail’e en iyi yanıt: Kürecik

Güya S-400’leri 2020 nisanında çalıştıracaklardı. Kamuoyunu kandırdılar ve hiç ilgisi olmadığı halde “salgın nedeniyle erteledik” dediler. Oysa yaptıkları ortada: Hâlâ S-400’leri ABD’yle pazarlık için kullanıyorlar.

S-400’leri Türkiye’nin hava savunması ihtiyacı için değil de, ABD-AKP sorunlarının çözümünde kullanılacak bir pazarlık kartı olarak almış gibi hareket ediyorlar…

Aynı anlayış İsrail konusuna da yansıyor: “Kudüs’e Mehmetçiği gönderelim”, “TSK öncülüğünde Kudüs’te Barış Gücü oluşturalım” çağrıları AK-medyada…

Üç yıl önce de benzer açıklamaları yapıyorlardı. Hatta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “İslam Dünyası bir karar aldı. Filistinli kardeşlerimizin ve Kudüs’ün korunması için oraya uluslararası bir güç göndereceğiz” demişti. Ne oldu? Hiç! Çünkü maksatları tabanın gazını almak…

Oysa İsrail’e yanıt vermek isteyen için yapılacak ilk iş belli: İsrail’in güvenliğini sağlayan Kürecik Radarı’nı kapatmak!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Mayıs 2021

1 Yorum

Dış politikada iki zıt model

İktidarın Ortadoğu’daki normalleşme arayışı, 19 yıllık yanlış dış politikadan dönüş çabası olarak -19 yılın kayıplarına ve dönülen noktada artık eski konumu bulamayacak olmaya rağmen- yine de ve elbette olumludur.

19 yıl dememiz şundan: Bu iktidar, iktidar olabilmesinin karşılığı olarak daha ilk günden “yanlış dış politika” uygulamaya başladı çünkü…

Bir de şunun altına çizelim: İktidar 19 yıllık yanlıştan, doğruyu gördüğü için değil, kendi yanlış dış politikasını sürdürebilme şansı artık kalmadığı için taktik nedenlerle dönüyor. Yani şartlar değiştiğinde, yapısal olarak aynı yanlışa dönme potansiyelini fazlasıyla taşıyor.

Türk dış politikasının üç modeli

Son 19 yılda yaşadığımız, kabaca ülkemizin üçüncü dış politika modelinin ikinci dönemiydi.

Birinci model, “aktif kolektivizm” olarak Atatürk’ün dış politika modeliydi.

İkinci model, Batı ittifakı içinde bölge merkezli dış politika modeliydi: İnönü’yle başlayan, Menderes ve Demirel’le ilerletilen, bölge merkezli dış politikayı Batı’yla NATO içinde içinde uygulayan bir modeldi.

Üçüncü model ise “Alt bölgesel düzen kurma” modeliydi: Birinci dönemini Özal, ikinci dönemini Erdoğan uyguladı. Özetle ABD’nin küresel düzeninin altında ve ona bağlı bir alt bölgesel düzen kurma hedefli dış politikaydı. Bu modelin Erdoğan döneminin bir kanadında BOP eşbaşkanlığı, diğer kanadında da neo-Abdülhamitçilik vardı.

Atatürk’ün kolektif güvenlik anlayışı

Birinci model, yani aktif kolektif güvenlik” modeli, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ve “yurtta barış, dünyada barış” hedeflerinin gereğiydi. Bu iki hedef ise dünyayı emperyalizm ve “mazlum milletler” şeklinde çözümlemenin sonucuydu.

Yurttaki barış ile komşulardaki barış arasında birbirini besleyen ve destekleyen diyalektik bir ilişki kuran bu model, komşuların barış içinde olmasına özen gösteriyordu.

Somutlarsak: Atatürk, Türkiye’nin gücüne dayanarak ve bu gücü ittifaklarla destekleyerek ülkemizin etrafında “barış kuşakları” inşa etti. 1934’te Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile Balkan Paktı kurarak Türkiye’nin batısının güvenliğini sağladı. 1937’de Irak, İran ve Afganistan’la Sadabad Paktı kurarak Türkiye’nin güney ve doğusunun güvenliğini sağladı. Kuzeyden güvenlik zaten temelleri Kurtuluş Savaşı içinde atılmış Türkiye-SSCB dostluğu ile sağlanmıştı. Özetle Atatürk Türkiye’nin dört bir tarafında “kolektif güvenlik” anlayışı ile barış ve güvenlik kuşakları oluşturdu.

Erdoğan’ın neo-Abdülhamitçiliği

Erdoğan’ın dış politika modeli ise şu dört nedenle kökten Atatürk’ün modeline zıttır:

1) Erdoğan’ın dış politika modeli antiemperyalist değil, tersine emperyalizmin bölgemizi hedef alan Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlığının uygulanmasıdır.

2) Erdoğan’ın dış politikasının hedefi “komşularda barış” değildir. Öyle olmadığı için de “yurtta barış” zaafa uğramıştır. Komşulara müdahale, terör ithali ve büyük sığınmacı sorununa dönüşmüştür.

3) Erdoğan’ın dış politikası, genişlemeyi hedef almaktadır ve bu ihtiyaçla emperyalizmin teorisi olan jeopolitikçiliği uygulamaktadır. Tehdidi, komşulara rağmen, komşuların toprağında asker bulundurarak önlemeye çalışmaktadır. Atatürk ise tehdidi, komşularla birlikte, “kolektif güvenlik” anlayışı içinde önleme yolunu seçmişti. Bu jeopolitikçi yaklaşım haliyle, Hatay’ın güvenliğini Suriye toprağı Afrin’e, Afrin’in güvenliğini daha ilerideki Suriye toprağı İdlib’e bağladı. AKP-MHP ortaklığının Halep’i 82. il ilan eden yaklaşımları, bu jeopolitikçi tutumun kaçınılmaz sonucuydu. (Jeopolitikçilik konusunda Amerikan Hegemonyasının Sonu kitabımda yer alan ilgili bölümü ve Cumhuriyet’teki kimi makalelerimi okumanızı öneririm. Daha geniş bir değerlendirme için ise Hasan Bögün’ün haber2021.com’da yayımlanmakta olan “Jeopolitik emperyalizmin teorisidir” başlıklı yazı dizisini okumanızı öneririm.)

4) Erdoğan, neo-Abdülhamitçi bir dış politika uygulamaktadır: Rusya’yla anlaşarak kendisine alan açmaya çalışmakta, Rusya’yla ilişkisini ABD’yle pazarlıkta kullanmakta ve bu iki gücü de AB’yle dengelemeye çalışmaktadır.

Sonuç

Dış politikadaki “Atatürk modeli”ne zıt yürütülen “Erdoğan modeli”nin iflası ortada. Türkiye’nin ihtiyacı, hükümetin o iflası görerek “taktik dönüşler” yapması değil, “Atatürk modeli”ni bugünün koşullarında kapsamlı bir şekilde uygulayacak yeni bir iktidar anlayışıdır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mayıs 2021

3 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: