Archive for category Politika Yazıları
ABD Ermenilere kaybettirdi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/09/2023
Azerbaycan 2020’deki 2. Karabağ Savaşı’yla işgal altındaki topraklarının büyük bir kısmını kurtarmış; sonucunda da Rusya ve Ermenistan’la üçlü bir mutabakat belgesi imzalamıştı.
Ancak aradan geçen üç yıla rağmen nihai bir anlaşmaya geçilemedi. Bunda birinci neden ABD’nin sürece çomak sokmaya çalışması, ikinci neden de Erivan’ın ABD desteğine güvenerek süreci çıkmaza sokma çabalarıydı.
Paşinyan’ın oyunu
Ermenistan’ın ABD kışkırtmasıyla Rusya’yla olan güvenlik işbirliğini sorguladığı, karşılığında “ABD Ermenistan’ı NATO’ya davet etmeli” çağrılarını aldığı ve en sonunda ABD’yle ortak tatbikat yaparak Kafkasya’ya hangi riskleri getireceğini gösterdiği bir süreç yaşandı.
Öte yandan Ermenistan Başbakanı Paşinyan, süreci uzatmak ve Rusya ile Azerbaycan’ı oyalamak için, yine ABD ve AB desteğiyle şu stratejiyi izledi: “Azerbaycan Karabağ’a özel statü versin ve bu statü kurulacak uluslararası bir mekanizma ile desteklensin.”
Bu strateji, Azerbaycan’ın Karabağ’daki egemenliğini uluslararası bir mekanizmaya devretmesi amacından başka bir şey değildi elbette…
Paşinyan’ın koltuğu sallanıyor
19 Eylül’de Ermeni silahlı güçlerinin mayınlarıyla 7 Azerbaycan polisinin ölümü, haliyle Bakü’nün Karabağ’da anti-terör operasyonunu kaçınılmaz kıldı.
Bu, oyalama taktiği izleyen Paşinyan’ın beklediği bir hamle değildi büyük olasılıkla. Zira sonuç, hazırlıksız yakalandığına işaret ediyordu; öyle ki aynı gün içinde ülkesinde darbe tehlikesiyle bile karşı karşıya kaldı.
Paşinyan ortaya çıkan tablo karşısında Rusya’yı suçlayarak şu üç mesajı verdi:
1) “Ermenistan’ın askeri operasyonlara dahil olmadığını belirtmek isterim.”
2) “Bazı iç ve dış güçlerin Ermenistan devletini saldırıya uğratmasına izin vermemeliyiz.”
3) “Ermenistan’da farklı kesimlerden darbe çağrısında bulunanlar var.”
Kısacası Paşinyan, ABD desteğiyle oynadığı oyunu kaybediyordu, haliyle Ermenistan’dan beklediği desteği alamayacak Karabağ Ermenileri de…
Rusya’nın işaret ettiği çözüm belgesi
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada Batı’nın rolünü ortaya koydu: “Dağlık Karabağ sorununun kaderi, Ekim 2022 ve Mayıs 2023’te AB himayesinde yapılan zirvelerde Erivan’ın Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan topraklarının bir parçası olarak tanımasından dramatik bir şekilde etkilendi.”
Moskova, o zirvelerin hem Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin imzaladığı 9 Kasım 2020 belgesini hem de Rus barışı koruma güçlerinin statüsünü değiştirdiğini belirtti.
Yine Kremlin’den gelen “Azerbaycan’ın operasyonu, kendi topraklarında” yaklaşımı da Paşinyan’ı iyice köşeye sıkıştırıyordu.
Erivan’ın önündeki seçenek
Öyle ki 24 saat içinde Azerbaycan’ın şu şartları kabul edilerek ateşkese geçildi: “Ermenistan ordu birlikleri ve yasadışı Ermeni silahlı örgütler silah bırakıyor, muharebe mevzilerini ve askeri mevkileri terk ederek tamamen silahsızlandırılıyor. Ermenistan ordu birlikleri Azerbaycan topraklarından çıkıyor, yasadışı Ermeni silahlı örgütleri feshediliyor. Tüm silah ve askeri teçhizat teslim ediliyor.”
Ateşkesin netleştirilmesi için de bugün Azerbaycan yetkilileri ile Karabağ Ermenilerinin sözcüleri görüşme yapacaklar.
Sonuç olarak Paşinyan’ın ABD destekli oyunu hem Karabağ’daki tabloyu tamamen aleyhine çevirdi hem de ülke içinde iktidarını sarsacak bir iklim oluşturdu.
Oysa önünde 3+3 ile, yani Türkiye, Rusya, İran ile Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan üçlüsünün aynı platformda buluşmasıyla “bölge barışı” fırsatı vardı.
Paşinyan’ın olur mu bilinmez ama o fırsat hâlâ Erivan’ın önünde var. Yeter ki Washington-Paris eksenli tezgahlardan uzak durabilsinler…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Eylül 2023
İtalya’nın Kuşak ve Yol çıkarı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 19/09/2023
İtalya, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol Girişimi’ne 2019’da katılan tek G7 ülkesi. Ancak İtalya özellikle Ukrayna savaşından bu yana ABD’nin çifte baskısı altında; hem Rusya’ya karşı yaptırımlara katılması isteniyor hem de Kuşak ve Yol’dan ayrılması…
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Hindistan’da düzenlenen G20 Zirvesi kapsamında görüştüğü Çin Başbakanı Li Qiang’a “Kuşak ve Yol’dan ayrılma niyetini” söylediği belirtiliyor (Euronews, 10.9.2023). Ancak henüz netleşmiş bir durum yok.
İtalya Kuşak ve Yol için Mart 2019’da mutabakat zaptı imzalamıştı, yani ABD’nin baskısına boyun mu eğeceği yoksa bağımsızlığını ve çıkarlarını mı esas alacağı sorusunun yanıtına aylar kaldı. Hatta İtalyan hükümetinin konuyu aralık ayında parlamentonun gündemine getireceği belirtiliyor.
İTALYA’NIN İMZASI ENGEL DEĞİL
Geçen hafta incelemiştik: G20 zirvesi sırasında Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru mutabakat zaptı imzalandı. İmzacı ülkeler Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya, AB ve ABD.
İmzacılar arasında İtalya’nın da oluşu, İtalya’nın zaten Kuşak ve Yol’dan ayrılması gerektiğine işaret ettiği şeklinde yorumlanıyor. Nitekim imzalanan koridor da ABD tarafından Çin’in Kuşak ve Yol’una alternatif olarak görülüyor.
Ancak İtalya’nın bu koridorun imzacısı olması, Kuşak ve Yol’dan ayrılmasını gerektiren bir durum değil.
KUŞAK VE YOL’UN İTAŞYAN EKONOMİSİNE ETKİSİ
Daha önemlisi de İtalya’nın çıkarları Kuşak ve Yol’da olmayı sürdürmesini gerektiriyor. Neden mi?
1) İtalya, Kuşak ve Yol’a katıldığı 2019 yılından bu yana Çin’e ihracatını artırıyor. Son beş yıla bakılınca, İtalya’nın Çin’e ihracatının yüzde 30 arttığı görülüyor (AA, 5.9.2023). Bu yılın ilk beş ayına göre de İtalya’nın Çin’e ihracatı yüzde 58 oranında artmış durumda.
Benzer şekilde İtalya ile Çin arasındaki ikili ticaret hacmi de artmış durumda. Orada da 2019’dan 2022’ye artış yüzde 42 şeklinde. Böylece 2022’de İtalya-Çin ticaret hacmi 78 milyar dolara yükselmiş oldu (Global Times, 1.8.2023).
2) İtalya ile Çin arasındaki ikili ticaret hacminin 2003’te sadece 11,7 milyar dolar olduğu göz önüne alınırsa, 78 milyar dolara çıkmış olmasının önemi daha iyi anlaşılır. 2003’ü baz almam şundan: İtalya, 2004 yılında Çin’le stratejik ortaklık anlaşması imzalamıştı.
İTALYAN ŞİRKETLERİ ÇİN’LE İLİŞKİLERDEN MEMNUN
3) İtalya ile Çin arasında büyük anlaşmalara imza atıldı:
Örneğin iki ülke tarafından ortaklaşa inşa edilen ilk büyük ölçekli yolcu gemisi, deneme yolculuğunu başarıyla tamamladı. Toplamda altı yolcu gemisinden oluşan ortak gemi inşaat projesinin değeri yaklaşık 5 milyar dolar.
Örneğin STMicroelectronics, Çinli bir şirketle 3,2 milyar dolar değerinde yarı iletken ortak girişimi kurmak üzere anlaşma imzaladı.
4) Kuşak ve Yol’un İtalya’ya olumlu etkisi, krizdeki AB ekonomilerinin karşılaştırmasına bakılarak da anlaşılıyor.
İtalyan Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün raporuna göre, İtalyan ekonomisi ilk çeyrekte olumlu performans sergileyerek Avrupa Birliği’ndeki diğer ekonomileri geride bıraktı.
5) Çin’in Roma Büyükelçisi Jia Guide, Global Times ile yaptığı röportajda dikkat çekti: İtalya-Çin Konseyi Vakfı tarafından yürütülen bir anket, İtalyan şirketlerinin yüzde 84’ünün Çin-İtalya ekonomik ve ticari ilişkilerine ve kalkınma beklentilerine olumlu baktığını gösteriyor (Global Times, 26.7.2023).
İTALYA’NIN ÖNÜNDEKİ ZOR KARAR
Veriler ortada. Dolayısıyla İtalya’nın mevcut hükümetinin Kuşak ve Yol’dan ayrılma eğilimi ekonomik değil siyasi.
Nitekim İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, seçim öncesinde dönemin İtalya Başbakanı Giuseppe Conte’nin Kuşak ve Yol’a katılma kararını “büyük hata” olarak nitelemiş, daha da önemlisi, İtalya’nın dış politikasının “Avrupacı ve Atlantikçi” olması gerektiğini savunmuştu.
Ama bir de ekonominin gerçekleri var elbette. İşte bu nedenle Romahükümeti hem ABD baskısı nedeniyle “Kuşak ve Yol’a hayır” diyor ama hem de “Çin’le ilişkinin derinleştirilmesine evet” çizgisini savunuyor.
Bunun en somut ifadesi İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’den geldi. Çin ziyareti sırasında Tajani, Kuşak ve Yol’da aradıklarını bulamadıklarını ama Çin’le üst düzey ilişkileri yoğunlaştırmayı istediklerini açıkladı.
Sonuç olarak İtalya’nın önünde çok önemli bir karar var: Ya Kuşak ve Yol’un fırsatlarından yararlanmak ya da ABD’nin Batı Avrupa’yı Soğuk Savaş’taki gibi yeniden tahakkümü altına alma stratejisine yenilmek…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
19 Eylül 2023
Yılmaz Güney tartışmasının asıl hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/09/2023
Elbette Yılmaz Güney de tartışılır, hiç kimse eleştirilmekten muaf değildir. Ancak Yılmaz Güney tartışmasının asıl hedefini ve tartışmayı kullanan siyasi odağın amacını saptamak, tartışmanın içeriğinden daha önemlidir.
Yine de önce içeriğe değinelim. Sanatçıları tartışırken ölçü hatası yapıldığını düşünüyorum. Bunda birinci neden iktidarın sanatçıları kendi siyasi hedeflerinde kullanmasıyken, ikinci neden de kavramlarla ilgili sorunumuzdur.
Çoğu zaman sanatçı, aydın hatta entelektüel aynı anlamda kullanılıyor. Oysa bu üç kavram birbirinden farklıdır. Çok kabaca tanımlarsak: Sanatçı sanat üreten, uygulayan; entelektüel bilgili, düşünen, yorumlayan; aydın ise çağının çelişkilerini çözümleyerek tutum alan kişidir. Dolayısıyla her sanatçı entelektüel ya da aydın değildir, her entelektüel de aydın değildir.
Sezen Aksu örneği
Çoğu zaman sanatçıyı sanat ölçütüyle değil, siyasette aldığı pozisyonla hatta kişisel özellikleriyle değerlendiriyoruz. Örneğin Sezen Aksu’nun AKP-FETÖ anayasa değişikliğine destek vermeyenleri “iki cihanda lekeli” ilan etmesini, dahası bu tutumu nedeniyle kendisine “sensin kirli” haklı eleştirisi yapan Merdan Yanardağ’a dava açıp haciz işlemi başlatmasını, onun sanatından ayrı olarak değerlendirmeli ve eleştirmeliyiz.
Sezen Aksu’yu “sanatın ölçüleriyle” değerlendirdiğimizde başarılı bir sanatçıdır. Mesele de budur, Sezen Aksu sanatçıdır, aydın değildir. Aydın olsa, siyasal destek verdiği merkezin kendisini en sonunda bir şarkı sözünde Âdem ve Havva’ya cahil dediği için linç edeceğini zamanında görerek tutum alırdı. Çünkü aydın, çağının, toplumunun çelişkilerini çözümleyerek tutum alabilendir.
Sanatın ölçüsü
Yılmaz Güney’i de öncelikle sanatın ölçüleriyle değerlendirmeliyiz. Ve o ölçüler içinde Yılmaz Güney Türk sinemasının en tepesindedir. Dünyaya etkisi bakımdan kıyaslarsak, Türk şiirinde Nazım neyse, Türk sinemasında da Yılmaz Güney odur.
Kadına şiddet ya da karıştığı cinayet üzerinden Güney’in sanatını küçümsemeye kalkan, kendisini küçültür. Güney çok başarılı bir sanatçıdır. Diğer yandan Güney, çağının ve toplumun çelişkilerini çözümleyerek tutum takınan bir kişi olarak aynı zamanda aydındır.
Özetle sanatçıyı sanatıyla ve sanatın ölçüleriyle değerlendirmeliyiz; kişisel zaafları, hataları ve suçlarıyla değil. Elbette kişisel olanları da eleştirebilirsiniz ama o bir sanat/sanatçı değerlendirmesi değildir. Sanatçıyı sanatının ölçüleriyle değerlendirmediğiniz taktirde, sanatın tarihini de yazamazsınız; çünkü kişisel olan ölçü olursa, dünyadaki pek çok büyük edebiyatçıyı, oyuncuyu, ressamı yok saymak durumunda kalırsınız.
İktidarın kültürel hegemonya amacı
Gerçi Erdoğan’ın sanatçıyı siyasal ihtiyacına göre kullandığını biliyoruz ama yine de anımsatalım, 20 Mart 2010’da Dolmabahçe’de 77 sanatçıya kahvaltı verdiğinde şöyle demişti: “Eğer bu ülkenin otoriteleri, Yılmaz Güney’in filmlerine kulak vermiş olsalardı, inanın Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi.”
Evet, Erdoğan için 2010’un ihtiyacı öyleydi; devletin kurumlarıyla çatışırken, yaslanabileceği sanatçıları da kullanıyordu. O gün kahvaltıya katılan 77 sanatçının çoğunun akıbeti ortada. Dikkat edin, son yıllarda Ahmet Kaya’ya da pek atıf yapmaz oldu; çünkü Ahmet Kaya’nın kimi sözlerinin yanında çok hafif kalan sözleri söyleyenlerin bile “PKK propagandasından” hapse atıldığı bir siyasal iklim yarattı.
Gelelim Yılmaz Güney tartışmasının asıl hedefine. İktidarın ideolojik yayın organı Yeni Şafak’ın yazarı net ortaya koyuyor o hedefi: “Yılmaz Güney isimli tanrılarının fanusunda hafif bir çatlak oluştu. Darısı Mahir’inden Deniz’ine diğer tanrıların başına.”
Evet, siyasal İslamcıların derdi sanat tartışması değil, kültürel hegemonya kurabilmek için solu, devrimciliği hedef alıyorlar. Asıl mesele budur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Eylül 2023
Aday ülke değil tampon ülke
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/09/2023
Erdoğan NATO Zirvesi’ne katılmak üzere 10 Temmuz’da yola çıkarken “İsveç’in NATO üyeliğine karşı Türkiye’nin AB üyeliği şartı”nı açıklamıştı.
Ardından 7 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 14. Büyükelçiler Konferansı’nda “AB üyeliğini temel hedef” ilan etmişti.
Böylece AKP iktidarı bir kez daha Türk halkının önüne “AB masalını” koymuş oldu.
AB masalı
Masal diyoruz çünkü Türkiye’nin AB’ye üye olma olasılığı, Alaaddin’in sihirli lambasından cin çıkma olasılığı kadardır.
1999’dan beri aynı masal, döne döne Türk halkının önüne getirilmektedir. ABD o gün Ankara’yı aday üyelik masalıyla AB kapısına bağlayarak Türkiye’nin yüzünü Asya’ya dönmesini engellemeyi amaçlamıştı. Elbette Ankara’dakiler de az çok bu gerçeği biliyordu. Ama bu yalanı sürdürmek Washington’un da Brüksel’in de Ankara’nın da işine geliyordu. AKP iktidarı, AB masalı üzerinden iktidarını sağlamlaştırmayı, AB uyum yasalarına dayanarak devleti ele geçirmeyi istiyordu, başardı da…
Sonuçta AKP iktidarı iç siyasette kamuoyu açısından ihtiyaç duydukça ya da neo-Abdülhamitçi dış siyasette ABD ile Rusya arasındaki dengecilikte AB terazisine mecbur kaldıkça “AB masalına” sarıldı.
AB üyeliği yerine Avrupa Siyasi Topluluğu
Avrupa Parlamentosu’nun bu hafta açıklanan Türkiye raporu, bir kez daha AB aday üyeliğinin masal/hayal olduğunu ortaya koydu. Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin “mevcut koşullar içinde” yeniden başlatılamayacağını belirten rapor 434 oyla kabul edildi; 18 parlamenter karşı oy verirken, 152’si de çekimser kaldı.
Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin başlayamayacağını belirten rapor kabul ediliyor ama masal sürsün diye Türkiye ile üyelik müzakerelerini sonlandırmayı içeren değişiklik önergesi 460 oyla reddediliyor!
Sonuçta Avrupa parlamentosu, özetle “Türkiye AB üyesi olamaz ama Avrupa Siyasi Topluluğu zirvelerine katılmasını memnuniyetle karşılarız” dedi.
AB’den AKP’ye mülteci teşekkürü
Avrupa Parlamentosunun kabul ettiği raporun bir bölümü ise AB’nin ne tür bir ilişki istediğini açık açık ortaya koyuyor. O bölümde, “Türkiye’nin, dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaya devam etme çabaları takdir ediliyor” ve bu çabasından ötürü de “AB Komisyonu’nun Türkiye’ye daha fazla destekte bulunması” isteniyor!
Yani Brüksel Türkiye’ye açık açık şunu söylüyor: Aday üye değilsin, sınırlarımla Ortadoğu arasında tampon ülkesin!
Acı ama böyle. Böyle olduğunu Ankara da biliyor, dahası Ankara bu rolü kabul etti, uyguluyor. Başbakan Binali Yıldırım 2016’da boşuna mı “Türkiye olmasa mülteciler Avrupa’yı istila edecek” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019’da boşuna mı “Avrupa’nın huzurunu 4 milyon sığınmacıyı Türkiye’de tutmalarına” bağlamıştı.
Tampon Ülke – Emperyalizmin Göç Stratejisi (Kırmızı Kedi Yayınevi) kitabımda AB ile AKP’nin Türkiye’yi “göçmen deposu” haline getiren anlaşmalarını ayrıntılı incelemiştim. Hâlâ oradayız. AKP iktidarı Türkiye’yi AB’nin tampon ülkesi olarak tutmayı sürdürüyor.
AB standardı değil halkçılık beyannamesi
Türkiye’nin tampon ülke olmaktan çıkması ve sığınmacı sorununu çözmeye başlayabilmesi için AB aday üyeliği masalını sonlandırması gerekiyor. Elbette bu Türkiye için öncelikle bir iktidar değişimi sorunudur.
Öte yandan demokratikleşmek için AB raporlarına, uyarılarına gerek yok. Demokratikleşme ihtiyacımız ortada ancak çare AB standartlarında değil, öncelikle Cumhuriyetimizin köklerindeki halkçılık beyannamesinde.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Eylül 2023
AKP neden yeni anayasa yapamaz?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/09/2023
12 Eylül 2010 tarihli anayasa değişikliği referandumu ile yargıyı FETÖ’ye teslim eden AKP hükümeti, 12 Eylül 2023’te “yeni bir anayasa” için sempozyum düzenledi.
Erdoğan sempozyumda yaptığı konuşmada, yeni bir anayasa yapmayı iktidarının en önemli işi olarak ilan etti.
Konuşması sırasında “nasıl bir anayasa” sorusuna verdiği “milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan” yanıtı ise Erdoğan’ın anayasa tercihinin üniter yapı açısından sorunlu olabileceğine işaret etmektedir.
Erdoğan’a 4. adaylık yolu
Erdoğan “yeni anayasa” istemektedir ama pek çok nedenle AKP iktidarı anayasa yapamaz özelliktedir.
Bunlardan belli başlılarını sıralayacak olursak:
1) Erdoğan, anayasaya aykırı olarak üçüncü kez cumhurbaşkanı oldu. Oysa Anayasa’nın 101. maddesi net: “Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.”
2) Erdoğan, yeni bir anayasa ile kendisine dördüncü kez seçilme yolu açmak istiyor.
3) AKP iktidarı, başta anayasanın “cumhuriyetin nitelikleri” ile ilgili 2. maddesindeki laiklik olmak üzere pek çok maddesini uygulamayan bir iktidardır. Dayası Anayasa Mahkemesi AKP’nin “laiklik karşıtı odak” olduğuna hükmetti ve mahkum etti.
Anayasaya ve mahkemesine uymayan iktidar
4) Erdoğan, anayasaya uymamasıyla tarihe geçmiş bir yöneticidir. Öyle ki şimdiki ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2017’de “Madem Erdoğan anayasaya uymuyor, anayasayı Erdoğan’a uyduralım” deyip, bugünkü rejimi değiştirme yolu açmıştı.
5) İktidar, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına zaman zaman uymamaktadır. Hatta 2016’da Erdoğan “Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum” çıkışıyla yeni bir yol da açmıştır.
İşte o yol neticesinde, “Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararından sonra ilk derece mahkemesinin, ihlâlin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmakla yükümlü olduğu” ama kimi zaman bunu yapmadığı örnekler oluşmuştur.
Karşıdevrime anayasallık kazandırma hedefi
6) Ortada fiilen bir “12 Eylül Anayasası” zaten yoktur. Çünkü AKP’nin anayasa değişiklikleriyle anayasanın maddelerinin çoğu zaten değişti.
Peki buna rağmen Erdoğan neden yeni bir anayasa istiyor? Çünkü “tek adam rejimi”ne uygun “tek adam anayasası” ile tarikatlar başta karşıdevrimci kurumlara anayasallık kazandırmak istemektedir.
7) Öte yandan anayasayı değiştirmek ile yeni anayasa yapmak farklı şeylerdir. Anayasalar toplum sözleşmesidir ve kurucu meclislerce yapılır. Mevcut Meclis kurucu meclis değildir, tersine Türkiye tarihinin en gerici Meclis’idir.
Böyle bir mecliste muhalefetin desteği bile anayasa yapmaya yetmez. Çünkü yüzde 48 oy Kılıçdaroğlu’na değil, Erdoğan karşıtlığına verildi.
Türkiye’nin asıl ihtiyacı
Özetle Anayasa’ya aykırı, Anayasa’ya uymayan, Anayasa Mahkemesi’ni takmayan AKP iktidarı yeni bir anayasa yapamaz.
CHP listesinden TBMM’ye giren partiler başta olmak üzere hiçbir muhalefet partisi, AKP’ye yeni bir anayasa yapabilme fırsatı sağlayacak desteği veremez. Çünkü hiçbir seçmen, o listedeki milletvekillerine “yeni anayasa” yapma görevi vermedi.
“Yeni anayasa”, AKP’nin karşıdevrimine anayasallık kazandırma girişimidir ve cumhuriyetçi tüm kuvvetler bu tuzağa karşı birlikte mücadele etmelidir.
Türkiye’nin mevcut koşullarda yeni bir anayasaya değil, anayasaya uyan bir iktidara ihtiyacı vardır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Eylül 2023
Kuşak ve Yol’a karşı Koridor mu?
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 12/09/2023
G-20 zirvesi sırasında 7 ülke tarafından mutabakat zaptı imzalanan “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru”, daha çok “Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’a karşı bir Batı-Hindistan ortaklığı” bağlamında tartışılıyor.
Bu koridorun mutabakat zaptının imzacıları Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya, AB ve ABD oldu.
Deniz yolu ve demiryolu ayakları olan koridorun rotası özetle şöyle: Hindistan’dan deniz yoluyla Birleşik Arap Emirlikleri’ne uzanacak, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’a ulaşacak, tekrar denizyolu ile Yunanistan’a varacak.
İSRAİL İÇİN ABD DEVREDE
ABD Başkanı Joe Biden, koridor için imzalanan mutabakat zaptını “bu gerçekten büyük bir anlaşma” diyerek kutladı ve “G20 zirvesinin ve ortaklığın odak noktası” olarak niteledi.
ABD’nin bu koridorla ilgili bir süredir çalışma yapmakta olduğu anlaşılıyor. Zira koridorda önemli bir yere sahip olan İsrail için devrede olanın bizzat Washington yönetimi olduğu anlaşılıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu, ülkesinin bu projede önemli bir kavşak olacağını belirttiği konuşmasında, “projeye katılmaları için ABD’nin kendileriyle birkaç ay önce temas kurduğunu ve o tarihten bu yana bu atılımın gerçekleşmesi için yoğun diplomatik temaslar yürüttüklerini” açıkladı.
Projeyi “İsrail tarihindeki en büyük işbirliği” olarak niteleyen Netanyahu, bu projenin demir yolları, fiber optik kanallar ve elektrik hatlarının döşenmesi ile diğer altyapı işlerini kapsayacağını belirtti.
BIDAN’IN İŞARET ETTİĞİ İKİ KORİDOR
ABD’nin koridoru Çin’e karşı düşündüğünün en net göstergelerinden biri de Biden’ın konuşması sırasında ikinci bir koridora işaret etmesiydi.
Biden, ikincil olarak da Sahra altı Afrika’da, “Trans-Afrika Koridoru”na yatırım yapmak için özel bir kamu ortaklığı için çalıştıklarını duyurdu ve buna AB’nin katıldığını söyledi.
Proje özetle Afrika’nın güneyindeki Angola’dan Hint Okyanusu’na uzanacak bir demiryolu hattını içeriyor.
İşte Biden bu iki koridorun, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridoru ile Trans-Afrika koridorunun, oyunun kurallarını değiştiren iki büyük yatırım olarak niteledi.
KORİDORUN FİNANSMAN SORUNU
Peki bu proje ne zaman başlayacak, nasıl finanse edilecek?
Zapta imza atan ülkeler, bağlayıcı bir finansal taahhütte bulunmadı, yalnızca iki ay içinde koridorun oluşturulmasına yönelik bir “eylem planı” hazırlamayı kabul etti.
Yapılan değerlendirmelerde, ABD’nin bu en önemli sorun için AB ve Japonya’ya yaslanmayı planladığı anlaşılıyor.
AB’nin geçen yıl Kuşak ve Yol’a alternatif olarak açıkladığı Küresel Ağ Geçidi projesi için 2027’ye kadar gelişmekte olan ülkelerin altyapı yatırımlarına ayıracağını açıkladığı 300 milyar avroluk kaynağın, buraya yönlendirileceği belirtiliyor.
Diğer yandan Japonya da projede rol üstleneceklerini duyurdu. Japonya Başbakanı Kişida, ülkesinin “partner ülkelerin ekonomik gelişimlerini desteklemek amacıyla altyapı yatırım projelerine öncülük edeceğini” söyledi.
TÜRKİYE RAHATSIZ
Toplam bir değerlendirmeye geçmeden, koridorla ilgili Türkiye’nin tutumunu da not edelim.
Konu, G20 dönüşü sırasında gazeteciler tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da soruldu. Koridor Türkiye’den geçmiyor, Avrupa’ya bağlantı Körfez ülkeleri-İsrail-Akdeniz üzerinden kuruluyor.
Belli ki Erdoğan bu durumdan rahatsız. Zira net bir şekilde “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridoru Türkiye’siz olmaz” dedi.
Erdoğan, gazetecinin “koridor Çin’in ve Kuşak ve Yol’una karşı mı” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Kuşak ve Yol girişimi konusunda Çin mesafe aldı, devam ediyor. Biliyorsunuz bizim de Çin’in attığı bu adıma yönelik aldığımız mesafe var. Yani Marmaray’a varıncaya kadar hepsi o projenin, planın içinde.”
DEĞİŞEN DÜNYA HESAPLARI DA DEĞİŞTİREBİLİR
Genel bir değerlendirmeye geçersek…
1) ABD’nin, bu koridoru Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’a karşı düşündüğü açık.
ABD, Çin’e karşı Hindistan’ı başından beri dengeleyici güç olarak görüyor ve bu nedenle Hindistan’ı Çin’i hedef alan büyük stratejisine eklemlemeye çalışıyor. ABD yönetimi sırf bu amaçla, Asya-Pasifik ismini bile Hint-Pasifik’e çevirdi.
Hindistan ise ŞİÖ ve BRICS’te ortağı olduğu Çin ve Rusya’ya karşı ABD’nin müttefikliğini kabul etmiyor ama QUAD ve bu türden ekonomik koridor projelerinin içinde yer alarak kendisine alan açmaya çalışıyor.
Görünen o ki Hindistan “bağlantısızlık geleneği” üzerinden her iki tarafla da işbirliği yürütmeyi, bu şekilde konumunu güçlendirmeyi hesaplıyor.
2) ABD, bu koridor üzerinden sadece Hindistan’ı değil, son dönemde Çin’le işbirliğine ağırlık veren Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni de yeniden yanına çekmeyi hedefliyor.
3) Koridorun hayat bulmasının önündeki en önemli sorun, finansman sorunu. ABD’nin bu projeye açıkladığı kaynağı yok, yukarıda da belirttiğimiz gibi AB ve Japonya kaynaklarına dayanacağı anlaşılıyor.
Oysa Kuşak ve Yol’da büyük mesafe alınmış durumda ve AB’nin 2027’e kadar 300 milyar avro kaynak düşündüğü şartlarda, Çin’in 2027’ye kadar 1.7 trilyon dolar harcamış olacağı hesaplanıyor.
4) Çok kutupluluk/merkezlilik, ülkelerarası ilişkileri çok hızlı etkiliyor ve değiştiriyor. ABD’nin en önemli müttefiklerinin Çin’le son yıllarda derinleştirdikleri işbirliği ve BRICS’e Küresel Güney’in yönelimi gibi durumlar, hesapların her zaman tersine dönebileceğinin de göstergesi.
Nasıl ki ABD müttefiki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Rusya’yı yıpratacak enerji hamlesi yapmayı planlarken tersi oluştuysa, bu gibi projelerde de günün sonunda hesaplar değişebilir!
Özetle Koridor, Kuşak ve Yol’un alternatifi olamaz ama ortak çıkarları yükseltmek üzere Kuşak ve Yol’un içinde koridor olabilir…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
12 Eylül 2023
ABD’nin Kafkasya’da “2. cephe” kışkırtması
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/09/2023
ABD’nin başından beri Rusya’ya karşı Ukrayna dışında Kafkasya’dan da bir cephe açmak istediği sır değil. Nitekim Ukrayna’da savaşın başlamasından dört ay önce Saakaşvili Gürcistan’a bu iş için gönderilmiş ama başarılı olamamış ve savaş başladıktan kısa bir süre sonra da Gürcistan Başbakanı İrakli Garibaşvili, “İktidarda olduğumuz sürece burada ikinci bir cepheye izin vermeyeceğiz” demişti.
Yani bugünkü savaş, ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’a NATO üyeliği yolu açmaya çalıştığı 2008’de başlamıştı bir bakıma. Çünkü ABD, Rusya’yı hem batısından hem de güneyinden vurarak daha çabuk yıpratacağını varsayıyordu; çünkü ABD Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğiyle birlikte Karadeniz’i “NATO gölü” yapacağını hesaplıyordu.
ABD’nin hamleleri
ABD’nin Kafkasya’dan Rusya’ya karşı ikinci bir cephe açabilme olasılığı görünmüyor ama bu elbette ABD’nin Kafkasya’da bunun için çalışmayacağı ve karışıklık kışkırtmayacağı anlamına gelmiyor. Washington açısından bir ikinci cephe olmasa da Rusya’nın güneyinde çatışmalı bir ortamın oluşması, yine de yararlıdır çünkü…
Nitekim bu amaçla son dönemde bazı hamleler yaptı: ABD önce Rusya’nın Azerbaycan ve Ermenistan’la üçlü barışına çomak sokmaya çalıştı; Ermenistan-Azerbaycan anlaşması için kendisi devreye girmeye çalıştı.
Bunu Ermenistan Başbakanı Nikol Peşinyan’ın “Ermenistan’ın Rusya’ya güvenlik açısından bağlı olması stratejik bir hataydı” çıkışı izledi. Paslaşmayı NATO’nun Avrupa Genişleme Komitesi Başkanı Gunther Fehlinger’in ABD’ye yaptığı “Ermenistan NATO’ya alınmalı” çağrısı izledi. Final de 10 günlük ABD-Ermenistan ortak tatbikatı kararı oldu.
Kremlin’den Erivan’a sert nota
Elbette Rusya’nın bu ABD kışkırtmasını sadece izlemesi beklenemezdi. Kremlin Erivan’ı çok sert şekilde uyardı ve şu dört “dost olmayan” politikası nedeniyle Peşinyan yönetimine nota verdi:
1) Azerbaycan’la ilişkilerin normalleşmesine yönelik Rusya ile varılan üçlü anlaşmaların geçerliliğinin sorgulanması,
2) Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’nün onaylama sürecinin başlatılması,
3) Ermenistan Başbakanı’nın eşinin Kiev’deki Nazi rejimine insani yardım ulaştırmak için Kiev’e gitmesi,
4) ABD’nin katılımıyla Ermenistan topraklarında askeri tatbikatların düzenlenmesi.
ABD hedefi: Türkiye-İran çatışması
ABD kışkırtmasının bizi ilgilendiren asıl boyutu ve tehlikesi ise şu: Bir haftadır Azerbaycan-Ermenistan savaşının yeniden başlayacağı olasılığı konuşuluyor. Dahası bunu fırsat görenler, Azerbaycan-Ermenistan savaşı üzerinden bir Türkiye-İran çatışmasıyla yangını daha da büyütebileceklerini umuyorlar.
Kremlin’in sert çıkışı aynı zamanda bu sürece bir müdahale anlamına geliyor. İşe yaradı mı henüz belli değil ama Türkiye-Rusya ikili işbirliğinin, hele de İran’ın katılımıyla üçlü işbirliğinin Kafkasya’da ABD-İngiltere planlarını önlemede kesin çözüm olduğunu biliyoruz.
(Bu arada dün ajanslara önce “Ermenistan ve Azerbaycan, Laçin Koridoru için anlaşmaya vardı: İki ülkeden de Dağlık Karabağ’a yollar açılacak” haberi düştü, ardından ise Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hacıyev’in “anlaşmaya varılmadı” açıklaması… Şimdilik Bakü’nün istediği şekilde Karabağ’a insani yardım için Ağdam-Hankendi yolunun açılacağı anlaşılıyor.)
3+3 platformu hayata geçirilmeli
Kriz sürüyor ama süreçten çıkarılması gereken üç temel ders olduğu görülüyor:
1) ABD’nin Kafkasya kışkırtmaları sürecek. Dolayısıyla meselenin kesin çözümü açısından “Türkiye, Rusya, İran ile Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan’ı bir araya getirecek 3+3 platformu”nun hayata geçirilmesi gerekiyor.
2) Türk-Rus işbirliği geçen yüzyılda da bu yüzyılda da Anglosakson projeleri önleyebilmede en etkili yoldur.
3) Türkiye ile İran, karşıtlığa dayanan kendi içlerindeki politik çizgilere karşı ciddi ideolojik mücadele yürütmeli.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Eylül 2023
Çin’in ‘ortak yurt’ mesajı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/09/2023
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği ASEAN zirvesi, ABD’nin Asya-Pasifik’teki yeni soğuk savaş girişimleri nedeniyle önemliydi. ASEAN’ın Çin ve Hindistan gibi ortaklarının bu nedenle zirvede hangi mesajları verecekleri merakla bekleniyordu.
Çünkü geride kalan birkaç ayda ABD, Hindistan’ı stratejisine eklemlemek için bastırmış, Japonya ve Güney Kore ile üçlü savunma işbirliği anlaşması imzalamış ve AUKUS’u genişletmeye çalışmıştı.
Diğer tarafta ise Çin ve Hindistan’ın bulunduğu BRICS tarihi bir genişleme kararı almış, yaptırımlara rağmen Rusya-Hindistan ekonomik ilişkilerinin artması ABD’yi kaygılandırmış, Çin ve Rusya ABD’nin girişimlerine karşı Pasifik’te ortak tatbikatlar yapmıştı.
Soğuk savaşa karşı çıkma çağrısı
5’i kurucu 10 üyeli ASEAN Zirvesi marjındaki ASEAN+3’te (Çin, Japonya ve Güney Kore) konuşan Çin Başbakanı Li Çang iki önemli mesaj verdi:
1) Çin Başbakanı Li, ASEAN+3 ülkelerinin liderlerine “İçinde bulunduğumuz anda taraf tutmaya, bloklar arası cepheleşmeye ve yeni bir soğuk savaşa karşı çıkmak büyük önem taşıyor” diye seslendi.
2) Çin, Japonya ve Güney Kore’nin ASEAN ülkeleriyle birlikte “ortak bir yurdu” paylaştığını belirten Li, “Burada barış ve refah olursa bundan hepimiz faydalanırız, çalkantı ve kargaşa olursa bundan hepimiz zarar görürüz” dedi (AA, 6.9.2023).
Elbette bu denklemden en çok mesaj çıkarması gereken ülkeler Japonya ve Güney Kore’ydi; çünkü iki ülkenin göreceği zarar büyük olasılıkla Çin’in göreceği zarardan fazla olacaktı.
Hindistan’ın Asya Yüzyılı vurgusu
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ise ASEAN Zirvesi marjında düzenlenen ASEAN-Hindistan Zirvesinde konuştu. Modi’nin öne çıkan dört vurgusu ve mesajı oldu:
1) ASEAN’ı “büyümenin merkez üssü” olarak niteledi.
2) 21. Yüzyılın “Asya’ya ait olduğunu” belirtti.
3) “Covid-19 sonrasında kurallara dayalı dünya düzeni kurulması” gerektiğini söyledi.
4) “Asya-Pasifik bölgesinin gelişmesinin ve Küresel Güney’in sesinin duyurulmasının, herkesin çıkarına olduğunu” vurguladı (cumhuriyet.com.tr, 7.9.2023).
Yerel paralarla işlem eğilimi büyüyor
Hindistan Başbakanı Modi’nin mesajları, öncelikle Atlantik Yüzyılı’nın bittiğini ve Asya Yüzyılı’nın başladığını saptıyor. Diğer yandan “ABD düzeni” yerine “yeni bir düzen” talebinin dile getirilmesi de çok önemli.
Modi’nin bu mesajlarını “Küresel Güney’in sesinin duyurulması” vurgusuyla birlikte değerlendirdiğimizde, Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi’nde sandalye talep ettiği sonucunu çıkarabiliriz elbette. Hindistan, büyüyen ekonomisi ve artan siyasi etkisi nedeniyle, küresel ilişkilerde daha önemli bir rol talep ediyor görünüyor.
Elbette ABD’nin Çin-Rusya ikilisine karşı Hindistan’ı yanına çekme gayretleri ile Çin ve Rusya’nın ŞİÖ ve BRICS’te Hindistan’la işbirliği yapıyor oluşu Yeni Delhi yönetimine küresel güç ilişkilerinde alan açıyor ancak etkinlik kazanmada hangisinin motor fonksiyonu gördüğü asıl meseledir.
Son dönemde ABD düşünce kuruluşlarında yapılan “3. yol” tartışmaları ve Hindistan’a yapılan çağrılar bu bakımdan önemli. Hindistan’ın “ABD ve Çin-Rusya merkezlerinden ayrı, Küresel Güney ülkeleriyle 3. merkezi kurması gerektiği” görüşlerinin ne anlama geldiğini ayrı bir yazıda tartışacağız.
Bitirirken ASEAN Zirvesi’nin sonuçlarından en dikkat çekene işaret edelim: “Üyeler ASEAN Yerel Para Birimiyle İşlem Görev Gücü’nün kurulmasını ve ASEAN için Bölgesel Ödeme Bağlanabilirliği Yol Haritası’nın tamamlanmasını memnuniyetle karşıladı.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Eylül 2023
AKP’den yeni perspektif, yeni yaklaşım!
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/09/2023
Türk ve Yunan dışişleri bakanları önceki gün “yeni dönem” başlattı (Yeni Şafak, 6.9.2023). İki dışişleri bakanına bu görevi bizzat liderleri vermişti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO zirvesinde görüşen Erdoğan ile Mitçotakis’in, “sorunların yeni bir perspektifle çözülmesi konusunda fikir birliğine vardığını ve dışişleri bakanlarına bu konuda görev verdiğini” belirtiyordu (AA, 5.9.2023).
Türk ve Yunan dışişleri bakanları da “yeni perspektifle çözüm” için bir araya gelmiş ve “yeni dönemi” başlatmıştı. Fidan şu sözlerle müjdeliyordu bunu: “Sorunların çözümüne yeni yaklaşımlar getirme konusunda hemfikir olduk” (AA, 5.9.2023).
Temel sorunlar
Yeni perspektif, yeni yaklaşım, yeni dönem ve çözüm… Elbette kulağa hoş gelen sözler bunlar ama nasıl?
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar elbette çözülmeli ama bu sorunlar Türk ya da Yunan tezinin dışında üçüncü bir çözüm olasılığı içeriyor mu ki Ankara ile Atina “yeni yaklaşımla çözüm” hedefleyebiliyor?
Nedir Ankara açısından Türkiye ile Yunanistan arasındaki en temel sorunlar?
1) Yunanistan ve Güney Kıbrıs, KKTC’nin varlığını tanıyacak mı?
2) Yunanistan Ege’de 12 mil hedefinden vaz geçecek mi?
3) Yunanistan, Lozan’a aykırı olarak silahlandırdığı adalardaki birliklerini çekecek mi?
4) Yunanistan, işgal ettiği ada, adacık ve kayalıkları boşaltacak mı?
Atina/Brüksel/Washington açısından da “Türk askerinin adadaki varlığı”, “iki bölgeli-iki toplumlu tek Kıbrıs devleti” vb konular var.
Taviz verilebilecek sorunlar mı?
Gerçi AKP açısından dördüncü madde sorun bile değil ama devlet yaklaşımı ile bakarsak, Ankara ve Atina bu sorunları “yeni yaklaşımla” nasıl çözebilecek? Çünkü bu sorunların Türk ve Yunan/Batı çözümleri var, ara bir çözümü yok.
Örneğin Kıbrıs’ta Yunan çözümü KKTC’yi yok saymak, Türk çözümü KKTC’nin varlığını kabul ettirmek şeklinde. Yeni yaklaşımla ara bir çözüm olası mı? Yoksa ya Atina ya da Ankara tezinden taviz mi verecek?
Örneğin Ege’de Yunan tezi karasularını 12 mile çıkarmak, Türk tezi reddetmek şeklinde. Yeni yaklaşımla 9 mil şeklinde ara bir çözüm olası mı? Yoksa ya Atina ya da Ankara tezinden taviz mi verecek?
Kısacası bu temel sorunlara, taraflardan biri kendi tezinden vazgeçmediği müddetçe, “yeni yaklaşımla” çözüm bulmak mümkün değil.
Yoksa Atina ve Ankara tüm sorunlara toptan bir çözüm mü bulacak? “Sen şu konuda taviz ver, ben bu konuda taviz vereyim” gibi… Peki kim hangi konuda taviz verebilecek? AKP Mavi Vatan konusunda zaten bir süredir taviz vermiş gibi görünüyor ama karşılığında Yunanistan hangi tavizi verebilecek?
Erdoğan’ın “gerekirse yeniden Annan Planı” mesajı
Yoksa tüm bunlar AKP’nin Mayıs 2023 seçimlerinden sonra yeniden hedef ilan ettiği AB üyeliği hayaliyle mi ilgili? Anımsayın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 14. Büyükelçiler Konferansı’nda AB üyeliğini temel hedef ilan etmişti (AA, 7.8.2023).
Ama daha sorunlusu da şu mesajdı: Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO’da Biden ve Mitçotakis’le görüştükten kısa bir süre sonra “Samimiyetimizi Annan Planı dahil, şimdiye kadarki tüm süreçlerde gösterdik, gerekirse yine gösteririz” dedi (AA, 24.7.2023).
Ankara’nın Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan tavizi vermesi ve “gerekirse yeniden Annan Planı” hevesinde olması, belli ki ABD’yi memnun etmiş, zira peşinden 21 Ağustos’ta ABD uçak gemisi ile Türk gemilerinin Doğu Akdeniz’de tatbikatı geldi.
İttifak krizi, değişim krizi, danışman krizi ile boğuşan ana muhalefetin başını kaldırıp eğilmesi gereken önemli dış politika sorunları bunlar…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Eylül 2023
ABD modeli, Türkiye-Rusya modeli
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 05/09/2023
Soçi’deki Erdoğan-Putin zirvesinin en çok üstünde durulan başlığı tahıl koridoru sorunuydu. Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya, BM ve Ukrayna ile imzalanan iki anlaşmanın Ukrayna kısmı uygulanırken, Rusya kısmının uygulanmaması, yani Rus tahılının satışının önündeki engellerin kaldırılmaması nedeniyle Moskova anlaşmadan çekilmişti.
KARADENİZ’İ RİSKE ATAN ABD MODELİ
ABD bu tablo karşısında ikili bir politika izledi: Bir yandan Rusya’nın tahıl satışının önündeki engelleri sürdürerek “Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasına” dönüşünü(!) istedi ama diğer yandan da “insani koridor”u uygulamaya sokmaya çalıştı.
Neydi insani koridor? Ukrayna tahılının Karadeniz’in batısını izleyerek, NATO üyeleri olan Romanya, Bulgaristan ve Türkiye karasularından İstanbul Boğazı’na ulaşması.
Bu koridor, Rusya açısından, dönüşte Ukrayna gemilerinin ne getirdiğinin kontrol edilemeyeceğinden ötürü riskliydi ve Moskova açıkça bu uygulamaya izin vermeyeceğini belirtti. Nitekim insani koridor, sadece tek bir uygulamaya sahne oldu.
Bu ABD modeli, Karadeniz’i çatışmanın sahası yapma riski taşıyordu elbette. Nitekim bu modeli en örtüsüz şekilde gündeme getiren de eski NATO Başkomutanı James G. Stavridis’di: “Ukrayna tahılını taşıyan gemilere NATO ya da ABD ve İngiltere ile Karadeniz’deki ortaklarının savaş gemileri güvenlik sağlamalı. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’daki NATO üslerinden kalkan savaş uçakları onlara eşlik etmeli.”
TÜRKİYE ABD MODELİNE KARŞI
Türkiye, taşıdığı bu risk nedeniyle ABD modeline karşı. Nitekim dün Soçi’de Erdoğan bunu ifade etti, “tahıl koridoruna alternatif olarak yapılan önerilerin tarafların katılımına açık kalıcı model sunmadığını” belirtti.
Putin de Soçi’de “insani koridor” konusuna değindi ve “Ukrayna’nın insani koridoru askeri amaçlarla kullandığını” belirterek, Türk Akım ile Mavi Akım’a saldırı girişimleri olduğunu anımsattı.
KARADENİZ’İ KORUYAN TÜRK-RUS MODELİ
Türkiye-Rusya modeli ise mevcut anlaşmanın gereklerinin yerine getirilerek, tekrar uygulanması şeklinde. Yani ABD/Batı BM’nin imzaladığı anlaşmadaki gibi Rus tahılının satışının önündeki engelleri kaldıracak ve Rusya anlaşmaya dönecek.
Ancak ABD, Rus tahılının satışını önleyen yaptırımlarını sürdürüyor. Buna rağmen de “Rusya’nın insani gerekçelerle tahıl koridoru anlaşmasına dönmesi gerektiğinin” propagandasını yapıyor. Nitekim, Erdoğan-Putin zirvesinden sonra bile bu ikiyüzlü siyasetini sürdürdü Washington: “Rusya’yı tahıl anlaşmasını uygulamaya çağırıyoruz. ABD, BM ve Türkiye’ye minnettar.”
Bu tutum nedeniyle de Soçi’den “yeniden tahıl koridoru” kararı çıkmadı. Putin, “yaptırımlar kaldırılmadan anlaşmaya dönmeyeceğini” belirtti. Diğer yandan Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesinin küresel gıda pazarını etkilemediğini, üretimde sıkıntı olmadığını, yalnızca dağıtımda aksaklık olduğunu belirtti.
AFRİKA İÇİN ALT KORİDOR
Diğer yandan Moskova, Ukrayna tahılının propaganda edildiği gibi ihtiyaç duyan ülkelere değil, gelişmiş ülkelere gittiğini belirtiyor.
Ukrayna tahılının geçişindeki kontrol merkezi durumundaki İstanbul’un verileri de Moskova’yı doğruluyor. Nitekim Erdoğan Soçi’de buna dikkat çekti: “Karadeniz Tahıl Koridoru’ndan, en az gelişmiş, fakir Afrika ülkelerine gönderilecek tahıl önemli. Ama buradan çıkacak tahılın yüzde 44’ü Avrupa ülkelerine giderse buna tabii haklı olarak Rusya olumlu bakmıyor.”
İşte bu şartlarda mevcut tahıl koridoruna dönülmediyse de, Afrika’ya destek için bir “alt koridor” inşasında mutabık kalında Soçi’de.
Özetle, Rusya, en ihtiyaç duyan altı Afrika ülkesine ulaştırılmak üzere Türkiye’ye 1 milyon ton tahıl gönderecek, Türkiye bunu una dönüştürecek, Katar da bu organizasyonun finansmanına destek verecek.
Putin bunun alternatif bir anlaşma olmadığını ise özellikle belirtti: “Bu mevcut anlaşmanın ikamesi değil, aksine bizim tarafımızdan sunulan büyük bir katkı. Bu, Afrika ülkelerinin gıda sorunlarının çözümüne bizim tarafımızdan yapılacak çok büyük bir katkı”
İKİ MODEL, İKİ ZIT YAKLAŞIM
Evet, özetle Karadeniz’de Tahıl Koridoru konusunda iki temel model var.
ABD modeli, Ukrayna tahılının NATO ülkesi karasularından dünyaya pazarlanmasını savunuyor. Ancak bu model, yukarıda özetlediğimiz şu riski taşıyor: Rusya, Ukrayna gemilerinin kontrol edilmediği bu modelde dönüşte silah taşıyabileceğini belirterek, uygulamaya sahada engel olacağını belirtiyor. Haliyle ABD modeli, Karadeniz’de bir çatışma riski taşıyor. Ankara bu nedenle ABD modeline karşı.
Türkiye-Rusya modeli ise mevcut anlaşmanın uygulanması şeklinde. Ancak şu farkla: Moskova anlaşmanın kendisiyle ilgili bölümü yerine getirilmeden anlaşmaya dönmeyeceğini belirtirken, Ankara ise Moskova’nın tutumunu haklı bulmakla birlikte, yine de anlaşmaya dönmesini savunuyor.
Dolayısıyla Soçi’den Tahıl Koridoru konusunda net sonuç çıkmadı ama Erdoğan’ın bir süredir izlediği Ukrayna’ya yakın siyasetlere (“Kırım’ın ilhakı kabul edilemez” ve “Ukrayna NATO üyeliğini hak ediyor” söylemleri ile Rusya’yla yapılan anlaşmaya aykırı olarak 5 neo-Nazi taburu komutanını Zelenski’ye teslim etmesi) rağmen, Ankara ile Moskova yararını gördükleri işbirliğini sürdürme isteğini ortaya koymuş oldu.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Eylül 2023