Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
ABD’nin “Çin sistemi” rahatsızlığı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/04/2024
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen’den sonra ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Çin’de. Mesajlarından, Blinken’in da ana gündeminin “ekonomi” olduğu anlaşılıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller’in açıklamasına göre Blinken muhataplarına “Çin’in ticaret politikalarına ve piyasa dışı ekonomik uygulamalarına ilişkin endişelerini” dile getirdi.
Burada anahtar kavram “piyasa dışı ekonomik uygulama.” Yellen’den başlayarak ABD’li yetkililer bunu “kapasite fazlası” diye sunuyorlar; “Çin’in üretim kapasitesi fazlası dünya pazarını olumsuz etkiler” diye propaganda yapıyorlar, Çin’e “üretme, ihracat yapma” diye baskı uyguluyorlar.
ABD kapitalizminin Çin sosyalizmiyle mücadelesi
ABD’nin bu tutumu, en başta “kurallarını kendisinin yazdığı uluslararası ticaret kurallarına” uymuyor. Gerçi ABD için önemli olan çıkarlarıdır; kurallar ya da ilkeler değildir. İşine gelmiyorsa kendi belirlediği kurallara bile uymama konusunda emperyalist ABD dünya şampiyonudur.
Fakat daha önemlisi şudur: Kapitalist dünyanın lider ülkesinin, rakibini “fazla üretmekle” suçlaması, aslında kapitalizm-sosyalizm mücadelesi açısından üzerinde durulması gereken bir konudur.
Washington’un “üretim kapasitesi fazlası” ve “piyasa dışı ekonomik uygulama” dediği, aslında “Çin’e özgü sosyalizm”dir; kamuculuktur, devletin piyasaya müdahaleciliğidir.
Bu konuda en açık sözlü kişinin ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai olduğu görülüyor. Tai, Yellen Çin’deyken dünyaya şu mesajı vermişti: “Çin’in sistemi, bizimki gibi piyasa temelli bir sistemin rekabet etmekte ve ayakta kalmakta zorlanacağı bir sistem. Pekin’in ‘piyasa dışı’ politikalarıyla, uygun ‘karşı önlemler’ yoluyla mücadele edilmediği takdirde ciddi ekonomik ve siyasi zarar görürüz.”
Tai açıkça Çin’e özgü sosyalizmin, Amerikan kapitalizmine üstün gelmeye başladığını, Çin’e özgü sosyalizme karşı mücadele edilmezse hem ekonomik hem de siyasi zarar göreceklerini belirtiyor.
ABD ticaret savaşını kaybediyor
Ticaret savaşını ABD başlattı. Dünyanın en zenginlerinden biri olan Donald Trump’ın başkanlığı döneminde ABD Çin’e karşı kılıcını çekti. Ardından gelen Joe Biden da Çin’e karşı ticaret savaşını sürdürüyor.
Ama ticaret savaşı, Çin’den çok ABD’ye kaybettirdi. Yakın zamanda Apple başta ABD’nin en büyük şirketlerinin CEO’larının Çin’e yaptığı ziyaret ve orada verdikleri mesajlar bile bu gerçeğin göstergesi.
ABD ticaret savaşını kaybediyor ve Amerikan “mali sermaye sınıfı” çıkarları için Çin’e “üretme ve ihracat yapma” baskısı uyguluyor. Bu baskıdan bir sonuç alabilmeleri elbette mümkün değil.
Kaldı ki tüm ekonomik veriler de gösteriyor ki mesele üretim fazlası değil. Zaten Atlantik’in propagandasının tersine, Çin ekonomisi ihracata dayanan, ihracat merkezli bir ülke değil. Son 10 yılın verilerine bakarsak GSYİH içinde ABD’nin ihracatı yüzde 10, İngiltere ve Japonya’nın ihracatı yüzde 15, Çin’in ihracatı da yüzde 20 dolayında. Asıl ihracata dayalı ekonomi ise yüzde 38’e ulaşan Almanya.
Temel fark
Çin ekonomisi ihracat merkezli değil. Yani ABD Çin’in ihracatına engel çıkararak Çin ekonomisine darbe vuramaz.
Çünkü Çin büyük bir iç pazara sahip, çünkü Çin’in iç tüketimi güçlü vb. Ama temel neden ise şu:
Çin ekonomisi, toplumsal eşitsizlikleri bütünüyle ortadan kaldırma stratejik hedefine sahip bir sosyalist ekonomidir; ABD ekonomisi ise bireysel kâr esasına dayandığı için toplumsal eşitsizlikleri gittikçe büyüten özellikte neoliberal kapitalizmdir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Nisan 2024
Esad’ın analizi
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/04/2024
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın dünya ve bölge analizi önemliydi. Rus devlet televizyonuna konuşan Esad şu üç saptamayı yaptı:
1) “Rusya’nın Ukrayna’ya özel askeri operasyonu, tarihin gidişatını değiştirmeyecek, düzeltecektir. Rusya, ABD’nin berbat ettiği şeyleri düzeltiyor.
2) Rusya, Suriye’de ve Ukrayna’da ABD’nin iç işlerine müdahalesine direniyor.
3) Rusya, siyasi ve askeri alanda küresel istikrarı güçlendiriyor.” (Sputnik, 21.4.2024)
Bugün Esad’ın bu analizini değerlendirelim:
ABD’nin arzuladığı tarihin gidişatı
ABD’nin nasıl bir tarihi gidişat arzuladığı sır değil. 30 yıldır hem strateji belgelerinde yazdı hem de bizzat bazılarını uyguladı: Yugoslavya’yı parçalara böldü, Afganistan ve Irak’ı işgal etti, Libya ve Suriye’de istikrarsızlık operasyonları yaptı.
Ve ABD’nin arzusu sürdürülebilir olsaydı, bugün bölgemizde Irak ve Suriye etnik ve mezhepsel temelde pek çok parçaya bölünmüş, İran işgal edilmiş, KKTC tasfiye edilip Kıbrıs’ın alt parçası olmuş, Rusya Doğu Avrupa ve Kafkasya’dan gelen saldırılarla gerilere doğru çekiliyor olurdu.
İşte Rusya’nın 2015’te Suriye’de askeri olarak sahaya inmesi ve 2014’te Ukrayna’da başlayan savaşa 2022’de müdahil olması, ABD’nin arzuladığı tarihin gidişatını durdurmuştur. (Elbette başka iç ve dış nedenlere ek olarak.)
ABD Suriye-Ukrayna’da iç işlerine müdahale etti
ABD’nin Suriye’de ve Ukrayna’da bu ülkelerin iç işlerine müdahale ettiği ortada. Esad’ı açık açık devirmeye çalıştılar, iç savaş başlattılar, Suriye’nin petrolünü ve gıdasını çalmayı sürdürüyorlar.
Ukrayna’da da her şey ortada. ABD’nin 2014’te darbe yaptığı Obama’nın TV sözlerine kadar yansımış durumda. Ve yine CIA’nın koordinatörlüğünde, 2014’ten 2022’ye kadar Ukrayna’daki çoğunluğu Rus olan bölgelere karşı bir özel savaş yürütüldüğü, on binden fazla insanın öldürüldüğü de ortada.
Dolayısıyla Esad’ın “Rusya, Suriye’de ve Ukrayna’da ABD’nin iç işlerine müdahalesine direniyor” saptaması yerindedir.
Kuşatmaya karşı yarma harekatları
ABD, SSCB’nin dağılmasının hemen ardından küresel bir saldırı başlattı. ABD’nin Avrupa’nın güneyinde Yugoslavya’yı parçalama saldırısı bir yanıyla yeni bir Avrupa Güvenlik Mimarisi inşa etme çabası ama bir yanıyla da buna bağlı olarak Rusya’yı geriletme amaçlıydı. Moskova o günün şartlarında bu sürece eylemli itiraz edemedi, ABD’nin verilen sözlere rağmen NATO’yu genişletmesini ve etrafında “ölüm kuşağı” oluşturmasını izledi.Hatta “kapitalist Rusya”nın ABD saldırganlığına karşı büyük tavizler verdiğini söyleyebiliriz.
Moskova batısından ve güneyinden turuncu darbelerle “hançerlenmeye” başlanınca ancak “artık yeter” deme noktasına geldi.
Kısacası Rusya, ABD’nin küresel saldırganlığına karşı direnmeye mecbur kaldı, çünkü boynuna dolanan ip artık nefes almasını önlemeye başlamıştı. Böylece 2008’de Kafkasya’da, 2015’te Suriye’de ve 2022’de Ukrayna’da, kendisini boğmaya çalışan bir kuşatmaya karşı yarma harekatları başlatmış oldu.
Lider yok şirket yöneticisi var
Rusya’nın şansı, güçlenen Çin’in bu süreçte ABD’yi dengelemeye başlamasıydı. Böylece ABD’nin baskı kurumlarının karşısında alternatif kurumların inşa olduğu bir çok kutupluluk süreci başlamış oldu. İşte o sürecin avantajıyla ABD’nin arzuladığı tarihi gidişat durduruldu. Artık tarihin gidişatının belirlenmesinde gelişmiş Batının/Kuzeyin değil, gelişmekte olan Güneyin/Doğunun ve zengin azınlığın değil, küresel çoğunluğun ağırlığı etkili olmaya başladı.
Bitirirken yine Esad’a kulak verelim. “Ülkeler şirketlere, ülke liderleri de şirket yöneticilerine dönüştü. Modern politikacılar artık stratejik düşünmüyor, önlerine konulan güncel görevleri çözüyor ve artık sözlerinden sorumlu olmuyorlar” diyen Esad haklı: “Batı’da diyalog kurmak isteyeceğim hiçbir siyasetçi yok.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Nisan 2024
Ortadoğu’da koridor mücadelesi
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 24/04/2024
Aksa Tufanı’nın sonuçlarından biri de Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun rafa kalkması oldu. Çünkü denizyolu ve demiryolu ayakları olan bu koridorun rotası şöyleydi: Hindistan’dan denizyoluyla Birleşik Arap Emirlikleri’ne uzanacak, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’e ulaşacak, tekrar denizyolu ile Yunanistan’a varacak.
Merkezinde İsrail’in olduğu bu koridor, imzadan öteye gidemedi. Oysa ABD Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve AB ile mutabakat zaptını imzalarken ne de umutluydu. Çünkü Washington bu koridorun Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’a alternatif olacağını düşünüyordu.
ABD Başkanı Joe Biden “büyük bir anlaşma”, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu “İsrail tarihindeki en büyük işbirliği” diyordu.
Aksa Tufanı İsrail merkezli koridoru rafa kaldırdı
Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan bağımsız olarak şu iki nedenle Kuşak ve Yol’a alternatif olması zaten olası değildi:
1) Koridorun finansman sorunu vardı; ABD bu sorunu AB ve Japonya sermayesi ile aşmayı planlıyordu.
2) Koridorun Körfez-İsrail arası demiryolu boyutu, trenle taşınacak konteyner sayısının sınırlılığı nedeniyle Kuşak ve Yol karşısında zayıf kalıyordu.
Ayrıca artık çok kutupluluk vardı, Çin’in Körfez ülkeleriyle iyi ilişkileri vardı…
İşte bu nedenlerle, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nu analiz ettiğim CGTN Türk’teki 12 Eylül 2023 tarihli makalemde şöyle demiştim: “Koridor, Kuşak ve Yol’un alternatifi olamaz ama ortak çıkarları yükseltmek üzere Kuşak ve Yol’un içinde koridor olabilir.”
İsrail iki devletli çözümü kabul etmediği ve Gazze’ye barış gelmediği müddetçe “Kuşak ve Yol’un içinde koridor olma” fırsatına bile kavuşamayacak tabii ki…
Kalkınma Yolu
Ancak Kuşak ve Yol içinde değer kazanabilecek yeni bir koridor daha doğuyor: Kalkınma Yolu.
Bir süredir hazırlıkları yapılan projenin mutabakat zaptı, Erdoğan’ın 22 Nisan’da Bağdat’a yaptığı ziyaret sırasında imzalandı. Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin imzaladığı proje ile Körfez’den Avrupa’ya, Irak ve Türkiye üzerinden kara, demir ve deniz yolları açılıyor.
Basra Körfezi’nin kuzeyindeki Büyük Fav Limanı’ndan başlayacak demiryolu, Türkiye’ye ulaşınca, bir kolu Ceyhan Limanı’na, bir kolu da İstanbul’a uzanacak. Böylece hem karadan hem de denizden Avrupa’ya iki farklı yol devam edecek.
Projenin 2028’de tamamlanması ve 17 milyar dolara mal olması bekleniyor.
Yol-Güvenlik-İşbirliği-Barış
Kalkınma Yolu bir bölge projesi. ABD bu projeye çeşitli nedenlerle mesafeli.
Çünkü…
Kalkınma Yolu, ancak güvenliği sağlanarak çalışabilecek. Bu da ABD’nin varlık bulundurarak istikrarsızlık yaratmaya çalıştığı ve böylece Irak’ın merkezinden koparmaya çalıştığı Kuzey Irak’ın istikrarının sağlanmasını gerektiriyor, Türkiye ile Irak’ın ortaklığını gerektiriyor, projeden yararlanacak Erbil yönetiminin Ankara ve Bağdat’la iyi işbirliğini gerektiriyor…
Ve daha önemlisi…
Kalkınma Yolu’nun daha başarılı sonuçlara ulaşabilmesi için, İran’ın da projeye dahil edilebilmesinde şu yararlar var: Geniş bölge işbirliği hem ABD’nin Irak ve Suriye’deki varlığına karşı basınç uygulayabilecek, hem Suriye’nin kuzeyindeki istikrarsızlığa son verebilecek ama hem de Kafkasya merkezli yol ve projelerde geniş ölçekli işbirliği sağlayacaktır.
Haliyle bu tablo içerisinde Kalkınma Yolu Kuşak ve Yol’a alternatif değil, onun orta koridor altındaki bölgesel bütünleyeni olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
24 Nisan 2024
İsrail Kürecik’ten nasıl yararlandı?
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/04/2024
İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, “’İran’ın İsrail’e fırlattığı füzeler, Malatya Kürecik’te bulunan radar üssü sayesinde erken tespit edilerek durduruldu’ iddiası doğru değildir” diyerek bir “yalanlama” yaptı ve şunları ekledi: “Kürecik’teki radar sisteminden elde edilen bilgiler, NATO prosedürleri çerçevesinde sadece müttefiklerle paylaşılmaktadır. Bu veri paylaşımının amacı, NATO müttefiki ülkelerin halklarının, topraklarının ve kuvvetlerinin korunmasıdır.”
Bu yalanlama, aslında bir dezenformasyon. İsrail, Kürecik Radarı’ndan yararlandı. Nasıl mı? Madde madde bakalım:
İsrail’e silah veren, istihbarat da verir
Kürecik Radarı, ABD tarafından kurulup NATO üssüne dönüştürülmüştür. Üs, NATO’nun 2010’daki Lizbon Zirvesi’nde alınan karar gereği, balistik füze savunma sisteminin bir unsuru olarak planlandı. Ancak NATO himayesinde değil de ABD himayesinde olacağı için Ankara önce itiraz etti. Üs NATO şemsiyesine alınınca Eylül 2011’de onaylandı ve Şubat 2012’de kuruluşu tamamlandı. İran sınırına 700 km yakınlıktaki üsse AN/TPY-2 tipi radar yerleştirildi. Ancak AN/TPY-2 sonuçta ABD ordusuna aittir ve fiilen ABD tarafından işletilmektedir. Dolayısıyla:
1) Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin “bilgiler İsrail’le değil, sadece NATO müttefikleriyle paylaşılır” iddiası, teorik olarak doğru olsa bile, pratikte doğru değildir. Çünkü İsrail’e para ve silah veren, elbette istihbarat da verir! Bundan şüphe duymak saflık değilse, NATO’körlüktür!
ABD Kürecik verileriyle İran füzeleri düşürdü
2) İran’dan İsrail’e doğru harekete geçen 300 civarındaki SİHA ve füzenin 87’sini, Pentagon’un açıklamasına göre bizzat ABD düşürdü. ABD’nin bölgedeki üslerinde bulunan savunma füzeleri ve uçakları, İran füzelerine karşı İsrail’den önce harekete geçti. ABD bu savunmasında Kürecik Radarı’nın verilerini de kullandı. ABD’nin Kürecik’ten yararlanarak İsrail’e hareket eden İran füzelerini düşürmesi demek, İsrail’in Kürecik’ten “dolaylı” yararlanması demektir.
3) İsrail, Kürecik Radarı’ndan, İran füzelerine karşı harekete geçen Doğu Akdeniz’deki ABD gemileri üzerinden de “dolaylı” yararlandı: “Doğu Akdeniz’deki 2 ABD Aegis muhribin SM3 bataryaları ile balistik füze düşürdüğünü Pentagon açıklamalarından biliyoruz. Bu gemilerin atmosfer dışında önleme yapabilmesine yönelik tespit ve izleme bilgilerini Kürecik’teki radardan aldığı fiziki bir gerçektir. Zira söz konusu NATO Balistik Füze Savunma Sistemi gemilerinin Aegis komuta kontrol sisteminin Avrupa ve Akdeniz havzasında ana bilgi girişlerinden ve ‘yan söyleme’ istasyonlarından birisinin Kürecik Radarı olduğu biliniyor” (Em. Tümamiral Cem Gürdeniz, Veryansın, 21.4.2024).
4) İsrail’in savunmasına sadece ABD değil, İngiltere ve Fransa da katıldı. Kıbrıs’taki üslerden kalkan bu uçaklar da elbette NATO üyesi ülkelerin uçakları olarak Kürecik Radarı’nın verilerinden yararlandı.
İsrail’e NATO’da ofisi AKP onayladı
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi “Kürecik’teki radar sisteminden elde edilen bilgiler, NATO prosedürleri çerçevesinde sadece müttefiklerle paylaşılmaktadır” diyor. Peki İsrail’in NATO’yla ilişkisi nedir?
AKP iktidarı, Kürecik Radarı’nın kurulduğu yıl, ABD’nin talebiyle İsrail’in NATO çalışmalarında yer almasını onayladı. 4 Aralık 2012 tarihli o toplantıyla ilgili olarak İsrail gazetesi Jerusalem Post “NATO’nun füze savunma sistemlerinin kurulması kararı, Ankara’nın İsrail’e karşı tavrını yumuşatması için bir kaldıraç olarak kullanıldı” diye yazdı. Ardından AKP, 2016’da da İsrail’in NATO merkezinde daimî ofis sahibi olmasını onayladı.
Özetle, Atlantikçi bir iktidarın İsrail’e karşı sahici bir tutum alabilmesi olası değildir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Nisan 2024
İran’ın ABD’ye üç mesajı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/04/2024
İsrail’in “İran’ın yanıtına” yanıtı çok zayıf oldu. Çünkü İran’ın mesajlarını doğru okuyan ABD, “bölgesel savaş kışkırtmaya” çalışan Netanyahu’yu dizginlemek zorunda kaldı.
Görüldüğü üzere asıl mücadele İran ile İsrail arasında değil, İran ile ABD arasında. Peki neydi İran’ın ABD’ye mesajları? İnceleyelim:
İran’ın askeri mesajı
1) İsrail’in İran’ın 13 Nisan saldırısına yanıtı İsfahan’a zayıf bir dron saldırısı oldu. Çünkü İran, İsrail’in olası sert yanıtına çok daha sert yanıt vereceğini ilan etti. 13 Nisan saldırısı da, asıl saldırının çok sert olacağının ipuçlarıyla doluydu: İran yeni olmayan silahlarıyla saldırmış, 1700 km ötedeki İsrail topraklarına ulaşmış ve istediği hedefleri vurabileceğini göstermişti.
İsrail’in demir kubbesi, ABD uçakları ve bölgedeki ABD füze savunma sistemleri, hatta İngiltere ve Fransa, topluca SİHA’ların ve eski füzelerin çoğunu düşürmüştü ama asıl mesaj şu olmuştu: “ABD’li yetkililere göre en az dokuz füze İsrail üslerini vurmuştu.” (FP, 18.4.2024)
Bu “askeri mesaj” İsrail’den çok ABD’yeydi. İran saldırı kabiliyetinin işaretlerini vererek, ABD’ye, Ortadoğu’daki çoğu üslerine rahatlıkla ulaşabileceğini göstermiş oldu.
İran’ın ticaret mesajı
2) İran, özetle ABD ve İsrail’e niyetinin “stratejik caydırıcılık sağlamak” olduğunu gösterdi. Ama “ticaret mesajı” olarak ikinci mesajı da şuydu: Muhatapları caymazsa, Hürmüz Boğazı’nı ABD ve müttefikleri aleyhine deniz trafiğine kapatabilirdi. Bunu iki saldırı arasında fiili bir uygulamayla da gösterdi: İsrailli işadamına ait kargo gemisine el koydu.
Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları ve ABD deniz koalisyonunun bunu engelleyememesinin küresel ticarete faturası ortadayken, bir de Hürmüz Boğazı’nın kapanması Batı ekonomilerini iyice sıkıntıya sokacaktır. Bu da kaçınılmaz olarak müttefikleriyle ABD arasında yeni bir soruna yol açacaktır.
İran’ın nükleer mesajı
3) İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Ahmad Haghtalab, Tahran’ın İsrail’in tehditleri karşısında “nükleer doktrinini” gözden geçirebileceğini söyledi. (Euronews, 18.4.2024)
Bu, İran’ın ABD’ye verdiği en önemli mesajdı. İran’ın nükleer doktrinini değiştirmesi, hızla nükleer silaha kavuşabilme yeteneği, Ortadoğu düzenini değiştirecek niteliktedir. Çünkü Ortadoğu’da nükleer silahlara sahip tek ülke vardır: İsrail. (ABD’nin de bölgedeki bazı üslerinde nükleer başlıkları var)
Evet, İsrail’in nükleer silahları gayri resmidir ama muhataplarınca bilinmektedir. Bu orantısız güç, bazılarının “İsrail’in şımarıklığı” dediği politikaların güvencesidir. Bu orantısız güç, kamuoylarından yükselen “Araplar neden İsrail’e bir şey yapamıyor” sorusunun yanıtlarından biridir. Bu orantısız güç, İsrail’in Gazze’de göstere göstere soykırım yapabilmesinin en önemli nedenidir.
Ortadoğu’daki düzen -değişmeye başladıysa da- esas olarak ABD ve İsrail’in nükleer silahlarının belirlediği düzendir. İran’ın nükleer silah sahibi olması, kaçınılmaz olarak yeni bir düzen demektir.
ABD’nin önündeki zorluk
Dolayısıyla ABD’nin önünde büyük zorluk var: İran’ın nükleer doktrinini değiştirmemesi için hem Trump’ın çıktığı anlaşmayı yenileyebilmesi ama hem de ondan daha önemlisi İsrail’i dizginlemesi gerekiyor.
İsrail’in istediği “çözüm” ise nükleer programını “yok edebilmek” için İran’a savaş açmak. Bakmayın siz “Sıra ABD’nin İran’ı parçalamasına geldi” analizlerine. ABD’nin şu anda en uzak durduğu konu, İran’a savaş açmak. Bu sadece ABD’nin Ukrayna cephesinde yaşadığı zorluklardan kaynaklanmıyor, asıl ABD’nin hegemonyasının zayıflamasından kaynaklanıyor.
Dolayısıyla Biden için asıl mesele, “Kasım seçimine” sorunsuz ulaşabilmek şu anda.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Nisan 2024
Hegemonik Güvenlik – Küresel Ortak Güvenlik
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 19/04/2024
Dünyada şu anda iki temel güvenlik yaklaşımı var: İlki ABD’nin savunduğu “hegemonik güvenlik”, ikincisi ise Çin’in savunduğu “küresel ortak/kolektif güvenlik.”
ABD’nin savunduğu güvenlik anlayışını yaşadık, yaşıyoruz. Çin’in 21 Nisan 2022’de açıkladığı “küresel güvenlik inisiyatifi” ise özetle şu ilkelere dayanıyor:
1. Güvenlik, işbirliği içinde ortak savunulmalı.
2. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli: İçişlerine müdahaleler son bulmalı ve ülkelerin toplumsal sistem tercihine saygı gösterilmeli.
3. Güvenliğin bölünmezliği prensibi esas alınmalı: Kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımı temel prensip olmalı.
4. Krizlere barışçıl çözüm aranmalı ve tek taraflı yaptırımlar kaldırılmalı.
5. Terör ve iklim gibi küresel sorunlar birlikte göğüslenmeli (Kuşak ve Yol, Kırmızı Kedi, 2022, s. 26)
Çin 21 Şubat 2023’te ise Küresel Güvenlik İnisiyatifi Konsept Belgesi yayımladı. Özetle Beijing yönetimi dünyaya “zıtlaşma yerine diyalog, ittifak yerine ortaklık, sıfır toplamlı oyun yerine kazan-kazan ilişkisine dayanan yeni bir güvenlik yolunun izlenmesi” çağrısı yaptı.
ABD – Çin güvenlik anlayışı farkı
Önümüzde duran iki güvenlik anlayışı arasındaki temel farklar şunlardır:
– Hegemonik güvenlik, sıfır toplamlı oyuna; küresel ortak güvenlik ise kazan-kazan ilkesine dayanmaktadır.
– Hegemonik güvenlik bölünebilir güvenliği, küresel ortak güvenlik ise bölünmez güvenliği esas almaktadır. ABD, kurallarını kendisinin belirlediği düzenin devamını sağlayarak emperyalist çıkarlarını koruyabilmenin güvenliğini inşa etmeye çalışıyor; bu ABD’nin ve bir avuç müttefikinin güvenliği için dünyanın geri kalan büyük kısmının güvensizliğine dayanıyor. Çin ise “kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımını, yani bölünmez güvenlik anlayışını” temel prensip kabul eden ortak bir küresel güvenlik öneriyor.
– Hegemonik güvenlik paktlarla, askeri ittifaklarla uygulanmaktadır; küresel ortak güvenlik ise işbirlikleri, ortaklıklar aramaktadır.
Bu iki güvenlik anlayışının sahaya yansıması ise şöyledir:
Hegemonik güvenlik, Yugoslavya’yı böldü, Afganistan ve Irak’ı işgal etti, Libya ve Suriye’yi parçalamaya uğraşıyor, Ukrayna’yı kullanarak Doğu Avrupa’da Rusya’ya karşı “uzun savaş” stratejisi izliyor, Ortadoğu’da İsrail saldırganlığını destekliyor, bölgelere silahlı ticaret, ülkelere rejim ve devletlere hukuk dayatıyor.
Küresel ortak güvenlik ise Ortadoğu’da İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdı, Ukrayna-Rusya savaşına çözüm önerisi sunuyor, Filistin devletinin tanınmasına çalışıyor, kürenin dört bir tarafındaki ülkelerle “senin rejimin sana, benim rejimim bana” diyerek ilişki kuruyor, rejim ya da hukuk dayatmadan ekonomik ilişki kuruyor, ticaret yapıyor.
ABD’nin Avrupa’daki faaliyetleri
Emperyalist ABD, hegemonik güvenlik anlayışını hem Avrupa’da hem de Asya-Pasifik’te dayatmaya çalışıyor:
Avrupa’da durum şu:
Ukrayna üzerinden NATO’yu genişleterek Rusya’yı geriletmeye çalışması, ABD’nin “Avrupa güvenlik mimarisini” yıkma hedefinin de gereğiydi. Böylece Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinden atarak, Avrupa ile Asya’yı bölerek Avrupa üzerinde tam tahakküm kurmaya çalışıyor.
Diğer yandan ABD İsveç ve Finlandiya’yı NATO’ya dahil ederek, yakın geleceğin en önemli güç mücadele alanını oluşturacak Arktik bölgesinde alan kazanmaya çalışıyor. ABD İsveç ve Finlandiya üzerinden, Rusya’ya baskı kurmaya çalışıyor.
Diğer yandan ABD, Arktik Okyanusu’ndan Doğu Akdeniz’e inen bir “yeni demir perde” inşa ediyor. Arktik, Baltık, Doğu Avrupa, Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz üzerinde ABD üslerini artırıyor, NATO üslerini genişletiyor. Özellikle ABD’nin son dönemde Yunanistan’da açtığı üsler ve Romanya’da NATO’nun Avrupa’daki en büyük üssünü oluşturma çabaları dikkat çekiyor.
ABD’nin Asya-Pasifik’teki faaliyetleri
Emperyalist ABD’nin “baş rakip” gördüğü Çin’e karşı Asya-Pasifik’te sergilediği faaliyetleri ise şunlardır:
ABD, Asya-Pasifik’te Çin’e karşı askeri ittifaklar inşa ediyor. Avustralya ve İngiltere ile kurduğu üçlü AUKUS, esas olarak Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirme çalışmasıdır. ABD AUKUS’u, Japonya ve Yeni Zelanda ile genişletmeye çalışıyor.
Diğer yandan ABD, fiilen işgali altında olan Japonya ve Güney Kore’yi bir savunma ortaklığı çerçevesinde hızla askerileştirmeye başladı.
ABD, bu arada Tokyo’da “NATO irtibat ofisi” kurmaya çalışarak, Pasifik’teki Hawaii’yi NATO sorumluluk alanına dahil etme niyetini ortaya atarak, adım adım Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünü (NATO) Asya-Pasifik’e genişletmeye çalışıyor.
Diğer yandan Güney Çin Denizi’nde kendi askeri varlığına gerekçe oluşturabilmek için çeşitli kışkırtma eylemleri sürdürüyor. Son olarak Japonya, Avustralya ve Filipinler ile birlikte Güney Çin Denizi’nde Çin’i hedef alan bir askeri tatbikat başlattı.
ABD ayrıca Asya-Pasifik’i hızla silahlandırıyor. Tayvan başta bölgeye yoğun silah satışı sürdürüyor. Ama daha önemlisi, Asya-Pasifik’e orta menzilli füze yerleştirme hazırlığında. ABD Pasifik Bölgesi Kara Kuvvetleri (USARPAC) Komutanı Charles Flynn, Japonya’nın başkenti Tokyo’da yaptığı açıklamada, yakın tarihte Hint-Pasifik bölgesine orta menzilli füzeler yerleştirmeyi planladıklarını belirtti.
Uluslararası güvenliğin temeli
Görüldüğü üzere ABD ile Çin’in savundukları güvenlik anlayışları, taban tabana zıttır; biri dünyamız için savaş riski doğururken, diğeri barışı hedeflemektedir.
Çin’in dünyanın gündemine getirdiği küresel ortak/kolektif güvenlik anlayışının, BM düzleminde ele alınması, diğer ülkelerin katkılarıyla geliştirilmesi ve uluslararası hukuk güvencesi kazandırılarak uluslararası güvenliğin temelini oluşturması, dünya halklarının geleceği açısından kritik önemdedir.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
9 Nisan 2024
Bahçeli büyük oyunu çözdü!
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/04/2024
İran füzeleri İsrail semalarında görüldüğü andan itibaren, yine o koro harekete geçti; “tiyatro” dedi, “oyun” dedi, “danışıklı dövüş” dedi…
Olaylara bu tür yaklaşım tutumu son yıllarda fazlasıyla yaygınlaştı. Hiçbir şeye inanmıyorlar, her şey kurgu onlara göre. “Büyük resmi” görüyorlar, “büyük oyunu” çözüyorlar hep.
ABD destekli FETÖ darbe yapmaya kalkıyor, hemen “tiyatro” diyorlar. Böylece tersinden bilerek-bilmeyerek darbedeki “erken doğuma zorlama” konusunu perdelemiş oluyorlar.
Covid-19 çıkıyor, “Çin işi” diyorlar, tutmayınca “dünyayı yöneten ailelerin kontrollü nüfuz temizliği” olduğunu savunuyorlar. Aşısı bulununca, “ne çabuk” diyerek, komplo teorilerine dayanak yapıyorlar. Aynı virüs ailesi grubu nedeniyle aşı çalışmasının yıllar önce başladığını söylediğinizde de “Bill Gates aşıyla vücudumuza çip sokacak” diyorlar. “Bill Gates bilgisayarla evimize, telefonla cebimize zaten çip sokmuş” demeniz nafile!
Çünkü onlar “büyük oyunu” çözebiliyorlar, çünkü onlar “büyük resmi” görüyorlar, çünkü onlar “dünyayı aslında beş ailenin yönettiğini” biliyorlar!
Hükümet medyasının manşetleri
Mesele sadece “onlar” olsaydı üzerinde durmazdım. Ama onlara önemli bir isim eklendi: MHP Genel Başkanı Devlet Başkanı.
TBMM Grup Toplantısında İran’ın İsrail’e saldırısını yorumlayan Bahçeli şöyle diyor: “Gazze katliamının perdelenmesi için iki devletin ön planda olduğu tiyatro gösterisi sahnelenmiştir.” (AA, 16.4.2024)
Böylece İran’ın ilk kez İsrail topraklarını doğrudan vurmasına “tiyatro” diyenler kervanına Bahçeli de katılmış oluyor. Aslında hükümete yakın medyanın manşetlerine bakınca, bunun “ortak bir siyasi tutum” olduğu anlaşılıyor. Kimi “İran İsrail’i vurmuş gibi yaptı”, kimi “savaş tiyatrosu”, kimi de “tam bir fiyasko” diye manşet attı.
Devletler İran’ın figüranı mı yani?
Peki ABD’den AB’ye, Çin’den Rusya’ya pek çok ülkenin alarma geçmesi, ulusal güvenlik konseylerini toplaması, dışişleri bakanlarının gece ve gün boyunca temaslar kurmaları, istihbarat şeflerinin arka kapı trafiği de mi tiyatro? Hepsi bir oyunun parçası mı? “Acem oyunu”nun figüranı mı?
Geçiniz. Ne olduğu ortada. İran, toprağı niteliğindeki diplomatik temsilciliğine yapılan İsrail saldırısına yanıt verdi. O yanıtı da “bölgesel savaş” isteyen Netanyahu’ya koz vermeyecek ama İsrail topraklarını da vurabileceğini gösterecek şekilde seçti.
Yaşanan tiyatro değildi. Tiyatro olmadığı için CIA Başkanı Burns MİT Başkanı Kalın’ı arayıp arabuluculuk yapmasını istedi, tiyatro olmadığı için ABD Dışişleri Bakanı Blinken Dışişleri Bakanı Fidan’ı arayıp “devrede olmasını” istedi.
Madem devlet tecrübesi olan Bahçeli büyük oyunu çözdü ve tiyatro olduğunu saptadı, neden Kalın ve Fidan’ı uyarıp “boşuna temas aramayın” demedi!
AKP-MHP’nin dört gerekçesi
Cumhur İttifakı’nın meseleyi “tiyatro” olarak açıklamasının elbette nedenleri var:
1) Cumhur İttifakı’nın tabanı açısından, konunun “İran’ı Gazze için öne çıkan asıl ülke göstermemek” yanı var. Çünkü sürekli “Gazze’ye en çok sahip çıkan biziz” propagandası yapıyorlar.
2) Cumhur İttifakı’nın liberalleri açısından, konu zaten NATO ortağı İsrail ile İran arasında; haliyle Kürecik Radarından gazete manşetlerine kadar NATO üyeliğinin gereği yapılıyor.
3) Cumhur İttifakı’nın siyasal İslamcıları açısından, konunun Şii-Sünni rekabet zemini var.
4) Cumhur İttifakı’nın milliyetçileri açısından, konunun “Güney Azerbaycancılık” boyutu var.
Bu dört nedenle, İran’ın İsrail topraklarında havaalanları gibi seçilmiş hedefleri vuran ölçülü saldırısını “tiyatro” göstermeye çalıştılar.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Nisan 2024
Turuncu darbeyle mücadele yasası
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/04/2024
Komşumuz Gürcistan, parlamentosunda çıkarmaya çalıştığı bir yasa nedeniyle Atlantik kampının büyük baskısı altında. ABD ve AB büyükelçileri bazen sopa göstererek, bazen “AB üyeliği” havucu göstererek Gürcistan hükümetine geri adım attırmaya çalışıyorlar.
Yasanın kendisinden önce, bu ağır baskının üzerinde durmalıyız. Zira Batı’nın “demokrasi” palavrasını gözler önüne seriyor. ABD ve AB açık açık bir ülkenin iç işlerine müdahale ediyor, egemenliğini yok sayıyor, parlamentosundaki yasama faaliyetini engelliyor.
Son olarak ABD Büyükelçisi Robin Dunnigan, AB Büyükelçisi Powel Gercinski ve Britanya Büyükelçisi Mark Clayton, Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze ile toplantı yaparak, üçlü baskı uyguladılar.
Yabancı Nüfuzun Şeffaflığı yasa tasarısı
Batı’nın engellemeye çalıştığı yasa tasarısı, “sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın mali durumlarının yıllık yayımlanmasını” amaçlıyor. Yurtdışından yüzde 20’den fazla fon alan sivil toplum kuruluşları ile medyanın mali durumlarını şeffaf hale getirilerek kamuoyunun bilgi sahibi olmasını hedefliyor.
Tasarı daha önce de parlamentodan geçirilmeye çalışılmış, yine ABD ve AB’nin ağır baskısı yaşanmış, Batı destekli muhalefet protesto gösterileri düzenlemişti. Hükümet bunun üzerine yasa tasarısını geri çekmişti. Ancak son dönemde büyük fon girişleri olunca, hükümet yeniden adım attı.
Aynı koro yine ayağa kalktı, tasarıyı “Avrupa’ya evet, Rus yasalarına hayır” sloganıyla engellemeye çalışıyorlar. Oysa Gürcistan parlamentosunun çıkarmaya çalıştığı yasa tasarısı Batı’da da var.
Nitekim Halkın Gücü Partisi milletvekili Mihail Kavelaşvili, “Burada Rus olan nedir, anlamıyorum. ABD’de, Fransa’da benzer bir yasanın yürürlükte olduğunu söylüyoruz” diyor. İktidardaki Gürcü Rüyası Partisi Genel Sekreteri Mamuka Mdinaradze de, hem muhalefete hem Batı’ya seslenerek, “Bizim yasa tasarımızda, ABD, AB, Avustralya, Kanada yasalarında olmayan en az bir madde bulun” diyor.
ABD’deki yasadan daha liberal
Parlamentoda yasa tasarısının görüşüldüğü son toplantı şiddete sahne oldu. Batı destekli muhalefet milletvekilleri, kürsüde konuşan parlamento çoğunluk lideri Mamuka Mdinaradze’yi yumrukladılar.
Mdinaradze, sivil toplum sektörünün, Gürcistan’da “en şeffaf olmayan sektör” olduğunu, bunun, Avrupa Konseyi’nin Kara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadelenin Değerlendirmesine İlişkin Uzmanlar Komitesi’nin 2020’den itibaren Gürcistan’a yönelik tavsiyelerini içeren belgesinde de yer aldığını belirtiyor.
İktidardaki Gürcü Rüyası ve Halkın Gücü liderleri, bu yasa tasarısının, ABD’deki Yabancı Acenteler Kayıt Yasası’ndan (FARA) çok daha liberal olduğunu vurguluyorlar.
Amaç Rusya’ya ikinci cephe açmak
Üzerinde bu kadar gürültü koparılan yasaya ABD ve AB’nin itirazının gerçek nedeni açık: Gürcistan’daki sivil toplum kuruluşlarını kendi amaçları doğrultusunda sınırsızca fonlamak istiyorlar. Çünkü bu sivil toplum kuruluşlarına dayanarak, yine 2003’te olduğu gibi “Gül Devrimi” adı altında “turuncu darbe” yapmak istiyorlar. Çünkü güdümlerinde olacak bir hükümet üzerinden, Rusya’ya güneyinden ikinci bir cephe açmak istiyorlar.
ABD bu amacını aslında açıkça ortaya koyuyor. Öyle ki ilk turuncu darbenin aktörü olan Mihail Saakaşvili’yi Ukrayna’da savaşın başlamasından dört ay önce yeniden Gürcistan’a göndermişlerdi. Oysa Saakaşvili Ukrayna vatandaşlığına geçmiş, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın koordinatörlüğünde oradaki turuncu darbede rol almış, daha sonra Odessa Valisi olup, turuncu darbeye karşı çıkan Donbass halkı üzerinde “özel savaş” yönetmişti.
Tüm bu tablo nedeniyle de önceki Gürcistan Başbakanı İrakli Garibaşvili açık açık dünyaya seslenmiş, “iktidarda olduğumuz sürece burada ikinci bir cepheye izin vermeyeceğiz” demişti.
ABD fonladığı kuruluşları korumaya çalışıyor
Kısacası ABD ve AB, tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi Gürcistan’da da bir Zelenski bulma peşinde. Zelenski’yi iktidara taşıyan yol ise fonlanmış sivil toplum kuruluşlarının CIA koordinatörlüğünde düzenlediği ve adına “renkli devrim” dedikleri “turuncu darbe” ile açılan kapıdan başlamıştı.
İşte ABD ve AB, bir benzeri operasyon için fonladıkları sivil toplum kuruluşlarını korumak istiyorlar. Demokrasi yine hikaye yani…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
17 Nisan 2024
İran İsrail’in dokunulmazlığını deldi
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 15/04/2024
İran’ın 14 Nisan’da İsrail’e yaptığı SİHA ve füze saldırısını 6 maddede inceleyelim:
1) Öncelikle İran’ın saldırısı uluslararası hukuk düzlemi içindedir; İsrail’in 1 Nisan’da Şam’daki İran konsolosluğuna düzenlediği terör saldırısına hukuk temelli yanıttır; BM’nin 51. şartının meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır.
İran savaş açmadı, yanıt verdi
2) İran’ın amacı İsrail’e savaş açmak değildi, diplomatik temsilciliğine düzenlenen saldırıya yanıt vermekti. Dolayısıyla verilecek askeri yanıt belli sınırlar içinde olmalıydı.
Yanıt öyle olmalıydı ki hem Netanyahu’ya koz verilmemeliydi, hem de İsrail’e İran’ın yapabilecekleri gösterilmeliydi.
Çünkü Netanyahu’nun amacı zaten İran’ı kışkırtmaktı. İran ölçüsüz yanıt verirse, bu ABD’yi İran’a yanıt vermeye zorlayabilirdi. İsrail’in en büyük arzusu, Ortadoğu’da ABD’nin fiilen kendi yanında gireceği bir bölgesel savaş kışkırtmaktır.
Diğer yandan İran’ın ölçüsüz yanıtı, siyasi çıkmazdaki Netanyahu’ya alan kazandırırdı; Batı ülkeleri İsrail’in etrafında kenetlenirdi. Hem içeride hem dışarıda yalnızlaşan Netanyahu için ölçüsüz bir yanıt, siyasi ilaç olurdu.
3) İran devleti, Netanyahu’nun tuzağına düşmeyen bir alt ölçü ve muhataplarına askeri kabiliyetini gösteren bir üst ölçü arasında yanıt hazırladı: Yakın bölgedeki bir İsrail hedefine değil, doğrudan İsrail’e yöneldi.
Böylece İran meşru müdafa hakkını, ilk kez doğrudan İsrail’e “ulaşarak” kullanma fırsatına çevirmiş oldu. Hem İsrail’e ama daha önemlisi hem de ABD’ye, 2 bin kilometreye yakın uzaklıktaki İsrail topraklarını vurabileceğini gösterdi. Bir savaş durumunda İran’ın İsrail’in her yerini vurabileceği ortaya çıktı. Ama aynı durum, derinliği fazla olan İran için geçerli değil.
İran “caydırıcılık” kazandı
4) İran’ın attığı 200’den fazla SİHA ve füzeden kaçının İsrail’i vurduğunun çok önemi yok. İsrail hükümeti “yüzde 99’unu engelledik” diyor, ABD kaynaklarına göre ise yüzde 7’si hedefine ulaşmış olabilir.
Kaldı ki İsrail’den ziyade İran saldırısını hafifleten ABD’ydi. ABD, İngiltere ve Fransa’yla birlikte, İran füzelerini Suriye’deki, Ürdün’deki üslerinden füzelerle ve uçaklarla engellemeye çalıştı. Unutulmamalı, Türkiye’deki Kürecik Radarı dahil pek çok ABD/NATO tesisi fiilen İran’a karşı İsrail’i savunmaktadır. İran’dan kalkan her füze Kürecik dahil bölgedeki üslerden izlenmektedir.
İran’ın kaç füzesinin hedefini vurduğunun çok önemi yok; asıl önemli olan İran’ın o mesafeden vurabildiğini göstermiş olmasıydı. Artık İsrail ve ABD de biliyor ki İran saldırı ölçeğini büyük tuttuğu anda tablo bambaşka olacaktır. İşte Tahran’ın asıl kazancı bu caydırıcılıktır.
Nitekim ABD yönetiminin İsrail hükümetine “sakın yanıt verme” ültimatomu bundandır, “yanıt vermeye kalkarsan bizim desteğimiz olmayacak” uyarısı bundandır.
Teknik yön
5) İran’ın İsrail’i vurması, Netanyahu’yu Gazze konusunda daha da sıkıştıracaktır. Şimdi özellikle Avrupa ülkeleri, savaşın bölgelleşme riskini görerek, İsrail’i Gazze’de ateşkese zorlayacaktır. Çünkü AB’nin başı, Ukrayna cephesinin zorluklarıyla yeterince dertte zaten.
Netanyahu’nun herşeye rağmen kendi siyasi geleceği için İran’a yanıt vermeye kalkması ise İsrail’de taşları geri dönülmez şekilde yerinden oynanacaktır.
6) İşin teknik boyutu dikkat çekici. İran füzeleri uydu bağlantılı herhangi bir GPS sisteminin güdümünde hedeflerine yönelmediler. Tıpkı ABD’nin Tomahawk seyir füzeleri gibi, hedeflerini, önceden yüklenmiş haritalara göre optik aygıtlarla saptadılar.
1979 düzenine darbe
Sonuç olarak İran, İsrail’i vurarak sadece diplomatik temsilciliğine yapılan terör saldırısına yanıt vermiş olmadı, daha önemlisi İsrail’in ABD kaynaklı dokunulmazlığını delmiş oldu.
Böylece ABD’nin 45 yıldır inşa etmeye çalıştığı 1979 düzeni büyük yara almış oldu.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Nisan 2024
ABD Asya-Pasifik’i askerileştiriyor
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/04/2024
ABD son günlerde Asya-Pasifik’te üst üste askeri hamleler yaparak bölgedeki tansiyonu yükseltiyor. Washington hem Güney Çin Denizi’nde hem de Doğu Çin Denizi’nde Çin’e silah gösteriyor.
Peki Washington Asya-Pasifik’i şu günlerde ısıtarak ne umuyor? İncelemeye ABD’nin hamlelerinin neler olduğuyla başlayalım:
ABD’nin askeri hamleleri
1) ABD, Japonya ve Filipinler’le ilk kez üçlü bir zirve yaptı. ABD Başkanı Joe Biden Beyaz Saray’da ağırladığı Japonya Başbakanı Fumio Kishida ve Filipin Devlet Başkanı Ferdinand Marcos ile Çin’i tehdit etti; ülkesinin Japonya ve Filipin’e savunma taahhütlerinin sarsılmaz olduğunu belirtti.
Biden “Güney Çin Denizi’nde Filipin uçak ve gemilerine yapılacak saldırı karşısında ortak savunmamız harekete geçecek” dedi.
Üç ülke, bölgede ortak devriye düzenlemeye hazırlanıyor.
2) ABD ve Japonya ikili askeri işbirliklerini güçlendirme kararı aldılar. Biden ile Kishida’nın bu kapsamda açıkladığı planlar şunlar:
a) ABD ordusu, Japonya ile ortak bir komuta yapısı kuracak.
b) ABD, Japonya ve Avustralya bölgede ortak bir hava ve füze savunma ağı geliştirecek.
c) ABD, Japonya ve Avustralya üçlü askeri tatbikatlar yapacak.
3) Japonya’nın Yomiuri gazetesine konuşan ABD Pasifik Bölgesi Kara Kuvvetleri (USARPAC) Komutanı Charles Flynn, “Asya-Pasifik bölgesine en kısa sürede orta menzilli füzeler yerleştireceklerini” açıkladı.
4) ABD, Japonya ve Güney Kore ile birlikte Kore Yarımadası’nda ortak hava tatbikatı yaptı.
ABD’nin denizden kuşatma çabası
Peki ABD bu askeri hamleleriyle ne umuyor?
1) ABD’nin stratejik hedefi, Çin’i çevrelemek. Özellikle Çin’i güney ve doğuda, denizden kuşatarak bu ülkenin deniz harekat alanını daraltmaya çalışıyor.
2) ABD’nin “güç mücadelesi” düzlemindeki hedefi ise Çin-Rusya işbirliğidir. Her fırsatta bu ikiliyi “uluslararası düzene karşı tehdit” olarak niteleyen Washington, iki ülkenin Asya-Pasifik’te ortaklıklar geliştirmesini önlemeye çalışıyor.
3) ABD, Çin’i bölgesel tehdit gibi göstermeye çalışarak, bu tehdide karşı bölge ülkelerinin kendi stratejisine eklemlenmesini umuyor.
4) ABD, Asya-Pasifik’te suları ısıtarak ve silah göstererek, Çin ile iyi ilişkiler yürüten ülkeleri korkutup tarafsızlaştırmaya çalışıyor.
5) ABD’nin ekonomik hedeflerinin başında Çin-ASEAN ilişkilerini torpillemek var. Bölgede askeri tansiyonu artırarak bu büyük hacimli ticaret düzenini Çin aleyhine etkilemek istiyor.
ABD’ye “derinleşen ortaklık” yanıtı
6) Eski ABD Başkanı Donald Trump Çin’e ticaret savaşı açtı, ABD Başkanı Joe Biden yürütüyor. Ancak bu savaş Çin’den çok ABD’ye zarar verdi.
Yakın zamanda ABD’nin en büyük şirketlerinin CEO’ları Beijing’deydi ve Çin’le ticaretin, Çin’de yatırımın, Çin’le büyümenin önemine dair mesajlar verdiler. Tabi mesajların asıl muhatabı ABD hükümetiydi.
Bu arada ABD Ticaret Bakanı Janet Yellen geçen hafta Çin’deydi. Yellen’in dört günlük temasları sırasında öne çıkan mesajı “Rusya’ya desteğin kesilmesi karşılığında yaptırımların sona ereceği”ydi.
Yani ABD Asya-Pasifik’i askerileştirerek, Çin’i ekonomik ve siyasi tavizler vermeye zorluyor. Sonuç mu? Beijing ve Moskova Washington’a “sınırsız dostluk, derinleşen ortaklık ve güçlü dayanışma” yanıtı verdiler!
Bitirirken önemle belirteyim: Birincisi, ABD’nin bu hamleleri, inisiyatifin ABD’de olduğu anlamına gelmiyor. İkincisi, Avustralya ve Filipinler’de ABD stratejisine güçlü bir itiraz var ve iki ülke de tam teslim olmuş değil.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Nisan 2024