Türkiye’nin “devlet adamı” sorunu

Devlet, devlet adamlarını doğurur; devlet adamları da devleti geliştirir. Yani devlet ile devlet adamı arasında, birbirini güçlendiren bir doğru orantı vardır. Kuşkusuz tersi de doğrudur: Devlet çözülürken, devlet adamı da azalır. Devlet adamı azlığı sorunu, aynı zamanda “aydın erozyonu” sorununun bir türevidir.

Bir süredir, Türkiye “devlet adamı” sorunu yaşamaktadır. Gerçi sadece Türkiye değil, dünya, özellikle Batı dünyası devlet adamı sorunu yaşamaktadır. De Gaulle tipi devlet adamlarının yerini, Ginger’dan düşen Bush’lar, halkına ve dünyaya açıkça yalan söyleyen Blair’lar, kadın polisi taciz eden Berlusconi’ler, ismi sürekli skandallara karışan Sarkozy’ler, Macron’lar ve daha nicesi aldı… Batı’nın De Gaulle tipi son devlet adamı, belki de Merkel’di.

Alkış krizi

Neden böyle bir giriş yaptığımızı tahmin etmişsinizdir. Cumhurbaşkanı/iktidar partisi genel başkanı ve komutanlar ile ana muhalefet partisi genel başkanı üçgeninde yaşanan son alkış krizi, devlet adamı sorununa değinmemizi gerektiriyor.

Konuyu bilmeyenler için özetleyelim: Cumhurbaşkanı bir askeri proje törenindeki konuşmasında, konu dışına çıkarak siyasi propaganda yaptı ve ana muhalefet liderini eleştirdi. Komutanlar ana muhalefet liderini hedef alan bu konuşmayı alkışladı. Ana muhalefet lideri de haklı olarak bu alkış olayına tepki gösterdi.

Buradan hareketle iki şey söylemeliyiz:

1) Bir devlet adamı, devlet görevlilerini siyasi bir tercih anlamına gelebilecek bir pozisyona düşürmez.

2) Devlet hiyerarşisi içindeki pozisyonları nedeniyle, devlet adamı konumunda olan orgeneraller, siyasi kaygı hissetmeksizin, doğru ne ise onu yapar.

Erdoğan’ın sorunlu iki şapkası

Ancak böyle olmadı. Cumhurbaşkanı da orgeneraller de ne yazık ki “devlet adamı” gibi davranmadı.

Cumhurbaşkanı, devlet işinin görüldüğü ortamda, siyasi parti şapkasını takarak, siyasi rakibini eleştirdi. Komutanları ise bir siyasi parti liderinin bir başka siyasi parti liderine karşı yürüttüğü siyasi propagandaya alet etti.

Kuşkusuz sorunun ana kaynağı, “Türk tipi başkanlık” modelidir. Komutanların karşısında konuşan kişi hem cumhurbaşkanı ve başkomutan ama hem de siyasi rakipleriyle mücadele eden bir siyasi parti lideridir.

Erdoğan törende savunma sanayi ile ilgili konuşurken cumhurbaşkanıydı, Kılıçdaroğlu’nu eleştirmeye kalktığı anda ise artık cumhurbaşkanı değil, bir siyasi partinin genel başkanıydı.

Komutanlar, “alkışlarsak muhalefetin gözünde, alkışlamazsak iktidarın gözünde ne olur” diye düşünmeden, doğrusu neyse onu yapabilmeliydi. Yani cumhurbaşkanını alkışlamalı, AKP Genel Başkanı karşısında tarafsız kalmalıydı.

Elbette en doğrusu, komutanları bu ikilime düşürmeden, cumhurbaşkanının törene uygun olarak, konuşması boyunca cumhurbaşkanı kalabilmesiydi.

Sorumluluk derecesinin önemi

Bu tablo karşısında Kılıçdaroğlu, olayı eleştirmekte sonuna kadar haklıydı. Ancak ne yazık ki haklılığını, işi “cepheden kaçan bol apoletli Ortadoğu askerleri” benzetmesine kadar vardırarak, zayıflattı.

Bir olaydaki kişilerin sorumluluklarının sırasını ve derecesini dikkate alarak tepki göstermek, izlenmesi gereken yoldur.

Böyle bir olayda, öncelikle ve ağırlıkla, sistemsel soruna işaret edilmeli, yani “partili cumhurbaşkanı” sorununun doğurduğu krizli hallere bir örnek olarak konu toplumun gözüne sokulmalı ve Erdoğan’ın komutanları zor durumda bırakan “dar siyasetçi” yönüne işaret edilmeliydi.

Üstelik bu yöntemle, alt rütbelilerin komutanlarının yaptığı yanlışı daha iyi anlaması da sağlanırdı.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Ocak 2023

Reklam
  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: