Sarayın seçim operasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/05/2026
Kemal Kılıçdaroğlu, “mutlak butlan” kararının üstünden iki gün geçmesini bile beklemedi; pazar günü dilekçeyle valiliğe başvurdu ve kolluk kuvvetlerinin operasyonuyla CHP Genel Merkezi’ni ele geçirdi.
Her ne kadar olan, CHP Genel Merkezi’nin seçimle partiyi yönetmesi istenenlerden alınıp Kılıçdaroğlu ve ekibine verilmesi gibi görünüyorsa da, aslolan CHP Genel Merkezi’nin saray tarafından ele geçirilmiş olmasıdır.
CHP’nin AKP’yi yenme suçu
Meselenin diploma ve yolsuzluk olmadığını hâlâ anlamayanlar, meselenin “23 yıl sonra AKP’yi ilk kez seçimde yenen CHP’yi dizayn etme operasyonu” olduğunu artık o görüntülerden sonra anlamışlardır.
Çok nettir: Ekrem İmamoğlu İstanbul Belediye başkanlığını kazanıp üstüne cumhurbaşkanı adayı olmasa diploma diye bir sorunu olmayacaktı. Özgür Özel’in genel başkanlığındaki CHP, 31 Mart 2024’te AKP’yi ilk kez sandıkta yenip belediyelerin çoğunu kazanmasa, “mutlak butlan” diye bir konu olmayacaktı.
İktidarın “yüzde 3-5” planı
Saray, yargı ve kolluk üçgeninde yapılan operasyonla CHP Genel Başkanı koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu, ne acı ki CHP Genel Merkezi’ni ele geçirme ve genel başkanlık koltuğuna oturma hırsının yarısını bile seçim kazanmaya çalışmakta göstermedi.
Zira meselesi başka…
Polis marifetiyle bina ele geçirmenin CHP’yi yönetmeye yetmediği İstanbul’da görüldü. Buna rağmen aynı yöntemin genel merkezde uygulanmasının anlamı açık: Operasyonun asıl sahipleri, yönetilebilen bir CHP değil, kaosa düşürülmüş ve mümkünse bölünmüş bir CHP istiyorlar. Bu seçim aritmetiğinde “rakibin yüzde 3-5’lik bir oy kaybetmesine” oynuyorlar.
Baskın seçim hesabı
“Mutlak butlan” kararının ve hızla CHP Genel Merkezi’ni ele geçirme operasyonun amacı açık: CHP bu sorunlarla boğuşurken baskın bir erken seçimle yeniden iktidar olmak.
ABD’deki kasım seçiminin etkilerinden önce Türkiye’de erken baskın seçim yapmak istiyorlar. Çünkü kasımda Trump’ın alacağı mağlubiyetin, sonrasında ellerini zayıflatacağını hesaplıyorlar.
ABD Büyükelçisinin o yanıt veremedikleri “meşruiyet” mesajı da, operasyonlardan öncesine “tesadüf eden” Trump-Erdoğan telefon görüşmeleri de bu bakımdan anlamlı.
CHP’li CHP’linin kurdudur
CHP üyesi değilim. Üstelik bir sosyalist olarak CHP’nin mevcut programının karşısındayım. Köşe yazarı olarak kişilerden çok olayları ve fikirleri analiz etmeye çalışıyorum. CHP’nin başına geçtiği Mayıs 2010’dan itibaren Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını, fikirlerini ve uygulamalarını eleştirmiş bir köşe yazarıyım. (Kimi Atlantikçi açıklamaları nedeniyle İmamoğlu ve Özel’i de en sert şekilde eleştiren yazılar yazmış bir köşe yazarıyım.)
Bu geçen yıllar içinde CHP içi mücadelenin, kişilerin tutumlarına nasıl yansıdığını üzülerek görmüş bir gazeteciyim. Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğim için bana “tavır koyan” kimi milletvekillerinin sonra nasıl Kılıçdaroğlu’nun karşısında konumlandığını da gördüm; kendisini aday göstermediği için Kılıçdaroğlu’na demediğini bırakmayan milletvekillerinin, Özgür Özel yönetimden yüz bulamayınca sonra nasıl yeniden Kılıçdaroğlu’cu olduğunu da gördüm.
Kılıçdaroğlu’na mecbur kalmalarının anlamı
Kılıçdaroğlu 27 Ağustos 2012’de “asla koltuğa kilitlenip kalmayacağım” diye kamuoyuna söz vermişti. Ancak onca seçim yenilgisine rağmen o koltuğa nasıl yapıştığını gördük 11 yıl boyunca. 2023’te CHP delegeleri tarafından o koltuktan kaldırılınca, bu kez o koltuğa “saray marifetiyle” nasıl oturmaya çalıştığını izledik…
Bunu sadece “siyasi hırsla” açıklamaya çalışmak, elbette eksik olur. Kılıçdaroğlu’nun nesnel olarak AKP’yi iktidarda tutma misyonu sürüyor özetle…
Bitirirken meseleye bir de karşısından bakalım: İktidarın Kılıçdaroğlu’na mecbur kalması, işlerin her şeye rağmen iyi gitmediğine işaret etmiyor mu? Ediyor. Bu nedenle hatalı olduğu iki günde ortaya çıkan “kayyımla pazarlık” çizgisi yerine, hızla “halkla alanlarda direnme” çizgisine dönülmelidir. Özel’in dünkü ilk yürüyüşü, halkla birleşerek, cumhuriyetçi partilerle yan yana gelerek, sürmelidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Mayıs 2026
Dizayn operasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/05/2026
CHP’nin son kurultayının iptali ile Kılıçdaroğlu’na yeniden genel başkanlık yolu açılması, ana muhalefet partisine operasyonun yeni aşamasıdır. Böylece diploma diye başlayan ve yolsuzluk diyerek “belediyeleri silkeleme” şeklinde süren operasyonda bir viraj daha dönülmüş oldu.
Mesele ne diploma ne de yolsuzluktur. Mesele CHP’yi dizayn etmektir. Mesele iktidarın istemediği rakipten kurtularak istediği rakiple seçime girmek istemesidir.
Yolsuzluk örtüsü
İktidar çevreleri ile CHP’nin Kılıçdaroğlu kanadının sözcüleri, dizayn operasyonunu örtebilmek için olanı sürekli “yolsuzlukla mücadele” diye propaganda ediyorlar.
İktidarın yolsuzlukla mücadele ettiğinin iddia edilmesi en az ABD’nin Irak’a ve Afganistan’a “demokrasi” götürmesi kadar inandırıcıdır!
Mesele gerçekten de “belediyelerdeki yolsuzlukla mücadele” olsa, önce “parsel parsel” götürenlerle mücadele edilmesi gerekmez mi?
Kılıçdaroğlu’nun adamları
CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, işbölümünün bir parçası olarak, “mutlak butlan” kararının çıkmasından bir gün önce kamuoyunun karşısına bir videoyla çıkıyor ve CHP’nin “yolsuzluklardan arınması” gerektiğini propaganda ediyor.
Peki şikayet edilen bu isimler, yolsuzlukla suçlanan bu isimler, hatta yolsuzlukla suçlanmamak için AKP’ye geçen bu isimler, CHP’ye 2023’teki kurultaydan sonra mı gelip belediye başkanı oldular, vekil oldular, yönetici oldular?
Bu isimleri CHP’de defalarca kim vekil yaptı, kim belediye başkanı yaptı? Operasyona uğrayan belediye başkanları da operasyona uğramamak için AKP’ye kaçan belediye başkanları da Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlık döneminden değil mi? Bugün CHP’yi yöneten kadrolar, Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlığı döneminden gelmiyor mu?
Sorunlu mekanizma
Dört dönem milletvekili olduktan sonra, bir kişi neden belediye başkanı adayı olur? Üç dönem belediye başkanlığı yapan bir kişi dördüncü kez aday gösterilmeyince neden partisinden istifa eder?
Bu sorunlu mekanizma 2023’ten sonra mı kuruldu? CHP’yi 13 yıl yöneten Kılıçdaroğlu bu mekanizmayı işleten ve geliştiren kişi değil mi?
Şimdi çıkıp bu mekanizmanın sonuçlarına işaret ederek “arınma” mesajı vermek sorumlu bir siyasetçi tutumu mudur?
Tersine Kılıçdaroğlu, 13 yıl boyunca nesnel olarak iktidara yarayan politik tutumlarına bir yenisini daha eklemiş oldu “mutlak butlancı” pozisyonuyla!
MHP iktidara nasıl müttefik yapıldı?
2014 yılında CHP ve MHP, AKP’ye karşı ittifak yapmıştı. Gerçi Erdoğan’ın karşısına Erdoğan’ın benzerini çıkararak Erdoğan’a yenilmeyi kolaylaştırmış oldular ama bu durum yine de bu iki partiyi siyasi operasyonlara uğramaktan kurtaramadı!
İttifak kurmalarından önce de her iki parti kaset operasyonlarına maruz kalmıştı ama iş orada bitmedi. MHP ikiye bölündü, içinden İYİ Parti çıktı. (Sonra o da bölündü, içinden hem Zafer Partisi çıktı hem Anahtar Parti çıktı.)
Sonuç olarak ikiye bölünürken kolu kanadı kırılan MHP, siyaseten varlığını sürdürebilmek için AKP’nin müttefiki olmaya mecbur edildi.
İşte CHP’ye yapılan da budur. CHP bölünmeye çalışılmaktadır. 23 yıl sonra ilk kez AKP’yi yenmiş bir CHP’yi, seçim öncesinde ikiye bölme operasyonudur bu. Butlancı parçanın koparacağı yüzde 3-5’lik oyla yeniden iktidar olabilmenin hesaplarıdır bunlar…
Asıl arınma
CHP’de elbette arınma olmalı. Ama işe Anayasaya aykırı olduğu halde rakibinin adaylığına karşı çıkmayan, Erdoğan’ın karşısına Erdoğan’ın benzerini aday diye çıkaran, usulsüzlük karşısında Yüksek Seçim Kurulu’nun önüne gitmeyen, atı verip Üsküdar’a geçirtenlerle başlanmalı…
CHP’de elbette arınma olmalı. Ama bu ideolojik bir arınma olmalı. Mustafa Kemal’in partisi; Washington’a ve Brüksel’e “biz iktidardan daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” mesajı verenlerden de seçimden hemen önce Amerikancılığını gösterebilmek için durduk yere “Rusya karşıtlığı yapanlardan” da arınmalı…
CHP’de elbette arınma olmalı. Ama bu arınma, CHP’yi kuruluş kodlarına, Altı Ok programına, bağımsızlıkçılığına, antiemperyalist tavrına, kamuculuğuna döndürmek için olmalı…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Mayıs 2026
Orman kanununun panzehri
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/05/2026
Pekin, ABD Başkanı Donald Trump’ın ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırladı. Uluslararası basında iki ziyaretin farkları üzerine çeşitli analizler yapılıyor.
Ancak iki ziyareti birbiriyle kıyaslamak doğru bir yöntem değil. Çünkü ilki rakibin, ikincisi ise ortağın ziyaretiydi. Bu nedenle ilkinde “çatışma” dahil birçok uyarı, ikincisinde de ise ortaklığın her boyutta derinleştirilmesi amacı vardı.
Hegemonizme karşı işbirliği
Bu temel fark Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı 40 anlaşmaya ve iki ülkenin dünyaya ilan ettiği ortak bildiriye yansıdı.
Çin ve Rusya’nın “çok kutuplu dünya düzeninin inşasına ilişkin ortak bildirisi” içeriği, mesajları ve hedefleriyle yeni dünya düzenine işaret ediyor.
Pekin ve Moskova’nın ortak bildirideki tespitleri şunlar: “Tek taraflı zorlayıcı yaklaşımlar, hegemonizm ve blok çatışması gibi olumsuz yeni sömürgeci eğilimler yükselişte. Uluslararası toplum parçalanma ve yeniden ‘orman kanunu’na dönüş riskiyle karşı karşıya.”
İki lider bu riske karşı dünyaya “çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler” çağrısı yapıyor.
Çin ve Rusya bu bildiriyle “tek taraflı yaptırımların, blok siyasetinin, sıfır toplamlı oyun stratejilerinin ve hegemonya girişimlerinin kabul edilemez olduğunu” belirterek, askeri ittifakların genişlemesini reddediyor ve insan haklarının diğer devletlerin iç işlerine müdahale için bahane olarak kullanılmasına karşı çıkıyor.
Askeri işbirliğinin derinleştirilmesi
Çin ve Rusya, ABD’nin Asya-Pasifik stratejisine de ortak tutumla karşı çıkıyor.
Pekin ve Moskova, NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine doğru genişleme eğilimine karşı çıkarken, Japonya’nın silahlanma programına ve askerileşmesine dikkat çekiyor, Tokyo’nun “ciddi güvenlik riski” oluşturduğunu belirtiyor.
İki ülke, bölgedeki bu risklerin karşılığında, askeri ilişkilerini daha ileri seviyeye taşıyacaklarını ilan ettiler. Bunu ortak askeri tatbikatları artırarak, hava ve deniz devriyelerini genişleterek, savunma koordinasyon mekanizmalarını güçlendirerek ve güvenlik alanındaki karşılıklı koordinasyonu derinleştirerek yapacaklar.
Küresel yönetişim sistemi
Putin’in Çin’e 25. ziyareti bu. Her ziyaret, iki ülkenin işbirliğinin ve ortaklığının seviyesinin artmasıyla sonuçlandı. Bunu bazen “en sert kaya” benzetmesiyle, bazen de “Mao ile Stalin’in işbirliğini aşan işbirliği” benzetmesiyle sundu iki başkent…
İki liderin bu son zirvesinde de, Xi, ikili ilişkilerin “binlerce darbeye rağmen yeni zirvelere ulaştığını” belirtti. Xi, iki ülkenin “karmaşık ve değişken dünyada, daha adil ve makul bir küresel yönetişim sistemi için birlikte çalışmasına” işaret etti.
İran’a destek
İki liderin gündeminde iki çatışma da vardı.
İran’a destek veren Xi ve Putin, ABD ve İsrail’in İran’a askeri saldırısının uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin temel ilkelerini ihlal ettiğini belirttiler.
İki liderin Ukrayna krizinin çözümüne ilişkin ortak saptamları ise meselenin köküne işaret ediyor: Çözümün, ancak çatışmanın temel nedenlerinin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olduğunu savundular.
Putin başından beri “kök meselenin” NATO’nun genişlemesi olduğunu belirtiyordu.
Üç sonuç
Çin-Rusya zirvesini küresel güç mücadelesi bağlamında analiz edersek:
1) ABD hegemonyası zayıflıyor, çok merkezli/kutuplu yeni dünyanın inşası güçleniyor.
2) ABD’nin küresel liderlik kapasitesi zayıflıyor, Küresel Güney’in uluslararası ilişkilerdeki etkisi artıyor.
3) ABD-Avrupa işbirliği zayıflıyor, Çin-Rusya işbirliği güçleniyor. (Hatta Avrupa içinde ABD’den bağımsız Çin’le yararlı işbirliği yapma eğilimi yükseliyor.)
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Mayıs 2026
Trump’ın elinden düşen iki kart
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/05/2026
ABD’nin iki stratejik kartı var: Kürt kartı ve Tayvan kartı.
İlkini bölgemizde, Türkiye’de, İran’da, Irak’ta ve Suriye’de kullanıyor. İkincisini ise Çin’e karşı kışkırtıyor.
İran ve Çin, Trump’ın elindeki bu iki kartın koz değerini düşürdü.
ABD basını: Trump Tayvan’ı sattı
ABD Başkanı Donald Trump, Çin’den dönerken uçakta gazetecilere şöyle dedi: “Çin çok büyük, çok güçlü bir ülke. Tayvan ise çok küçük bir ada. Düşünün, orası Çin’e sadece 59 mil uzaklıkta. Biz ise 9 bin 500 mil uzaktayız. Bu biraz zor bir problem.”
Bu yorum ABD basını tarafından “Trump Tayvan’ı sattı” diye yorumlandı.
Peki Trump’ı bu değerlendirmeye mecbur eden neydi? Çin’in gücü ve önceki yazımızda da altını çizdiğimiz gibi Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ilk kez bu konuda ABD’ye “çatışma” uyarısı yapmasıydı.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD-Çin zirvesini değerlendirdiği ertesi günkü açıklamasında bunun altını bir kez daha kalın bir şekilde çizdi: “Tayvan sorunu uygun şekilde ele alınırsa ABD-Çin ilişkileri istikrarlı olacak. Aksi halde, iki ülke arasında gerginlikler ve hatta çatışmalar yaşanabilir, ilişkilerin geneli tehlikeye girebilir.”
İran Kürt kartını zayıflattı
Trump’ın elindeki Kürt kartını düşüren ise İran oldu.
ABD’nin İran’a saldırısından önce İran’daki beş Kürt örgütü birleşerek rejimi yıkma hedefi ilan etmişti. Ancak İran ABD’ye direnirken ve ABD’nin müttefik ülkelerindeki üslerini vururken, bu beş örgüt harekete geçemedi bile.
ABD ve İsrail bunun üzerine uzun yıllardır yatırım yaptıkları Kuzey Irak’taki Kürtleri devreye sokmaya çalıştı. Trump, savaşın ortasında bizzat Barzani ile Talabani’yi arayarak İran’da devreye girmelerini istedi. Ama onlar da genel gidişatı gördükleri için Washington’un çağrısını geçiştirdiler.
Trump o günden beri bölgedeki Kürt örgütlerini suçluyor; “para verdik, silah verdik ama işlerini yapmadılar” diyor.
Kürtlere ve Tayvan’a “hırsızlık” suçlaması
ABD Başkanı Donald Trump’ın elindeki Tayvan kartının Çin’in gücü ve Kürt kartının da İran’ın direnişi karşısında zayıflaması, bölgemizdeki Kürtler açısından da Tayvan Çinlileri açısından da derslerle doludur.
Bir kere Trump’ın Kürtlere ve Tayvan Çinlilerine yönelik yaptığı “hırsızlık” suçlaması bile yeterince ağır bir derstir.
Trump İran’a karşı Kürtleri harekete geçiremediği günden bu yana neredeyse her gün en az bir kez Kürtleri “hırsızlıkla” suçluyor, “gönderdiğimiz silahları çaldılar” diyor, “verdiğimiz silahları isyancılara ulaştırmadılar” diyor.
Trump Tayvan konusunda da “hırsızlık” suçlaması yaptı. Çin dönüşü uçakta gazetecilere açıklama yaparken “Tayvan bizim çip endüstrimizi çaldı” dedi.
Bu tarz Trump’a özgüdür sanılmasın, genel emperyalist ABD liderliği tutumudur; kimi zaman kullanır atar, kimi zaman böyle suçlar. Kürtlerin de Tayvan Çinlilerinin de çıkaracağı bir başka ders işte budur.
ABD güvenlik şemsiyesi delik deşik
Dünya siyasi tarihi açısından çok önemli bir dönemi yaşıyoruz. Emperyalist ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı ve küresel liderlik kapasitesinin erozyona uğradığı ve çok merkezli/kutuplu bir dünyanın inşa olduğu bir süreç. ABD’nin bu gidişatı frenleyebilmek için attığı askeri adım Hürmüz Boğazı’na takıldı.
Bunun birçok sonucu ortaya çıkmaya başladı. İşaret ettiğimiz “koz kartları” meselesi zorunlu sonuçlardan biridir.
Ama daha önemlisi ve bu türden koz kartlarını sıra sıra düşürecek olanı ise şu: ABD’nin müttefiklerine açtığı “güvenlik şemsiyesinin” işe yaramadığı Körfez’de çok net bir şekilde görüldü.
Bunun yansımalarını görmeye daha yeni başlıyoruz…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Mayıs 2026
İran’da askeri, Çin’de diplomatik yenilgi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/05/2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretinden önce Ufuk Ötesi’nde yaptığımız analizde, “Trump’ın İran’da yenilerek, zayıf bir elle Çin’e gittiğini” belirtmiştik.
Trump İran’da askeri yenilgi alarak gittiği Çin’de, bir de diplomatik yenilgi aldı.
Atlantik’te şımarık, Çin’de saygılı Trump
Trump, iki ay öncesine kadar Çin’e karşı çatışmacı bir dil kullanıyordu. Bu ziyarette Trump’ın çatışmacı dilinin yerini, işbirliği arayan çok ölçülü bir dil aldı. Trump birçok meselede Çin ile birlikte hareket etmeye istekli görüntü verdi.
Birçok uluslararası gözlemci, Trump’ın Pekin’deki konuşmasını, “ilk kez devlet adamlığı profiline yaklaştı” diye yorumladı. Trump’ın saldırgan, kibirli, şımarık, üsttenci, ölçüsüz dilinin yerine, Pekin’de muhatabına çok saygılı ve kibar bir dili vardı.
Özetle Atlantik ve Ortadoğu başkentlerindeki şımarık Trump’ın yerine, Çin’in başkenti Pekin’de çok saygılı ve ölçülü bir Trump gördük.
İran’ın ABD’ye verdiği ders
Trump’ın ruh hali düzelmiş değil elbette. Onu Pekin’de saygılı olmaya zorlayan güçtür; birincisi Çin’in büyük gücü ve ikincisi de İran’ın verdiği ders.
Bu köşede daha önce “Trump Hürmüz’de battı” başlıklı bir analiz yapmıştık. Evet, Trump İran’da boyunun ölçüsünü aldı ve o ölçünün de etkisiyle, başka ülkelere davrandığı gibi Çin’e davranamayacağını gördü.
İran’a diz çöktüremeyen ABD’nin, Çin karşısında eşitliği ve dengeli ilişkiyi kabul etmek dışında bir çaresi yok artık.
Tukidides Tuzağı kaçınılmaz değil
ABD’nin güç kullanımı seçeneği elbette var ama bu bir çözüm ya da çare değil. Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping açık açık uyardı Trump’ı, “Tukidides Tuzağına” düşülmemesini, “o tuzağı aşarak büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma oluşturulmasını” savundu.
Nedir Tukidides Tuzağı? Antik Yunan tarihçi Thucydides, Atina ile Sparta arasında yaşanan Peloponez Savaşı’nın kaçınılmazlığını şu şekilde kaydetmişti: “Savaşı kaçınılmaz kılan şey, Sparta’nın yükselişi ve bunun Atina’da yarattığı korkuydu.”
ABD ve Çin aynı kaçınılmaz durumla karşı karşıya mı peki? Xi Jinping’in uyarısı bundan kaçınılabileceğine işaret ediyor.
Tukidides Tuzağı, Batılı kodlara sahip ve hegemonik güç mücadelesi anlayışına dayanıyor. Bir ölçüde satranç gibi; rakibin şahı ele geçirilmeli.
Çin ise Batılı kodlara sahip değil, hegemonya karşıtı, hegemonik güç mücadelesini reddediyor. Diplomasisine satranç yerine go oyunu anlayışı yansıyor; yani rakibin hareket alanını daraltmayı esas alıyor.
Buradan bakılınca, Çin’in geçiş sürecini savaşsız sağlamayı başarabileceği görülüyor. Çin yönetimi, zamana yayıyor, hareket alanını daraltıyor ve ABD’yi savaşı tercih edemeyecek duruma mecbur etmeye çalışıyor.
İlk kez “çatışma” uyarısı
ABD’ye savaşı tercih etmemesi gerektiğini anlatmanın yollarından biri de savaşın maliyetini göstermektir. İran Küresel Güney adına, Asya adına iyi bir ders vermiş ve o maliyeti hissettirmiş oldu ABD’ye. Çin bunun üzerine “çatışma” uyarısı ekleyerek ABD’ye kesin bir sınır çizdi.
Evet, Pekin’deki ABD-Çin zirvesinin en kritik konusu Tayvan’dı ve Xi Jinping ilk kez geleneksel Çin diplomasisini aşarak ABD’ye “çatışma” uyarısı yaptı. Xi Trump’a Tayvan konusu iyi yönetilmezse, iki ülke arasında çatışma yaşanabileceğini söyledi.
Bu, bugüne kadar Çin’in ABD’ye Tayvan konusunda yaptığı en sert uyarıydı.
Çünkü İran’da da görüldü ki ABD’nin en iyi anladığı dil, gücün dilidir!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Mayıs 2026
Trump Çin’e yenilerek gidiyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/05/2026
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Savaşı nedeniyle ertelediği Çin ziyareti, 14-15 Mayıs’ta olacak. Demek ki Hürmüz Savaşının en azından bu aşamasının sonu geldi.
Çünkü Hürmüz Savaşı ya da ABD’nin İran’a saldırısı, son tahlilde ABD’nin Asya’ya saldırısının başlangıcıydı. ABD fırsat buldukça, Asya’ya karşı “silahlı siyaset” izlemeyi sürdürmek isteyecektir. Tabii İran’ın etkili yanıtı, ABD’nin fırsat koridorunu fazlasıyla daraltmış oldu.
Trump’ın eli zayıf
Hürmüz Savaşı’nın bu haliyle ABD’ye çok kritik bir yenilgi tattırdığı ortada.
Bu ABD-Çin ilişkileri bağlamında şu anlama geliyor: Trump, ertelediği eski tarihe göre, şimdi Çin’e daha zayıf bir elle gidiyor.
ABD İran’da yenildi, Trump İran’da siyaseten kaybetti. Bu, Trump’ın Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in karşısına daha zayıf oturması demek.
Daha geniş planda ise anlamı şu: ABD Çin’e ticaret savaşını kazanamadı, ardından Trump’ın yaptırımları Pekin’in geri adım atmaması nedeniyle sonuç alamadı.
Bunların üstüne İran’da yenilmiş bir ABD’nin Çin üzerinde baskı kurabilmesi artık düne göre çok daha zor.
Siyasi kaldıraçlar
Trump’ın Çin ziyaretinin zemini ekonomi-politik, öncelikli amacı da Çin’le ticareti dengelemek ve Çin’in ticaret kapasitesini sınırlayabilmek.
ABD bunu sadece ekonomik araçlarla, yani gümrük tarifelerini artırmak benzeri araçlarla yapmıyor, aynı zamanda siyasi araçları kaldıraç olarak kullanmaya çalışıyor.
Bu siyasi kaldıraçlar şunlar: Japonya ve Güney Kore’deki askeri varlığı, Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerle Çin’e karşı işbirliği, Uygur kışkırtması ve Tayvan meselesi.
Ancak ABD bu siyasi araçları bakımından da Hürmüz’de kan kaybetmiş oldu.
‘Amerikan caydırıcılığı’ sorunu
İran’da yenilen, müttefiklerine açtığı güvenlik şemsiyesi işe yaramayan, müttefik desteği olmadığında bir bölge savaşını kazanamayan, stok yenileme zorluğu yaşayan ABD’nin elindeki kartları daha etkili kullanabilme kapasitesi zayıfladı.
Örneğin “İran’a karşı Arap ülkelerindeki üslerini koruyamayan bir ABD, Çin’e karşı topraklarımızdaki üslerini nasıl korur” sorusu artık Japonların ve Güney Korelilerin gündemindedir. Bu ülkelerde ABD stratejisine eklemlenerek Çin’e düşmanlık yapılmasını savunanların eli zayıflıyor, Çin’le bağımsız ve iyi ilişki geliştirmek isteyenlerin eli güçleniyor.
Dolayısıyla ABD’nin İran’da yenilmesi, Washington’un Çin’e uygulamaya çalıştığı askeri çevreleme stratejisini zayıflatacaktır.
ABD’nin nafile Tayvan hamlesi
Gelelim asıl konuya, Tayvan’a. Çin için ABD’yle kurulacak her türden ilişkinin, yapılacak her türlü işbirliğinin ön şartı Tayvan’dır, “tek Çin” politikasıdır. Dolayısıyla konu Trump’ın ziyaretinin de parçasıdır.
ABD resmen “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama attığı imzalara aykırı olarak Tayvan’la farklı bir tür ilişki geliştirmeye çalışıyor. ABD Tayvan’ı bağımsız bir ülke olarak tanımıyor ama uydusu niteliğindeki çoğu ada devleti olan 11 ülkenin Tayvan’ı tanımasını sağlıyor.
Tayvan’ı tanıyan tek Afrika ülkesi olan Esvati’ye bir “Tayvan lideri” gezisi planlandı. Bu gezi, Trump’ın Çin ziyareti öncesinde, Washington’un “Tayvan kartı elimde” mesajından başka bir şey değil. Tam da Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’ın lideri Cheng Li-wun’un Pekin’i ziyaret ederek Xi Jinping’le görüştüğü ve “barışın tohumlarını ekme” mesajı verdiği süreçte “Tayvan liderini” uluslararası sahaya çıkarmak, tipik bir Amerikan işi.
Şu farkla ki Washington’un bu çabalarının artık koz değeri yok.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mayıs 2026
Dezenformasyon ağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/05/2026
Bir süredir iddiam şu: Atlantik dünyasında devlet adamı/insanı erozyonu yaşanıyor.
ABD’nin hali ortada: Psikiyatristler seçim sürecinde tam sayfa ilan vererek uyarmıştı, dünya şimdi yaşayarak görüyor Trump’ı.
Güney Amerika’daki liderlerde de erozyon yaşanıyor. Arjantin’in başındaki Javier Milei’nin ırkçılığı, nazi hayranlığı, soykırımcı İsrail’e desteği, bireysel silahlanmayı savunması yanında, devlet adamından ziyade bir TV şovmeni gibi hareket etmesi, en azından ülkesinin yarısı için büyük utanç oldu.
Atlantik sisteminin çürümesi
Atlantik’in Avrupa kanadı da aynı; belki de eski kıtadaki son devlet adamı/insanı Angela Merkel’di…
Tacizleri ve partileriyle ünlü İtalya Başbakanı Berlusconi, sahte fatura ve telekulak skandallarıyla Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, bağış karşılığı devlete bürokrat atayan ve eşine kıyak makamlar bağlayan İngiltere Başbakanı Boris Johnson, üstüne kanal kurulup tv şovlarıyla parlatılan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski…
Katar’dan rüşvet alan Avrupalı vekiller, video skandalları ortalığa saçılan Avrupalı bakanlar, altın klozetleri ve yolsuzluklarıyla halklarına ihanet eden Ukraynalı bakanlar, uyuşturucu kullanan Avrupalı siyasetçiler…
Atlantik devlet adamlarının erozyonu, kuşkusuz Atlantik sisteminin çürümesiyle ilgili…
Teröristleşen liderler
Uzun bir giriş oldu ama aslında konumuz bu değil, ikinci iddiam: Atlantik dünyası liderleri teröristleşiyor.
ABD liderliği doğrudan terör eylemlerine imza atıyor. İranlı Ordu Komutanı Kasım Süleymani’ye suikastten Venezuela lideri Maduro’yu evinden kaçırmaya, tekne batırmaktan uçak kaçırmaya son dönemde onlarca terörist eylemin emrini verdi ABD başkanları…
İsrail liderlerinin ve emri uygulayanların yaptıklarına ise terör ve soykırım kelimesi eksik kalıyor. Binleri katlettiler, milyonları aç, susuz ve ilaçsız bıraktılar, yardıma giden teknelere saldırdılar, aktivistleri kaçırdılar, gazetecileri öldürdüler, resmi yetkililere suikast düzenlediler…
Zelenski’den dünya liderlerine tehdit
Washington-Brüksel’e piyonluk yapan ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun en sıkı destekçisi olan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski de terör eylemlerine imza atan isimlerden biri. CIA ve MI6 işbirliği ile yapılan sabotajlar, Kuzey Akım ve Mavi Akım boru hatlarına saldırılar, elektrik santrallerine sabotajlar…
Zelenski şimdi de açıkça Moskova’ya gidecek ülke liderlerini tehdit ediyor!
9 Mayıs, SSCB’nin Nazi’lere karşı zaferinin yıldönümü ve SSCB dağıldıktan sonra da Rusya başta eski SSCB üyesi ülkelerde kutlanıyor.
Zelenski bu yıl Moskova’daki 9 Mayıs törenini kana bulamakla tehdit etti. Zelenski Moskova’ya gidecek dünya liderlerine “gitmenizi tavsiye etmiyorum” diye seslendi ve “Kızıl Meydan’a dron gönderebileceğini” söyledi.
Hondurasgate skandalı
Bakınız, aynılar aynı yerdeler…
ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Arjantin Cumhurbaşkanı Milei destekli “Latin Amerikan dezenformasyon ağı” ifşa oldu.
İspanyol gazetelerinin yayımladığı ve “Hondurasgate” adını verdikleri skandal, uyuşturucudan hapis yatan eski Honduras Devlet Başkanı Hernandez’in soruşturmasındaki ses kayıtlarına dayanıyor. Buna göre Hernandez, Trump, Netanyahu ve Milei’den destek alarak, Meksika ve Veneuzela’daki sol hükümetleri hedef alan bir dezenformasyon haber sitesi kurmaya çalışmış.
Konuyu Honduras Devlet Başkanı Asfura’ya anlatan Hernandez şöyle diyor: “Buradan, ABD’den yönetilecek bir hücre kuracağız. Böylece Honduras’tan izlenmeyeceğiz. Latin Amerika haber sitesi gibi görünecek.”
Hernandez devamında ABD yönetiminden nasıl destek aldıklarını anlatıyor, Milei’nin 350 bin dolarlık destek verdiğini söylüyor. Bunun üzerine Asfura da 150 bin dolar vereceğini belirtiyor. “Solun kanserini söküp atacağız” diye konuşuyorlar.
Ayrıntılar buraya sığmayacak kadar çok ve önemli. Şunu belirterek bitirelim: Soruşturmaya göre İsrail Başbakanı Netanyahu, Hernández’in serbest bırakılması sürecinde devreye giren uluslararası siyasi ilişkiler ağının parçasıydı!
Özetle, kimler kimleri nasıl da koruyor, kolluyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Mayıs 2026
Trump Hürmüz’de battı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/05/2026
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nı açmak üzere başlattığı “Özgürlük Operasyonu”nu 24 saat sürmeden durdurduğunu açıkladı.
Uzun analizlere gerek yok. Trump’ın 24 saat dolmadan çark etmesinin nedeni, bu türden bir operasyonun başarı şansının olmamasıydı.
İran’ın Hürmüz’ü ABD ve İsrail gemilerine kapatmasından beri çare arayan Trump yönetimi, ne NATO müttefiklerinden yardım alabildi ne “ablukaya abluka” taktiğiyle sorunu çözebildi ve ne de sözde özgürlük operasyonuyla…
Daha vahimi de şu:
ABD’nin hedefleri fiyasko
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesindeki statüsüne dönmesini istiyoruz” dedi. Haliyle Amerikalılar soruyor: “O zaman savaşa neden girdik?
Böylece bu sonuncusu da dahil, ABD yönetiminin açıkladığı hiçbir hedef gerçekleşmemiş oldu. Ne rejim değişikliği, ne halk ayaklanması, ne Kürtlerin harekete geçmesi, ne füze kapasitesinin imhası ne Tahran’ın siyasi iradesinin kırılabilmesi…
Hepsi fiyasko, üstüne şimdi “Hürmüz’de savaş öncesi statüye dönme” hedefi ilan ediliyorlar. Ama ABD için acı tablo artık şudur: Yenildiler, Hürmüz’ü ele geçiremediler ve şimdi “bari eskisi gibi kalsın” diyorlar.
Hürmüz’ün statüsü
ABD, Hürmüz Boğazı’nın savaştan önceki statüsüne razıysa da İran pek razı görünmüyor. Önceki yazımızda da işaret ettiğimiz gibi Tahran Hürmüz Boğazı’nın nasıl yönetileceğini kritik önemde görüyor.
İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’a göre “Hürmüz’ün yönetim biçimi petrolün millileştirilmesi kadar önemli”, İran Meclisi Bayındırlık Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Rızai’ye göre “Hürmüz Boğazı’nı yönetmek, nükleer silah elde etmekten daha önemli.”
Kim korsan?
ABD tam bir çaresizlik içinde ve bu da Trump ve diğer yöneticilerin açıklamalarına yansıyır. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun son açıklaması, ABD diplomasinin de nasıl tel tel döküldüğünü resmetti.
Rubio, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının “uluslararası hukuka temelden aykırı” olduğunu savundu ve Tahran yönetiminin bu tutumunu “korsanlık” diye niteledi. Oysa iki gün önce ABD Başkanı Trump, tersine kendilerini “korsan” ilan etmişti: Gemilere yaptıkları operasyonu anlatırken, “Petrole el koyuyoruz. Çok kârlı bir iş. Korsanlar gibiyiz” demişti.
Hürmüz’ün kapatılmasının hukukuna gelirsek… ABD’nin İran’ı ezmek amacıyla savaş gemilerini Hürmüz Boğazı’ndan geçirmeyi kendine hak görmesi ama İran’ın kendini savunmak amacıyla Hürmüz’ü ABD ve İsrail’e kapatmasını uluslararası hukuka aykırı bulması, en hafifinden emperyalizmin ikiyüzlülüğüdür.
Rubio BM’den yardım istedi
Rubio’nun BM’yi göreve çağıran şu sözleri ise düştükleri çaresizliğin nasıl bir trajediye dönüştüğünü resmediyor: “BM’den İran’a, gemileri havaya uçurmayı durdurması, mayınları kaldırması ve insani yardım geçişine izin vermesi çağrısında bulunmasını istiyoruz. Eğer uluslararası toplum bunu çözemez ise o zaman BM sistemi ne işe yarıyor?”
– ABD BM’den İran’a karşı yardım istiyor. Peki İran’a saldırırken BM’ye danıştı mı? Tersine BM şartını ihlal etti.
– ABD, BM’den İran’a “gemileri havaya uçurmayı durdurma” çağrısı yapmasını istiyor. Peki ABD saldırdığı 40 gün boyunca kaç gemi vurdu? Trump övüne övüne her gün İran gemilerini nasıl vurduklarını ekranlardan anlatmıyor muydu?
– ABD, İran’ın insanı geçişlere izin vermesi için BM’den yardım istiyor. Hangi insani geçiş? Körfez ülkelerindeki ABD üslerine silah ve mühimmat taşıyan gemiler insani geçiş mi yapıyor? ABD insani geçişlere çok duyarlıysa, önce ileri karakolu İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemilere saldırmasını önlemeli, Küba’ya uyguladığı ablukayı kaldırmalı!
Tam bir yalancılık ve ikiyüzlülük…
Trump ilk kez doğru söyledi
Rubio’nun yalanları, Trump’ın yalanlarıyla yarışacak düzeydeydi kısacası.
Hatta Trump, Rubio’nun yalanları sıraladığı gün, ilk kez bir konuda doğru söyledi: “Eğer İran, nükleer silaha sahip olsaydı bugün belki de burada olamazdık.”
Evet, en yalın gerçek budur: İran’ın nükleer silahı olsaydı, ABD İran’a saldıramazdı!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Mayıs 2026
Korsan Trump
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 04/05/2026
İran Pakistan aracılığıyla ABD’ye 14 maddelik bir plan önerdi: Planın dört maddesi savaşın sona ermesinin ve yenilenmeyeceğinin garantisiyle, dört maddesi abluka ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla, üç maddesi yaptırımların kaldırılmasıyla ve üç maddesi de nükleer müzakerelerle ilgili.
Özetle Tahran yönetimi Washington’a üç aşamalı bir plan sunmuş oluyor: İlk aşamada savaşın bitirilmesinin ve yenilenmeyeceğinin garanti edilmesini istiyor. İkinci aşamada Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında, yaptırımların kaldırılmasını istiyor. Bunların ardından ise üçüncü aşamada nükleer müzakereye geçilmesini istiyor.
ABD ise tersine önce nükleer anlaşmayı şart koşuyor. (ABD’nin şimdi aradığı ve razı olacağı bir nükleer anlaşmanın çok daha iyisinin Obama döneminde ABD ile İran arasında imzalandığını ama Trump’ın 2018’de o anlaşmadan çekildiğini önemle anımsatalım.)
Hürmüz nükleer silahtan önemli
İran, 14 maddelik bu planının dışında, bir de Hürmüz Boğazı için 12 maddelik plan hazırladı. İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’ın açıklamasına göre geçişler şu şekilde planlıyor. :
– İsrail gemilerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilmeyecek.
– İran’a düşmanca girişimde bulunan gemiler, savaş tazminatı ödemeleri karşılığında Hürmüz Boğazı’ndan geçebilecekler.
– Diğer gemiler de İran Meclisi’nin çıkaracağı yasaya ve Tahran’ın izin ve kurallarına göre Hürmüz Boğazı’nı kullanabilecekler.
İranlı yetkililere göre Hürmüz İran için kritik önemde: İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’a göre “Hürmüz’deki gemi trafiği savaştan önceki gibi olmayacak” ve “Hürmüz’ün yönetim biçimi petrolün millileştirilmesi kadar önemli.” İran Meclisi Bayındırlık Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Rızai’ye göre ise “Hürmüz Boğazı’nı yönetmek, nükleer silah elde etmekten daha önemli.”
Abluka ve korsanlık
Hürmüz Boğazı’nın önemi ortada. Tahran Hürmüz Boğazı’nı ABD-İsrail bağlantılı gemilere kapattığı andan itibaren Washington yönetimi için kâbus başladı. Buna karşı bulabildikleri “çözüm” ise “ablukaya abluka” oldu. ABD İran’ın ablukasını, sonraki dış halkadan ablukaya aldı yani.
Bunun ne kadar çalıştığı da tartışmalı. Zira ABD’nin ablukasına rağmen Çin başta bir çok ülkenin gemisi giriş çıkıp yaptı, yapıyor.
ABD bu süreçte bazı tankerlere operasyon düzenleyerek caydırıcılık sergilemeye çalışıyor. ABD Başkanı Donald Trump ise bu operasyonları “Petrole el koyuyoruz. Çok kârlı bir iş. Korsanlar gibiyiz.” diye övünerek anlatıyor!
Trump’ın sözleri açıkça ABD’nin uluslararası denizcilik faaliyetlerine karşı işlediği suçların kabulü anlamına geliyor. Tahran yönetimi bu nedenle BM Genel Sekreteri ve üye ülkeleri bu korsanlığa karşı harekete geçmeye çağırdı.
Amerikan korsanlığı
Trump’ın sözleri ABD’nin suçlarına bir yenisini daha eklemiş oldu.
Gerçi ABD uzun yıllardır denizde korsanlık yapıyor ama son dönemde korsanlık faaliyeti esas faaliyeti haline gelmiş durumda. Anımsayalım: Venezuela’nın petrol tankerlerine el koyup kendi limanına çekti, Venezuela’nın üçüncü bir ülkedeki uçağına el koydu, İngiltere ile birlikte Venezuela’nın altın ve döviz rezervlerine çöktü, Venezuela teknelerini vurdu, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu evinden kaçırıp New York’a götürdü.
ABD bu türden gemiye, uçağa, altına, paraya çökme operasyonlarını İran başta başka ülkelere de yaptı. (ABD yönetiminin, Türkiye’nin parasını ödediği savaş uçaklarına el koyması ve parayı iade etmemesi de bir tür korsanlıktır.)
Korsanların sonu bellidir
Kısacası ABD için korsanlık, hırsızlık, haydutluk, hukuk dışılık artık sıradandır.
Şu farkla: Emperyalizm ya hammaddesini ucuza alıp o ülkeye pahalı mal satarak sömürür, ya yatırım yoluyla büyük kâr transferleri yaparak sömürür ya da borçlandırıp bağımlı hale getirerek sömürür. Bunu iyi kötü sömürdüğü ülkeye bir hukuk dayatarak, yasaya bağlamaya çalışır.
Trump yönetimi ise emperyalizmin “açıktan hammadeye el koyarak sömürme” döneminin benzerini (ki orada da buna bir yasallık kılıfı uydurulmaya çalışılırdı) ama hegemonyası zayıfladığı için onun denizdeki korsanlık halini yani tam hukuksuzluk halini sergilemektedir.
Ama korsanlığın geleceği yoktur!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mayıs 2026