Archive for category Politika Yazıları
İsrail’in soykırım rantı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/11/2023
ABD’nin Ermeni soykırımını savunmasını ama İsrail’in savunmamasını, Türkiye’deki kimi çevreler uzun yıllar boyunca “Yahudi dostluğu”nun göstergesi olarak savundu. Üstelik buna tarihsel gerekçeleri de vardı, Osmanlı en zor zamanlarında Yahudilere kucak açmıştı.
Hem Türkiye’ye dostlukları nedeniyle hem de daha önemlisi gerçeğe sadakatlari nedeniyle “Ermeni soykırımı” meselesine ABD’den farklı bakan Yahudiler elbette var. Tehcirin bir soykırım olmadığını, önce Çarlık Rusya’sının ardından da emperyalist İngiltere’nin kışkırtmasıyla Ermenilerin ayaklanmasının karşılıklı mukatele/kırım doğurduğunu ve bunun Hitler’in Yahudilere uyguladığı soykırımla benzerliğinin olmadığını saptayarak ABD’nin “Ermeni soykırımı” tezlerine karşı çıkan Yahudiler elbette var.
Ancak İsrail devletinin ve Siyonist Yahudilerin gerekçesi başka.
İsrail rantı paylaşmak istemiyor
İsrail devleti ve Siyonist Yahudiler, soykırımı bir rant olarak kullanıyor ve büyük politik getirisi nedeniyle de bu rantı kimseyle paylaşmak istemiyor. Dünyada tek soykırıma uğrayan halkın kendileri olarak kalmasını sağlayarak, bunu Filistin’i işgale ve terörist eylemlerine kalkan olarak kullanmak istiyor. Yoksa Türkiye’ye bakışta ABD’yle çok farklı oldukları için değil.
Hüsnü Mahalli’nin Filistin Benimdir (Kırmızı Kedi, 2020) kitabının tartışması sırasında bu çok net görülmüştü. Kimi yarı resmi İsrailli yetkilinin de karıştığı o tartışmalarda, soykırımın nasıl ranta dönüştürüldüğü iyice su yüzüne çıkmıştı.
Kitaba saldıranların derdi şuydu: Tamam, Hüsnü Mahalli kitabında “Yahudi soykırımını” inkar etmiyordu ama Hitler’in komünistlere, Çingenelere, Slavlara da soykırım uyguladığını yazarak, “Yahudi soykırımını” sulandırıyordu, zayıflatıyordu!
Kendilerine uygulanan soykırım asla zayıflatılmamalı ve rantı başkalarıyla paylaşılmamalı ki rahatça Filistinlilere karşı etnik temizlik yapabilsinler!
Elon Musk’ın vahim yasağı!
O rantı nasıl kullandıklarının en önemli örneklerinden biri sosyal medya platformu X’in sahibi Elon Musk’a uyguladıkları ağır baskıdır. Üstelik Musk’ın tepesinde sadece İsrail hükümetinin değil, ABD hükümetinin de kılıcı dolaşmaktadır. Musk da genel kitle ile ABD-İsrail arasında zikzaklar çizmektedir.
Örneğin Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Andrew Bates, bir kullanıcının X’te yaptığı, “Yahudiler, insanlardan kendilerine karşı kullanmayı bırakmalarını istedikleri nefreti tam da beyazlara karşı kullanıyor” paylaşımına “Gerçekleri söyledin” yorumunu yapan Musk’a şu tepkiyi gösterdi: “Yahudi karşıtı ve ırkçı nefretin iğrenç şekilde teşvik edilmesini en güçlü ifadelerle kınıyoruz” (AA, 18.11.2023).
Ama vahim olan şuydu: Musk, “Sömürgecilikten kurtulma” kavramını cihatçılığın bir versiyonu sayan bir sosyal medya paylaşımını, 16 Kasım’da “Evet, sömürgecilikten kurtulma (dekolonizasyon) zorunlu bir Yahudi soykırımını ima eder, bu nedenle kullanımı doğru değildir” diyerek savundu, 18 Kasım’da da bu kavramın hizmet şartlarına aykırı olduğunu iddia ederek X’te kullanımını yasakladı!
Hitler’in kurbanlarının Hitler’leşebilmesi
Mantığa bakar mısınız: Filistinlilerin sömürge olmamak için mücadele etmesi Yahudilerin ölümüne yol açacaktır, Yahudilerin ölmesi ise yine soykırım demektir; bu nedenle Filistinlilerin sömürge olmaktan kurtulmasını savunmak yasaktır!
İşte İsrail’in soykırım rantını nasıl kullandığının sonuçlarından biri…
Böylece 40 günde yarısı çocuk ve kadın 12 binden fazla sivili katletmelerini perdelemeye çalışıyorlar. Açık açık Filistinlilere uygulanan etnik temizliği, soykırımı, sürgünü, hatta nükleer bombalarla yokedilmelerini savunuyorlar.
Bir halkın, başına gelmiş bir büyük acının aynısını başka bir halka reva görebilmesi…
Hitler’in zulmüne uğrayanların çocuklarının Hitler’leşebilmesi…
İnsanlığın büyük utanç günlerinden geçiyoruz ne yazık ki…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Kasım 2023
AKP neden caydırıcı adım atmıyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/11/2023
İsrail’in Gazze’ye terör saldırısı 40 günü geçti; neredeyse tüm dünya İsrail’in saldırısına karşı ama İsrail durdurulamıyor.
Neden? Yanıtını 19 Ekim’de bu köşede “Kınama değil eylem zamanı” başlıklı makalede yazdım. ABD onaylı İsrail saldırılarının lafla değil, ABD’yi ve İsrail’i sıkıştıracak eylemlerle, yaptırımlarla durdurulacağını belirttim, yapılacak 10 eylemi/yaptırımı listeledim.
Güney Amerika kadar olamadılar
Ancak 40 gündür Arap-İslam dünyası, ABD-İsrail’i caydırabilecek tek yaptırım adımı atmadı. Öyle ki “Filistin davamız” diyen bu ülkeler, Güney Amerika ülkelerinin bile gerisinde kaldı.
Kolombiya başta Güney Amerika ülkeleri İsrail’e karşı kınamanın ötesine geçerek somut adımlar attılar; insanlığa karşı suçları nedeniyle İsrailli diplomatları ülkelerinden kovdular. Hatta silah ambargosu adımı attılar. Örneğin Kolombiya Cumhurbaşkanı Petro “Gazze’de ateşkes talebine karşı oy kullanan veya çekimser kalan üretici ülkelerden silah satın almayacağını” bile ilan etti.
Ancak tüm bu süreçte Arap-İslam ülkeleri İsrail’le ticari ilişkilerini sürdürdüler. Hatta Mısır’ın İsrail’le doğalgaz ticareti kasım ayında yüzde 60 arttı (Harici, 14.11.2023). Kısacası Türkiye’den Ürdün’e, BAE’den Katar’a, hemen her ülke İsrail’le ticaretini sürdürdü.
Neyse ki dün bu konuda nihayet olumlu bir adım geldi: Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, İsrail’e güneş enerjisi sağlama anlaşmasından çekileceğini duyurdu (cumhuriyet.com.tr, 17.11.2023).
Bakalım bu adımların devamı gelebilecek mi? Örneğin Ürdün ve Mısır enerji alışverişini, BAE, Katar ve diğerleri ticareti kesebilecek mi?
Asıl önemlisi, Ankara ne yapacak? Zira hem ABD’yi hem de İsrail’i frenleyebilecek asıl kozlar Ankara’nın elinde.
Kola-kahve aldatmacası
Ancak AKP ve MHP’den gele gele kola-kahve eylemi geldi. Bakkaldan kola alıp yerlere dökerek, müşterilerin ellerindeki kahveleri alarak İsrail’e “sert tepki” gösteriyorlar!
Bakkaldan kola alıp yere dökünce İsrail’e yaptırım uygulanmış olmayacağını, tersine para kazandırılmış olacağını düşünemeyeceklerini sanmıyorum. Bu türden eylemleri, hiçbir şey yapılmıyor denilmesin diye, “toplumun gazını almak” amacıyla yapıyor olmalılar ancak…
İsrail’le “one minute” krizinde de benzeri yaşanmıştı: İktidar İsrail’e karşı en sert sözleri sarf ediyor ama İsrail-Türkiye ticareti her yıl arıyordu! Bugün de öyle.
Erdoğan dünyada İsrail’e karşı en sert sözleri söyleyen siyasetçilerin başında geliyor. Ancak ABD ve İsrail’e karşı caydırıcı olacak türden adımları atmıyor: İsrail’e istihbarat sağlayan Kürecik Radarını kapatmıyor, İsrail’e askeri destek veren ABD’nin İncirlik uçuşlarını durdurmuyor, Ceyhan’dan İsrail’e giden yakıt dolu gemileri engellemiyor, NATO mekanizmasına dahil edilen İsrail’in o mekanizmadan çıkarılması için adım atmıyor, örneğin “NATO İsrail’le ortaklık mekanizmasını bozana kadar NATO’nun genişleme stratejisini (ve İsveç’in üyeliğini) onaylamayacağım” demiyor…
AKP’lilerin sorgulaması gereken durum
Erdoğan’ın sözlerinin sertliği İsrail’i durdurmuyor ama Erdoğan’ın elinde ABD’yi dizginleyecek, İsrail’i caydıracak çok değerli kozlar var.
Peki Erdoğan neden bu caydırıcı adımları atmıyor? Zamanında Ecevit’in, hatta Demirel’in bile atabildiği adımların tekini bile neden Erdoğan atamıyor?
Filistin konusunda duyarlı AKP tabanının işte bunu sorgulaması gerekiyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Kasım 2023
San Francisco zirvesini doğuran üç özellik
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/11/2023
Xi Jinping ile Joe Biden’ın San Francisco zirvesi, Çin ile ABD’nin ilişkileri rayda tutup tutmayacağının tartışıldığı bir süreçte verilen kararı yansıtması bakımından önemliydi.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ABD Başkanı Joe Biden’a, Çin-ABD ilişkilerinde iki yol bulunduğunu belirterek hangi yolun nereye çıkacağına işaret etti: “Biri dayanışma ve işbirliği içinde küresel güvenliği ve refahı teşvik etmek, diğeri, ‘sıfır toplamlı oyun’ mantığına saplanarak düşmanlığı ve cepheleşmeyi kışkırtmak, dünyayı kargaşaya ve bölünmeye sürüklemek. Bu iki yol, insanlığın ve gezegenin geleceğine karar verecek iki farklı doğrultuya işaret ediyor.”
Biden’ın “sıfır toplamlı oyun” esaslı yolu terk edebileceğini varsaymak elbette mümkün değil ama Çin’le ilişkileri rayda tutmaya duyduğu ihtiyaç nedeniyle normalleşmeyi istediği de ortada.
Nitekim sonuçlarına bakarak zirveyi Çin ile ABD’nin “normalleşme yolunda iletişim kanallarının açık tutulmasında mutabakata varması” olarak özetleyebiliriz.
Ancak neredeyse bu sonuçtan daha önemlisi, iki ülkenin San Francisco zirvesine neden ihtiyaç duyduğuydu. Bu makalede o ihtiyacı ortaya çıkaran üç temel özelliği inceleyeceğim:
ABD ŞİRKETLERİ ÇİN’LE İŞBİRLİĞİ İSTİYOR
1. özellik: ABD’nin Çin’le ilişkileri düzeltmeye olan ihtiyacı, Çin’in ABD’yle ilişkileri düzeltmeye olan ihtiyacından daha fazlaydı. Çünkü:
Biden yönetimi Trump’ın başlattığı ticaret savaşını sürdürse de, son birkaç aydır, ekonomi ve ticaret ağırlıklı temaslarını artırarak buzları bir parça eritmeye çalışıyordu. Özellikle ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ile Ticaret Bakanı Gina Raimondo’nun art arda Beijing’e yaptıkları ziyaretleri ve Çin’le ticareti önemseyen çıkışlarını bu kapsamda değerlendirebiliriz.
Dahası, ABD’nin Çin’i hedef alan yaptırımlarından dolayı ticari kayıplar yaşayan büyük ABD şirketlerinin şikayetlerinin de son dönemde gittikçe arttığını not etmeliyiz.
Özetle, ABD’nin Çin’e ticaret savaşı ABD’li şirketleri vuruyor ve sonuçta ABD ekonomisini de olumsuz etkiliyor. İşte ABD yönetimi, şirketlerin şikayetlerini dikkate almak zorunda kalarak, ticaret savaşını “bir parça” yumuşatmak istiyor görünüyor. ABD’nin San Francisco zirvesine Çin’den daha hevesli olmasının temel nedeni bu.
Ancak bunun Amerikan devlet aygıtı ve egemen sınıfı içinde bir çatışma doğurduğu da ortada. Xi Jinping’in Biden’le zirvesinin dışında Tesla başta ABD’nin en büyük şirketlerinin CEO’larıyla buluşması, o çatışmayı su yüzüne çıkardı. Çin’le ilişkilerde şahin konumunda olan ABD kongre üyeleri bu buluşmaya büyük tepki gösterdi.
ABD’NİN ÇİN’E İHTİYACI
2. özellik: ABD’nin küresel sorunları çözmekteki yetersizliği.
ABD, büyük güçlere ait olan “savaş da çıkarabilen, barış masası da kurabilen” ülke özelliğini bir süredir kaybetti, çünkü hegemonyası zayıflıyor.
ABD Suriye’de, Libya’da çıkardığı savaşları lehine sonuçlandıracak şekilde barış masaları oluşturamadı. Bu sorunların üstüne Ukrayna-Rusya savaşı ile İsrail-Filistin çatışması da eklendi.
Ancak ABD’nin gücü ve kapasitesi tüm bu meseleleri kendisi ve müttefikleri lehine çözüme yetmiyor.
İşte bu durum, ABD’yi Çin’le ilişkilerini belli oranda düzeltmeye mecbur ediyor. Çünkü Çin bu çatışmaların genişlemesini kontrol altında tutabilecek siyasi ve ekonomik etkiye sahip.
SORUNLARIN KAYNAĞI ÇİN DEĞİL ABD
3. özellik: Sorunlarının çözüm anahtarı ABD’de.
Çin ile ABD arasındaki sorunların çözüm yoluna girip girmemesi, Çin’den ziyade ABD’ye bağlı. Çünkü iki ülke arasındaki sorunlar listesine bakılırsa, sorunların nedeninin Çin değil ABD olduğu görülecektir:
– Çin ABD’ye değil, ABD Çin’e ticaret savaşı açtı.
– Çin ABD’ye değil, ABD Çin’e yaptırım uyguluyor.
– Çin ABD’yi değil, ABD Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” görüyor. Ve ABD bunu hem ulusal belgelerine hem de NATO’nun konsept belgesine kaydediyor.
– Çin’in savaş gemileri ABD’nin karasuları yakınında değil, ABD’nin savaş gemileri Çin’in karasuları yakınında seyir halinde…
– Çin ABD’nin çevresinde ABD’yi hedef alan ittifaklar kurmuyor, ABD Çin’in çevresinde Çin’i hedef alan ittifaklar kuruyor. Yani Çin ABD’yi kuşatmıyor, ABD Çin’i kuşatmaya çalışıyor.
– İkili ilişkileri başlatan 1972 tarihli bildirilerdeki taahhütlere Çin değil ABD uymuyor.
– Ve en önemlisi ABD kâğıt üstünde “tek Çin” ilkesini benimsemesine rağmen, Tayvan’da ayrılıkçılığı kışkırtıyor.
Dolayısıyla ABD Çin’le ilişkilerini “gerçekten” düzeltmek istiyorsa, Çin’i hedef alan bu uygulamalarını geri çekmeyi ve her şeyden önemlisi Çin-ABD ilişkilerinin temeli olan üç bildiriye uymayı pratikte ortaya koymalıdır.
ABD’NİN GÜVENİLMEZLİĞİ KONUSU
Elbette ABD ile Çin arasındaki sorunlar, ABD’ye özgü liberal kapitalist model ile Çin’e özgü sosyalist model arasındaki çelişmelere dayanan sistemsel sorunlardır. Bu nedenle kesin çözümü yoktur.
Dahası ABD, Çin’e özgü sosyalizmi ve onu uygulayan Çin Komünist Partisi’ni kendi liberal kapitalist sistemine karşı büyük tehdit gördüğü için de Çin’i hedef almayı hep sürdürecektir. Dolayısıyla ABD’nin bu tür zirvelerde bir mutabakata varması, gerçekten bir mutabakata vardığı anlamına gelmez. Emperyalist ABD, ihtiyacına göre hızla o mutabakata aykırı pozisyon alabilir. Kaldı ki ABD, Çin’le ikili ilişkilerini başlatan “kurucu anlaşma” niteliğindeki “üç bildiri”de altına imza attığı taahhütleri bile pratikte yerine getirmemektedir.
O nedenle Çin ile ABD’nin San Francisco’da vardıkları “normalleşme yolunda iletişim kanallarını açık tutma mutabakatı”nın anlaşmaya dönüşebilmesi, ABD’nin başta Tayvan konusunda olmak üzere taahhütlerini yerine getirme adımları atıp atmamasına bağlıdır.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
17 Kasım 2023
Meseleleri Filistin değil Hamasçılık
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/11/2023
Arap Birliği ile İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ortak zirve yaparak yayınladığı 31 maddelik bildiri iktidara yakın çevrelerde tepki gördü. Yeni Şafak’tan Sabah’a ve SETA’ya kadar farklı çevrelerde bildiri sert şekilde eleştirildi.
Elbette bildiride eksik görülecek, eleştirilecek yanlar var. Ben de önceki yazımda eksiklere değinmiş ama yine de bildiriyi genel olarak olumlu bulduğumu gerekçeleriyle belirtmiştim.
Ancak iktidar cephesinden bildiriye gelen tepkiler, işaret ettiğim türden eksiklere değil, fazlalıklaraydı: Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) adres gösterilmesine tepki gösteriyorlardı ve bunu Hamas’a ihanet olarak yorumluyorlardı.
Erdoğan imzalı bildiriye ihanet suçlaması
O tepkileri, en net ifade edilmiş hali olduğu için AKP’li Mehmet Metiner’in Yeni Şafak’taki yazısından hareketle inceleyelim:
Metiner, “Hamas’ı Gazze’ye gömme zirvesi. İhanetin diğer adı” başlığıyla yazdığı yazıda, FKÖ’yü çok ağır ithamlarla suçlayarak Hamas’ı savunuyor, Hamas’ın yerine FKÖ’yü adres gösteren bu bildiriyi ihanet bildirisi olarak damgalıyor.
İhanet olarak gördüğü bildirinin altında Erdoğan’ın imzası olduğu için de yazısını bitirirken şöyle bir manevraya başvuruyor: “Herkesten çok Hamas’ı mücahitler topluluğu olarak selamlayan Reis’e ‘One Minute’ diyerek bu oyunu bozmak yakışır! Bu ihanet oyunu karşısında susan diller lâl olsun diyorum!” (Yeni Şafak, 14.11.2023).
Metiner başta olmak üzere bu perspektifle bildiriyi eleştirenlerin derdinin ve meselesinin Filistin’den ziyade Hamasçılık olduğu ortada.
Siyasal İslamcıların Filistin tutumu
Türkiye’deki siyasal İslamcıların zamanında Filistin meselesine mesafeli durmasındaki nedenler, aslında Metiner’in şahsında yeniden su yüzüne çıkmış oldu.
Türk devrimcileri Filistin cephesinde İsrail’e karşı omuz omuza savaşmaya koşarken, Türkiye’nin siyasal İslamcıları Filistin sorununa mesafeli davranıyorlardı. Gerekçeleri de Filistin’i savunan örgütlerin milliyetçi, antiemperyalist ve solcu olmalarıydı.
Filistin direnişindeki bu örgütler güç kaybettikçe ve siyasal İslamcı örgütler güç kazanmaya başladıkça, Türkiye’nin siyasal İslamcıları da Filistin meselesine daha yakın durmaya başladılar.
Anti-Hamasçılık yanlışlığı
Siyasal İslamcılar Hamasçılık yapsa da, gerçeği olgularda arayanlar elbette anti-Hamasçılık yapamaz. Hamas’ın ideolojisi Gazze’deki Filistinlilerin sorunudur; Filistinli olmayanlar açısından önemli olan Hamas’ın ABD-İsrail karşısında Filistin direnişine katkı yapıp yapmadığıdır.
Kaldı ki CGTN Türk’teki yorumumda da belirttiğim gibi “Hamas’ın ideolojisi, Gazze’deki Filistinlilerin çoğunluğunun da ideolojisidir”, dolayısıyla “Gazze’de Hamas’sız bir çözüm gerçekçi değildir.”
Öte yandan “Hamas’ı IŞİD ve El Kaide ile eşitleyen değerlendirmeler de doğru değildir; zira IŞİD de El Kaide de Hamas’a yıllardır Gazze’de şeriat uygulamadığı için tepki göstermektedir” (CGTN Türk, 14.11.2023).
Tek çatı, tek bölge
Arap-İslam ortak bildirisinin 27. maddesinde, “FKÖ’nün Filistin halkının tek meşru temsilcisi olduğunun vurgulanması ve tüm Filistinli grupların FKÖ çatısı altında toplanmasının istenmesi”, meselesi Filistin halkı ve Filistin devletinin kabulü olanlar açısından olumsuz değil, tersine olumludur.
Ve bu madde, Gazze’de Hamas’sız çözüme değil, tersine Hamas’ın dahil olduğu daha güçlü FKÖ çözümüne işaret etmektedir.
Filistinli grupların çatısı özelliğindeki FKÖ, Arap Birliği’nin de BM Güvenlik Konseyi’nin de yıllardır kabul ettiği üzere Filistin halkının tek meşru temsilcisidir. Hamas’ın FKÖ çatısı altına girmesi, hem kendisine bir meşruiyet kalkanı sağlayacak hem de Gazze – Batı Şeria ayrılığını ortadan kaldırarak Filistin Devletinin kabulünü kolaylaştıracaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Kasım 2023
Gazze senaryoları
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 14/11/2023
ABD yönetiminin İsrail’i “elini çabuk tutmak” konusunda uyardığı anlaşılıyor. ABD basınındaki yorumlara göre bu sıkıştırmanın nedeni 2024 ABD seçimi…
Meselenin sadece seçimle ilgili olmadığı ortada. Zira İsrail saldırıları uzadıkça ABD BM Genel Kurulunda müttefik bulmakta zorlanıyor, Ortadoğu’daki zaten son birkaç yıldır iyi gitmeyen müttefikleriyle ilişkileri daha da bozuluyor.
İsrail’in “ölçüsüzlüğünün” ABD ile AB arasında bile gittikçe arası açılan bir politika farklılığı oluşturduğu ortada.
AB’DEN ABD-İSRAİL’E ÜÇ HAYIR
Son olarak Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Dışişleri Bakanları toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, AB olarak üç konuya “hayır” dediklerini söyledi:
“Birincisi, Gazze’nin dışına zorla göçe izin verilemez. Filistinlilerin sürgün edilmesine izin veremeyiz.
“İkincisi, Gazze toprakları küçültülemez. Gazze toprakları, İsrail tarafından işgal edilemez.
“Üçüncüsü ise Gazze’deki durum, Filistin meselesinin çözümünün bir parçası olmak zorunda” (Bianet, 13.11.2023).
ABD VE İSRAİL GAZZE’NİN GELECEĞİNİ GÖRÜŞÜYOR
Gerek AB’nin bu çıkışı gerekse Riyad’da toplanan Arap Ligi ile İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ortak zirvesinden çıkan bildirinin 28. maddesindeki “Gazze’nin Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’dan ayrılmasını içeren tüm önerilerin reddedildiği” vurgusu, ABD ile İsrail’in bu yönde bazı planlamalar, bazı senaryolar hazırlamalarıyla ilgili…
Nitekim İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Herzog, Gazze’de uzun vadeli plan için ABD ile görüştüklerini duyurdu. Fox News’in bu konudaki sorusunu yanıtlayan Herzog, “Filistin yönetiminin Ramallah’ı bile yönetemediğini” savunarak, “reform şart” dedi (AA, 13.11.2023).
NETANYAHU ABBAS’A KARŞI
Netanyahu’dan Barak’a kadar çeşitli isimler zaten Gazze’ye dair kafalarındaki planlamaları bir süredir açıklıyorlardı.
Örneğin Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, Gazze yönetimi için Arap ağırlıklı uluslararası güç formülünü ortaya attı: “Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin desteğiyle, Arap olmayan ülkelerden bazı sembolik birliklerin de dahil edileceği çok uluslu bir Arap gücünün toplanması düşünülemez olmaktan çok uzaktır. Bu güçler Filistin Yönetiminin yönetimi düzgün bir şekilde devralmasına yardımcı olmak üzere üç ila altı ay süreyle orada kalabilir” (cumhuriyet.com.tr, 7.11.2023).
İsrail Başbakanı Netanyahu ise Amerikan ABC televizyonunun bu yöndeki sorusuna verdiği yanıtta, “İsrail’in belirli bir dönem için Gazze’nin genel güvenliğiyle ilgili sorumlu olması gerektiğini” söyledi (Sputnik, 7.11.2023).
Netanyahu, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında da “Gazze Şeridi üzerindeki güvenlik kontrolünden vazgeçmeyi kabul etmeyeceğini” söyledi. Netanyahu, ayrıca “Gazze Şeridi’nin yönetiminin Hamas’ın ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas öncülüğündeki Filistin Yönetimine verilmesi fikrine karşı olduğunu” belirtti (AA, 11.11.2023).
FKÖ GAZZE’NİN KONTROLÜNÜ ALMAYA HAZIR
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise ABD ve İsrail’in bu planlamalarına karşı iki temel kırmızı çizgi belirlemiş görünüyor.
Abbas, Filistin halkının yasal temsilcisinin kendileri olduğunu, ulusal kararları alma hakkının da Filistin Kurtuluş Örgütü’nde bulunduğunu kaydederek; birincisi “Gazze’yi bölme planlarının kabul edilemeyeceğini”, ikincisi “Gazze’nin Filistin devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu” belirtti (Sputnik, 9.11.2023).
Abbas, Arafat’ın ölümünün 19. yılı nedeniyle yaptığı açıklamada da, “Gazze’nin kontrolünü almaya hazır olduklarını” belirti ancak bunun “yalnızca 1967 sınırlarında kurulacak ve başkenti Doğu Kudüs olacak bir Filistin Devleti’ni de içeren kapsamlı bir siyasi çözümün parçası olması halinde gerçekleşebileceğini” söyledi (sputnik, 10.11.2023)
ARAP LİGİ – İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI TUTUMU
Arap Ligi ile İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Riyad’da birlikte toplanarak açıkladığı 31 maddelik ortak bildiri içinde Abbas’ın bu açıklamasını destekleyen bir madde var.
Ortak bildirinin 27. maddesi, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının tek meşru temsilcisi olduğunu vurguluyor ve tüm Filistinli grupların FKÖ çatısı altında toplanmasını istiyor.
Görünen o ki Arap-İslam ortak zirvesi, Hamas faktörü üzerinden İsrail’e destek veren Batılı ülkelerin elindeki dayanağı almaya çalışıyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bu konuda ABD’den ayrı yaklaşımlarını ilan etmiş durumda.
Borrell de Gazze’nin Hamas’ın kontrolünde değil, mevcut Filistin Yönetimi’nin kontrolünde olmasını savunuyor. Borrell ayrıca tek çözümün iki devletli çözüm olduğunu, Filistin Devleti’nin inşası için bir çerçeve plan hazırladıklarını, bu çerçeveyi ABD ve Arap ülkeleriyle görüşeceklerini açıkladı (Bianet, 13.11.2023).
FİLİSTİNLİLERİN ÖNÜNDEKİ FIRSAT
Gazze’de Hamas’sız bir çözüm, şu aşamada gerçekçi gözükmüyor. Hamas’ın ideolojisi, Gazze’deki Filistinlilerin çoğunluğunun da ideolojisi sonuçta…
İsrail yönetiminin de etkisiyle, Batı kamuoyunda, (hatta Türkiye’de bile bazı çevrelerde) Hamas’ı IŞİD’le eşitleyen bir yaklaşım var ancak bu doğru değil. Hatta tersine IŞİD, şeriat uygulamaması başta olmak üzere pek çok nedenle Hamas’a karşı yıllardır sert tutum alıyor. Aynı şekilde El Kaide de yıllardır Hamas’a tepki gösteriyor.
Kısacası Gazze’de Hamas’ı bitirmek, Hamas’ın bir örgütten çok “direniş kültürü” olması nedeniyle gerçekçi değil.
Peki çözüm ne? Arap Birliği Hamas’ı FKÖ çatısına girmeye zorlayabilir. Bu hem Gazze ile Batı Şeria’nın ayrılığını ortadan kaldırır hem de Filistin Devletinin kabulünü kolaylaştırır.
İki devletli çözüm, hiç olmadığı kadar kabul görmüş durumda. Ülkelerin çoğu, halkların neredeyse tamamı “iki devletli çözüm” istiyor. Bunu fırsata çevirebilmek lazım…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
14 Kasım 2023
Çin’in inisiyatifinde uluslararası konferans
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/11/2023
Riyad’da Arap Ligi ile İslam İşbirliği Teşkilatı’nın birlikte toplanarak 31 maddelik ortak bildiri açıklaması, kimi eksiklerine rağmen olumludur, değerlidir.
Dahası “iki devletli çözüm”cülük Kahire’den sonra Riyad’da daha da genişlemiş ve asıl çözüm adresi olan “uluslararası konferans”ın aşamasını oluşturmuştur.
İsrail’e ambargo eksikliği
Eksiklikle başlayalım. Arap-İslam ülkeleri, 4. madde ile İsrail’e silah ve mühimmat ihracatının derhal durdurulmasını istedi. İsrail’in silah ve mühimmatının yüzde 80’ini ABD, kalan yüzde 20’sini de Almanya, Fransa ve İngiltere sağlıyor.
Haliyle dört batı ülkesine “silah ambargosu” çağrısı yapan Arap-İslam ülkelerinin kendilerinin hangi ambargoyu uygulayacağı önem kazanıyor. Ancak 31 madde arasında ne yazık ki ambargo yok.
Oysa zirve sırasında 10 maddelik çözüm taslağı açıklayan İran Cumhurbaşkanı Reisi, Arap-İslam ülkelerinin İsrail’le siyasi ve ekonomik ilişkileri kesmesini, enerji alanında ticari ambargo uygulanmasını ve halkların İsrail mallarına boykot çabalarının desteklenmesini önermişti.
“Tek temsilci FKÖ” mesajı
Ortak bildirinin 27. maddesi, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının tek meşru temsilcisi olduğunu vurguluyor ve tüm Filistinli grupların FKÖ çatısı altında toplanmasını istiyor.
28. maddede Gazze’nin Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’dan ayrılmasını içeren tüm önerilerin reddedildiği belirtiliyor.
Ayrıca 15. maddede ister Gazze ve Batı Şeria içinde ister dışında olsun, her türlü yer değiştirme, yerinden etme ve sürgün kırmızı çizgi ilan ediliyor.
Bu maddelerle, Hamas faktörü üzerinden İsrail’e destek veren Batılı ülkelerin elindeki dayanak alınmaya çalışılıyor. Gazze ile Batı Şeria ayrılığının İsrail’e sağladığı avantaj ortadan kaldırılmak isteniyor. Böylece bir süredir “Gazze’yi kim nasıl yönetecek” sorusu üzerinden Batının ürettiği çözüm modelleri reddedilerek “tek Filistin” kararlılığı ilan ediliyor.
Konferansın ağırlık merkezi Çin
Arap-İslam Zirvesi Ortak Bildirisinin 29. maddesinde ise işgalin sona erdirilmesini ve iki devletli çözümün uygulanmasını sağlamak üzere uluslararası barış konferansının toplanması çağırısı yapılıyor. İşte asıl önemli konu budur.
Tamam, ABD ve İsrail, etrafında bir düzine tam destekçiyle yalnızlaşmış durumda. Tamam, Avrupa kamuoyunun ardından Avrupa hükümetleri de sıra sıra İsrail işgaline karşı konumlanmaya başladı. Tamam, ABD ile İsrail arasında çelişkiler artmaya başladı. Tamam, dünyanın büyük çoğunluğu Filistin’i destekliyor. Ancak yine de bu sorunun çözümü için mutlaka ABD çözüme mecbur edilmeli. Bunun yolu ise uluslararası bir konferans, konferansın ağırlık merkezi de Çin’dir. (Çin, çözüm için bir süredir uluslararası konferans çağrısı yapıyor zaten.)
Arap-İslam ülkeleri ancak Çin’in ağırlık koymasıyla ABD’yi çözüme mecbur edebilir; Çin ancak arkasında geniş bir cephe oluştuğunda ABD’yi çözüme mecbur edecek ağırlığı sağlayabilir.
İşte Riyad’daki Arap-İslam ülkeleri konferansı, asıl bu karşılıklı etkiyi sağlayacak sürecin aşaması olması nedeniyle değerlidir.
İki devletli çözüme yaklaşırken
75 yıllık bu sorunun tek çözümü, iki devletli çözümdür. 7 Ekim, iki devletli çözüm destekçiliğinin yükselmesinin önünü açtı ve mevcut statünün artık devam edemeyeceğini ortaya koydu. Yani artık ya iki devlet ya iki devlet!
75 yıllık sorunun çözümüne hemen yarın ulaşmak mümkün değil elbette ama 75 yılda ilk kez çözüme bu kadar yaklaşılmış durumda. İnşa olmakta olan çok kutuplu dünya şartlarının bunda payı büyük. Küresel Güney bu sorunu çözerken, uluslararası ilişkileri de yeniden biçimlendirmede yol almış olacak…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Kasım 2023
AKP rejimine anayasallık kazandırma girişimi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/11/2023
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararını yok sayıyor, kararı alan mahkeme üyeleri hakkında suç duyurusu yapıyor, TBMM’ye “aldığımız kararı okut ve Can Atalay’ın milletvekilliğini düşür” diye talimat veriyor…
Bu, ancak “Yargıtay’ın TBMM’nin ve AYM’nin yetkisine darbe girişimi” olarak nitelenebilir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bu kararı aldığı gün AKP içinden gelen eleştirel çıkışlar, bazı yorumcular tarafından “Demek ki AKP’nin değil Yargıtay’ın darbe girişimi” diye, bazı yorumcular tarafından da “Cumhur İttifakı içi çatışma” diye değerlendirildi.
“Milli yargı – neoliberal yargı” aldatmacası
Oysa AKP iktidarının 21 yıldır izlediği yol haritasına, Erdoğan’ın politika yapma biçimine ve hukukla ilişkisine bakıldığında bunun rejim-anayasa bağlamında bir hamle olduğu görülecektir. Bu “Yargıtay ile Anayasa’yı çarpıştırma” işi, “Erdoğan’ın ‘yeni rejim’ için son engellerin de ortadan kaldırılması yolunda attığı bir adım”dan başka şey değildi.
Nitekim, kimi AKP’lilerin Yargıtay hamlesine eleştirisine rağmen, saraydan gelen ilk açıklama, bunun bir Erdoğan hamlesi olduğuna işaret ediyordu. Cumhurbaşkanı’nın Başdanışmanı Mehmet Uçum’un kararı sahipleniş ifadeleri, tipik bir Erdoğanizm örneğiydi. Uçum, Yargıtay’ın Anayasa’ya darbe girişimini “Milli yargının batıcı ve neoliberal yargıya karşı mücadelesi” diye savunuyordu.
Uçum bu Erdoğanizm tipi karşıtlık ile Yargıtay’ı savunurken, ajanslara, AKP’nin ekonomi kurmaylarının, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Erkan’ın, JP Morgan sponsorlu yatırım toplantısı için New York’a gideceğini duyuruyordu. Yani neoliberal AKP, bu çatışmada da kendisini “milli”, karşıtını “neoliberal” ilan ederek siyaset yapıyordu!
Devletin “kim yüksek” sorunu
Nihayet Erdoğan ertesi gün Özbekistan dönüşünde hem Yargıtay’ın hamlesini savunarak hem de kararı eleştiren AKP’lilere “hizaya geç” komutu vererek, tablonun “iç çatışma” olduğunu düşünenler için de netleşmesini sağladı.
“Anayasa Mahkemesi bir çok yanlışları arka arkaya yapar hale geldi” diyen Erdoğan, Yargıtay’ın o yanlışları yapan Anayasa Mahkemesi’ne şunu söylediğini belirtti: “Sen yüksek mahkemeysen ben de yüksek mahkemeyim ve yüksek mahkeme olarak da şu anda sizinle ilgili bir yaptırımı talep ediyorum” (AA, 10.11.2023).
Bu sözler açıkça, Yargıtay’ın Erdoğan onaylı bir “had bildirme operasyonu” yaptığını ortaya koymaktadır: “Sen yüksek mahkemeysen ben de yüksek mahkemeyim” sözleri ise “devlet (çözülmesi) teorisi” bağlamında tartışılacak niteliktedir!
Erdoğan, kararı eleştiren Hayati Yazıcı ve Şamil Tayyar başta AKP’lilere de “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz anlayışıyla hareket edin” talimatı verdi. Yani “hukuku boş vermeli” ve tek tek hepsi, Erdoğan olmalıydı!
Yeni anayasa yaptırmamak
Kapsamlı analizlere gerek yok: AKP FETÖ’yle işbirliği yaparak yargıyı önce birlikte ele geçirdi, anayasayı defalarca değiştirdi; bizzat Bahçeli’nin tarifiyle söylersek “madem Erdoğan anayasaya uymuyordu, anayasa Erdoğan’a uydurulmalıydı”.
Kısacası rejimi yıktılar ve inşa etmekte oldukları yeni rejime yasallık, anayasallık kazandırma peşindeler. Bu nedenle de “yeni anayasa” yapmak istiyorlar.
Yargıtay’ın Anayasa’ya darbe girişimi, o yolu açmak içindir ve konu bir hukuk tartışması değildir.
Ve böyle olduğu için de “Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyen Erdoğan ile “Anayasa Mahkemesi’nin kapatılmasını” isteyen Bahçeli’ye yeni anayasa yaptırmamak ülke için de, kalan hukuk ve demokrasi için de, dahası muhalefet için de bir varlık-yokluk konusudur artık.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Kasım 2023
CHP’nin Atlantikçilik sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/11/2023
CHP yönetimi değişti. “Nasıl bir değişim” sorusunun yanıtı henüz net değil. Çünkü Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun 8 yıldır grup başkanvekiliydi, Özel’i destekleyenler de Kılıçdaroğlu’nun yardımcılarıydı. Yani “Yeni CHP’nin” eski kadroları, değişim diyerek işbaşında özetle.
Yeni CHP, Kılıçdaroğlu’nun ideolojisini, programını, siyasetlerini eğip büktüğü CHP’ydi; AKP “Yeni Türkiye”yi inşa ederken, ana muhalefet partisi lideri de “Yeni CHP’yi” inşa etmişti. O nedenle ihtiyaç “değişim”, “yenileme” değil, “Yeni CHP”yi “Eski CHP”ye çevirecek devrimdi.
Özel’in örgütleri öne çıkaracağını ifade etmesi, danışmanlar katını tasfiye edeceğini söylemesi, “laikliği savunmaktan mahcubiyet duymayan bir çizgide siyaset yapacağını” belirtmesi ve partiyi sola açacağının işaretleri vermesi olumlu elbette…
AKP’yi ‘Türkiye’yi Batı’dan koparmakla’ suçlamak!
Ancak Özgür Özel’in Kurultay’daki konuşması, Kılıçdaroğlu dönemi Atlantikçiliğinin sürdürüleceğine işaret etti ne yazık ki…
Mayıs seçimi boyunca eleştirmiştik: Kılıçdaroğlu ve as takımının AKP’yi “Türkiye’yi Batı’dan koparmakla” ve Rusya’yı “seçimlere müdahale etmekle” suçlaması büyük yanlıştı; Rusya’ya Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu hatırlatacaklarını söylemesi vahimdi.
Özel’in konuşmasında bu yanlış çizginin sürdürüleceğinin işaretleri vardı.
Özel de Kılıçdaroğlu gibi AKP’yi “Türkiye’yi Batı’dan koparmakla” suçladı. Hatta Özel, Kılıçdaroğlu’nu “CHP iktidar olamadığı için AKP rotayı Batı’dan Doğu’ya çevirebildi” diyerek de suçladı. Oysa AKP’nin rotayı Batı’dan Doğu’ya çevirdiği yok. AKP’nin yaptığı ekonominin küresel merkezi olan Doğu’yla zorunlu işbirliği yapıp, bunu Batı’yla pazarlığında koz olarak kullanmaktan ibaret.
Gerçek tablo
Özel, AKP’yi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girmeyi hedef ilan etmekle de suçladı. Oysa AKP’nin öyle bir hedefi yok. Bunu birincisi ABD-NATO ilişkilerinin onarılmasında, ikincisi de AB tam üyeliği hedefi için şantajda kullandı, kullanıyor…
Özel bu Doğu-Batı farkını da ekonomi tablosuyla açıkladı: AKP’nin Türkiye’yi kopardığı Batı’da milli gelirin 45 bin dolar, AKP’nin Türkiye’yi sokmak istediği Doğu’da milli gelirin 4500 dolar olduğunu söyledi.
Açık ki Özel’in hızla ekonomi notlarını güncellemesi gerekiyor: Artık dünyanın en büyük 10 ekonomisi Atlantik ülkelerinden ibaret değil, ilk 10’da 4 Küresel Güney ülkesi var. Ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde ilk 10’daki ağırlığın Küresel Güney lehine olacağını ortaya koyan veriler var.
Öte yandan kişi başı milli gelir makası da hızla kapanıyor. Kaldı ki Batı’da kişi başı milli gelirin 45 bin dolar olması yanıltıcı. Zira ABD’de yüzde 1, yüzde 50’nin servetini geçmiş durumda. Kişi başı milli gelir dağılımında makas açılmış durumda. Oysa Doğu’da, henüz Batı’ya göre kişi başı milli gelir düşük de olsa, en azından eşite yakın bir dağılım söz konusu.
Türkiye’nin yönü
Özel, CHP’yi gerçekten değiştirmek ve bu yolla iktidar yapmak istiyorsa, öncelikle Kılıçdaroğlu ve as takımının yaptığı yanlış dünya analizinden kopması gerekiyor.
Dünya gerçekçi bir şekilde analiz edildiğinde görülecektir: ABD’nin hegemonyası zayıflamakta, ABD’nin tek kutuplu dünyası yıkılıyor, çok kutuplu dünya kuruluyor, Uluslararası ilişkiler Küresel Güney lehine gelişiyor, Asya yükseliyor, ekonominin küresel merkezi Asya-Pasifik oldu, Asya’dan Afrika’ya ve Latin Amerika’ya kadar dünyanın büyük çoğunluğunda Atlantikçilik zayıflatılıyor.
Bu tablo gösteriyor ki CHP’nin AKP’yi “Türkiye’yi Batı’dan koparmakla” suçlaması yerine, tersine iktidar olabilmek için “Türkiye’yi yükselen Asya’da konumlandırmayı” vaat etmesi gerekiyor. Türkiye’nin Doğu’da konumlanarak, Batı’yla bağımlı ilişkisini Batı’yla devletten devlete bağımsız ilişkiye taşıması gerekiyor.
Daha ABD’nin Türkiye’yi hangi konularda hedef aldığına ve ekonomisinden siyasetine nasıl zayıflattığına geçmedik bile…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Kasım 2023
17 trilyon dolarlık Çin pazarı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/11/2023
Nasıl ki 10 milyonluk bir ülkeden bakarak 80 milyonluk Türkiye’yi anlamak çok kolay değilse, 80 milyonluk Türkiye’den bakarak da 1,4 milyarlık Çin’i anlamak kolay değil…
O nedenle Türkiye’de Çin’i konuştuğum insanlara şu üç örneği vererek, kafalarında bir ölçeklendirme yapmalarını isterim:
1) 1,4 milyar nüfuslu Çin’i yöneten Çin Komünist Partisi’nin 90 milyon üyesi var ki Türkiye’nin nüfusundan fazla.
2) Her Çinli için günde bir ekmek üretmek, 1,4 milyar adet ekmek demek. Bu da 250 milyon kg un demek.
3) Her Çinli günde 250 gr dışkılasa, bu günde 350 milyon kg kanalizasyon sorunu demek.
ÇKP’YLE ÇİN’E ÖZGÜ SOSYALİZM
Bu ölçeklendirme Çin’e sadece sağdan bakanlar için değil, soldan bakanlar için de gereklidir; böylece Çin’deki sosyalizmin ilerleme hızına dair eleştirilerini daha sağlıklı bir zeminde yapmış olurlar.
Bu ölçekte bir nüfusu yoksulluktan “hızla” kurtarmak, sosyalist üretim modeli içinde bile zor zira…
İşte ÇKP o zoru “Çin’e özgü sosyalizm” modeliyle 75 yılda başardı.
Bunu başarmak için zaman zaman bazı adımları küçültürken, bazı adımları da büyütmek zorunda kaldı ama bundan kaynaklı sorunları da belli periyodlarda “makas daraltma” hamleleriyle dengeleyerek ilerliyor.
ÇİN PAZARI, ASYA PAZARI, DÜNYA PAZARI
Bu ölçeklendirme meselesi Çin’i aynı zamanda bir büyük pazar olarak görebilmenin ve değerlendirebilmenin de yoludur.
Evet, Çin dünyanın fabrikası ve ihracat şampiyonudur ama aynı zamanda Çin, Türkiye başta pek çok ülke için aynı zamanda mal satabileceği bir büyük pazardır.
Çin, 1.4 milyar nüfusuyla artık bir nevi dünya pazarıdır. Hele de Çin’i, etrafındaki yine 1.4 milyarlık Hindistan pazarıyla ve diğer çevre pazarlarla birlikte düşündüğünüzde, ortaya dev bir Asya pazarı, neredeyse bir dünya pazarı çıkar.
Çin’de 6.’sı düzenlenen Uluslararası İthalat Fuarı (CIEE), işte bu dev pazara ulaşmanın en önemli yolu durumunda.
Sayılarla anlatırsak daha anlaşılır olacaktır:
İlki 2018’de yapılan Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın ilk beşinde ulaşılan toplam sözleşme hacmi tam 350 milyar dolardır.
Geçen yıl yapılan fuarda Çinli şirketler, yabancı katılımcılardan 73,5 milyar dolarlık mal ve hizmet alımı için anlaşma imzalamıştı.
O nedenle Shanghai’da 5 Kasım’da başlayan fuara bu yıl 128 ülkeden 3.400 yabancı işletme katıldı. Çünkü işletmeler Çin’i mal satabilecekleri bir büyük Pazar, Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nı da bunun aracı olarak görmekteler.
TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK FIRSAT PAZARI
ABD de Çin’i bir büyük pazar olarak görüyor ve o nedenle 6. Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na ilk kez federal düzeyde ve 17 işletmeyle katıldı.
ABD’nin gördüğünü dünya, dünyanın gördüğünü de Türkiye görüyor: Türk ihracatçı birlikleri bu yıl Çin Uluslararası İthalat Fuarına büyük ilgi ve katılım gösterdi.
Meselenin önemini anlamak için gelin yine ölçeklendirme yolunu izleyelim: Çin devletinin tahminlerine göre önümüzdeki beş senede Çin’in mal ticareti hacminin 32 trilyon doları, hizmet ticareti hacminin de 5 trilyon doları aşması bekleniyor.
Fuarın açılışında konuşan Çin Başbakanı Li Qiang, önümüzdeki beş yıl içinde Çin’in mal ve hizmet ithalatının ise kümülatif olarak 17 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini belirtti.
Bu, Çin pazarının tüm ülkeler için “açık bir dünya pazarı” olması demektir.
Ve bu, Türkiye başta pek çok ülke için büyük bir pazar fırsatı demektir.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
7 Kasım 2023
Obama’nın çıkışının anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 06/11/2023
Eski İsrail Başbakanı Bennett, “Dünya kamuoyu artık bizimle değil” diyerek yalnızlaştıklarına işaret etti.
Tabii İsrail’den ziyade asıl önemlisi, hamisi ABD’nin yalnızlaşmasıdır. BM Genel Kurulu’ndaki oylamada 120 evet, 14 hayır, 45 çekimser oy çıkması ve ABD ile İsrail’e sadece 12 ülkenin tam destek verebilmesi, en önemli ölçüdür.
Elbette bu tabloya öncelikle İsrail’in soykırım, etnik temizlik ve insanlığa karşı suç oluşturan saldırıları neden oluyor. Hastane, okul, ibadethane bombalayan İsrail’in, Filistinlileri Mısır çölüne sürmeyi bile tasarlamış olmasının ortaya çıkması, bu “terör devletini”, ABD’nin pek çok müttefiki için bile savunulamaz hale getirmiş durumda.
WSJ: ‘ABD ve İsrail Gazze’de ayrışıyor’
İlk günden itibaren İsrail’e açık destek veren Biden yönetimi ise hem uluslararası ölçekte yalnızlaşmanın hem de iç politikada artan kamuoyu tepkisinin baskısı altında.
ABD basını, Biden’ın “kendi partisinden yükselen eleştirel seslerin” ardından “politika değiştirdiğini” yazdı. Wall Street Journall’a (WSJ) göre Biden yönetimi, İsrail’i “sivil kaybı en aza indirecek ve Hamas liderlerini hedef alacak türden bir saldırıya zorladığını” belirtti. WSJ açıkça, “ABD ile İsrail’in Gazze konusunda uzun vadede ayrıştığına” işaret etti.
Tek başına bu tablo bile, propagandası yapılan “silip sürecek kara harekâtına” neden başlanılamadığını ortaya koymaya yetiyor. Oysa ABD uçak gemilerinin Doğu Akdeniz’e gelişi de dayanarak yapılarak, ABD-İsrail’in Filistin’i yok edeceği, İran’a saldıracağı ve Ortadoğu haritasını yeniden çizerek BOP’u tamamlayacağı iddia ediliyordu. (Bunun neden olası olmadığını küresel güç mücadelesi ve çok kutupluluk bağlamında birkaç yazıda ayrıntılı incelemiştik.)
‘Kirli el’ mesajı
Tersine, ABD yönetimi “mola” ihtiyacına işaret eden açıklamalarıyla kontrolü kaybetmemeye çalışıyor. Önce Beyaz Saray “insani bir duraklamayı” desteklediğini açıklamıştı, ardından 2 Kasım’da Biden “Sanırım biraz ara vermek gerekiyor” demişti; son olarak ABD Dışişleri Bakanı Blinken 5 Kasım’da Ürdün’de “insani duraklama” çağrısı yaptı.
İşlerin ABD açısından iyi gitmediğini resmeden bir başka gösterge ise eski ABD Başkanı Obama’nın çıkışıydı. Obama, “İsrail-Filistin çatışmasında hiç kimsenin eli temiz değil. Hepimiz bir dereceye kadar suç ortağıyız” dedi.
Obama’nın çıkışı, hele de şu aşamada, elbette Demokrat Parti’ye ve Biden yönetimine “balans ayarı” olarak değerlendirilebilir.
Kara harekâtını engellemenin yolları
Sonuç olarak, birincisi çok kutuplu yeni dünyanın ABD’nin elini bir ölçüde bağlayabilmesi, ikincisi Güney Amerika ülkelerinin İsrail büyükelçilerini kovan tutumu başta olmak üzere dünyanın değişik ölçülerde gösterdiği tepkiler, üçüncüsü savaşın bölgeselleşebilme maliyetinin İran faktörü nedeniyle ABD’ye ağır gelmesi, dördüncüsü İsrail’in açık terörünün ABD içinde bile tepki görmesi başta olmak üzere pek çok neden, İsrail yönetiminin ilan ettiği türden bir kara harekatına başlayamamasına neden oldu.
Elbette İsrail en azından “sınırlı bir kara harekâtı” yapabilmek için zorlayacaktır; ABD içinden bulduğu yine de önemli bir destek var sonuçta…
İşte bu aşamada, yukarıda sıraladığımız “engel faktörlerine” artık “yaptırım” kartlarını eklemek gerekiyor. Çünkü İsrail de ABD de son tahlilde lafla değil zor yoluyla durdurulur. O zor, öncelikle İsrail’e yakıt ambargosudur.
AKP’nin kuru propagandayı bırakması ve Ankara’nın birincisi Ceyhan’dan İsrail’e yakıt gönderilmesini kesmesi, ikincisi Kürecik Radarı’na kilit vurması ve üçüncüsü İncirlik’i uçuşlara kapatması gerekir; kara harekâtı asıl bu türden yaptırımlarla engellenir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Kasım 2023