Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
Bir görmek, bin duymaktan iyidir
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 18/07/2023
Başlıktaki söz, bir atasözü, Çinlilerin atasözü…
Biz de dört CRI Türk yorumcusu olarak, Hasan Bögün, Kâmil Erdoğdu, Gökhun Göçmen ve ben, bin duymak yerine, bir görmeye gittik Çin’in Xinxiang Uygur Özerk Bölgesini…
Bin, hatta on binlerce duyduk çünkü; Batı basını ve onlara paralel Türk basınının bazıları, hemen her gün “Çin’in Uygurlara zulmüne” dair haber yapıyor çünkü…
Bakmayın haber dediğime, hemen hepsi iftira, yalan, algı operasyonu. Üstelik öyle dayanaksızlar ki Xinxiang’ı görmeden de çoğunun palavra olduğunu kestirebiliyorsunuz zaten…
Neyse, gittik, gördük, netleştirdik: Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi, tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla, ekonomisiyle, kalkınmasıyla, başarılı şehirleşmesiyle Avrupa şehirlerinin bile çoğunu arkada bırakır.
TANRI DAĞININ ETEKLERİNDE
Xinxiang Uygur’da üç şehri, Urumçi, Turfan ve Kaşgar’ı ve bunlara bağlı bazı ilçeleri gezdik.
Üç şehirde, dört müze, üç pazar/meydan, iki cami, bir antik kent, bir vadi ve pek çok tesis/kurum/fabrika gezdik:
Urumçi’de robotlu üretimin zirvesindeki bir otomobil fabrikasını, Turfan’da Taklamakan Çölüne bitişik bir bölgede yeşillendirilme ve içme suyu projesini, yine Turfan’da tarihi karızları (yer altı sulama kanalları) gezdik.
Başarılı genç girişimci Ubeydullah’ın 35 kişinin çalıştığı ve sosyal medyadan tanıtımla Turfan bölgesine ait kuru meyveleri sattığı işletmesini inceledik, Kaşgar’da dev bir erik üretim/paketleme/satış fabrikasını gezdik.
Turfan’da Ateş dağlarının eteklerindeki 8 km’lik üzüm vadisini, buradaki üzüm ve şarap üreticilerini ziyaret ettik. İki nehrin arasındaki tarihi Yar Kent’i gezdik; 8 bin yıldır çeşitli Asya halklarına ev sahipliği yapan bu eşsiz kent ve oradan çıkan tarihi eserlerin sergilendiği müze, olağanüstüydü…

En yukarıda Tanrı dağları, onun altında Ateş dağları, eteklerinde başlayarak Gobi ve karız sularıyla yeşil Turfan… Üzüm, erik, kavun başta pek çok meyvenin başkenti… Ve yüzlerce yıldır bu kültür/üretime uygun inşa edilmiş üstü kurutma odaları olan evler, mahalleler…
Ve Kaşgar’ın restore edilmiş eski şehri, inanılmaz bir tarihi kültürel güzellik…
KAŞGAR MİMARİSİ
Eski şehir demişken, Batı basınının o iftirasını hatırlatarak düzeltelim: Depremde yıkılan evlerin fotoğraflarının altına, “Uygur kültürü yok ediliyor” diye yazmışlardı; oysa gördük, tersine depremde yıkılanları da aslına uygun şekilde restore etmişler ve ortaya Uygur mimarisini çok iyi yansıtan bir şaheser çıkmış.

Üstelik İdgah camisinin önündeki görkemli meydandan başlayarak eski şehrin caddeleri dahil, gece geç saatlere kadar cıvıl cıvıl, ışıklı, müzikli, danslı bir şehir…
Eski şehrin ortasından geçen ana cadde boyunca sağlı sollu dükkanlarda sergilenen yiyecekler ise öyle tanıdık ki, kendinizi Anadolu’nun herhangi bir şehrinde, ama özellikle Adana’dan başlayarak Diyarbakır’a kadar uzanan hat boyunca ilerleyen şehirlerde hissedebilirsiniz. Şiş kebaplar, karın dolmaları, işkembeler, kelleler vb.
Kaşgar’ın yüzde 80’inden fazlası Uygur, ayrıca Kazak, Kırgız etnisiteleri de mevcut; kalabalık caddede dolaşırken konuşmalara kulak kabarttığınızda, bir parça anlıyorsunuz…
Divanı Lügat-it Türk’ün yazarı Mahmud’un şehrinde, Arap-İslam etkisiyle kısmi değişime uğrasa da Uygurca yaşıyor. Xinxiang Uygur Özerk Bölgesinin tamamında Uygurca zaten eğitim dili… Okullarda iki dilli eğittim var, çarşılarda tabelalar, yollarda trafik levhaları hep iki dilli, hatta Çin’in resmi parasında bile Uygurca var…
Uygur Türklerine dillerinin yasaklatıldığı iftirasına inanan Türkiye Türklerinin, Çin Yuan’ında Uygurcayı görmemiş olmalarının ya da bölgeye ait fotoğraflarda Uygurcaya rastlamalarının sebebi “kör milliyetçilik” olduğu kadar, Uygurcanın Arap alfabesiyle yazılıyor olmasından da kaynaklanmış olduğunu sanıyorum…
Bilmeyen, tabelalara bakınca Çince ve Arapça sanır elbette; Çinli diye Koreli dövenler için kalın bir ayrım bu çünkü!
TOPLAMA KAMPI DEĞİL MESLEK EDİNDİRME KURSLARI
Batı’nın ve onlara inanarak kimi Türk milliyetçilerinin de inandığı en büyük iftira, Uygurların kamplara alınarak zulme uğratıldığıdır…
Kamp denince, bunu kendi kültürlerindeki toplama kampları gibi algılayan ve algılatmaya çalışan “sömürgeci Avrupalılar” neyse de, Türk milliyetçilerinin buna inanması elbette acı…
Kamp dedikleri, meslek edindirme kursları aslında. Xinxiang Uygur Özerk Bölgesinde verimli tarım ve aşılama başta pek çok üretim tekniğinin öğretildiği, geliştirildiği bir uygulama…
Çin’de yaşayan bir Türkiye Türk’ü takipçim, youtube kanalımdaki bir videonun yorumunda bu “kampları” Türkiye’nin “köy enstitüleri” pratiğine benzetmiş ve “halka eğitim verip gelir düzeylerini arttıran kurumlar nedense toplama kampı oluyor” diye de tepkisini göstermiş.
Bu arada belirtelim, Batı basını ile milliyetçi Türk partilerinde fırtınalara neden olan bu kurslar, zaten kursiyerler mezun olduktan sonra 2019’da kapanmış.
İSLAM ENSTİTÜSÜ
Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi, Kuşak ve Yol’un hem doğu-batı, hem de kuzey-güney güzergahında… Körfez’den çıkan gemiler, petrolü Pakistan’daki Gwadar limanına boşaltıyor, oradan da boru hattıyla petrol Kaşgar’a ulaşıyor. Urumçi ve Kaşgar, hem tarihte hem de şimdi, İpek Yolu’nun çok önemli merkezleri.
3 milyondan fazla nüfusa sahip Urumçi şehri, bu özelliği nedeniyle, Avrasya Forumu başta pek çok uluslararası konferansa evsahipliği yapan bir kent halini almış. Modern binalarıyla ve kültür merkezleri, kongre salonları, spor kompleksleriyle çok gelişmiş bir şehre dönüşmüş. Şehrin nüfusunun yüzde 45’i Uygur, yüzde 40’ı Han, kalanı da diğer Asya etnisiteleri…
Urumçi’de İslam Enstitüsü var, dört yıllık ilahiyat eğitimi veriyor. Gezdik, inceledik ve enstitünün müdürüyle görüştük, bir sınıfa girerek dersi dinledik, camisini ziyaret ettik.

Enstitü müdürü Abdülrakib Tümniyaz Mısır El Ezher mezunu; Tantavi’den şeyhlik almış. Dört yıllık enstitü, bine yakın öğrenciye evsahipliği yapıyor; zira okul yatılı. Öğrenciler, 28 metrekarelik odalarda dörder kişi kalıyor. İyi bir kütüphaneleri var. Hazırladıkları Uygurca İslam ansiklopedisi başta çeşitli kitap ve dergileri inceledik; okul öğrencilerine elektronik ortamda açık olan e-kitapları bilgisayardan görüntüledik.
Girdiğimiz bir sınıftaki eğitimi izledik. Enstitüde eğitim üç dille yapılıyor; Arapça, Uygurca ve Çince. Mezun olanlar, Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki camilerde imam olarak görevlendiriliyor. Enstitünün bin kişilik camisini de ziyaret ettik.
YEREL YÖNETİMİN CAMİYE HEDİYE ETTİĞİ HALI
Cami demişken, Kaşgar’ın ünlü tarihi İdgah Camisini de gezdik, imamı Abbas Mehmed’den bilgi aldık. 1442 tarihli cami, olağanüstü güzellikte kavak ağaçlarıyla dolu geniş bir avlu/bahçeye sahip. Uygur mimarisiyle inşa edilmiş caminin etrafında, camiye ait dükkanlar var.

Caminin içerisinde çok etkileyici bir halı vardı, sorduk. Meğer Yerel Yönetim hediye etmiş. İmam Abbas Mehmed motifleri anlattı, 56 motif, Çin’deki 56 etnisiteyi sembolize ediyor, 6 büyük şekil bölgeleri sembolize ediyor. Hotan halısıymış…

Kaşgar mimarisindeki ahşap işlemesi, caminin her yerine sirayet etmiş, oldukça görkemli bir üslup ortaya çıkmış…

Caminin önündeki meydan, şehrin merkezi… Akşam mesaiden sonra çocuklarıyla aileler bu meydana doluşuyor; uçurtma uçuranlar, çevredeki müzikleri dinleyerek dans edenler, pamuk şeker yiyenler…
Gruptaki gazeteciler Sultanahmet’e benzetti…
UYGUR MÜZİĞİ
Kaşgar’a bağlı bir ilçede, müzik aletleri müzesini gezdik.
Bakmayın müze dediğime, tamam sergilenen tarihten güncele müzik aletleriyle burası bir müze ama aynı zamanda üretim atölyeleri var, müzik/dans topluluklarının dinleti yaptıkları sahne/salon var.
Üretim atölyelerinde bölgenin en yetenekli ustaları var; içlerinden biri, yaptığı en büyük müzik aletiyle Guinnes Rekorlar Kitabına girmiş.
Amatör bağlama çalan biri olarak, telli çalgıların bazılarını elbette denemeye çalıştım, çıkardığım berbat seslere rağmen, bir misafir olarak alkış aldım.

Özetle, evet, bir görmek bin duymaktan iyidir ama iki görmek de bir görmekten iyidir…
Çin’in başka bölgelerini de gezmek dileğiyle…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Temmuz 2023
Sincian’da ‘milli dayanışmaya’ ABD sabotajı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/07/2023
CRI Türk Radyosu yorumcuları olarak dört gazeteci; Hasan Bögün, Kamil Erdoğdu, Gökhun Göçmen ve ben, Sincian Uygur Özerk Bölgesi Yönetiminin davetlisi olarak bir hafta boyunca Çin’deydik. Urumçi, Turfan ve Kaşgar kentlerini gezme, yerel yöneticilerle görüşme ve özellikle çarşı gezilerinde halkla temas fırsatı bulduk.
Sincian Uygur Özerk Bölge Yönetimi Sözcüsü ve Dış İlişkiler Ofisi Başkanı Xu Guixiang ile önemli bir söyleşi yaptık.
ABD-terör bağı
Sincian’da ilk terör saldırısı 1990 yılında başlamıştı ve 90’lar boyunca da artarak sürmüştü. 90’lar, SSCB’nin dağıldığı ve ABD’nin Orta Asya’ya yerleşmeye çalıştığı yıllardı. (Anımsayın, ABD, desteklediği terör örgütü Fethullah Gülen Cemaatini de o yıllarda, sözde “Türk okulları” adı altında bölgeye sokmuş ve okullardan mezunları Orta Asya devlet kurumlarına yerleştirerek bölgede Amerikancı bir etkinlik kurmaya çalışmıştı.)
ABD’nin Orta Asya’ya yerleşmeye çalışması ile Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’nde terör saldırıları başlaması arasında bir ilişki var mıydı, Xu ne düşünüyordu?
Sözcü Xu, değerlendirmemi paylaştığını söyledi; başka birkaç nedenle birlikte, ABD’nin Orta Asya’da varlık bulundurmaya çalışmasının da terörün nedenleri arasında olduğunu belirtti.
Önemle hatırlatayım: Çin’in tam da o yıllarda Rusya ve Orta Asya ülkeleriyle birlikte “terörle ortak mücadele” eksenli Şanghay İşbirliği Örgütü’nü kurması, zaten ABD’nin bu faaliyetlerini engelleme amaçlıydı.
Sözcü Xu’ya şu çelişkiyi de sordum: “ABD, Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını ama zaten ayrı yaşayan Kıbrıs Türklerinin ise Rumlarla birlikte yaşamasını istiyor. Bu çelişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?”
Yanıtı kısa ve netti: “ABD kötü niyetli bir politika izliyor.”
Sözcü Xu, “ABD’nin Sincian’da milli dayanışmayı sabote eden, milli uyumu çiğneyen ve barışı kaosa götürmek isteyen bir politika izlediğini” belirtti.
Terörle mücadelede dört ilke
Sincian’da son terör saldırısı 2017’deydi; dolayısıyla Çin’in terör sorununu önemli oranda çözdüğünü söyleyebiliriz.
Sözcü Xu, terörle mücadelede izledikleri yolun ilkelerini şu şekilde anlattı:
1) “Terörle mücadelede hukuka sıkıca bağlı kaldık; özellikle BM terörizmle mücadele ruhu çerçevesinde hareket ettik.”
2) “Terörle mücadele ederken insan haklarını korumaya özen gösterdik. Bu şekilde de terörle mücadelede halkın desteğini alabildik. Teröre darbe indirebilmenin en büyük gücü de budur.”
3) “Terörle mücadele boyunca halkın yaşam şartlarını geliştirmeye çalıştık. Bu da teröre darbe indirebilmenin önemli dayanağıdır.”
4) “Terörle mücadelede başarı için, terörün dinden faydalanmasını önlemeye çok dikkat ettik.”
Türkiye’ye dayanışma selamı
Özellikle bu son maddenin güçlü kanıtlarını da gördük. Urumçi İslam Enstitüsü Şeyhi Abdülrakib Tümniyaz ve Kaşgar İdgâh Cami İmamı Abbas Mehmed ile görüşmelerimizde, Hanefi-Sünni inancındaki Uygurların dini vecibelerini rahatlıkla yerine getirdiğini öğrendik.
Yaklaşık bin öğrenci, Urumçi İslam Enstitüsünde dört yıl yatılı olarak ve üç dille (Arapça, Uygurca, Çince) eğitim alıyor. (Sincian bölgesinde genel eğitim ise Uygurca ve Çince olarak iki dilli, kentteki trafik levhalarından tabelalara kadar her şey iki dilli ve Uygurca Çin parasında da yer alıyor.)
Öte yandan Sözcü Xu, Türkiye’nin de uzun yıllardır terörle mücadele ettiğini, teröre karşı güçlü dayanışmanın çok önemli olduğunu belirterek, Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla Türk milletine dayanışma duygularını iletti.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Temmuz 2023
Banliyö isyanının ekonomi-politiği
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/07/2023
Polisin 17 yaşındaki Cezayir kökenli Nahel’i vurması, Fransa’da yeni bir isyana dönüştü. Yine öncekiler gibi, gençler, ırk ayrımına uğradıkları gerekçesiyle kamu kurumlarını, polis binalarını hedef alıyorlar.
Bu nedenle eylemleri “Fransa’daki ırkçılığa isyan” diye niteleyebiliriz. Polisin diğer ırklara karşı daha sert davrandığı, silah kullanma hakkını daha rahat kullandığı istatistiklerden de anlaşılıyor.
Banliyölerde yoksulluk
Bu isyan ne ilk ne de son olacak. Çünkü isyana zemin oluşturan temel sorun, Fransa’da gittikçe büyüyor ve derinleşiyor. O zemin Fransa’da “sosyal devleti” adım adım eriten neoliberalizmdir. Ve neoliberalizm en çok Fransa’daki banliyöleri vuruyor.
Banliyöler, Fransa’da II. Dünya Savaşı sonrasında, 1945-1975 arasında, kent çevrelerine yapılan toplu konutlar. Bu toplu konutlar aslında Fransa’nın orta sınıfı/tabakaları için yapılmış, ancak Cezayir savaşı sonrası yaşanan yüksek işsizlik ve ırksal gerilim gibi nedenlerle düşük gelirli göçmen topluluklarının mekanlarına dönüşmüş (Mustafa K. Erdemol, halktv, 1.7.2023).
Banliyöler Fransa’nın en yoksul yerleri… Banliyölerdeki işsizlik oranı, Fransa genelinin iki katı. Bazı banliyölerde işsizlik yüzde 40’lara kadar çıkıyor. Fransa genelinde yoksulluk sınırının altında yaşayanlar yüzde 14 iken bu oran banliyölerde yüzde 40’ı aşıyor (Ali Rıza Taşdelen, Aydınlık, 2.7.2023).
Fransız sömürgeciliğinin temel rolü
Banliyöler ve burada yaşayan yoksul Afrikalı ve Asyalılar, kuşkusuz Fransız sömürgeciliğinin sonucudur. Bu gerçek, diğer bütün gerçeklerden daha önemlidir ve birinci gerçektir.
Şundan; Fransız sömürgeciliğini “unutarak” ne Fransa’daki göçmen çokluğu anlaşılabilir ne de etki-tepki ilişkisinin bir yansıması olarak Fransız aşırı sağcılığı, ırkçılığı…
Ve elbette bu gerçek atlanarak yapılacak her çözümleme hatalı; haliyle o çözümlemeden çıkacak çözüm önerisi de sorunlu olacaktır.
Neoliberalizm ve sosyal devletin erimesi
İkinci büyük gerçek ise Fransa’da neoliberalizm ve onun sonucu olarak sosyal devletin erimesidir.
Bu erime Macron döneminde daha da arttı. 90’larda banliyölerde hâlâ sosyal devlet vardı. Banliyölerde işsizliği azaltmaya, gençleri topluma kazandırmaya çalışan pek çok dernek ve sosyal kurum vardı. Sosyal devletin araçları olan sosyal kurumlar, neoliberal politikaların sonucu olarak ödeneksizlik nedeniyle hizmet veremez oldu, eridi, kapandı…
Yani neoliberalizm banliyölerde sosyal devleti yok etti. Banliyölerde devlet sadece polis gücü şeklinde kaldı (Doç. Dr. Buket Türkmen, Cumhuriyet, 2.7.2023).
Örgütsüzlük
Özetle, Fransa’daki isyanlar sömürgecilik bakiyesi sorunların yatağında ve neoliberalizmin sosyal devleti öldürmesiyle oluşan siyasal ve sosyal zeminde ortaya çıkmaktadır.
Öncekiler de dahil bu haklı isyanların bir sonuç alamaması ve giderek orta tabakaları bile tepkisine neden olan yakıp yıkma yönü, kuşkusuz isyancıların örgütsüzlüğünden, örgütlü bir siyasal kuvvetin kılavuzluğunda gerçekçi bir hedefe sahip olmamasındandır.
Örgütlü güç eksikliği sorunu, bu ve benzeri her türlü “kendiliğinden” eylemlerin sorunudur zaten…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Temmuz 2023
Göç konusunda Türkiye-Tunus farkı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/07/2023
Anımsarsınız, seçimden sonra İngiliz gazetesi Telegraf “Avrupa, Erdoğan’ın zaferiyle rahat bir nefes aldı” demişti. Gazetenin Avrupa editörü James Crisp “Batılı liderlerin pek çoğu Erdoğan’ın seçilmesinden memnun. Çünkü bu koşullar altında, AB ile imzalanan göç anlaşması gözden geçirilmeyecek” demişti özetle (cumhuriyet.com.tr, 31.5.2023).
Bu değerlendirmeyi anımsatmamın nedeni AB üyesi Polonya’nın Cumhurbaşkanı Duda’nın AB’ye şu tepkisi: “AB Suriyeli göçmenleri kabul eden Türkiye’ye yardım etmek için milyarlarca avro harcarken, Ukrayna’dan milyonlarca göçmeni kabul eden Polonya’ya neden yardım etmek istemediklerini anlamıyorum” (Sputnik, 30 Haziran 2023).
O halde anlatalım:
Kişi başı 20 bin avro
Göç, AB’nin en önemli sorunlarının başında geliyor. AB ülkeleri bu sorun nedeniyle uzun zamandır müzakere yürütüyordu. O pazarlıklar sonuçlandı ve 8 Haziran’da, Polonya ve Macaristan’ın itirazına karşın nitelikli çoğunlukla alınan kararla, tüm AB ülkeleri yeni göç ve iltica kuralları üzerinde anlaştı.
Bu kurallar şöyle:
– Güvenli görülen ülkelerden gelen düzensiz göçmenler, AB üyesi ülkenin sınırını geçtikten sonra, buralarda kurulacak “ilk kabul merkezlerinde” iltica işleminden geçecek.
– İlk kabul merkezindeki iltica başvurusu 3 ay içinde sonuçlandırılacak, kabul edilmeyenler hızla ülkelerine gönderilecek.
– Sığınmacıları kabul etmeyen üye ülkeler, kişi başına ev sahipliği yapan ülkelere 20 bin avro ödeyecek.
– Yılda ilk etapta en fazla 30 bin sığınmacı kabul edilecek.
– Sığınmacıların başvurusunun değerlendirilmesi için üst sınır 6 ay olacak.
AB’den Tunus’a para teklifi
Karara karşı çıkan Polonya ise hem AB’nin göç politikasını eleştirdi hem de Almanya’nın “dayanışma” çağrısına tepki gösterdi. Parlamentoda konuşan Polonya Başbakanı Morawiecki “Bize II. Dünya Savaşı tazminatı ödemesi gereken Almanya, bizi dayanışmaya çağırma cüretini göstermemelidir” dedi (Sputnik, 15.6.2023).
Bu arada AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, beraberinde İtalya ve Hollanda başbakanlarıyla Tunus’u ziyaret etti ve “göçle mücadele” konusunu görüştü. Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, göçmenlerin Avrupa kıyısına ulaşmaması için Tunus’a para teklif edeceklerini açıkladı.
AB heyetinin ve Fransa’nın o açıklamasının ardından, Fransa ve Almanya İçişleri Bakanları Tunus’u ziyaret ettiler. Ancak Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said net bir şekilde muhataplarına “Avrupa sınırlarının bekçiliğini yapmayacağız” dedi (Xinhua, 20.6.2023).
“Tampon Ülke”
Evet, Tunus Avrupa sınırlarının bekçiliğini kabul etmedi ama ne acı ki AKP iktidarı etti.
AKP hükümetinin AB’yle fon karşılığı imzaladığı “Geri Kabul Anlaşması” ile Türkiye “göçmen deposu” yapıldı, Avrupa’nın “tamponu” haline getirildi. (Ayrıntılar için bkz. Tampon Ülke, Kırmızı Kedi, 2021).
Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım 2016’da “Türkiye olmasa mülteciler Avrupa’yı istila edecek” diyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2019’da yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın huzurunu, 4 milyon sığınmacıyı Türkiye’de tutmalarına” bağlıyordu.
“Avrupa’nın istilasını önleyen”, “Avrupa’nın huzurunu düşünen” Erdoğan’ın seçim zaferiyle Avrupalı liderler rahat bir nefes almasın da, kim alsın!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Temmuz 2023
Yanardağ’a operasyonun hedefi
Posted in Politika Yazıları on 29/06/2023
Merdan Yanardağ’ın “karşı çıktığını savunmakla suçlanarak” tutuklanması ibretliktir. AKP’li Ensarioğlu’nun “genel af” açıklamasına karşı çıktığı canlı yayın konuşmasında, “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanarak tutuklandı.
Yanardağ’ı hedef alan operasyona gerekçe yapılan üç kavram vardı: Filozof, tecrit, siyasi mahkûm.
Yanardağ “terör örgütüne af hazırlığına” karşı çıktığı konuşmasında, biraz da ironiyle kullandığı bu üç kavram nedeniyle, “suçu ve suçluyu övmüş” ve “terör örgütü propagandası yapmış” sayıldı!
Elbette, canlı yayında “başka kavramlarla ve ironiye yönelmeden meseleyi dosdoğru anlatsın” diyebilirsiniz, bu sözlerini yakışıksız bularak eleştirebilirsiniz ama bu sözleri yargının konusu yapamazsınız, “suçu ve suçluyu övdüğünü” iddia edemezsiniz, “terör propagandası yaptığını” ileri süremezsiniz.
Ev hapsi isteyenlerin ikiyüzlülüğü
Peki Yanardağ terör örgütü liderini nasıl övmüş?
“İçeride çok okuduğu için neredeyse filozof olduğunu” söylemiş. Bir teröristin içeride çok okuduğunu söylemek, teröristin işlediği suçtan bağımsız bir konudur, haliyle suçu övmesi anlamına gelmez. Ya suçluyu övmesi iddiası? Suçluyu işlediği suç üzerinden övmesi durumunda ancak suçluyu övmüş olur…
Dolayısıyla Yanardağ’ın Öcalan için “içeride çok okuduğu için neredeyse filozof oldu” demesi, “suçu ve suçluyu övmesi” kapsamına girmez.
Terör örgütü liderinin bir süredir avukatları ve ailesiyle görüştürülmemesi, yani tecrit uygulanması konusu, zaman zaman AKP’li hukukçuların bile işaret ettiği bir gerçekliktir zaten. Dolayısıyla Yanardağ’ın “Öcalan’a tecrit uygulandığını” söylemesi, iki suçlamayla da ilgisizdir.
Kaldı ki Yanardağ’ın tecrit konusunu ele alma biçimi de tersine bir duruma işaret etmektedir. Yanardağ, iktidarın Öcalan’la yürüttüğü pazarlıklara itiraz ederek, özetle, “tecridi kaldırın, avukatlarıyla görüşsün ki, kamuoyu da Öcalan’la ne pazarlık yaptığınızı öğrensin” demektedir.
Ve ne acı ki, bugün Yanardağ’ın “tecrit kaldırılsın ki pazarlığı öğrenelim” cümlesi üzerinden sosyal medyada kılıç sallayanların bazıları, yıllardır “Apo’ya ev hapsi uygulanmasını” isteyenlerdi!
Öcalan’ı siyasi aktör yapan iktidardır
Yanardağ’ın Öcalan için “siyasi mahkûm” demesi de kamuoyunda tepki gördü ve tutuklanmasının gerekçesi oldu. Elbette, Öcalan’ı “siyasi mahkûm” diyerek nitelemesini yakışıksız bulabilirsiniz ama bu da yargının konusu olamaz.
Çünkü bırakın “siyasi mahkûm”u, Öcalan’ı doğrudan “siyasi odak” yapan iktidarın kendisidir. Seçimler için yıllardır Öcalan’dan mektup, demeç, açıklama alarak bunu miting meydanlarında, TRT ekranlarında okutarak “siyasi kazanç” elde etmeye çalışanlar Yanardağ değil, iktidardır. “Edirne’deki İmralı’dakine hesap verecek” diyerek Öcalan’a “hesap sorma” makamı veren iktidardır. Açılımdan önce de açılımdan sonra da pazarlık yaparak Öcalan’ı “siyasi aktör” yapan iktidardır.
Hedef basının süngüsü
Geçenlerde bir meslektaşım, bir konuyu hatırlamaya çalışırken tekrar baktığı eski yazılarından hareketle şöyle demişti: “10 yıl önce ne kadar sert yazıyormuşum.”
Evet, bugün pek çok kişi 10 yıl önceki sertlikte yazamıyor, çünkü siyasi basınç nedeniyle kalemini tıraşlıyor, sözlüğündeki kelimeleri azaltıyor, kısacası kendisine sansür uyguluyor…
İşte son halkası Merdan Yanardağ olan bu tutuklama zinciri, “basının süngüsünü” düşürmek içindir. Unutmayın, 100. yılda “yeni anayasa”yı temel hedef ilan etmiş durumdalar ve o hedef için yolun düzlenmesi gerekiyor. Fakat Yanardağ başta pek çok gazeteci, “dik kalem”dir ve kalemini eğmeden yazmayı, inadına sürdürecektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Haziran 2023
Milliyetçi terörizm
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/06/2023
İsrail’i ilgilendiren üç önemli olay yaşandı:
İlki İsrail güvenlik bürokrasisinin ortak açıklamasıydı. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) Başkanı Ronan Bar ve İsrail Polis Şefi Kobi Şabtai, ortak bir yazılı açıklama yaptılar.
Güvenlik bürokrasisinin tepesindeki üç ismin açıklaması şöyleydi: “Son günlerde İsrail vatandaşları tarafından Yahudiye ve Samiriye (Batı Şeria) topraklarında masum Filistinlilere yönelik şiddetli saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılar her türlü ahlaki değerlere ve Yahudi değerlerine karşıdır ve her yönüyle milliyetçi terörizmdir. Bunlarla mücadele etmek zorundayız” (AA, 25.6.2023).
Tarihi nitelikteki bu açıklama ile İsrail’de ordu-istihbarat-polis üçgeni, Batı Şeria’da Filistinlilere saldıran Yahudileri “milliyetçi terörist” ilan ederek, onlarla mücadele edeceklerini ilan ediyor.
Bu, kuşkusuz bir yanıyla da Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin varlığının yasallığını da tartışmaya açması bakımından önemlidir.
ABD’DEN İŞBİRLİĞİNE 1967 SINIRLAMASI
İkinci önemli olay ise ABD’nin bir uygulamasıydı…
İsrail kamu yayın kuruluşu KAN’ın haberine göre ABD yönetimi, “Yeşil Hat” dışında İsrail ile bilimsel ve teknolojik işbirliğini durdurma kararı aldı. Yeşil Hat, 1948 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından ilan edilen ateşkes uyarınca belirlenen sınır çizgisiydi.
Bu karar, şu anlama geliyor: ABD ve İsrail arasında, 1967’den önceki sınırlar dışında bilim-teknoloji işbirliği olmayacak. Yani Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’nde işbirliği olmayacak.
İsrail hükümetine ve İsrail Meclisi Knesset’e iletilen kararla ilgili konuşan ABD Dışişleri Bakanlığından üst düzey bir yetkili kararın anlamını şöyle özetliyor: “Biden yönetimi, 5 Haziran 1967’den sonra İsrail kontrolüne giren bölgelerin statüsünün, nihai olarak belirlenmesi gereken bir mesele olduğunu yeniden teyit etmiştir” (Sputnik, 25.6.2023).
Bu aynı zamanda Donald Trump’ın İsrail’le ilgili aldığı kararları da tartışmalı hale getirir. Anımsayın, eski ABD Başkanı Trump, ABD’nin Kudüs ve Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini resmen tanıdığını ilan etmişti.
İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARDAN İTHALATA SINIRLAMA
Bu arada 1967 sonrası alanlarla ilgili son yıllarda Avrupa ülkelerinden de farklı yaklaşımlar geliyor.
Bazı AB ülkeleri, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklar üzerine inşa ettiği yasadışı yerleşim birimlerinde üretilen malların ithalatına yasak getirdi (Sputnik, 25.6.2023).
Örneğin Norveç hükümeti Haziran 2022’de Batı Şeria ve Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki yerleşim birimlerinde üretilen mallarda İsrail etiketinin kullanılamayacağını açıkladı. İsrail etiketinin, yalnızca 1967’den önce İsrail kontrolü altındaki bölgelerden gelen ürünler için kullanılabileceği, İsrail’in işgal ettiği topraklardan gelen gıda maddelerinin, ürünün geldiği bölge ile etiketlenmesi gerektiği kaydedilmişti.
FİLİSTİN, ÇİN’İN STRATEJİK ORTAĞI
Üçüncü önemli olay ise ilk ikisinden önce yaşandı ve çok daha önemliydi. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in davetlisi olarak Beijing’e gitti ve iki lider tarihi bir anlaşmaya imza attılar: Artık Çin ve Filistin, stratejik ortaklar (CRI Türk, 14.6.2023).
Sadece bu da değil, ufukta İsrail ile Filistin arasında Çin’in arabuluculuğu olasılığı da var.
Şöyle ki, Çin’in Ortadoğu’da izlediği barışçı rolü öven Abbas, Xi’den Filistin-İsrail meselesinde de arabuluculuk yapmasını istedi. Filistin böylece, bugüne kadarki barış görüşmelerinin aracısı olan ABD’yi de fiilen dışlamış oldu.
Çin daha önceki yıllarda da İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk yapmak istemiş ama gerçekleşmemişti. Ancak 2023’te şartlar değişmiş durumda. Bir kere artık Çin’in İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdığı şartlar var Ortadoğu’da; ayrıca Küresel Güvenlik İnisiyatifi ilan ederek küresel sorunlarda barış arayan güçlü bir Çin var dünyada…
ÇİN’DEN İSRAİL-FİLİSTİN SORUNUNA 3 ÖNERİ
Xi, soruna “adil çözüm” için 3 öneri açıkladı:
1) Filistin sorununu çözecek tek yol, 1967 yılında belirlenen sınırlar temelinde, başkentin Doğu Kudüs olduğu ve tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıdır.
2) Filistin’in ekonomik gereksinimleri ve halkın yaşamına ilişkin talepleri güvence altına alınmalı. Uluslararası toplum Filistin’e yönelik kalkınma destekleri ve insani yardımları artırmalıdır.
3) Barış görüşmelerinin doğru yönüne sadık kalınmalı.
KUŞAK VE YOL’DA BARIŞ
Filistin-İsrail sorununa çözüm getirmek kısa vadede elbette mümkün görünmüyor. Ancak bu meseleyi çözme yolunda en azından bir diyalog süreci başlatabilmek Çin açısından önemli.
Şundan: Çin, Kuşak ve Yol’un çok önemli bir güzergâhı olan Ortadoğu’da barış istiyor; çünkü Asya-Avrupa-Afrika kesişimindeki ticaret yollarının güvenliği Ortadoğu’daki sorunların aşılmasını gerektiriyor.
Çin bu nedenle sorunlara barış ya da en azından barış arayan diyalog istiyor…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
27 Haziran 2023
Kamu ordusu – şirket ordusu
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/06/2023
Derin çözümlemelere gerek yok: Şirket ordusu, mermisi yeterli gelmediği için cepheyi terk edebilir ama kamu ordusu, eksik mermiyle cephede savaşı sürdürür.
Wagner meselesinin özü budur ve diğer tüm konular, çelişmeler, iç mücadeleler bu özün altındadır.
Sorunun kısa özeti de şudur: Şirket ordusu, özel ordu, özelleştirilmiş silahlı taşeron şirketi vb adına ne derseniz deyin, Wagner, Afrika’daki “başarılı” operasyonlarından sonra, gerçek bir cephe savaşında, zor karşısında “cephane yok, destek yok” diye sürekli şikâyet eden bir konuma geriledi. Geriledikçe de “özel çıkarı” gereği, başına buyruk hareket etmeye ve cephede sorun olmaya başladı.
İsyan ve sürgün
Rusya Savunma Bakanlığı, cephedeki bu iki başlılığa son vermek ve savaşın doğası gereği tek komuta sistemi ve hiyerarşisi içinde hareket edilmesi için, “özel yapıların” 1 Temmuz’a kadar kendisiyle sözleşme imzalaması şartı getirdi. Böylece Rus Genelkurmayı, Wagner üzerinde kontrol elde edebilecekti.
İşte Wagner CEO’su Prigojin’in silahlı ayaklanmasının nedeni ve kısa öyküsü budur; ancak Putin ve Kremlin için alınacak derslerle doludur!
Prigojin’in ilan ettiği gibi 25 bin paralı askerin Moskova’ya girmesi ve Kremlin’de “kafa koparması” elbette mümkün değildi ve Putin “ihanet” demesine rağmen Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’nun arabuluculuğunda Prigojin’in Belarus’a sürgüne gitmesini ve Wagner askerlerinin de cepheye dönmesini “şimdilik” kabul etti.
Şimdilik diyoruz, zira isyan da isyanı bastırma iradesi de aslında askıda; Wagner gibi özel yapılar, isyan dahil her türlü riske gebedir ve kamu gücü de öyle ya da böyle bu tür isyanları ezmek zorunda kalacaktır.
Tek ordu, tek devlet
Şirket orduları, son 20 yılda ortaya çıktı; ABD’nin Blackwater’ı, Rusya’nın Wagner’i…
Modern devlet kavramının sloganıdır: Tek devlet, tek millet, tek dil. Aslında modern devletin en temel sloganı “tek ordu”dur fiilen; çünkü “tek ordu” varsa, tek devlet, tek millet olur.
Modern devletin en önemli özelliği “şiddet kullanma tekeline” sahip olmasıdır. Bu paylaşılmaz, çünkü iki ordunun varlığı, iki siyasi merkez ve iki statü olur en sonunda.
Kamu/milli ordular, tarih sahnesine Napolyon’un ordusuyla girdi; Fransız devriminin sonucudur ve ulusal devlet inşasının yoludur. Ulusal/milli devletlerin ulusal/milli orduları olur, daha doğrusu ve çoğunlukla ulusal/milli ordular ulusal/milli devletler inşa ederler.
Ulusal devlete yurttaşlık bağıyla bağlı her fert, belli bir yaşta ulusal ordunun parçası olur. Modern devletin ve ulusal ordunun bu özelliği, özellikle son 20 yılda iki şekilde aşındırıldı: Özelleştirilmiş güvenlik şirketleri ve parasını vererek yapılmayan askerlik hizmeti!
Paralı askerlik sorunu
Bu kuramsal çerçeveden Wagner’in silahlı isyan pratiğine bakarsak:
1) Şirket orduları, ulusal ordularının hiyerarşisinin dışındaki konumlarıyla, cephe savaşlarında (en sonunda) sorun olurlar.
2) Şirket orduları, ulusal orduların dışında ve ona paralel bir yapıdır; devletin şiddet kullanma tekeline ortak olarak, uzun vadede bu en önemli devlet olma özelliğini zayıflatırlar.
3) Ulusal ordudan ayrı bir başka ordu; önce güç merkezi olur, siyasi merkez olma eğilimi taşır; bu nedenle de zamanla devlet içinde devlet olmaya çalışır.
4) Paralı ordular, kamuya değil sermayeye bağlıdırlar; bu da tarih boyunca ve modern devletten de önce savaşın en önemli sorunu olmuş; saf değiştiren paralı askerlerin tarihi, tarihin akışını değiştirmiştir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Haziran 2023
Filistin, Çin’in stratejik ortağı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/06/2023
Çin’in başkenti Beijing, geçen hafta önemli bir diplomasi hamlesine daha sahne oldu. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile çok önemli bir görüşme yaptı.
Xi, konuğunu, “Siz, bu yıl Çin’in ağırladığı ilk Arap ülkesi liderisiniz. Bu, Çin-Filistin ilişkilerinin yüksek seviyeli olduğunu yeterince yansıtıyor” diyerek karşıladı (CRI Türk, 14.6.2023).
İki lider, stratejik ortaklık ilan ederek, “Çin Halk Cumhuriyeti ve Filistin Devleti Arasında Stratejik Ortak İlişkilerin Kurulmasına İlişkin Ortak Açıklama” yayınladılar.
Çin’in 3 maddelik barış planı
Bir diğer önemli konu ise Çin’in Ortadoğu’da izlediği barışçı rolü öven Abbas’ın Xi’den Filistin-İsrail meselesinde de arabuluculuk yapmasını istemesiydi. Filistin böylece, bugüne kadarki barış görüşmelerinin aracısı olan ABD’yi fiilen dışlamış oldu.
Çin daha önceki yıllarda da İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk yapmak istemiş ama gerçekleşmemişti. Ancak 2023’te şartlar değişmiş durumda. Bir kere artık Çin’in İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdığı şartlar var Ortadoğu’da; ayrıca Küresel Güvenlik İnisiyatifi ilan ederek küresel sorunlarda barış arayan güçlü bir Çin var dünyada…
Xi, soruna “adil çözüm” için 3 öneri açıkladı:
1) Filistin sorununu çözecek tek yol, 1967 yılında belirlenen sınırlar temelinde, başkentin Doğu Kudüs olduğu ve tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıdır.
2) Filistin’in ekonomik gereksinimleri ve halkın yaşamına ilişkin talepleri güvence altına alınmalı. Uluslararası toplum Filistin’e yönelik kalkınma destekleri ve insani yardımları artırmalıdır.
3) Barış görüşmelerinin doğru yönüne sadık kalınmalı.
Kuşak ve Yol’da barış
Filistin-İsrail sorununa çözüm getirmek kısa vadede mümkün değil. Ama bu meseleyi çözme yolunda en azından bir diyalog süreci başlatabilmek Çin açısından önemli.
Çünkü Çin’in temel Ortadoğu hedefi, Kuşak ve Yol kapsamında enerji kaynaklarının ve ticaret yollarının güvenliğidir. Çin bu nedenle sorunlara barış ya da en azından barışı arayan diyalog istemektedir.
Kuşak ve Yol – Büyük Avrasya Ortaklığı (Kırmızı Kedi, 2022) kitabımda ele aldığım üç tezden biri de buydu: “Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ‘birlikte kalkınma’ eksenli olarak rotaları üzerindeki sorunları çözecek, komşuluk ilişkilerini geliştirecek ve bölgesel barış projelerini hayata geçirecektir.”
Suudi Arabistan ABD’ye kulak tıkadı
Konu bağlamında çok önemli bir tutuma da işaret edelim. 12 Haziran’da bu köşede “Çok kutupluluğun dönüştürdüğü Ortadoğu” başlığıyla ele aldığımız örneklere de eklenmelidir:
Geçen hafta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Çin-Arap İş Konferansı vardı. 10 milyar dolarlık 30 yatırım anlaşmasının imzalandığı konferansta, gazeteciler Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Salman’a, ABD’nin Çin-Suudi ilişkilerine dair yaptığı eleştirileri sordular. Prens bin Salman’ın yanıtı yeni dönemin daha iyi anlaşılmasını kolaylaştıracak netlikteydi: “ABD’nin eleştirilerini tamamen görmezden geliyorum” (Harici, 13.6.2023).
Suudi Bakan’ın gerekçesi önemliydi: “Bugün Çin’in liderliği ele geçirdiği ve liderliği sürdürmeye devam edeceği gerçeğini anladık. Çin ile rekabet etmek zorunda değiliz, Çin ile işbirliği yapmak zorundayız. Suudi Arabistan, sıfır toplamlı oyun denilen şeye girmek zorunda değil. Çok fazla küresel fırsat olduğuna inanıyoruz.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Haziran 2023
Kara tokat
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/06/2023
Çad askerlerinin, Fransız askerlerinin silahlarına el koyup diz çöktürdüğü o tarihi fotoğrafı ve videosunu görmüşsünüzdür (cumhuriyet.com.tr, 19.6.2023).
Ne çok şey anlatıyor o kare…
Sömürgeci Batı’nın “efendiliğinin” sonunun geldiğini, Afrika kıtasında kalan son askerlerin de sıra sıra kovulduğunu, çok kutuplu dünyanın inşa olduğunu, “küresel Güney”in ayağa kalktığını gösteriyor o kare…
O kare, Afrika’nın “beyaz efendi”ye, “kara tokat”ı olarak insanlık arşivine giriyor…
Hesaplaşma günü
Sadece Çad’ın kara tokatı değil elbette, bakın listede neler var:
– Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun Fransa ile ters düşmemek için Cezayir milli marşından kaldırılan bölümün yeniden eklenmesine karar verdi (cumhuriyet.com.tr, 13.6.2023).
Cezayir Milli Marşı’na yeniden eklenecek o bölüm şöyle: “Ey Fransa, sitem zamanı sona erdi. Ve biz onu bir kitabın sona erdiği gibi sona erdirdik. Ey Fransa, bugün hesaplaşma günüdür, öyleyse cevabımızı almaya hazırlan!”
Fransa Afrika’dan kovuluyor
– Orta Afrika Cumhuriyeti, 13 Ağustos 1960’tan bu yana Fransız büyükelçilerine verilen “daimi duayen büyükelçi” unvanını kaldırdı (AA, 10.10.2022).
– Fransa Genelkurmay Başkanlığı, Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) topraklarındaki son askeri birliğini çektiğini açıkladı (cumhuriyet.com.tr, 15.12.2022).
– Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın “Afrika’ya müdahale projesi Fransafrik’in bittiğini açıkladı (Sputnik, 2.3.2023).
“ABD Afrika’ya demokrasi öğretemez”
– Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Bürksel’de düzenlenen AB – Afrika zirvesinde Avrupa’ya seslendi: “Afrika ülkelerinin yağmalanan servetini iade edin” (TRT Haber, 18.2.2022).
– ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Çin ve Rusya’nın artan etkisini dengelemek üzere Afrika’ya yaptığı ziyaret, Afrika liderlerinin serp tepkisine sahne oldu. Afrikalı liderler, “ABD bize demokrasi öğretemez” dediler (cumhuriyet.com.tr, 4.4.2023).
Afrika’nın barış girişimi
En önemlisi ise Afrikalı liderlerin, Ukrayna-Rusya savaşı 10 maddelik bir barış planı ile bu hafta Kiev ve Moskova’yı ziyaret etmesiydi.
Afrikalı liderler heyeti adına açıklama yapan Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, inisiyatifi, Afrikalı liderlerin ilk defa kıta dışına çıkarak arabuluculuk yapmasından ötürü “tarihi” olarak nitelendirdi (Sputnik, 19.6.2023).
Ramaphosa’nın açıklamasındaki bir diğer vurgu ise bir başka tarihe dikkat çekiyordu. Afrikalı lider, savaşın diplomatik yollarla çözümü için sürdürecekleri çabanın “Bağlantısızlar Hareketi”nin kuruluş ilkeleri doğrultusunda olduğunu belirtiyordu.
Güney, BRICS’te birleşiyor
Özetle, Afrika ayağa kalkıyor…
Bunu bir bütün olarak, Güney Amerika’nın, Afrika’nın, Asya’nın, yani “küresel Güney”in topluca ayağa kalkışı olarak değerlendirebiliriz.
Çok kutuplu/merkezli dünyanın inşa olduğu şartlarda, şimdi Güney ülkeleri BRICS’te birleşiyor…
Yakında BRICS ortak parası, BRICS ödeme sistemi vb uygulamaların hayata geçmesiyle, doların saltanatı da yıkılmaya başlamış olacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Haziran 2023
Çin’in 3 uyarısı, ABD’nin 6 yalanı
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 20/06/2023
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “balon’dan” krizle ertelediği Çin ziyaretini yaptı. Blinken Beijing’e iki günlük ziyaretinde önce Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, ardından da ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi ile görüştü; son olarak da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından kabul edildi.
Blinken’in “balon’dan” kriz ertelemesi bile aslında Çin-ABD ilişkilerinin durumunu ortaya koymaya yetiyor. Nitekim Blinken’le görüşmesi sırasında Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, “Çin-ABD ilişkileri, diplomatik bağların kurulmasından bu yana en kötü noktada” dedi.
Her iki tarafın da “ilişkilerde yumuşama” hedefini gözettiği temaslarda hedefe ne kadar yaklaşıldığı ve Qin Gang’ın dikkat çektiği “en kötü noktadan” bir parça uzaklaşılıp uzaklaşılmadığı tartışılır. Zira özetle temaslar Çin’in net tutumunu yinelemesi ve ABD’nin uygulamaya yansımayan taahhütlerine sahne oldu.
TAYVAN EN ÖNEMLİ KONU
1. Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, Taiwan sorununun Çin’in en temel çıkarı, en önemli meselesi ve Çin-ABD ilişkilerindeki en belirgin risk olduğunu belirterek, ABD’ye üç çağrıda bulundu:
– ABD, “tek Çin” ilkesine bağlı kalmalı.
– ABD, Çin-ABD diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan “Üç Ortak Bildiri”deki yükümlülüklerini yerine getirmeli.
– ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdüne uymalı.
YA İŞBİRLİĞİ YA ÇATIŞMA
2. ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi, Blinken’le görüşmesinde ilişkilerin kritik bir noktada olduğunu belirterek “işbirliği ya da çatışma” yollarından birisinin seçilmesi gerektiğini belirtti.
Wang Yi, ABD’nin “her ülke güçlenince mutlaka hegemonya peşinde olur” düşüncesinin doğru olmadığını, Batılı geleneksel büyük ülkelerin gelişim izlerine göre Çin’e bakmanın yanlış olduğunu belirtti.
Wang Yi, ABD’nin “Çin tehdidi” iddiasını kışkırtmayı artık bırakması gerektiğini belirterek, Blinken’den üç talepte bulundu:
– ABD, Çin’e karşı tek taraflı yasadışı yaptırımlarını iptal etmeli.
– ABD, Çin’in teknolojik gelişmesine baskı yapmayı durdurmalı.
– ABD, Çin’in içişlerine karışmamalı.
İNSANLIĞIN GELECEĞİ ÇİN-ABD İLİŞKİSİNE BAĞLI
3. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Blinken’i kabulünde tarihi bir uyarıda bulundu: “İnsanlığın geleceği ABD ve Çin’in bir arada yaşamanın doğru yolunu bulup bulamayacağına bağlıdır.”
“Dünya, Çin ve ABD’nin kalkınmasına ve ortak refahına yetecek kadar büyük” diyen Xi, “büyük güç rekabetinin” zamanın eğilimini yansıtmadığını belirterek, bundan kaçınılması gerektiğini belirtti.
Çin’in “meydan okuma” ya da ABD’yi “yerinden etme” gibi bir arayışta olmadığını belirten Xi Jinping, ABD’nin Çin’e saygı göstermesi ve meşru hakları ile çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini söyledi. Çin lideri, ABD’nin akılcı ve pragmatik tutumu benimseyerek Çin’le aynı doğrultuda çalışmasını istedi.
ABD’NİN BEŞ TAAHHÜDÜ
ABD Dışişleri Bakanı Blinken ise Beijing’deki temaslarında ABD Başkanı Biden’ın Çin’e beş taahhüdünü yineledi:
1. ABD yeni bir soğuk savaş istemiyor.
2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında değil.
3. ABD’nin ittifakları Çin’e karşı değil.
4. ABD Çin’le çatışma arayışında değil.
5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemiyor.
Blinken ayrıca ABD’nin Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını da söyledi.
AMERİKAN YALANLARI
Mesele şu ki, kağıt üzerinde ve masada gayet şık duran bu taahhütler, gerçeğe ne kadar yansıyor? ABD bu taahhütlerinin gereğini yapacak mı, yoksa bu taahhütleri Çin’i oyalamanın diplomatik aracı olarak kullanmayı sürdürecek mi?
Zira somut durum, ABD’nin taahhüt ettiklerinin tersine yaptığını gösteriyor:
1. ABD, yeni bir soğuk savaş istemediğini belirtse bile, hem kendi strateji belgelerine hem de NATO’nun strateji belgelerine Çin’i mücadele edilecek “baş rakip” olarak kaydediyor.
2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında olmadığını belirtiyor ama bir yandan da Çin Komünist Partisini (ÇKP) “baş tehdit” ilan ediyor.
3. ABD, ittifaklarının Çin’e karşı olmadığını söylüyor ama tersine AUKUS ile QUAD’ı Çin’e karşı kullanmaya çalışıyor, NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletmek istiyor, Japonya’da NATO irtibat ofisi açıyor, Japonya’yı NATO faaliyetlerine dahil ediyor.
4. ABD, Çin’le çatışma arayışında olmadığını söylüyor ama Çin karasularının dibinde savaş gemileri dolaştırarak, çatışması riski oluşturuyor.
5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemediğini söylüyor ancak Taiwan’a bağımsız bir ülke gibi davranarak adaya sık sık resmi görevliler gönderiyor; daha da önemlisi adaya silah yığıyor.
6. ABD, Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını söylüyor ama tersine yaptırımlarıyla ve sürdürdüğü ticaret savaşıyla ekonomik abluka uygulamaya çalışıyor, diğer yandan İngiltere ile birlikte Asya’da “ekonomik NATO” kurma hedefi peşinde koşuyor.
KÜRESEL GÜNEY’IN AYAĞA KALKIŞI
Kısacası, Blinken’in ziyareti mevcut tabloyu resmetmesinin ötesinde bir getiri sağlamadı; belki sadece “diplomatik iletişim kanallarını” açık tutarak, ilişkilerin gerilemesine bir parça fren yaptı, o kadar…
Yoksa ABD, emperyalist çıkarları gereği, “baş rakibi” Çin’i kuşatmaya çalışmayı elbette sürdürecek, kurallarını kendisinin yazdığı düzenin bozulmasını geciktirebilmek için elbette uğraşacak…
Ancak tüm çabaları “Küresel Güney’in” kalkınmasını önleyemeyecek. Baksanıza, Afrika bir yandan tarihte bir ilke imza atarak barış için 10 maddelik bir planla Kiev’e ve Moskova’ya gidiyor, bir yandan da sömürgeci Batı’nın kalan son askerlerini de sıra sıra topraklarından atıyor ya da son olarak Çad’da olduğu gibi silahlarını alıp dizlerinin üstüne çöktürüyor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Haziran 2023