Archive for category Radikal Kitap Yazıları

Atlantis: Platon’un büyük adası

Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet, ‘Kayıp Kıta: Atlantis’ isimli kitabında, bir yönüyle anti-tarih ve anti-dünya olan Atlantis’i, peşinde olanların felsefi derinliklerinde, tarihsel çalışmalarında ve siyasal amaçlarında sorguluyor

Platon’un Timaeus ve Critias’ta dile getirdiği büyük ada krallığının yani Atlantis’in yeri, yaklaşık 2500 yıldır büyük bir tutkuyla aranıyor. Bu yolculuğa asırlardır filozoflar, coğrafyacılar, tarihçiler ve hatta şarlatanlar bile katılıyor… Kimi ‘kayıp kıta’yı Atlantik Okyanusu’nda, kimi Akdeniz’de, kimi de Kuzey Denizi’nde arıyor; Afrika ile Güney Doğu Asya arasında olduğunu iddia edenler bile var. Atlantis efsanesi, antik çağlarda, Nuh tufanında, Kitab-ı Mukaddes’te, Hıristiyanlığın doğuşunda, Aydınlanma Çağı’nda, coğrafi keşiflerde, sömürgecilik döneminde ve hatta Nazi Almanya’sında bile kendine yer buluyor. Efsaneyi ortaya koyanların, elbette siyasal ihtiyaçları ve tarihsel gerekçeleri var!

Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet, ‘Kayıp Kıta: Atlantis’ isimli kitabında, işte bu yaklaşık 2500 yıllık yolculuğa ışık tutuyor, bir yönüyle anti-tarih ve anti-dünya olan Atlantis’i, peşinde olanların felsefi derinliklerinde, tarihsel çalışmalarında ve siyasal amaçlarında sorguluyor.
Atlantis’in kökleri MÖ 335 civarındaki Atina-Pers savaşlarına kadar dayanıyor. Platon, Pers savaşlarını kazanan, deniz gücüne güvenen ‘emperyalist’ Atina’nın Atlantis’le savaşını anlatmış ama öyküyü yarım bırakmıştır. Sular altında kalan kıtanın, asırlar boyunca Platon’un düş ürünü olduğunu savunanlar da olmuş, kayıp kıtanın peşine düşenler de…
Aslında Atlantis’in gizemi, Planton’un peşinde olduğu ideal kent rejimlerindedir; Sparta tipi rejim, oligarşik rejim, demokratik rejim ve asil tiranlık… Platon’a göre demokrasinin kaynağı Atina, monarşinin kaynağı da Pers’tir.

Coğrafi keşifler dönemi
Atlantis’in dayandığı bu karşıtlık, antik çağda, Platon sonrasında da görülür. Örneğin, Silenus şöyle tarif etmiştir: “Bu büyük kara parçası, üzerinde bulunan simetrik ve birbirlerine düşman iki kent tarafından kolonileştirilmiştir. Bu iki kentin arasında inanılmaz bir boşluk bulunur. Kentlerden birincisi savaşçı ve yayılmacıyken, ikincisi barışçıdır.”
Atlantis’in tarihteki ikinci büyük dönemeci, coğrafi keşifler dönemindedir. Kayıp kıtanın yenidünya olduğu bile dile getirilmiştir. Atlantis efsanelerinin İspanya ve Portekiz olan merkezi, 17. yüzyılda Gotik mimari ve Barok sanatı ile hamle yapan İskandinav bölgesine taşınır. Olof Rudbeck, Yafes’in oğlu Atlas’ın İsveç’te kök saldığını ve bütün ulusların bu soyağacından kopan meyveler olduğunu iddia eder ve seçilmiş kavim rolünü İsrail oğullarından alır, Atlantis’e bahşeder.
1789 yılında Paris’in ilk belediye başkanı olan Jean-Sylvain Bailly ise Atlantis’i batıya yerleştirmenin kandırmaca olduğunu savunur. Bailly’nin Atlantis’i çifte bir role sahiptir; hem Filistin’in yerini alır hem de İncil’deki Cennet’in karşılığıdır.
Nicolas Antoine Boulanger ise Aydınlanma Çağı’nda efsaneyi şöyle ele alır: “Hangi felaketten bahsedersek edelim, gözlerimizi hangi topluma çevirirsek çevirelim, suyla olsun, ateşle olsun, doğa felaketlerinin hatırlanması bütün Antik Çağ kutlamalarının ana amacı ve başlıca konusu olmuştur.”
İtalyan Giuseppe Bartoli ise Atlantis’in ‘emperyalist’ ve denizci Atina’nın maskesi olduğunu savunmuştur: “Atlantik Adası’nın siyaseten sular altında kalması, yani herkes tarafından terk edilen ve düşmanlarının hakimiyetine giren Atina Cumhuriyeti’nin düştüğü çöküşün bu görüntüsü, filozoflarımızı kandırmayı sürdürecek mi? Atina Cumhuriyeti’nde, Platon’a göre tek bir Devlet içinde birçok Devlet bulunmasından kaynaklanan bu bölünmenin, bu başkaldırının, bu kargaşanın, birbirleriyle savaşan iki farklı ülke görüntüsüyle kusursuzca ifade edildiği konusunda herkes hemfikir olacaktır”.
Giuseppe Bartoli, Platon’un yarattığı efsaneye siyasal bir yorum getirmek gerektiğini savunmuştur.
Bu yorumlardan biri 1815 yılında Fabre d’Olivert’ten gelir. Fabre halkları üç grupta toplar: Atlantlar (Atlantis halkı) tarımı keşfeder, Persler dini, İskitler de savaşı. İbraniler Atlantların, Çinliler Perslerin, Keltler de İskitlerin mirasını devralır ve bütün bunlar “Atlantis’i yok edene benzer kargaşalardan” sonra gerçekleşir. Atlant ve Pers karışımından tüccarlar doğar, İskitlerle Atlantların birleşmesi Pelasglar ve Greko-Romen uygarlıkla sonuçlanır, İskitlerle Perslerin devamı Medler ve Aryanlar olur.

Nazilerin Atlantisi
Artık Atlantis efsanesi coğrafi keşifler döneminde İspanyol kuramcılar tarafından yaratılan Atlanto-milliyetçiliğinin ve 17. yüzyılda ortaya çıkan İskandinav merkezli bakış açısının tam tersi istikamettedir! Efsane, 19. ve 20. yüzyıl boyunca, Avrupa’nın hâkim devletleri olan Fransa ve İngiltere ile son olarak Almanya merkezli işlenmiştir. Nazilerin Atlantis’i nerelerde ve hangi gerekçelerle aradığı konusu ise aslında Atlantis efsanesinin asırlar boyunca neden gündemde tutulduğunu da en somut biçimde sergilemektedir. 1918 yenilgisinin üstünden gelmeye çalışan ve yeniden çıkış arayan Nazi Almanya’sı, Atlantis efsanesine dayanarak tarihsel kökler yaratmaya çalışmıştır; Alman ulusunun gururunu, 2500 yıllık tarih içinden oluşturmaya çalışmıştır. Ancak 1871 yılında siyasal birliğini sağlayan Almanların, uzun bir geçmişe ihtiyacı vardır!

Efsanenin ardındaki tarih
Tarihte yer bulmaya ve öne çıkmaya çalışan devletler ve yöneticileri, köklerini bu üstün uygarlığa dayandırmayı, yönettikleri halkların ve milletlerin ‘azmi’ açısından önemli bir dayanak olarak görmüşlerdir. Ki Platon da Atlantis’i Atina’yı yüceltmek ve Atina’nın Pers Savaşları’ndaki ilerleyişine tarih öncesinden bir örnek oluşturmak için kurgulamıştır! Platon’u bu kurguya zorlayan maddi nedenlerden biri de Atina’yı “Mısır’ın ezeli eskiliğinin” üstüne çıkartmaktır. Platon, Atina’nın, Atlantis’in gücüne karşı direnerek, bir uygarlık yarattığını dile getirmiş ve bu büyük gücün, gücünün sorgulanmasını da Atlantis’i sular altında bırakarak engellemiştir!
Pierre Vidal-Naquet’in Ali Cevat Akkoyunlu tarafından dilimize kazandırılan ‘Kayıp Kıta: Atlantis’ isimli kitabı, işte bu yönüyle hem Atlantis’e hem de efsanenin ardındaki tarihsel koşullara ve siyasal ihtiyaçlara ışık tutuyor.

MEHMET ALİ GÜLLER

KAYIP KITA: ATLANTİS
Pierre Vidal-Naquet
Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 165 sayfa,
13.5 TL

Reklamlar

,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: