Mehmet Ali Güller

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

Türkiye Afganistan’da ABD’nin jandarması olamaz

Kabine toplantısının ardından açıklama yapan Erdoğan, kamuoyuna müjde verdi: “Amerika ile üstesinden gelinemeyecek hiçbir meselemizin bulunmadığı, tam tersine işbirliği alanlarımızın çok daha geniş ve kârlı olduğu üzerinde Biden’la mutabık kaldık. Biden ile yakaladığımız güzel iklimi, ülkelerimiz bakımından maksimum faydaya dönüştürmekte kararlıyız. ABD ile olumlu ve yapıcı bir temelde yeni bir dönemin kapılarını araladığımıza inanıyoruz.” (tccb.gov.tr, 22.6.2021).

İşbirliği, kâr, maksimum fayda, yeni bir dönem…

Onca soruna rağmen bu işbirliği nasıl doğdu, yeni bir dönem nasıl başlayabildi peki? Afganistan’da taşeronlukla, havalimanı bekçiliği üstlenmeyle…

Afganistan taşeronluğunu kamuoyuna pazarlamak

İşte “psikolojik savaş” da burada devreye giriyor; daha düne kadar AKP dışında herkesi “Biden tayfası” diye karalayan Cumhur İttifakı cephesi, Erdoğan-Biden mutabakatıyla ortaya çıkan bu taşeronluğu kamuoyuna şöyle pazarlıyor:

İttifakın İslamcı kanadı için pazarlama gazete ve ekranlardan özetle şu biçimde yapılıyor: “ABD çekileceği alanları Türkiye’ye bırakmak zorunda kaldı! Afrika’dan Orta Asya’ya, Türkiye dünyanın yarısıdır!”

İttifakın milliyetçi kanadı için pazarlama ise özetle şu görüş altında yapılıyor: “Türkiye ABD’yle görüşmeye masaya Mehmetçik’in silahını koyarak oturdu.”

Türkiye’nin NATO’ya bağlılığı’ sözü

Sadece Cumhur ittifakının kanat sözcüleri, ak-medya ve sarayın propaganda aygıtı değil, doğrudan Erdoğan da bu “yeni işbirliği dönemini” pazarlamak üzere sahada…

Kabine toplantısı sonrası konuşan Erdoğan, Brüksel’deki NATO Zirvesini şöyle değerlendirdi: “Bu zirvede bir kez daha görülmüştür ki Türkiye’siz bir NATO’nun bırakınız mevcut gücünü korumayı, varlığını sürdürmesi dahi oldukça güçtür.” (tccb.gov.tr, 22.6.2021).

Kamuoyuna “Türkiye’nin büyüklüğü” propagandası pompalamak için sarfedilen bu sözler, aslında Washington-Londra-Brüksel üçgenine verilen “Türkiye’nin NATO’ya bağlılığı” teyididir ne yazık ki!

AKP’nin borç ihtiyacı

ABD’nin ve NATO’nun çekildiği Afganistan’da Türkiye’nin Karzai Havalimanı’nın güvenliğine ve işletilmesine talip olması, nasıl pazarlarsanız pazarlayın, Batı adına jandarmalık görevidir.

NATO’nun Brüksel Zirve bildirisinin 19. maddesi, zaten açık bir görev tanımı yapmaktadır: “Afganistan’ın dünya ile bağlantısının yanı sıra kalıcı bir diplomatik ve uluslararası varlığın önemini kabul eden NATO, Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nın sürekli işleyişini sağlamak için…”

Yani Mehemetçik, Batılı diplomatların Afganistan’a güvenle gelip gitmesinin sigortası olacak bir bakıma…

Ne karşılığında? Erdoğan’ın ABD ve Batı desteği almasının karşılığında. Çünkü rezervine kadar erittikleri ekonominin çarklarının dönebilmesinin yolu alınabilecek borçlara, sıcak para girişine bağlı.

Bu öyle bir açık ki, satmaya başladıkları barajlar ya da şirketleşme üzerinden özelleştirmeye çalıştıkları MKE bile yeterli değil. Batı’nın vereceği borca bağımlı durumdalar.

İşte “ABD mali ve lojistik desteği sağlarsa, Afganistan’da görev alırız” şeklindeki Erdoğan-Akar açıklamalarında yer alan “mali” sözcüğü, aslında alınmak istenen borca göndermedir; yoksa Havalimanı bekçiliğinin karşılığı olan 130 milyon dolar değildir sadece…

AKP iktidarı, Afganistan’da havalimanı bekçiliği ile açılacak 130 milyon dolarlık musluğun Londra tefecilerine ve New York bankerlerine genişlemesini istemektedir.

Özetle, Erdoğan, “Türkiye’nin en iyi ihraç malı, ordusudur” diyen Soros’un tavsiyesine uymaktadır.

Türk Solunun haklı itirazı

AK-medyanın, AKP’nin NATO’ya bağlılığını ve ABD’yle ilişkileri düzeltebilmek adına Afganistan’da taşeronluk üstlenmesini “Türkiye dünyanın yarısıdır” diye propaganda etse bile, gerçek, kamuoyu tarafından açıklıkla görünmektedir.

Ve kamuoyu, Erdoğan’ın ABD-Batı desteği alabilmek adına Mehmetçik’i Afganistan’da ABD jandarmalığına soyundurmasına karşı çıkmaktadır.

Zira bu, kökleri Türk askerinin Kore’de kullanılmasına kadar giden bir haklı itiraza dayanmaktadır. Türk Solunun bağımsızlıkçı ve antiemperyalist bir anlayışla başlattığı o itiraz, yıllar içinde geniş kesimlerle birleşmiş ve örneğin 1 Mart Tezkeresinde en kitlesel itiraza dönüşmüştü.

Bu bağımsızlıkçı anlayış sürüyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Haziran 2021

1 Yorum

Türkiye’nin Kabil görevine Çin ve Rusya nasıl bakıyor?

Türkiye’ye Afganistan görevinin ilk işaret fişeği, “İstanbul Konferansı” önerisiydi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 7 Mart 2021 günü, Afgan liderlere yazdığı mektupta şu ifadeyi kullandı: “Türkiye’den gelecek haftalarda, barış anlaşmasının sonuçlandırılması için iki taraf arasındaki üst düzey görüşmelere ev sahipliği yapmasını isteyeceğiz.”

Bir hafta sonra, 14 Mart 2021’de, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmar, ABD’nin teklifini konuştu. Atmar, Taliban’la yapacakları barış görüşmelerine Türkiye’nin evsahipliği yapmasının “siyasi çözüm yönünde atılmış bir adım olacağını” belirtti. Görüşme 24 Nisan – 4 Mayıs tarihleri arasında yapılacaktı.

Konu, 15 Nisan 2021’de yapılan NATO Konseyinin savunma ve dışişleri bakanları toplantısında da gündeme geldi. Toplantıdan sonra yayımlanan NATO Konseyi bakanlar toplantısı bildirisinde “İstanbul Konferansı’nı memnuniyetle karşılıyoruz” mesajı verildi.

Ancak Taliban, “tüm yabancı birlikler Afganistan’dan çekilmedikçe konferanslarda yer almayacağını” ilan etti. Çavuşoğlu, 24 Nisan’da yapılacak İstanbul Konferansı’nın Ramazan sonrasına ertelendiğini duyurdu.

İSTANBUL KONFERANSI OLMADI HEDEF KARZAİ HAVALİMANI

Teklif Washington’dan gelmişti ancak Ankara, Afganistan görevini büyük memnuniyetle karşılamıştı. Çünkü ABD ve NATO’nun çekileceği şartlarda Türkiye’nin Afganistan’da görev alması, AKP’nin ABD ve Batı desteği için önemli bir fırsattı.

O nedenle İstanbul Konferansı olmayınca, Ankara bu kez Washington’a başka bir görev için başvurdu. 1 Haziran 2021’de yapılan NATO savunma bakanları toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Afganistan’ın başkentindeki Karzai Havalimanının güvenliğine talip oldu.

7 Haziran’da Hürriyet’e konuşan Akar, konuyla ilgili şu bilgiyi verdi: “ABD’liler ile heyetler arasında konuşuluyor. Bizim şartlara bağlı olarak Afganistan’da kalma niyetimiz var. Şartlarımız nedir? Siyasi, mali ve lojistik destek. Bunlar yapıldığı takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz. Şartlarımızla ilgili cevabı bekliyoruz.”

Taliban sözcüsü Şahin, 11 Haziran’da Reuters’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin teklifine itiraz etti: “Türkiye, son 20 yıldır NATO güçlerinin bir parçası olduğundan, 29 Şubat 2020’de ABD ile imzaladığımız anlaşma temelinde onların da Afganistan’dan çıkmaları gerekir.”

ERDOĞAN-BIDEN MUTABAKATI

Ve konu, bu gelişmelerin ardından 14 Haziran’da Brüksel’de yapılan NATO Zirvesinde gündeme geldi. Erdoğan, Batı desteği almak ve NATO içindeki rolünü artırmak için Afganistan’da “havalimanı bekçiliği” görevine resmen talip oldu ne yazık ki.

Beyaz Saray, 17 Haziran’da yaptığı açıklamada, Biden ile Erdoğan’ın “Kabil Havalimanı konusunda genel bir mutabakata vardığını” duyurdu.

Rusya ise Türkiye’nin Afganistan’da rol olmasına, birkaç ağızdan birden itiraz etti. Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova, 17 Haziran’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Afganistan’da askeri varlık bulundurmasının “ABD ile Taliban arasında varılan anlaşmaya aykırı olacağını” söyledi. Yine Rusya Devlet Başkanlığı Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov da, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Afganistan’da rol almasının “ABD-Taliban anlaşmasını ihlal edeceğini” savundu.

ÇİN İÇİN AFGANİSTAN’IN ÖNEMİ

Peki Türkiye’nin Afganistan’da rol almasına Çin nasıl bakar? Beijing yönetiminin henüz bu konuda bir açıklaması olmadı. Ancak Afganistan konusu Çin’i yakından ilgilendiriyor. Zira Afganistan Çin’e dar bir koridor üzerinden ve Sincan bölgesinden komşu. Diğer yandan ayrılıkçı “Doğu Türkistan İslami Hareketi”nin Afganistan’da kolu var. Ayrıca Afganistan, Çin’in Batı’ya açılan kapısı üzerinde ve bu nedenle Kuşak ve Yol İnisiyatifi içinde de oldukça önemli bir yere sahip.

Dahası, 20 yıllık ABD işgali dönemi boyunca, Çin bir yandan işgale karşı çıkarken, bir yandan da Afganistan’ın altyapısını sağlayan anlaşmalar yaptı. Öyle ki Robert Kaplan 2011 yılında New York Times’ta tabloyu şu sözlerle özetliyordu: “Bölgeye kan ve para dökenler Amerikalılar, ama işin kaymağını Çinliler yiyor.

Yakın döneme gelirsek…

ÇİN-AFGANİSTAN-PAKİSTAN MUTABAKATI

ABD’nin Afganistan’dan tamamen çekileceğinin ve İstanbul Konferansı’nın yapılamayacağının açıklanmasından sonra Çin devreye girdi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 17 Mayıs’ta Afganistan Dışişleri Bakanı Atmar ile yaptığı görüşmede, “Kabil ile Taliban arasında barış müzakereleri yapmaya hazır olduğunu” ilan etti. Aynı görüşmede Afganistan’ın Çin’den askeri destek talep ettiği, Çin’in bu yönde “olumlu sinyaller” verdiği basına yansıdı.

Kısa bir süre sonra, 3 Haziran 2021’de, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmar ve Pakistan Dışişleri Bakanı Mahmud Kureyşi, video konferans yoluyla üçlü diyalog toplantısı yaptılar. Üç dışişleri bakanı, ardından sekiz maddelik bir mutabakat ilan etti.

Afganistan’daki müzakerelerin ilerletilmesinden Kuşak ve Yol’da işbirliğini derinleştirmeye, “Doğu Türkistan İslami Haraketi” başta terör örgütleriyle mücadeleden iyi komşuluk ve ekonomik ilişkileri geliştirmeye kadar pek çok alanı kapsayan mutabakat, zamanlaması ve içeriğiyle oldukça önemliydi.

Sonuç olarak Afganistan’ın Çin ve Rusya için önemi, Türkiye’nin Afganistan’da rol almak istemesinin önünde önemli bir sorun olarak duruyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
22 Haziran 2021

3 Yorum

Amirallere karşı vatan savaşı!

Partisinin Antalya İl Teşkilatı toplantısında konuşan Erdoğan, 4 Nisan 2021’de kamuoyunu Montrö Sözleşmesi konusunda bilgilendiren 104 emekli amirali yeniden hedef aldı: “Gece yarısı bildirilerinden terör saldırılarına, suç örgütleri mensuplarından provokatif eylemlere kadar bulabildikleri her aracı kullandılar. İşte 100’e yakın emekli amiralin şu anda hesapları soruluyor, devam ediyoruz, sorulacak. Sen emekli olmuşsun, senin bu milletle, bu devletle ne işin var? İşine bak.” (tccb.gov.tr, 19.6.2021).

Emekliler 15 Temmuz’da darbecilere karşı çatıştı

1. Bir cumhurbaşkanının, kamuoyunu bilgilendiren emekli amirallerin bildirisi ile mafya ve terör eylemlerini aynı senaryonun parçası olarak nitelemesi, ülke adına vahimdir. Fakat şaşırtmamaktadır. AKP-FETÖ ortaklığında yapılan kumpaslarda PKK tanık, TSK sanıktı!

2. “Emekli olmuşsun, senin bu milletle, bu devletle ne işin var” cümlesi, Erdoğan için iki kere anlamsızdır. Birincisi, kendisi de emeklidir. İkincisi emekli askerlerden SADAT’çı Adnan Tanrıverdi, daha düne kadar başdanışmanıydı. Tanrıverdi “mehdi gelecek” sözlerinin kamuoyunda doğurduğu tepki nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.

3. Öte yandan emekliler de bu milletin bir parçasıdır; üstelik birikmiş emekleri nedeniyle bu milletin en değerli parçalarındandır. Milletin parçasına, “milletle ne işin var” demek mantığa aykırıdır. Dahası emeklilere “işi bitmiş” muamelesi anlamına gelir ki gayriinsanidir.

4. Ayrıca unutulmasın: 15 Temmuz gecesi Erdoğan’ın bakanları el ayak çekmişken, emekli askerler sokaklara çıkıp beylik tabancalarıyla darbecilere karşı çatıştılar, vuruldular ve darbe bastırılana kadar mücadele ettiler. Darbe bastırıldıktan sonra ekranlara doluşan AKP yöneticileri gibi şov yapmadılar.

5. AKP iktidarı 104 amiralden aslında neden rahatsız? Çünkü o 104 amiral ve onlarla aynı düşüncedeki binlerce amiral ve general, Türkiye’nin çıkarlarını savunuyor, Atatürk’ü savunuyor, laikliği savunuyor, cumhuriyeti ve demokrasiyi savunuyor…

İktidar bu tür amiraller değil, askeri üniformasının üzerine cüppe giyerek tekkeye giden amiraller olsun istiyor! Üstelik, “alnı secdeye gelenden zarar gelmez” diyerek devleti teslim ettikleri FETÖ örneği ortadayken.

Amirallerin Montrö haklılığı

6. Amirallerin 4 Nisan 2021 tarihli açıklamasının odağında Montrö Sözleşmesi vardı. Bu konuda Türkiye’de konuşmaya en yetkin meslek grupları, büyükelçiler ve amirallerdir. Nitekim 126 büyükelçi de 30 Ocak 2020’de aynı konuda bir uyarı ve bilgilendirme metni yayımlamıştı. Kısacası, amirallerin uzmanı oldukları Montrö konusunda halkı bilgilendirmelerinden daha doğal bir şey yoktur.

7. Ne demişti amiraller? “Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına, masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.”

Haksız mı amiraller? Daha 5 Nisan akşamı, Erdoğan amirallere yanıt verirken aslında amiralleri doğrulamadı mı? “Daha iyisi için imkân bulana kadar Montrö’ye bağlılığımızı sürdürüyoruz” diyen Erdoğan ve Atatürk’ün “makul ama parlak değil” sözlerini bağlamından kopararak “daha iyisi”ne destek için kullanan Erdoğancılar, Montrö’yü tartışmaya açmış olmuyor mu?

Dahası, Erdoğan 19 Aralık 2019’da “Montrö’de bize tanınan bir hak yok” diyerek, 5 Ocak 2020’de “Savaş gemileri gerekirse Kanal İstanbul’dan geçer” diyerek Montrö’yü tartışmaya açmadı mı?

AKP’nin NATO’culuğu

8. 104 amiralin çoğunluğu, sadece Montrö konusunda değil, ABD’den Türkiye’ye yönelen tehditler konusunda da uzun süredir Türkiye’yi bilgilendiriyordu:

ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı cephe inşa ettiği, Karadeniz’de Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya getirmeye çalıştığı, Suriye’de terör örgütüne silah desteği verdiği, terör örgütünü eğiterek ordulaştırdığı uyarıları yapıyorlardı…

Mezhep temelli dış politikadan dönülmesi gerektiğini, Ankara’nın Şam’la anlaşmasını ve Kahire’yle normalleşmesini savunuyorlardı…

Haksızlar mı? Ve sonuçta ne oldu?

Vatan savaşı” propagandası yapan AKP iktidarı, ABD desteği alabilmek için Mehmetçiği Afganistan’a gönderme pazarlığına başladı; onayladığı NATO bildirisiyle ABD’nin Karadeniz’i “NATO gölü” yapma hedefine soyundu; ABD’yle Ukrayna’da, Karadeniz’de, Libya’da ve hatta Suriye’de işbirliği yapmaya yöneldi!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Haziran 2021

1 Yorum

Konu: HDP’nin oyu

HDP’ye kapatma davası sürecinde AKP’den HDP’ye, HDP’den CHP ve İYİP’e mesaj trafiği yaşanıyor. Kritik Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça, HDP’nin oyu daha da değer kazanıyor.

Öncelikle son bir haftada yaşananları kısaca özetleyelim:

Önpazarlık mesajları

1. AKP’li Mehmet Metiner, “HDP’yi kapatmak çözüm mü?” başlıklı yazısında Cumhur İttifakına şu mesajı verdi: “Özellikle HDP’nin ana damarını oluşturan dindar-milliyetçi Kürtlerin hassasiyetleri ve talepleri doğru okunmazsa, en önemlisi de onları kazanacak yeni bir siyasi akıl devreye alınmazsa, HDP’nin kapatılması tek başına çözüm olmaz. Bu işi mahkemeye havale etmekle sorunu çözmüş olmayız. Bu ülkenin Kürtlerini yanlış politikalarla HDP’nin kucağına itmenin vebali ağır olur, biline!” (Yeni Şafak, 11.6.2021).

AKP’nin pek gönüllü olmadığı, MHP’nin baskısıyla HDP’ye kapatma davasının açıldığı şartlarda, dikkat çeken bir mesajdı. Üstelik tam da o günlerde HDP’nin CHP ve İYİP cephesiyle ilişkileri tartışılıyordu.

2. İrfan Aktan’ın sorularını yanıtlayan Sırrı Süreyya Önder ““Mevcut iktidar gidecek de, gelecek olan kör bıçağıyla bekliyor gibiyken neyle umutlanacağız?” diyordu (Gazete Duvar, 12.6.2021).

3. Murat Aksoy’un sorularını yanıtlayan Selahattin Demirtaş şu mesajı verdi: “Kimse bizi iki kötü arasında tercihe zorlamaya kalkmasın. Gerçek demokrasi ve hakiki bir barışı savunamayanlar, buna yürekten inanmayanlar Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olamazlar, en azından biz buna payanda olmayız.” (Politik Yol, 14.6.2021).

4. Ferit Aslan’ın sorularını yanıtlayan Altan Tan, HDP yönetimine şu mesajı veriyordu: “Neden bir tarafa, Recep Tayyip Erdoğan’a keskin bir düşmanlık, öbür tarafa bedava bir dostluk kuruyorsunuz? Kürtler, cumhurbaşkanlığı seçiminde altından değerli bir fırsat yakalayacak. Bu fırsatı iyi değerlendirmeleri gerekir.” (Medyascope, 15.6.2021).

5. Kobani davasında tutuklu yargılanan Ayhan Bilgen 15 Haziran’da tahliye edildi. Bilgen, 12 Ekim 2020’deki “HDP tersine Türkiyelileşme yaşıyor” eleştirisiyle HDP içinde bir tartışma başlatmıştı.

6. İlginçtir, tam da bu süreçte, Çetin Doğan başta 7 kişinin Balyoz kumpasındaki beraat kararı bozuldu (14.6.2021).

Sarayın ince hesapları

Anayasanın 101. maddesi açık: “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” Yani Haziran 2023’te yapılacak seçimde anayasa göre Erdoğan’ın aday olabilmesi mümkün değil. Peki nasıl aday olabilir?

Anayasanın 116. maddesine göre “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” Bunun olabilmesi için de TBMM’nin, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla, yani 360 milletvekilinin oyuyla seçimlerin yenilenmesine karar vermesi geriyor. Oysa TBMM’de 289’u AKP’li, 48’i MHP’li, toplam 337 Cumhur İttifakı milletvekili var. Yani 23 milletvekili eksik.

Denilebilir ki, madem muhalefet erken seçim istiyor, bu durumda onların desteğiyle zaten rahatça seçim kararı alınabilir. Doğru. Ancak AKP ile MHP’nin oyları, Erdoğan’ı iktidara taşımaya yetmiyor. Üstelik mevcut oy oranı da gün geçtikçe eriyor. Yani Erdoğan’ın MHP’den vazgeçmeden Kürtlerin de oyunu almaya ihtiyacı var.

İşte bu aritmetik nedeniyle bir süredir sarayda ince hesaplar yapılıyordu. Erdoğan’ın “Kürt-İslam Partisi” HUDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam‘la sarayda görüşmesinden, Öcalan’ın “televizyona çıkarılarak konuşturulacağı” iddiasının ekranlardan telaffuz edilmesine kadar bir dizi gelişme, doğrudan HDP’yi ilgilendiriyordu. HDP’nin bölünerek Öcalan üzerinden bir parçasının Cumhur İttifakına eklemlenmesi beklentisi konuşuluyordu.

HDP’ye saldırı

Bütün siyasi aktörler HDP’nin oyuna odaklanmışken, İzmir’den kanlı bir saldırı haberi geldi. Ülkemizdeki siyasi cinayetler zincirine bir halka daha eklendi: HDP İzmir İl Örgütüne saldıran “bir kişi”, parti çalışanı Deniz Poyraz’ı öldürdü.

Önemle vurgulayalım: Bu tür siyasi cinayetler, tetikçiden ibaret değildir.

Bu alçakça saldırının hukuk ve siyaset tarafından aydınlatılabilmesi, Türkiye’nin girdiği kritik süreci en az hasarla atlatmasını sağlayacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Haziran 2021

2 Yorum

Sıfır çözüm + üç görev

ABD-İngiltere, G7, NATO ve ABD-AB zirvelerinin Washington açısından tek hedefi vardı: Müttefiklerini yeniden denetimine alabilmek ve Çin ile Rusya’ya karşı “birleşik cephe” kurabilmekti.

ABD bunun için de Çin ve Rusya’yı “tehdit” ilan ederek, NATO’yu da Avustralya ve Japonya gibi ortakları üzerinden Asya-Pasifik’e taşımak, bir anlamda “küreselleştirmek” istiyordu.

Sonuç? 79 maddelik zirve bildirisinin maddelerinin yarıya yakını Rusya’yla ilgili, ikinci sırada da Çin var. Ancak şu farkla: ABD, tehdit gördüğü halde Çin bildiriye “zorluk ve risk” olarak girdi. Çünkü ABD AB’yi ikna edemedi.

NATO için iki kritik bölge

79 maddelik bildiriden çıkan sonuç şu: Önümüzdeki dönem NATO açısından iki kritik bölge var: Ukrayna-Karadeniz-Gürcistan hattı ile Afganistan merkezli Orta Asya…

ABD bu bölgeleri, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifini kesebilmek ve Çin ile Rusya arasındaki bölgelerde bulunabilmek amacıyla stratejik hedef görüyor.

Dahası ABD Rusya’ya karşı Baltık, Doğu Avrupa, Karadeniz, Kafkasya ve Afganistan üzerinden Orta Asya’ya uzanan bir cephe ve Çin’e karşı da Afganistan’dan Hint Denizi’ne inen, Güney Çin Denizi üzerinden Japonya’ya kadar uzanan bir cephe inşa etmek istiyor.

Hegemonyası zayıflayan ABD’nin bu hedefe ulaşması pek olası olmasa da, cephelerin belli noktalarında ciddi tahribat yaratacak askeri gücü, elbette hâlâ büyük bir risk.

Erdoğan’ın Batı desteği ihtiyacı

ErdoğanBiden görüşmesinin dinamiklerinden biri yukarıdaki tablonun doğurduğu olanaklar, diğeri de iç politikadaki ihtiyaçtı.

ABD’nin, inşa etmeye çalıştığı cephe nedeniyle, Blinken’in ifadesiyle “Türkiye’yi Batı kampında tutmaya ve bazı kritik konularda ABD’yle aynı sayfa olmasını sağlamaya”; Erdoğan’ın da iktidarını sürdürebilmek için Batı’dan siyasi ve ekonomik destek almaya ihtiyacı vardı.

O nedenle taraflar, mevcut sorunlara çözüm bulmadan, onları paranteze alarak yeni işbirliği alanlarına odaklanmakta uzlaşmıştı. Öyle olduğu için de görüşmeden “sıfır çözüm” çıktı. Öyle olduğu için de Erdoğan gündeme kendisinin getirmesinin gerektiği soykırım konusunun “gündeme getirilmemesinden” memnuniyet açıkladı!

Ama Washington önemli bir koz elde etti; zira Erdoğan’ın “Türkiye ile ABD arasında çözülemeyecek sorun yok” demesi, “tavize açığım” mesajından başka anlama gelmiyordu!

Afganistan, Karadeniz, Suriye görevleri

Sonuçta Biden’la yapılan görüşmeye dair açıklamalardan ve Türkiye’nin de onayladığı 79 maddelik zirve bildirisinden görüldüğü üzere, Ankara’nın önünde üç görev belirdi:

1) Afganistan: Erdoğan Batı desteği almak ve NATO içindeki rolünü artırmak için Afganistan’da “havalimanı bekçiliği” görevine talip oldu ne yazık ki. Dahası yanına Pakistan ile Macaristan’ı da alabileceğini ilan etti. Her ne kadar bu konuda kesin bir karara varılmadıysa da, Erdoğan’ın sözlerinden Biden’la belli bir mutabakata vardığı anlaşılıyor.

2) Karadeniz: Bildirinin “NATO’nun Karadeniz’de karada, denizde ve havada varlığını arttıracağının” belirtildiği 34. maddesi ise Ukrayna (69. madde) ve Gürcistan’ın (68. madde) NATO üyeliği hedefiyle birlikte, Türkiye’ye yeni sorumluluklar yüklüyor ne yazık ki…

3) İdlib/Suriye: Zirve bildirisinin 52. maddesinde yer alan “Suriye’den Türkiye’yi tekrar vurabilecek veya hedef alabilecek füze atışlarına karşı teyakkuz halindeyiz” ifadesi, oldukça provokatif. Suriye’de işler düzelirken NATO bildirisinde Türkiye’ye karşı füze tehlikesine dikkat çekilmesi hayra alamet değil. Üstelik, iktidar kaynaklarının “İdlib ve insani yardımlar konusunda ABD’yle birlikte hareket etme kararı aldık” (Yeni Şafak, 16.6.2021) sözleriyle birlikte daha da sorunlu bir hal alıyor.

Dikkat edilirse her üç “görev ve sorumluluk” da, Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyor. İşte Washington’un istediği de bu…

NATO’culuk sorunu

Erdoğan’un “Akdeniz’den Karadeniz’e, Avrupa’dan Asya’ya”, NATO’yu her yerde göreve çağırması ise Türkiye’nin asıl sorununa bir kez daha işaret etti: NATO’culuk!

Siyasal İslamcılardan milliyetçilere, liberallerden sosyal demokratlara uzanan siyasal kesimler pek çok konuda karşı karşıyadırlar ama hepsi NATO’culukta ortaktırlar ne acı ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Haziran 2021

1 Yorum

G7 ve NATO zirvelerinin anlamı

Peşi sıra gelen ABD-İngiltere, G7, NATO ve ABD-AB zirvelerini birlikte ve bir bütünün parçaları olarak değerlendirmek gerekir. Zira ABD Başkanı Joe Biden’ın bu dört zirveden hedeflediği tek sonuç, müttefiklerini Çin-Rusya ikilisine karşı konumlandırabilmekti…

Nitekim Beyaz Saray o beklentiyi baştan ilan etti: “NATO, Rusya’nın saldırganlığına ve Çin’in meydan okumasına karşılık vermek için stratejik konseptini gözden geçirecek.”

Öyle de oldu…

Önce G7’de, ardından da NATO’da Çin ve Rusya’ya karşı pozisyon ilan edildi.

KUŞAK VE YOL’A KARŞI ‘GERİ İNŞA’ PROJESİ

En zengin ya da en gelişmiş 7 ülke olan ABD, Japonya, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya, Washington’un talebine uygun olarak Çin ve Rusya ikilisine karşı “birleşik cephe” görüntüsü açıkladı.

G7 ülkeleri özetle;

– “Çin’in statükoyu değiştirme girişimlerine kuvvetle karşı çıkacağını” ilan etti.

– Uygur, Hong Kong ve Güney Çin Denizi konuları üzerinden Çin’i hedef aldı.

Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı “Dünya İçin Daha İyisini Geri İnşa” projesi duyurdu.

– Rusya’ya “istikrarsızlaştırıcı davranışlar ve kötücül faaliyetlere son” mesajı verdi.

Kısacası 1975’te kurulan G7 ülkeleri, tıpkı eski günlerdeki gibi dünya patronluğu sergileme çalıştı. Doğru, G7, dünya ekonomisinin 2/3’üne sahipken patronluk yapabiliyordu ancak oranın 1/3’e düştüğü günümüzde patronluk “taslamaktan” öteye gidemez artık…

Çin’in projesine/inisiyatifine karşı ancak alternatif proje açıklamak durumunda kalması bile gerçek tabloyu resmediyor…

BRÜKSEL’DE ÇİN VE RUSYA’YA KARŞI BİRLİK MESAJI

G7’nin devamında NATO zirvesinde de benzer sonuç açıklandı. İki maddede özetlersek;

– Liderler, NATO 2030 Konseptini kabul etti.

– Çin ve Rusya’ya karşı birlik mesajı verdiler.

Açıklanan 79 maddelik Brüksel Zirve Bildirisinin maddelerinin yarıya yakını doğrudan ve dolaylı olarak Rusya’yla; önemli bir bölümü de doğrudan ve dolaylı olarak Çin’le ilgili…

Bildiride, tıpkı başta belirttiğimiz Beyaz Saray açıklamasında olduğu gibi, Rusya’nın “saldırganlığından” ve Çin’in “meydan okumasından” hareketle NATO müttefiklerinin yapacakları sıralanıyor.

Peki nedir Rusya saldırganlığı, nedir Çin’in meydan okuması? Rusya kime saldırıyor? Çin kime meydan okuyor?

Ortada ne saldırganlık ne de meydan okuma var! Dahası ülkelere saldıran da, darbeler yapan da, suikastler düzenleyen de bizzat ABD’nin kendisi… Ancak ABD sürekli “Rusya saldırganlığı” ve “Çin’in meydan okuması” nitelemelerini tekrarlayarak, bir varsayımı, bir büyük yalanı, tıpkı yıllar önce BM salonunda Saddam’ın kitle imha silahı diye salladığı gibi sallıyor!

Tabii bunun Brüksel Zirve Bildirisine yansıması da, diplomasi açısından oldukça absürt olmuş. Örneğin bildirinin 10. maddesinde Rusya’nın NATO’yu ve Atlantik bölgesini nasıl tehdit ettiği madde madde sıralanırken, işi Rusya’nın “geniş çaplı habersiz ve ani tatbikatlar yapmasına” kadar getirmişler! 55. maddede ise Çin’in bazı Rus tatbikatlarına katılıyor oluşunu bile sorun olarak değerlendirmişler!

ABD’NİN BİRLEŞİK CEPHE KURABİLMESİ OLASI MI?

Sonuç olarak ABD, Rusya ve Çin’e karşı iki büyük cephe oluşturmaya çalışıyor:

Rusya’ya karşı Baltık bölgesinden başlayan, Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinden Kafkasya’ya, oradan da Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay-cephe…

Çin’e karşı Orta Asya’dan başlayan, Hindistan ve Çin’in güneyindeki ülkeleri kapsayarak Güney Kore ve Japonya’ya uzanan bir yay-cephe…

ABD bu iki cephede AB’den İngiltere ve Türkiye’ye, Hindistan’dan Avustralya ve Japonya’ya kadar bir dizi ülkeyi harekete geçirmek istiyor.

Peki bu ne kadar gerçekçi?

20 yıl önce ya da 10 yıl önce bile böyle geniş bir “birleşik cephe” kuramayan ABD’nin bugün, yani hegemonyasının düne göre daha zayıf olduğu şartlarda, büyük bir cephe inşa edebilmesi olası mı?

Olamayacağı daha bugünden belli: NATO Genel Sekreteri Jens StonltenbergGüvenlik tehdidi oluşturuyor ama Çin düşman değil” demesi de, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un “Kimse Çin’le yeni bir soğuk savaş istemiyor” demesi de, olası olmadığına işaret ediyor.

Ankara, NATO bağlamında Afganistan ve Orta Asya’da rol talebinde bulunurken, işte bu gerçeği dikkate almalıdır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Haziran 2021

1 Yorum

Ordubozan NATO’culuk

Erdoğan-Biden görüşmesi öncesinde yazdıklarımda iki temel sonuç vardı:

1. Erdoğan ve Biden, Türk-Amerikan ilişkilerini “kurtarmak” için NATO’yu en uygun zemin görüyorlar.

2. Erdoğan ve Biden, sorunları paranteze alarak işbirliği alanları üzerine odaklanmak istiyorlar: Afganistan ve Ukrayna başta olmak üzere, adım adım Libya ve Suriye konuları üzerinden işbirliği yapmaya çalışacaklar.

Özetle ABD için “müttefiklerini denetleme”, Türkiye için “ABD’yle iyi ilişkilerin” aracı olan NATO ve NATO’culuk, Erdoğan ve Biden ilişkilerinin temel zemini olacak.

Bu örtüşmeyi en iyi özetleyen açıklamalar ise ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dan geldi. Blinken her ne kadar “Türkiye NATO müttefiki gibi davranmıyor” dese de, ABD’nin Türkiye’yle ilgili iki çıkarına işaret etti:

1.Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.

2.Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olması sağlanmalı” (9.6.2021).

Washington’un bu çıkar saptamasıyla örtüşen Ankara açıklaması da Akar’dan geldi: “Türkiye, NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koymaktadır” (11.6.2021).

Atlantik çapası olarak NATO

“Türkiye’nin NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koyması” şeklindeki stratejik hata yeni değildir ve 70 yıldır Türkiye’yi her durumda Atlantik’e bağlayan çapadır! (Bu 70 yıl ve çapalanmanın derecesi, kuşkusuz kendi içinde farklı dönemlere ayrılarak değerlendirilmelidir.)

Türkiye’nin NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koymasının 70 yılda onlarca olumsuz sonucu oldu:

İçeride; Kemalist Devrim’e karşı-darbe, siyasal İslamcılığın yükselişi, laikliğin tırpanlanması, 12 Mart ve 12 Eylül’den 15 Temmuz’a Amerikancı darbeler, solcu ve Kemalist subayların ordudan tasfiyesi, Ergenekon ve Balyoz kumpasları…

Dışarıda; Atatürk’ün “kolektif güvenlik” anlayışının reddedilmesi, komşularla düşmanlık, ABD’nin çıkarları için Kore, Somali ve Afganistan’a Mehmetçik gönderilmesi…

Savunmada; Askerin, giydiği postalından üniformasına, kullandığı silahından izlediği talimnameye kadar milli olmaktan uzaklaştırılması ve kurmayının uyacağı stratejinin bile ABD stratejisinin alt stratejisi olarak belirlenmesi… Örneğin Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’nin SSCB’ye karşı savunma hattı Toroslar’dı; çünkü ABD için bölgede asıl savunulacak alan Anadolu değil, Toroslar’ın altı, petrol bölgesiydi.

NATO 2030 konsepti

Önce Genelkurmay Başkanı olarak, ardından da Başkanlık sistemiyle yönetilen Türkiye’de Milli Savunma Bakanı olarak Türk ordusunu yöneten Hulusi Akar’ın, “Türkiye’nin güvenliğinin merkezine” NATO’yu koymasını, sadece yukarıda belirttiğimiz Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında değil, NATO 2030 konsepti bağlamında da değerlendirmeliyiz.

Nedir NATO 2030 konsepti? En iyi tarifi “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konseptinin yenilenmesi gerektiğini belirtirken NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yapmıştı zaten.

NATO 2030 konsepti ile ABD, geleneksel müttefiki AB’yi de yeniden denetimine alarak Çin ve Rusya’yı kuşatmak istiyor. Bu ittifak yetmeyeceğinden Çin’e karşı dengeleyici olarak Hindistan’ı ve Japonya, Güney Kore, Avustralya ile Yeni Zelanda’yı da NATO’nun doğudaki ortakları olarak kullanabilmeyi hesaplıyor. Washington böylece NATO’yu bir anlamda küreselleştirmeye çalışıyor.

ABD Rusya’yı Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattı ile; Çin’i de Orta Asya ve Hindistan ile batısından, Japonya ve Güney Kore ile doğusundan ve diğer bölge devletleriyle de güneyinden kuşatmak istiyor.

ABD bu strateji içinde, özellikle Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattında Türkiye için kritik bir rol öngörüyor.

İkinci kırılma

Bu tablo içinde NATO’yu Türkiye’nin güvenliğinin merkezine koyan bir anlayış, Çin ve Rusya’yı hedef alan bir stratejiye askeri olarak eklemlenmek demektir. Bu da haliyle Türkiye’nin dış politikasını etkileyecektir.

Oysa Türkiye’nin çıkarlarıyla NATO’nun çıkarlarının çatıştığı bir süreci yaşıyoruz. Ama Türkiye, Erdoğan’ın iç politikadaki ihtiyaçları nedeniyle, NATO’yu güvenliğinin merkezine alarak, Çin ve Rusya’ya karşı konumlanacak!

Açıkça belirtelim: Bu Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan sonra ikinci kez kendi ayağına kurşun sıkması durumudur.

Hulusi Akar, Türk ordusunun getirildiği durumu eleştirenlere “ordubozan” diye tepki gösteriyor; oysa asıl ordubozanlık, NATO’culuk ve NATO’yu Türkiye’nin güvenliğinin merkezine koymaktır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Haziran 2021

1 Yorum

S-400 pazarlığında altı model

Daha önce S-400 konusunda Girit modelini gündeme getiren Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bu kez de ABD’ye “çözüm mümkün” mesajı verdi!

Akar, Kuzey Atlantik Konseyi onayı ile tamamlanarak “Uluslararası Askeri Kuruluş” statüsüne ulaşan Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Komutanlığının resmi açılış töreni konuşmasında, S-400 konusunda şunları söyledi: “Muhataplarımızın bu konuda teknik anlamda kaygısını ele almaya hazır olduğumuzu da defalarca belirttik. Görüşmelerde açık ve şeffaf davranıyoruz. Makul ve mantıklı çözümler her zaman mümkün.” (11.6.2021).

Böylece S-400 konusunda, 14 Haziran’dan önce ABD’ye bir pazarlık mesajı daha verilmiş oldu!

S-400’ü çalıştırmama zaafı

S-400 ABD’ye rağmen alındı, ABD’ye rağmen getirildi, ABD’ye rağmen test edildi ama maalesef ABD’ye rağmen hâlâ aktif hale getirilemedi!

Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400’ün 2020 Nisan’ında çalıştırılacağını ilan etmişti. Ancak çalıştırılmadı, çalıştırılamadı; gerekçe ise Covid-19 salgınıydı! Oysa salgın bahanesiyle füze savunma sisteminin çalıştırılmasının ertelendiğini açıklamak, muhataplarına koz vermekten başka bir anlama gelmiyordu. Çünkü salgına rağmen tanklar yürüyor, radarlar çalışıyor, roketler atılabiliyordu…

Ve Türkiye o tarihten sonra iki kere salgın karşısında normalleşti ancak S-400 çalıştırılamadı!

Erdoğan’ın ilan ettiği takvimin üzerinden 14 ay geçmesine rağmen S-400’ün hâlâ çalıştırılamaması, kuşkusuz pazarlık nedeniyleydi ama sonuçları itibariyle Türkiye’yi zayıf gösteren bir politik tutum sorunuydu.

Model model pazarlık

S-400 pazarlıklarında son altı ayda ABD’yle neler konuşuldu, neler masaya getirildi peki?

1) Pakistan modeli: “Türk ve Amerikalı isimlerin birlikte görev alacakları bir ofis açılır. Bu formüle göre S-400 sisteminin aktif halde tutulmasında bir sorun yok. Yalnız, F-35 uçakları için oluşabilecek risk durumlarında S-400 bataryalarının yönü başka tarafa çevrilir ve bu durum, ortaklaşa oluşturulacak ofiste görev alan Amerikalılar tarafından izlenerek teyit edilir.” (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 12.12.2020).

2) Girit modeli: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Girit modeli önerdi: “Girit’teki S-300’lerde nasıl bir model kullanılıyorsa, biz de bunu müzakereye açacağız” dedi (9.2.2021).

Girit modeli, S-400’ü hangarda tutma modeliydi; arada açılıp atış tatbikatında kullanılması, sistemi kullanmamaktan çok farklı değildi!

3) İncirlik Modeli: Savunma çevrelerine göre masaya İncirlik modeli de getirildi. Böylece S-400’ler ABD’nin gözetiminde İncirlik Üssü’nde olacaktı.

4) Kıbrıs modeli: Kulislere yansıyan bir iddiaya göre Ankara, S-400’lerin KKTC’de kurulmasını istedi. ABD ise Yunanistan ve Rumlarla doğuracağı sorun nedeniyle buna karşı çıktı.

5) Nahçıvan modeli: Ahmet Takan’ın yazdığına göre sarayşu gerekçelerle Nahçıvan modeli istedi: “S-400’leri Nahcivan’a gönderirsek hem Azerbaycan’ı hem de Türkiye’yi, Ermeni saldırılardan koruruz. Ayrıca İran’dan Türkiye’ye gelebilecek tehditler karşısında caydırıcılık gücümüzü arttırmış oluruz.” (Yeniçağ, 30.4.2021).

Bana göre, ABD sadece Türkiye-Rusya ilişkilerini değil, Azerbaycan-Rusya ilişkilerini de torpilleyeceğini düşündüğü bu modeli kabul eder ama Azerbaycan etmez!

6) Yazılı taahhüt modeli: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e S-400 konusunda bir “non-paper” verdiğini açıklamıştı (15.4.2021). ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman buna karşılık “Türkiye’ye alternatif sunduk” demişti (28.5.2021). Hande Fırat o alternatifi yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” (Hürriyet, 8.6.2021).

Neo-Abdülhamitçiliğin sonu

Tüm bunların ardından Hulusi Akar “çözüm mümkün” mesajı vererek Ankara’nın pazarlığa devam etmek istediğini ortaya koydu.

Oysa S-400’ü bu şekilde pazarlık konusu yapmak, sadece Türkiye’nin ulusal güvenliğinde zafiyet yaratmıyor, aynı zamanda Türk dış politikasının itibarını sarsıyor, Türkiye’nin kararlılığını ve caydırıcılığını sulandırıyor.

“Rusya’yla kendisine alan açan, bunu ABD’yle pazarlıkta kullanan” Neo-Abdülhamitçi anlayış, iki taraftan da kayıpla sonuçlanma riski taşıyor ne yazık ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 haziran 2021

2 Yorum

Erdoğan-Biden zirvesinin işbirliği dosyaları

Erdoğan-Biden zirvesine hazırlık olarak yapılan Çavuşoğlu-Blinken, Akar-Austin, Önal-Sherman görüşmelerini değerlendirdiğimiz geçen haftaki yazımızda şu saptamayı yapmıştık: “Ankara ile Washington, ‘Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde’ uzlaşmış durumda.”

Bu görüşmeleri izleyen Greenfield-Kalın görüşmesi de aynı uzlaşının işaretlerini verdi.

ABD’nin S-400 alternatifi

Paranteze alınmaya çalışılan en önemli konu S-400. Yine ikili görüşmeleri değerlendirdiğimiz geçen haftaki bir başka yazımızda, Çavuşoğlu’nun Blinken’e bu konuda bir “non-paper” verdiğini, Washington’un da karşılığında Ankara’ya “alternatif sunduğunu” belirtmiştik.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te söylediği “Türkiye’ye alternatif sunduk” açıklamasının peşine düşen Hande Fırat, öğrendiklerini yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Bu denetim formülü taahhütte de yer alsın istiyorlar.” (Hürriyet, 8.6.2021).

Hande Fırat, “edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” diyor. Umarız öyledir.

Fakat önemle belirtelim: Ankara S-400’leri aktif hale getirmediği ve örneğin Akar’ın “Girit formülü” gibi seçenekler dile getirdiği müddetçe ABD daha çok alternatif sunar! Baskıdan kurtulmanın bazen en iyi yolu kesip atmaktır; bu örnekte S-400’leri çalıştırmaktır.

Ukrayna-Karadeniz dosyası

Türkiye ile ABD arasında paranteze sığdırılmayacak önemde ve çoklukta sorunlar var. Fakat buna rağmen Erdoğan’ın iç politikadaki ve ekonomideki ihtiyaçları ile Biden’ın Çin ve Rusya planları için sorunlar paranteze alınmaya çalışılacak. Karşılığında da yeni işbirliği alanlarında yoğunlaşılacak. Peki nedir yeni işbirliği alanları?

1) Ukrayna-Karadeniz konusu ABD’nin Türkiye-Rusya işbirliğini sabote edebileceğini düşündüğü en önemli alan.

Geçen aylarda ABD Ukrayna’da yeniden bir cephe açmaya çalışarak hem AB’yi hem de Türkiye’yi Rusya’ya karşı harekete geçirmeye çalıştı. Kısmen başarılı oldu ama Rusya’nın sahadaki kararlılığı nedeniyle bir noktada durmak zorunda kaldı.

Ankara’nın Karadeniz’de katıldığı NATO tatbikatları, Montrö’yü tartışmaya açması, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine destek vermesi, Ukrayna’ya İHA satması, Kırım açıklamaları Moskova’da rahatsızlık yarattı. Washington şu aşamada bu kadarını yeterli görüyor. Nasılsa NATO 2030 konseptiyle devamı gelecek!

Afganistan dosyası

Hafta başında CRI Türk için yaptığım “ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya Cephesi” başlıklı incelemede, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi nedeniyle ABD’nin Orta Asya için bazı planlamalar yaptığını yazdım.

Amerikan basınının ortaya çıkardığı “Pentagon’un gizli ordusu” konusundan bir Pentagon belgesinde ABD’nin Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın da bulunduğu bazı ülkelerde önümüzdeki dönemde askeri tesisler inşa etmeye hazırlandığına kadar kimi gelişmeler, Orta Asya’nın önemine işaret ediyor.

Daha ilginci de şuydu: CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulunuyordu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD ile görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).

Tam da öyle oldu…

Fatih Çekirge’ye konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Reuters’in duyurduğu “Türkiye, geri çekilmenin ardından Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliği ve yönetimini üstlenme teklifinde bulundu” haberini doğrulamış oldu. Akar’ın sözleri şöyle: “Afganistan ile ilgili ABD’lilerle görüşüyoruz. NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda konuştuk, ABD’lilerle heyetler arasında konuşuluyor. Afganistan’da kalma niyetimiz var. Siyasi, mali ve lojistik destek verildiği takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz” (Hürriyet, 7.6.2021).

Anımsatalım: ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Beyaz Saray’daki basın toplantısında Erdoğan-Biden zirvesinin gündeminde Afganistan konusunun da olduğunu söylemişti.

Görünen o ki Ankara ile Washington, Ukrayna ve Afganistan işbirliği dosyalarıyla 14 Haziran’da zaman kazanmaya çalışacaklar.

Ancak özellikle Greenfield-Kalın görüşmesindekonuşulan konular ile ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda petrol muafiyetini kaldırma başta kimi yeni kararları, Türkiye-Rusya ilişkilerine yeni sorunlar ekleme hamlesi gibi görünüyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2021

1 Yorum

ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya cephesi

Kuşak ve Yol İnisiyatifi, özetle Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına uzanan kara ve deniz ticaret yolları inşası projesidir. ABD, bu projenin gerçekleşmesi halinde AB üzerindeki denetimini yitireceğinden endişe ediyor. Bu nedenle bir yandan AB ülkelerini bu inisiyatife katılmamaları için zorluyor, bir yandan Çin’in bu projeye dahil olan ülkeleri borçlandırarak kontrolü altına alacağı propagandası yürütüyor, bir yandan da Kuşak ve Yol’u düğüm noktası olarak gördüğü yerlerden kesmeye çalışıyor.

ORTA ASYA’NIN KUŞAK VE YOL’DAKİ ÖNEMİ

Kuşak ve Yol İnisiyatifi açısından kritik öneme sahip bölge Orta Asya’dır. Batısında Afganistan’ın ve doğusunda Sincan Uygur Özerk Bölgesinin bulunduğu bu alan, ABD’nin Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı yığınak yapmak istediği bölge olarak görülüyor.

ABD bu bölge üzerinden öncelikle Çin’i ama ek olarak da Rusya’yı rahatsız etmeyi hesaplıyor. ABD, buradaki varlığını, aynı zamanda Hindistan ile Çin arasında sık sık sorun çıkartabilmenin aracı olarak görüyor.

Son üç haftada yaşananlara dikkatinizi çekmek istiyorum:

ABD’NİN ASKERİ TESİS İNŞA PLANI

1) Amerikan Newsweek dergisi, iki yıl süren araştırma sonucunu yayımladı: Rapora göre ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, son 10 yılda yaklaşık 60 bin kişilik büyük bir gizli ordu kurdu. Bu ordunun yarısı özel harekât kuvvetlerinden oluşuyor. Bu ordu, dünyanın belirli noktalarında askeri üniforması ya da sivil kılıkla, 130 şirkete bağlı olarak operasyonlar yapıyor (Sputnik, 17.5.2021).

2) Pentagon Mühendisler Birliği’nin Amerikan medyasına yansıyan bir talep metni belgesi, ABD’nin yaklaşık 20 ülkede yeni tesis yapımı için bazı şirketlerle beş yıllık anlaşma yaptığını ortaya koydu. 240 milyon dolarlık harcama planı görülen belgede ABD’nin askeri tesis yapmayı planladığı ülkeler arasında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın yer alıyor olması dikkat çekiyor (Sputnik, 20.5.2021).

TÜRKİYE’YE AFGANİSTAN ROLÜ

3) Amerika’nın Sesi Radyosuna Türkiye değerlendirmesi yapan CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulundu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD’yle görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).

4) Obama döneminde başlayan, Trump döneminde ilerletilen “Afganistan’dan çekilme” planı, Biden döneminde de sonuçlandırılmak üzere yürürlükte. Washington bunun hazırlığı olarak Afgan yönetimiyle Taliban arasında barış görüşmeleri başlatacak ve Türkiye’den bu barış görüşmelerinin ev sahibi olmasını istedi. Ankara da kabul etti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Beyaz Saray’daki basın toplantısında, Biden ile Erdoğan arasında yapılacak 14 Haziran görüşmesinde “Türkiye’nin, Afganistan’daki müzakereler ve diplomasi konusunda oynayacağı rolün de ele alınacağını” açıkladı (Sputnik, 7.6.2021).

SİNCAN UYGUR BÖLGESİNİN ÖNEMİ

İşte ABD’nin ve Batı’nın sık sık işlediği Uygur meselesi de Tibet meselesi de bu düzlemde önem kazanıyor. Yoksa ABD emperyalizmi açısından Uygur’un da Tibetlinin de bir değeri yok! Uygur ya da Tibet konusu, ABD’nin Çin’i sıkıntıya düşürebilme potansiyeli olarak değerli sadece…

Sincan Uygur ile Tibet bölgeleri, Çin’in batı kapıları…

Dahası bu bölge, Çin’in Pakistan’da işletmeye başladığı Gwadar limanı nedeniyle daha da önem kazanıyor. İran’dan petrol yükleyen bir tanker, ABD’nin savaş gemisi bulundurduğu Malaka Boğazı’na girmeye gerek kalmadan hemen Körfez’in yakınındaki Gwadar limanına yük boşaltıyor, petrol Pakistan’ın güney-kuzey yönünde boru hattı ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinin batısında bulunan Kaşgar’a ulaşıyor.

Böylece Çin hem yolu kısaltıyor, hem de ABD’nin denetlediği boğazı baypas ediyor.

ABD’NİN SAHTE UYGURCULUĞU

İşte Orta Asya’da askeri tesis planlaması yapan ABD, 130 şirkete bağlı “gizli ordu” birlikleriyle bu bölgede önümüzdeki dönemde sabatoj faaliyetlerinden kışkırtıcı eylemlere kadar bir dizi “özel savaş” operasyonu yapmak istiyor. Pentagon’un basına yansıyan planlamaları açık bir şekilde bu türden faaliyetlere işaret ediyor.

O nedenle başta Uygur meselesi olmak üzere demokrasi ve insan hakları eksenli konular Batı’da artan oranda kullanılmaya çalışılacak.

Uygur meselesi aynı zamanda ABD ve işbirlikçileri tarafından Türkiye ile Çin’in arasını açma hedefli olarak sık sık kaşınacak.

NATO 2030 KONSEPTİ

ABD, Çin’i ve Rusya’yı 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde birkaç cephede birden baskı altında tutmak istiyor.

Peki bunu kimlerle yapacak? AB’yle, İngiltere ve Türkiye gibi NATO’nun güçlü ülkeleriyle ve Doğudaki Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi NATO ortaklarıyla…

ABD, Baltık bölgesinden başlayarak Ukrayna cephesi, Karadeniz ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya uzanan hattı hem Çin’e hem de Rusya’ya karşı kullanmanın ve bu hattın doğusunda Çin ile Rusya arasına girmenin planlamasını yapıyor.

İşte NATO 2030 konsepti özetle bu hedefin konseptidir.

14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesinin esas hedefi bu konsepte hazırlanmaktır.

Ancak tüm bunlar, 21. yüzyılın Asya Yüzyılı olmasını durduramayacak…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Haziran 2021

4 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: