Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

TERÖRE KARŞI TERÖR

ABD Başkanı Barack Obama‘nın IŞİD’e karşı açıkladığı strateji, önceki gün yazdığımız “ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı”nı büyük ölçüde doğruladı.

Planı, hem başta Obama olmak üzere ABD’li yetkililerin açıklamalarından, hem de ABD basınında çıkan haberlerden hareketle sistemleştirmiştik. Kısacası açık kaynaklardı…

Bunu, olan bitenin gayet açık ilerlediğini, ortada gizli kapaklı işler dönmediğini söylemek için özellikle belirtiyoruz.

Zaten Obama da 15 dakikalık konuşmasında açık açık, ABD’nin üç yıl boyunca Ortadoğu’da neler yapacağını söyledi; tabi becerebilirse…

Dolayısyla artık mesele ABD’nin ne yapacağını anlamak değil, nasıl bir önlem alınacağıdır!

OBAMA’NIN STRATEJİSİNİN ÖZELLİKLERİ

Obama‘nın açıkladığı stratejinin ruhunu yansıtan üç önemli vurgu var:

1) ABD, IŞİD nerede ise orayı vuracak yani önce Irak’ı sonra da Suriye’yi vuracak! IŞİD Lübnan’a ya da başka bir ülkeye yönelirse, orayı da vuracak!

2) ABD, IŞİD’i havadan vuracak, karadan taşeronlarına vurduracak!

3) ABD’nin IŞİD’e karşı mücadelesi uzun soluklu olacak, 3 yıl ya da gerekirse daha da uzun sürecek!

Bu üç maddeden anlamamız gereken şudur: Obama, “teröre karşı terör” konseptine yönelmiştir!

2,5 savaş konseptini zorunlu olarak iptal eden ve son güvenlik doktriniyle 1,5 savaş konseptine geçen ABD, Suriye ve Ukrayna zorluklarından sonra “teröre karşı terör” konseptine geçmiş oldu!

Bu konseptin üç önemli özelliği vardır:

1) ABD, hedef ülkede terör örgütü ya da örgütlerini destekleyecek.

2) ABD daha sonra hedef ülkedeki terör örgütüne karşı, başka terör örgütlerini destekleyecek.

3) ABD terör örgütleri üzerinden taşeron ülkeler ile hedef ülkeleri karşı karşıya getirecek.

Aslında bu konsept, Ağustos 2013’deki kimyasal komplo sonrasında kabul edildi ve IŞİD’in Musul’u işgaliyle de hayata geşti.

HEDEF BÖLGEDE SÜREKLİ İSTİKRARSIZLIK

Peki ABD “teröre karşı terör” konseptiyle neyi amaçlıyor?

Arkada kalan yıllar şu gerçeği ortaya çıkardı: ABD, hedef ülkeyi doğrudan işgal edebilme kabiliyetini yitirdi. Pentagon savaşı kazansa bile Washington bunu uzun süreli bir işgale ve hedef ülkede ciddi bir rejim değişikliğine dönüştüremiyor.

Zaten 2010’da kabul edilen Asya-Pasifik merkezli yeni güvenlik doktrini de bu gerçekten hareketle kabul edilmişti.

ABD, yönelimini değiştirecek ve Ortadoğu’daki işlerini taşeronlarına devredecekti.

Devretti de… Suriye savaşı, ABD’nin taşeronlarına açtırdığı bir savaştı, ancak başarı getirmedi. Suriye direndi, Esad yıkılmadı!

ABD bu zorunluluklar nedeniyle “teröre karşı terör” konseptine yöneldi ve artık amacı, hedef bölgede sürekli istikrarsızlık yaratmaktır!

Böylece doğrudan müdahale edebileceği fırsatlara hazır zemin olacaktır, hesabı budur…

İşte ABD, IŞİD’in Musul’u işgali üzerinden de, daha ilk günden beri belirttiğimiz gibi “Kürt Koridoru” planını canlı tutmaya çalışmaktadır.

Hesabı basittir: “Koridoru kuramayacağım ama kurulabileceği koşulları bekleyecğim, koşulların oluşması için zemini kaygan tutmaya çalışacağım!”

PROBLEMİN KAYNAĞI ÇÖZÜM OLAMAZ!

ABD “teröre karşı terör” konseptiyle, aynı zamanda taşeronlarını suça bulaştırmış olacak ve onları bu suçlar üzerinden hedefine daha bağımlı hale getirecektir.

Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük tuzak budur!

TSK’nin herşeye rağmen ABD’nin IŞİD planlamalarına direnmeye çalışması, “insani amaç” şeklinde bir hat çizerek müttefiklik ilişkisini onun ötesine götürmemeye çabalaması önemlidir ve desteklenmelidir.

Fakat asıl önemli olan mesele, yukarıda da belirttiğimiz gibi, ABD’nin ne yapacağını anlamak değil, nasıl bir önlem alınacağıdır!

Bugün IŞİD’e karşı ABD’yi desteklemek, bölgedeki her ülke için, yapılacak en büyük hatadır. Zira IŞİD, ABD’nin “teröre karşı terör” konseptinin manivelasıdır. IŞİD’i yaratan ABD’nin probleme çözüm olacağını sanmak, en hafif ifadeyle saflıktır.

Çözümün adresi; NATO’nun çekirdek koalisyonu değil, bölgenin kendi işbirliğidir.

Çözümün yöntemi; bölge ülkelerinin sınırlarını kontrol etmesi ve komşusuna düşmanlığı kesmesidir.

Çözümün hedefi; emperyalizmi bölgeden çıkartmaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Eylül 2014

Yorum bırakın

KÜRT BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

IŞİD’ın Musul’u işgaliyle başlayan süreçte, ABD’nin hedeflerinden birinin de “Kürtlerin birliğini” sağlamak olduğunu artık biliyoruz…

Önceleri bunu CAP Raporu gibi Beyaz Saray’a yapılan tavsiyelerden biliyorduk. Artık doğrudan, Washington’un IŞİD’e karşı Kürtlerin silahlandırılmasını savunmasından ve bunu uygulamaya başlamasından biliyoruz.

ABD, Almanya ve Fransa’nın ardından İngiltere’nin silah yardımları da Erbil’e ulaşmak üzere!

Peki Kürtlerin birliği mümkün mü? Kuşkusuz burada ABD’nin Kürtlerin birliğinden kastettiği Barzani‘nin KDP’si ile Öcalan‘ın PKK’sidir.

Soruya yanıt verebilmek için önce ayrılığın nedenini incelemeliyiz:

PKK SURİYE’DE HAKİMİYETİ PAYLAŞMADI

Irak’ın kuzeyinde, yani ABD’nin 23 yıldır adım adım inşa ettiği Kürt devletinde hakim güç Barzani‘dir. PKK, Barzani‘nin bölgesinde, onun sağladığı imkanlarla mevzilenmektedir.

Büyük Kürdistan projesine göre Irak’ın kuzeyindeki bu yapı, şartlara göre değişik sırada Suriye’deki, Türkiye’deki ve İran’daki Kürt bölgesiyle birleşecektir.

İşte burada Barzani açısından bir ikilem oluşmaktadır: Çünkü o bölgelerde güçlü değildir ve hakim olduğu bölgenin o bölgelere doğru genişlemesi bir yandan hayalini kurduğu bağımsızlık için zorunludur ama diğer yandan hakimiyetini kaybetmesi demektir!

Barzani bunu en iyi Suriye’de gördü. KDP türevi olan partilerin toplamı bile PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin yanında küçük kalıyordu.

PKK o nedenle Kürt partilerin çatı örgütü olan Kürt Ulusal Konseyi’nde yer almakta ayak sürüdü. Hakim olduğu, kanton özerkliği ilan ettiği üç bölgede iktidarı Barzani ile paylaşmadı.

Barzani ise bu durum karşısında PYD’ye Irak’ın kuzeyinde zorluk çıkardı. Hatta PYD’ye sınırını bile kapattı!

Uzunca bir süredir planlanan Ulusal Kürt Konfernası’nı çeşitli gerekçelerle erteledi, çünkü Barzani bu konferans sonucunda yine hakimiyetini paylaşmak zorunda kalacaktı.

KDP İLE PKK ARASINDAKİ SİLAH SORUNU

Bu şartlar ortadayken, “Kürt Koridoru”nu canlı tutabilmek için bölgede savunmada atağa geçen ABD’nin Kürt birliğini sağlaması, yani KDP ile PKK arasında ittifak sağlaması mümkün mü?

Bize göre şu şartlarda mümkün değil. Şu nedenlerle:

1) KDP ile PKK arasındaki hakimiyet mücadelesi sürmektedir. IŞİD’in Sincar işgali birlik zemininin manivelasıydı ancak neredeyse ters tepti.

Çünkü peşmergenin çekilmesi ve Sincar’ın PKK tarafından kurtarılması, PKK’nin yayın organlarında Barzani‘nin küçümsenmesine yol açtı. KDP ise karşıt açıklamalarla gerginliği tırmandırdı.

2) KDP ile PKK arasındaki bir başka sorun ise tam da Kürtlerin birliği amacıyla yapılan bir iş nedeniyle derinleşmektedir: Silah yardımı!

Batı, silahları Irak Kürt Bölgesi Yönetimi’ne göndermektedir. Bırakın PKK’yi, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bir parçası olan Talabani‘nin KYB’si bile durumdan şikayetçidir, çünkü silahlar gerçekte doğrudan KDP’ye gitmektedir.

PKK ise IŞİD’e karşı asıl kendisinin savaştığını, silahların daha çok kendisine verilmesi gerektiğini savunmaktadır.

RUDAW: BÜYÜK KÜRDİSTAN HAYAL

Tam bu noktada Barzani‘nin yayın organı olan Rudaw‘da çıkan bir analizi sizinle paylaşmalıyım.

Salam Saadi imzalı “Büyük Kürdistan büyük bir hayal” başlıklı analizde bakın ne savuluyor: “Kürt Hareketleri için doğrusu şu: Her hareket kendi ülkesi içinde, ulusal ve bölgesel konjonktüre göre kendi sorununu çözme iradesini ortaya koymalı. Çünkü bundan sonra ebediyete kadar Kürdistan’ın parçaları yan yana olacaktır, beraber değil. Kürdistan bugün kullanılan bu siyasi haritası ile hiçbir zaman devlet olmamış ki yeniden birleşsin. Yıllardan beri süregelen ayrı düşme, bir daha siyasi bir birliktelik çerçevesinde uyum içinde yaşayamayacak kadar kültürel farklıklar oluşturmuştur.” (rudaw.net, 4 Eylül 2014)

Erbil Selahaddin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Osman Ali de ORSAM için hazırladığı raporda, bu sürecin KDP ile PKK arasındaki gerginliği artıracağına ve Kürtler arası bir savaşa dönüşebileceğine, bunun da Irak Kürt Bölgesi’ni siyasi istikrarsızlığa götüreceğine dikkat çekmektedir! (ORSAM, Rapor No:10, Eylül 2014)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Eylül 2014

Yorum bırakın

ABD’NİN YENİ ORTADOĞU PLANI

Önce NATO’nun Galler Zirvesi, ardından da ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in ayrı ayrı başladıkları bölge turu, ABD’nin “Yeni Ortadoğı Planı”nın çerçevesini ortaya çıkardı.

Bu çerçeveye Beyaz Saray yetlililerinin New York Times ve Washington Post‘a servis ettiği özel bilgileri de eklediğimizde, çerçeve daha da netleşmektedir.

Tümünün birden bir özetini ve kamuoyuna sunulabilecek halini de dünya bugün ABD Başkanı Barack Obama‘dan öğrenecek: ABD’nin IŞİD’e karşı izleyeceği strateji…

İşte Obama‘nın bazı bölümlerini zorunlu olarak sansürleyerek anlatacağı bu stratejinin ayrıntıları ve üç aşamalı YeniOrtadoğu Planı:

1. AŞAMA: KÜRT BİRLİĞİ

1) ABD hava saldırısını sürdürecek ve artıracak.

Washington’un hava saldırısının askeri hedefleri şunlardır:

a) Kürt bölgesine koruma kalkanı oluşturmak.

b) IŞİD’i baskılayarak istenilen koridora sokmak.

Washington’un haha saldırısının siyasi hedefleri ise şunlardır:

a) Kürt Birliğini (KDP-PKK ortaklığı) sağlamak.

KDP, PKK’ye inisiyatif kazandıracak bu yeni hamle karşısında tedirgin. Zira birliğin ABD’nin ana Kürt stratejisinde PKK’nin başat rolü kapması olduğunu en iyi Barzani bilmektedir.

b) Türkiye’yi bu birliği kabule mecbur etmek.

AKP Hükümeti, KDP ile PKK arasınaki çelişkileri Açılım’ın müzakerelerinde bir avantaja döünüştürüyordu ve şimdi bunu kaybetmenin elini zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

ABD, NATO’nun “çekirdek kolaisyonu”na kattığı ve üslerini kullanacağı Türkiye’nin mecburen bu girdaba gireceğini hesaplıyor. Bu noktada TSK’nin AKP’ye rağmen yapacağı itirazlar önem kazanmaktadır.

c) İran’ın KYB’den sonra Barzani‘yi de denetlemesini engellemek.

ABD bu aşamada, bir iç biri de dış halkalı iki ayrı cephe kuracak. Dış halkadaki cephe, Galler’de karara bağlanan NATO’nun “çekirdek kolaisyonu”dur. İç halkadaki cephe ise bölge ülkelerinden oluşacak “Sünni” cephedir. Türkiye, her iki cephenin ortak üyesi olarak koordinasyon yürütecektir.

2. AŞAMA: IRAK’IN KONTROLÜ

İkinci aşama, Irak’ın yeniden denetlenmesi aşamasıdır. Ama belirtelim, birinci aşama, Yeni Ortadoğu Planı’nın ikinci aşamasının içinde de sürecektir. Bu aşamada şunlar vardır:

1) ABD’nin Irak’ı denetleyebilmesinin önündeki en önemli engel Nuri El Maliki‘ydi. Washignton, IŞİD’in Musul’u işgaliyle ortaya çıkan konjonktürde bunu kısmen başardı ve Abadi’ye hükümet kurdurdu.

Ama kısmen diyoruz zira arkasında büyük bir kuvvet desteği olan Maliki, yine de Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçilerek kenara çekilmeyeceğini ilan etti.

ABD, şimdi Abadi hükümetine dayanarak, Irak devletine yeniden nüfuz edecek. Burada kilit önemde olan adres, Rusya’nın askeri yardımlarının yarattığı etkiyle eksen değiştiren Savunma Bakanlığı ve Irak Ordusudur.

2) ABD, KDP ile derin çelişmeleri bulunan KYB ve Goran’a etki etmeye, onları İran’ın denetimden çıkarmaya çalışacaktır.

Bunun için anahtar, IŞİD’e karşı her üç Kürt örgütünü de desteklemek, askeri yardım yapmak ve silah vermektir.

ABD bu süreçte KDP ve KYB peşmerglerini birleştirmeyi ve onları dağ dışında çölde de savaşabilen bir askeri yapıya dönüştürmeyi istemektedir.

3) ABD Yeni Ortadoğu Planı’nın bu aşamasında ayrıca Irak’ın orta bölgesindeki Sünni aşiretleri desteklemeyi, onlara askeri eğitim vererek kontrolü altına almayı hedeflemektedir.

4) Bu aşamanın en önemli hedeflerinden biri de Suriye’yle ilgilidir ve ABD üçüncü aşamaya hazırlık anlamında Suriye’deki “ılımlı” grupları silahlandırmayı ve onları Şam’a karşı desteklemeyi artırarak sürdürecektir.

ABD, Suriyeli muhalif gruplara verdiği “özel savaş” eğitiminin sonucunda, onları Şam’ı zorlayacak türden bombalı eylemlere yönlendirecek.

3. AŞAMA: SURİYE’YE MÜDAHALE

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı’nın üçüncü aşaması doğrudan Suriye’yle ilgilidir. Bu aşamadaki hedefler şunlardır:

1) Birinci aşamada hava saldırısıyla Suriye’ye doğru bir koridora yönlendirilen IŞİD’in bastırılması bahanesiyle Suriye’ye hava saldırısı başlatılacaktır.

2) İkinci aşamada “özel savaş” eğitimiyle desteklenen “ılımlı” gruplar ABD hava desteğiyle eylemlerini artıracak ve güneye doğru yönelecektir.

3) Tıpkı 24 yıl önce Irak’ta yapıldığı gibi Suriye’nin kuzeyine bir hat çekilecek ve Şam yönetiminin o bölgeye müdahalesinin önüne geçilmeye çalışılacak. ABD bu yolla Şam’ı Suriye’nin kuzeyinin özerkliğinine mecbur etmeye çalışacak.

Ve sonuçta ABD Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlamak şekilndeki Kürt Koridoru’nu gerçekleştimiş olacak.

Ayrıntılarını yazdığımız bu üç aşamalı planlamayı yapan Pentagon yetkililerine göre aşamalar 36 ayda gerçekleşecek! (New York Times, 8 Eylül 2014)

Peki gerçekleşebilecek mi? Bize göre kesinlikle mümkün değil!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2014

Yorum bırakın

ABD VE İRAN IŞİD’E KARŞI ORTAK MI?

İran, IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan süreçte bazı şaşırtan hamleler yaptı:

İRAN PERMERGEYE SİLAH VERDİ

Erbil’de Mesud Barzani‘yle görüşen İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, “IŞİD, sadece Irak için değil,tüm Ortadoğu bölgesi için tehdittir. Bütün ülkeler, diyalog halinde IŞİD terörüne karşı mücadele etmelidir” dedi.

Daha ilginci, ortak basın toplantısında Barzani‘nin IŞİD’e karşı savaşan peşmergeye silah yardımı yapan ilk ülkenin İran olduğunu ilan etmesiydi! (hurriyet.com.tr, 26 Ağustos 2014)

İkinci iddiaya göre ise İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney, Devrim Muhafızları’nın sınır ötesi operasyonlardan sorumlu kolu olan Kudüs Güçleri’nin komutanı Kasım Süleymani‘ye, IŞİD’e karşı savaşan güçlerle işbirliği yapması için izin vermişti!

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Marie Harf, “İran’la askeri eylem koordine etmeyeceğiz ya da istihbarat paylaşmayacağız. Böyle bir planımız yok” dedi. Ancak Harf, tehditle ilgili diğer bölgesel oyuncularla olduğu gibi İranlılarla da diyaloga açık olduklarını, bu kapsamda ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns‘un İranlı muhataplarıyla görüştüğünü belirtti! (yenisafak.com.tr, 6 Eylül 2014)

Aynı şekilde İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Abbas Arakçı da IŞİD’e karşı ABD ile işbirliği yaptıkları iddiasını yalanladı ancak “Tahran ile Washington’un Irak’ta ortak çıkarları olduğunu” da ekledi! (hurriyet.com.tr, 6 Eylül 2014)

Öte yandan Hamaney‘in görevlendirdiği iddia edilen Kudüs Güçleri komutanı Kasım Süleymani‘nin IŞİD’den kurtarılan Amerli kasabasında çekilmiş bi fotoğrafı yayımlandı ve yalanlanmadı. (hurriyet.com.tr, 4 Eylül 2014)

‘BARZANİ İRAN BASKISINA BOYUN EĞDİ’

Peki tüm bunlar ne anlama geliyor? İran ABD ile IŞİD’e karşı ortak mı? Kürt devletine karşı çıkan Tahran yönetimi nasıl olur da peşmergeyi silahlandırır?

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif‘in şu sözleri, Tahran’ın izlediği taktiklerin hareket noktasına işaret etmektedir: “Irak’ın emniyetini, kendi ülkemizin güvenliği olarak görüyoruz.” (hurriyet.com.tr, 26 Ağustos 2014)

Yani Tahran, IŞİD saldırısı sonrası Irak’ın üçe bölünme ihtimalinin belirmiş olmasını doğrudan kendi güvenliğine tehdit olarak algılamakta ve Irak’ın birliği için konumlanmaktadır.

Bu noktada peşmergeye silah vermesi, artıları ve eksileri olan bir taktiktir ama Tahran’ın ulusal çıkarları dikkate alındığında artılar ağır basmaktadır:

Silah verenin silah alan üzerinde bir ölçüde denetim gücü olacaktır. KYB’yi Irak’ın birliği içinde tutabilen Tahran’ın KDP’ye etkide bulunabilmesi önemlidir.

Örneğin Erbil Selahaddin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Osman Ali, şu önemli bilgiyi paylaşmaktadır: “Ayrıca Barzani en sonunda ya çaresizlik ya da KDP içindeki bir kanadın baskısı yüzünden İran baskısına boyun eğmiş görünmektedir. Erbil’in 30 mil uzağında bulunan bir kasaba olan Mahmur’dan IŞİD kuvvetlerini çıkarabilmek için İran Devrim Muhafızları’nın doğrudan katılımını talep etmekte ve almaktadır.” (ORSAM Bölgesel Gelişmeler Değerlendirmesi, No:10, 1ylül 2014)

İÇERDE OLMANIN AVANTAJI

Öte yandan yine İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif‘in şu açıklamasına bakılırsa, İran gelişmeler karşısında dışarda kalmaktansa içeri girip sınırlı da olsa bir etkide bulunmak, ABD’nin çıkarlarını dizginlemek istemektedir: “IŞİD’i Suriye’de uzun süre çeşitli şekillerde destekleyen ABD, şimdi ne yapacağına karar veremiyor. IŞİD önce Irak’ta, sonra Suriye’de, daha sonra tekrar Irak’ta faaliyet gösterdi. Yarın başka bir bölge ülkesine, belki de tüm bölgeye yönelece. Tehlikenin ciddiyetinin anlaşılmadığını düşünüyorum. Uluslararası işbirliği şart. ” (yenisafak.com.tr, 7 Eylül 2014)

Sonuç olarak İran, kendi çıkarlarını esas alıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Eylül 2014

1 Yorum

İŞÇİ, ŞEYCİ VE TANECİLERİ YIKACAK GÜÇTÜR!

10 işçi daha öldü, 10 canımız daha kâr hırsına kurban oldu…

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu onlardan bahsederken “şey” dedi, çalıştıkları şirketin sahibi Aziz Torun onları “tane” diye niteledi…

İsimlerini o nedenle büyük büyük yazıyorum:

TAHİR KARA, HIDIR ALİ GENÇ, İSMAİL SARITAŞ, BİLAL BAL, CENGİZ TATOĞLU, MURAT USTA, MENDERES MEŞE, VAHDET BİÇER, FERDİ KARA, CENGİZ BİLGİ.

Şey ve tane değil, insandılar, işçiydiler, üretendiler…

ŞEHİT GARANTİLİ İŞ!

Evet Vali şey, şirket sahibi tane dedi ama Başbakan Ahmet Davutoğlu ustasında bu işleri öğrenmişti, fetva verdi: “Ölen işçiler şehit hükmündedir.

Yani sigortasız olabilirler, emeklerinin karşılığını almayabilirler, insan gibi yaşamayabilirler, Soma’da olduğu gibi unutulabilirler ama şehit hükmündedirler!

Şehitlik bunların lügatında kutsal olmaktan çıkmış, kirli rejimlerinin ak-perdesi olmuştur artık!

İHALE DAĞITIM MÜDÜRLÜĞÜ

Rejimleri kirlidir…

Vahşi kapitalizmden bile beterdir, mafyokrasidir!

Mafyokraside cumhurbaşkanı, başbakan ülkenin yöneticisi değil, aslında ihalelerin dağıtım müdürüdür!

12 yıldır ihale dağıtmaktadırlar, cumhuriyetin biriktirdiklerini peşkeş çekmektedirler, kamunun malını yandaşlara bedaha satmaktadırlar…

Boşuna yola çıkarken “ülkemi pazarlamakla mükellefim” dememişlerdi…

Soma’da olduğu gibi son cinayette de “sahipler” o nedenle tanıdıktı, AK-Bujuvaziydi…

KAZA DEĞİL CİNAYET

Bakın cinayet diyoruz, kaza değil…

Elbette kaza olur, elbette insanlar kazalarda ölür…

Ama Türkiye’deki iş kazalarının çoğu, iş cinayetidir…

Çünkü kaza kuralı olan yerde olur, cinayet ise kuralsız yerde…

Mafyokrasilerde kural yoktur…

O nedenle ne kadar uğraşırsanız uğraşın, işçinin yararına bir kanunu hazırladıkları torba yasalara koyduramazsınız…

KAMUCULUK BİTTİKÇE CİNAYETLER ARTAR

Yarın Soma’daki maden faicası gibi Mecidiyeköy’deki asansör cinayetini de toplum olarak unutacağız…

Başka cinayetler olacak, onlara ağlayacağız…

Gelin kendimizi kandırmayalım ve şu gerçeği saptayalım: Kamuculuk bitirildikçe, iş cinayetleri artmaktadır!

Çünkü kamuculukta üretilen gibi üreten de değerlidir!

Oysa mafyokrasilerde üretenin hiçbir değeri yoktur, şeydir, tanedir; önemli olan üretilendir, üründür, onun kazandıracağıdır…

Soyut konuşmuyorum, en somutu, üstelik bildiğim yerden söylüyorum, gemicilik sektöründen…

Tuzla’daki iş kazaları çok da, neden geçmişin Haliç, Camialtı, Taşkızak, Pendik gibi kamu tersanelerinde azdı?

Bir sürü neden sayabiliriz, saydık da…

Gemi Mühendisleri Odası olarak raporlar hazırladık ama bulduğumuz en büyük gerçek şuydu: Haliç’teki tersaneler bölgesinde, bir de tersane içinde gemi adamı yetiştiren okul vardı.

Tersane gibi ağır bir iş kolunda çalışacak işçi, daha okurken o havayı soluyordu; tersanede nasıl yürüyeceğini, nelere basmaması gerektiğini daha öğrenciyken öğreniyordu…

Yani daha işe başlamadan, işiyle ilgili bir “iş güvenliği kültürü” ediniyordu…

Bakınız “iş güvenliği ve işçi sağlığı” konusu elbette önemlidir ama “iş güvenliği kültürü” çok daha önemlidir…

Ve o kültür, sadece kamucu rejimlerde üretilir ve kâr hırsı kültürüyle ters orantılıdır…

İŞÇİNİN ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜ

Kâr hırsının egemen olduğu rejimlerde ise işçi Vali’ye göre şeydir, şirket sahibine göre tane!

Fakat ailesinin vereceği oya ihtiyacı olduğu için Başbakan’a göre şehittir!

Ancak asıl büyük gerçek başkadır:

İşçi bir kez üretimden gelen gücünün farkına vardı mı, ne şey ne de tane olur; şeycileri ve tanecileri yıkacak biricik güce dönüşür!

Ve o zaman geldiğinde, artık fıtratlarında ölmek değil, yıkmak ve yenisini kurmak vardır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Eylül 2014

Yorum bırakın

NATO’DAN ERDOĞAN’A IRAK-SURİYE GÖREVİ

Galler’de yapılan NATO Zirvesi’nde iki önemli karar alındı:

1) NATO Ukrayna’nın yanında olduğunu ilan etti ve Rusya’ya karşı 5 bin kişilik acil müdahale gücü oluşturmayı kararlaştırdı.

2) NATO, IŞİD’e karşı içinde Türkiye’nin de yer aldığı 10 ülkeden oluşan bir koalisyon kurma kararı aldı.

Bardağın boş tarafından bakınca, NATO’nun önemli hamleler yaptığı görülüyor.

Hadi gelin bir de bardağın dolu tafından bakalım:

NATO UKRAYNA’YA CİDDİ DESTEK VEREMEDİ

1) Ukrayna ve NATO’nun Rusya’ya karşı ne yapacağı konusu:

a) Tamam, NATO Ukrayna’nın yanında olduğunu açıkladı ama Kiev’in talebine rağmen onu şu aşamada NATO üyesi yapamayacağını bildirdi.

b) Tamam, NATO Ukrayna’nın yanında olduğunu açıkladı ama destek için asker gönderemeyeceğini belirtti.

c) Tamam, NATO Ukrayna’nın yanında olduğunu açıkladı ama Kiev’e silah yardımı da yapamayacağını iletti.

NATO üyesi ülkeler isterlerse kendi adlarına yardım yapabilirler. Tabii Rusya’ya karşı NATO silah verememişken, üye bir devlet kendi adına nasıl cesaret edip de verecektir, o ayrı konu!

Peki Ukrayna’yı üye kabul etmeyen, asker desteği vermeyen ve silah gönderemeyen NATO nasıl Ukrayna’nın yanında olmuş oldu?

NATO’dan çıkan somut karar şu: Ukrayna’ya lojistik, siber savunma, tıbbi içerikli 15 milyon dolarlık yardım yapılacak!

Ya Rusya’ya karşı oluşturulacağı ilan edilen 5 bin kişilik acil müdahale gücü?

Batı’nın hamlesi karşısında Kırım’ı Ukrayna’dan koparan ve kalan kısmının da doğusu üzerinden Kiev’i tehdit eden Moskova, 5 bin kişilik bir güçten korkar mı?

Bitmedi…

d) Galler’deki zirvede, Baltık ülkeleri Doğu Avrupa’ya NATO üsleri kurulmasını da talep etti. NATO “Rusya’yı kışkırtır” diyerek öneriyi reddetti.

e) Hatta NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, zirvenin ardından yaptığı basın toplantısında, NATO füze savunma sisteminin Rusya’ya yönlendirilemeyeceğini özellikle vurguladı!

Sonuç olarak NATO, Moskova’nın Ukrayna’dan Suriye’ye kadar Atlantik çıkarlarının önünde durmasını engelleyecek türden bir karar alamadı!

Gerçekte Atlantik ittifakı Ukrayna konusunda o kadar çaresiz ve eli kolu bağlanmış durumda ki, Obama NATO Zirvesi sonrası yaptığı açıklamada şöyle demek zorunda kaldı: “Ukrayna ve Rusya arasındaki ateşkesten umutluyum.”

NATO, IŞİD İHALESİNİ TÜRKİYE’YE VERDİ

2) IŞİD’e karşı koalisyon konusu:

Bu köşenin okurları anımsayacaktır: Bize göre IŞİD, ABD için Irak’tan Suriye’ye bir köprüdür, ABD çıkarlarının uygulanabilmesi için kullanılan bir maniveladır.

2 yıldır Beşar Esad‘ı devirme cephesinde kullanılan IŞİD, şimdi de Irak ve Suriye’ye müdahale aracı olarak kullanılmaktadır. ABD, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlamak, yani Kürt Koridoru hedefini canlı tutmak için IŞİD’i değerlendirmektedir.

Dolayısıyla IŞİD’e karşı mücadele lafı gerçekte palavradır.

NATO’da IŞİD’e karşı koalisyon kurulurken de hedeflenen, yine Kürt Koridoru’nu canlı tutabilmenin koşullarını aramaktır.

IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyonun üyelerine ve Obama ile Erdoğan arasındaki görüşmenin sonuçlarına bakılırsa, o ihale de esas olarak Türkiye’ye verilmiştir!

Yani Ankara ABD adına ABD desteğiyle IŞİD’e karşı mücadele ederek, kendi ulusal güvenliğinin karşısında olan Kürt Koridoru projesine çalışacaktır.

15 ay sora yapılan ObamaErdoğan görüşmesinin sonucu budur ve AKP hükümeti Atlantik çıkarlarına göre konumlanmış ve yeniden “tam olarak” hizalanmıştır!

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden‘in ObamaErdoğan görüşmesinden sonra yaptığı yazılı açıklamada “Irak ve Suriye’de ortaklığa” vurgu yapması meselenin esasıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Eylül 2014

Yorum bırakın

MUHAFAZAKARLIKLA OLMADI, ÖZERKLİKTE YARIŞACAK!

Ne Muharrem İnce ne de Kemal Kılıçdaroğlu, Kurultay’daki konuşmalarıyla Türkiye’nin asıl sorununa yanıt oldular!

Biri CHP’nin sağa kaydığını anlatarak muhalefet etti; diğeri de “Deniz Gezmiş‘in mezarını ziyaret ettim” gibi örneklerle sağa kaymadığını ispat etmeye çalıştı.

Y-CHP AKP’NİN KOZLARINI ALABİLDİ Mİ?

Oysa sorun ortadadır ve çırılçıplak durmaktadır: Türkiye AKP hükümetinden nasıl kurtulacak?

Kılıçdaroğlu ve dönüştürdüğü Yeni CHP’nin bu soruna dört yıldır verdiği yanıt tek: AKP’nin elinden türban, tarikat, cemaat, din gibi kozlar alınacak!

Peki nasıl alınacak? Ondan daha çok savunarak, onun cesaret edemeyeceği kadar ileri giderek!

Hakkını yemeyelim, Kılıçdaroğlu dediğini de yaptı.

Danıştay kararıyla kapanan türban konusunu açtı ve türbanın sadece kamu kurumlarına değil, ilköğretim kurumlarına kadar girmesine neden oldu!

Bu bir yoldu ve o yoldan AKP eze eze, kullana kullana geçti!

Bugün Antalya’da “kadınlar plajı” açılabiliyorsa, bu AKP’den çok ona bu yolu açan Yeni CHP’nin başarısıdır!

Kılıçdaroğlu‘nun Yeni CHP’sinin gözdeleri bu süreçte tarikatları savundu, Atatürk‘ün kapattığı tekke ve zaviyelerin açılmasını istedi, cemaatleri sivil toplum kuruluşları ilan etti…

Tümü gerçekte laikliğe aykırıydı ve “laik” Yeni CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu nedenle şu fetvayı verdi: “Laiklik tehlikede değildir!”

CHP İNTİHAR ETTİ

Peki Kılıçdaroğlu dört yılda bu taktiği uyguladı ve Erdoğan‘ın elinden kozlarını aldı da ne oldu? Seçim kazanabildi mi?

Hayır! Zira aslı varken kimse kopyasına oy vermiyordu!

Erdoğan‘ın girmek istediği yoldaki dikenleri temizleyen Kılıçdaroğlu‘ydu ama oyları AKP topluyordu!

Üstelik birkaç kez…

Yani Yeni CHP sonuçlardan hiç ders almıyordu!

AKP’yi yenebilmenin yolunun, onunla muhafazakarlık yarışından geçdiğini sanıyorlardı, savunuyorlardı…

Türkiye’yi getirdikleri yer ortadır!

CHP Kurultayı’nın dünkü bölümünde Kılıçdaroğlu‘nun yaptığı konuşmadan çıkan tek sonuç şudur: AKP’yi muhafazakarlık yarışıyla yıkamayan Yeni CHP, yeni bir taktik bulmuştur!

Nedir? Yeni CHP, artık AKP’yle sadece muhafazakarlıkta değil, ondan daha çok özerklikte yarışacaktır!

Kılıçdaroğlu bunu ilan etmiş ve Yeni CHP’nin eski ve yeni delegelerinden “yerel yönetimlere özerklik getireceğim” diye oy istemiştir!

Alkışlara bakılırsa o oyu da alacaktır!

Kuşkusuz bu bir intihardır. Ama CHP’nin intiharıdır yoksa Türkiye’nin değil. Türkiye buradan çıkacaktır!

İHTİYAÇ: DEVRİMCİ PARTİ, DEVRİMCİ CUMHURİYET

Anlaşılan o ki, Yeni CHP’nin en üst noktasına, ana karargaha bilim, istatistik, analiz gibi kavramlar girememekte ve CHP’liler karargahlarına esası anlatamamaktadır.

O da şudur: Erdoğan‘ın elinden alınması gereken en büyük koz ne dört yıldır sandıkları gibi muhafazakarlıktır, ne de bugünden itibaren sandıkları gibi özerkliktir!

Erdoğan’ın elinden alınması gereken en büyük koz, onun seçimden seçime ama şerbetleyerek kullandığı milliyetçiliktir, ulusalcılıktır!

Bütün seçim sonuçları ortadadır: Türkiye’de seçimler muhafazakarlık zemininde değil, vatanseverlik zemininde yürümektedir. Erdoğan bu gerçeği bildiği için seçimlerden önce milliyetçiliğe sarılmaktadır.

Erdoğan bilmektedir ama Kılıçdaroğlu bilmemektedir!

Yeni CHP güçlü olduğu o zemini rakibine teslim edip, zayıf olduğu minderde güreşe soyunmaktadır!

Bunun adı intihardır! Ama CHP’nin intiharıdır yoksa Türkiye’nin değil. Türkiye buradan çıkacaktır!

Nasıl mı? CHP Kurultayı’nda asılan “Güçlü CHP, Güçlü Demokrasi, Güçlü Türkiye” sözü yerine “Devrimci Parti, Devrimci Cumhuriyet, Bağımsız Türkiye” sözü uygulanarak!

AKP’yi yıkacak ve Türkiye’yi yeniden Atatürk‘ün rotasına sokacak program bu formüldedir!

CHP intihar etti diye Türkiye çaresiz kalmayacaktır!

Bu iktidar olma formülünü Türkiye’de uygulayabilecek devrimci parti vardır, İşçi Partisi’dir ve görevinin başındadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2014

Yorum bırakın

NATO’NUN TSK İHTİYACI

Galler’de dün başlayan ve bugün tamamlanacak olan NATO Zirvesi, belki de tarihinin en zor dönemeciyle karşı karşıya…

Zira Atlantik ittifakı bir kaç cephede birden sıkışmış durumda:

1) ABD 13 yıldır işgal etmekte olduğu Afganistan’dan çekiliyor. Sonuç mu?

Kimi analistlerin “biz işgal ettik ama Çin kazandı” şeklinde özetlenen yorumu bile eksik kalır. Zira ABD Taliban’la pazarlık yapmak zorunda kaldı, atadığı Karzai‘ye imza attıramaz duruma düştü ve Afganistan üzerinden sıçramayı umduğu Orta Asya içlerine yönelemedi…

2) ABD’nin Ukrayna hamlesi ters tepti. Ukrayna’nın en önemli bölgesi olan Kırım bağımsızlığını ilan edip Rusya’ya katıldı. Kalan parçanın doğusu da Kiev’in otoritesinden adım adım kopmaktadır.

Ukrayna hamlesiyle aynı zamanda transatlantik ittifakı restore etmeyi uman ABD, tersine Avrupa’nın siyaseten bölünmesini sağladı. Almanya merkezli Avrupa ile İngiltere-Fransa merkezli Avrupa Ukrayna ve Rusya’ya tavır konusunda ayrı düştüler.

3) NATO’daki müttefiklerine rağmen Irak’ı işgal eden ama yenilip çıkmak zorunda kalan ABD, bölgesel taşeronlarıyla birlikte hedeflediği Suriye rejimini yıkma görevini de başaramadı. Şimdi bir de IŞİD bahanesiyle savunmada atak yapıyor ve ana hedefi olan Kürt Koridoru’nu canlı tutmaya çalışıyor.

‘GÜNEY KANADININ GÜVENLİĞİ’

NATO’nun gündemindeki 48 saat içinde müdahale edebilecek “öncü güç” oluşturma hedefi, işte bu tablonun ihtiyacı içindir. Ancak yetmeyeceği de görülmektedir!

Peki ABD ne yapacak, nasıl bu tablonun altından kalkacak?

Daha önce incelediğimiz Center for American Progress Raporu’nda Obama‘ya Kürt birliği kurması tavsiye edilmişti. IŞİD’in Musul işgaliyle başlayan sürece bakılırsa Beyaz Saray o tavsiyeye uydu.

Ancak bunun yetmeyeceği görülüyor. Center for American Progress’in Beyaz Saray’a tavsiyesini, Center for New American Security’nin NATO’ya hazırladığı tavsiyeler izliyor…

Gazeteci Ahu Özyurt‘tan aktaracağımız “yol haritasını çizmek” isimli rapor Türkiye açısından oldukça önemli. Zira rapor Türkiye için bir “koruma kalkanı” oluşturulmasını öneriyor!

Raporun “güney kanadının güvenliği” isimli bölümünde NATO Genel Sekreteri’ne şu tavsiyeler yapılıyor: “Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşın yayılması ve IŞİD tehdidine karşı hazırlanması gerekmekte. Genel Sekreter, farklı senaryolar üzerinden bölgedeki durumun kötüleşme ihtimaline karşı ne tedbirler alınması gerektiğini belirlemeli ve NATO’yu bunun için kanalize etmelidir. İttifak, teröristlerin sızmalarını engellemek için bölgeye daha fazla istihbarat, takip ve izleme imkanları kaydırmalı. Bunun yanında Ankara da özellikle cihatçıların sınırdan Yunanistan ve Bulgaristan’a geçişlerini engellemeli.”

Bu önemli paragraftan iki sonuç çıkıyor:

1) Rapor NATO’nun yeni Genel Sekreteri’ne tavsiye raporu da olsa, aslında Beyaz Saray’adır ve ABD’nin IŞİD bahaneli yeni süreçte NATO’ya dayanması gerektiğini savunmaktadır.

2) ABD için cihatçıların Türkiye’den Irak ve Suriye’ye girmesi değil, dönüp Yunanistan ve Bulgaristan sınırından Avrupa’ya geçmesi risktir ve bu nedenle Türkiye’ye görevler düşmektedir!

MİT Mİ, TSK Mİ?

Raporu ayrıntılı inceleyen Ahu Özyurt bu paragrafa dayanarak şu önemli soruyu soruyor: “Tavsiyeler uygulanırsa NATO’nun bu işi MİT ile mi yapmayı tercih edeceği yoksa hep çalıştığı TSK ile daha yakın bir temasa mı geçeceği tartışma konusu.” (radikal.com.tr, 4 Eylül 2014)

Özyurt sorusuna kendi yanıtını da veriyor: “İbre ikincisinden yana görünüyor.”

Biz de öyle düşünüyoruz.

O zaman yeni soru şudur: Bu durum Ankara açısından yeni bir süreci başlatır mı? Esad karşıtlığı, Suriye politikası, IŞİD’le mücadele sorunu, Açılım gibi birbiriyle bağlantılı en temel konular bu yeni durumdan nasıl etkilenir? Hükümetin dağınık götürdüğü bu görevler aynı çizgide mi yürütülür, yoksa bir düzene girip ABD adına daha yararlı bir yoldan mı ilerler?

ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in NATO Zirvesi’nin hemen ardından yapacağı Türkiye ziyareti bu nedenle büyük önem kazanmıştır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Eylül 2014

Yorum bırakın

TEĞMENİN TARİHİ DURUŞU

Tarih: 30 Ağustos 2014.

Yer: Kara Harp Okulu.

Kürsüde Teğmen Furkan Üzel, dönem birincisi olarak arkadaşları adına bir konuşma yapmaktadır:

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere büyük komutan ve değerli devlet adamları yetiştiren
Harbiye’den mezun olmanın gururu ve heyecanı içinde olduğunu belirtir.

Atatürk’ün ilke ve inkilaplarının yollarını aydınlattığını, ilim ve aklı rehber aldıklarını söyler.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir mensubu olarak ülkeye, millete, milli birlik ve beraberliğe yönelen her
tehlikeye karşı canı pahasına mücadele edeceğini anlatır ve sonra ekler:

Geçen yıl Kara Harp Okulu’ndan mezun olan Piyade Teğmen Emre As, bölücü terör örgütünün hain
saldırısı sonucu 20 Ağustos’ta şehit oldu. Şehit
As’ı rahmet ve şükranla anıyor, silah arkadaşları ve
kederli ailesine başsağlığı diliyoruz.”

Teğmen Furkan Üzel bu sözleri, az sonra elinden birincilik diplomasını alacağı cumhurbaşkanı ve
başkomutan
Erdoğan’ın karşısında söylemiştir. O sözler şu anlamlara gelmektedir:

1) Erdoğan için müzakere edilen örgüt, Teğmen için terör örgütüdür.

2) Erdoğan’ın Hakan Fidan aracılığıyla görüştüğü örgüt, Teğmen’in ve silah arkadaşlarının çarpıştığı
örgüttür. Ve o çarpışmalarda şehitler vermektedirler.

3) Erdoğan’ın Açılım yaptığı örgüt, Teğmen’e göre “milli birlik ve beraberliği” vurmaktadır.

TSK AÇILIM’DAN RAHATSIZ

Kuşkusuz sadece Teğmen Furkan Üzel değil, Harbiye’nin 165. dönem mezunu olan tüm teğmenler
böyle düşünmektedir ve bir yaş büyükleri olan Teğmen
Emre As’un bu törenden 10 gün önce
başkomutanlarının müzakere ettiği örgüt tarafından şehit edilmesi nedeniyle kızgındırlar!

Üstelik Açılım’ın geldiği nokta gözler önündedir; uğruna can verecekleri Türk Bayrakları direklerden
indirilmekte, kimi komutanları Açılım zarar görmesin diye bu sürece sessiz kalmaktadır.

Ve dahası terör örgütünün liderlerinden birinin heykeli, göstere göstere silah arkadaşlarının şehit
düştüğü topraklara dikilmiştir.

Bu tablo sadece genç teğmenleri değil, onlardan başlayarak tüm subayları ve generalleri, astsubayları
ve uzman erbaşları rahatsız etmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetler’in hemen her mensubu Açılım’ın çözüm değil çözülme getirdiğini ve Türk ile
Kürt’ün adım adım ayrıştığını görmektedir. Bu nedenle de Açılım’a itiraz etmekte, fikirlerini
komutanlarına söylemektedirler

RESEPSİYONA ASLINDA TEĞMEN KONUŞTU

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in Açılım konusunda alışıldık olmayan çıkışı, işte bu tablonun
haklı bir yansımasıdır.

Ve gerçekte o akşam, yani 30 Ağustos resepsiyonunda konuşan Org. Necdet Özel değil,
Teğmen Furkan Üzel’dir.

Org. Özel, Teğmen Üzel ve tüm subaylar adına o konuşmayı yapmış ve şaşırtmıştır.

Kuşkusuz Org. Özel’in sözleri eksiktir ama mücadele açısından değerlidir:

Kırmızı çizgiler aşılırsa gereğini söyleriz” demek “şu ana kadar aşılmadı” anlamıyla eksiktir ama
“bu noktadan daha ileriye gitmemelidir” anlamıyla da değerlidir.

Açılım’ın içeriğini bilmiyoruz” demek kuşkusuz MGK’de “Açılım kararlılığını sürdürme” ifadesinin
nasıl alındığını soru işaretli hale getirmektedir ama sürecin TSK dışında yürüdüğüne dikkat çekilmesi
de bir yönelime işaret etmesi bakımından anlamlıdır.

HEPİMİZ MÜCADELE MEVZİSİNDEYİZ

Ancak Necdet Özel’in sözleri turnusol kağıdı değildir ve o sözleri olumlu bulan da, “şimdiye kadar
neredeydin” diyen de, o sözleri samimi bulmayan da gerçekte aynı mevzidedir, mücadele zeminindedir
ve Türkiye cephesindedir.

Genelkurmay Başkanı’nın tarihi duruş sergileyebilmesi, Türkiye’nin acil ihtiyaçları açısından, hangimizin
onun sözlerini nasıl yorumladığından bağımsız olarak çok değerlidir.

Çünkü son tahlilde kendi şahsi görüşleri değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ana omurgasının görüşleridir
ve yönelime işaret eder!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Eylül 2014

Yorum bırakın

PKK’NİN HEDEFİ ORTAK KÜRT ORDUSU

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Diyarbakır’da Ezidilerle ilgili yapılan toplantıda söylediği
şu sözler, PKK’nin yeni hedefine işaret etmesi bakımından çok önemlidir:

Tüm Kürdistan halklarına çağrı yapıyoruz. Ulusal birlik sadece siyasi birlik değil. Gerekirse bu barbarlığa
karşı
ortak ordulaşmaya bile gidilmesi tartışılmalıdır. Ortadoğu’daki toplulukların kendi öz savunma
birliklerini
oluşturmaları tarihsel bir zorunluluktur.” (El Cezire, 2 Eylül 2014)

Peki bu açıklama ne anlama gelmektedir?

AÇILIM SİLAHSIZLANDIRMA DEĞİLDİR

AKP-PKK Açılımı, PKK’nin silahsızlandırılması değildir. Nitekim Açılım’ın 2. Aşama’sına geçildiğinin ilan
edilmesinden, çerçeve anlaşmasının hazırlandığı şu günlere kadar yapılan resmi açıklamalarda, artık
“silahsızlandırma” diye bir madde bulunmamaktadır.

Silahsızlandırma, Açılım’ı kamuoyuna kabul ettirebilmenin bir aracıydı ve istihbarat raporlarına yansıyan
sonuç zaten şuydu: PKK gençleşti, büyüdü ve daha da modern silahlara kavuştu!

Kaldı ki PKK’nin silahsızlandırılacağı konusu PKK tarafından sürekli yalanlanmıştı. Hatta MİT Müsteşarı
Hakan Fidan’ın müzakere ettiği Öcalan açık açık şöyle demişti: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne
katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.”

Kuşkusuz rakamlar abartılıydı ama Öcalan daha o günden, Demirtaş’ın bugün ilan ettiği “ortak ordu”
ihtiyacına işaret ediyordu. Çünkü
Açılım içeride çözülme ama dışarıda da PKK’nin başat güç
haline getirilip bölgede namluya sürülmesi olayıydı!

DEVLET SİLAH VE ORDUYLA KURULUR

IŞİD piyonunun feda edilmek üzere satranç tahtasındaki kısmen zayıf bir bölgeye ilerletilmesinin
hedeflerinden biri buydu: Piyon takasıyla tahtanın o bölgesinde PKK’yi başat güç haline getirmek!

Neden? Çünkü günü geldiğinde o da satranç tahtasındaki at ve fillere karşı kullanılacak! “IŞİD’e karşı
Kürt birliği” diye tezgahlanan süreç bu nedenleydi.

Süreç CAP Raporu’nun Obama’ya tavsiyesine uygundu: Kürtlerin birliği sağlanmalı ve PKK
siyasallaştırılmalı!

Sonuç: IŞİD üzerinden PKK-KDP ittifakı sağlandı, Kerkük “Kürdistan’ın kalbi” olarak işgal edildi, Irak
petrolü Kürt petrolü olarak Türkiye üzerinden satılmaya başladı, peşmerge Batı tarafından
silahlandırılıyor vs.

Bakınız silahlandırma işin esasıdır ve örneğin Almanya’nın “Kürt devletine karşıyız” diye diye
peşmergeyi silahlandırması önemle not edilmelidir. Çünkü Almanya Dışişleri Bakanı
Frank-Walter
Steinmeier
’in belirtmek zorunda kaldığı gibi gönderilen silahlarla Kürt devleti kurulabilir!

Berlin’in bu silahları PKK’ye değil peşmergeye verdiğini açıklaması esası değiştirmez. Zaten süreç
adım adım ilerlemektedir ve Almanya PKK yasağının kaldırılmasını tartışmaya açmıştır bile. Tabii
şimdilik hükümet partisi CDU’dan
Philipp Missfelder’in çizdiği şu sınırla: “PKK son haftalarda iyi
şeyler yapmış olsa da PKK yasağı sürecek.”

Kuşkusuz burada başka hesaplar vardır ve örneğin Berlin’in Kürt grupları silahlandırması ABD’yle
olan enerji rekabetinden kaynaklanmaktadır. Ama bu sonucu değiştirmez:
Silah varsa ortak ordu
kurulur, ordu olursa devlet kurulur!

AÇILIM’IN DIŞ BOYUTU: NAMLUYA SÜRÜLMEK

Ceyhun Bozkurt’un günlerdir Aydınlık’ta yayımladığı İmralı Tutanakları’nı bir de bu gerçekler
ışığında ve
Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı hükümet programındaki yerel yönetimler bölümüyle
birlikte okuyun.

O tutanaklar birinci elden şu gerçeği göstermektedir: Açılım’ın sadece Türkiye boyutu yok, Irak ve
Suriye boyutu da var ve Açılım bu nedenle yerli değil ithaldir, Atlantik kaynaklıdır!

Açılım Türk-Kürt kardeşliğini ve barışı değil, içeride çözülmeyi ve ayrışmayı, dışarıda da Kürtleri
ABD planlarında kullanmayı hedeflemektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Eylül 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın