NATO’nun ‘tehdit’ yalanları

NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti, ağırlıkla ABD’nin belirlediği “tehditlere” dayanan ve o tehditlere karşı NATO’nun ne yapacağına işaret eden, 2030’a kadar geçerli, 8 yıllık bir belgedir.

Bu “tehditler”, çeşitli kavramlar üzerinden sıralanırlar. Örneğin yakın tehdit, doğrudan tehdit gibi… Stratejik rakip, rakip, meydan okuyan kuvvet, sınama kaynağı gibi ifadeler de pratikte tehdit çeşitleridir.

Bugün NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti’ni bu açıdan inceleyelim:

RUSYA KİME TEHDİT?

Stratejik Konsept, Rusya’yı “doğrudan tehdit” olarak başa yerleştiriyor. (Madde 8.) Peki Rusya hangi NATO üyelerini tehdit ediyor? ABD’yi mi? Almanya’yı mı? Fransa’yı mı? Bulgaristan’ı mı? Romanya’yı mı?

Kuşkusuz hiçbirini… Dahası, 24 Şubat 2022’den önce, yani Putin’in Ukrayna’ya müdahale kararından önce Avrupa ülkelerin çoğu, Rusya’yla iyi işbirliği içindeydi. Tersine ABD özel olarak Almanya-Rusya ama genel olarak da AB-Rusya ilişkisinden rahatsızdı.

Asıl Rusya’ya tehdit olan ABD’ydi. ABD, NATO’yu Rusya’ya doğru genişleterek savaşı kışkırtan aktördü. ABD’nin stratejik hedefinin Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkeleri de NATO üyesi yaparak Rusya’yı denizlerden karaya doğru geriletmek olduğu Amerikan hükümetine, dışişlerine, Pentagon’a politika üreten düşünce kuruluşlarının strateji belgelerinde açıkça yer alıyordu. Dahası ABD’nin pek çok eski devlet yetkilisi de, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin NATO’nun genişleme stratejisinin kaçınılmaz sonucu olduğunu belirtiyorlar. İçlerinde durumu en kibarca ifade edenin de Davos’ta “Kiev NATO üyeliği peşinde koşarak bugünkü çatışmaların taşlarını döşedi” diyen ünlü Kissinger olduğunu belirtelim.

Diğer yandan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in “Rusya ile çatışma hazırlıklarını 2014’te başlatmıştık” (Ceyda Karan, Birgün, 4.7.2022) sözleri de, kimin kimi tehdit ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kısacası Ukrayna’da gerçekte saldıran kuvvet (hem de 2004’ten beri) ABD’dir, Rusya ise savunmada olandır.

ÇİN KİME TEHDİT?

NATO’nun stratejik konsepti, Çin Halk Cumhuriyeti’ni, NATO’nun güvenliğine ve değerlerine meydan okuyan kuvvet olarak tanımlıyor. Konsept, Çin’in “kurallara dayalı uluslararası düzeni yıkmaya çalıştığını” savunuyor (Madde 13.)

Böylece ABD ilk kez bir strateji konseptinde Çin’e yer veriyor ve bu ülkeyi “stratejik rakip” ilan ediyor.

NATO açısından başka stratejik rakipler de olmalı ki, konseptin pek çok maddesinde, “stratejik rakiplerin”, hatta bazı maddelerde “potansiyel düşmanların” NATO’nun savunmasına ve güvenliğine zarar vermeye çalıştığı ifade ediliyor.

Kısacası, “stratejik rakip” ifadesi de, son tahlilde ve pratikte, yukarıda belirttiğimiz gibi, ABD açısından bir “tehdit düzeyi”nin ifadesidir. NATO’nun güvenliğine zarar vermek, sonuçta bir tehdittir zira…

Peki Çin gerçekten NATO’yu tehdit mi ediyor? Çin’in dünyadaki en önemli ortaklarının Avrupa ülkeleri olduğu gerçeğini göz önüne alırsak, Çin’i aslında tehdit görenin ABD olduğunu söylemeliyiz.

Ancak bu da tıpkı Rusya konusu gibi büyük bir yalandır. Zira Çin ABD’yi değil, ABD Çin’i tehdit etmektedir. Çin’in ABD’nin karasularının dibinde onlarca üssü, onlarca savaş gemisi ve binlerce askeri yok ama ABD’nin Çin’in etrafında onlarca üssü, onlarca savaş gemisi ve Japonya-Güney Kore gibi ülkelerde 90 bin ABD askeri var.

ABD, Çin’i kuşatmaya çalışan, dolayısıyla tehdit eden saldırgan kuvvet iken, Çin kuşatmaya direnen, kuşatmayı yarmaya çalışan, tehdit edilen savunmadaki kuvvettir.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, GÖÇ TEHDİDİ

NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti’nde yer verilen tehditlerden biri de iklim değişikliği… Bu tehdit, silahlı kuvvetlere, güvenliğe etkisinden başlayarak pek çok yönüyle pek çok maddede ele alınıyor.

Peki “insan kaynaklı” iklim değişikliği tehdidinin kaynağı kim? Karbon salınımından geniş tarım alanları açmak üzere büyük ormanların katledilmesine, madenlerin talanından, kıyıların yağmalanmasına kadar pek konu, daha sömürge döneminden başlayarak bizzat Batı’nın kendisidir.

NATO’nun bugün iklim değişikliğine dikkat kesilmesi kuşkusuz Afrika’daki, Ortadoğu’daki insanları düşünmesinden değil fakat Arktik Okyanusu’na dikkat kesilmesinden kaynaklanmaktadır. Önümüzdeki dönemin en önemli mücadele alanı olacaktır Arktik. Nitekim ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı NATO’ya üye yapmak istemesi de o mücadeleye hazırlık içindir. Şundan:

Buzulların erimesi birincisi Arktik Okyanusunda yeni petrol ve doğalgaz rezervlerinin keşfi demektir, ikincisi de dünya ticareti açısından yeni ve daha kısa bir yol demektir. Nitekim geçen yıl bir Danimarka ticaret gemisi Çin’in doğusundan aldığı yükü normal rotadan değil, kuzeyden taşıyarak hem zamandan hem de yakıttan büyük tasarruf etti.

Stratejik konseptte göç konusu da iki maddede ele alınmış. Otoriter aktörlerin göçü demokratik NATO bölgesine karşı bir “tehdit” olarak kullandığı savunulmuş.

Bu da tam bir ikiyüzlülük ve yalandır. Zira bugün yaşanan göç tehdidinin asıl kaynağı ABD’nin kendisidir. ABD’nin Afganistan, Irak, Suriye ve Libya saldırıları, bu ülkelerde göç haraketliliğinin başlamasının esas nedenidir. NATO ülkeleri de emperyalist ABD’nin bu saldırganlığına destek vererek göç sorununda sorumlu olmuştur.

EMPERYALİST İKİYÜZLÜLÜK

Görüldüğü gibi NATO, daha doğrusu ABD, asıl tehdit eden ve küresel sorunların kaynağı durumundayken, kendi tehdit ettiklerini, NATO Stratejik Konseptinde tehdit edenler gibi sunmaktadır.

Tam bir emperyalist ikiyüzlülük ve yalancılık yani…

Son olarak sorumuzu ülkemiz açısından soralım: Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de, güneyimizde Türkiye’ye tehdit kimden gelmektedir? ABD’den mi? Rusya’dan mı? Çin’den mi?

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Temmuz 2022

Yorum bırakın

NATO’nun stratejisi, ABD’nin stratejisidir

ABD Başkanı Biden’ın “Putin, tüm Avrupa’yı Finlandiyalaştırarak tarafsız yapmak istedi ancak Avrupa’yı NATO’laştırdı” sözü, Türkiye’de hayli alıcı buldu. Sanırsınız, Putin’in 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya müdahale kararı olmasaydı, ABD, tarafsız bir Avrupa’ya razı olacaktı! Oysa bırakın tarafsızlığı, Berlin-Paris ekseninin 5-6 yıldır yürütmeye çalıştığı “stratejik özerkliğe” bile Washington’un tahammülü yoktu. 

Ne yazık ki, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğinden NATO’nun yeni stratejik konseptine kadar pek çok mesele, bu basitlikte ele alınıyor: Dünya barış içindeydi, NATO savunma örgütünden ibaret bir organizasyondu, ABD’nin değil Asya’da, Avrupa’da bile gözü yoktu ama Putin’in Ukrayna kararı tabloyu bozdu!

ABD’nin siyasi ve askeri örgütü: NATO

NATO; birincisi ABD’nin müttefiklerini kendi ulusal stratejisine eklemlemenin ve denetimde tutmanın siyasi örgütü; ikincisi ABD’nin Avrupa üzerinde egemen olmasının askeri aygıtı; üçüncüsü kurallarını kendisinin belirlediği uluslararası siyasi ve ekonomik düzenin jandarmasıdır.

ABD, uzun süredir hegemonyasının zayıflamakta olduğunu görüyor ve özellikle 2008 finansal kriziyle birlikte, kurallarını kendi belirlediği düzenin çatırdamakta olduğunu saptıyordu. “Doların saltanatı” diye özetleyebileceğimiz o düzenin sürebilmesinin yolunun birincisi Çin’i bölgesine sıkıştırmaktan, ikincisi Rusya’yı denizlerden karaya itmekten geçtiğini hesapladı. Ve bu hesaba göre “büyük/ana strateji” oluşturdu: 

ABD Rusya’yı Arktik okyanusunun Batı bölgesinden, Baltık Denizi’nden ve Karadeniz’den geriletmeyi önüne hedef koydu. Bu amaçla Arktik-Akdeniz hattı boyunca “yeni demir perde” inşa etmeye çalışıyor. Bu amaçla 2019’da (yani daha Putin’in 24 Şubat 2022 kararı yokken) NATO’ya Baltık Planı kabul ettirdi, bu amaçla Polonya-Ukrayna merkezli Doğu Avrupa genişlemesini zorluyor, bu amaçla Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO’ya üye yapmak istiyor, bu amaçla Yunanistan’a yığınak yapıyor. Ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliğini de işte bu amaçla istiyor. 

ABD’nin 25 yıllık İsveç-Finlandiya planı

Yani İsveç ve Finlandiya’yı NATO’ya üye yapmak, Putin’in 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya müdahale etmesi sonrası ABD’nin aklına gelmiş değil. ABD, daha 1994 yılında İsveç ve Finlandiya’yı Barış İçin Ortaklık aracıyla NATO’yla işbirliğine yöneltti, 2014’te NATO ortağı ilan etti. 2016’da NATO’nun, “İsveç ve Finlandiya ile düzenli siyasi danışmalara ve ortak tatbikatlara ihtiyaç duyduğunu” belgeye geçirdi. Hatta 2014’te, İsveç ve Finlandiya’nın “acil durumlarda NATO’dan yardım alabilmeye imkân tanıyan anlaşmayı” imzalaması bile konu oldu.

Tüm bu yıllar boyunca ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı NATO’ya üye yapamaması ise onca propagandaya rağmen, bu ülkelerde NATO üyeliğine sıcak bakma oranının yüzde 30’u geçmemesiydi. 

Kaldı ki, Putin’in 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya müdahale kararı almasından sonra bile bu iki ülke ABD’nin NATO üyeliği baskısına karşıydı: İsveç Başbakanı Magdalena Andersson 25 Şubat’ta “NATO üyeliği düşünmüyoruz”, 8 Mart’ta “NATO’ya başvurumuz, Avrupa’yı daha da istikrarsızlaştıracak” diyordu. Hatta İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist, 10 Mart’ta, “Görevde olduğum sürece NATO’ya katılmayacağız” demişti. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö de 20 Mart’ta, “NATO’ya katılmamız, Avrupa’daki güvenlik durumunu olumsuz etkiler” demişti. Ancak Washington’un baskısına boyun eğdiler ve ABD’nin stratejisine eklemlendiler. 

Görüldüğü gibi İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği kararında Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi bir neden değil, en fazla süreci hızlandıran bir katalizördür.

Gerçek şudur: ABD, küresel liderliğini ve kurallarını kendisinin yazdığı düzeni sürdürebilmek için Çin ve Rusya’yı 20 yıldır hedef alıyordu; zaman aleyhine olduğu için şimdi saldırganlığını arttırma kararı aldı. Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi bu tablo içerisinde ABD saldırganlığını bir cephede püskürtme hamlesinden başka bir şey değildir. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Temmuz 2022

1 Yorum

NATO 2022 Stratejik Konsepti’nin analizi

NATO, yeni stratejik konsepti ile “bir savunma örgütü” olduğu yalanını önemli ölçüde ortadan kaldırmış görünüyor. NATO’nun 70 yıldır taktığı “savunma” maskesini attığını ve “saldırgan savaş aygıtı” olduğu gerçeğini artık daha net sergilediğini söyleyebiliriz.

49 maddelik NATO 2022 Stratejik Konsepti, özetle, hegemonyası zayıflayan ABD’nin, kurallarını kendisinin belirlediği sömürü düzenini sürdürebilmek için müttefiklerini Çin ve Rusya’ya karşı harekete geçmeye zorlamanın ve NATO’yu genişleterek yeni müttefikler ağı oluşturma hedefinin belgesidir. İnceleyelim:

ABD’nin Çin-Rusya’ya savaş ilanı

NATO, yeni stratejik konsepti ile Rusya’yı “baş düşman” ilan etmiş durumda. 8. maddede Rusya için “en önemli ve doğrudan tehdit” deniyor ve bu ülkenin “Baltık, Karadeniz ve Akdeniz’deki askeri varlığı ile NATO’nun güvenliğine ve çıkarlarına meydan okuduğu” savunuluyor.

NATO, ilk kez stratejik konseptine Çin’i dahil etti. 13. maddede “Çin Halk Cumhuriyeti’nin Atlantik kampının çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine meydan okuduğu” belirtiliyor. Oysa Çin ABD’nin çevresinde değil ABD Çin’in yakın çevresinde varlık gösteriyor. Diğer yandan yine 13. maddede Çin’in “kurallara dayalı uluslararası düzeni yıkmaya çalıştığı” söyleniyor. Hangi düzen? Kurallarını ABD’nin yazdığı ve ABD’nin çıkarlarına göre inşa edilmiş sömürü düzeni! 14. maddede de, Çin’in “zorlayıcı taktikler” ile “NATO’yu bölmeye” çalıştığı savunuluyor.

Öte yandan yine 13. maddede, Çin-Rusya ortaklığına işaret edilerek, ABD’nin/NATO’nun esas sorunu dile getiriliyor: “Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki derinleşen stratejik ortaklık ve kurallara dayalı uluslararası düzeni bozmaya yönelik karşılıklı olarak güçlendirici girişimleri, değerlerimize ve çıkarlarımıza aykırıdır.”

NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletme

Dünyanın güvenlik ortamını asıl tehdit eden konu olan “NATO’nun genişlemesi” sorunu, yeni stratejik konseptteki “açık kapı politikasına devam” kararıyla artarak büyüyecek. NATO daha doğrusu ABD, 41. maddede “Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna ile ortaklıklarımızı geliştirmeye devam edeceğiz” diyerek, Avrupa’da savaş kışkırtıcılığını sürdüreceğini ilan etmektedir.

45. maddede Hint-Pasifik bölgesinin Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkilediği savunularak, “Hint-Pasifik’teki yeni ve mevcut ortaklarla diyalog ve işbirliğini güçlendireceğiz” denilmekte ve böylece ABD’nin NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletme hedefi açıkça ortaya konmaktadır. Nitekim ABD tam da bu amaçla Madrid’deki zirveye Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı da davet etmişti.

Bu arada 45. maddede “Batı Balkanlar ve Karadeniz bölgesi NATO için stratejik öneme sahiptir” denilerek, bu iki bölge ABD’nin çıkarları gereği “stratejik düğüm alanları” ilan edilmektedir.

ABD’nin terör yalanı

NATO’nun, daha doğrusu ABD’nin en büyük yalanlarından biri 10. maddedeki terörizm değerlendirmesiyle sergileniyor. “Terörizmin tüm biçimleriyle güvenliğe doğrudan asimetrik tehdit olduğu” savunuluyor. Peki hangi terörizm, hangi terör örgütleri? Zira dünyada teröre en büyük desteği veren ülke ABD’nin kendisidir.

34. maddede “Terör örgütleri halkımızın, güçlerimizin ve topraklarımızın güvenliğini tehdit etmektedir” denmektedir. Peki Türk topraklarının güvenliğini ve Türk güvenlik güçlerini tehdit eden terörün arkasında kim var? NATO’nun “baş tehdit” ilan ettiği Rusya ya da “düzenimize meydan okuyor” dediği Çin mi, yoksa ABD mi?

Öte yandan ABD’nin çıkar alanı ilan ettiği bölgelerde, örneğin Karadeniz’de, asıl tehdit kimdir? Rusya mı, yoksa Karadeniz’i NATO gölü yapmaya çalışan ABD mi? Türkiye’nin çıkar alanı olan Karadeniz’de tehdit ABD mi, Rusya mı?

Bu ve benzer sorular, özetle, NATO’nun 2022 Stratejik Konseptinin, tehditler bağlamında bakıldığında, nesnel olarak ABD ile Türkiye’nin çıkarlarının daha çok karşı karşıya geleceğinin belgesi olduğunu da göstermektedir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Temmuz 2022

2 Yorum

4’lü zirve, 3’lü memorandum

İktidarın bu kadar çabuk pes ederek Madrid’de İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylayacağını tahmin etmedim. Madrid’de yumuşama sağlanacağını ama Erdoğan’ın iç politik ihtiyaç nedeniyle veto kartını sonbahara kadar kullanacağını öngörüyordum; yanıldım.

Muhtemelen Erdoğan da öyle hesaplıyordu, nitekim Madrid’e giderken hâlâ en üst perdeden “olmaz” diyordu. Tabloyu değiştirenin, dörtlü zirve öncesi Biden’dan gelen telefon olduğu anlaşılıyor!

AKP’nin son NATO karnesi

Anımsayacaksınız, 4 Haziran’da bu köşede “AKP’nin NATO karnesi”ni yazmıştım:

– 2009’da AKP Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü onayladı. Oysa Sarkozy Türkiye karşıtı çizgi izliyor, Türkiye de karşılığında “Fransız mallarını boykot” ediyordu.

– 2009’da AKP Rasmussen’in NATO genel sekreterliğini onayladı. Oysa Erdoğan PKK’nin Roj TV’si ve İslam dünyasında tepki gören karikatür krizi nedeniyle Rasmussen’i onaylamayacaklarını söylüyordu.

– 2016’da AKP İsrail’in NATO’da daimi ofis sahibi olmasını onayladı. Oysa ikili ilişkiler dipteydi.

– 2019’da AKP ABD’nin NATO Baltık Planı’nı onayladı. Oysa Erdoğan “NATO, YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmezse Baltık Planı’nın karşısında oluruz” diyordu.

– 2022’de AKP, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onayladı. Peki ne karşılığında? Yanıtı imzalanan 10 maddelik memorandumda.

‘PKK terör örgütü, PYD/YPG değil’ tuzağı

Memoranduma göre “Finlandiya ve İsveç, tüm terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırıları açık ve net biçimde kınar.” Güzel, terör örgütlerinin ana sponsoru ABD de her saldırıdan sonra kınıyor zaten.

Peki memoranduma göre tüm terör örgütleri kim? 5. maddede “Finlandiya ve İsveç, PKK’nın yasaklanmış bir terör örgütü olduğunu teyit eder” deniyor. İki ülke, zaten PKK için “terör örgütü” diyordu, şimdi teyit etmiş oldular. ABD de resmen “terör örgütü” diyor nitekim!

Peki PYD/YPG ve FETÖ için durum ne? Bu şundan önemli: ABD, “PKK farklı PYD/YPG farklı” diyerek bu örgütü destekliyor. Türkiye ise haklı olarak “PYD PKK’nin Suriye koludur, YPG de PYD’nin askeri örgütüdür” diyor. Memorandumun 4. maddesinde aynen öyle deniyor: “Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır.”

Neden 5. maddede PKK için açıkça “yasaklanmış terör örgütü” denirken, 4. maddede PYD/YPG ve FETÖ için “terör örgütü” değil, “örgüt” deniyor? Batının/NATO’nun “masa tuzakları” işte buralardadır.

Ya taraflar memoranduma uymazsa?

Mobilyacıdan bir kanepe bile alsanız, sözleşmede, tarafların uymaması halinde hangi yaptırımların olacağı, sorunun nerede çözüleceği gibi konular olur. Ama memorandumda bunlar yok. Anlaşma kabaca “Türkiye iki ülkenin NATO üyeliğini onayladı, karşılığında da iki ülke teröre desteğini kesecek” şeklinde. Yani bir taraf şartı yerine getirdi, diğeri getirecek… Ya getirmezse? NATO üyeliği düşmüyor nasılsa!

Peki 1. maddede “taraflar NATO Genel Sekreteri’nin kolaylaştırıcılığında mutabık kalmıştır” denildiğine göre, İsveç ve Finlandiya’yı sorumluluğunu yerine getirmeye zorlamak NATO Genel Sekreteri’nin görevi olmaz mı? Olmaz! Çünkü zirveyi dörtlü yaptılar ama memorandumda üçlünün imzası var!

Peki 9. maddedeki “Daimi Ortak Mekanizma” çözüm olmaz mı? Geçiniz, yapılmayacak işin havale edildiği komisyondan ibarettir!

Başından beri önemle belirttik: Mesele, stratejik düzeyde NATO’nun genişlemesi, taktik düzeyde NATO ülkelerinin teröre desteğidir. Türkiye o nedenle veto kartını, İsveç ve Finlandiya’nın teröre desteğini kesme şartına değil, ABD’nin teröre desteğini kesme şartına bağlayarak, NATO’nun genişlemesini önlemeliydi. Bu fırsat kaçtı…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Haziran 2022

2 Yorum

Kuzey-Güney çarpışması

Çin’in dönem başkanlığında toplanan BRICS’in 14. Zirvesi, tarihe öneme sahip mesajlar içeriyordu. Cumhuriyet gazetesinde önceki gün (25 Haziran) “Demokratik dünya düzeni” başlığıyla yazdım: “Xi Jinping ve Vladimir Putin’in BRICS Zirvesindeki birbirini bütünleyen ‘yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi’ ve ‘çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi’ oluşturulması mesajları, aslında yeni bir dünya düzenine, ‘demokratik dünya düzenine’ işaret ediyor.”

Ayrıntılar için o makaleyi okumanızı öneririm. Bugün BRICS İş Forumu’nun arkasından yapılan “Küresel Kalkınma Üst Düzeyli Diyalogu” toplantısına dikkatinizi çekeceğim.

GÜNEY’İN KÜRESEL KALKINMA PROGRAMI

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, BRICS üyeleri ile bazı kalkınmakta olan ülkelerin yer aldığı diyalogda önemli bir paket açıkladı. Bunlar arasında öne çıkan beşi şunlar:

1) Küresel Kalkınma ve Güney-Güney İşbirliği Fonu’nun kurulması (mevcut Güney-Güney İşbirliği Fonu’nun kapsamı genişletilmiş oldu).

2) Çin-Birleşmiş Milletler (BM) Barışçıl Kalkınma Fonu’na yatırımın artırılması.

3) Küresel Kalkınma Teşvik Merkezi’nin kurulması.

4) Küresel Kalkınma Raporu’nun yayımlanması.

5) Küresel Kalkınma Bilgi Ağının oluşturulması.

Diyalog, bunların yanında Yoksulluğu Azaltma ve Kalkınma İçin Küresel Ortaklık kurulması, Gıda Üretimini Teşvik Etmek İçin Özel Eylem’in başlatılması, Uluslararası Aşı İnovasyon ve Ar-Ge İşbriliği İttifakı’nın oluşturulması, Küresel Temiz Enerji Konusunda Ortaklık, Küresel Sürdürülebilir Orman Yönetim Ağı’nın kurulması, Küresel Kalkınma Uluslararası Forumu’nun düzenlenmesi ve gelişmekte olan ülkeler için 100 bin eğitim ve seminer kotasının sağlanması gibi toplam 32 önlemi içeren bir sonuç listesi yayımladı.

Özetle BRICS, geniş Güney dünyası için kapsamlı bir “küresel kalkınma programı” açıklamış oldu.

KUZEY’İN KÜRESEL ALTYAPI VE YATIRIM ORTAKLIĞI PROGRAMI

Zengin Kuzey ise Güney’in ezilen, yoksul ve kalkınmakta olan ülkeleri için açıklanan bu “küresel kalkınma programının” karşısına, bir gün sonra, kendi programlarını koydu:

Almanya’nın ev sahipliğinde Elmau Sarayı’nda toplanan G7 ülkeleri, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık (İngiltere), İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada, yeni bir program ortaya koydu: Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı.

G7 Liderler Zirvesi’nin ortak basın toplantısında programı duyuran ABD Başkanı Joe Biden, G7’nin bu programla gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir altyapının sağlanabilmesi için finans yardımı yapacağını belirtti.

Biden, ABD’nin gelecek beş yıl içinde Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı programına 200 milyar dolar ayıracağını açıkladı. Biden, G7’nin bu program için ayıracağı toplam finansın da, 600 milyar dolar olacağını belirtti.

İKİ PROGRAM, ÜÇ FARK

BRICS ile G7’nin eş zamanlı ilan ettikleri bu iki programın dört temel farkı var:

1) Programlara iki ayrı dünya ev sahipliği yapıyor: G7, yani emperyalist kapitalist zengin Kuzey’in programı ile yoksul-kalkınmakta olan Güney’in programı…

2) Zengin Kuzey’in programı, kendi küresel sermayesinin ihtiyacı için gelişmekte olan ülkelerin altyapısını güçlendirmeyi merkeze koyuyor. Güney’in programı ile yoksulun ve gelişmekte olanın “kalkınmasını” esas alıyor.

3) Kuzey’in gelişmekte olan ülkelere yatırımı “siyasal şartlara” bağlı; Güney’in yatırımı ise “siyasal şartlara” bağlı değil.

4) Kuzey’in yatırımı, ağırlıklı olarak özel şirketlere, Güney’in yatırımı ise daha çok devlete/kamuya

Kısacası, 50 yıllık Soğuk Savaş’ın ve kısa süreli tek kutuplu dünyanın ardından ortaya çıkan yeni çok kutuplu dünyada, Kuzey dünyası sömürerek biriktirdiği kendi zenginliğini sürdürebilmenin, Güney dünyası ise kalkınarak halklarını refah içinde yaşatabilmenin mücadelesini yürütüyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Haziran 2022

Yorum bırakın

Neo-Kautsky: Zizek ve NATO solculuğu

Uluslararası büyük medya tarafından sosyalizmin ve Marksizm’in küresel temsilcisi gibi sunulan Sloven popüler felsefeci Slavoj Zizek, İngiliz gazetesi The Guardian’da, 21 Haziran’da uzun bir makale yayımladı.

Zizek, “Pasifizm, Ukrayna’daki savaşa yanlış yanıttır” başlıklı makalesinde, kendi iki “doğru” yanıtını şöyle vermiş:

1) “Ukrayna silahlandırılmalı.”

2) “NATO güçlendirilmeli.”

Kendisini solculuğun turnusol kağıdı ilan eden Zizek, “Bunu savunmayan gerçek solcu olamaz” diyerek de raconu kesmiş!

NATO solculuğu

Solculuğunu, en sonunda NATO solculuğuna ve NATO’culuğa dönüştüren popüler felsefeci Zizek, makalesinde “NATO sanayi-askeri kompleksine yarayacağı için Ukrayna’nın silahlandırılmasına karşı çıkan” türden solculuğa bile tahammül edemiyor, onları da topa tutuyor.

Oysa, Zizek’in topa tuttuğu solcular bile meseleyi NATO sanayi-askeri kompleksinin para kazanması olarak görerek gerçeği ıskalamaktadır. Çünkü gerçek şudur: Rusya, Ukrayna’dan ziyade, ABD’yle/NATO’yla savaşıyor. ABD, 20 yıldır NATO’yu genişleterek Rusya’yı boğmaya çalışıyordu. Rusya, nefessiz kalacağı noktada, Ukrayna’da, artık NATO’nun genişlemesine dur demeyi seçmek zorunda kaldı.

ABD/NATO medyası bu gerçeği örtebilmek için Donbas’ta sekiz yıldır süren ve 14 bin kişinin öldüğü savaşı yok saymış ve resmi “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı”ndan ibaret bir manzara olarak sunmaya çalışmıştır.

O manzarayla gözleri kör edilenler de, Zizek örneğinde olduğu gibi, en sonunda NATO solcusuna dönüşmüştür.

Yugoslavya’ya da Avrasya’ya da karşı

Aslında Zizek’in “NATO solculuğu” yeni değil. Zizek, geçmişte NATO’nun Yugoslavya’ya müdahalesini de savunmuş, emperyalizmin Yugoslavya’yı bombalar altında adım adım parçalamasını da desteklemişti.

NATO’nun yıktığı Yugoslavya, siyasi bir varlıktan öteydi. Avrasya coğrafyasındaki on binlerce yıllık kavimler med-cezirinin Avrupa’nın ortasında, insanlığın ufkunu genişleten bir bilgelik yumağına dönüşmesiydi. Halkların barış içinde birlikte gelişebileceğinin kanıtıydı, güzel bir örneğiydi.

Yugoslavya örneği, bir Avrasya alt modeliydi. Öyle bir model ki, bir imparator tarafından kurulmamıştı. Tersine imparatorlukla çarpışarak vücut bulmuştu. Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin ilk hedefinin olması boşuna değildi. 

Kusurları yok muydu? Elbette vardı, ama eşitsizlikleri savaşa varıncaya dek derinleştirmek temelinde kurulu Atlantik sistemini aşmanın önemli bir denemesiydi.

Zizek’in Yugoslavya’yı bombalayan NATO’ya övgüler düzmesi de boşuna değil. Yukarıda temel tezini sunduğumuz The Guardian’daki makalesinde Zizek, “Avrasyacılığı, bugünün faşizmi ilan ediyor” nitekim!

Kautsky’den Zizek’e

Zizek, günümüzün Kautsky’sidir. 100 yıl önce Kautsky de savaşın karakterini, hangi sınıfın savaşı olduğunu yok sayıp, Birinci Dünya (Emperyalist Paylaşım) Savaşı’nda, Alman proletaryasını Alman burjuvazisini desteklemeye ve onun çıkarları için savaşmaya çağırmıştı.

100 yıl sonra Neo-Kautsky olarak Zizek, solcuları ABD emperyalizminin savaş aygıtı olan NATO’yu güçlendirmeye, savunmaya, desteklemeye çağırıyor!

Ne yazık ki ülkemizde de renk renk Kautsky’ler, Zizek’ler var. Kimler mi?

Yayıncı Haluk Hepkon 23 Haziran’da sosyal medyada şöyle yazmıştı: “Slavoj Zizek Türkiye’de yaşasa ‘Yetmez ama Evetçi’ olur, Taraf ya da Birikim’de yazardı…”

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Haziran 2022

1 Yorum

Demokratik dünya düzeni

Dünyanın nüfusunun yüzde 40’ına, yüzölçümünün yüzde 25’ine ve GSYH’sinin yüzde 25’ine sahip beş ülkeden oluşan BRICS, 14. Zirvesini yaptı.

Bu beş ülkenin, BRICS sıralamasıyla, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın küresel ekonomideki payının, satın alma paritesine göre çok daha büyük olduğunu da belirtelim: 2020 yılı verilerine göre dünyanın en büyük (Çin), üçüncü (Hindistan), altıncı (Rusya) ve sekizinci (Brezilya) ekonomik güçleri…

Kısacası emperyalist blokun oluşturduğu G7’nin karşısında, BRICS 5’lisi… Dahası, G20’nin karşısında da artık “BRICS Artı” grubu oluşuyor.

Çok taraflılığın ikamesi

Çin’in dönem başkanlığındaki BRICS’in bu yılki teması “Kaliteli Ortaklık Tesis Ederek Küresel Gelişimin Yeni Çağını Kuralım”dı. Başta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, beş ülkenin liderlerinin konuşmaları da bu temanın altını dolduran mesajlarla doluydu.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, açılış konuşmasında dünyanın önüne temel soruları koydu: “Dünya nereye gidecek? Barış mı, savaş mı? Gelişme mi, gerilim mi? Açıklık mı, kapalılık mı? İşbirliği mi, çatışma mı? Bu bizim önümüzde bulunan çağın sorularıdır.”

Xi Jinping, bu sorulara hem açılış hem de sonraki konuşmasında yanıtlar verdi: Hegemonyacılığın, blok siyasetinin ve cepheleşmenin barışı değil, savaşı getireceğini, bu nedenle BRICS’in “çok taraflılığı” ikame etmesi gerektiğini belirtti. Askeri ittifakların (NATO) genişletilmesinin ve diğer ülkelerin güvenliği pahasına güvenlik inşa edilmesinin yanlışlığını vurguladı. Yaptırımların iki ucunun keskin kılıç olduğunu belirterek, Batı yaptırımlarının Batı’yı da vuracağına dikkat çekti. Ekonomik küreselleşmenin kaçınılmaz olduğunu kaydederek, ABD’nin ticaret savaşına karşı çıktı ve bu ülkeye “başkasının yolunu kapamaya çalışan, kendi yolunu kapatır” mesajı verdi.

Yeni dünya düzeni

Ancak BRICS’in 14. Zirvesi kapsamında, geleceğe yön verecek asıl mesaj, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konuşmalarındaki birbirini bütünleyen iyi ayrı vurguydu:

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, “yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi” oluşturulmasını savundu: “Uluslararası toplumun sıfır toplamlı oyunu terk ederek hegemonyacılığa ve güç politikalarına ortaklaşa karşı çıkması, karşılıklı saygı, adalet, işbirliği ve ortak kazanca dayalı yeni tip uluslararası ilişkileri oluşturup refah ve kader ortaklığı anlayışı içinde barışın ışığıyla dünyayı aydınlatması gerekir.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise “Çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi” oluşturulmasını savundu: “BRICS ülkelerinin, kabul görmüş uluslararası hukuk normlarına ve BM Şartı’nın temel ilkelerine dayanan çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sisteminin oluşturulmasına yönelik birleştirici, olumlu bir yolun geliştirilmesi konusunda, öncülüğünün her zamankinden daha fazla talep edildiğine inanıyoruz.”

Xi Jinping ve Vladimir Putin’in BRICS Zirvesindeki birbirini bütünleyen “yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi” ve “çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi” oluşturulması mesajları, aslında yeni bir dünya düzenine, “demokratik dünya düzenine” işaret ediyor.

‘BIRCS Artı’ ya da ‘Geniş BRICS’

24 Mayıs’ta bu köşede, BRICS Dışişleri Bakanlarının, artık kulübü genişletmeyi konuştuğunu, hatta “genişleme hedefi için ilke, standart ve prosedürlerin belirlenmesi kararı” aldıklarını belirtmiştik.

Arjantin, Kazakistan, Endonezya, Tayland, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Nijerya ve Senegal’in “BRICS Artı Diyalogu”na katıldığını yazmıştık.

Oradaki temennimizi vurgulayarak bitirelim: Türkiye, Londra tefecilerine ve New York bankerlerine borçlanma ekonomisi dönemini kapatıp, kamu ağırlıklı ekonomiye dönerek, BRICS içinde yerini almalı.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Haziran 2022

1 Yorum

Ukrayna’da AB-İngiltere mücadelesi

Ukrayna ne zaman Rusya’yla müzakereye yeşil ışık yaksa, ya ABD Başkanı Biden ya ABD Dışişleri Bakanı Blinken ya da İngiltere Başbakanı Johnson devreye girer ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski çark eder. 

Bu, daha savaşın ilk günlerinde, Kiev’in “Rusya’nın dört şartını konuşmaya hazırız” mesajı vermesinden sonra da yaşandı, İstanbul’daki müzakereden sonra da…

Neden? Çünkü ABD ve İngiltere bu savaşın bitmesini istemiyor? Çünkü ABD ve İngiltere bu savaşı, birincisi Rusya’ya karşı yeni stratejik hat kurmak için, ikincisi de Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürebilmek için çıkardı.

ABD-İngiltere ‘uzun savaş’ istiyor

Biraz daha açarsak:

1) ABD, Arktik-Akdeniz stratejik hattı inşa ediyor: Arktik kıyılarından başlayıp, Baltık’ı içeren, Polonya-Ukrayna merkezli Doğu Avrupa’yı kapsayan, Batı Karadeniz’le birleşen, Yunanistan/Ege boyunca Doğu Akdeniz’de Girit’e kadar inen bir hat… 2019’da kabul ettirdikleri NATO Baltık Planı da bu nedenleydi, şimdi İsveç ve Finlandiya’yı NATO üyesi yapmaya çalışmaları da bu nedenle…

2) Washington açısından Berlin-Paris ekseninin “stratejik özerklik” hedefinden vazgeçebilmesi, Avrupa’da savaş çıkmasıyla/sürmesiyle mümkün. ABD böylece “stratejik özerkliğin” enerjisi anlamına da gelen Almanya-Rusya bağını kesmeyi ve enerjide kıtayı kendisine mecbur etmeyi hesaplıyor.

Almanya-Fransa müzakere istiyor

Tam da bu nedenle, Berlin-Paris ekseni Ukrayna krizine fren koymaya çalıştı sürekli. Bu krizin sahada bir NATO meselesi olmasını engellemeye çalıştı, Rusya’ya yaptırımlara karşı çıktı, yaptırım uygulamak zorunda kaldığında enerjiyi kapsam dışı tutmaya çalıştı, savaşın uzamasını sağlayacak türden askeri destek vermeye gönülsüz oldu…

Tüm bu süreçte Berlin iç zorluk da yaşadı. Çünkü Scholz’un ayağı frendeyken, Yeşiller gaz pedalına basıyordu. Almanya Başbakanı Scholz, hükümeti sürdürebilmek için sürekli taviz verdi.

Sonuç olarak Almanya ve Fransa, hatta İtalya, kendi çıkarları (sermaye sınıfının çıkarları) gereği, savaşın uzamamasını ve bir şekilde bitmesini istiyor. Hatta Macron, tıpkı Kissinger gibi Ukrayna’nın barış için Rusya’ya toprak vermesi gerektiğini bile savunuyor.

Ukrayna’nın AB üyeliğine yeşil ışık

İşte bu amaçla Almanya Başbakanı Scholz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve İtalya Başbakanı Draghi, 16 Haziran’da Kiev’e bir çıkartma yaptı.

Üçlünün verdiği ana mesaj, Ukrayna’nın AB üyeliği adaylığına yeşil ışık yakılmasıydı. O yolun ne kadar uzun ve engebeli olduğu ayrı konuydu. Ancak bugün için Ukrayna’ya AB yolunu açık tutmak önemliydi.

Rusya açısından bu, “büyük sorun” değildi. Moskova, Ukrayna’nın NATO üyeliğine karşıydı; AB üyeliğine değil. Nitekim Scholz-Macron-Draghi’nin yeşil ışık yakmasının ardından konuşan PutinAB, NATO gibi bir askeri örgüt değil. Rusya Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı değil” dedi (TRT Haber, 17.6.2022).

İngiliz planı

Almanya-Fransa-İtalya üçlüsünün Kiev ziyaretinin ardından, bir gün sonra Kiev’e giden isim ise İngiltere Başbakanı Johnson’du. Londra, daha önce olduğu gibi, yine Berlin-Paris ekseninin “müzakere” girişimini sabote edebilmenin peşindeydi. Nitekim Kiev yetkilileri, müzakere masasına oturma çıtasını Rusya’nın bozguna uğratılması şartına yükseltti!

Londra’nın tam olarak ne istediğinin ipucunu ise İngiltere’nin yeni Genelkurmay Başkanı Patrick Sanders verdi: “Avrupa’da bir kez daha savaşmaya hazırlanmalıyız.” (Cumhuriyet, 19.6.2022)

“Uzun savaş”ı Washington mu daha çok istiyor, yoksa Londra mı, tartışılır. Zira “AB’nin kaymağını Alman ve Fransız sermayesi yiyor” diyerek birlikten ayrılan İngiltere, Ukrayna krizini fırsata çevirerek Avrupa içinde kendi liderliğinde yeni bir ittifak inşa etmeye çalışıyor. İngiltere, Polonya ve Ukrayna ile kurduğu üçlü “küçük ittifak” çekirdeğini, Arktik/Baltık’tan Türkiye’ye kadar genişletmeye uğraşıyor.

Ki ülkemiz açısından asıl kritik mesele de budur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Haziran 2022

2 Yorum

Yeni NATO stajyeri: Japonya

ABD’nin son dönemde Japonya’yı askerileştirmeye çalıştığı ve NATO’yu küreselleştirme hedefi doğrultusunda Japonya’yı da dahil ettiği yeni ortaklıklar inşa ettiği görülüyor. 

Özellikle son 15 gün içerisinde hem siyasi mesaj olarak açıklananlar hem de sahaya yansıyan kimi olgular, ABD’nin bu ülkeyi bir “NATO stajyeri” gibi değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. İşte o mesaj ve olgular:

JAPONYA NATO ZİRVESİNE DAVETLİ

1) NATO’dan yapılan açıklamaya göre, Japon savaş gemileri JS Kashima ve JS Shimakaze, 6 Haziran’da NATO Deniz Görev Grubu-2’ye bağlı Türkiye’nin TCG Salihreis ve İtalya’nın ITS Margottini gemileriyle Doğu Akdeniz’de ortak deniz tatbikatı yaptı (TRT Haber, 9.6.2022).

2) NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Japonya’yı ziyaret etti ve Tokyo’da Japonya Genelkurmay Başkanı General Yamazaki Koji ile görüştü. “Japonya, NATO’nun Avro-Atlantik bölgesi dışındaki en uzun süreli partneri” diyen Amiral Bauer, NATO-Japonya ilişkilerini derinleştirmek istediğini açıkladı (AA, 8.6.2022).

Japon General Yamazaki Koji ise “Avrupa ile Hint-Pasifik güvenliği ayrılmaz” diyerek, ülkesinin NATO’yla ilişkileri derinleştirmek istediğini belirtti.

3) Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kishi, Shangri-La Diyaloğu forumunda yaptığı konuşmada, Çin ve Rusya arasındaki askeri işbirliğinin bölgede güvenlik kaygılarını keskinleştirdiğini söyledi (Reuters, 11.6.2022).

4) Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kişi ve Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles, Hint-Pasifik bölgesinde, ikili askeri ve ekonomik işbirliğinin artırılmasına yönelik anlaşmaya vardı (TRT Haber, 15.6.2022).

5) Japonya Başbakanı ilk kez bir NATO Zirvesine davet edildi. Japonya Başbakanı Kişida Fumio, 29-30 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılacak NATO Zirvesine katılacak. 

JAPONYA ÖZ SAVUNMA KUVVETİNİ ORDULAŞTIRIYOR

Son 15 günde yaşananlara bazı eklemeler yapmalıyız:

7) ABD ve Japonya mart ayında Çin’e karşı askeri tatbikat yaptı.

8) Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kişi, mayıs ayında Pentagon’u ziyaret etti. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile Japon mevkidaşı, “ABD ve Japonya’nın güvenlik stratejilerinin daha uyumlu hale getirilip pekiştirilmesinde” mutabık kaldı. Bu kapsamda ABD, Japonya’nın bölgesel caydırıcılığının artırılması ve müdahale kapasitelerinin genişletilmesi hedefiyle Tokyo yönetimine çok boyutlu destek sağlayacak.

ABD işgali ve bu ülkeyi askerisizleştirme kararı nedeniyle 2. Dünya Savaşı’nın ardından düzenli ordusu bulunmayan Japonya’nın sadece Öz Savunma Kuvvetleri var. Ancak ABD son yıllarda Japonya’nın Öz Savunma Kuvvetlerinin “ordulaşmasını” teşvik ediyor. ABd bu amaçla hem Japonya’nın savunma harcamalarını 50 milyar dolar seviyesine çıkarmasını teşvik etti, hem de başta F-35 olmak üzere Japonya’ya güçlü silahlar sattı.

Bu arada anımsatalım: ABD’nin Japonya’da 85 üs ve tesisi, bu tesislerde de 55 bin askeri personeli bulunuyor. 

PASİFİK-NATO’SU PARÇALARI

Peki ABD Japonya’ya neden NATO stajı yaptırıyor? Çünkü;

1) ABD Çin’i askeri olarak kuşatmak istiyor. 

2) ABD bu amaçla NATO’yu küreselleştirmeyi hedefliyor.

3) ABD,, önümüzdeki süreçte Pasifik’i NATO alanı haline getirmeyi amaçlıyor.

ABD son dönemde Çin’e karşı hem ekonomik hem de güvenlik yapıları inşa etmeye, var olanları geliştirmeye çalışıyor. 

Bunlar arasında en dikkat çekenleri QUAD (ABD, Hindistan, Japonya, Avustralya), AUKUS (ABD, İngiltere, Avustralya) ve IPEF’tir (Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi). 

ABD bu yapıları, bir nevi “Pasifik-NATO’su parçaları” olarak değerlendirmeye çalışıyor. Japon yetkililerin “Avrupa ile Hint-Pasifik güvenliği ayrılmaz” mesajı ise tam bu noktada NATO’ya pasa dönüşüyor. 

ÇİN KARŞITLIĞI KAYBETTİRECEK

ABD’nin Çin’e karşı bu “askeri” hamleleri, emperyalizmin saldırganlığını daha da artıracağına işaret ediyor. 

Ancak bu “askerileştirme” programının, Asya-Pasifik ülkeleri açısından Çin’le boy ölçüşmeye yetmeyeceği ortada. Tersine bu ülkelerin ateşe atılmasından başka bir anlama gelmiyor. 

Nitekim Avustralya içinde Çin gibi büyük bir ticari ortakla hasım politikası izlenmesine tepkiler yükseliyor. Benzer tepkilerin başka ülkelerde de ortaya çıkmaya başlayacağını göreceğiz…

Mehmet Ali Güller

CRI Türk

21 Haziran 2022

1 Yorum

NATO bağını ABD kesmez, Türkiye kesmelidir

Ne zaman Türkiye’nin NATO üyeliğini sorgulasak, karşımıza hep şu argüman çıkar: Türkiye’nin elindeki veto kartı büyük avantaj; dışında olmak yerine içinde olmak lazım.

70 yılda hangi avantajı gördüğümüzün ise tek bir doyurucu yanıtı yok!

Bir de NATO’nun karşısında konumlanarak ortaya atılan bazı tezler var. Örneğin “ABD Türkiye’yi NATO’dan atacak, o nedenle yeni sınır çiziyor; Yunanistan, Ege, Girit, Güney Kıbrıs, İsrail hattı” şeklindeki görüş…

Yeni NATO sınırı

Tartışacağımız görüşle ilgili öncelikle şunu belirtelim: Kuşkusuz NATO’da üye atma mekanizması yok, ancak iş o noktaya gelirse elbette ABD/NATO “hukuku”, kendisi için bir yöntem bulur.

Dolayısıyla tezin bu teknik yanını geçip, esası tartışalım.

ABD Türkiye’yi dışarıda bırakarak NATO’ya yeni bir sınır çiziyor olabilir mi? Yeni NATO sınırı Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail hattı mı olacak?

Doğru, ABD yeni savunma anlaşmasıyla Yunanistan’ı adeta bir “Amerikan garnizonu” haline getirdi; Dedeağaç’tan Girit’e kadar bir askeri yığınaklama yaptı. Doğru, ABD Güney Kıbrıs’a uygulanan yaptırımları adım adım yumuşatarak kaldırma eğiliminde. Doğru, ABD (ne yazık ki AKP’nin onayıyla) 2016’da İsrail’e NATO Genel Merkezi’nde bir daimi ofis verdi.

Peki tüm bunlar “yeni NATO sınırı” anlamına gelir mi?

ABD’nin istemeyeceği tablo

Çözümlemeyi şöyle yapalım: ABD bu “yeni NATO sınırı” ile nelerden vazgeçmiş olur?

1) Türkiye’siz NATO, ABD’nin Karadeniz planının çöp olması demektir; Karadeniz’i NATO gölü yapma hedefinden vazgeçmek demektir. (Ki Türkiyeli NATO’yla bile bunu gerçekleştiremiyor, Ukrayna krizini bu amaçla da kullanmaya çalışıyor).

2) Türkiye’siz NATO, ABD’nin Kafkasya planlarının dağılması demektir. Hattın devamı olarak Orta Asya hedeflerinin de çuvallaması demektir.

3) Türkiye’siz NATO, RusyaTürkiye-İran işbirliğinin kurumsallaşması ve stratejik ortaklığa ilerlemesi demektir.

4) Türkiye’siz NATO, Türkiye’nin Büyük Avrasya Ortaklığı’nın bir parçası olması demektir.

5) Türkiye’siz NATO, Türkiye’nin ŞİÖ ve BRICS üzerinden yeni dünyaya yazılması demektir.

6) Türkiye’siz NATO, ABD’nin parçalama tehdidiyle Türkiye’yi istediği siyasetlere zorlama olanağını yitirmesi demektir. Zira Avrasya’daki bir Türkiye güçlü savunma olanağına kavuşacaktır.

ABD böyle bir tablo ister mi? Kesinlikle hayır.

ABD’nin Türkiye’yi Batı’ya çapalı tutma hedefi

ABD’nin Türkiye stratejisini anımsayalım; ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 9 Haziran 2021’de iki maddede özetlemişti:

1) “Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.”

2) “Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olması sağlanmalı.”

İşte bu nedenle ABD, Türkiye’siz bir NATO düşünmez; NATO bağı üzerinden Türkiye’yi Batı’da tutabilmeyi sürdürme ve “SüperNATO” türü örgütlenmeler ile Ankara’yı denetleyebilmeyi ister.

Bu nedenle “ABD Türkiye’yi NATO’dan atacak”, “ABD Türkiye’siz yeni NATO sınırı çiziyor” gibi yanılsamalar yerine gerçekçi politikalar izlemeliyiz.

Makası Türkiye tutabilir

Yukarıda 6 maddede özetlediğim “ABD’nin istemeyeceği tablo”, Türkiye’nin ihtiyacı olan tablodur. Türkiye Karadeniz’i, Kafkasları, Orta Asya’nın batı kapısını ABD’ye kapatmalı, Büyük Avrasya Ortaklığı’nın ve yeni dünyanın parçası olmalıdır.

Bunun yolu da Türkiye’nin NATO bağını kesmesinden geçmektedir. 

ABD o bağı kesmez, kesmek istemez, iplikle de olsa tutmaya çalışır. Dolayısıyla o bağın kesilebilmesi Türkiye’ye bağlıdır.

Mehmet Ali Güller

Cumhuriyet Gazetesi

20 Haziran 2022

2 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: