GEZİ HAYALETİ VE DİKTATÖRLEŞME

Taksim Dayanışması’nın dün saat 19.00 için Gezi Parkı’na yaptığı çağrı nasıl neticelendi, bu satırları yazarken bilmiyorduk. Zira bu yazıyı Aydınlık Yazı İşleri’ne saat 16.00’da teslim ettik.

Öncesindeki manzara ise şöyleydi:

AKP’NİN KİRLİ MÜZESİ

Taksim dün, AKP’nin “ileri demokrasi” rejiminin bir müzesi gibiydi: Polis, TOMA, iş makineleri, beton…

Üstelik en kirli haliyle sergileniyordu…

Yüzlerce sırt çantalı sivil polis etrafta dolanıyordu. Kimisinin arkasında sırt çantasına sığmayan sopasının ucu gözüküyordu. Kim bilir o çantalarda daha neler vardı…

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Erdoğan’ın emriyle Gezi Parkı’nı kapatmıştı, metroları durdurmuştu, vapur seferlerini iptal etmişti, Erdoğan’ın konutunun etrafına TOMA’ları yerleştirmişti, 20 küsur ilden polis takviyesi yapmıştı, Taksim merkezli geniş bir bölgede OHAL ilan etmişti…

Neden? Çünkü Gezi hayaleti dolaşıyordu!

ERDOĞAN’IN KORKUSU

Haziran Halk Hareketi’nin sembolü olan Gezi Parkı, Erdoğan’ın inşa etmeye çalıştığı rejim için tam bir hayaletti.

Erdoğan o hayaletten korkuyordu…

Üstelik öyle çok korkuyordu ki, çareyi hayatı durdurmakta arıyordu!

Aslında bu Erdoğan’ın çözemeyeceği bir çelişkiydi, yaşamak zorunda olduğu bir paradokstu, içinden kaçamadığı bir girdaptı…

Çünkü Gezi hayaletinden korktuğu için Gezi Parkı’nı kapatıyordu; ama Gezi Parkı kapandıkça da insanların gözleri açılıyordu.

2013’teki Haziran Halk Hareketi eylemlerinde de öyle olmuştu: Öncünün önceki yıllarda yaptığı eylemler, Gezi’de halkla birleşmiş, kitleselleşmiş ve Erdoğan’ın kâbusu olmuştu.

DİKTATÖRLEŞMEYE MECBUR KALMA YASASI

Hep söylüyoruz, geçenlerde yazdığımız “Erdoğan’ın düşüşünün 11 işareti” başlıklı makalede de vurguladık: Erdoğan yönetemiyor!

Zaten yönetemediği için de Taksim’de OHAL uyguluyor!

Bu Erdoğan’ın içine düştüğü asıl girdaptır: Erdoğan yönetemediği için şiddete başvuruyor, şiddete başvurdukça da yönetme kabiliyetini iyice kaybediyor.

Buna Erdoğan’ın “diktatörleşmeye mecbur kalma yasası” da diyebiliriz!

Haziran Halk Hareketi’nin 1. yılının en önemli gerçeği budur: Erdoğan ayakta kalabilmek için koşmaya mecburdur; yavaşlarsa dengesini kaybedecektir, dursa yere düşecektir. Ama koşmayı sürdürdükçe de, bu kez uçuruma yaklaşacaktır; yere düşmek yerine uçuruma yuvarlanacaktır!

KORKMA’YANLAR YÜRÜYÜŞE BAŞLADI

Erdoğan yıkılmamak içi diktatörleşmeye yönelmektedir. Yöneldikçe de Taksim’i yukarıda özetlediğimiz gibi çirkin bir müzeye dönüştürmektedir.

Sığmayan sopaların arkadan gözüktüğü sırt çantalı sivil polisler ise bu kirli müzenin yeni ve kirli araçlarıdır! Erdoğan, Gezi hayaletinden korktuğu için rejimini bu tür özel araçlarla korumaya çalışmaktadır.

Ancak ne o görüntüler ne de Erdoğan’ın toplamda diktatörlüğe yönelmesi, kimseyi korkutmuyor. Zaten Haziran Halk Hareketi’nin en önemli başarısı da korkuyu korkutması olmamış mıydı?

İşte korkmayanlar, yani İstiklal Marşı’nda “korkma” diye seslenilen Mustafa Kemal’in askerleri yeniden ayaktadır. Bu kez ismi aylara sığmayacak yeni halk hareketleriyle, Erdoğan rejiminin kirli müzesine doğru yürümektedirler. Hem de daha örgütlü, programlı ve kararlı olarak…

Korkma’yanlar, o polislerin sopalarının çantalarından alınacağı ve polisin Erdoğan’ın sopası olmaktan çıkarılacağı günlere yürümektedirler!

Gezi Parkı’nın Özgürlük Parkı ve 31 Mayıs’ın Özgürlük Bayramı olacağı günler yakındır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Haziran 2014

Reklamlar
  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: