Archive for category Politika Yazıları

ABD’nin Kafkasya’da “2. cephe” kışkırtması

ABD’nin başından beri Rusya’ya karşı Ukrayna dışında Kafkasya’dan da bir cephe açmak istediği sır değil. Nitekim Ukrayna’da savaşın başlamasından dört ay önce Saakaşvili Gürcistan’a bu iş için gönderilmiş ama başarılı olamamış ve savaş başladıktan kısa bir süre sonra da Gürcistan Başbakanı İrakli Garibaşvili, “İktidarda olduğumuz sürece burada ikinci bir cepheye izin vermeyeceğiz” demişti.

Yani bugünkü savaş, ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’a NATO üyeliği yolu açmaya çalıştığı 2008’de başlamıştı bir bakıma. Çünkü ABD, Rusya’yı hem batısından hem de güneyinden vurarak daha çabuk yıpratacağını varsayıyordu; çünkü ABD Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğiyle birlikte Karadeniz’i “NATO gölü” yapacağını hesaplıyordu.

ABD’nin hamleleri

ABD’nin Kafkasya’dan Rusya’ya karşı ikinci bir cephe açabilme olasılığı görünmüyor ama bu elbette ABD’nin Kafkasya’da bunun için çalışmayacağı ve karışıklık kışkırtmayacağı anlamına gelmiyor. Washington açısından bir ikinci cephe olmasa da Rusya’nın güneyinde çatışmalı bir ortamın oluşması, yine de yararlıdır çünkü…

Nitekim bu amaçla son dönemde bazı hamleler yaptı: ABD önce Rusya’nın Azerbaycan ve Ermenistan’la üçlü barışına çomak sokmaya çalıştı; Ermenistan-Azerbaycan anlaşması için kendisi devreye girmeye çalıştı.

Bunu Ermenistan Başbakanı Nikol Peşinyan’ın “Ermenistan’ın Rusya’ya güvenlik açısından bağlı olması stratejik bir hataydı” çıkışı izledi. Paslaşmayı NATO’nun Avrupa Genişleme Komitesi Başkanı Gunther Fehlinger’in ABD’ye yaptığı “Ermenistan NATO’ya alınmalı” çağrısı izledi. Final de 10 günlük ABD-Ermenistan ortak tatbikatı kararı oldu.

Kremlin’den Erivan’a sert nota

Elbette Rusya’nın bu ABD kışkırtmasını sadece izlemesi beklenemezdi. Kremlin Erivan’ı çok sert şekilde uyardı ve şu dört “dost olmayan” politikası nedeniyle Peşinyan yönetimine nota verdi:

1) Azerbaycan’la ilişkilerin normalleşmesine yönelik Rusya ile varılan üçlü anlaşmaların geçerliliğinin sorgulanması,

2) Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’nün onaylama sürecinin başlatılması,

3) Ermenistan Başbakanı’nın eşinin Kiev’deki Nazi rejimine insani yardım ulaştırmak için Kiev’e gitmesi,

4) ABD’nin katılımıyla Ermenistan topraklarında askeri tatbikatların düzenlenmesi.

ABD hedefi: Türkiye-İran çatışması

ABD kışkırtmasının bizi ilgilendiren asıl boyutu ve tehlikesi ise şu: Bir haftadır Azerbaycan-Ermenistan savaşının yeniden başlayacağı olasılığı konuşuluyor. Dahası bunu fırsat görenler, Azerbaycan-Ermenistan savaşı üzerinden bir Türkiye-İran çatışmasıyla yangını daha da büyütebileceklerini umuyorlar.

Kremlin’in sert çıkışı aynı zamanda bu sürece bir müdahale anlamına geliyor. İşe yaradı mı henüz belli değil ama Türkiye-Rusya ikili işbirliğinin, hele de İran’ın katılımıyla üçlü işbirliğinin Kafkasya’da ABD-İngiltere planlarını önlemede kesin çözüm olduğunu biliyoruz.

(Bu arada dün ajanslara önce “Ermenistan ve Azerbaycan, Laçin Koridoru için anlaşmaya vardı: İki ülkeden de Dağlık Karabağ’a yollar açılacak” haberi düştü, ardından ise Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hacıyev’in “anlaşmaya varılmadı” açıklaması… Şimdilik Bakü’nün istediği şekilde Karabağ’a insani yardım için Ağdam-Hankendi yolunun açılacağı anlaşılıyor.)

3+3 platformu hayata geçirilmeli

Kriz sürüyor ama süreçten çıkarılması gereken üç temel ders olduğu görülüyor:

1) ABD’nin Kafkasya kışkırtmaları sürecek. Dolayısıyla meselenin kesin çözümü açısından “Türkiye, Rusya, İran ile Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan’ı bir araya getirecek 3+3 platformu”nun hayata geçirilmesi gerekiyor.

2) Türk-Rus işbirliği geçen yüzyılda da bu yüzyılda da Anglosakson projeleri önleyebilmede en etkili yoldur.

3) Türkiye ile İran, karşıtlığa dayanan kendi içlerindeki politik çizgilere karşı ciddi ideolojik mücadele yürütmeli.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Eylül 2023

2 Yorum

Çin’in ‘ortak yurt’ mesajı

Güneydoğu Asya Uluslar Birliği ASEAN zirvesi, ABD’nin Asya-Pasifik’teki yeni soğuk savaş girişimleri nedeniyle önemliydi. ASEAN’ın Çin ve Hindistan gibi ortaklarının bu nedenle zirvede hangi mesajları verecekleri merakla bekleniyordu.

Çünkü geride kalan birkaç ayda ABD, Hindistan’ı stratejisine eklemlemek için bastırmış, Japonya ve Güney Kore ile üçlü savunma işbirliği anlaşması imzalamış ve AUKUS’u genişletmeye çalışmıştı.

Diğer tarafta ise Çin ve Hindistan’ın bulunduğu BRICS tarihi bir genişleme kararı almış, yaptırımlara rağmen Rusya-Hindistan ekonomik ilişkilerinin artması ABD’yi kaygılandırmış, Çin ve Rusya ABD’nin girişimlerine karşı Pasifik’te ortak tatbikatlar yapmıştı.

Soğuk savaşa karşı çıkma çağrısı

5’i kurucu 10 üyeli ASEAN Zirvesi marjındaki ASEAN+3’te (Çin, Japonya ve Güney Kore) konuşan Çin Başbakanı Li Çang iki önemli mesaj verdi:

1) Çin Başbakanı Li, ASEAN+3 ülkelerinin liderlerine “İçinde bulunduğumuz anda taraf tutmaya, bloklar arası cepheleşmeye ve yeni bir soğuk savaşa karşı çıkmak büyük önem taşıyor” diye seslendi.

2) Çin, Japonya ve Güney Kore’nin ASEAN ülkeleriyle birlikte “ortak bir yurdu” paylaştığını belirten Li, “Burada barış ve refah olursa bundan hepimiz faydalanırız, çalkantı ve kargaşa olursa bundan hepimiz zarar görürüz” dedi (AA, 6.9.2023).

Elbette bu denklemden en çok mesaj çıkarması gereken ülkeler Japonya ve Güney Kore’ydi; çünkü iki ülkenin göreceği zarar büyük olasılıkla Çin’in göreceği zarardan fazla olacaktı.

Hindistan’ın Asya Yüzyılı vurgusu

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ise ASEAN Zirvesi marjında düzenlenen ASEAN-Hindistan Zirvesinde konuştu. Modi’nin öne çıkan dört vurgusu ve mesajı oldu:

1) ASEAN’ı “büyümenin merkez üssü” olarak niteledi.

2) 21. Yüzyılın “Asya’ya ait olduğunu” belirtti.

3) “Covid-19 sonrasında kurallara dayalı dünya düzeni kurulması” gerektiğini söyledi.

4) “Asya-Pasifik bölgesinin gelişmesinin ve Küresel Güney’in sesinin duyurulmasının, herkesin çıkarına olduğunu” vurguladı (cumhuriyet.com.tr, 7.9.2023).

Yerel paralarla işlem eğilimi büyüyor

Hindistan Başbakanı Modi’nin mesajları, öncelikle Atlantik Yüzyılı’nın bittiğini ve Asya Yüzyılı’nın başladığını saptıyor. Diğer yandan “ABD düzeni” yerine “yeni bir düzen” talebinin dile getirilmesi de çok önemli.

Modi’nin bu mesajlarını “Küresel Güney’in sesinin duyurulması” vurgusuyla birlikte değerlendirdiğimizde, Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi’nde sandalye talep ettiği sonucunu çıkarabiliriz elbette. Hindistan, büyüyen ekonomisi ve artan siyasi etkisi nedeniyle, küresel ilişkilerde daha önemli bir rol talep ediyor görünüyor.

Elbette ABD’nin Çin-Rusya ikilisine karşı Hindistan’ı yanına çekme gayretleri ile Çin ve Rusya’nın ŞİÖ ve BRICS’te Hindistan’la işbirliği yapıyor oluşu Yeni Delhi yönetimine küresel güç ilişkilerinde alan açıyor ancak etkinlik kazanmada hangisinin motor fonksiyonu gördüğü asıl meseledir.

Son dönemde ABD düşünce kuruluşlarında yapılan “3. yol” tartışmaları ve Hindistan’a yapılan çağrılar bu bakımdan önemli. Hindistan’ın “ABD ve Çin-Rusya merkezlerinden ayrı, Küresel Güney ülkeleriyle 3. merkezi kurması gerektiği” görüşlerinin ne anlama geldiğini ayrı bir yazıda tartışacağız.

Bitirirken ASEAN Zirvesi’nin sonuçlarından en dikkat çekene işaret edelim: “Üyeler ASEAN Yerel Para Birimiyle İşlem Görev Gücü’nün kurulmasını ve ASEAN için Bölgesel Ödeme Bağlanabilirliği Yol Haritası’nın tamamlanmasını memnuniyetle karşıladı.”

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Eylül 2023

3 Yorum

AKP’den yeni perspektif, yeni yaklaşım!

Türk ve Yunan dışişleri bakanları önceki gün “yeni dönem” başlattı (Yeni Şafak, 6.9.2023). İki dışişleri bakanına bu görevi bizzat liderleri vermişti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO zirvesinde görüşen Erdoğan ile Mitçotakis’in, “sorunların yeni bir perspektifle çözülmesi konusunda fikir birliğine vardığını ve dışişleri bakanlarına bu konuda görev verdiğini” belirtiyordu (AA, 5.9.2023).

Türk ve Yunan dışişleri bakanları da “yeni perspektifle çözüm” için bir araya gelmiş ve “yeni dönemi” başlatmıştı. Fidan şu sözlerle müjdeliyordu bunu: “Sorunların çözümüne yeni yaklaşımlar getirme konusunda hemfikir olduk” (AA, 5.9.2023).

Temel sorunlar

Yeni perspektif, yeni yaklaşım, yeni dönem ve çözüm… Elbette kulağa hoş gelen sözler bunlar ama nasıl?

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar elbette çözülmeli ama bu sorunlar Türk ya da Yunan tezinin dışında üçüncü bir çözüm olasılığı içeriyor mu ki Ankara ile Atina “yeni yaklaşımla çözüm” hedefleyebiliyor?

Nedir Ankara açısından Türkiye ile Yunanistan arasındaki en temel sorunlar?

1) Yunanistan ve Güney Kıbrıs, KKTC’nin varlığını tanıyacak mı?

2) Yunanistan Ege’de 12 mil hedefinden vaz geçecek mi?

3) Yunanistan, Lozan’a aykırı olarak silahlandırdığı adalardaki birliklerini çekecek mi?

4) Yunanistan, işgal ettiği ada, adacık ve kayalıkları boşaltacak mı?

Atina/Brüksel/Washington açısından da “Türk askerinin adadaki varlığı”, “iki bölgeli-iki toplumlu tek Kıbrıs devleti” vb konular var.

Taviz verilebilecek sorunlar mı?

Gerçi AKP açısından dördüncü madde sorun bile değil ama devlet yaklaşımı ile bakarsak, Ankara ve Atina bu sorunları “yeni yaklaşımla” nasıl çözebilecek? Çünkü bu sorunların Türk ve Yunan/Batı çözümleri var, ara bir çözümü yok.

Örneğin Kıbrıs’ta Yunan çözümü KKTC’yi yok saymak, Türk çözümü KKTC’nin varlığını kabul ettirmek şeklinde. Yeni yaklaşımla ara bir çözüm olası mı? Yoksa ya Atina ya da Ankara tezinden taviz mi verecek?

Örneğin Ege’de Yunan tezi karasularını 12 mile çıkarmak, Türk tezi reddetmek şeklinde. Yeni yaklaşımla 9 mil şeklinde ara bir çözüm olası mı? Yoksa ya Atina ya da Ankara tezinden taviz mi verecek?

Kısacası bu temel sorunlara, taraflardan biri kendi tezinden vazgeçmediği müddetçe, “yeni yaklaşımla” çözüm bulmak mümkün değil.

Yoksa Atina ve Ankara tüm sorunlara toptan bir çözüm mü bulacak? “Sen şu konuda taviz ver, ben bu konuda taviz vereyim” gibi… Peki kim hangi konuda taviz verebilecek? AKP Mavi Vatan konusunda zaten bir süredir taviz vermiş gibi görünüyor ama karşılığında Yunanistan hangi tavizi verebilecek?

Erdoğan’ın “gerekirse yeniden Annan Planı” mesajı

Yoksa tüm bunlar AKP’nin Mayıs 2023 seçimlerinden sonra yeniden hedef ilan ettiği AB üyeliği hayaliyle mi ilgili? Anımsayın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 14. Büyükelçiler Konferansı’nda AB üyeliğini temel hedef ilan etmişti (AA, 7.8.2023).

Ama daha sorunlusu da şu mesajdı: Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO’da Biden ve Mitçotakis’le görüştükten kısa bir süre sonra “Samimiyetimizi Annan Planı dahil, şimdiye kadarki tüm süreçlerde gösterdik, gerekirse yine gösteririz” dedi (AA, 24.7.2023).

Ankara’nın Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan tavizi vermesi ve “gerekirse yeniden Annan Planı” hevesinde olması, belli ki ABD’yi memnun etmiş, zira peşinden 21 Ağustos’ta ABD uçak gemisi ile Türk gemilerinin Doğu Akdeniz’de tatbikatı geldi.

İttifak krizi, değişim krizi, danışman krizi ile boğuşan ana muhalefetin başını kaldırıp eğilmesi gereken önemli dış politika sorunları bunlar…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Eylül 2023

1 Yorum

ABD modeli, Türkiye-Rusya modeli

Soçi’deki Erdoğan-Putin zirvesinin en çok üstünde durulan başlığı tahıl koridoru sorunuydu. Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya, BM ve Ukrayna ile imzalanan iki anlaşmanın Ukrayna kısmı uygulanırken, Rusya kısmının uygulanmaması, yani Rus tahılının satışının önündeki engellerin kaldırılmaması nedeniyle Moskova anlaşmadan çekilmişti.

KARADENİZ’İ RİSKE ATAN ABD MODELİ

ABD bu tablo karşısında ikili bir politika izledi: Bir yandan Rusya’nın tahıl satışının önündeki engelleri sürdürerek “Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasına” dönüşünü(!) istedi ama diğer yandan da “insani koridor”u uygulamaya sokmaya çalıştı.

Neydi insani koridor? Ukrayna tahılının Karadeniz’in batısını izleyerek, NATO üyeleri olan Romanya, Bulgaristan ve Türkiye karasularından İstanbul Boğazı’na ulaşması.

Bu koridor, Rusya açısından, dönüşte Ukrayna gemilerinin ne getirdiğinin kontrol edilemeyeceğinden ötürü riskliydi ve Moskova açıkça bu uygulamaya izin vermeyeceğini belirtti. Nitekim insani koridor, sadece tek bir uygulamaya sahne oldu.

Bu ABD modeli, Karadeniz’i çatışmanın sahası yapma riski taşıyordu elbette. Nitekim bu modeli en örtüsüz şekilde gündeme getiren de eski NATO Başkomutanı James G. Stavridis’di: “Ukrayna tahılını taşıyan gemilere NATO ya da ABD ve İngiltere ile Karadeniz’deki ortaklarının savaş gemileri güvenlik sağlamalı. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’daki NATO üslerinden kalkan savaş uçakları onlara eşlik etmeli.

TÜRKİYE ABD MODELİNE KARŞI

Türkiye, taşıdığı bu risk nedeniyle ABD modeline karşı. Nitekim dün Soçi’de Erdoğan bunu ifade etti, “tahıl koridoruna alternatif olarak yapılan önerilerin tarafların katılımına açık kalıcı model sunmadığını” belirtti.

Putin de Soçi’de “insani koridor” konusuna değindi ve “Ukrayna’nın insani koridoru askeri amaçlarla kullandığını” belirterek, Türk Akım ile Mavi Akım’a saldırı girişimleri olduğunu anımsattı.

KARADENİZ’İ KORUYAN TÜRK-RUS MODELİ

Türkiye-Rusya modeli ise mevcut anlaşmanın gereklerinin yerine getirilerek, tekrar uygulanması şeklinde. Yani ABD/Batı BM’nin imzaladığı anlaşmadaki gibi Rus tahılının satışının önündeki engelleri kaldıracak ve Rusya anlaşmaya dönecek.

Ancak ABD, Rus tahılının satışını önleyen yaptırımlarını sürdürüyor. Buna rağmen de “Rusya’nın insani gerekçelerle tahıl koridoru anlaşmasına dönmesi gerektiğinin” propagandasını yapıyor. Nitekim, Erdoğan-Putin zirvesinden sonra bile bu ikiyüzlü siyasetini sürdürdü Washington: “Rusya’yı tahıl anlaşmasını uygulamaya çağırıyoruz. ABD, BM ve Türkiye’ye minnettar.”

Bu tutum nedeniyle de Soçi’den “yeniden tahıl koridoru” kararı çıkmadı. Putin, “yaptırımlar kaldırılmadan anlaşmaya dönmeyeceğini” belirtti. Diğer yandan Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesinin küresel gıda pazarını etkilemediğini, üretimde sıkıntı olmadığını, yalnızca dağıtımda aksaklık olduğunu belirtti.

AFRİKA İÇİN ALT KORİDOR

Diğer yandan Moskova, Ukrayna tahılının propaganda edildiği gibi ihtiyaç duyan ülkelere değil, gelişmiş ülkelere gittiğini belirtiyor.

Ukrayna tahılının geçişindeki kontrol merkezi durumundaki İstanbul’un verileri de Moskova’yı doğruluyor. Nitekim Erdoğan Soçi’de buna dikkat çekti: “Karadeniz Tahıl Koridoru’ndan, en az gelişmiş, fakir Afrika ülkelerine gönderilecek tahıl önemli. Ama buradan çıkacak tahılın yüzde 44’ü Avrupa ülkelerine giderse buna tabii haklı olarak Rusya olumlu bakmıyor.”

İşte bu şartlarda mevcut tahıl koridoruna dönülmediyse de, Afrika’ya destek için bir “alt koridor” inşasında mutabık kalında Soçi’de.

Özetle, Rusya, en ihtiyaç duyan altı Afrika ülkesine ulaştırılmak üzere Türkiye’ye 1 milyon ton tahıl gönderecek, Türkiye bunu una dönüştürecek, Katar da bu organizasyonun finansmanına destek verecek.

Putin bunun alternatif bir anlaşma olmadığını ise özellikle belirtti: “Bu mevcut anlaşmanın ikamesi değil, aksine bizim tarafımızdan sunulan büyük bir katkı. Bu, Afrika ülkelerinin gıda sorunlarının çözümüne bizim tarafımızdan yapılacak çok büyük bir katkı”

İKİ MODEL, İKİ ZIT YAKLAŞIM

Evet, özetle Karadeniz’de Tahıl Koridoru konusunda iki temel model var.

ABD modeli, Ukrayna tahılının NATO ülkesi karasularından dünyaya pazarlanmasını savunuyor. Ancak bu model, yukarıda özetlediğimiz şu riski taşıyor: Rusya, Ukrayna gemilerinin kontrol edilmediği bu modelde dönüşte silah taşıyabileceğini belirterek, uygulamaya sahada engel olacağını belirtiyor. Haliyle ABD modeli, Karadeniz’de bir çatışma riski taşıyor. Ankara bu nedenle ABD modeline karşı.

Türkiye-Rusya modeli ise mevcut anlaşmanın uygulanması şeklinde. Ancak şu farkla: Moskova anlaşmanın kendisiyle ilgili bölümü yerine getirilmeden anlaşmaya dönmeyeceğini belirtirken, Ankara ise Moskova’nın tutumunu haklı bulmakla birlikte, yine de anlaşmaya dönmesini savunuyor.

Dolayısıyla Soçi’den Tahıl Koridoru konusunda net sonuç çıkmadı ama Erdoğan’ın bir süredir izlediği Ukrayna’ya yakın siyasetlere (“Kırım’ın ilhakı kabul edilemez” ve “Ukrayna NATO üyeliğini hak ediyor” söylemleri ile Rusya’yla yapılan anlaşmaya aykırı olarak 5 neo-Nazi taburu komutanını Zelenski’ye teslim etmesi) rağmen, Ankara ile Moskova yararını gördükleri işbirliğini sürdürme isteğini ortaya koymuş oldu.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Eylül 2023

1 Yorum

ABD ile Rusya arasında sıkışan Neo-Abdülhamitçilik

Mayıs seçimlerinden sonra yaşananları anımsayalım:

Erdoğan ekonominin dümenine Şimşek-Erkan ikilisini oturttu. İkili “neoliberal programa tam teslimiyet” ile dümeni New York bankerleri ile Londra tefecilerine kırdı. JP Morgan başta küresel baronlarla Türkiye’den neleri, nasıl alabileceklerini konuştular.

– ABD Başkanı Biden’la görüşen Erdoğan, vetosunu kaldırdı ve İsveç’e NATO üyeliği yolunu açtı; iç politika gereği de topu parlamentoya attı.

Erdoğan Vilnius’taki NATO zirvesinde, ABD’den bile keskin şekilde, “Ukrayna NATO üyeliğini hak etti” çıkışı yaptı.

Erdoğan, esir takası sırasında Rusya’ya savaşın sonuna kadar Türkiye’de kalacakları sözü verdiği 5 Neo-Nazi Azov Taburu komutanını, bizzat Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye teslim etti.

Flake-Bayraktar fotoğrafı

Erdoğan, Ukrayna’nın ABD desteğiyle başlattığı “taarruz” sürecinde, Zelenski ile Kırım’ı konuştu; Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını tanımadıklarını ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunduklarını belirtti.

– ABD 6. Filo’sunun karargâh gemisi, 18 Ağustos’ta Sarayburnu’na demirledi. Filo Komutanı Kora. Thomas Ishee, Türk konuklarına gemide davet verdi.

TCG Anadolu ile USS Gerald Ford uçak gemisi, 21 Ağustos’ta eşlik eden diğer savaş gemileriyle birlikte Doğu Akdeniz’de tatbikat yaptı. ABD medyası bunu “2016’dan bu yana…” diyerek işaretledi. ABD Büyükelçisi Jeff Flake, tatbikat sırasında Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ı ABD uçak gemisine çıkardı. Flake, gemi üzerindeki Bayraktar’la yan yana fotoğrafını “birlikte daha güçlüyüz” mesajıyla servis etti. Bayraktar, Toygun Atilla’nın “Siyasete girecek misiniz” sorusuna “Mücadele neyi gerektiriyorsa onu yapacağız” yanıtını verdi.

– ABD’nin 173. Hava İndirme Tugayı, 22 Ağustos’ta Kayseri’de tatbikata katıldı.

Rusya Erdoğan’a mahkûm mu?

ABD’nin lehine ve Rusya’nın aleyhine olan ve birkaç ayda meydana gelen bu gelişmeleri nasıl yorumlamalıyız? Erdoğan, ABD ile Rusya arasında yürütmeye çalıştığı Neo-Abdülhamitçilikte dengeyi ABD lehine kırmış durumda. Nasılsa “ABD de Rusya da bana mahkûm” diye düşünüyor.Peki öyle mi?

Yukarıda saydıklarımız dışında, bu süreçte şunlar da oldu:

Putin, Türkiye’de kurulması planlanan gaz merkezi hakkında 30 Temmuz’da bu kez şöyle dedi: “Şu bilinmeli ki depolarda gaz depolanmayacak, bu merkez sadece bir e-ticaret platformu olarak faaliyet yürütecek.”

– İran Petrol Bakanı Cevad Ovci, İran, Rusya, Türkmenistan ve Katar’ın İran’ın güneyinde doğalgaz merkezi kuracağını duyurdu. 7 Ağustos’ta, bir İran heyetinin bu gaz merkezinin hazırlığı için Rusya’da bulunduğu açıklandı.

Rusya’yı Azerbaycan üzerinden İran’a bağlayan Astara-Reşt-Kazvin demiryolu (Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru) tamamlandı.

Soçi’deki asıl gündem

Şimdi Erdoğan hükümeti, Rusya’yla “aynı” tahıl anlaşmasını, BM’nin Rusya’ya verdiği sözler tutulmadan, yeniden tekrarlamak istiyor; nasılsa “Rusya bize mahkûm” diye düşünüyorlar. Ancak yukarıdaki hamlelere bakılırsa Moskova da Ankara’ya “alternatifimiz var” mesajı veriyor.

Dolayısıyla bugün Soçi’de yapılacak Putin-Erdoğan zirvesinde, asıl Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceği konuşulacak. Tamam, tahıl koridorundan Suriye’ye, Libya’dan Dağlık Karabağ’a pek çok başlık ele alınacak ama hepsinin üst başlığı “Türkiye-Rusya ilişkileri nereye?” olacak.

Ankara’nın “tehdit nereden, çıkarlar kimlerle sağlanır” sorularına net yanıt vermesi gereken günlerdeyiz. Türkiye’nin gaz merkezi ve tahıl üssü olması, Adana Mutabakatı’nı genişleterek Suriye’yle normalleşmesi fırsatları kaçırılmamalı.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Eylül 2023

1 Yorum

Zavallı Halk Partisi

Devrimin partisinin, iktidarda kalabilmek için 1946’da dinciliğe vermeye başladığı taviz ne devrimin partisinin iktidar olabilmesini ne de devrimin sürdürülebilmesini sağladı. Tersine karşıdevrimin “tam iktidar” olmasıyla ve Türkiye’nin adım adım bir din devletine dönüşmekte olmasıyla sonuçlandı.

Orhan Veli, 14 Mayıs 1950 seçiminden hemen sonra çıkan ilk Yaprak dergisinde (26. Sayı) tabloyu şöyle değerlendirmişti: “Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi’ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysaki Halk Partisi, halkı kazanacağını umarak, fikirleriyle prensiplerinden son zamanlarda ne fedakârlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan ilahiyat fakülteleri, imam hatip kursları, türbeler, şahsi sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaa tanınan haklar… Hiçbiri kâr etmedi. Zavallı Halk Partisi.

İşe yaramayan o formül

Mayıs 2010’da CHP’nin genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu da aynı çizgiyi sürdürüyor. Seçildikten daha birkaç ay sonra, Eylül 2010’da yazdığım üç yazı dizilik “Kılıçdaroğlu Tayyipleşiyor” dosyasında (bkz http://www.mehmetaliguller.com), Kılıçdaroğlu’nun formülünün işe yaramayacağını belirtmiştim: Özetle Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın elindeki koz olarak gördüğü dincilik alanlarına girerek muhafazakâr seçmeni kazanmayı ve CHP’yi sağcılaştırarak iktidar olabilmeyi umuyordu.

Geride kalan 13 yıl, bu formülün çeşitli açılımlarının uygulandığı seçim başarısızlıklarıyla doludur; Erdoğan’ın benzeri Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermekten, türbana anayasal güvence vaadine ve AKP’nin eskileriyle ittifaka kadar denenmedik taktik bırakılmadı.

Sonuç ortada: Dün dinciliğe taviz vererek DP’yle yarışan CHP nasıl seçim kaybettiyse, bugün de dinciliğe tavizler vererek AKP’yle yarışan CHP kaybetmeyi sürdürüyor. Özetle Orhan Veli’nin “Zavallı Halk Partisi” nitelemesi yaşıyor.

AKP’yi halkı dinden soğutmakla suçlamak!

CHP’nin bu çizgiyi sürdüreceği görülüyor. Nitekim konuya “yeni bir açılım” getirdiler: CHP, artık AKP’yi “halkı dinden soğutmakla” suçluyor! Öyle ki, CHP’ye göre “AKP halkı dinden soğuttuğu için” meğer “pırıl pırıl milyonlarca gencimiz ateist ya da deist olmayı tercih ediyor”muş! Sanırsın ateist ya da deist olmak kötü bir şey!

Kaldı ki öyle iddia edildiği gibi “milyonlarca genç” ateist olmuyor; bu tersine “din devleti” hedefi güden karşıdevrimin oluşturmaya çalıştığı bir algıdır. Bunu toplumu daha da dincileştirmenin, rehber öğretmen işlevli olarak imamları tüm eğitim kurumlarına sokabilmenin kaldıracı olarak kullanıyorlar.

Yöntemleri basit: Okullarda ateist olan öğrenci mi var, demek ki din eğitimi artırılmalı; gençler uyuşturucu mu kullanıyor, demek ki “imam rehberler” bu gençlere dini değerler aşılamalı; gençler alkol mü tüketiyor, demek ki gençleri cemaatlere yöneltmeli…

Önce devrimcilik

Yani Türkiye’nin sorunu CHP’nin iddia ettiği gibi “AKP’nin halkı dinden soğutması” değil, tersine AKP’nin toplumu dincileştirme çabası ve adım adım din devleti inşa ediyor olmasıdır.

Ve yine CHP’nin iddia ettiği gibi milyonlarca genç ateist olmuyor; her dönemde imam hatipten, ilahiyattan ateist, deist çıkar, normaldir; Turan Dursun başta pek çok ilahiyatçı günün sonunda elbette aydınlanma yaşayabilir. Bunu abartıp, “milyonlarca gencin ateist olduğunu” savunmak, AKP’nin tezgahına gelmektir.

Orhan Veli’nin saptamasına dönersek: Laikliği savunması gereken partinin “AKP’yi halkı dinden soğutmakla suçladığı” şartlarda, “Zavallı Halk Partisi” olunmaya devam edilir.

Yıllardır altını çiziyorum: AKP’nin bunca yıldır iktidarını koruyabilmesi, kendi başarısından değil, muhalefetin başarısızlığından kaynaklanmaktadır.

Ve ısrarla belirtiyorum: Devrimcilik bırakılınca, diğer beş okun keskinliği zaten adım adım kaybolur.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Eylül 2023

2 Yorum

Missouri operasyonu 2.0

1934 yılından beri Türkiye’nin Washington Büyükelçiliğini yapan Münir Ertegün, 11 Kasım 1944 yılında kalp krizi geçirerek öldü. Ancak o günkü savaş şartları nedeniyle cenazesi getirilemedi.

İki yıl sonra, 5 Nisan 1946’da, ABD Ertegün’ün cenazesini en önemli savaş gemilerinden Missouri zırhlısıyla İstanbul’a getirdi.

Dolmabahçe önünde demirleyen Missouri için düzenlenen tören, ABD yanlısı bir kampanyaya dönüştürülmüştü. Başbakan Şükrü Saracoğlu Missouri’yi şu sözlerle karşıladı: “Üstünde yaşadığımız ihtiyar dünyanın en genç ve en mükemmel çocuğu olan Amerika ve Amerikalılar, ellerinde insanlık, adalet, hürriyet, medeniyet bayrakları olduğu halde, Birleşmiş Milletlerden mürekkep büyük bir insanlık dünyası kurmak yolunda sağlam ve metin adımlarla yürümektedirler.”

Peki nereden çıkmıştı bu Missouri ile naaşın getirilmesi?

Atlantik kampına girişin sembolü

II. Dünya Savaşı bitmiş, ABD ve İngiltere, SSCB’ye karşı Soğuk Savaş başlatmaktaydı. ABD stratejisine göre SSCB’nin Ortadoğu’ya sarkmasını önlemek, Akdeniz’i tutmaktan ve Türkiye’yi Batı kampına almaktan geçiyordu.

Missouri zırhlısı ve ona eşlik eden savaş gemileri bu amaçla Akdeniz’e gönderilecek ve bu görev nedeniyle Ertegün’ün naaşı da İstanbul’a götürülecekti. Ankara da bu ziyareti Türkiye’deki Amerikancılığın yükseltilmesinin bir kaldıracı olarak kullanmış, 1945’ten itibaren içinde yer alınması kararlaştırılmış Atlantik kampına geçişin aracına dönüştürmüştü.

Özetle Missouri zırhlısıyla büyükelçinin naaşının getirilmesi, Türkiye’nin Atlantik kampına geçişinin sembolüydü.

Neden mi anımsattık?

Doğu Akdeniz’de ABD-AKP tatbikatı

21 Ağustos’ta Doğu Akdeniz’de sıra dışı bir olay yaşandı. TCG Anadolu ile dünyanın en büyük savaş uçağı gemisi USS Gerald R. Ford birlikte tatbikat yaptı. TCG Anadolu’ya firkateynler, ABD uçak gemisine de kruvazör eşlik etti.

ABD medyası bu tatbikatı, “2016’dan beri yapılan en büyük tatbikat” diye işaretledi. (2016’yı biz de işaretleyelim, zira ABD destekli FETÖ darbe girişiminin tarihidir!)

Tatbikatı daha da ilginç kılan ise Erdoğan’ın damadı ve Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’ın, ABD Büyükelçisi Jeff Flake’in daveti üzerine ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford’u ziyaret etmesiydi!

Bayraktar‘ın ABD uçak gemisi ziyaretine, Deniz Hava Komutanı Tuğamiral Mehmet Savaş Eser, Hava Eğitim Komutanlığı’ndan Tuğgeneral Hüseyin Sabri Akyol ile bazı subaylar da eşlik etmişti.

Kimileri bu tuhaflığı, “ne var bunda, TGC Anadolu için İHA üreten Bayraktar’ın ortak tatbikat sırasında ABD uçak gemisine davet edilmesi gayet normal” diye geçiştirmeye çalışsa da durum normal değildi!

1946’da değil 2023’teyiz

Kaldı ki Bayraktar’ın tatbikatta bulunması da normal değil. Üstelik ABD’nin Ankara Büyükelçisi Flake’in de tatbikatta bulunması normal değil. Diplomatın askeri tatbikatta ne işi var?

İşte Bayraktar’ın ABD uçak gemisine götürülmesiyle ABD Büyükelçisinin işinin ne olduğu anlaşılmış oluyor!

Bakınız mesele şudur: AKP sıcak para ve kredi musluklarının açılması için yönünü New York bankerleri ile Londra tefecilerine tamamen dönmüş durumda.

Bizzat ABD Büyükelçisi Flake aracılığıyla Erdoğan’ın damadı Bayraktar’ın “2016’dan beri yapılan en büyük tatbikat”ta ABD uçak gemisine götürülmesi, açık ki “Missouri operasyonu 2.0”dır.

Ancak önemle altını çizelim: ABD’nin Atlantik yüzyılını başlattığı 1946’da değil, Atlantik yüzyılının bitmekte ve Asya-Pasifik yüzyılının başlamakta olduğu 2023 yılındayız. Kimse boşuna hayal kurmasın… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Ağustos 2023

2 Yorum

Anti-petrodalar düzeni

ABD’nin 1970’lerin başında Suudi Arabistan’la yaptığı “petrolü dolarla satma karşılığında güvenlik garantisi verme” anlaşması, kısaca “petrodolar düzeni” denilen ABD düzenini ortaya çıkarmıştı.

Petrodolar düzeni, ABD egemenliğinin üzerinde yükseldiği belli başlı sütunlardan birisiydi.

BRICS’in altı üyeyle genişlemesi, ABD’nin petrodolar düzeninin adım adım sonunu getirecek gelişmelerin başlangıcı niteliğindedir.

Neden mi, inceleyelim:

BÜYÜK PETROL ÜRETİCİLERİ BRICS’TE

BRICS’in 1 Ocak 2024’ten itibaren üyeleri olacak altı ülkeden dördü, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır, petrol ve doğalgaz üretimi bakımından önemli ülkelerdir.

Dünyanın en çok petrol üreten ilk 10 ülkesinden 6’sı, artık BRICS üyesidir: Rusya, Suudi Arabistan, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya ve İran…

Ve Suudi Arabistan, dünyanın en çok petrol ihraç eden ülkesi durumundadır. Öte yandan üretimiyle ilk 10’da olan Çin, tüketimde de birinci sıradadır.

Çin ve diğer BRICS üyesi Hindistan, en büyük iki tüketicidir.

Bu durumda BRICS’i artık dünyanın en büyük petrol üreticileriyle en büyük petrol tüketicileri buluşturan örgüt diye niteleyebiliriz.

Öte yandan büyük petrol üreticilerinden Venezüella ve Cezayir’in de BRICS üyeliğini beklemekte olduğunu not edelim.

Adı geçen ülkelerin aynı zamanda OPEC+ üyeliklerini de göz önünde bulundurursak, BRICS ile OPEC+ arasında güçlü bağlar kurulduğunu söyleyebiliriz.

Bu tablo enerji-politik güç mücadelesinde çok önemli bir durum değişikliği yaratacaktır. Kaldı ki yaratmaya da başlamıştır.

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan ile dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin arasında petrolün yuan ile satılmasından tutun da ortak şirketlerle petrol aranmasından, üretilmesine kadar pek çok alanda mutabakatlara varılmıştır.

Peki bu ne demek?

DOLAR YERİNE ULUSAL PARALARLA PETROL TİCARETİ

BRICS’in genişleme kararı dışında, bunu bütünleyen çok önemli bir kararı daha var: Ulusal paraların rolünün artırılması…

BRICS üyeleri, gerek kendi aralarında, gerekse başka ülkelerle ticaretlerinde ulusal paraların kullanılmasını artırma kararı almış durumda. Bunu kolaylaştırmak için bir “ortak ödeme sistemi kurulması” ve ortak ödeme sistemine dayanak olması için  de BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın rezervlerini güçlendirme amacındalar.

Petrol üreticilerinin ve tüketicilerinin örgütü olarak BRICS’in ticareti dolar yerine ulusal paralarla yapması, ABD’ye 50 yıldır kazandıran “petrolün dolarla satılması” düzeninin yıkımının başlangıcı demektir.

Petrol alışverişinde “tek” olma özelliği kalkan doların başka alanlarda da tekliği peşi sıra kalkacaktır. Böylece adım adım doların saltanatı yıkılacaktır. Elbette bugünden yarına olmayacaktır ama dünden baktığımızda da uzak yarınların yakın yarınlara dönüştüğünü görebiliriz…

GENİŞ BRICS, DAHA ETKİN BRICS

Özetle BRICS genişleyerek, hem küresel nüfuzunu artırıyor, hem çok kutupluluğu ivmelendiriyor, hem petrodolar düzenini zayıflatıyor hem de gelişmekte olan Küresel Güney ülkelerinin önüne büyük fırsat kapısı açıyor…

BRICS’e başvuran 40’tan fazla, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na katılmak isteyen 50’den fazla ülke, yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunu artık daha net ortaya koymaktadır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
29 Ağustos 2023

1 Yorum

Nükleer ahlaksızlık

Hayır, büyük kampanyayla vizyona sokulan Oppenheimer filminden bahsetmeyeceğim, ama nükleer konulu filmlere toptan işaret edeceğim:

ABD yapımı yüzlerce nükleer konulu film var. 1990’dan öncekilerde, ağırlıkla bu filmler “SSCB’nin nükleer saldırısına karşı dünyayı koruyan ABD” temalı olurdu. SSCB dağıldıktan sonra tema değişti: Rusya’daki nükleer füzeleri kaçıran psikopat generallerin bunları kullanma çabasını ABD durdururdu. Sonra adres kimi zaman Kuzey Kore, kimi zaman Pakistan, kimi zaman İran, kimi zaman da Çin oldu.

Özetle, bu filmlere göre bazı kötü ülkeler ya da o kötü ülkelerin kötü yöneticileri nükleer saldırı planlıyor, ABD de dünyayı koruyordu!

Dünyada bunun kadar ahlaksız bir tersine çevirme operasyonu çok azdır. Çünkü dünyada nükleer silahı ilk ve tek kullanan devlet ABD’dir; ABD dışında nükleer silah kullanmış başka bir devlet yoktur.

Seyreltme sorunu

Bu uzun girişi şundan yaptık: Japonya, 2011 depreminde hasar gören Fukuşima Nükleer Santralinde biriken radyoaktif atık suyun tahliyesine 24 Ağustos’ta başladı.

Ama bu olay Batı basınında neredeyse konu bile edilmiyor. Çünkü Japonya ABD’nin müttefiki. Özne Çin ya da Kuzey Kore (Kore DHC) olsaydı eğer, ABD başta tüm Atlantik basını kıyameti koparırdı.

Bir tek Japonya’nın komşuları, yani Okyanus’a tahliye edilen atık sudan etkilenecek Çin, Güney ve Kuzey Kore duruma tepki gösteriyor. Oysa dolaylı etkileri ve bir uygulama meşruiyeti kazanma olasılığı nedeniyle tüm küreyi etkileyecek bir sorun bu.

Atlantik, konuyu Uluslararası Atam Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporuna dayanarak geçiştiriyor. UAEA, Temmuz 2023’te Japonya’nın Japonya’nın “radyoaktivitesi düşürülmüş atık su” planını onayladı.

Peki atık sudaki karbon-14 ve trityum başta 60 çeşitten fazla radyoaktif nükleer unsurun yoğunluğunun düşürülmesi için yapılan seyreltme yeterli mi? Peki radyoaktivitenin insan açısından düşük olması, okyanustaki canlılar açısından da düşük olduğu anlamına gelir mi? Kısacası önce okyanus canlılarını, sonra da deniz ağırlıklı beslenen bölge ülkelerini etkileyecek büyük bir tehditle karşı karşıyayız.

Bir çeşit savaş ilanı

Çin uygulamaya büyük tepki gösteriyor. Çinli uzmanlar, Fukuşima’dan boşaltılan radyoaktif atık suyun, eriyen reaktör çekirdeğinden geçtiğini ve bunun normal çalışan nükleer santrallerden boşaltılan sudan farklı olduğunu belirtiyor (CRI Türk, 23.8.2023).

Güney Kore’de muhalefet büyük tepki gösteriyor. Ana muhalefetteki Demokratik Parti lideri Lee Jae-myung, Seul’da binlerce kişinin katıldığı protesto gösterisinde, Japonya’nın nükleer atık kararının “Pasifik Okyanusu’na sınırı olan ülkelere savaş ilanı olduğunu” söyledi (NTV, 26.8.2023). Lee, Güney Kore Devlet Başkanı Yook Suk-yeol’u “Japon tahliye planını desteklemekle” suçladı. Güney Kore Başbakanı Han Duck-soo ise Japonya’yı 30 yıl devam edecek radyoaktif atık suyun tahliyesine ilişkin bilgileri şeffaf şekilde açıklamaya çağırdı (AA, 24.8.2023).

Japon muhalefeti de uygulamaya tepkili. Japon basınındaki haberlere göre, çok sayıda Japon muhalefet partisi, hükümetin radyoaktif atık suyu denize boşaltmasına karşı çıktıklarını açıklayarak, hükümetin Japonya meclisinde konuyu aydınlatmasını istediler (cri.cn, 27.8.2023).

Sendrom

Baştaki çarpıklığa dönersek… Dünyada nükleer saldırıya uğrayan ilk ve tek ülke olan Japonya’nın, kendisine nükleer bomba atan ABD’ye bu denli bağımlı olmasının açıklanmasında elbette “Stockholm sendromu” kavramı hafif kalır.

Ama daha önemlisi, dünyada nükleer saldırıya uğrayan ilk ve tek ülke olarak Japonya’nın, şimdi radyoaktivite salınımıyla okyanus canlılarına “alt düzeyde bir nükleer saldırı” yapıyor oluşu da “Japon onuru” kavramıyla tam tezat ne yazık ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Ağustos 2023

4 Yorum

BRICS’te İran-Körfez-Mısır üçgeni

BRICS’in tarihi zirvesi beklendiği gibi genişleme ve ulusal paraların rolünü artırma kararlarıyla sonuçlandı.

Resmi 23 üyelik başvurusundan 6’sı gerçekleşti. Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Arjantin, 1 Ocak 2024’ten itibaren BRICS üyesi oluyor. 5+6 üyeli yeni BRICS, artık ülkelerin baş harfleriyle kodlanmayacak ölçekte yani…

Peki “Geniş BRICS” Türkiye ve bölge açısından ne etkiler doğuracak?

Üreten BRICS

1) Genişlemeyle BRICS, dünyanın en büyük petrol üreticilerinin de kulübüne dönüştü. En büyük 9 petrol üreticisinden 6’sı artık BRICS’te…

2) Satınalma paritesine göre BRICS’in dünya ekonomisindeki payı yüzde 37.3, G7’nin payı ise 29.9. BRICS, endüstriyel üretimde de G7’yi geçmiş durumda: BRICS’in payı yüzde 38.3, G7’nin payı ise 30.5. En temel tarım ve maden üretimlerinde makas daha da açık.

3) BRICS için Afrika çok önemli. Etiyopya, Afrika Birliği’nin kurulmasına öncülük etmesi ve örgütün merkezine ev sahipliği yapmasıyla da özel öneme sahip.

4) Gerçi Mısır Afrika ülkesi ama aynı zamanda bölgemizin de, yani Ortadoğu’nun da önemli bir ülkesi. Mısır ile birlikte İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin BRICS’e üye olması, kritik önemdedir.

ABD’nin Körfez kaybı

Ufuk Ötesi okurları açısından bu durum şaşırtıcı olmamıştır. Çünkü bir süredir Suudi Arabistan-Çin ilişkilerinin ekonomiden bölgedeki sorunlu ilişkilerin tamirine kadar bir dizi etki yarattığını inceledik.

Çin’in Suudi Arabistan ile İran’ı barıştırması, Yemen’den Filistin’e kadar etkiler doğurdu. “Petrodolar” sistemi açısından ABD’nin Ortadoğu’daki en temel dayanağı durumunda olan Suudi Arabistan’ın BRICS üyesi olması, haliyle ABD açısından da açık bir yenilgi demek. ABD Genelkurmay Başkanı Miley’in genişleme sonrası dile getirdiği şu sözlerini bu bağlamda yorumlayabiliriz: “Bölge, petrol ve enerji kaynakları açısından ana kaynak. ABD’nin Ortadoğu’dan çıktığını düşünemiyorum.

Mısır, İran ve iki Körfez ülkesinin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin artık BRICS’te olması, kuşkusuz Körfez bölgesinden başlayarak Ortadoğu’nun tamamını etkileyecek. Stratejisini Körfez’de İran-Suudi karşıtlığı üzerine inşa eden ve İsrail’in güvenliğini bile İran karşıtı cephe oluşturmaya dayandıran ABD, gelmekte olan bu tabloyu gördüğü için son birkaç haftadır Körfez’e gemi ve Suriye’ye asker göndermekte…

Astana-BRICS bağı

İran-Mısır-Körfez üçgeni, bölgeyi etkileyeceğinden Türkiye’yi de etkileyecektir haliyle.

Türkiye için BRICS’teki İran-Körfez-Mısır üçgeni rakip değil, ortaktır. BRICS’in iki üyesi, Rusya ve İran Astana Platformu üyesidir. Türkiye’nin Suriye’yle normalleşmesi ve Irak’ı da Astana’ya taşıması, Astana-BRICS bağlarını çoğaltacaktır.

Bunun dışında gerçekçi bir seçenek yok zaten. Bir zamanlar Pentagon-CIA laboratuvarlarında üretilen Türk-Kürt-Yahudi ittifakı türünden ABD projelerinin bölgede hayat bulma şansı artık kalmadı.

Dolayısıyla Ankara’nın önünde Astana’yı BRICS içindeki bölge üçgeniyle ortaklığın, hatta buradan sıçrayarak BRICS’te yer alabilmenin zemini olarak değerlendirmek dışında gerçekçi ve çıkarlara uygun seçenek yok.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Ağustos 2023

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın