Bağdat’taki bölge fotoğrafı

Bölgemizde iki temel karşıtlık var:

1. Türkiye-Suriye karşıtlığı. (Bunu AKP’nin Esad karşıtlığı diye okumak daha doğru.)

2. İran-Suudi Arabistan karşıtlığı.

Kuşkusuz bölgesel politikalar açısından temel olmamakla birlikte Türkiye’nin İran’la, İran’ın Irak’la, Irak’ın Kuveyt’le, Kuveyt’in Suudi Arabistan’la karşıtlıkları da var elbette…

Ancak belirleyici olan bu iki karşıtlıktır, zira bu karşıtlıklar aynı zamanda ABD emperyalizminin bölgemize yönelik planlarında yararlandığı bir zemindir.

 

Emperyalizmin istemediği fotoğraf

Geçen hafta bu iki karşıtlığa rağmen, çok anlamlı bir “bölge fotoğrafı” ortaya çıktı: Bağdat’ta düzenlenen “Irak’a Komşu Ülkeler Parlamento Başkanları Zirvesi”nde Irak, Türkiye, Suriye, İran, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Ürdün yetkilileri bir araya geldi! (İran’ı Şura Meclisi üyesi Alaaddin Brocerdi temsil ederken, diğer tüm ülkeler Meclis başkanlarınca temsil edildi.)

Zirve’nin sonuç bildirgesinde “Irak’ın istikrarı bölgenin istikrarı için gereklidir” denildi.

Çok doğru…

Irak’ın istikrarı Suriye’nin istikrarıdır; İran’ın istikrarı Türkiye’nin istikrarıdır, Ürdün’ün istikrarı Suudi Arabistan’ın istikrarıdır vb.

Ülkenizde istikrar ve barış, komşularınızda istikrar ve barıştır; aynı zamanda komşularınızda istikrar ve barış, ülkenizde istikrar ve barıştır.

 

İktidarların çıkarları, ABD’ye zemin sağlıyor

Peki bu fotoğraf, yukarıda belirttiğimiz iki temel karşıtlığın ortadan kalktığı anlamına mı gelir? Elbette hayır. Ancak uygun şartlarda kalkabileceğinin de işaretidir.

Örneğin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşen (16.4.2019) İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in “bu görüşmeyle ilgili Erdoğan’a rapor sunacağını” söylemesi ve ardından Erdoğan’la bir araya gelmesi (17.4.2019) oldukça önemlidir.

Ankara’nın Şam’la anlaşması ve ardından Ankara, Şam, Bağdat, Tahran dörtlüsü arasında bir bölgesel ittifak zemini oluşması, örneğin Suudi Arabistan’ı dizginleyecektir!

Bölgesel istikrar ve barışın önündeki engel tek tek ülkelerin çıkarları değil, iktidarda kalma çıkarını ülkenin çıkarının önünde gören yöneticilerdir!

Bölgemizin asıl sorunu budur ve ABD emperyalizmi, işte bu sorunu kullanarak bölgede etkinliğini sürdürebilmektedir!

Somut söylersek…

Örneğin ABD’nin “İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıma” hamlesinde Suriye’de Esad karşıtı konumlanan Türkiye ve Suudi Arabistan’ın, hatta Ürdün’ün sorumluluğu yok mu? Elbette var!

Örneğin Irak’taki istikrarsızlıkta belli ölçülerde İran ve Türkiye’nin sorumluluğu yok mu? Elbette var!

Uzatmayalım, önemli olan yukarıdaki fotoğrafı bir bölgesel istikrara nasıl dönüştüreceğimizdir.

 

Bölgenin düğümü: Ankara-Şam ilişkisi

Ankara-Şam ilişkisi burada kritik düğümdür. Ankara ile Şam anlaştığı anda Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında kritik bir işbirliği oluşur. Bu dörtlünün yan yana gelmesinin önemini somut örneklerden verelim:

ABD’nin Irak’a saldırısına Suriye karşı çıkmıştı, Türkiye katılmamış ama karşı çıkmamıştı, İran ise sessiz kalmıştı.

ABD’nin Suriye’ye saldırısına ise İran eylemli olarak karşı çıkmış, Irak karşı çıkmış ama tersine Türkiye ABD’nin yanında yer almıştı.

Buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur: ABD’nin bu dört ülke üzerindeki hamlelerini durdurabilmenin öncelikli yolu, dört ülkenin ittifakıdır!

Dört ülkenin işbirliği, ABD’nin inşa ettiği İran karşıtı cepheyi de bölecektir. ABD İran’a karşı hem Arap NATO’su kurmakta hem de Mısır destekli Suudi-İsrail ittifakı oluşturmaktadır.

Ankara, Tahran, Bağdat, Şam işbirliği, öncelikle Mısır’ı bu girişimin dışında kalmaya itecektir. Mısırsız Suudi Arabistan-İsrail ittifakı ise işlevsiz olacaktır.

Sonuç olarak, Ankara ile Şam’ın anlaşması, bölgenin istikrarı için başlama noktasıdır.

 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Nisan 2019

Reklamlar

Yorum bırakın

Diktatörlerin sonu: Ya devrim ya darbe

Sudan’ı 30 yıldır yöneten Ömer El Beşir 4 aydır süren halk hareketinin ardından devrildi. Ancak El Beşir’in yerine yönetime ordu el koydu ve bu haliyle değişim darbeye dönüştü.

Peki darbe, halk hareketinin daha da ileri gitmesinden korkan ve rejimi kurtarmaya çalışan ordunun bir refleksi mi, yoksa arkasında onu yönlendiren bir dış parmak mı var? Çünkü pek çok analist, ilk andan beri olağan şüpheli olarak ABD’yi işaret ediyor. İnceleyelim:

 

ABD faktörü

ABD elbette Ömer El Beşir yönetiminden rahatsız olabilir. Zira Sudan’ın en büyük ticaret ortağı Çin. Üstelik Sudan Çin’le petrol üretimi anlaşmasından, barışçıl nükleer enerji üretimi anlaşmasına kadar bir dizi ABD’yi rahatsız eden anlaşma yaptı.

Öte yandan ABD 1997’den beri sürdürdüğü Sudan’a ekonomik yaptırımı, bu ülkenin artık “bölgesel sorunların çözümünde ve terör tehlikesine karşı ABD ile yakın ilişki içinde olduğu” gerekçesiyle 2017’de kaldırdı. ABD, 1993’te “teröre destek veren ülkeler listesi”ne aldığı Sudan’ı, 6 başlıktaki yasal şartları yerine getirmesi halinde bu listeden çıkaracağını açıkladı.

 

Körfez faktörü

1989’da Sudan’da darbe yapan ve uzun süre ülkeyi İhvanla birlikte yöneten El Beşir, bu örgütün 1999 yılında Meclis’te aldığı bir kararla kendi yetkilerini sınırlamaya kalkması üzerine, Meclis’i lağvetti ve İhvan lideri Turabi’yi tasfiye etti. (İhvancıların bir bölümü El Beşir’in safına geçti.)

Şeriat ilan ederek ülkesini bir iç savaşa sürükleyen ve bölünmesine neden olan El Beşir, 2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasıyla petrol gelirinden oldu ve ekonomik krize girdi. El Beşir krizi açmak için en sonunda Körfez’e teslim oldu!

İşe önce Suudi Arabistan adına, daha 2015 yılından itibaren Yemen’e asker göndermekle başladı. (Karşılığında Sudan’a 2016 yılında Körfez’den 2,5 milyar dolar yardım gitti.) Ve El Beşir yavaş yavaş İran’la arasına mesafe koymaya başladı.

El Beşir son olarak Körfez’in “Yeni Suriye Açılımı” adına 17 Aralık 2018’de Şam’da Beşar Esad’ı ziyaret etti. Körfez özetle El Beşir üzerinden Esad’a, “Suriye krizi Arap krizidir” mesajı veriyor ve İran’ı dışlaması şartıyla yeniden Arap Birliği’ne kabul edileceğini belirtiyordu.

 

Ekonomik kriz

Sudan’daki gelişmelerin arkasında doğrudan bir dış parmak aramadan önce, içerideki gerçeği doğru saptamalıyız.

Öncelikle Sudan’da eylemler yeni başlamış değil, 19 Aralık 2018’den beri Sudanlılar ayakta ve El Beşir’in istifasını istiyor. Çünkü Kasım 2018’de Sudan parası yüzde 90 değer kaybetti ve enflasyon yüzde 70’e yükseldi. Benzinden başlayarak her şeye zam geldi. Fakat özellikle ekmeğe yapılan üç kat zam bardağı taşırdı ve halk 19 Aralık’ta ülkenin kuzey doğusundaki Attaba’da ayaklandı. O tarihten bu yana Sudanlılar her türlü şiddete ve baskıya rağmen El Beşir’i protesto etmeyi sürdürüyor.

Ordu, 23 Aralık’ta bir bildiri yayımlayarak El Beşir’e desteğini ilan etti. Ancak eylemlerin kararlılıkla sürmesi sonrası ordu bir yol ayrımına geldi: El Beşir’i destekleyip halkla karşı karşıya mı gelecekti? Yoksa El Beşir’e el çektirip rejimi mi kurtaracaktı?

İkincisini seçti: Ordu yönetime 11 Nisan’da el koydu. El Beşir’in Savunma Bakanı (Eski Genelkurmay Başkanı) Avad bin Avf, El Beşir’in yıkıldığını ve 2 yıllık geçişin başladığını ilan etti. Ancak protestolar devam etti ve sadece El Beşir’in değil, rejimin hedef alındığı mesajı verildi. Bunun üzerine bin Avf da 24 saat dolmadan istifa etmek zorunda kaldı ve sokağı yatıştırmak adına yerine Genelkurmay Başkanı Org. Abdulfettah El Burhan geçti.

Fakat halk eylemleri sürdürüyor!

 

Mısır dersi

Bu olgulara bakarak şimdiden kesin bir şey söylemek mümkün değil.

Ancak Mısır dersi önemli: Orada da halk uzun süren kitle eylemleri ile 2011’de Mübarek’i yıkmış ama en örgütlü kuvvet olan İhvan (Mursi) iktidara konmuştu. Halk bu kez Mursi’ye karşı ayaklanmış, ordu (Sisi) Mursi’yi devirerek rejimi kurtarmış, devrimi çalmıştı!

Programı ve öncüsü olmayan kendiliğinden halk hareketlerinin devrimini, en örgütlü kuvvet kimse (ki genelde ordu) rejimi kurtarmak adına çalar!

 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
15 Nisan 2019

 

Yorum bırakın

NATO’nun hedefi: Karadeniz

NATO’nun 70. yıldönümünde toplanan 29 ülkenin dışişleri bakanları, ortak bir açıklamayla Rusya’yı hedef aldı.

Rusya’nın “en büyük risk” ilan edildiği açıklama ile NATO yeni dönemde Karadeniz’i mücadele alanı olarak belirledi.

Nitekim toplantı öncesinde ABD Dışişleri, Rusya’ya karşı Karadeniz’de bir “önlem paketi” kabul edeceklerini açıklamıştı.

 

Pompeo’nun işaret ettiği cepheler

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun şu açıklaması, hangi cephelerde yoğunlaşacaklarının işaretlerini veriyor:

Vladimir Putin emperyalizmin karanlık hayallerini güdüyor. Gürcistan ve Ukrayna’yı ilhak etmesi, Suriye’ye ve şimdi Venezuela’ya karışması bunun kanıtı. İttifakımızı bölmek ve demokratik kararlılığımızı zayıflatmak istiyor.”

Oysa Gürcistan ve Ukrayna’yı, Rusya’ya karşı kullanmak üzere ilhak eden ABD’ydi. ABD Başkanı Barack Obama’nın Ukrayna’daki iktidar değişiminde nasıl rol aldıklarına dair itiraf gibi açıklaması ortada: “Putin, Maydan protestoları ile Ukrayna’da yönetimin değişiminde bizim aracı olmamıza hazırlıksız yakalandı.” (3 Şubat 2015’te CNN’e verdiği röportaj)

Suriye ve Venezuela’ya karışan ise Rusya değil, ABD! ABD Suriye’yi parçalamak üzere bu ülkeye saldırdı, iç savaş çıkarttı; Venezuela’da ise bir süredir iktidarı değiştirmeye çalışıyor.

Rusya’nın pozisyonu, Suriye ve Venezuela’da meşru hükümetlere destek vermek ve Ukrayna ile Gürcistan’da kendisini hedef alan ABD komplosuna karşı durmaktı.

 

ABD ile Rusya’nın stratejik çarpışması

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte ABD, eski Sovyet cumhuriyetlerine yerleşerek Rusya’yı daha ileriden sıkıştırma stratejisi izlemişti. Bu amaçla Baltık ülkeleri ile Doğu Avrupa ülkelerini AB ve NATO’ya üye yaptı ve Rusya’yı batısından sıkıştırdı. Yine Orta Asya ve Kafkaslara yerleşmeye çalışarak Rusya’yı güneyinden de sıkıştırmaya çalıştı.

Özetle yaklaşık 30 yıldır ABD ile Rusya arasında stratejik bir çarpışma yaşanıyor.

Rusya ilk 20 yılında geri çekildiği bu çarpışmada, son 10 yılda atak yaparak ABD’yi durdurdu. Putin’in 2008’de Gürcistan’a müdahalesi, yeni bir dönemi de başlatmış oldu.

ABD’nin sonrasında gelen Suriye ve Ukrayna müdahaleleri de Rusya engelini tam olarak aşamadı.

 

Karadeniz’in kilidi Türkiye

Burada bizim için asıl önemli olan, ABD’nin Rusya’yı hedef alan stratejisi nedeniyle NATO’nun yeni dönemde Karadeniz’de hamle yapma kararı almış olmasının Türkiye’ye olacak etkisi…

Zira Karadeniz’in kilidi Türkiye: Ankara’nın Karadeniz’in kapısını NATO’ya açma ya da kilitleme gücü/pozisyonu var.

Türkiye çok uzun bir süredir Karadeniz’i ABD’ye “kilitleme” eğiliminde. ABD’nin Karadeniz kıyı ülkeleri Bulgaristan ile Romanya’yı 2004’te AB’ye, 2007’de NATO’ya üye yapması, o kilidi kırma hamlesiydi.

ABD diğer yandan Karadeniz’deki mevcut statükoya itiraz edip Karadeniz’in “kıyıdaş ülkelere ait” konumunu bozmaya çalışıyor. Bunun yolu ise öncelikle Montrö Sözleşmesi’ni delmek, ardından da yeni bir anlaşma yapmaktır. Sözleşme, bölge dışı devletlerin Karadeniz’de bulundurabileceği savaş gemilerinin toplamını 45 bin tonaj ve 21 günle sınırlamaktadır.

 

Karadeniz’de NATO’ya kırmızı ışık yakılmalı

Türkiye, şimdi NATO üyeliğinin de sorgulanması baskısıyla, Karadeniz’deki NATO varlığının artırılmasına yeşil ışık yakmaya zorlanıyor.

Ve AKP bunu NATO toplantısında, “biz NATO hedeflerine sıkı sıkıya bağlıyız” diyerek onaylıyor!

Ancak önemle belirtelim: Ankara’nın Karadeniz’de Rusya’yı sıkıntıya sokacak kararlara NATO üyeliği bağlamında destek vermesi, Rusya’dan önce, aslında ülkemizi olumsuz etkileyecektir!

Türkiye zaten Doğu Akdeniz’de bir büyük saldırı altındadır. Şimdi benzer bir cephenin Karadeniz’de açılmasına engel olmalıdır.

S-400 meselesini de, F-35 programını da, dahası NATO üyeliğini de bu çerçeve içinde yeniden ve bir bütün olarak ele almalıyız!

 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
8 Nisan 2019

 

1 Yorum

Doğu Akdeniz’de enerji savaşları

ABD Başkanı Donald Trump’ın, “İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıma” kararı, emperyalist haydutluğun son örneğidir.

Fakat önemle belirtelim; bu karar ABD için “stratejik savunmada taktik bir atak”tır, daha fazlası değildir. En güçlü olduğu dönemde bu kararı alamayan ABD’nin hamlesi, “Suriye’den geri çekilme” sürecinde başvurduğu bir taktiktir ve hedefleri şunlardır:

 

ABD’nin “güney enerji koridoru” planı

1. İsrail’in “saldırganlık güvenliği”ni sağlamak: ABD, Ortadoğu’daki jandarması İsrail’in Suriye ve Lübnan’a saldırı güzergâhı olan bu stratejik alanı kontrol altına almak istiyor.

2. İsrail’in Hayfa Limanı’nın güvenliğini sağlamak: Birincisi Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervleri, ikincisi Katar doğalgazı ve üçüncüsü Kuzey Irak petrolleri, Hayfa Limanı’na stratejik önem kazandırıyor. ABD Golan kararıyla yeni bir enerji koridoru çiziyor.

İşte “Stratejik savunmada taktik atak” dememiz tam da bu nedenledir. ABD, Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlayamadığı enerji koridorunu, geri çekilerek güneyden, İsrail üzerinden Akdeniz’e bağlamak istemektedir.

Fakat, hegemonyası inişte bir ABD için, bunun bile olabilmesi zayıf ihtimaldir!

 

Ankara’nın atması gereken 3 adım

ABD, İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır ve bazı AB ülkelerini yan yanan getiren Doğu Akdeniz doğalgazı, Kıbrıs sorunu üzerinden aynı zamanda Türkiye karşıtı bir cephe doğurdu.

AKP’nin yanlış dış politikaları bu süreçte Türkiye’yi hem yalnızlaştırdı hem de gelişmelere karşı şu 3 etkili adımı atmasını geciktirdi.

1. Ankara, İsrail’le anlaşmayı umarak açıklamaktan kaçındığı ve geciktiği, geciktiği için de etkisini yitirmeye başlayan Münhasır Ekonomik Bölge ilanı için artık harekete geçmeli!

2. Ankara, KKTC’yi yok sayan gelişmeler karşısında hızla aşamalı ve zamana yayılan bir “entegrasyon” süreci başlatmalıdır!

3. Ankara, Doğu Akdeniz’de çıkar birliği yapabileceği hızlı bir cephe inşasına başlamalıdır. Burada kilit önemde olan ülke, hem kara hem deniz komşumuz Suriye’dir. Ankara’nın bir an önce Şam’la masaya oturması ve anlaşması gerekmektedir!

Ayrıca Türkiye, Doğu Akdeniz’de ABD-İsrail-Yunanistan cephesine karşı denge sağlamak amacıyla Rusya ve Çin’le bu alanda anlaşmalar yapmalıdır.

 

Rusya ve Çin’le işbirliği zemini

a) Rusya’yla Doğu Akdeniz’de işbirliği yapmanın zemini vardır. Moskova’nın Atina karşıtı bir işbirliğine girebileceği en iyi zamandır; çünkü Moskova ile Atina Ukrayna Kilisesi nedeniyle karşı karşıya gelmiştir.

Üstelik ABD’nin Doğu Akdeniz’deki varlığı, Rusya’nın Suriye’deki Tartus Üssü’nü tehdit etmektedir.

b) Çin’in “Kuşak ve Yol İnisiyatifi” açısından Doğu Akdeniz kritik önemdedir. Hem Kara İpek Yolu olan Orta ve Güney Koridorlarının bitişiğidir, hem de Deniz İpek Yolu’nun güzergâhıdır.

AKP her ne kadar ABD baskısıyla Çin’in kazandığı Füze Savunma İhalesini iptal ederek, Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile Orta Koridorun uyumlulaştırılmasını zora soktuysa da, bunu telafi etme zemini vardır.

Özetleyelim: Çin’in Kara İpek Yolu’nun güzergahı, Rusya üzerinden Kuzey Koridoru, İran üzerinden Güney Koridoru şeklindedir. Çin, Türkiye ile de (Trans-Hazar) Orta Koridor Projesi için Mutabakat Muhtırası imzalamıştı. Hatta Projenin parçası olan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı da 2017’de devreye girmişti. Ancak istenilen oranda ilerleme sağlanamadı. Dahası Çin Yunanistan’ın Pire Limanı’nı seçerek, Deniz İpek Yolu’nda da Türkiye’yi pas geçti.

 

Teknopark ve Ceyhan Limanı

Fakat iki tarafa da kazandıracak yeni bir işbirliği zemini vardır ve önerimiz şudur:

1. Çin, Adana-Ceyhan’da dev bir teknopark açabilir. Böylece Çin, bu teknoparkta montajlayacağı ürünlerini Avrupa pazarına kısa yoldan ulaştırabilir.

2. Çin, Ceyhan Limanı’nı Deniz İpek Yolu içinde önemli bir terminal olarak değerlendirebilir.

İskenderun havzasındaki bu işbirliği, hem Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji savaşlarında elini güçlendirecek, hem de Çin’e ekonomik kazanç ile stratejik derinlik kazandıracaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
1 Nisan 2019

Yorum bırakın

ATLANTİK’İN DAVOS’U, ASYA’NIN BOAO’SU

Davos’ta toplanan ve siyasetçileri, işadamlarını, akademisyenleri bir araya getiren Dünya Ekonomik Forumu, esas olarak Atlantik dünyasının forumuydu. Yeni bir dünya kurulurken, 2001’de, Asya’nın da benzer bir forumu ortaya çıktı: Boao Asya Forumu

Ve Boao Asya Forumu her yıl gelişti, Asya’yı aşıp diğer kıta ülkelerinde de katılımcıları çekti.

 

Serbest Ticareti Korumak

Bu yılki Boao Asya Forumu, 60’ın üzerinde ülkeden 2 binin üzerinde temsilcinin katılımıyla ve “ortak kader, ortak eylem, ortak kalkınma” ana temasıyla yapıldı.

Çin’in liderlik ettiği Asya Forumu’nun mesajı netti: ülkelerin kaderi ortaktı, ortak hareket ettikleri taktirde birlikte kalkınacaklardı…

Ki bu Çin Komünist Partisi’nin ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de temel hedeflerinin bir özetiydi aslında: Çok taraflılık, serbest ticareti korumak ve ekonomik-siyasi bağları güçlendirmek.

Zira dünya artık ABD’nin Çin başta pek çok ülkeye küresel ticaret savaşı açtığı koşullar altında… ABD, serbest ticaret kurallarını yok sayıyor, gümrük duvarlarını yükseltiyor, ticaret açığı verdiği Çin ve AB ülkelerine karşı yaptırımlar uyguluyor, kısacası kendisinin liderlik ettiği ekonomik düzenin kurallarını yok sayıyor…

Serbest ticaretin korunmasını ise Çin savunuyor!

 

Beijing’in 5 Mesajı

Boao Asya Forumu işte bu şartlarda toplandı bu yıl.

Çin Başbakanı Li Keqiang, Forumun açılışında çok önemli mesajlar verdi:

1. Çin, serbest ve adil ticareti destekliyordu.

2. Çin BM ve DTÖ’de reform istiyor ama mevcut sistemi ortadan kaldırmadan; küresel yönetim ve küresel ticaret sitemini koruyarak…

3. Asya, küresel ekonomik büyümenin lokomotifi. Bu nedenle Asya’da barış ve istikrar kritik önemde. Barış ve istikrar için birincisi bölgesel entegrasyon sağlanmalı, ikincisi Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile diğer ülkelerin kalkınma stratejileri kaynaştırılmalı.

4. Çin, yabancı yatırımcılar için elverişli bir ortam oluşturacak. Bunun için yasal düzenleme yapılacak. Çinli ve yabancı şirketlerin eşitler olarak adil rekabet edebilmesi sağlanacak.

5. Çin’in büyüme oranı makul bir aralıkta korunacak.

 

Çin Asya’nın, Asya da Dünyanın Lokomotifi

Li Keqiang’ın mesajlarını, Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in AB turuyla birlikte değerlendirmek gerekir. Zira ABD’nin tehditlerine rağmen Çin’in İpek Yolu Projesine ortak olan AB ülkeleri sayısı artıyor, üstelik bu ortaklığa ilk G7 üyesi olarak İtalya da dahil oldu.

Almanya ve Fransa ise, biraz da ABD tehditlerinin etkisiyle, Çin’le ilişkinin düzeyini kontrollü ilerletmek istiyor.

Brüksel öncelikle Beijing’le ticari ilişkilerde “mütekabiliyet” arıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, bu nedenle Şi Jinping’den, Avrupa’nın Çinli şirketlere verdiği piyasalara erişim düzeyinin aynısının Çin devleti tarafından Avrupalı şirketlere sağlanmasını talep etti.

Şi Jinping’in Angela Merkel ve Emmanuel Macron’a verdiği mesaj ise açık ve yalın: “Şüpheleri bir kenara bırakın, birlikte ilerleyelim.

Sonuç olarak AB, ABD tehditlerine rağmen Çin’le yakınlaşıyor ve bu ABD için tam bir kâbus…

Hem Şi Jinping’in AB turundan hem de Boao Asya Forumu’ndan çıkan esas sonuç ise şu: Çin Asya’ya, Asya da dünyaya lokomotiflik yapıyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Mart 2018

http://www.criturk.com/haber/ozel-haber/atlantikin-davosu-asyanin-boaosu-85034

 

 

1 Yorum

Atlantik’i bölen 4 sorun

 

ABD Başkanı Donald Trump’ın “önce Amerika” stratejisi, kritik konularda ABD ile AB’yi karşı karşıya getiriyor. Bu gerçeği görmek, “yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunu” bilmeyi ve ona göre konumlanmayı gerektirdiği için önemlidir.

Sıcaklığına göre ABD ile AB’yi karşı karşıya getiren ve Atlantik’i bölen konuları inceleyelim:

 

1. ABD’nin Kudüs ve Golan kararı

Trump, “ABD için İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanımanın zamanı geldi” dedi. Kuşkusuz bu açıklama bir yönüyle ABD ve İsrail iç politikası gereği Trump ile Netanyahu’nun birbirine karşılıklı desteğiyle ilgilidir ama bundan çok daha fazlasıdır!

Trump’ın Golan Tepeleri açıklamasını, Kudüs kararıyla birlikte okumak gerekir. Trump 1,5 yıl önce Kudüs’ü İsrail’i başkenti olarak tanıdığını açıklamış, ardından yaklaşık 6 ay sonra büyükelçiliğini Kudüs’e taşımıştı. Bu taşınma işinin ardından da İsrail Parlamentosu Kudüs’ü dünya Yahudilerinin ebedi başkenti ilan etmişti.

Üstelik ABD bu süreçte İsrail-Suudi Arabistan ittifakı oluşturmuş ve “yüzyılın anlaşması” öncesi Arapları ikiye bölmüş ve İran’a karşı bir cephe oluşturmaya başlamıştı.

AB, ABD’nin bu kararına tümden karşı. AB sözcülüğünden Avrupa Komisyonu Başkanına, tüm AB organları Trump’ın açıklamasına tepki gösterdi ve “İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki egemenliğini tanımadıklarının” altını çizdi.

 

2. AB İpek Yolu’nun ortağı

İtalya, Roma’yı ziyaret eden Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile İpek Yolu projesi (Kuşak ve Yol inisiyatifi) kapsamında çok önemli anlaşmalar imzaladı. 7 milyar avroluk değeri olan ve dolaylı etkileriyle 22 milyar avroya çıkabilecek anlaşma, Çin-AB ilişkileri açısından çok önemli.

ABD’nin karşı çıktığı Çin’in İpek Yolu Projesine bugüne kadar 15 kadar AB ülkesi destek vermişti. İtalya’nın katılması ayrı bir değer taşıyor. Böylece hem AB’nin en büyük 3. ekonomisi, hem de ilk defa bir G7 üyesi Çin projesine dahil olmuş oldu.

Almanya ve Fransa’nın da zamanla projeye dahil olacağı öngörülüyor. Eski İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini’nin saptaması dikkat çekici: “Diğer AB ülkeleri de Çin projesinde yer almak isteyebilirler, çünkü bugünlerde Avrupa ülkeleri daha bağımsız politikalar izliyor ve Amerikalı müttefiklerinin isteklerini takip etmek konusunda eskiye nazaran daha olumsuz bir yönelime sahip.”

 

3. AB’nin İran’la ticaret kararı

AB, Trump’ın İran’la varılan anlaşmadan tek taraflı çıkmasına da, sonrasında Washington’un Tahran’ı ambargolarla ekonomik kuşatmaya almasına da cepheden karşı çıktı. Öyle ki, Almanya, Fransa ve İngiltere ABD’nin yaptırım kararlarını devre dışı bırakarak İran’la ticareti sürdürebilmek için bir “ortak ödeme mekanizması (Instex)” bile kurdu.

 

4. Almanya-Rusya enerji işbirliği

ABD, Almanya’nın Rusya ile imzaladığı Kuzey Akım-2 projesini engellemek için çok uğraştı. ABD Enerji Bakanı Rick Perry, açık açık “projeye karşı mücadele ettiklerini” ilan etti.

Konu NATO Zirvesinde Trump ile Angela Merkel’in atışmasına kadar vardı. Almanya Şansölyesi Merkel, “Almanya tümüyle Rusya tarafından kontrol ediliyor” diyen Trump’a “ülkesinin aldığı kararlarda bağımsız bir yol izlediğini” söyledi.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Mass ise “ABD’nin tutsağı olmadıklarını” ilan etti!

 

Sonuç

AB ülkeleri bir süredir “ABD’den bağımsız hareket etme eğilimi” gösteriyordu. Trump’ın “önce Amerika” stratejisi gereği, pek çok ülkeye olduğu gibi müttefiki AB’ye de “küresel ticaret savaşı” açması, bu eğilimi güçlendirdi.

Yukarıda özetlediğimiz 4 “ayrışma konusu”, yeni bir sürece işaret ediyor. Öyle ki, artık Berlin ve Paris, ABD’den bağımsız bir Avrupa Ordusu kurulmasını bile gündemlerine aldılar.

Kısacası, “yeni bir dünya”, “çok merkezli bir dünya” kuruluyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
25 Mart 2019

Yorum bırakın

İpek Yolu’nun iki düğümü: Sincan ve Keşmir

ABD’ye yön veren kurumların iki temel tespiti var:

  1. Çin ve Rusya, ABD’ye karşı ittifak halinde.

Örneğin ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Dan Coats Ocak 2019’da Senato İstihbarat Komisyonu’nu bilgilendirirken şöyle diyor: “Çin ve Rusya, hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleşmiş durumda.

  1. ABD, Çin-Rusya ittifakını ancak Hindistan’ı yanına çekerek dengeleyebilir.

Çünkü Pentagon adına savaş simülasyonu yapan RAND’ın uzmanı David Ochmanek’in açıkladığı sonuç ortada: “ABD, Rusya ve Çin’le gireceği nükleer olmayan savaştan galip çıkamaz.”

 

ABD’nin Kabusu: Kuşak ve Yol İnisiyatifi

ABD, Çin’in Afrika ve Avrupa’ya uzanan kara ve deniz ipek yollarını, küresel liderliğine meydan okuyan en önemli proje olarak görüyor. Zira Çin’in “kuşak ve yol inisiyatifi” sadece 2 trilyon hacimli dev bir ekonomi projesi değil, aynı zamanda ABD’nin geleneksel müttefiki Avrupa’yı Asya-Pasifik’e bağlayan bir siyasal hat…

ABD, “kuşak ve yol inisiyatifi”ni boğmak için planlamalar yapıyor. Hedefi şu: Çin’i bölgesine sıkıştırmak…

ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için izleyeceği strateji, projeyi kesmek için en ileriden geriye doğru belirlediği üç hatta dayanıyor:

İlk hat, deniz İpek Yolu’nu güney Çin Denizi’nde, kara ipek yolunu Orta Asya’da kesmek.

Bu olmadığı taktirde, ikinci hat Ortadoğu üçüncü hat Balkanlar olacak.

 

Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru

Çin’in ABD’nin bu planlamasına karşı geliştirdiği çok önemli bir hamlesi var: Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru.

Çin’in İran’dan petrol alan bir tankeri, Basra Körfezi’nden çıktıktan sonra Hint Okyanusu’ndan ve Malaka Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşacak. Malezya ve Endonezya arasında bulunan Malaka Boğazı ise büyük oranda ABD deniz kuvvetlerinin denetimi altında…

Yani olağanüstü bir durumda ABD, Malaka Boğazı’nı kapatarak Çin’e büyük zarar verebilecek.

Çin, Basra Körfezi’ne çok yakın bir noktada olan Pakistan’in Gwadar Limanı’nı kiralayarak ve Gwadar’ı karadan Kaşgar eyaletine bağlayarak, hem yolu kısaltmakta hem de engelleri bypas etmektedir.

Çin’in Pakistan’a komşu olan bölgesi Kaşgar, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin batısında bulunmaktadır.

Keşmiş ise Çin, Hindistan ve Pakistan’ı birleştiren bir coğrafyadır. Hem kuzeydeki Pakistan Keşmiş’i, hem de güneydeki Hindistan Keşmir’i Çin’in komşusudur; Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi ile Tibet Özerk Bölgesi’ne komşulardır.

 

Sincan’da Yalan Kampanyası, Keşmir’de Terör

Birkaç aydır ABD merkezli kampanyalarla Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlulara zulüm yaptığı propaganda edilmekte. Sanatçı Abdürrehim Heyit’in Çin’de öldürüldüğü gibi yalan haberlerle Türkiye-Çin ilişkileri dinamitlenmeye çalışılmakta ve Çin’in Uygurlara ibadetlerini yasakladığı gibi yalanlarla İslam dünyası Çin’e karşı kışkırtılmaktadır.

Tüm bunlar yaşanırken, üstüne Keşmir’de 14 Şubat 2019’da büyük bir kışkırtma oldu: Ceyş-i Muhammed örgütünün üstlendiği saldırıda, 46 Hint askeri öldü. Bu da Hindistan ile Pakistan’ı karşı karşıya getirdi, iki orduyu alarma geçirdi.

Peki Sincan ve Keşmir’de ortaya çıkan karışıklıklar kimi etkilemektedir? Sincan’daki ayrılıkçı faaliyet Çin’i zora sokuyor. Keşmir’deki kışkırtma ise Hindistan ile Pakistan’ı karşı karşıya getiriyor ve Pakistan’la stratejik ortaklığı nedeniyle, Çin ile Hindistan ilişkisini de olumsuz etkiliyor.

Peki Çin’deki karışıklık ve Çin ile Hindistan ilişkisinin bozulması kime yarıyor? ABD!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
18 Mart 2019

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: