ABD’NİN ILIMLI İSLAMCI-ARAP CEPHESİ

ABD’nin son 10 yıldaki bölgemize dair en temel stratejisi, İran’ı çevreleme ve baskılama stratejisidir.

ABD başkanlarının seçildikten sonraki ilk yurtdışı gezilerini İsrail hariç bölgemizde nereye yaptıkları, bu temel stratejide hangi kuvvetlere dayanacağını işaret eden bir göstergedir.

OBAMA’NIN ILIMLI İSLAMCI CEPHESİ

Örneğin Barack Obama’nın seçildikten sonraki öncelikli ziyaretler ajandasında Türkiye ve Mısır vardı. Çünkü Amerikan devlet aygıtı, Türkiye ve Mısır’a dayanarak Ortadoğu’da İran’ı çevrelemeyi hedef alıyordu. Washington, İran’a karşı Ilımlı İslamcı-Arap cephesi kurmayı hedefliyordu. Cephenin ılımlı İslamcı ayağına AKP’li Türkiye, Arap ayağına da Mısır liderlik edecekti.

Bu proje tutmadı: Arap Halk Hareketleri, Suriye’nin kararlı direnişi, Rusya ve İran’ın ABD planlarına barikat kurması başta olmak üzere çeşitli nedenlerle ABD, planlarını hayata geçiremedi. Hatta ABD arada cepheyi revize etti ve Türkiye-Mısır ikilisi yerine, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar üçlüsüne dayanmaya çalıştı.

TRUMP’IN ILIMLI İSLAMCI-ARAP CEPHESİ

ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelikli ziyaret ajandasında ise Suudi Arabistan var. Gerçi ABD’nin İran’a karşı “Ilımlı İslamcı-Arap” cephesi hedefi stratejikti ama aktörler değişiyordu.

AKP Hükümeti Suriye’deki Rusya faktörüyle sahada yüz yüze gelince, ayrıca içeride iktidarını koruyabilme ihtiyacıyla da örtüşünce, cephesini yavaş yavaş değiştirmeye başladı. Moskova, Astana süreci üzerinden bu değişimi hızlandırdı.

ABD’nin “Ilımlı İslamcı-Arap” cephesine mecburen Suudi Arabistan liderlik edecekti. Kuşkusuz Riyad’ın buna askeri kapasitesi yoktu. Bir İslam Ordusu kurma türünden girişimler işte o ihtiyacın gereğiydi.

ILIMLI İSLAMCILIK İLANI VE SARAYDA TASFİYE DARBESİ

Geride iki sorun kalıyordu:

Birincisi, Suudi Arabistan’ın Vahabilik anlayışının böylesi bir cepheye liderlik edemeyecek olmasıydı. Geniş bir sünni bloku vahabiliğin altında birleştirebilmek mümkün değildi. Bunun çaresi de Riyad’ın vahabilik yerine ılımlı İslamcılık ilan etmesiydi.

Önce Suudilerin Dünya İslam Birliği Örgütü olan Rabıta’ya ABD’de İslam kongresi düzenlettiler. Sonra Rabıta lideri Şeyh Muhammed bin Abdülkerim el-İsa ile Papa Franciscus’un buluşmasını organize ettiler. Kâbe İmamı Abdurrahman Es-Sudeys’in ağzından bölgeye “ABD ve Suudi Arabistan birlikte dünyayı huzur içinde yönetiyor” mesajı verdiler.

Ardından Suudi iç kamuoyuna yönelik kadınlara ehliyet gibi yumuşama hamleleri yaptılar ve en sonunda da Riyad’da ipleri elinde tutan Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ağzından “Ilımlı İslam’a geçtiklerini” ilan ettiler.

İkinci sorun ise Riyad sarayındaki prens çokluğu, çok aktör bulunması, sermayenin bölünmüş olması ve farklı siyasi eğilimlerdi. 2015 yılındaki kral değişiminden bu yana Riyad’da üç iktidar odağı vardı…

İşte 11 prens ve 38 bakana yönelik yolsuzluk temalı saray darbesi de bu ihtiyacın gereğiydi. Eski veliahdın oğlunun helikopter “kazası” ile ölmesi, önceki kralın oğlunun tutuklama sırasında çıkan çatışmada öldürülmesi gibi olaylar ise bu iç çarpışmanın sertliğini gösteriyor. Bu sertlik aynı zamanda önümüzdeki günlerde bir direnişin ortaya çıkmasının, hatta darbeye karşı darbe ihtimalinin varlığına da işaret ediyor!

Öte yandan gözaltına alınan prenslerin mal varlıklarının dondurulması da sermaye transferine başlandığına işaret ediyor. Bu noktada ABD Başkanı Trump’ın operasyonlarla ilgili veliaht prense açık destek verdiğini ve Suudi Arabistan’dan dev petrol şirketi Aramco’yu ABD borsasına dahil etmesini istediğini not edelim.

Zira ABD açısından petrol ve doğal gazın dolara dayalı ticaretinin sürmesi hayati önemde!

MISIR İRAN KARŞITI CEPHEYE GİRER Mİ?

Öte yandan İran’ı çevreleyecek ve baskılayacak bir cephe için Riyad’ın askeri kapasite yeterli değil. Riyad’a cephede destek verecek ülke, ABD açısından yine Mısır olacak. Mısır’ın askeri kapasitesi buna nispeten uygun.

Nitekim Arap Halk Hareketi’nin ikinci aşamasında devrimi çalan Sisi, İhvan karşıtlığı temelinde Suudi Arabistan’la ve iktidarını sürdürebilme ihtiyacı üzerinden de ABD ve İsrail’le yakınlaştı.

Fakat Mısır’daki iç dinamikler buna razı olacak mı? Tamam, Mısır Suudi Arabistan’ın İslam Ordusu’na katılmıştı, Riyad’ın Yemen’e savaş açan koalisyonuna girmişti, hatta Katar’a ambargo uygulayan Körfez koalisyonuna da destek vermişti ama Mısır, Suudi Arabistan’ın Suriye politikasına karşıydı ve İran’la ilişkileri germek istemiyordu.

Bu, ABD’nin planları açısından bir büyük sorun olarak varlığını koruyor.

İLK CEPHE: LÜBNAN

ABD’nin Suudi Arabistan liderliğindeki Ilımlı İslamcı-Arap cephesinin ilk sahası, görünen o ki, Lübnan olacak.

Lübnan Başbakanı Hariri’nin prenslere operasyon sırasında Riyad’da bulunması ve İran’ı suçlayarak başbakanlıktan istifa etmesi önemli mesajlar içeriyor.

Diğer yandan ABD ve İsrail’in, Suriye’de Rusya ve İran destekli Şam kuvvetlerinin egemenlik alanlarını genişletmesine engel olabilmek için sorunu yaymayı esas alan bir çizgiye gireceği anlaşılıyor. Barışı inşa edemeyen ve yeni düzeni kuramayan ABD, Rusya’nın da kuramaması için savaş alanını genişletmeye çalışıyor. Yani Suriye’deki çatışmayı, Lübnan ile genişletmek istiyor.

Bunun ABD ve İsrail adına ne kadar yararlı bir sonuç olacağı ise şüpheli. Zira sahada inisiyatif ve avantaj Rusya-İran-Suriye cephesinde!

Türkiye’nin Suriye’yle anlaşması ve Mısır’la normalleşme yoluna girmesi ise bölge için kritik önemde.

Mehmet Ali Güller
ABC Gazetesi
9 Kasım 2017

Reklamlar
  1. #1 by Bulent on 17/11/2017 - 17:38

    Merhaba. Yazılarınızı zaman zaman okuyan, sizi bazen tele1’de izleyen bir okuyucunuzum. Trump ve Obama dönemini birbirinden ayırmanız üzerine size bir soru sormak istiyorum. Taraflar aslında şu şekilde ikiye ayrılabilir mi ?
    1) pentagon, fbi, trump, erdogan, rusya, ışid, bop, israil, pyd, barzani, musluamn kardeşler, huntington, medeniyetelr çatışması, kürdistan ideali, atatürk karşıtlığı, bush, yeni osmanlıcılık vb….
    2) cia, feto, ılımlı islam, yeşil kuşak, clinton, obama, nato, rothschild, petrol, medya. darbeler, merkel, kraliçe vb…
    Burda güçleri ve olguları karışık yazdım ama anahtar kelimelere bakınca açılımı kolayca yapılır zaten.
    Elbette bu iki ayrı güç ortak şeyler de yapıyordur ama bir şekilde yine çatışıyor gibiler.
    Suriye olaylarından beri 2 adet Amerika var görüntüsünün altında bu iki gücün çarpışması olabilir mi ?
    Bizdeki darbe, Sisi darbesi, Barzani’ nin gitmesi de dahil dünyadaki gelişmeleri bu iki güç üzerine kurgulayıp ne düşündüğünüzü söylerseniz sevinirim.
    İyi çalışmalar dilerim.

  2. #2 by Mayk on 18/11/2017 - 23:59

    Dun bir mesaj yazmistim, yollanamadi nedense. Simdi de direk konuyal ilgili olmasa da,
    yazarin tele1deki natodan cikalim fikriyle ilgili yazayim dedim. Bu ayrica eskiden beri
    Vatan Partisinin ve amerikanci olmayan sosyalist fraksiyonlarin da fikridir.
    Chp ise malesef natocu bir yonetime sahiptir.
    ….
    Ben tam bagimsizliktan (yani olabildigi kadar) yana biri olarak diyorum ki:
    Natodan hemen cikmayalim. Natodaki oy hakkimizi olumlu yonde kullanalim.
    Natodan cikmamiz diger nato ulkelerinin bizi hedef almasini kolaylastirir.
    Natoda olmamiz degil, natoda olmamiz bahanesiyle Bati emperyalizminin
    ic islerimize karismasidir sorun. Belki bunun sebebi nato degil de gizli ikili anlasmalardir.
    Dunya bir donemecte, ve bu donemin tehlikesiz atlatilmasi lazim.
    Romanya. Polonya, Ukrayna, Gurcistan, Israil’in Natoya alinmasina kim engel olacak: Turkiye.
    Montro’nun delinmesine kim engel olacak: Turkiye.

    S-400 alirsak bize F35 vermezlermis.
    F35’e ucan hindi diyorlar. Yani hantal beceriksiz, pahali bir ucak.
    Rus savas ucaklari cok daha iyi. Ayrica S-400’un Abdde bir esdegeri yok.
    Yani parasiyla da alamiyoruz degil durum, adamlarin ellerinde boyle bir savunma fuzesi yok.
    S-400den bagimsiz olarak, verseler de asla F35 almamaliyiz.
    Yillar once Sukru Elekdag Israil bizi yener cunku ellerinde F35 var diyordu.
    Ayni kisi S-400’e de karsi. Demek ki ya amerikancidir, ya da beyni yikanmistir
    (bence ikincisi). Ona bakarsak zaten israilin nukleer yuklu denizaltilari var.
    Rusya engel olmasa bunlarla kolayca teror estirebilir.

    Trump ekibi Abd derin devletinden farkli. Yani adamin emperyalizmi temsil
    ettigini soyleyemeyiz. Esas emperyalistlerin hedefinde oldugunu soyleyebiliriz.
    Mesela ikinci kez Suriyede kimyasal kullanildi diye haber yapildi. Trump ta, sozde 59 kruz fuzesiyle
    Suriyenin askeri havaalanini vurdu. Boylece konu kapandi. Muhtemelen boyle bir saldiri olmadi,
    veya danisikli dogus gibisinen bir seydi, ya da Rusya bu fuzeleri jamladi ve rotasini bozdu.
    Bence bu tamamen bir gaz alma operasyonuydu. Savas isteyenlerle dalga gecilmis oldu.
    Bati derin devleti numarayi yutmadi, hala Trump’un kellesini istiyor.
    ….
    Bati derin devleti, komunizm sebebiyle degil, jeoploitik sebeple Sovyetlere karsiydi.
    Aslinda Bati derin devleti Sovyetlere de zamaninda kancayi takmisti. Ornegin Sovyetler neden
    Abdnin Ay’a inme yalanina itiraz etmedi (itiraz etmedigi belli, cunku o gunleri gormus olan
    Ruslarin bundan haberi yok).

    Kenedi bu karteli dagitmayi denedi, temizlendi.
    Trump ta ulkesini dusundugu icin. yani elitlerden olmadigi icin, bu karteli dagitip
    Abd devletini bir anonomi sirket olmaktan cikarip yeniden ulus devlet haline getirmeye calisiyor.
    Su gunlerde Kenedinin oldurulumesiyle ilgili dosyalar piyasaya surulmeye baslandi.
    Belki de Bushlari, Klintonlari tutuklamadan once kamuoyu olusturmak icin bazi
    derin sirlar ortaya dokulmekte. Onbir eylulle ilgili de benzer olaylar olabilir, zamani gelince.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: