Mehmet Ali Güller

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

İpek Yolu’nun iki düğümü: Sincan ve Keşmir

ABD’ye yön veren kurumların iki temel tespiti var:

  1. Çin ve Rusya, ABD’ye karşı ittifak halinde.

Örneğin ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Dan Coats Ocak 2019’da Senato İstihbarat Komisyonu’nu bilgilendirirken şöyle diyor: “Çin ve Rusya, hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleşmiş durumda.

  1. ABD, Çin-Rusya ittifakını ancak Hindistan’ı yanına çekerek dengeleyebilir.

Çünkü Pentagon adına savaş simülasyonu yapan RAND’ın uzmanı David Ochmanek’in açıkladığı sonuç ortada: “ABD, Rusya ve Çin’le gireceği nükleer olmayan savaştan galip çıkamaz.”

 

ABD’nin Kabusu: Kuşak ve Yol İnisiyatifi

ABD, Çin’in Afrika ve Avrupa’ya uzanan kara ve deniz ipek yollarını, küresel liderliğine meydan okuyan en önemli proje olarak görüyor. Zira Çin’in “kuşak ve yol inisiyatifi” sadece 2 trilyon hacimli dev bir ekonomi projesi değil, aynı zamanda ABD’nin geleneksel müttefiki Avrupa’yı Asya-Pasifik’e bağlayan bir siyasal hat…

ABD, “kuşak ve yol inisiyatifi”ni boğmak için planlamalar yapıyor. Hedefi şu: Çin’i bölgesine sıkıştırmak…

ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için izleyeceği strateji, projeyi kesmek için en ileriden geriye doğru belirlediği üç hatta dayanıyor:

İlk hat, deniz İpek Yolu’nu güney Çin Denizi’nde, kara ipek yolunu Orta Asya’da kesmek.

Bu olmadığı taktirde, ikinci hat Ortadoğu üçüncü hat Balkanlar olacak.

 

Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru

Çin’in ABD’nin bu planlamasına karşı geliştirdiği çok önemli bir hamlesi var: Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru.

Çin’in İran’dan petrol alan bir tankeri, Basra Körfezi’nden çıktıktan sonra Hint Okyanusu’ndan ve Malaka Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşacak. Malezya ve Endonezya arasında bulunan Malaka Boğazı ise büyük oranda ABD deniz kuvvetlerinin denetimi altında…

Yani olağanüstü bir durumda ABD, Malaka Boğazı’nı kapatarak Çin’e büyük zarar verebilecek.

Çin, Basra Körfezi’ne çok yakın bir noktada olan Pakistan’in Gwadar Limanı’nı kiralayarak ve Gwadar’ı karadan Kaşgar eyaletine bağlayarak, hem yolu kısaltmakta hem de engelleri bypas etmektedir.

Çin’in Pakistan’a komşu olan bölgesi Kaşgar, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin batısında bulunmaktadır.

Keşmiş ise Çin, Hindistan ve Pakistan’ı birleştiren bir coğrafyadır. Hem kuzeydeki Pakistan Keşmiş’i, hem de güneydeki Hindistan Keşmir’i Çin’in komşusudur; Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi ile Tibet Özerk Bölgesi’ne komşulardır.

 

Sincan’da Yalan Kampanyası, Keşmir’de Terör

Birkaç aydır ABD merkezli kampanyalarla Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlulara zulüm yaptığı propaganda edilmekte. Sanatçı Abdürrehim Heyit’in Çin’de öldürüldüğü gibi yalan haberlerle Türkiye-Çin ilişkileri dinamitlenmeye çalışılmakta ve Çin’in Uygurlara ibadetlerini yasakladığı gibi yalanlarla İslam dünyası Çin’e karşı kışkırtılmaktadır.

Tüm bunlar yaşanırken, üstüne Keşmir’de 14 Şubat 2019’da büyük bir kışkırtma oldu: Ceyş-i Muhammed örgütünün üstlendiği saldırıda, 46 Hint askeri öldü. Bu da Hindistan ile Pakistan’ı karşı karşıya getirdi, iki orduyu alarma geçirdi.

Peki Sincan ve Keşmir’de ortaya çıkan karışıklıklar kimi etkilemektedir? Sincan’daki ayrılıkçı faaliyet Çin’i zora sokuyor. Keşmir’deki kışkırtma ise Hindistan ile Pakistan’ı karşı karşıya getiriyor ve Pakistan’la stratejik ortaklığı nedeniyle, Çin ile Hindistan ilişkisini de olumsuz etkiliyor.

Peki Çin’deki karışıklık ve Çin ile Hindistan ilişkisinin bozulması kime yarıyor? ABD!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
18 Mart 2019

Reklamlar

Yorum bırakın

S-400, Türk-Amerikan ilişkilerine eşitlik getirir

ABD’den tehditler yükseldikçe şu soruyu daha çok duyuyoruz: “S-400’ler Türk-Amerikan ilişkilerinde kırılmaya, kopmaya yol açar mı?

Aslında doğru soru şudur: “Türk-Amerikan ilişkileri yolunda mı ki, S-400’ler nedeniyle bozulsun?

ABD’nin PKK/PYD’ye silah yardımı, Suriye’nin kuzeyinde PYD özerk bölgesi kurma hedefi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki pozisyonu, “Ermeni soykırımı iddiası”nı sopa gibi kullanması, belli ürünlerde ekonomik yaptırım uygulaması, CIA-FETÖ ilişkisi… Bunlar “kırılma” yaratacak sorunlar değil mi?

 

S-400’lerin avantajları

Peki Türkiye ABD tehdidine rağmen neden S-400 almalı?

1. S-400’ler uçak ve füze varma menzilinden radar kapasitesine kadar hemen her alanda Patriotlardan daha üstün olduğu için.

2. S-400’ler Patriotlara göre daha ekonomik olduğu için.

3. S-400 anlaşması Türkiye’ye teknoloji transferi olanağı sağladığı için.

Bunlar elbette S-400’lerin teknik avantajlarıdır. Fakat daha önemlisi S-400’lerin “silahlanma politikasında” sağlayacağı avantajlarıdır:

1. S-400’ler ile ABD’ye silah bağımlılığına son verilir.

2. Silah envanterimizde çeşitlilik sağlanır.

3. S-400’lerin teknoloji transferi olanağı “milli füze savunma sistemi” kurmamızı sağlar.

 

F-35, havada ABD’ye tam bağımlılıktır

Peki ABD’nin “S-400 alırsanız F-35 programından çıkarırız” tehdidi Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokar mı?

Sokmaz. Tersine, şu üç sonucu nedeniyle asıl F-35 programında kalırsa büyük sıkıntıya girer:

1. F-35 ile milli lojistik sistemimiz Lockheed Martin’in, yani sonuçta ABD’nin kontrolünde olacaktır.

2. F-35 ile ABD’ye bağımlılık artacaktır. Türkiye şu anda bile hava kuvvetlerinde ABD’ye %90 oranında bağımlıyken, F-35 ile %100 bağımlı olacaktır.

3. Milli uçak projemiz baltalanacaktır.

Bu üç maddeye bakarak, Türkiye’nin F-35 programının dışında kalması, tersine, “orta ve uzun vadede çok sağlıklı sonuçlar doğurur” diyebiliriz. Türkiye, havada da, denizdeki MİLGEM projeleri gibi projelerle bağımlılığı kırar…

Yeri gelmişken belirtelim: Havacılardan aldığımız bilgiye göre, S-400 ile F-35’ler arasında öyle ABD’nin iddia ettiği gibi bir uyum sorunu da olmaz. Zira Türkiye’deki S-400’ler diğer S-400’lerle entegre olmayacak; yerli yazılımla çalışacak, kendi radarı, kendi tespit ve takip sistemi olacak.

 

S-400’lerin iki siyasi sonucu

Ve asıl önemlisi S-400 almanın ortaya çıkaracağı siyasi sonuçlardır:

1. S-400 almak, öyle iddia edildiği gibi ABD’yle ipleri kopartmaz; tersine Türk-Amerikan ilişkilerinde eşit ve dengeli bir ilişki oluşur.

2. S-400’ler Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin seviyesini yükseltir.

Bunun da iki önemli sonucu olur: Birincisi Astana Formatı kurumsallaşır, ikincisi Türkiye’nin “bölge merkezli dış politika” uygulamasının koşulları ortaya çıkar.

 

AKP’nin iki tarafı memnun etme düşüncesi

Bize göre, aslında ihaleyi ilk kazanan Çin füzesi Türkiye’ye sağlayacağı olanaklar bakımından en iyi seçenekti. AKP hükümeti, ABD baskısı nedeniyle Çin’in kazandığı ihaleyi 1,5 sene sonra iptal etti.

Aynı baskı, AKP’yi son dakikada S-400’lerden de vazgeçirebilir mi? Elbette olası, tabi bu kez şartlar biraz daha farklı…

AKP 31 Mart sonrasında iki tarafı da, hem ABD’yi, hem Rusya’yı memnun edecek bir çözüm arıyor. Ankara’da konuşulan senaryolardan biri, AKP’nin tipik Yeni-Abülhamitçi çizgisine uyar nitelikte: AKP S-400’leri alacak, ama kurmayacak!

İşte bu olabilecek en kötü seçenektir: Zira iki tarafı da memnun etmez, tersine Türkiye’yi iki tarafla da sıkıntıya sokar; ABD’ye bağımlılığı artırır, Rusya’yla karşı karşıya getirir, Astana sürecini baltalar…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mart 2019

Yorum bırakın

Amerikan Hegemonyasının Sonu

Türkiye’de güçlü bir “ABD yenilmez, ABD gerilemez” fikri var. Oysa bu ABD için artık bir gerçeklik; yıkılmaz denilen Roma İmparatorluğu’nun ve Britanya İmparatorluğu’nun yıkıldığı gibi ABD emperyalizmi de yıkılacaktır!

Kaldı ki ABD’de başta politikacılar ve akademisyenler olmak üzere pek çok kesim bu gerçekliği saptamış ve ötesinde, bu gerilemeye çözüm aramaktadırlar.

 

Sentez strateji: Trump

ABD’nin gerilediği gerçeği aslında yeni de değil. Hatta son 15 yıldır, ABD bu gerilemeye çözüm arıyor. Egemen sınıfın temsilcilerinin iki temel görüşü ortaya çıktı bu tartışmalardan: Birincisi, ABD’nin geri çekilmesi ve ileride yeniden atak yapmak üzere içeride güç biriktirmesi. İkincisi ise ABD’nin gerilemeye rağmen hâlâ en büyük askeri güç olmasından hareketle ve yangından en az etkilenecek ülke olacağı düşüncesiyle, geri çekilmeyip yangınlar çıkarması…

Obama‘nın iki dönemi, bu iki görüşün çarpışmaları dönemiydi.

Trump ise bu iki görüşün çarpışmasının sentezi olarak başkan oldu; öyle iddia edildiği gibi tesadüfen seçilmiş, tabansız, egemen sınıfa dayanmayan biri değil yani…

Ve Trump da o sentezi “önce Amerika” özetli stratejisiyle ilan etti.

 

Gerileyen büyük güç doktrini

ABD’nin dünya hegemonu konumundan büyük güç konumuna gerilediği, ama büyük güçler arasında birinci olduğu esasına göre belirlenen doktrin, “dünya düzeni” kurucu rolünden çekilme doktrini olarak da değerlendirilebilir.

Nitekim doktrin küreselleşme karşıtı içeriğiyle dikkat çekmektedir. ABD bu doktrinle, kendi kurduğu düzenin artık kendisine değil, Çin başta olmak üzere rakiplerine yaradığını düşünerek, neo-liberal küresel sistem karşıtı bir taktik pozisyon alacağını göstermektedir Serbest piyasa ekonomisine karşı çıkmak, gümrük duvarlarını yükseltmek, Dünya Ticaret Örgütü’nden NATO’ya kadar pek çok uluslararası örgütün yapısını sorgulamak gibi…

Bununla birlikte Trump doktrini, ABD’nin gelecekte er geç Çin ile çatışmak zorunda kalacağının da işaretini vermektedir. Önceki doktrinlerde ABD Çin’i stratejik rakip olarak ilan etmişken, ilk kez bu doktrinde Çin’i “meydan okuyan stratejik rakip” kategorisine yükseltmiştir. Keza Rusya da Çin ile birlikte “Amerikan gücüne, güvenliğine ve zenginliğine meydan okuyan stratejik rakip” olarak değerlendiriliyor.

 

Yeni bir dünya kuruluyor

Önümüzdeki yıllar şu beş büyük kuvvetin güç mücadelesine sahne olacak: ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan. Ve bu çarpışmanın sonucunda da yeni bir dünya kurulacak…

Hatta ABD-Çin küresel ticaret çarpışması nedeniyle o dünya zaten kuruluyor: Çin bir yandan ABD’nin kurduğu kurumlardaki ağırlığını artırıyor, diğer yandan da o kurumların karşısına liderliğini yaptığı alternatiflerini koyuyor.

Yani Çin bir yandan payını artırarak IMF ve Dünya Bankası yönetiminde ağırlık kazanıyor ama bir yandan da bunların karşısına BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi seçenekler çıkarıyor.

 

Amerikan rüyası bitti

Artık dünya bu büyük değişime göre konumlanıyor. Örneğin AB içindeki kimi ülkelerin İran nedeniyle ABD’yle karşı karşıya gelmesi; örneğin Almanya’nın ABD’ye rağmen Rusya’yla Kuzey Akım-2 projesine girmesi…

Kuşkusuz ABD hâlâ büyük güçtür; stratejik savunma dönemine girse de, zaman zaman, şimdi Venezuela’da olduğu gibi, taktik ataklar yapacaktır. Ancak taktik ataklar, stratejik savunma pozisyonunu değiştirmeyecektir!

Dolayısıyla şimdi başta Türkiye olmak üzere bölgemizdeki her devlet, her millet, her halk, her parti bu büyük gerçeğe göre konumlanmalıdır!

Yeni bir dünya kurulurken, eski dünyanın şampiyonuyla ittifak yapmakta ısrar edenler kaybedecektir. Zira Amerikan rüyası bitti, “küçük Amerika” hayali sona erdi!

İşte bu hayalin bittiğini resmi ABD belgelerine dayanarak Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan son kitabım Amerikan Hegemonyasının Sonu’nda anlattım: 5 büyük gücün 6 kıtadaki çarpışmasını, Türkiye’nin etrafındaki coğrafyada sürmekte olan kıran kırana mücadeleyi bu bağlamda inceledim.

Artık top siz değerli okurlarımızda: Eleştiri ve görüşlerini bekliyorum…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Şubat 2019

1 Yorum

S-400: ABD’ye bağımlılığın panzehri

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler’in Washington temaslarının hemen öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi yaptı.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre “iki lider, ABD’nin Suriye’den çekilme kararının müşterek çıkarlara uygun olarak ve ortak hedeflerine zarar vermeyecek şekilde uygulanması hususunda mutabık kalmıştı.”

Türkiye ile ABD’nin Suriye’de ne gibi müşterek çıkarı ve orta hedefi olduğu elbette tartışmalıdır ancak bundan daha önemlisi Türk ve Amerikan savunma bakanları ile genelkurmay başkanları müzakerelerinden önce iki liderin bir çerçevede yine uzlaşmış olmasıdır!

 

S-400 AKP’nin, güvenli bölge Trump’ın kozu

Savunma bakanları ile genelkurmay başkanları arasındaki müzakerelerde “Suriye’de güvenli bölge” konusundan daha acil olarak, masaya S-400 konusunun geldiği anlaşılıyor.

Toplama baktığımızda Ankara’nın S-400 konusunu ABD’yle güvenli bölge müzakeresinde istediğini alabilmenin aracı olarak kullandığı; Washington’un da S-400 alımını engelleyebilmek için Ankara’ya güvenli bölgede taviz verme kozunu kullandığı anlaşılmaktadır.

Kuşkusuz S-400’lerin koz olarak kullanılması şaşırtıcı değildir. Zira anımsayacağınız gibi ilk ihaleyi Çin kazanmış, ancak AKP hükümeti bunu ABD’yle siyasi pazarlığında kullandıktan sonra iptal edip, bu kez ihaleyi Rusya’ya vermişti.

Rusya’dan S-400 alımı da, AKP’ye Suriye’de alan açılmasını kolaylaştırmıştı elbette!

Ardından AKP S-400’e yönelik Batı (ABD-AB) tepkisini azaltmak için bu kez de AB’den füze savunma sistemi almıştı.

İşin orada kalamayacağı, ABD’nin yeni bir patriot teklifi yapmasından ve Ankara’nın “patriot da alabileceğini” açıklamasından anlaşılıyor.

Yani sonuçta Türkiye tek bir füze savunma sistemi alacakken, günün sonunda üç farklı satıcıdan üç farklı füze savunma sistemi almış olabilir!

 

Pentagon’un 4 uyarısı

Fakat ABD’nin patirot satmakla yetinmeyeceği, S-400 alımını mutlaka engellemek istediği ortada…

Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından hazırlanan, “ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti ile İlişkilerinin Durumu” başlıklı belgenin “tasnif dışı” olarak, 26 Kasım 2018 tarihinde yayınlanan iki sayfalık “Yönetici Özeti” kısmında S-400’ler konusunda yapılan 4 uyarı, bunu ortaya koymaktadır.

Pentagon belgesine göre Ankara’nın ilan ettiği takvim olan Temmuz 2019’da S-400’leri yerleştirmeye başlaması halinde ABD’nin yapması gerekenler şunlardır:

1. “ABD’nin düşmanlarına yönelik yaptırımı yasası”nın 231. maddesi kapsamında Türkiye’ye yaptırım uygulanması.

2. Türkiye’nin F-35 programına ortaklığının riske girmesi.

3. Türkiye’nin gelecekteki ABD silah transferlerinden yararlanamaması ve ikili savunma sanayi işbirliğinin riske girmesi.

4. NATO’da birlikte çalışabilmenin zorlaşması.

 

Ankara S-400’den vazgeçemez

ABD bunları yapar mı? Elbette yapabilir.

Ancak bu dört maddeden göreceğimiz zarar, S-400’lerden vazgeçmekten göreceğimiz zarardan daha azdır. ABD’ye S-400 konusunda boyun eğme, 90’larda başlayan milli silah hamlesinin bitirilmesi, S-400’lerin teknoloji transferinden hareketle milli füze savunma sistemi kurabilme ve toplamda Türkiye’nin bölgesinde bağımsız hareket edebilme şansını kaybetmesi demektir.

Bize göre Türkiye kesinlikle S-400 alımından vazgeçmemelidir. Aksi taktirde, şimdiki AKP hükümeti, Türkiye’yi ABD’ye Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı döneminden daha bağımlı hale getirecektir!

Düzeltme: Önceki yazımızda, dönemin üst düzey bir dışişleri bakanlığı yetkilisinin medyada yer alan açıklamasından hareketle, Adana Mutabakatı’nda 5 km sınırının olduğunu ifade etmiştik. Ancak metnin orijinalinde herhangi bir rakam verilmiyor. Düzeltir, okurlarımızdan özür dileriz.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Şubat 2019

1 Yorum

Putin, Trump-Erdoğan anlaşmasını bozdu

Soçi’de yapılan dördüncü Astana Zirvesi’nin en önemli sonucu, Moskova’nın ABD ile Suriye’de “güvenli bölge” pazarlığı yapan AKP’yi “bölge cephesi” içinde tutabilmeyi sürdürmesi oldu.

Madde madde anlatalım:

 

Tuzak mı, tuzağa tuzak mı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararı bağlamında, Türkiye ile Suriye’nin kuzeyinde kurmak istediği “güvenli bölge”nin en başından beri bir tuzak olduğunu belirtiyoruz. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde de bir özerk bölge kurma tuzağı…

AKP hükümeti ise bu tuzağa, tuzak kurabileceğini hesap ediyor! Şöyle ki, kontrolü kendinde olursa, o özerk bölgenin PYD özerk bölgesi yerine, kendi etkisi altındaki ÖSO özerk bölgesi olacağını hesap ediyor!

Kuşkusuz, Irak deneyimini iyi bilenler için bunun tuzağa tuzak kurmak olmadığı, tuzağa düşülmekte olduğu açıktır.

 

Putin’in kaması

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, AKP’nin düşmekte olduğu bu tuzağı bozmak için Erdoğan’a “Adana Mutabakatı”nı hatırlattı!

Adana mutabakatı, karşılıklı yükümlülükleri olan, terörle mücadele bağlamında iyi komşuluk ilişkisi mutabakatıydı.

Putin bu mutabakatı ABD-AKP ilişkisine kama olarak soktuysa da, Erdoğan “Adana Mutabakatı”na öncelikle Suriye’ye yaptığı operasyonların hukuki zemini olarak değerlendirebileceğini düşünerek sarıldı.

Oysa Adana Mutabakatı’nın AKP’nin mevcut politikaları bakımından iki barajı vardı:

  1. Suriye topraklarında 5 km derinliğe kadar Ankara’ya terörle mücadele hakkı veriyordu. (2010 anlaşmasında derinlik sınırı belirtilmiyor.) Oysa TSK birlikleri şu anda bazı noktalarda 70 km derinlikte.
  2. Taraflara karşılıklı yükümlülük getiriyordu. Yani bu durumda Şam’ın terörist örgüt olarak gördüğü ÖSO, Ankara için sorunlu müttefike dönüşüyor.

 

Trump’ın yeni hamlesi

Peki 14 Aralık 2018 tarihli Trump-Erdoğan prensip anlaşması tamamen rafa mı kalktı?

Bunu söylemek için henüz erken. Zira 1,5 yıldır Ankara’ya büyükelçi atamayan Beyaz Saray’ın adayını Senato’ya sunması ve savunma bakanları arasında “güvenli bölgede kontrolün kimde olacağı” müzakerelerinin sürüyor olması, Ankara-Washington arasında hâlâ pazarlığın olduğunu gösteriyor.

Son durum Trump açısından yeni bir olasılık yarattı: ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde Avrupalı müttefikleriyle birlikte güvenli bölge kurması.

Trump, bu hamlesiyle şu kazanımların peşinde:

  1. Erdoğan’a vekalet bulma konusunda seçeneksiz olmadığını gösterecek ve pazarlığı sürdürebilecek.
  2. Trump İran nedeniyle AB’yle karşı karşıya ve bu sorunu Polonya’daki Ortadoğu Konferansı’nda da aşamadı. Ancak müttefikleriyle “Kürtleri korumak” üzerinden Suriye’de birlikte hareket etme fırsatı yakaladı.
  3. Plana göre güvenli bölgede 1300 İngiliz, Fransız ve Alman askeri ile 200 ABD askeri görev yapacak. Trump böylece geri çekilme kararına itiraz eden Pentagon’u da kısmen memnun etmiş olacak.

 

Soçi’de Erdoğan’a üç mesaj

Dördüncü Astana Zirvesi, işte bu şartlarda toplandı ve Soçi’de Erdoğan’a üç mesaj verildi:

  1. Türkiye’nin sorumluluğundaki İdlib’de durum kontrol edilemez hale gelirse, müdahale edilecek.
  2. Şam’la diyaloga geçilmeli.
  3. ABD’siz güvenli bölgeye şartlı evet.

Erdoğan’ın “Geleceğimizi 1998 tarihli Adana Mutabakatı çerçevesinde değerlendiriyoruz” demesi, mesajın alındığını gösteriyor…

Kısacası Trump’ın artık daha büyük bir havuca ihtiyacı var!

 

Sonuç

İstihbarat düzeyinde başlayan Ankara-Şam diyalogu, ne kadar hızlı üst seviyeye çıkarılırsa, Suriye meselesinin siyasi çözümü o kadar yakındır.

Zira önümüzde “anayasa komitesi” düzleminde yaşanacak, hatta yaşanmaya başlayan, Astana ile Küçük Grup arasında bir büyük çatışma var. Rusya, İran ve Türkiye üçlüsü ile ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün 7’lisi arasında, Suriye’nin geleceğini belirleme çatışması…

Türkiye’nin konumu yine kritik önemde ve Putin o önemi iyi okuyarak süreci yürütüyor…

 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Şubat 2019

Yorum bırakın

Yunanistan ve Bulgaristan’ın Türk Akımı rekabeti

Ankara ile Atina arasında uzun bir “sorunlar listesi” var. Üstelik sorunlar azaltılamadığı gibi, her dönemde listeye bir sorun daha ekleniyor. Son eklenen sorun, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yataklarından kaynaklanan deniz sınırı sorunu…

Ancak Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinde sorunlar yerine yeni açılımlar öne çıktı. Örneğin İzmir-Selanik deniz yolu ve İstanbul-Selanik hızlı tren yolu ile iki ülke ticaretinin artırılması çabası gibi…

Fakat toplamda bakıldığında, asıl öne çıkan Çipras’ın Heybeliada Ruhban Okulu’nu ziyaret etmesi oldu. Çipras burayı ziyaret eden görevdeki ilk Yunanistan başbakanıydı ve kendisine bu ziyarette eşlik eden Fener-Rum Ortodoks Patriği Bartholomos ile birlikte Ankara’dan buranın açılmasını talep ediyordu.

Peki bu ziyaretin perde arkasında kalan ana gündemi, esas hedefi neydi?

 

Çipras’ın Putin’den talebi

Çipras’ın ziyaretindeki asıl gündem Türk Akımı konusuydu. Zira Çipras Ankara’dan iki ay önce Moskova’ya gitmiş ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “Türk Akımı projesine dahil olmak istediklerini” iletmişti.

Putin’in yanıtı ise şu olmuştu: “Yunanistan’ın Türk Akım’ı projesine dahil edilmesini ihtimal dışında görmüyoruz. Bunu Türklere sormamız lazım.”

Açalım:

Enerji Bakanlığı’nın resmi verilerine göre Rusya, Türk Akımı ile Karadeniz’in altından birbirine paralel iki boru hattıyla Lüleburgaz’a yılda 31,5 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak. Bunun 14 milyar metreküpü Türkiye’ye teslim edilecek, diğer kısmı ise Avrupa’ya taşınacak.

Peki Avrupa’ya nereden taşınacak?

İşte bu konu henüz netlik kazanmış değil. Zira Bulgaristan, Türk Akımı’nın 2. kolunun Bulgaristan-Sırbistan-Macaristan-Slovakya üzerinden Avusturya’daki gaz dağıtım merkezine ulaştırılmasını, Yunanistan ise kendi toprakları üzerinden İtalya’ya ulaştırılmasını istiyor.

Bulgaristan mevcut hattın tersine çalıştırılabilecek olmasının avantajıyla öne çıkıyor, ancak Yunanistan “transit geliri” elde edebilmek için projeye dahil olmayı zorluyor.

 

Yunanistan’ın İtalya pazarı avantajı

Haklı olarak sorabilirsiniz: Her iki hat da kurulamaz mı? Yani Rus gazı hem Bulgaristan hem de Yunanistan üzerinden Avrupa’ya sevk edilemez mi?

Bu noktada devreye maliyetler ve daha önemlisi alım garantileri giriyor. Bir de elbette AB’nin enerji politikası… Çünkü Avrupa’ya girecek hat için AB yönetiminin onayı şart.

O nedenle şu koşullarda tek bir hattın kurulması planlanıyor. Elbette koşullar değiştiğinde, yeni alım garantileri oluştuğunda, ikinci bir hat da kurulabilir.

Tek hatta göre planlamada ise durum şu:

Bulgaristan’ın avantajı, Sırbistan’la birlikte transit geçiş için altyapı çalışmalarını yüklenmiş ve ilerletmiş olması.

Yunanistan’ın avantajı ise İtalya’nın Türk Akımı’ndan geçecek gaza talip olduğunu açıklaması. Zira İtalya, Almanya ve Türkiye’den sonra Rusya açısından üçüncü önemli pazar niteliğinde.

Ya Rusya? Moskova, Bulgaristan hattının geçeceği ülkelerin AB’nin Rusya’ya yaptırımına karşı çıkmasını büyük avantaj görüyor. Diğer yandan Yunanistan’ın “bağımsız Ukrayna kilisesine” destek vermesiyle başlayan Moskova-Atina gerilimi de Bulgaristan’ı avantajlı kılıyor.

 

Ankara’nın kullanabileceği bir kart

Yunanistan ve Bulgaristan arasındaki bu Türk Akımı’na dahil olma ve “transit geliri elde etme” yarışı, aslında Türk dış politikası açısından Ankara’nın eline çok önemli bir avantaj veriyor.

Ankara, Atina’nın Türk Akımı’na dahil olma hedefini bir dış politika kartı olarak ele almalı ve en azından Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yatakları nedeniyle ortaya çıkan deniz sınırı ve “münhasır ekonomik bölge” anlaşmazlıklarının Türkiye’nin çıkarına göre çözülmesinde kullanmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Şubat 2018

 

Yorum bırakın

Adana Mutabakatı üzerinden taktik mücadele

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’da görüştüğü Erdoğan’a hâlâ yürürlükte olduğunu belirttiği Adana Mutabakatını hatırlattı: “Bu anlaşma (Adana Mutabakatı) terörle mücadeleyi kapsıyor. Bu anlaşmanın Türkiye’nin güney sınırlarındaki güvenliğinin sağlanması ile ilgili birçok konuyu çözen bir altyapı olduğunu düşünüyorum. Bu konuyu da oldukça ayrıntılı ve aktif bir şekilde ele aldık.”

Erdoğan da, dönüşte “Adana mutabakatının yeniden gündeme gelmesi gerektiğini çok iyi anlıyoruz” dedi.

Böylece “komşusuyla yaptığı bir anlaşma üçüncü bir ülke tarafından hatırlatılan ülke” olarak diplomasi tarihine geçtik!

Fakat önemli olan Türkiye ile Suriye arasındaki bu çok önemli mutabakatın öyle ya da böyle yeniden gündeme gelmesidir.

Peki Putin Adana Mutabakatını neden hatırlattı?

 

Putin’in taktiği ve iki hedefi

Putin’in Adana Mutabakatını hatırlatmasında birbirini bütünleyen iki hedefi var:

1. AKP’nin ABD’yle Suriye’yi bölen bir tampon/güvenli bölge anlaşması yapmasını engellemek.

2. AKP’yi Adana Mutabakatı üzerinden Suriye ile temasa yönlendirmek.

Putin açısından, dahası aslında Türkiye açısından da oldukça yararlı hedefler…

Zira Adana Mutabakatı, Ankara ile Şam’ı diyalog kurmaya, teröre karşı işbirliği yapmaya ve giderek anlaşmaya yöneltir. Şam’la anlaşan Ankara ise ABD’yle tampon/güvenli bölge kurmaz ve kendisine yönelen terör sorununu bu mutabakata dayanarak Suriye ile birlikte çözer.

Kısacası Adana Mutabakatını uygulamak Türkiye ve Suriye’nin çıkarınadır.

 

Erdoğan’ın fetih iştahı

Fakat mesele bu kadar basit değildir, basit olsa elbette Adana Mutabakatı Putin’in hatırlatmasına gerek kalmadan uygulanır ve bölgede ABD karşıtı bir çözüme gidilirdi.

Bu mutabakatın “unutulmasının” iki nedeni var:

1. AKP hükümeti, hâlâ Esad karşıtı ve hâlâ rejimin yıkılmasını hedefliyor.

2. AKP hükümeti, Rusya’yla kendisine alan açarak ve ABD’yle pazarlık yaparak, hâlâ kendisine Suriye’nin kuzeyinde ÖSO hakimiyetinde nüfuz bölgesi kuracağını hayal ediyor.

AKP’nin bu iki hedefi de Adana Mutabakatına aykırıdır!

AKP birincisi mutabakattaki muhatabına karşıdır, dahası Şam’ı muhatap kabul etmemektedir; ikincisi mutabakata aykırı olarak Şam’ın terör örgütü kabul ettiği ÖSO’yla Suriye topraklarında çalışmaktadır.

Böyle olduğu için de Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kablan, Putin’in Erdoğan’a Adana Mutabakatını neden hatırlattığını şu sözlerle yorumlamaktadır: “Moskova, Erdoğan’ın Suriye’deki iştahını kapatmaya çalışıyor.

Ancak Erdoğan’ın “fetih iştahı”, iç politikasının da ihtiyaçları nedeniyle öyle kolay kapanacak gibi görünmüyor. Zira “Gerekirse ABD ile” diyerek Astana ortaklarını sıkıştırıyor…

 

Mutabakatı “resmi dayanak” görme taktiği

Şimdi AKP, “fetih iştahı” ile kendisine Suriye’de alan açan Putin arasında kaldı.

Neo-Abdülhamitçi çizginin izleyebileceği yol bellidir: Adana Mutabakatını işine geldiği gibi yorumlamak ve dahası bugüne kadar yaptıklarının resmi dayanağı/belgesi olduğunu savunarak Suriye’nin kuzeyine müdahale etmek için, kuzeyde ÖSO’yla güvenli bölgeler oluşturmak için kullanmak…

Peki Putin buna razı olur mu? AKP’nin ABD’yle anlaşma riski masadayken, Putin taviz vermeyi sürdürebilir. İdlib’de Soçi Mutabakatına aykırı bir tablonun oluşması bile Moskova tarafından şimdilik sineye çekilmiştir. Zira Türkiye’nin Suriye meselesinde ABD tarafında olmaması kritik değerdedir.

Fakat AKP’nin ABD-Rusya çarpışmasından yararlanma zemini de gittikçe kayganlaşmaktadır. O nedenle Ankara’nın Suriye’yle anlaşmayı sağlayacak Adana Mutabakatını, mutabakatın çerçevesi içinde kalarak uygulaması, herkesin yararınadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Şubat 2019

1 Yorum

%d blogcu bunu beğendi: