Archive for category Politika Yazıları

Yeni sömürgeciliğe darbe

Nijer 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazandı ama ülke o tarihten beri aslında yine de tam bağımsız değil. Zira ülkede Fransızca resmi dil, CFA Frangı resmi para birimi, ekonomide Fransa imtiyazlı, üslerde Fransız askerleri var. Dahası ABD’nin de çevre ülkelere karşı kullanmak üzere Nijer’de üssü var. Ve Fransa ile ABD şirketleri Nijer’in altınını ve uranyumunu yıllardır yağmalıyor.

Peki ABD ve Fransa, bu düzeni nasıl sağlayabildi? Nijer’de kendi çıkarlarını koruyacak askeri darbeler yaptırarak!

Ama Atlantik medyasına göre Nijer’in sömürülmesini sürdüren o darbeler konu değildi, geçen hafta yapılan ise darbe ve ağır konu!

Neden? Çünkü bu kez Fransa ve ABD hedef: Fransızcayı yasakladılar, Fransız kanallarını yasakladılar, Fransız ve Amerikan askerlerinin ülkeyi terk etmesini istediler, imtiyazları kesmeye başladılar…

ABD ve Fransa’ya kara tokat

Washington-Paris merkezli medyanın dünyaya servis ettiği şekliyle Nijer’de bir askeri darbe yok, tersine ABD ve Fransa’nın yeni sömürgeciliğine darbe var!

Mesele kavramsa, doğrusunu da belirtelim: Bu darbe değil, ihtilaldir; zira olan bir avuç askerin yönetime el koyması değildir, askerlerin halkla birlikte Batı’nın “yeni sömürgeciliğine” karşı harekete geçmesi ve o yeni sömürgeciliğin aleti durumundaki işbirlikçi yönetimi yıkmasıdır!

Nitekim halk günlerdir ayakta ve “Fransa defol” temalı eylemlerle meydanlarda…

Özetle, darbe-demokrasi bağlamında son 30 yılın en büyük üç dersidir:

1) Emperyalist Batı, kendi darbelerini “renkli devrim” diye pazarlar.

2) Emperyalist Batı açık askeri işgallerini “demokrasi getirmek” diye propaganda eder.

3) Emperyalist Batı, sömürdüğü ülkeden kovulmasına darbe der, “demokrasiye karşı diktatörlük” der.

Komşuları Nijer’in yanında

ABD ve Fransa, şimdi etkileri altındaki “Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWACS)” üzerinden, Nijer’e askeri operasyon tezgahlıyor. Bunu da Türkiye dahil her ülkede nüfuz ettikleri medya üzerinden “darbeye karşı demokrasiyi koruma harekâtı” diye pazarlamaya çalışıyorlar.

Nijer ordusu ise bu tablo karşısında Anavatanı Savunma Ulusal Konseyi kurdu, Mali ve Burkina Faso ile güvenlik işbirliği planı yaptı, komşuları Cezayir, Burkina Faso, Libya, Mali ve Çad’a sınırlarını açtı.

Nitekim bu devletler de olası bir askeri müdahaleye karşı Nijer’i destekleyeceklerini dünyaya ilan ettiler.

Mesele Batı’nın Afrika’dan kovulması

Darbe, demokrasi palavralarını bir kenara bırakarak esasın altını yeniden çizelim: Daha 22 Haziran’da bu köşede “Kara tokat”, yine geçen hafta, 29 Temmuz’da “Yükselen Afrika, alçalan emperyalizm” başlıkları ile asıl konuyu incelemiştik: Afrika ülkeleri, sıra sıra Fransız askerlerini ülkelerinden kovuyor, Fransızcayı yasaklıyor, Fransa’ya imtiyazları buduyor ve aynı şekilde ABD’nin nüfuzunu da kesiyor.

Çad’da, Tunus’ta, Cezayir’de, Mali’de, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde ve son olarak Nijer’de olan budur.

Batı açısından mesele şudur: Nijer, son olarak Mali ve Burkina Faso’dan kovulan Fransız askerlerinin üslendikleri ülkeydi. ABD ve Fransa üslerinin Nijer’de de kapatılması, emperyalistlerin Afrika’dan büyük oranda atılmasına gidecek yolu da açmış olacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Ağustos 2023

1 Yorum

Suriye-Karadeniz-Kafkasya üçgeni

“Tahıl koridoru anlaşmasının kurtarılmasına en çok kimin ihtiyacı var?” sorusuna yanıt listesi hazırlasak, Türkiye en başlarda olacaktır. Zira tahıl koridoru anlaşması, Türkiye için öncelikle NATO’yu Karadeniz’den uzak tutmanın yoluydu.

Nitekim Rusya’nın kendisiyle ilgili bölüm yerine getirilmediği için bir yıldır süren anlaşmayı sonlandırmasıyla, o tehlike hemen ortaya çıktı. 22 Temmuz’da bu köşede “çatışma koridoru” başlıklı incelememizde o tehlikeye dikkat çekmemizden hemen iki gün sonra, eski NATO Başkomutanı James G. Stavridis formülünü açıkladı:

“Ukrayna tahılını taşıyan gemilere NATO ya da ABD ve İngiltere ile Karadeniz’deki ortaklarının savaş gemileri güvenlik sağlamalı. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’daki NATO üslerinden kalkan savaş uçakları onlara eşlik etmeli.”

Ankara-Moskova işbirliğinin önemi

Ukrayna’da “uzun savaş” isteyen ABD’nin, Karadeniz’de, Moldova ve Gürcistan’da Rusya’ya yeni cepheler açmak istediği elbette sır değil. ABD 2008’de Ukrayna ve Gürcistan’a NATO üyeliği yolu açtığından bu yana, Karadeniz’i “NATO gölü” yapmak istiyor.

Dolayısıyla baştaki sorumuza dönersek, tahıl koridoru anlaşmasını kurtarmak, Türkiye’nin çıkarınadır. Peki mümkün mü? Evet, mümkün. Türkiye, Rusya’yla işbirliği iradesini sürdürebilirse mümkün.

Ankara’nın Moskova’yla işbirliğinin son beş yılda, Suriye-Karadeniz-Kafkasya üçgeninde hangi kazanımları doğurduğu ortada. Bunu bugün Karadeniz’de tahıl koridoruyla ve Suriye’de Astana aracılığıyla normalleşmede sürdürebilmek kritik önemde.

Erdoğan: Rusya’yla birlikte düşünüyoruz

Erdoğan ile Putin arasında 2 Ağustos’ta yapılan telefon görüşmesi ve dün Erdoğan’ın şu sözleri, Ankara-Moskova işbirliği iradesinin devamına işaret ediyor:

Tahıl koridoru konusunda Rusya ile birlikte düşünüyoruz. Rusya’dan gelecek tahılın sevkiyatını yapacağız. Tahılın, Afrika’daki fakir ülkelere gönderilmesi konusunda hemfikiriz” (BloombergHT, 4.8.2023).

Türkiye’nin bu konuda “Rusya’yla birlikte düşünüyor” olması üç kere önemli:

1) Türkiye-Rusya işbirliği, tahıl koridorunu kurtararak, “Ukrayna gemilerine Karadeniz’de NATO eskortu” planını bozar.

2) Türkiye-Rusya işbirliği, Hazar-Karadeniz-Doğu Akdeniz- Basra/Arap Körfezi dörtgenindeki “gaz savaşları”nda Türkiye’nin konumuna değer katar.

3) Afrika’da Türkiye-Rusya işbirliği zemini oluşturur.

Bir yıldır süren anlaşma iki boyutluydu: Ukrayna tahılı sevk edilecek ve Rusya tahılının sevk edilmesinin önündeki engeller kaldırılacaktı. Ukrayna tahılı sevk edildi ama Rusya tahılının sevkinin önündeki engeller kaldırılmadı. Rusya da bu nedenle anlaşmayı yenilemedi.

Şimdi Türkiye üzerinden Rusya tahılı Afrika’ya ulaştırılabilirse, bu “küresel Güney”de çok önemli bir girişim olacak. Zira Ukrayna tahılı Afrika’ya değil, Avrupa başta gelişmiş ülkelere gitmişti!

Beyaz Saray’ın sözü(!)

Washington, Ankara-Moskova girişimden, Erdoğan-Putin telefon görüşmesinden hemen sonra haberdar olmuş olmalı. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “Rusya tahıl anlaşmasına geri dönerse, ihracatını gerçekleştirebilmesini sağlamak üzere ne gerekiyorsa yaparız” dedi (Sputnik, 3.8.2023).

Kremlin Sözcüsü Peskov’un Blinken’e yanıtı netti: “Söz vermesinler, yerine getirsinler. Bu yapılır yapılmaz, anlaşma derhal yeniden yürürlüğe girecektir” (CRI Türk, 4.8.2023).

Kremlin’in Beyaz Saray’ın sözlerine inanmaması için onlarca haklı nedeni var elbette; en başta da “NATO’nun genişlememesi” sözü. Ki tutulmayan o söz, bugün yaşananların esas nedenidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Ağustos 2023

1 Yorum

Değersiz yalnızlık: AKP-İsrail birlikteliği

Seçim öncesinde, muhalefetin sığınmacı sorunu baskısının da etkisiyle Suriye’yle normalleşme konusunda kimi adımlar atan AKP iktidarı, seçim sonrasında konuya ilgisiz görünüyor.

Hatta AKP’nin kimi uygulamaları, örneğin BM’deki Suriye’nin egemenliğine aykırı oylamada aldığı tutum, örneğin beş bin kişilik yeni bir birliği eğiterek ÖSO saflarına katması, örneğin İdlib ısrarı, normalleşmenin önündeki “katı tutuma” işaret ediyor.

Tahran’da normalleşme konuşuldu

Kuşkusuz Türkiye’nin Suriye’yle normalleşme ihtiyacı, birincisi iç politikadaki sığınmacı sorunu nedeniyle, ikincisi de dış politikadaki “Ortadoğu’daki büyük değişim” gerçeği nedeniyle, aslında AKP’nin karşı-iradesinin üstünde bir ihtiyaçtır.

Ancak o ihtiyacın iç politik mücadele açısından şu anda AKP’ye dayatılamamasında, seçim sonrasında muhalefetin içinde düştüğü girdabın kuşkusuz önemli etkisi var…

Ama dış politikada elbette öyle değil.

Nitekim konu Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdat’ın Tahran ziyaretinde gündeme geldi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan normalleşmede ne durumda olunduğunu ortak basın toplantısında şu sözlerle açıkladı:

“Şimdiye dek savunma bakanları ve dışişleri bakanları düzeyinde birkaç tur müzakere yapıldı. Son oturumda ise Türkiye askeri güçlerinin zamanlamaya göre askeri güçlerini sınırlarının gerisine çekmesi önerildi. Suriye Devlet Başkanı da aynı mantık üzerinden ortak sınırların güvenliğinin temin edilebileceğini belirtiyor. Tahran ve Moskova ise garantör ve kolaylaştırıcı aktörler olarak çabalarını sürdürecek (tasnimnews.com, 1.8.2023).

‘Kademeli geri çekilme’ formülü

Konu Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesi sırasında gündeme gelmiş ve EsadTürk askerinin Suriye’den çekilmesini” normalleşmenin şartı olarak ortaya koymuştu.

Moskova ve Tahran ise normalleşme ihtiyacı gereği daha makul bir yol bulmak için, masaya “kademeli geri çekilme” önerisini koymuştu.

Bu öneri önceki görüşmelerde Şam tarafından kabul edildi ancak Ankara yanıtlamış değil…

Tersine, “kademeli geri çekilme” konusuna tepki gösteren Ankara destekli Suriyeli cihatçı örgütlerin eylemleri, bu konuda AKP’nin işaret edeceği kademeleri bile şu aşamada kilitlemiş durumda.

Deyim yerindeyse AKP, kendi yarattığı cihatçı canavarlarıyla bölgesel ortakları arasında sıkışmış durumda…

Bir tek AKP ve İsrail karşı

Ancak Ankara açısından hesabı yapılması gereken şey artık şu:

12 yıl önce AKP’nin liderliğinde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar başta olmak üzere bölge ülkelerinin tamamı Beşar Esad’ın karşısındaydı.

12 yıl sonra ise durum şu: AKP dışında Beşar Esad karşıtlığını sürdüren bölge ülkesi bir tek İsrail kaldı!

AKP, Astana müttefiklerinin açtığı ve kolaylaştırdığı Suriye’yle normalleşme yolunda ilerlemediği taktirde, bölgede ikinci kez “yalnız” kalmış olacak; üstelik yalnızlığına İsrail’in ortaklığı nedeniyle, bu kez iç kamuoyuna yalnızlığını “değerli” diye pazarlama şansı da olmayacak!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Ağustos 2023

2 Yorum

ABD’nin hedefi: Avustralya-Japonya hattı

Blinken-Austin ikilisi, geçen haftayı “Hint-Pasifik NATO’su” inşası hazırlığıyla geçirdi. ABD Dışişleri Bakanı Blinken ve ABD Savunma Bakanı Austin, ABD’nin Çin’e kuşatma stratejisine uygun olarak Avustralya’dan Japonya’ya bir askeri hat inşa etmeye çalışıyor.

ABD hem bu iki merkezi birbirine bağlamak ama hem de kendi bölgesinden desteklemek için iki anlaşmaya yöneldi:

1) Japonya’nın Ogasawara Adaları ile ABD’nin Guam bölgesini birbirini bağlayan zincirin güney ucundaki Papua Yeni Gine ile bir anlaşma imzaladı.

ABD’nin Papua Yeni Gine’yle yaptığı anlaşma şöyle: “ABD ordusuna deniz üssü, havaalanı ile limanlar da dahil olmak üzere altı bölgeye 15 yıl süreyle erişim izni verecek. Anlaşma, Amerikan kuvvetlerinin gemilere ve uçaklara yakıt ikmali yapmasına ve erzak stoklamasına izin verecek” (harici.com.tr, 28.7.2023).

2) ABD diğer yandan eylülde sona erecek Marshall Adaları ile anlaşmayı yenilemeye çalışıyor. Zira ABD füze testlerini buradaki üste yapıyor. Marshall Adaları da Hawaii ile Papua Yeni Gine arasında…

AUKUS + QUAD

Japonya, bir süredir ABD’nin “onayıyla” silahlanıyor ve yeniden “gerçek ordu” kuruyor. Japonya başbakanı iki yıldır NATO zirvelerine davet ediliyor. NATO ayrıca Japonya’da ofis açmaya hazırlanıyor.

ABD öte yandan Avustralya ve İngiltere ile “AUKUS”u inşa etti. AUKUS özetle ABD-İngiltere’nin Avustralya’yı Çin’e karşı “nükleer üs” haline getirme anlaşmasıydı.

Blinken Hint-Pasifik turu sırasında Yeni Zelanda’yı da AUKUS’a davet etti, ancak Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Mahuta, ülkesinin “nükleersizlik” duruşunda bir değişiklik olmayacağını belirtti (cumhurişyet.com.tr, 27.7.2023).

ABD işte bu tablo içerisinde AUKUS’u genişleterek ve Japonya-Güney Kore bölgesine uzatarak, ardından içinde Hindistan’ın da olduğu QUAD’la birleştirerek, bir nevi “Hint-Pasifik NATO’su” kurmak istiyor. Ancak Hindistan Başbakanı Modi’nin geçen ayki ABD ziyaretinden, Washington istediği “oluru” alamadı.

ABD’nin bir araya getirmeye çalıştığı Japonya ile Avustralya arasında henüz bir karşılıklı savunma anlaşması yok. Ancak iki ülke ABD’nin sponsorluğunda geçen yıl bir “güç anlaşması” yaptılar. Anlaşma şimdilik sadece eğitimi kapsıyor ancak ABD genişletilmesine uğraşıyor. Nitekim ABD, Japonya ve Avustralya savunma bakanları iki ay önce imzaladıkları anlaşmayla, ortak F-35 eğitimi düzenleme ve üst düzey üçlü tatbikatları artırma konusunda mutabık kaldılar.

Asya’nın yükselmesini önleme çabası

ABD, Çin’e karşı kuşatma stratejisini iki argüman üzerinden yürütüyor: 1) Özgür ve açık bir Hint-Pasifik. 2) Küresel kurallara dayalı düzen.

Bu iki kavramın da ne denli aldatıcı olduğu ortada. Zira ABD Hint-Pasifik’in kendisine “özgür ve açık” olmasını istiyor ve kendi yazdığı küresel düzen kurallarının geçerli olmasını istiyor.

ABD bu aldatmacayı sürdürebilmek için de Çin’in Hint-Pasifik’i “tehdit ettiği” algısını üretiyor.

Sadece ABD mi? Avustralya’yla yaptığı anlaşmadan ABD-İngiltere tarafından kovulan Fransa bile, NATO’nun daha doğuya genişleme vizyonunu kabul etmesiyle birlikte, aynı argümana sarılmaya başladı.

Pasifik’teki Vanuatu adasını ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Çin’i hedef alarak “yeni emperyalizme karşı bölge ülkeleriyle işbirliği yapacağını” açıkladı. Macron, Fransa’nın önceliğinin bölgede işbirliği yaptığı ülkelerin “bağımsızlığını ve egemenliğini” korumak olduğunu söyledi (cumhuriyet.com.tr, 27.7.2023).

Özetle, bölgeyi birkaç yüzyıl boyunca sömüren “beyaz efendiler”, yeni yalanlarıyla yeniden bölgede etkinlik kurmaya çalışıyorlar. Tüm bunlar ne için peki? Çin’in gelişmesini ve Asya’nın yükselmesini önlemek için. Ya da şöyle ifade edelim: Atlantik sisteminin çöküşünü geciktirebilmek için…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Temmuz 2023

2 Yorum

Yükselen Afrika, alçalan emperyalizm

Washington-Londra-Brüksel üçgenindeki Goebbels’lerin son yıllarda Atlantik medyası üzerinden servis ettiği en büyük yalanlardan biri de, Çin ve Rusya’nın Afrika’yı “sömürdüğüdür.”

Yüzyıllardır Afrika’yı sömüren, Afrika’nın madenlerini yağmalayan, Afrikalıları köleleştiren emperyalist “beyaz efendiler”, bu yalanı elbette Afrika’dan “kovuldukları” için dile getiriyorlar.

Kara tokat

Evet, ABD, İngiltere ve Fransa son yıllarda adım adım Afrika’dan çıkarılıyor; nüfuzu azaltılarak çıkartılıyor, siyasi ve ekonomik ayrıcalıkları alınarak çıkartılıyor, dili yasaklanarak çıkartılıyor, kalan son askerleri kovularak çıkartılıyor.

22 Haziran’da bu köşede “Kara tokat” başlığıyla incelemiştik: Çad askerleri, Fransız askerlerinin silahlarına el koyup diz çöktürmüştü. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun Fransa ile ters düşmemek için Cezayir milli marşından kaldırılan bölümün yeniden eklenmesine karar vermişti. Orta Afrika Cumhuriyeti, Fransız büyükelçilerine verilen “daimi duayen büyükelçi” unvanını kaldırmıştı. Orta Afrika Cumhuriyeti, topraklarındaki son Fransız askeri birliğini göndermişti. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Avrupa’ya “Afrika ülkelerinin yağmalanan servetini iade edin” diye seslenmişti. Ve son olarak Mali, Fransızcayı resmi dil olmaktan çıkarmıştı.

G20’de Afrika Birliği’nin ayak sesleri

Evet, ABD ve Avrupa, artık Afrika’yı sömüremedikleri için, başkalarının kara kıtayı sömürdüğünü iddia ediyorlar. Peki Çin ve Rusya nasıl sömürüyormuş Afrika’yı? Borçlandırarak, sonra borca karşılık kaynaklarına el koyarak.

Emperyalist iktisatçılar “borç tuzağı” diye hemen her gün yazıyor bu yalanı…

Oysa tersine Afrika, Çin ve Rusya’yla işbirliğini geliştirerek yükseliyor. Ekonomik olarak da yükseliyor, siyasal olarak da…

Ekonomik olarak yükseldiklerinin göstergesi zaten ekonomik tablolardır.

Siyasal olarak yükseldiklerinin göstergesi de başta Afrika Birliği’nin giderek artan etkisidir. İşte o etki nedeniyle Afrika Birliği’nin G20 üyeliği gündemde.

Öte yandan Afrikalı liderlerin ilk kez kıtanın dışındaki bir siyasal olayda inisiyatif alması da göstergelerden biri. Evet, Afrikalı liderler Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuğa soyundu ve Moskova ile Kiev’e barış planı sundu.

Emperyalizmin tahıl yalanı

Afrika, emperyalizmin “tahıl koridoru üzerinden NATO’yu Karadeniz’e sokma girişiminin” de konusu. Rusya anlaşmadan çekilince, tıpkı geçen yıl olduğu gibi ABD ve Avrupa liderleri başladı “Afrika açlığı” edebiyatına…

Tam bir emperyalist iki yüzlülük bu. Zira tahıl koridorundan bir yıldır geçen Ukrayna tahılı Afrika’ya değil, kendilerine akıyor. Resmi tabloya göre Afrika’ya giden tahıl oranı yüzde 10.

Oysa anlaşmanın ikinci bölümü olan Rus tahıllarının da satışının önü açılsa, yani emperyalistler yaptıkları anlaşmaya uysa, Ukrayna tahılı gitmese bile Rusya tahılı Afrika’ya gidecekti.

Nitekim konu Rusya-Afrika Zirvesi’nde de gündeme geldi ve Putingelecek 3-4 ay içerisinde Burkina Faso, Zimbabwe, Mali, Somali, Orta Afrika Cumhuriyet ve Eritre’ye 25-50 bin ton tahılı ücretsiz sevk edeceklerini” açıkladı. Putin ayrıca Afrika ekonomisini rahatlatmak için yine borç sileceklerini duyurdu. Böylece Rusya’nın sildiği borç 23 milyar dolara ulaşmış oldu.

Evet, tablo bu…

Çin ve Rusya Afrika’yla kazan-kazan işbirliği yapıyor, Afrikalılar bu işbirliğinden memnun; hem ekonomileri büyüyor hem siyasi etkileri artıyor. Yüzyıllarca sömürdükleri Afrika’dan adım adım kovulan emperyalistler ise “Çin ve Rusya Afrika’yı sömürüyor” yalanını söylemeyi sürdürüyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Temmuz 2023

3 Yorum

Asya’daki fırsat

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Güney Afrika’daki BRICS toplantısının dönüşünde Türkiye’deydi.

Wang Yi ile Hakan Fidan hem baş başa hem de heyetler arası görüşme yaptı. Wang Yi daha sonra Erdoğan tarafından da kabul edildi.

Girişimleri uyumlulaştırma

Wang Yi’nin ziyareti öncesinde açıklama yapan Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning temaslardaki iki temel hedefe işaret etmişti: 1) Kuşak ve Yol’da işbirliği, 2) Çin-Türkiye stratejik işbirliği ilişkilerini aktif şekilde geliştirme.

Türk ve Çin dışişleri heyetleri arasındaki görüşmelerde ele alınan konuların listesine bakılınca, zaten bu iki hedefin esas alındığı görülüyor. Özellikle iki heyetin üzerinde durduğu “Çin’in Kuşak ve Yol ile Türkiye’nin Orta Koridor girişimlerinin uyumlulaştırılması” gelecek açısından kritik önemde.

Nitekim bir dış politika yazarı olarak ben de gerek son yazdığım Kuşak ve Yol kitabı ile (Kırmızı Kedi, 2022), gerek Cumhuriyet ile CRI Türk’te yaptığım yorumlarla, Kuşak ve Yol bağlamında Türkiye açısından büyük fırsatlar olduğuna işaret ediyor ve bunun “Asya Yüzyılı”nda Türk-Çin stratejik işbirliğinin en temel kaldıracı olacağına dikkat çekiyordum.

Ortak Ekonomi Alanı Bankası

Bu konuda somut projeler de önerdim: Örneğin Türkiye’nin sığınmacı sorununa çözüm de olacak “Türkiye-Suriye Ortak Ekonomik Alanı” önerim bunların başında geliyor. 900 km’lik sınır boyunca hem Türkiye hem de Suriye tarafında ağırlıkla “endüstriyel tarım” alanı, yanı sıra organize sanayi bölgeleri ile teknoparklar inşası…

Doğu Akdeniz’e de açılan bu “ortak ekonomik alan” hem Kuşak ve Yol’da önemli bir tarım, sanayi ve ticaret merkezi ama hem de Ortadoğu’da komşularımızla “büyük barış”ın projesi olacaktır.

Zira proje sadece Türkiye ile Suriye arasında değil, iki ülkenin Irak ve İran’la ve dört ülkenin de Çin’le kazan-kazan ilişkisine çok büyük bir ivme sağlayacaktır. Dahası her ülkedeki etnik ve mezhep sorunlarının çözümüne de katkı yapacaktır.

Ve Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanan hat üzerinde inşa olacak limanlar, kara ve demiryolları ile bölge ticaretinin ana rotası ve ulusal ticaretleri destekleyen “bölge bankası”nın kurulması ile bölgesel kalkınmanın motoru olacaktır.

Küresel mali sistem konusu

Wang Yi’nin ziyareti sırasında sadece ikili ilişkiler değil, bölgesel ve uluslararası konular da ele alındı. Özellikle “Ukrayna’daki son durum” ile “küresel mali sistemin değerlendirilmesi” başlıkları önemliydi.

Küresel mali sistem konusu, Türkiye’nin de ilgi duyduğu BRICS açısından önemli. Zira Wang Yi’nin Türkiye’den önce katıldığı BRICS toplantısının temel gündemi de mali sistemdi. BRICS ülkeleri bir süredir ticaretlerini dolar yerine yerel paralarla yapmayı önlerine hedef koymuş durumdaydılar ve kısa süre içerisinde bunu “ortak para” ile taçlandırma niyetindeler. Nitekim Çin Dışişleri açıklamasına göre Wang Yi, “Çin’in ticaret anlaşmalarında yerel para birimlerini kullanan iki ülkenin şirketlerini destekleyeceğini” söyledi.

Kuşkusuz bu Türkiye için de büyük fırsat demektir. Çünkü Ankara’nın New York-Londra-Körfez hattında sıcak para aramasının değil, Asya’da komşularıyla işbirliği içinde üreterek kazanmasının esas çözüm olduğu er geç görülecektir.  

Kısacası, Türkiye, bir parçası olduğu(!) Atlantik kampındaki genel görüşün aksine, Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” diye değil, tersine, Asya’daki büyük fırsat olarak görmeli.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Temmuz 2023

1 Yorum

Lozan bitti, AB masalı başladı

Türk sağının “Lozan’ın gizli maddeleri 100. yılda sona erecek” yalanı bugün itibariyle bitiyor.

Siyasal İslamcılar başta olmak üzere Türk sağının çeşitli kolları uzun yıllardır, tabanına, seçmenine bu masalı anlatıyor. Neden mi?

Lozan’ın gizli maddeleri yalanı

1) Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin “tapu senedi” olduğu için Lozan Anlaşması’na ideolojik olarak karşılar da ondan. Osmanlıcı oldukları için, millet yerine ümmeti, laiklik yerine hilafeti, hatta bazı kesimleri de cumhuriyet yerine monarşiyi savundukları için Lozan’a karşılar.

O nedenle zaman zaman Lozan Anlaşması’nı “hezimet” diye nitelerler, hatta bazı kesimleri açık açık Lozan’ı “Atatürk-İnönü ikilisinin Misakı Milli’yi satmasının platformu” diyerek kötülerler.

2) Ama aynı zamanda Türk sağının kurnaz siyaset yapma biçimine malzemedir Lozan Anlaşması. 70 yılın büyük bölümünde iktidarda olmalarına rağmen Kemalist rejimin kısa sürede yaptığı kadar icraat yapamamalarının kılıfıdır Lozan. O nedenle seçmene “yapacağız ama Lozan’ın gizli maddeleri nedeniyle yapamıyoruz; petrolü, gazı, altınları çıkarmamız Lozan’da yasaklandı” bahanesi satıyorlar özetle.

AB kapısına bağlanma

Evet, bu yalan bitti ama Türk sağının masalı bitmez. Şimdi de AB masalı başladı. Üstelik bu öyle etkili bir masal ki sadece Türk sağını değil, demokratik solcuları ve sosyal demokratları bile esir aldı.

Anımsayın, 1999’da Ecevit liderliğindeki demokratik sol- milliyetçi sağ- liberal hükümet zamanında aday üyelik verilerek, Türkiye AB kapısına bağlanmıştı.

Soğuk Savaş sonrası “yeni bir dünya” filizlenirken, Türkiye’yi Atlantik’e çıpalı tutmanın yoluydu AB masalı. Türkiye kapıya bağlandığı için ne Asya’ya dönebilecek ne de o kapıdan içeri girebilecekti.

O masalı üç yıl sonra iktidarı alan siyasal İslamcılar daha da kuvvetli kullandı. Zira karşıdevrim yapabilmeleri için kurumları ele geçirmeleri gerekiyordu ve AB uyum yasaları bu hedef için çok kullanışlı kaldıraçtı. Üstelik siyasal İslamcılar o kullanışlı kaldıraca liberal soldan Kürtçülere kadar pek çok kesimi de kolayca oturttular; birlikte sözde “askeri vesayete” karşı Cumhuriyet’i adım adım tırpanladılar ve en sonunda başkanlık rejimine geçtiler.

Siyasal İslamcılar hedefe ulaşılınca AB masalını kenara attılar. Brüksel de rahatladı. İki taraf da masaldan gerçeğe geçtiler. Türkiye AB üyesi olmayacak, AB ile Ortadoğu arasında tampon görevi görecekti!

Erdoğan ile AB’nin karşılıklı yararı

Evet, bir dönem öyle geçti ve şimdi AKP iktidarı yeniden AB masalına sarıldı. Elbette AKP AB’yi, AB de Türkiye’yi istediği için değil; karşılıklı yararları gereği “kısa sürümlü olacağı” görülecek masala döndüler:

1) Erdoğan’ın onaylamak zorunda olduğu İsveç’in NATO üyeliği karşısında iç kamuoyuna sunması gereken bir masal vardı; “İsveç’e karşı AB şartı” masalı piyasaya sürüldü.

2) Erdoğan’ın New York bankerleri ile Londra tefecilerine ihtiyacı vardı; Batı’yla tam uyum mesajı için de AB masalı gerekliydi.

3) Erdoğan’ın Körfez sermayesine, İsrail gazının taşınmasına ihtiyacı vardı; bir kolaylaştırıcı yol olarak AB masalına sarıldı.

4) AB’nin fon karşılığında sığınmacıların Türkiye’de tutulmasına ihtiyacı vardı, bu nedenle seçimi kazanmasına memnun oldukları Erdoğan’ın yeniden AB masalına sarılması işlerine geldi.

Ve masalın bir slogana ihtiyacı vardı; Körfez dönüşünde Erdoğan dile getirdi: “Türkiye’nin üyeliği AB’ye güç katacak.”

Elbette bu masal da bitecek ve Anadolu’da yeniden bir destan yazılacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Temmuz 2023

3 Yorum

Çatışma koridoru

Rusya açısından Ukrayna savışının bir yönü de Karadeniz’i “NATO gölü” yaptırmamaktı.

ABD, 2008’de Bükreş’teki NATO Zirvesinde Ukrayna’ya (ve Gürcistan’a) üyelik sözü vererek, hem Rusya’ya karada NATO komşuluğu sınırını artırmayı, hem de Karadeniz’de NATO sahilini artırmayı hedefledi. Türkiye, Bulgaristan ve Romanya dışında Ukrayna ve Gürcistan da NATO üyesi yapılabilirse, Karadeniz’e kıyısı olan 6 ülkeden 5’i NATO üyesi olmuş olacaktı.

Mesele budur; Ukrayna ve Gürcistan’daki “turuncu devrimler/darbeler” bu iki ülkeyi ABD stratejisine çapalamak, Rusya’nın müdahaleleri de ABD’nin kuşatmasını yarmak içindi…

Anglosakson planı

Rusya’nın Ukrayna’ya özel askeri operasyonuyla birlikte, ABD-İngiltere ikilisi açısından Karadeniz’e girebilmenin bir yolu, “tahıl sorunu”ydu. Batı medyası günlerce “Ukrayna buğdayı gidemediği için Afrika’da açlık yaşanıyor” yalanını çiğnedi.

Nitekim Tahıl Koridoru kurulduktan sonra da görüldü ki, Ukrayna buğdayı Afrika’dan çok Avrupa’ya gidiyordu. Son tablo şudur: Toplam tahılın yüzde 40’ı Avrupa’ya giderken, Afrika’ya yalnızca yüzde 12’si gidebilmişti (AA, 17.7.2023).

Sözde açlıkla mücadele için yapılan asıl Anglosakson plan şuydu: Ukrayna’dan çıkan tahıl yüklü gemilere, NATO üyesi ülkelerin savaş gemileri eşlik edecekti. Haliyle bu önce Montrö’nün delinmesi, Türkiye’nin savaşın tarafı olma tuzağına düşürülmesi ve NATO’nın Karadeniz’e girmesi demekti.

Tahıl Koridoru

O plan hayata geçemedi; Ankara ile Moskova arasındaki Montrö’yü koruma anlayış ortaklığı, yeni bir formül oluşturdu. Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya, Ukrayna ve BM, 22 Temmuz 2022’de ikiz anlaşmalar imzaladılar. Bu anlaşmalardan biri, Ukrayna buğdayının Tahıl Koridoru’ndan taşınması, diğeri de Rusya’nın tahıl ihracatının önündeki yaptırım kaynaklı engellerin kaldırılmasıydı.

Anlaşma’nın Ukrayna bölümü uygulandı ama Rusya bölümünde adım atılmadı. Buna rağmen 18 Kasım 2022’de 120 gün daha, 18 Mart 2023’te 60 gün daha ve 18 Mayıs’ta yeniden 60 gün daha uzatıldı. İkiz anlaşmaların Rusya’yla ilgili kısmında bir ilerleme olmadığı için, Moskova 18 Temmuz’da artık uzatmaya gitmeyeceğini açıkladı.

Tam bu süreçte, ABD’nin verdiği misket bombalarını da kullanan Ukrayna’nın Donbas’a saldırısı, Kırım Köprüsünü vurması, Erdoğan-Zelenski görüşmesi sonrası Nazi Azov Taburu komutanlarının iadesi gibi konular da Moskova’nın Tahıl Koridoru’nu sonlandırma kararı almasında olasılıkla etkili olmuştur.

‘AB kapısı’ aldatmacası

Erdoğan’ın NATO Zirvesinde Biden’le görüşmesinden sonra; 1) bunu Türk-Amerikan ilişkilerinde “yeni bir başlangıç” ilan etmesi, 2) Biden’ın talebini yerine getirerek İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması, 3) Yunanistan Başbakanı Mitçotakis’le görüşerek “normalleşme” adımı atması, 4) AB’ye “uyum” mesajları vermesi, açık ki Erdoğan’ın dış politikasında yeni bir sürece işaret ediyor.

NATO’nun son kararlarından da anlaşıldığı üzere, ABD’nin Asya üzerine belirlediği “ilerleme hatlarından” biri Karadeniz. Erdoğan’ın Atlantik’e “tam uyum” işareti verdiği bu yeni süreçte, ABD yeniden Türkiye’ye Karadeniz baskısı uygulayacaktır.

Son Ukraynalı kalana kadar “uzun savaş” isteyen ABD, “Tahıl Koridoru”nu, “Çatışma Koridoru” yapmak isteyecektir.

Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki en sıcak ve yakıcı sorun şu anda budur. Dün Türkiye’yi Atlantik’e çıpalı tutmanın aracı yapılan “AB kapısı” aldatmacası, bu kez Atlantik’i Karadeniz’e sokmanın aracına dönüştürülmektedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Temmuz 2023

1 Yorum

Biden’ın kucağı

Erdoğan’ın yeni hükümetinin 50 günlük karnesine bakalım bugün…

Özetle 50 günde, ekonomide ve dış politikada, ABD stratejisine eklemlendiler. Ekonomide New York bankerlerine ve Londra tefecilerine (yeniden) bağlandılar; zira o bağ çeşitli nedenlerle bir ölçüde zayıflamıştı; Erdoğan o bağı Şimşek-Erkan ikilisi ile sağlamlaştırıyor.

Bu neoliberalizmin ipine daha çok sarılmak anlamına geliyor haliyle. Nitekim 50 günde yapılan zamlar, “zengini daha da zenginleştirme, yoksulu daha da yoksullaştırma” sonuçlu neoliberal ekonomi-politiğin en sert şekilde uygulanacağına işaret ediyor. (12 Eylül, 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesinin sopasıydı, Şimşek-Erkan programının uygulanabilmesi de tek adam rejiminin rijitliğine bağlı olacak.)

Öyle ki zaten verginin vergisini ödediğimiz ülkemizde, vergiye zamlarla emekçilerin beli daha da bükülmüş olacak.

Ki neoliberalizmin felsefesinde zaten “vergi zammı”, iktidarın, büyük burjuvaziden servet ve rant vergisi almamak için, “vergiyi tabana yayma” adı altında halktan haraç almasının ve sistemin çarklarını zenginler lehine döndürebilmek için yoksulu daha da ezmesinin adıdır.

Biden istedi, Erdoğan yerine getirdi

Ekonominin rotasıyla dış politikanın rotası birbirine zıt olamaz. O nedenle ekonomide New York – Londra eksenine yeniden eklemlenmeyi, dış politikada ABD/NATO planlarına dahil olma izledi. Erdoğan, ettiği onca büyük sözlere rağmen, NATO Zirvesinde görüştüğü ABD Başkanı Biden’ı dinledi, isteğini yerine getirdi ve İsveç’in NATO üyeliğini onayladı.

Böylece NATO’da Rogers-Evren işbirliği, Biden-Erdoğan ile güncellendi.

Erdoğan’ın bu süreçte Türkiye’deki Nazi Azov Taburu askerlerini de Ukrayna’ya iade ettiğini, Rusya’nın buna tepki gösterdiğini ve Ankara’yı “anlaşmayı ihlal etmekle” suçladığını hatırlatalım.  

Diğer yandan Erdoğan’ın ABD’yle “yeni başlangıç” ilan ettikten sonra, Yunanistan’la da “normalleşme” işaretleri verdiğini, Mavi Vatan’ı unuttuğunu not edelim.

Ve tüm bu dönüş için de yine “AB kapısının” kullanıma sürüldüğünü işaret edelim.

Bunlardan hareketle de Atlantik medyasının durumu “Erdoğan rotayı yeniden Batı’ya çevirdi” diye yorumladığının altını çizelim.

Kucak tartışmasının sonucu

Evet, 50 günlük karne bu…

Oysa 50 günden önceki 50 günlük seçim süreci boyunca Erdoğan “üst akıl” diyordu, “dış mihraklar” diyordu, muhalefeti Biden’cı diye suçluyordu ve esas olarak güvenlik eksenli bir seçim hattı izleyerek sandıktan galip çıkıyordu.

Evet, iktidar cephesi 50 gün boyunca muhalefeti Londra tefecilerinin maşası ilan ettikten ve “Biden’ın kucağına oturmakla” suçladıktan sonra, ekonomiyi Londra tefecilerine eklemledi ve Biden’dan taktir alarak ABD planlarına dahil oldu!

İktidar cephesinin siyasi literatüre soktuğu bu yakışıksız kavram, yani “Biden’ın kucağı” sözü, kullanıla kullanıla tersine evrildi. Erdoğan-Şimşek-Erkan’ın neoliberal programı ve İsveç’in NATO üyeliğine onay, kucak tartışmasını da netleştirmiş oldu.

Umarım kavramı şehvetle kullanan siyasetçiler de, kavramı sosyal medyada küfür olarak kullanan seçmen de bu sonuçtan dersler çıkarır…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Temmuz 2023

Yorum bırakın

Bir görmek, bin duymaktan iyidir

Başlıktaki söz, bir atasözü, Çinlilerin atasözü…

Biz de dört CRI Türk yorumcusu olarak, Hasan Bögün, Kâmil Erdoğdu, Gökhun Göçmen ve ben, bin duymak yerine, bir görmeye gittik Çin’in Xinxiang Uygur Özerk Bölgesini…

Bin, hatta on binlerce duyduk çünkü; Batı basını ve onlara paralel Türk basınının bazıları, hemen her gün “Çin’in Uygurlara zulmüne” dair haber yapıyor çünkü…

Bakmayın haber dediğime, hemen hepsi iftira, yalan, algı operasyonu. Üstelik öyle dayanaksızlar ki Xinxiang’ı görmeden de çoğunun palavra olduğunu kestirebiliyorsunuz zaten…

Neyse, gittik, gördük, netleştirdik: Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi, tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla, ekonomisiyle, kalkınmasıyla, başarılı şehirleşmesiyle Avrupa şehirlerinin bile çoğunu arkada bırakır.

TANRI DAĞININ ETEKLERİNDE

Xinxiang Uygur’da üç şehri, Urumçi, Turfan ve Kaşgar’ı ve bunlara bağlı bazı ilçeleri gezdik.

Üç şehirde, dört müze, üç pazar/meydan, iki cami, bir antik kent, bir vadi ve pek çok tesis/kurum/fabrika gezdik:

Urumçi’de robotlu üretimin zirvesindeki bir otomobil fabrikasını, Turfan’da Taklamakan Çölüne bitişik bir bölgede yeşillendirilme ve içme suyu projesini, yine Turfan’da tarihi karızları (yer altı sulama kanalları) gezdik.

Başarılı genç girişimci Ubeydullah’ın 35 kişinin çalıştığı ve sosyal medyadan tanıtımla Turfan bölgesine ait kuru meyveleri sattığı işletmesini inceledik, Kaşgar’da dev bir erik üretim/paketleme/satış fabrikasını gezdik.

Turfan’da Ateş dağlarının eteklerindeki 8 km’lik üzüm vadisini, buradaki üzüm ve şarap üreticilerini ziyaret ettik. İki nehrin arasındaki tarihi Yar Kent’i gezdik; 8 bin yıldır çeşitli Asya halklarına ev sahipliği yapan bu eşsiz kent ve oradan çıkan tarihi eserlerin sergilendiği müze, olağanüstüydü…

En yukarıda Tanrı dağları, onun altında Ateş dağları, eteklerinde başlayarak Gobi ve karız sularıyla yeşil Turfan… Üzüm, erik, kavun başta pek çok meyvenin başkenti… Ve yüzlerce yıldır bu kültür/üretime uygun inşa edilmiş üstü kurutma odaları olan evler, mahalleler…

Ve Kaşgar’ın restore edilmiş eski şehri, inanılmaz bir tarihi kültürel güzellik…

KAŞGAR MİMARİSİ

Eski şehir demişken, Batı basınının o iftirasını hatırlatarak düzeltelim: Depremde yıkılan evlerin fotoğraflarının altına, “Uygur kültürü yok ediliyor” diye yazmışlardı; oysa gördük, tersine depremde yıkılanları da aslına uygun şekilde restore etmişler ve ortaya Uygur mimarisini çok iyi yansıtan bir şaheser çıkmış.

Üstelik İdgah camisinin önündeki görkemli meydandan başlayarak eski şehrin caddeleri dahil, gece geç saatlere kadar cıvıl cıvıl, ışıklı, müzikli, danslı bir şehir…

Eski şehrin ortasından geçen ana cadde boyunca sağlı sollu dükkanlarda sergilenen yiyecekler ise öyle tanıdık ki, kendinizi Anadolu’nun herhangi bir şehrinde, ama özellikle Adana’dan başlayarak Diyarbakır’a kadar uzanan hat boyunca ilerleyen şehirlerde hissedebilirsiniz. Şiş kebaplar, karın dolmaları, işkembeler, kelleler vb.

Kaşgar’ın yüzde 80’inden fazlası Uygur, ayrıca Kazak, Kırgız etnisiteleri de mevcut; kalabalık caddede dolaşırken konuşmalara kulak kabarttığınızda, bir parça anlıyorsunuz…

Divanı Lügat-it Türk’ün yazarı Mahmud’un şehrinde, Arap-İslam etkisiyle kısmi değişime uğrasa da Uygurca yaşıyor. Xinxiang Uygur Özerk Bölgesinin tamamında Uygurca zaten eğitim dili… Okullarda iki dilli eğittim var, çarşılarda tabelalar, yollarda trafik levhaları hep iki dilli, hatta Çin’in resmi parasında bile Uygurca var…

Uygur Türklerine dillerinin yasaklatıldığı iftirasına inanan Türkiye Türklerinin, Çin Yuan’ında Uygurcayı görmemiş olmalarının ya da bölgeye ait fotoğraflarda Uygurcaya rastlamalarının sebebi “kör milliyetçilik” olduğu kadar, Uygurcanın Arap alfabesiyle yazılıyor olmasından da kaynaklanmış olduğunu sanıyorum…

Bilmeyen, tabelalara bakınca Çince ve Arapça sanır elbette; Çinli diye Koreli dövenler için kalın bir ayrım bu çünkü!

TOPLAMA KAMPI DEĞİL MESLEK EDİNDİRME KURSLARI

Batı’nın ve onlara inanarak kimi Türk milliyetçilerinin de inandığı en büyük iftira, Uygurların kamplara alınarak zulme uğratıldığıdır…

Kamp denince, bunu kendi kültürlerindeki toplama kampları gibi algılayan ve algılatmaya çalışan “sömürgeci Avrupalılar” neyse de, Türk milliyetçilerinin buna inanması elbette acı…

Kamp dedikleri, meslek edindirme kursları aslında. Xinxiang Uygur Özerk Bölgesinde verimli tarım ve aşılama başta pek çok üretim tekniğinin öğretildiği, geliştirildiği bir uygulama…

Çin’de yaşayan bir Türkiye Türk’ü takipçim, youtube kanalımdaki bir videonun yorumunda bu “kampları” Türkiye’nin “köy enstitüleri” pratiğine benzetmiş ve “halka eğitim verip gelir düzeylerini arttıran kurumlar nedense toplama kampı oluyor” diye de tepkisini göstermiş.

Bu arada belirtelim, Batı basını ile milliyetçi Türk partilerinde fırtınalara neden olan bu kurslar, zaten kursiyerler mezun olduktan sonra 2019’da kapanmış.

İSLAM ENSTİTÜSÜ

Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi, Kuşak ve Yol’un hem doğu-batı, hem de kuzey-güney güzergahında… Körfez’den çıkan gemiler, petrolü Pakistan’daki Gwadar limanına boşaltıyor, oradan da boru hattıyla petrol Kaşgar’a ulaşıyor. Urumçi ve Kaşgar, hem tarihte hem de şimdi, İpek Yolu’nun çok önemli merkezleri.

3 milyondan fazla nüfusa sahip Urumçi şehri, bu özelliği nedeniyle, Avrasya Forumu başta pek çok uluslararası konferansa evsahipliği yapan bir kent halini almış. Modern binalarıyla ve kültür merkezleri, kongre salonları, spor kompleksleriyle çok gelişmiş bir şehre dönüşmüş. Şehrin nüfusunun yüzde 45’i Uygur, yüzde 40’ı Han, kalanı da diğer Asya  etnisiteleri…

Urumçi’de İslam Enstitüsü var, dört yıllık ilahiyat eğitimi veriyor. Gezdik, inceledik ve enstitünün müdürüyle görüştük, bir sınıfa girerek dersi dinledik, camisini ziyaret ettik.

Enstitü müdürü Abdülrakib Tümniyaz Mısır El Ezher mezunu; Tantavi’den şeyhlik almış. Dört yıllık enstitü, bine yakın öğrenciye evsahipliği yapıyor; zira okul yatılı. Öğrenciler, 28 metrekarelik odalarda dörder kişi kalıyor. İyi bir kütüphaneleri var. Hazırladıkları Uygurca İslam ansiklopedisi başta çeşitli kitap ve dergileri inceledik; okul öğrencilerine elektronik ortamda açık olan e-kitapları bilgisayardan görüntüledik.

Girdiğimiz bir sınıftaki eğitimi izledik. Enstitüde eğitim üç dille yapılıyor; Arapça, Uygurca ve Çince. Mezun olanlar, Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki camilerde imam olarak görevlendiriliyor. Enstitünün bin kişilik camisini de ziyaret ettik.

YEREL YÖNETİMİN CAMİYE HEDİYE ETTİĞİ HALI

Cami demişken, Kaşgar’ın ünlü tarihi İdgah Camisini de gezdik, imamı Abbas Mehmed’den bilgi aldık. 1442 tarihli cami, olağanüstü güzellikte kavak ağaçlarıyla dolu geniş bir avlu/bahçeye sahip. Uygur mimarisiyle inşa edilmiş caminin etrafında, camiye ait dükkanlar var.

Caminin içerisinde çok etkileyici bir halı vardı, sorduk. Meğer Yerel Yönetim hediye etmiş. İmam Abbas Mehmed motifleri anlattı, 56 motif, Çin’deki 56 etnisiteyi sembolize ediyor, 6 büyük şekil bölgeleri sembolize ediyor. Hotan halısıymış…

Kaşgar mimarisindeki ahşap işlemesi, caminin her yerine sirayet etmiş, oldukça görkemli bir üslup ortaya çıkmış…

Caminin önündeki meydan, şehrin merkezi… Akşam mesaiden sonra çocuklarıyla aileler bu meydana doluşuyor; uçurtma uçuranlar, çevredeki müzikleri dinleyerek dans edenler, pamuk şeker yiyenler…

Gruptaki gazeteciler Sultanahmet’e benzetti…

UYGUR MÜZİĞİ

Kaşgar’a bağlı bir ilçede, müzik aletleri müzesini gezdik.

Bakmayın müze dediğime, tamam sergilenen tarihten güncele müzik aletleriyle burası bir müze ama aynı zamanda üretim atölyeleri var, müzik/dans topluluklarının dinleti yaptıkları sahne/salon var.

Üretim atölyelerinde bölgenin en yetenekli ustaları var; içlerinden biri, yaptığı en büyük müzik aletiyle Guinnes Rekorlar Kitabına girmiş.

Amatör bağlama çalan biri olarak, telli çalgıların bazılarını elbette denemeye çalıştım, çıkardığım berbat seslere rağmen, bir misafir olarak alkış aldım.

Özetle, evet, bir görmek bin duymaktan iyidir ama iki görmek de bir görmekten iyidir…

Çin’in başka bölgelerini de gezmek dileğiyle…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Temmuz 2023

4 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın