Archive for category Politika Yazıları

Ya Kuşak-Yol barışı, ya ABD savaşı

Dünyanın bir bölgesinde dünya liderleri geleceğin “ortak refah” dünyasını inşa etmek üzere Kuşak ve Yol forumunda bir araya gelirken, dünyanın bir başka bölgesinde ise emperyalist ABD’nin “ileri karakolu” İsrail, hastane bombalayıp 500’den fazla insanı öldürüyor…

Bu, aslında insanlığın önündeki iki yola işaret ediyor: Ya 150’den fazla ülkenin katıldığı Kuşak ve Yol ile “ortak refah” dünyası inşa olacak ya da emperyalist ABD-İsrail-İngiltere bloku kendi çıkarlarını koruyabilmek için dünyayı yakacak…

İKİ MODEL, İKİ FARKLI GELECEK

21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanmak üzere. İlk çeyrekte insanlığın geleceğini belirleyecek iki model karşı karşıya geldi:

1) Emperyalist ABD’nin modeli: İlk çeyrek, ABD’nin Afganistan ve Irak işgalleriyle başladı; ABD’nin Libya ve Suriye saldırılarıyla sürdü.

Emperyalist ABD bir yandan NATO’yu Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı genişletmeye, diğer yandan Avustralya’dan Japonya’ya uzanan bir nükleer hat ile Çin’i çevrelemeye çalışarak, saldırganlığını sürdürmek istiyor.

Ve ABD, emperyalist çıkarlarını koruyabilmek için Çin’e ticaret savaşı açıyor, İran ve Venezüella başta, Türkiye de dahil, onlarca ülkeye yaptırım uyguluyor; teröristleri destekliyor, finansal operasyonlar yapıyor, suikastlar düzenliyor…

2) Küresel Güney’in modeli: İlk çeyreğin ikinci bölümü, 2013’te ilan edilen Kuşak ve Yol ile Küresel Güney’in modelini insanlığın önüne getirdi: Birlikte, kazan-kazan ile ortak refaha doğru…

Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol, 10 yılda dünyanın dörtte üçünü kapsayan bir işbirliği modeli oldu: Çin, 150’den fazla ülke ve 30 uluslararası kuruluşla 200’den gazla Kuşak ve Yol işbirliği anlaşması imzaladı. Kuşak ve Yol, 1 trilyon dolarlık yatırımı harekete geçirdi, 3 binden fazla işbirliği projesine ulaştı, 40 milyon insanı şimdiden yoksulluktan kurtardı ve Küresel Güney ülkelerine kalkınma fırsatı sağladı.

Kısacası bu model, Asya’dan Afrika ve Güney Amerika’ya kadar ezilen dünya için emperyalizm çağında ayağa kalkma fırsatı oldu.

YÜKSELEN ASYA, AFRİKA VE GÜNEY AMERİKA

Dünya şimdi bu fırsatı ABD’nin emperyalist küreselleşmesine karşı Küresel Güney’in ekonomik küreselleşmesi olarak değerlendiriyor ve bölgesel işbirliği modelleri ile hakkını arıyor:

Afrika, “beyaz efendiyi” sırtından atarak ekonomik bağımsızlığı için ayağa kalkıyor.

Güney Amerika, Kuzey’in emperyalist darbeler dönemini bitirerek soldan nefes alıyor.

Asya, Şanghay İşbirliği Örgütü merkezli olarak Asya’da büyük barışı sağlıyor.

Küresel Güney, BRICS başta ekonomik organizasyonların etrafında kenetlenerek emperyalist sömürüye karşı kendi alternatifini kuruyor; ulusal ekonomileri ve ulusal paraları güçlendiriyor.

Ortadoğu normalleşiyor: Suudi Arabistan İran’la, Arap Birliği Suriye’yle, Körfez ülkeleri İran’la normalleşiyor.

Kısacası, ABD’nin tek kutuplu dünyası yıkılırken, çok kutuplu/çok merkezli bir dünya inşa oluyor…

ORTAK REFAH GELECEĞİ

İşte İsrail’in ABD destekli Filistin saldırganlığı, oluşmakta olan bu çok kutuplu dünya karşısında mevcudu koruma hamlesidir; ancak nafile hamledir…

Kurallarını ABD’nin yazdığı düzen artık sürdürülemez; kuralların kolektif yazılacağı dünya düzeni adım adım geliyor…

Küresel Güney, 10. yılı geride kalan Kuşak ve Yol’u daha da geliştirerek, insanlığın “ortak refah” çıkarlarının sağlandığı bir geleceği kazanacak…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Ekim 2023

3 Yorum

ABD için İsrail’in anlamı

ABD’nin son yıllardaki en büyük şikayetidir: Çin ve Rusya’yı “kurallı uluslararası düzeni” bozmaya çalışmakla suçlar.

Gerçi “kurallı uluslararası düzen” dediği, kurallarını kendisinin koyduğu ama duruma göre o kurallara kendisinin uymadığı bir düzendir. Bu “lüksten” yararlanan ikinci ülke de İsrail’dir. İsrail, kurallı uluslararası düzene de, uluslararası hukuka da, BM kararlarına da uymamakla ünlüdür.

Peki İsrail nasıl oluyor da bu kuralları takmayabiliyor? Elbette ABD emperyalizminin desteğiyle. O zaman soru şu: ABD neden İsrail’e bu ayrıcalığı tanıyor? Bu sorunun yanıtı da İsrail’in ABD için değerinde…

İsrail emperyalizmin ileri karakoludur

O değeri en iyi ifade eden isimse ABD Başkanı Joe Biden’dır. Biden, bundan 37 yıl önce, 1986’da aynen şöyle demişti: “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!

Evet, ABD için İsrail, emperyalist çıkarların savunulmasında bir ileri karakoldu. Hatta İsrail’in Batı emperyalizmi için bir “ileri karakol” olarak inşası tarihsel ölçektedir.

İngiltere Başbakanı Lloyd George, İngiliz çıkarları için Filistin topraklarında bir Yahudi devleti olması gerektiğini savunuyordu. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Siyonizm’in finansörlerinden Walter Rothschild’e yazdığı 2 Kasım 1917 tarihli ünlü mektubunda, ülkesinin bu tutumunu ortaya koymuştu: “Majestelerinin hükümeti Yahudi halkı için Filistin’de ulusal bir vatan oluşturulmasını olumlu görmekte olup, bu amacın gerçekleşmesi için elindeki tüm imkanları kullanacaktır.” (Jonatthan Schneer, Balfour Deklarasyonu, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2012, s. 356).

Kaldı ki İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin’de) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s.69)

ABD uçak gemisi filosunun anlamı

Bu “ileri karakol” değerlendirmesini güncel bir tartışma nedeniyle anımsattım:

ABD’nin iki uçak gemisi filosunu İsrail’e destek için göndermesi, ABD-İsrail ikilisinin Büyük Ortadoğu Projesini sürdürmek üzere İran’a saldıracağının, Ortadoğu’da haritaları değiştireceğinin ve yeni bir düzen kuracağının işareti olarak yorumlanıyor!

Katılmıyorum. ABD en güçlü zamanında bile Büyük Ortadoğu Projesi’ni bir yere kadar ilerletebildi. Tersine hegemonyası zayıfladıkça, ABD o hedeflerinin gerisine düştü.

ABD’nin iki uçak gemisi filosu gönderiyor olması, Ortadoğu’da yeni düzen kurmak için değil, tersine kurulmakta olan kendi çıkarlarına aykırı yeni düzene karşı eski düzeni ve “ileri karakolunu” tahkim edebilmek içindir. Çünkü:

1) ABD, İsrail’i de takviye edecek ikinci karakolu Kürdistan’ı kuramadı; Barzanistan bağımsızlığını kazanamadı, Suriye’de YPG devleti çabası frenlendi.

2) ABD Körfez ülkelerini kaybediyor: Suudi Arabistan ABD’ye rağmen Çin ve Rusya’yla küresel çapta enerji işbirliği geliştiriyor.

3) ABD’nin İran’a karşı cephe inşası başarılı olamadı: Suudi Arabistan Çin arabuluculuğunda İran’la normalleşti, onu diğer Körfez ülkeleri izledi.

Özetle, ABD haritalar çizebilecek güçte değil, tersine mevcudu koruyabilmeye çalışıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Ekim 2023

2 Yorum

Ortadoğu Üçlüsü

Son Hamas-İsrail çatışmasının biri temel, dört nedeni var:

1) İsrail, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin “Bağımsız Filistin Devleti”ni kabul etmemesi.

2) Ortadoğu Dörtlüsü’ne fren: Putin de dikkat çekti: “ABD uydurma gerekçelerle (Rusya, ABD, AB ve BM’den oluşan) Ortadoğu Dörtlüsü mekanizmasını fiilen engelledi.”

3) ABD’nin rolü: ABD, İsrail-Filistin arabuluculuğunu tekeline alarak çözümü bağımsız Filistin Devleti hedefinden uzaklaştırmakta, oyalamakta, İsrail’e işgali genişletme fırsatı sağlamaktadır.

4) Netanyahu, ABD’nin sağladığı bu fırsatı, “iki devletli çözüm”ü rafa kaldırmanın, Gazze’yi karadan ve denizden ablukaya alarak Filistinlileri sindirmenin, yeni Yahudi yerleşim bölgeleri açarak işgali genişletmenin yolu olarak kullanmaktadır.

Sonuç: Basınç, tüpü patlattı!

Büyük devletlerin durumu

Bu dört neden bile çözümün tekliğine işaret etmektedir: Önce Filistin Devleti’nin kabulü…

Bu şart yerine getirildiğinde, Hamas da 1967 sınırlarına sahip İsrail Devleti’ni kabul etmeye mecbur olacaktır. (Kaldı ki Hamas, İsrail’i reddeden anlayışını geride kalan yıllar içerisinde adım adım yumuşatmıştır.) FKÖ zaten tanımaktadır.

Peki İsrail Filistin Devleti’ni, Hamas İsrail’i nasıl kabul edecek?

Öncelikle mevcut çatışmayı durdurmak gerekiyor. ABD, AB, Rusya ve BM’den oluşan Ortadoğu Dörtlüsü, Putin’in de belirttiği gibi ABD tarafından çalıştırılmıyor; bu nedenle arabuluculuğu şu şartlarda mümkün değil.

ABD ve AB’nin Ortadoğu Dörtlüsü’nden ayrı arabuluculukları ise zor; çünkü İsrail’in yanındalar.

Hem İsrail’le hem Filistin’le arası iyi olan iki büyük devlet var: Çin ve Rusya. Rusya’nın arabuluculuğu hem Ukrayna savaşı nedeniyle hem de İsrail’in saldırdığı Suriye’deki konumu nedeniyle kabul görmeyebilir. Çin’in ise daha önce yazdığımız gibi İsrail-Filistin sorununa adil çözüm için üç önerisi var.

Türkiye’nin alabileceği inisiyatif

Bölge ülkeleri içinde arabuluculuk için şartları en uygun olan ülke Türkiye’dir. Zira Türkiye hem İsrail’i ilk tanıyan ülkelerin başında gelmekte hem de tarihsel olarak Filistin’e yakın durmaktadır. Öte yandan Ankara hem Hamas’la ilişkisi olan ama hem de bunu İsrail ve Mısır’la normalleşmesi nedeniyle dengeye oturtmaya çalışan bir konumda.

Ancak Ankara’nın tarafları tek başına ateşkese zorlayacak ve masaya oturtacak gücü/yaptırımı yok. Dolayısıyla Ortadoğu’da, Ortadoğululardan oluşacak bir “barış cephesi”ne ihtiyaç var.

Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’ın “Ortadoğu Üçlüsü” olarak yan yana gelmesi, hele de bir büyük güç olan Çin’in desteğiyle ağırlık oluşturması, Hamas-İsrail çatışmasının bölgeselleşmesini önleyecek bir çare olabilir.

Çin’in desteği, ABD ve AB’yi dengeleyecektir.

Tarihi fırsat

Öte yandan Ortadoğu Üçlüsü’nün sağlayabileceği bir ateşkes, sonrasında faaliyeti dondurulmuş (ABD, AB, Rusya, BM’den oluşan) Ortadoğu Dörtlüsü’nü de harekete geçmeye zorlayabilir ve ardından gelecek bir konferansla, “iki devletli çözüm” zemini oluşturulabilir.

Elbette statükodan nemalananlar, bunun değişmesini istemeyeceklerdir. Ancak önceki yazımızda da dikkat çektiğimiz gibi hem İsrail’in iç çelişkileri hem de çok kutupluluk, statükonun sürdürülemez olduğunun göstergeleridir.

Bu iki durum fırsata dönüştürülerek, bölgenin bu en önemli sorununu hem Arapların hem de Yahudilerin yararına çözebilmek mümkündür ve tarihi önemdedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Ekim 2023

2 Yorum

Ortadoğu’da sürdürülemez statüko

Ortadoğu’da, İsrail-Filistin sorununda emperyalizmin oluşturduğu bir statüko var. ABD bu statükoyu İsrail lehine şöyle kullanmaktadır: İsrail Filistinlileri öldürerek alan boşaltıyor, sonra oraya “Yahudi Yerleşim Bölgesi” kuruyor, ardından işgali genişletiyor ve toplamda da ele geçirdiği toprakları büyütüyor. Bu 75 yıllık kısa İsrail tarihidir.

ABD bu statükoyu, aynı zamanda İsrail ile Filistin arasındaki arabuluculuğu tekeline almakta; o yolla asıl çözümün etrafında dolanmakta ve müzakereleri Filistin Devleti’nin kuruluşundan uzaklaştırmakta kullanıyor.

Neden? Çünkü İsrail, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını savunmakta kullandığı ileri bir karakoldur. ABD Başkanı Biden, bu gerçeği 37 yıl önce çok net bir şekilde dile getirmiş: “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı.”

Statüko: Tek devlet, iki halk

İsrail olmasaydı İsrail yaratacak olanlar, Filistin’in “devletli” varlığını ise reddediyorlar. ABD’nin zaman zaman “iki devletli çözümü” dillendiriyor olması ise çok kutupluluğun Ortadoğu’da oluşturduğu yeni dengeler karşısında izlediği manevrayla ilgilidir, gerçekleşmesini istediğinden değil!

ABD, “iki devletli çözüm” derken, “tek devletli, iki halklı” statükoyu savunmaktadır fiilen.

Aksa Tufanı operasyonu, işte bu statükoyu bozma potansiyelini ortaya çıkarabilir. Elbette Netanyahu yönetimi, yönetiminin itibarını zedeleyen bu operasyon karşısında Gazze’ye misliyle kayıp verdirecek saldırılar düzenleyecektir.

Çünkü İsrail 50 yıl sonra ilk kez binden fazla kayıp verdiği bir saldırıyla karşılaşmış, üstelik bölgedeki en üst düzey komutanının bile evinden iç çamaşırlarıyla esir alınıp götürüldüğü görüntülerle büyük itibar kaybetmiştir.

Peki Netanyahu daha fazlasını yapabilir mi?

“İki devletli çözüm”cülük güçlenebilir

Savaş elbette Lübnan’a sıçrayabilir; oradan da Suriye ve İran’ı etkileyebilir. Böyle bir olasılık var.

Ama daha güçlü olasılık şudur: Ağır bir bombardıman ve kısmi bir kara harekâtından sonra, uluslararası koşullar ve İsrail iç çelişkileri, Tel Aviv’i masaya oturmaya zorlayabilir.

İsrail’in iç çelişkileri ortada: İsrail halkı, umulduğu gibi “savaşta iktidarın arkasına dizilme” tuzağına düşmedi. Tersine, 5. gün de geride kalırken, Netanyahu’nun işgalci politikalarını olanlardan sorumlu tutan anlayış sürüyor. Öyle ki Haartez hâlâ “Netanyahu, İsrail başbakanı olarak görevine devam edemeyecek bir çete lideridir” yayınlarını sürdürebiliyor. Dolayısıyla İsrail halkını arkasına alamamış bir iktidarın, savaşı bölgeselleştirebilmesi zordur.

Uluslararası koşullar ise ortada: Son yıllarda Ortadoğu’daki tüm gelişmelerde inisiyatif ABD’de değil, Çin ve Rusya’yla işbirliği yapan bölgededir.

Bu iki durum, İsrail-Filistin sorunundaki statükonun artık sürdürülemez olduğuna işaret etmektedir ve buradan, beklenilen aksine daha güçlü bir “iki devletli çözüm”cülük çıkabilir.

Barış savaştan doğar

Roma, İkinci Tapınağı iki bin yıl önce yıktı ve Yahudileri sürdü. Romalılardan hesap sorabilecek durumda değiliz. İki bin yıl içinde yaşananları da olmamış kabul edemeyiz. Özetle, İsrail’in ancak üzerindeki Mescid’i Aksa’yı yıkarak Üçüncü Tapınak hedefine ulaşabileceği bir olasılık yok. Dolayısıyla çözümü dünde değil, bugünde aramak mecburiyetindeyiz.

Bugün ise tablo şöyledir: Filistinliler İsrail’i yok edemez, İsrail de tüm Filistinlileri öldürüp bitiremez. Bu sürgit durumunun ise iki halka faydası yoktur. Bundan beslenenler, iki halkın durumu üzerinden ekonomik ve siyasi olarak nemalananlardır.

Barış, barıştan değil, savaştan doğar. Bölge, iki devletli çözüme, bugün dünden, yarın bugünden daha yakın…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ekim 2023

2 Yorum

Aksa Tufanı’nın olası iki sonucu

Aksa Tufanı’nın bölgeselleşme riski elbette var ama tarih göstermiştir ki en olumsuz tablolar bile iyi yönetilirse olumluya dönüştürülebilir.

Bu olasılık, şimdi Aksa Tufanı’nın ortasında, İsrail-Filistin sorunu için de var.

Şöyle ki…

Aksa Tufanı, iki gerçeğe işaret ediyor:

1) Bölge, Filistin’in yok sayıldığı mevcut statükoyu taşıyamaz.

2) İsrail halkı, faşist Netanyahu hükümetini taşıyamaz.

Çok kutuplu/merkezli dünya inşa olurken ve yeni tip uluslararası ilişkiler gelişirken, ABD-İsrail ikilisinin çözümünü engellediği bölgemizin bu en temel sorunu için, çözüm fırsatı var.

Bugün bunu tartışacağız.

ABD’NİN İLERİ KARAKOLU: İSRAİL

Ama ABD emperyalizminin neden çözüm istemediğini ve neden dünyanın önemli bir kısmının savunduğu “iki devletli çözümü” engellediğini anlamalıyız.

Bunun için derin analizlere gerek yok. Zira ABD Başkanı Joe Biden, bundan 37 yıl önce, 1986 yılında bunun en temel yanıtını vermiş.

Şöyle diyor Biden: “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!

Bu sözler, hem ABD ile İsrail ilişkisinin yönünü doğru kavramak açısından hem de İsrail’in ABD açısından ne anlama geldiğini saptamak açısından kritik önemdedir.

İsrail, ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakoludur.

İşte ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto hakkını kullanarak hem “iki devletli çözümü” engellemesinin hem de İsrail’e kalkan olmasının sihri buradadır.

ABD, uluslararası toplum karşısında çok sıkıştığında da İsrail ile Filistin arasındaki arabuluculuğu tekeline alarak, asıl çözümün etrafından dolanıyor, müzakereleri Filistin Devleti’nin kuruluşundan uzaklaştıracak şekilde yönetiyor ve sonuçlandırıyor.

ÇİN’İN ADİL ÇÖZÜM İÇİN ÜÇ ÖNERİSİ

İşte Aksa Tufanı, uzun yıllardır ABD’nin sürdürebildiği bu kısırdöngüyü kırabilmenin manivelası olabilir.

Yani uluslararası ilişkilerde ağırlığı günden güne artan Küresel Güney’in temsilcileri, ABD’nin arabuluculuk tekeline son vererek, gerçek bir çözümü müzakere edebilmek için inisiyatif alabilirler.

Bunun koşullar var…

Anımsayacaksınız: Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, birkaç ay önce Çin’i ziyaret etmiş ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile birlikte “stratejik ortaklık” ilan etmişti (CRI Türk, 14.6.2023).

Fakat, asıl önemlisi ise şuydu:

Çin’in Ortadoğu’da izlediği barışçı rolü öven Mahmud Abbas, Xi Jinping’den Filistin-İsrail meselesinde de arabuluculuk yapmasını istedi. Çin Devlet Başkanı Xi ise soruna “adil çözüm” için 3 öneri açıkladı:

1) Filistin sorununu çözecek tek yol, 1967 yılında belirlenen sınırlar temelinde, başkentin Doğu Kudüs olduğu ve tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıdır.

2) Filistin’in ekonomik gereksinimleri ve halkın yaşamına ilişkin talepleri güvence altına alınmalı. Uluslararası toplum Filistin’e yönelik kalkınma destekleri ve insani yardımları artırmalıdır.

3) Barış görüşmelerinin doğru yönüne sadık kalınmalı.

KÜRESEL GÜNEY’İN İNİSİYATİFİ

Elbette ABD’nin bu sorunu çözümsüz kılmak için tekeline aldığı arabuluculuğu kırmak ve İsrail’i “adil çözüm”e mecbur etmek kolay değil. Ancak bunu sağlayabilme olasılığı düne göre artık daha güçlü…

Mesele artık Çin ve Rusya başta küresel güçler ile Türkiye, Brezilya, Güney Afrika gibi bölgesinin güçlü ülkeleri tarafından bunun kolektif bir iradeyle zorlanmasıdır.

Birleşmiş Milletler’in bu soruna ilişkin aldığı ama ABD’nin uygulatmadığı kararı, önümüzdeki süreçte masaya getirmek ve uygulanması için dayatmak mümkündür.

Unutulmamalı: ABD hegemonyası zayıflamakta ve emperyalist ABD’nin, iki 10 yıl boyunca uygulayabildiği uluslararası ilişkileri tek yönlü dikte edebilme kabiliyeti sınırlanmaktadır.

FAŞİST NETANYAHU

İsrail tarihinin en sağcı, en ırkçı, en dinci (Yahudi şeriatçı) kabinesini kuran Benjamin Netanyahu, tam 9 aydır İsrail’in yarısı tarafından her hafta sonu yapılan eylemlerle protesto ediliyor. Çünkü Netanyahu iktidarı, benzerleri gibi, yargıyı kontrolüne almaya çalışarak, otokrasiye yöneliyor.

Şimdi Netanyahu, Aksa Tufanı’ndan yararlanarak, üzerindeki baskıyı hafifletmek ve kendisini hedef alan bu tarihi önemdeki muhalefeti susturmak istiyor.

Ancak İsrail kamuoyuna bakılırsa, bu öyle kolay değil.

Bir kere daha ilk günden itibaren, Aksa Tufanı karşısında İsrail’in gafil avlanmasından Netanyahu hükümeti sorumlu tutulmaya başladı. İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, yazıişlerinin kolektif imzasını taşıyan “Netanyahu, İsrail-Gazze Savaşının sorumluluğunu taşıyor” başlıklı yazıyla başbakana cephe aldı.

Normalde, kamuoyunun iktidarın arkasında saf tutabileceği böyle bir durumda, başbakanın sorunun kaynağı olarak görülebilmesi, İsrail açısından kritik önemde ve İsrail’in demokratik halkı açısından da kritik değerdedir.

Öte yandan, İsrail Komünist Partisi ile sol partilerin oluşturduğu Barış ve Eşitlik İçin Demokratik Cephe de “Sorumlu Netanyahu hükümetinin canice işgal politikasıdır” çıkışıyla, başbakanı hedef aldı.

Cephe, Netanyahu’yu sorumlu ilan ettiği açıklamasında çözüme de işaret etti: “İşgali sona erdirmek için çabalamak ve Filistin halkının meşru taleplerini ve haklarını tanımak.

Kısacası, İsrail içinde, sorunun nedenini İsrail’in işgalci politikalarında görme eğilimi, düne göre bugün artık çok daha güçlü bir eğilimdir. Şimdi İsrail halkının da önemli bir bölümü, Filistin halkıyla barış içinde komşu ülkeler olarak yan yana yaşamak istemektedir.

Dolayısıyla şimdi savaş baltalarını kuşanarak, Gazze’ye en insanlık dışı bombardıman emrini veren faşist Netanyahu, aslında en güçsüz durumdadır; İsrail tarihinin bu en sağcı hükümeti İsrail halkı tarafından taşınamaz haldedir.

İKİ OLASILIK

Sonuç olarak, Aksa Tufanı, orta/uzun vadeli bir olasılık olarak iki sonuç ortaya çıkarabilir: İsrail’de Netanyahu kabinesi çökebilir ve ABD’nin koruduğu mevcut statüko yıkılarak iki devletli çözüm için Küresel Güney inisiyatifi ağırlık kazanabilir.

Bu Filistin halkı için de, İsrail halkı için de, bölge için de en yararlı sonuçtur ve gerçekleşebilmesi için zorlanmalıdır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
10 Ekim 2023

2 Yorum

Aksa Tufanı

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunu İsrail’in/MOSSAD’ın başarılı bir operasyonu olarak yorumlayanlar var. Bu yorumculara göre MOSSAD Hamas’ın bu sızmasına göz yumarak, hatta bazılarına göre bizzat sızmayı istihbarat faaliyeti olarak planlayarak, İsrail’in Gazze’nin tamamını ele geçirilebilmesine gerekçe üretmiş!

Bu görüş tamamen Hollywood’da inşa olunan “yenilmez MOSSAD” öykülerine dayanmaktadır. Zira tezin gerekçesi havadadır, çünkü İsrail’in bugüne kadar Filistin topraklarına saldırmak için bir gerekçeye ihtiyacı olmamıştır! Kaldı ki gerekçe oluşturmak için bir otobüs durağında patlayan bomba bile yeterlidir; İsrail’in Gazze’deki en üst düzey komutanının bile evinden esir alınarak götürülmesinin kurgulanmasına(!) gerek yoktur. Ayrıca İsrail 2005’te Gazze’den çekilmişti ve pek çok İsrail uzmanına göre yeniden geri dönmek istemiyor.

‘İsrail’in yenilmezliği çöktü’

Gerçek şudur: İsrail gafil avlandı, Hamas planörlerle İsrail radarlarını alt eden başarılı bir sızma yaptı. Bu gerçeği görenlerin saptamaları önemlidir:

Örneğin eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Eran Etzion sosyal medya hesabından Aksa Tufan’ını “İsrail’e stratejik ve tarihi düzeyde acı bir darbe” olarak yorumladı ve “Uzun yıllar askeri okullarda okutulacak başarı” diye değerlendirdi. (yenisafak.com, 7.10.2023).

Örneğin Amos Harel, İsrail’in Haaretz gazetesinde şöyle yazdı: “Söylemek üzücü: İsrail’in savunma doktrininin yenilmez olduğu düşüncesi çöktü” (haber.sol.org.tr, 7.10.2023).

Örneğin İsrail Bilim ve Teknoloji Bakanı Ofir Akunis, kabine toplantısında çıkan tartışmada “İsrail istihbaratına ne olduğunu” sorguladı (cumhuriyet.com.tr, 8.10.2023).

Örneğin ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Martin Indyk, Foreign Affairs’te “İsrail kibri yüzünden Hamas’a gafil avlandı” dedi (harici.com.tr, 8.10.2023).

Savaşın ahlakı sorunu

Hamas’ın operasyonu sırasındaki kimi görüntüler, elbette vahim. Ancak Hamas’ın sivilleri hedef alan ve savaş ahlakıyla bağdaşmayan yöntemleri, İsrail’in arkasına dizilmenin gerekçesi olamaz.

Bu arada esir alınan sivillerin bir kısmının zaten asker olduğunu belirtelim, tıpkı İsrail’in Gazze komutanının sabah evinden iç çamaşırlarıyla alınması gibi, pek çok asker de evinden alındığı için sivilmiş gibi algılanmaktadır. Yine de esir alınanlara yapılan “savaş hukuku dışı” muamelenin Filistin’in aleyhine olduğunu vurgulayalım.

Ancak bu görüntülerin çok daha ağırını, hem de onlarca kez, İsrail’in Filistin saldırılarında gördük. Çünkü: Dincilikse en dincisi İsrail’dir, ırkçılıksa en ırkçısı İsrail’dir, terörse teröre en çok başvuranı İsrail’dir, savaşta en ahlak dışılıksa onda da şampiyon İsrail’dir.

Netanyahu’ya mı yaradı?

Hamas’ın saldırısının Netanyahu’ya yaradığı, aylardır Netanyahu’yu yargı reformu nedeniyle protesto edenlerin şimdi Hamas saldırısı karşısında tek vücut olacağı görüşü var.

Bir ölçüde haklı görünen değerlendirmedir ama açmazı şuradadır: İsrail’de hangi hükümetin olduğunun, Filistin’in bağımsızlık mücadelesine yararı yoktur. Netanyahu’dan öncekiler de sonuçta İsrail’in işgalci/yayılmacı devlet politikasını uygulamıştı. İsrail durdurulamazsa, Netanyahu’dan sonrakiler de bu yayılmacılığı sürdürecektir. Öte yandan bu başarısızlık nedeniyle Netanyahu’nun siyasi bedel ödemesi gerektiğini savunanlar da var İsrail’de…

Çözüm

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu, ağırlıklı olarak olası Suudi-İsrail anlaşmasını bozmayı amaçlıyor olabilir. Yine Hamas bu operasyonla, Batı Şeria’daki Mahmud Abbas yönetimini sıkıştırmak, onun önüne geçmek de istiyor da olabilir. Ancak…

Tüm ayrıntıların üstünde bir esas, tüm görüntülerin üstünde bir gerçek var: İsrail, Filistin topraklarını işgal etti, hâlâ da “Yahudi Yerleşim Bölgesi” adı altında yayılarak işgalini genişletiyor. Sorunların temel kaynağı İsrail’in bu yayılmacılığıdır. Çözümü de tektir: İsrail’in 1967 sınırlarına dönmesi ve bağımsız Filistin Devleti’ni kabulü…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Ekim 2023

2 Yorum

Üçüncü taraf değil, baş tehdit

5 Ekim Perşembe günü sosyal medyaya düştü önce: ABD, Suriye’de bir Türk SİHA’sı düşürmüştü. Ancak Ankara konuyla ilgili hiçbir resmi açıklama yapmadı. Hatta gayri resmi kaynaklar aracılığıyla, üzerini grileştirmeye bile çalıştı.

Ertesi günü AKP’ye yakın Yeni Şafak, konuyu birinci sayfadan, “ABD’den tuhaf açıklama geldi” diyerek ve “iddia” olarak duyurdu (6 Ekim 2023).

Oysa ABD açık açık Türk SİHA’sı düşürdüğünü resmi olarak ilan etmişti. Pentagon sözcüsü Tuğg. Pat Ryder, Türk İHA-SİHA’larının 5 Ekim Perşembe sabahı Suriye’nin Haseke kentine ABD birliklerinden yaklaşık 1 kilometre uzakta hava saldırıları düzenlediğini belirtiyor ve birkaç saat sonra, yerel saatle 11.40’ta, ABD birliklerine yarım kilometre yaklaşan bir SİHA’nın tehdit olarak değerlendirilerek F-16 uçakları tarafından düşürüldüğünü söylüyordu.

Açık ki bu ABD’nin Türkiye’yi doğrudan hedef alan sayısız düşmanlığından biriydi!

Müzik notası 2.0

Ankara, konuyu uzun süre sessizlikle geçiştirmeye çalıştı. 24 saat olmuştu ama açıklama yoktu.

Anlaşılan o ki konuya hiç değinmeyeceklerdi ama kamuoyu baskısını gidermek için Dışişleri Bakanlığı 6 Ekim 2023 günü ancak öğleden sonra bir açıklama yapabildi. O da ABD’nin adını anmadan: “Operasyon esnasında üçüncü taraflarla işletilen çatışmasızlık mekanizmasındaki farklı teknik değerlendirmeler nedeniyle bir SİHA kaybedilmiştir.

Oysa kamuoyu şu soruların yanıtını istiyordu: ABD, Türk SİHA’sını düşürmeden önce uyarmış mıydı? Türk SİHA’sını düşüren ABD F-16’ları İncirlik’ten mi havalanmıştı? Açıklamada yanıtı yoktu, belli ki AKP bu konuyu “müzik notası 2.0” yapma yanlısıydı.

Karada, denizde, havada düşman

Bu, ABD’nin Türkiye’ye kaçıncı açık düşmanlığı ve kaçıncı doğrudan askeri saldırısıydı. Üstelik kara ve denizden sonra, bu saldırısıyla artık havada da Türkiye’yi hedef alıyordu!

Örneğin 2 Ekim 1992’de deniz tatbikatı sırasında ABD USS Saratoga uçak gemisi, attığı füzelerle TCG Muavenet muhribimizi vurmuş, 5 denizcimiz şehit olmuştu. ABD uçak gemisinden, 10’ar saniye aralıklarla 2 adet güdümlü RIM-7 Sea Sparrow füzesi ateşlenmişti. Bu tür füzelerin atış öncesi bir çok prosedüre sahip olması ve çalışma sistemi, olayın kaza olmadığını ortaya koyuyordu.

Örneğin 4 Temmuz 2003’te ABD Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye’de bir binbaşı komutasındaki 11 askerimizin bulunduğu karargâhı basmış, askerlerimizi başlarına çuval geçirerek tutuklamıştı. ABD’nin bu alçakça saldırısına Talabani’nin peşmergeleri de eşlik etmiş, askerlerimiz 60 saat boyunca ABD askeri karargahında sorgulanmıştı.

Üzerini örtmek ağır suç olur!

ABD’nin Türkiye’yi hedef alan operasyonlarının listesine bu köşe yetmez: Johnson Mektubu, Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle uyguladığı askeri ambargo, CIA operasyonları, 12 Mart’taki rolleri, Gladyo ile iç savaş tezgahları, 12 Eylül’deki rolleri, ekonomik çökertme operasyonları, 15 Temmuz’daki rolleri, FETÖ’ye ev sahiplikleri ve sponsorlukları, PKK terör örgütüne siyasi, askeri ve ekonomik destekleri…

Özetle iktidar da muhalefet de kendini kandırmasın, “üçüncü taraf” diyerek de isimsiz bırakmasın. Bugünün en büyük siyasi gerçeği, ABD’nin Türkiye’yi düşman gördüğüdür.

Yapılacaklar belli: İncirlik derhal uçuşlara kapatılmalı, üs boşaltılmalı; Ankara Şam ile normalleşerek ABD’nin Fırat’ın doğusunu terk etmesinin yolunu açmalı.

Uyaralım: ABD’nin bu düşmanlığının üzerini örterek günü kurtarmaya çalışması, iktidarın siyasi suçlarının en ağırı olur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Ekim 2023

1 Yorum

“Anayasa’ya aykırı ama evet” çizgisi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı, nasıl olur da “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyebilir? “İş işten geçti artık, boşuna uğraşmayın, kabullenin” anlamında hukuksuzluğa da işaret eden bu söz, nasıl olur da hukuku korumakla en sorumlu makam tarafından, örneğin bir referandumun kesin olmayan sonucuyla ilgili söylenebilir?

Elbette o makamda oturan kişi Erdoğan olunca, “nasıl olur” sorusuna pek çok yanıtımız olur.

Ancak madem atasözü ile başladık, atasözü ile devam edelim: Bu durumda “iğneyi başkasına, çuvaldızını kendimize batırmamız” gerekmiyor mu?

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Anayasa’ya uyma uyarısı

Bu girişi yapmamın nedeni, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önceki gün grup toplantısında söyledikleriydi: “Alt mahkemeden hakim çıkıyor, ‘Ben Anayasa Mahkemesi kararını uygulamam’ diyor. Bedel ödeyeceğine terfi ediyor, çünkü Saray öyle istiyor. Şimdi o zat gelmiş bize ‘Gelin demokratik bir anayasa yapalım’ diyor. Sen önce mevcut Anayasa’ya bir uy.

Gayet haklı bir itiraz, doğru bir değerlendirme…

Ancak bu haklı itirazı Türkiye’de en son dile getirecek kişi Kılıçdaroğlu’dur ne yazık ki. Çünkü yukarıda işaret ettiğimiz o çuvaldızının muhatabı Türkiye’nin ana muhalefet lideridir.

Kılıçdaroğlu’nun bagajındaki “evet”ler

Anımsayalım…

Bugün Erdoğan’a “sen önce Anayasa’ya bir uy” diyen Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili “Anayasa’ya aykırı ama evet oyu vereceğiz” diyordu.

Bugün Erdoğan’a “sen önce Anayasa’ya bir uy” diyen Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı adaylığı konusunda “3. defa adaylığı Anayasa’ya aykırı ama mağdur olmasın diye itiraz etmeyeceğiz” diyordu.

Uzatmayalım…

Erdoğan’ın “atı alıp Üsküdar’ı geçmesini” kolaylaştıran, onun Anayasa’ya aykırı değişikliklerini, uygulamalarını “mağdur olmasın” diyerek kabullenen Kılıçdaroğlu’dur.

Bu CHP’nin “Anayasa’ya aykırı ama evet” çizgisidir ve Türkiye’nin bugünkü tablosuna katkıda bulunan “yetmez ama evet” çizgisinden daha az masum değildir.

Bahçeli’nin “Anayasa’yı Erdoğan’a uydurma” çizgisi

Bu konuda iğneyi Erdoğan’a, çuvaldızı Kılıçdaroğlu’na batıracaksak, “mıh”ı da Bahçeli’ye batırmamız gerkiyor.

Zira onunki Kılıçdaroğlu’nun “Anayasa’ya aykırı ama evet” çizgisinden daha vahim: “Erdoğan Anayasa’ya aykırı ama Erdoğan’a evet.

Anımsayın, “madem Erdoğan Anayasa’ya uymuyor, Anayasa’yı Erdoğan’a uyduralım” diyerek, hukuk devletine büyük darbe vurmuştu.

Bahçeli bu çizgisiyle sadece muhalefet olmaktan kurtulup iktidar ortağı olmamış, başkanlık rejimine kapı açarak parlamenter rejimin yıkılmasına yol yapmıştı.

Varlık-yokluk sorunu

AKP iktidarının neden yeni bir anayasa yapamayacağını bu köşede birkaç yazdık.

Tekrar etmeyelim ama esası vurgulayalım: AKP’nin, dörtte üçünü değiştirdiği 12 Eylül/AKP anayasasına rağmen yeni bir anayasa istemesinin esas hedefi, karşıdevrime anayasallık kazandırmak içindir.

Kılıçdaroğlu’nun listeye alıp TBMM’ye soktuğu AKP eskileri, şimdiden iktidarla anayasa pazarlığına başlamış durumda.

Yeni anayasayı yaptırmamak, birinci yüzyılını tamamlayan Cumhuriyet’in artık varlık-yokluk sorunudur. Bu gerçeğe göre konumlanmak, hepimiz açısından bütün mesele bu…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Ekim 2023

1 Yorum

Türkiye için yeni model: İttifak değil ortaklık

Gelişen çok kutuplu/merkezli yeni dünya, Soğuk Savaş dönemine özgü “ittifak” ilişkileri yerine “ortaklık” ilişkilerini öne çıkarıyor.

Böylece gelişmekte olan ülke, sadece müttefiki olan olan ülkeyle ve bağlısı kampla değil, “çok tarafla” işbirliği yapabiliyor. Bu da haliyle gelişmekte olan ülke için 1) çıkarlarını daha iyi koruyacağı daha geniş manevra alanı, 2) daha esnek dış politika uygulayabileceği geniş açı ve 3) ekonomik getirisi daha büyük kazan-kazan ilişkisi demektir.

ABD, NATO aracılığıyla Soğuk Savaş tipi ittifak ilişkilerini sürdürürken, Çin yeni dönemde yeni tarzla, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi organizasyonlarda “ortaklık” ilişkisini savunmaktadır.

SUUDİ ARABİSTAN ÖRNEĞİ

Buna başarılı bir örnek olarak Suudi Arabistan’ı gösterebiliriz.

Soğuk Savaş döneminde ABD’nin müttefiki olan Suudi Arabistan, ABD’nin petro-dolar sisteminin de önemli bir dayanağıydı. Ancak Riyad yönetimi, Soğuk Savaş ilişkilerini gelişmekte olan çok kutupluluk sayesinde gevşeterek, kendisine yeni bir alan açtı:

1) Suudi Arabistan, Rusya’yla ABD tehditlerine rağmen enerji-politik işbirliği yaparak ekonomik çıkarlarını sağladı. Rusya-Suudi ortaklığı, üretimde kesinti uygulayıp petrol fiyatlarını yüksek tutarak, iki ülke ekonomisinin daha çok kazanmasını sağladı.

2) Suudi Arabistan, Çin’le ABD tehditlerine rağmen işbirliği yaprak hem siyasette hem de ekonomide kazançlı çıktı. Çin’in arabuluculuğunda Suudi-İran barışı, Suudi petrolünün Çin’e yuan ile satışı konusu, Çin-Suudi ortak enerji ve petrokimya projeleri Riyad için kazanç oldu.

3) İran’la Çin arabuluculuğunda normalleşen Çin, aynı zamanda ABD arabuluculuğunda İsrail ile normalleşmeyi de görüşüyor, ama normalleşmenin şartı olarak masaya bağımsız Filistin devletinin kabulünü koyuyor ve Filistin’e ilk kez büyükelçi atıyor.

4) Ve tüm bu tablo içerisinde Suudi Arabistan ABD ile ilişkilerini de sürdürüyor. Ve ABD de çok rahatsız da olsa Suudilerin Çin ve Rusya’yla yürüttüğü işbirliğini kabul etmek zorunda kalıyor.

TÜRKİYE’NİN GÖZÜNÜ ÖRTEN NATO BAĞI

Türkiye’nin çok kutuplu yeni dünyanın bu getirisinden Suudi Arabistan kadar faydalanamadığı ortada. Neden mi?

30 Eylül’de Cumhuriyet’te yazdığım “Amerikancıların Menendez fırsatçılığı” başlıklı yazımda şöyle demiştim:

“Türk-Amerikan ilişkileri sorunludur; sadece son dönemde değil, başından beri sorunludur. Çünkü Türkiye ile ABD’nin ilişkisi, devletten devlete egemen ilişkiler şeklinde değil, NATO bağı nedeniyle ‘strateji sahibi’ ile ‘stratejinin eklemlisi’ şeklinde sürüyor. NATO bağı olduğu müddetçe de bu ilişkiyi düzeltebilmek mümkün değildir. Çok kutuplu dünya inşası ülkelerin önüne büyük manevra alanları sağlarken Türkiye’nin bunu Suudi Arabistan kadar değerlendiremiyor oluşunun esas nedeni işte bu NATO bağıdır. Çünkü o bağ, aynı zamanda fiili bir gözbağıdır.”

Evet, Türkiye çıkarlarının Çin ve Rusya’yla işbirliğini derinleştirmekte olduğunu görüşüyor ama NATO bağı nedeniyle o işbirliğini derinleştiremiyor. Çünkü son tahlilde Türkiye, üyesi olduğu NATO’nun stratejik konseptinde yer aldığı ve altına imza koyduğu için “Rusya’yı yakın tehdit”, “Çin’i baş rakip” kabul etmek zorunda…

Oysa Türkiye için Rusya “tehdit” değildir, Çin “baş rakip” değildir. Bu değerlendirme Türkiye’nin değil, NATO’nundur. NATO’nun değerlendirmesi de ABD’nin tutumuna göredir. Yani Türkiye kendi çıkarına göre değil, ABD’nin çıkarına göre Çin ve Rusya’ya karşı pozisyon almış olacaktır.

İşte NATO’nun asıl fonksiyonu budur. NATO sadece bir askeri aygıt değil, ABD’nin müttefiklerine kendi çıkarlarını savundurtmasının aracıdır. ABD bunu NATO konsepti üzerinden müttefiklerini kendi stratejisine eklemleyerek yapmaktadır. Bunun yolu da müttefikleri siyasi denetim altında tutabilmesidir ki bu da NATO ilişkileri üzerinden kurulan paralel devletlerle olmaktadır.

NATOKÖRLÜK

ABD’yi Türkiye’nin çıkarlarını en çok tehdit eden ülke olarak saptayabilenler bile çoğunlukla NATO üyeliğinin sürdürülmesini savunmaktadır.

Bu NATOkörlüktür ve iki temel nedeni vardır:

1) “ABD başka NATO başka” demektedirler. Hatta bir bölümü Türkiye’nin çıkarlarını hedef alan ABD’nin NATO içinden dengelenebileceğini düşünmektedir.

Oysa NATO esas olarak ABD’dir ve ABD’nin teröre destek de dahil hiçbir hamlesi, Türkiye tarafından NATO içinde dengelenememiştir.

2) NATO içinde olmanın NATO dışında olmaktan daha güvenli olduğunu sanmaktadırlar. Hatta NATO olmayınca silahsız kalacaklarını savunmaktadırlar.

Oysa bu da “NATO bağının” gözleri örtmesinin sonucudur. Tersine NATO Türkiye’nin ulusal savunmasını ve silahlanmasını önlemiştir. Hatta ABD askeri ambargo uygulamıştır. Ancak o durumda Türkiye, örneğin birincisi Kıbrıs Barış Harekâtından sonra, ikincisi de 28 Şubat iklimiyle “ulusal silahlanmada” iki büyük yerlileşme hamlesi başlatmıştır.

Kuşkusuz bu iki neden de bağımsızlık anlayışının yitirilişinin sonucudur.

ÇOK TARAFLILIK, ÇOK KAZANÇ

Özetle Türkiye’nin çok kutuplu/merkezli dünyanın geliştiği şu süreçte, ittifaksız ortaklıklar kurabilmesinin zemini vardır.

Üstelik bu yol, Türkiye’nin ABD ve AB ile daha dengeli ilişki kurabilmesinin de garantisidir. NATO bağı kalkınca, Türkiye bu iki güç merkeziyle devletten devlete egemen ilişkiler sürdürebilecek; onların stratejisinin gereğini değil, kendi çıkarlarının gereğini yapacaktır.

Özetle Türkiye ABD ve AB ile ittifak değil; ABD, AB, Çin ve Rusya ile ikili bağımsız ilişkiler, ortaklıklar kurmalıdır. Çok taraflılık, çok kazanç demektir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
3 Ekim 2023

1 Yorum

Amerikancıların Menendez fırsatçılığı

Menendez skandalı Türk-Amerikan ilişkilerini düzeltmek için fırsat” diye seviniyor Türkiye’deki kimi Amerikancılar. Türk-Amerikan ilişkilerinin sorunlu olmasının sebebi Menendez demek ki! Bilmeyenlere Menendez’i tanıtalım öncelikle:

Bob Menendez, ABD Kongresi’nin New Jersey Senatörü ve Senato Dış İlişkiler Komite Başkanı. Türkiye karşıtı politikalarıyla tanınıyor.

Menendez’e karşı rüşvet iddiaları içeren bir kriminal dava açıldı. İstifasını isteyenler var, bir daha seçilemeyeceğine kesin gözüyle bakanlar var.

Bir de Türkiye’de, “Menendez giderse Türk-Amerikan ilişkileri düzelir” diye umutlanan Amerikancılar var. Ciddi ciddi AKP medyasında “Menendez’in geçici olarak Dış İlişkiler Komite Başkanlığı’nı bırakması ve TBMM’nin İsveç’e yeşil ışık yakması durumunda F-16 meselesinde ilerleme sağlanabilir” diye yazıyorlar.

Cümledeki asıl kritik vurgunun “TBMM’nin İsveç’e yeşil ışık yakması” olduğu dikkatinizi çekmiştir. Hani İsveç verdiği sözleri yerine getirmemişti! Hani o sözler yerine getirilmeden TBMM onaylamazdı!

F-16 aldatmacası

İktidar ve medyadaki destekçileri işi öyle bir noktaya getirdi ki “esas hedef F-16 almak” haline dönüştü.

Oysa F-16 tali bir konuydu. ABD S-400 nedeniyle Türkiye’yi F-35 programından çıkarmış, parası ödenmiş uçakları vermemiş, ödenmiş paranın da üstüne çökmüştü. AKP de hem parayı kurtarabilmek için hem de uçak açığını kapatabilmek için F-16 almak istedi.

ABD’nin işine geldi; Washington bunu fırsata çevirip, F-16 vermenin şartı olarak AKP’den tavizler koparmanın peşinde. AKP ise 5. nesil F-35 yerine 4. nesil F-16 alıyor oluşundaki kaybı gizleyebilmek için ABD’den F-16 alabilmeyi büyük başarı gibi sunma peşinde!

Durum böyle olunca, Türkiye’ye F-16 satışına itiraz edenlerin başında gelen Menendez’in istifa etme olasılığını büyük fırsat olarak görüyorlar. Hatta yukarıda da işaret ettiğimiz cümlelerinde görüldüğü gibi, İsveç’in NATO üyeliğine de dünden razılar!

Ya asıl sorunlar listesi?

Burada mesele şu: ABD Kongresi Türkiye’ye F-16 satışına onay verince ne değişecek? Türk-Amerikan sorunları çözülmüş mü olacak? Sorun F-16’dan mı ibaret?

Ya ABD’nin PKK ve FETÖ terör örgütlerine desteği? Ya ABD’nin Kıbrıs sorununda Türkiye’nin karşısında oluşu? Ya ABD’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında oluşu? Ya ABD’nin Ege’de Yunan tezlerini destekliyor oluşu? Ya ABD Başkanı Biden’ın “Ermeni soykırımı” demesi? Ya ABD’nin Kafkaslar’da Türkiye ve Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ı destekliyor oluşu? Ya ABD’nin Montrö karşıtlığı ve Karadeniz planları? Ya ABD’nin yaptırımları, ambargoları?

Sorun emperyalist devlet aygıtı değil de bir senatör, o gidince sorunlar çözülecek! Aslında bu bakış yeni değil. Öteden beri Türk-Amerikan sorunlarına kamuoyunun gözünü kapatmak isteyen Amerikancılar, şu tezleri savunurlar: “ABD hükümetleri değil ABD Kongresi sorun”, “ABD hükümetleri değil lobiler sorun.”

PKK’ye TIR’lar dolusu silahları Obama, Trump, Biden değil Kongre’deki üç beş senatör verdi sanki! Biden’ın soykırımı tanıyan konuşmasını Ermeni lobisi yazdı sanki! KKTC’yi tanımayan ve ambargo uygulayan Beyaz Saray değil de Teksas’taki at çiftliği sanki!

NATO bağı sorunu

Türk-Amerikan ilişkileri sorunludur; sadece son dönemde değil, başından beri sorunludur. Çünkü Türkiye ile ABD’nin ilişkisi, devletten devlete egemen ilişkiler şeklinde değil, NATO bağı nedeniyle “strateji sahibi” ile “stratejinin eklemlisi” şeklinde sürüyor.

NATO bağı olduğu müddetçe de bu ilişkiyi düzeltebilmek mümkün değildir.

Çok kutuplu dünya inşası ülkelerin önüne büyük manevra alanları sağlarken, Türkiye’nin bunu Suudi Arabistan kadar değerlendiremiyor oluşunun esas nedeni işte bu NATO bağıdır. Çünkü o bağ, aynı zamanda fiili bir gözbağıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Eylül 2023

4 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın