Archive for category Politika Yazıları

Dervişizm

Seçim süreci boyunca pek çok kez yazdık: İki seçenek arasında birincisi ekonomi-politik açıdan, ikincisi de dış politika bakımından temelde fark yok; iki seçenek de neoliberal ekonomi programı uygulayacak, iki seçenek de NATO’cu…

Somutlarsak, Millet İttifakı’nın ekonomistleri olarak örneğin Ali Babacan ya da Faik Öztrak ile Cumhur İttifakı’nın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek arasında renk farkı yok, ton farkı var.

Nitekim üç ismi de program düzeyinde Kemal Derviş parantezine alabiliriz. AKP’nin CHP’li Kemal Derviş’in programını devralarak uygulaması bile bu benzeşmenin göstergesidir.

Özetle, Kemal Derviş programı 23 yıldır iktidardır ve Dervişizm Cumhur İttifakı’nın da Millet İttifakı’nın da ekonomi-politiğinin adıdır.

“Yeni CHP” eşittir “eski AKP”

Aslında ideolojik plandaki bu benzeşme halini, yakın dönemdeki iki örnek uygulamada net şekilde gördük: Anımsayacaksınız, iki örneği de iki ayrı yazıda eleştirmiştik.

İlki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Biz hangi yanlışları terk ettiysek, artık Saray tam odur” sözleriydi. Bu sözler şu anlama geliyordu: CHP yenilenmiş “eski AKP” olmuş, AKP de yenilenmiş “eski CHP” olmuştur.

İkinci örnek de seçim cepheleşmesiydi ve bu köşede “karşıtların yan yana, benzerlerin karşı karşıya gelebildiği bir gevşek cepheleşme” diye tarif etmiştik. Her iki tarafta da siyasal İslamcılar, her iki tarafta da milliyetçiler yer alabildi. Hatta daha ilginci, ilk turun üçüncü gelen ittifakı, ikinci turda ikiye bölünüp ayrı ayrı seçenekleri destekleyebildi.

Ve taze örnek: CHP’li Abdüllatif Şener, Kılıçdaroğlu’na oy vermediğini açıkladı! “Yeni CHP”li Şener, zaten “eski AKP”nin kurucusuydu.

Özetle bu tablo bile seçenekler arasında renk değil, sadece ton farkı olduğunu resmetmektedir.

Derviş-Şimşek benzerliği

Daha ilginci de şudur: Erdoğan’ın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek, aslında daha önce Ali Babacanlarla birlikte hareket etmişti ancak DEVA’ya katılmamıştı. Yani karar değiştirmese ve Millet İttifakı seçimi kazansa, belki de yine ekonomi dümenine geçecekti.

Buna siyasette “benzerlerin benzer davranışları” yasası da diyebiliriz. Dünya Bankası Başkan Yardımcıyken Türkiye’ye gelip ekonominin dümenine geçen Kemal Derviş, anımsayın, önce DSP’yi bölme operasyonunda İsmail Cemlerle hareket etmiş ama kurulan YTP’ye katılmayıp, gidip CHP’ye üye olmuştu.

“IMF’siz IMF programı”

Özetle, hepsi aynıdır, neoliberalizmin pratisyenleridir: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, Kemal Derviş’in izleyicileridir…

Daha da somutlarsak, İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek Londra tefecilerinin, CFR üyesi Hafize Gaye Erkan da New York bankerlerinin temsilcisidir.

AKP dönemlerinde adı değişse de, temelde ekonomi programı aynıdır: Şimşek-Erkan ikilisi, Erdoğanizmin oluşturduğu programdaki sapmayı düzeltmeye geldiler; Erdoğan’ın “Hazine ve Maliye Bakanımızın Merkez Bankası’yla atacağı adımları kabullendik” sözü bile bu gerçeğin ifadesidir.

Nitekim kamucu iktisatçılarımızdan Prof. Dr. Aziz Konukman, bunu “IMF’siz IMF programı” diye nitelemiştir (gazetebilim.com.tr, 8.6.2023).

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Haziran 2023

2 Yorum

Kıbrıs ve Avrupa’nın ABD sorunu

Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis ile görüşen Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberto Metsola, iki önemli mesaj verdi:

1. “Kıbrıs sorunu Avrupa sorunudur.”

2. “Kıbrıs bölünmüş olduğu sürece Avrupa bütünleşemeyecek” (Cumhuriyet.com.tr, 14.6.2023).

Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olmasıyla, Kıbrıs sorununun Avrupa sorununa dönüştü(rüldü)ğü ne yazık ki doğru. AKP hükümetinin Denktaş’ı dışlayarak Annan Planı’na destek vermesi, devlet kurumlarının dönüştürülmesinde kaldıraç gördüğü için AB’cilik yapması ve toplamda o süreçte izlediği hatalı yol, Kıbrıs konusunu Avrupa sorununa dönüştürdü. Oysa konunun uzmanları, izlenen yolun sorunu İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin garantörlüğünün dışına taşıracağı uyarılarını defalarca yapmışlardı.

Derdimiz tekrar o süreci anımsamak değil, asıl AP Başkanı Metsola’nın ikinci mesajını tartışmak istiyorum.

Yugoslavya’da ayrılıkçılık, Kıbrıs’ta birlikçilik!

Brüksel, “Kıbrıs bölünmüş olduğu sürece Avrupa bütünleşmeyecek” diyerek, KKTC’nin Güney Kıbrıs tarafından yutulması hedefini sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Nasıl sürdürmesin, Kıbrıs konusunun onlarca yıldır var olan boyutlarına şimdi bir de Doğu Akdeniz’deki enerji-politik önemi eklenmiş durumda.

Mesele Avrupa coğrafyasında “birlikçilik” değil elbette. Öyle olsa 20 yılda Avrupa’nın göbeğinde Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölmezlerdi. Yugoslavya’da birlikte yaşayan halkları bölenler, Kıbrıs’ta zaten ayrı yaşayan halkları birlikte yaşamaya zorluyorlar.

Emperyalistlerin bu ikiyüzlülüğü, görmek isteyenler için ibretliktir: Örneğin Uygur Türkleri Çin’den “ayrılsın” diye uğraşırlar ama Kıbrıs Türklerini zorla Kıbrıs Rumlarıyla “birleştirmeye” çalışırlar. Yani dertleri ne Uygur ne de Kıbrıs Türkleridir; dertleri Çin’i zayıflatmak ve Doğu Akdeniz’de kazançtır…

Avrupa’nın bölünme sorunu

Gelelim Avrupa’nın asıl sorununa… “Kıbrıs bölünmüş olduğu sürece Avrupa bütünleşmeyecek” diyenler, asıl ABD-İngiltere eliyle bir bölünme sorunu yaşıyorlar.

ABD, Çin ve Rusya’ya karşı izlediği strateji ile fiilen Avrupa’yı zayıflatıyor, dahası Avrupa coğrafyasını bölünme riskiyle karşı karşıya getiriyor.

Rusya’ya yaptırımlara zorla dahil edilen Avrupa ekonomilerinin hali ortada. ABD, şimdi Çin’e karşı da AB’yi zorluyor. Bazı AB ülkeleri ise direniyor ve Çin’le ABD’den ayrı bir ilişki geliştirmek istiyor.

Ama ABD’nin stratejisine eklemlendiği müddetçe, AB’nin çok kutuplu dünyada güçlü bir merkez olma olasılığı zayıflıyor.

Tablo ortada: İngiltere’nin ayrılmasıyla Avrupa zaten ikiye bölünmüştü. Şimdi İngiltere, Ukrayna ve Polonya’yla kurduğu “Küçük Avrupa İttifakı”nı Baltık ve Karadeniz bölgelerine genişleterek, Avrupa’yı yeniden bölünmeye götürüyor.

Süreç ilerlerse iş orada kalmaz, Almanya merkezli Orta-Kuzey Avrupa ile Fransa merkezli Akdeniz-Batı Avrupa da ayrışır…

ABD’nin AB’yi vasallaştırma hedefi

Batı Avrupa, Soğuk Savaş boyunca ABD’nin bir nevi vasalıydı. AB, ardından önce birlik yoluyla güçlenmeye, sonra da ABD’den “stratejik özerklik” kazanmaya çalıştı.

ABD ise NATO’yu doğuya doğru genişleterek iki hedefe birden yöneldi: Hem Rusya’yı zayıflatmak hem de Avrupa içinde “stratejik özerklik” arayışlarını frenlemek.

O nedenle, ABD-İngiltere ikilisinin Rusya’yı “Avrupa güvenlik mimarisi”den atma hedefi, sonuçları bakımından aynı zamanda Almanya-Fransa merkezli Avrupa’yı vasallaştırma işidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Haziran 2023

1 Yorum

Messi: ‘Taiwan Çin değil mi?’

Dünyaca ünlü Arjantinli futbolcu Lionel Messi, Beijing Havalimanında pasaport sorunu yaşadı. Üzerinde Arjantin pasaportu yerine İspanya pasaportu olan Messi geçici vizeyle ülkeye giriş yapabildi.

Messi‘nin ‘Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu’ düşündüğü için İspanyol pasaportunu kullandığı düşünülürken, havalimanındaki görevlilere ‘Taiwan, Çin değil mi?’ dediği aktarıldı” (Sputnik, 12.6.2023).

Olay, dünya spor basınında “Messi Çin savunmasını geçemedi, Messi Çinli güvenlik güçlerine çalım atamadı” esprileriyle yorumlanırken, Messi’nin “Taiwan, Çin değil mi?” sözleri ise başlıklara taşındı.

HONDURAS’IN ‘TEK ÇİN’ POLİTİKASI

Evet, Taiwan Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır ve bunu kabul eden ülkeler listesine son olarak Honduras da katıldı:

1. Honduras 82 yıldır sürdürdüğü Taiwan’la diplomatik ilişkisini kesti (15.3.2023). Böylece Panama, El Salvador, Dominik Cumhuriyeti ve Nikaragua’dan sonra Güney Amerika ülkesi Honduras da “tek Çin” politikasına yöneldi.

Dünyada Taiwan’la diplomatik ilişkisi bulunan ülke sayısı 13’e geriledi. O ülkeler şunlar: Belize, Esvatini, Guatemala, Haiti, Marshall Adaları, Nauru, Palau, Paraguay, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Tuvalu ve Vatikan.

2. Çin ve Honduras Dışişleri Bakanları, imzaladıkları ortak bildiriyle iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri başlattı (26.3.2023).

Bildiride “Honduras Cumhuriyeti Hükümetinin dünyada tek Çin’in var olduğunu, Taiwan’ın Çin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümetinin Çin’in tamamını temsil eden tek meşru hükümet olduğunu kabul ettiği” belirtildi.

3. Honduras’ta, Çin’in Tegucigalpa Büyükelçiliği açıldı (6.6.2023).

HONDURAS, BRICS BANKASINA ÜYELİK İÇİN BAŞVURDU

4. Honduras Devlet Başkanı Xiomara Castro, Çin’i ziyaret etti (9.6.2023). Castro, süren 6 günlük ziyareti boyunca Çin Devlet Başkanı Xi Jinping başta pek çok önemli temasta bulundu, bulunuyor…

5. Honduras Devlet Başkanı Castro, 6 günlük Çin ziyareti sırasında Şanghay’a da uğradı ve burada BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın merkezine giderek, bankanın genel müdürü (Eski Brezilya Devlet Başkanı) Dilma Rousseff ile görüştü (10.6.2023).

Bu arada Honduras, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na üye olmak için resmen başvurdu. Honduras hükümetinin katılım işlemlerini yürütmek üzere teknik komisyon oluşturacağı açıklandı.

Yeni Katılım Bankası, BRICS grubu beş ülkenin 2014’teki 6. Zirve sırasında imzaladığı anlaşmayla ve 100 milyar dolar sermayeyle kurulmuştu. Bankaya daha sonra Mısır, Bangladeş ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üye oldu. Uruguay’ın üyeliği için resmi görüşmeler sürüyor. Son olarak Suudi Arabistan’ın da bankaya üye olmak istediği belirtilmişti.

6. Honduras’ın Beijing Büyükelçiliği açıldı (11.6.2023). Açılış törenine Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang ile Honduras Dışişleri Bakanı Enrique Reina katıldı.

ABD’NIN TAIWAN KIŞKIRTMASININ NEDENLERİ

Taiwan Çin’in parçasıdır ve ABD bu gerçeği 28 Şubat 1972 tarihli Şanghay Bildirisi ile kabul etti. ABD Başkanı Richard Nixon’ın imzaladığı bildiride “ABD, Taiwan Boğazı’nın her iki tarafındaki tüm Çinlilerin yalnızca bir Çin olduğunu ve Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu kabul eder” dendi.

ABD, “resmiyette” bugün de “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama uygulamada Taiwan ayrılıkçılığını kışkırtıyor.

ABD’nin bu kışkırtmasının beş temel nedeni var:

1. ABD, baş rakip gördüğü Çin’i çevrelemek istiyor.

2. ABD, Çin’e çok yakın olan bu bölgede asker bulundurmak istiyor.

3. ABD, krizli zemin üzerinde varlık bulundurma gerekçesi üretiyor. Bölgedeki ülkeleri bu kriz üzerinden Çin’e karşı kendi yedeğine almaya çalışıyor.

4. ABD, bu kartı, Çin’le farklı konulardaki müzakerelerde koz olarak elde tutmaya çalışıyor.

5. Bir trilyon dolarlık hacme ulaşması beklenen çip piyasası için süren kıran kırana mücadelede, ABD, en büyük üretici konumundaki Taiwan’ı yanına çekerek hatta ortak üretime geçerek, ticaret savaşında avantaj elde etmek istiyor.

Yani ABD’nin Uygur kışkırtması da, Taiwan kışkırtması da bir insan hakları meselesi değil, emperyalist ABD tekellerinin çıkar meselesidir.

Neyse ki ABD’nin her iki kışkırtıcılığı da dünyada kabul görmüyor ve Honduras örneğinde olduğu gibi tablo değişiyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
13 Haziran 2023

Yorum bırakın

Çok kutupluluğun dönüştürdüğü Ortadoğu

Artık ABD hegemonyasının zayıfladığı da çok kutuplu/merkezli bir dünyanın inşa olduğu da birkaç yıl önceki gibi reddedilemiyor. Nasıl edilebilir ki? Artık Amerikan ordusunun başı bile bu durumu kabul etmiş durumda.

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Ulusal Savunma Üniversitesi mezunlarına yaptığı konuşmada şu saptamayı yaptı: “Artık en az üç süper gücün (ABD, Çin ve Rusya) bulunduğu çok kutuplu bir uluslararası ortamda bulunduğumuz giderek daha açık hale geliyor” (Sputnik, 10.6.2023).

Çok kutupluluk ABD’yi dizginledi

Evet, ABD hegemonyasının zayıfladığı ve çok kutuplu bir dünyanın inşa olduğu reddedilemiyor ama bu kez de “ha tek kutuplu ha çok kutuplu, ikisi de aynı, ikisi de adaletsiz, ikisinin de güçsüz devletlere ve halklara bir yararı yok” yorumları yapılıyor.

Elbette dünya çok kutuplu olunca “her şey çok güzel olmayacak” ama tek kutuplu dünyanın jandarmasının diğer kutup/lar tarafından dizginlenmesi ve istediği ülkeyi işgal edemeyerek milyonları katledememesi az şey mi?

Yani çok kutupluluk hiçbir şeye yaramasa bile ABD’nin Ortadoğu işgallerini frenledi! Dünya tek kutupluyken Afganistan ve Irak’ı işgal edip milyonları katleden ABD, çok kutuplu dünya inşa olurken, aynı pervasızlığı Suriye’de sergileyemedi. ABD Esad’ı yıkmaya ve Suriye’yi bölmeye çalışırken, Rusya sahada Esad’ı savunuyordu artık…

Suudi Arabistan ABD’yi tehdit edebiliyor

“Çok kutupluluk ne işe yarar” sorusuna hayat yanıt veriyor zaten. Sadece son 6 ayda bölgemizde yaşanan şu gelişmeler bile çok kutupluluğun yararlarını görmemize yeter:

Çin’in arabuluculuğunda barışan İran ve Suudi Arabistan, bölgeye zincirleme barış ve normalleşme getirdi. Suudi Arabistan’la hareket eden Körfez ülkeleri de İran’la sıra sıra normalleşiyor. Yemen’de ateşkes kararı alındı.

– Şanghay İşbirliği Örgütü’nden diyalog ortağı statüsü alan, BRICS+ diyalog grubuna katılan ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na üyeliği görüşülen Suudi Arabistan, enerji-politik güç mücadelesinde ABD’nin taleplerine karşı çıkıyor, Rusya ve Çin’le hareket ediyor. Suudi Arabistan’ın liderlik ettiği Körfez ülkeleri ABD’nin talebinin tersine, iki kez petrol üretimini kısma kararı aldı, Çin’e petrol satışını yuan ile yapmayı görüşüyor.

Washington Post gazetesinin yayınladığı bir belgeye göre Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Biden yönetiminin Suudi Arabistan’ı cezalandırması halinde, ABD yönetimiyle artık muhatap olmayacağını ve bunun “Washington için önemli ekonomik sonuçları olacağı” tehdidinde bulundu.

Kalkınma yolu

– Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dört yıl önce ABD’nin kurduğu Deniz Koalisyonundan çekildi; İran, Suudi Arabistan ve BAE yeni bir deniz koalisyonu kuruyor.

– ABD Esad yönetimini yıkamadı, Suriye’yi bölemedi, ABD’nin 11 yıl önce bu operasyonuna taşeronluk yapan ülkeler artık Şam’la normalleşiyor. Suriye Arap Birliği’ne döndü.

– Irak’ın ev sahipliğinde bir araya gelen Türkiye, İran, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Ürdün Kalkınma Yolu Projesini görüştü. Bu ülkelerin çoğu kısa süre öncesine kadar Suriye’ye düşmandı, İran ile Körfez ülkeleri karşı karşıyaydı ama şimdi birlikte bölge için çok önemli bir projeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar.

Çok kutupluluktan yararlanma

Kısacası çok kutupluluk, bölgede ABD saldırganlığını dizginliyor, ABD politikalarının karşı karşıya getirdiği ülkeleri barıştırıyor, barışan ülkelerinin birlikte bölgesel projelere yönelmelerini sağlıyor ve Ortadoğu’yu olumlu yönde dönüştürüyor.

Çok kutupluluk, büyük güçlerin mücadelesinden yararlanan zayıf ülkelerin kazanmasını, gelişmesini ve büyümesini sağlıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Haziran 2023

1 Yorum

İsveç’in üyeliği neden onaylanmamalı?

AKP’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine itirazı baştan beri taktik düzeydeydi, strateji düzeyinde değildi.

İktidar, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine, NATO’nun genişlemesine karşı olduğu için değil, bu ülkelerin teröre destek vermesi nedeniyle karşıydı. Müzakere masasını da bu eksende kurdular; NATO üyelerinden gelen tepkilere de sürekli “NATO’nun genişleme stratejisini destekliyoruz” yanıtı verdiler.

Tersinden muhalefet

İtiraz taktik düzeyde olunca, ABD ve NATO açısından işler kolaylaştı. Üçlü mekanizmanlar kuruldu, ikili görüşmeler yapıldı, terörle mücadele adımları atılacağı açıklandı vb.

Baskılar karşısında birinci tavizi verdiler ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini kabul ettiler.

Bu arada, “Rusya’ya NATO üyesi olmayı hatırlatma” heveslisi muhalefet, AKP’nin İsveç ve Finlandiya’ya itirazını, Rusyacılık olarak yorumluyordu. Muhalefet içinde Putin’i “AKP üyesi olmakla” suçlama çapında politika yapanlar bile oldu!

Oysa Rusya açısından İsveç’ten ziyade Finlandiya’nın NATO üyeliği sorundu, çünkü İsveç’in Rusya’ya sınırı yoktu ama Finlandiya’nın Rusya’ya sınırı 1340 km’ydi. İsveç’in üyeliği Rusya’yı NATO’ya sınır komşusu yapmaz ama Finlandiya’nın üyeliği NATO’yu 1340 km boyunca Rusya’ya komşu yapardı.

Asıl mesele NATO’nun genişlemesi sorunudur

İsveç’in NATO üyeliğine taktik düzeyde itiraz, haliyle iktidarın sıkışmasına neden oluyordu: “İsveç teröre destek veriyor” dediler, İsveç “vermiyorum” dedi; “vermediğini göster” dediler, İsveç terörle mücadele yasasını parlamentodan geçirdi; “yasa yetmez, uygulama görelim” dediler, İsveç bir terör üyesini iade kararı aldı; şimdi AKP medyası “İsveç sahte PKK’lı veriyor” manşetleri atıyor…

İsveç, üyelik için en sonunda “gerçek PKK’lı da verir”, peki o zaman ne olacak?

Kısacası AKP, taktik düzeyde itiraz ettiği için gittikçe alanı daralıyor.

Oysa asıl mesele şuydu: NATO’nun genişlemesi Türkiye’nin çıkarlarına aykırı riskler taşıyor ve ülkemizi önce Rusya ardından da Çin’le karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyor. NATO’nun Yugoslavya’yı parçalayarak başlattığı doğuya doğru genişleme stratejisi, Türkiye’nin çevresinde yangınlar çıkardı; şimdi NATO daha da genişleyerek Türkiye’yi yangınlara daha da yaklaştırmış olacak…

ABD’nin NATO aracılığıyla Rusya ve Çin’i hedef alması kendi çıkarları gereğidir ama Türkiye başta çoğu NATO üyesinin çıkarına değildir, hatta en çok Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır.

Mesele ABD’nin teröre desteğidir

Hadi işin bu yanını geçtik, “NATO’cu AKP’den” NATO’nun genişlemesine strateji düzeyinde karşı çıkmasını elbette beklemeyelim. Ama mesele terörse, orada da yapılması gereken başkaydı.

İsveç’in teröre desteği ne ki ABD’nin teröre desteği yanında! Dahası, İsveç ve benzeri ülkeler, ABD terörü desteklediği için teröre destek verebiliyorlar.

O nedenle Ankara, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine karşı asıl şu hattı inşa etmeliydi: “ABD teröre desteği keserse, NATO’nun genişleme stratejisini onaylarız.”

Oysa, İsveç teröre desteğini kestikten sonra bile esas sorun sürecek. AKP, “İsveç’in teröre desteğini kestik” diyerek büyük iş başarmış gibi içeride propaganda yapacak ama ABD teröre desteğini sürdürecek.

Sonuçta tablo ne yazık ki şudur elbette: AKP program/strateji düzeyinde NATO’cu ve neoliberaldir. AKP hükümetinde İngiliz vatandaşı var, Belçika vatandaşı var, ABD’den ithal finans kapital temsilcisi üst düzey bürokratlar var.

Kısacası AKP’nin yerli ve milliliği ile antiemperyalistliği, İçişleri Bakanı’nın Coca Cola’yı aynı şirketin ürünü olan Fanta içerek protesto etmesi kadardır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2023

2 Yorum

AKP anayasa yapamaz

Anayasa’ya aykırı olarak 3. kez cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın yemin töreninden sonraki ilk mesajı, “yeni anayasa”ydı: “Demokrasimizi darbe ürünü mevcut anayasadan kurtararak, özgürlükçü, sivil ve kuşatıcı bir anayasayla güçlendireceğiz” (tccb.gov.tr, 3.6.2023)

Yeni Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da Erdoğan’ın ilan ettiği hedefe uygun olarak partilere ve milletvekillerine “yeni anayasa” uzlaşısı teklif etti: “28. Dönem Parlamentomuzda bir yeni anayasa, demokratik, sivil anayasayla ilgili olarak bir uzlaşmanın sağlanması en büyük temennimizdir.” (AA, 4.6.23)

‘Tek adam anayasası’ tuzağı

Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı üçüncü adaylığını “aman mağdur olmasın” diyerek kabullenen Millet İttifakı’nın bileşenlerinden DEVA Partisi lideri Ali Babacan, TV5’te katıldığı canlı yayında bu konuda Erdoğan’a baştan açık çek vermişti zaten: “Eğer Cumhur İttifakı herhangi bir noktada anayasa değişikliğiyle alakalı ‘Gelin biz beraber çalışalım’ derse çalışmaya hazırız” (Cumhuriyet, 20.5.2023).

Ancak daha vahimi, ana muhalefet partisi CHP’nin Erdoğan ve Tunç’un çağrılarına verdiği yanıttı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun koordinatör başdanışmanı sıfatıyla haftalık değerlendirme raporu yayımlayan Erdoğan Toprak, yeni anayasa konusunda “iktidar samimiyse işbirliğine hazırız” mesajı verdi (Cumhuriyet, 4.6.2023).

21 yıldır AKP’nin samimiyetini anlayamayan ana muhalefet partisi, en azından “montaj videonun” bayrak yapıldığı şu seçim sürecinde anlamalıydı!

Oysa Erdoğan Toprak, raporunda şöyle diyordu: “İktidar gerçekten otokratik yönetim sistemini sonlandıracaksa ve TBMM’den en geniş uzlaşı ve işbirliğiyle hayata geçirme düşüncesinde ciddi ve samimi ise her türlü katkıyı sağlarız.”

Demek Erdoğan’ın 21 yılda adım adım ördüğü otokratik yönetim sistemini geniş bir uzlaşı ile sonlandırabileceğini düşünebiliyorlar!

Oysa 21 yıllık tablodan hareketle ana muhalefet partisinin Erdoğan’ın mesajına vermesi gereken yanıt basit ve netti: “AKP anayasa yapamaz, CHP Erdoğan’ın ‘tek adam anayasası’ tuzağına düşmez.

Anayasayı kurucu meclisler yapar

Evet, AKP anayasa yapamaz, çünkü:

1) Erdoğan’ın 3. Cumhurbaşkanlığı Anayasa’ya aykırıdır.

2) Erdoğan, Anayasa’nın en önemli maddelerini, örneğin laikliği fiilen uygulamamaktadır. Öyle ki Anayasa Mahkemesi daha önce AKP’yi “laiklik karşıtı odak” ilan etmiş ama gereğini yapamamıştı.

3) Erdoğan, Anayasa’ya uymamakla ünlüdür! Öyle ki, ortağı Bahçeli 2017’de, “Madem Erdoğan anayasaya uymuyor, anayasayı Erdoğan’a uyduralım” deyip, rejimi değiştirme yolu açmıştı.

4) Erdoğan’ın anayasa değişiklikleriyle Anayasa’nın maddelerinin çoğu zaten değişti; yani fiilen anayasa artık “12 Eylül Anayasası” değildir. Erdoğan’ın pek çok kez değiştirdiği anayasa yerine yeni bir anayasa yapmak istemesinin nedeni, “tek adam anayasası” inşa etmek ve tarikatlar başta karşıdevrimci kurumlara anayasallık kazandırmaktır.

5) Anayasayı değiştirmek ile yeni anayasa yapmak farklı şeylerdir. Anayasalar toplum sözleşmesidir ve kurucu meclislerce yapılır. Mevcut meclis kurucu meclis değildir, tersine Türkiye tarihinin en gerici meclisidir. Böyle bir mecliste muhalefetin desteği bile anayasa yapmaya yetmez. Çünkü yüzde 48 oy Kılıçdaroğlu’na değil, Erdoğan karşıtlığına verilmiştir.

Özetle yüzde 48’in anlamı şudur: AKP anayasa yapamaz ve muhalefet de Erdoğan’la anayasa yapmakta işbirliği yapamaz.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Haziran 2023

2 Yorum

Körfez güvenliği ve yeni deniz koalisyonu

ABD 2019 yılında İran’a karşı bir “deniz koalisyonu” kurmuştu. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, hedefi “Hürmüz Boğazı ve Babül Mendep’te seyrüsefer güvenliğini sağlamak” şeklinde ilan etmişti (Cumhuriyet, 10.7.2019).

Ana karargâhı Bahreyn’de kurulan koalisyona ABD’nin yanı sıra İngiltere, Avustralya, İsrail ve Bahreyn gibi ülkeler katılmıştı (AA, 19.9.2019).

Ardından da resmi adı “Uluslararası Deniz Güvenliği Koalisyonu” olan ittifaka Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil olmuştu (Şarkul Awsat, 20.9.2019).

İRAN-RUSYA-ÇİN TATBİKATI

Kuşkusuz ABD’nin bu organizasyonu, geniş anlamda Çin ve Rusya’yı da hedef alıyordu. ABD, “Körfez güvenliği” adı altında, aslında Çin-Körfez ilişkilerinin gelişmesini önlemeye çalışıyordu. Çin’in Körfez’le enerji alışverişinde ortaya çıkabilecek sorunlar, kritik önemdeydi.

ABD’nin “Uluslararası Deniz Güvenliği Koalisyonu” ilan etmesinden yaklaşık üç ay sonra, İran, Rusya ve Çin bölgede bir deniz tatbikatı yaptı. Üç ülke, 27 Aralık 2019’da Umman Körfezi ile Hint Okyanusu’nun kuzeyinde dört gün süren Deniz Güvenlik Kemeri Tatbikatı yaptı.

İranlı Tuğamiral Gulam Rıza Tahani, “bu tatbikatla ‘İran’ın tecrit edilemez’ olduğunu dünyaya göstermeyi hedeflediklerini” açıkladı (İram, 31.12.2019).

Aslında İran, daha geniş bir hedefin peşindeydi. Körfez’in güvenlik mimarisinin inşası için “Hürmüz Barış Girişimi” kurmak istiyordu.

Konuyu BM’nin 74. Genel Kurulu’na taşıyan İran Cumhurbaşkanı Ruhani, hedeflerinin Körfez’e kıyısı olan ülkelerin barış, istikrar ve refahının yükseltilmesi için Körfez devletleri arasında işbirliğinin geliştirilmesi olduğunu belirtmişti.

ORTADOĞU’DA ABD ALEYHİNE DEĞİŞİM

Ve 4 yıl sonra ABD aleyhine tablo değişti!

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı, geçen hafta yaptığı açıklamayla “ABD öncülüğünde Körfez bölgesinde faaliyet gösteren İran karşıtı Birleşik Deniz Kuvvetleri’nden 2 ay önce çekildiğini” duyurdu (Harici, 31.5.2023).

Bu ABD için Ortadoğu’da ve Körfez’de bir büyük kayıp dahaydı. Zira şu gelişmeler ABD’nin aleyhineydi:

– 10 Mart 2023’te Çin’de İran ve Suudi Arabistan yetkilileri biraraya getirilerek barıştırıldı.

– Ardından diğer Körfez ülkeleri de İran’la normalleşmeye başladı.

– Suudi Arabistan Yemen’e ateşkes için heyet gönderdi.

– İran ve Körfez ülkeleri, Türkiye, Suriye ve Ürdün’ün de bulunduğu Bağdat Konferansı’nda Irak’ın Kalkınma Yolu Projesi’ne katıldılar.

– Ve BAE, ABD’nin Deniz Koaliyonu’ndan ayrıldığını ilan etti.

İki ayda müthiş değişimler…

Tabi öncesinde başka gelişmeler de yaşandı, onları da anımsayalım:

– 9 Mart 2022 tarihli Wall Street Journal’a göre, ABD Başkanı Biden, Ukrayna’ya destek ve enerji piyasalarının kontrolü için harekete geçmelerini istemek üzere Suudi Arabistan ve BAE prensleriyle görüşmek istemiş ancak reddedilmişti.

– Tersine, Suudi Prens Muhammed bin Selman 16 Nisan 2022’de Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüştü ve iki ülke, petrol piyasalarının kontrolü konusunda yakın hareket etmeyi sürdürme kararı aldı. Ardından OPEC+ grubu, hem de iki kez, ABD’nin üretim artırma talebinin tersine, üretimi kısma kararı altı.

– Suudi Arabistan, petrolü dolar yerine yuan ile satmak için Çin yönetimiyle görüşüyordu (Wall Street Journall, 15.3.2022)

– Suudi Arabistan, hem Mayıs 2022’de hem de Mayıs 2023’te “BRICS+ Diyalog Grubu” toplantısına katıldı.

– Suudi Arabistan, daha önce de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) “diyalog ortağı” statüsünü almıştı.

ABD’NİN DEĞİL BÖLGENİN DENİZ KOALİSYONU

Gelelim en yeni gelişmeye…

Körfez’de yeni bir deniz koalisyonu hazırlığı var…

İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Şehram İrani, ülkesinin “Suudi Arabistan ve BAE dahil olmak üzere bölge ülkeleri ile ortak deniz koalisyonu kuracağını” duyurdu (MEHR, 3.6.2023).

Amiral İrani’nin İran basınına yansıyan açıklamalarına göre bu yeni koalisyona “Katar, Bahreyn ve Irak gibi Körfez ülkeleriyle, Pakistan ve Hindistan da katılacak” (CRI Türk, 4.6.2023).

ABD, bu yeni gelişmeyi “rasyonel” görmediğini açıkladı. Çin ise olumlu baktığını belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, ülkesinin bu yeni gelişmeye dair tutumunu üç maddede özetledi:

– Ortadoğu ve Körfez bölgesinde barış ve istikrar, küresel ekonomik kalkınmanın ilerletilmesini ve enerji tedarikinin istikrarını garanti eder.

– Çin, bölge ülkelerinin diyalog yoluyla fikir ayrılıklarını gidererek iyi komşuluk ilişkisi kurmalarını desteklemektedir.

– Bölge ülkelerinin dostu olarak Çin, aktif ve yapıcı rol oynamayı sürdürecek (CRI Türk, 5.6.2023).

ÇOK KUTUPLU DÜNYANIN GETİRİLERİ

Türkiye’de ve dünyada bazı aydınlar, “çok kutupluluk çözüm değil” görüşündeler. Onlara göre ha “tek kutup, ha “çok kutup”, bir şey fark etmeyecek, tek kutup gibi çok kutup da diğer ülkelere bir yarar getirmeyecek…

Yukarıda yaptığımız şu özet bile bu görüşlerin yanlışlığını ortaya koymaktadır. Tek kutup baskısı kalktığı anda ve çok kutupluluğun sağladığı çok taraflılıkla, düşmanların ve karşıtların nasıl bir araya gelebildiği ve birlikte barış projeleri tartışabildiği görülüyor…

Tek kutup Ortadoğu’yu savaşın, işgalin ve terörün coğrafyası yapmıştı; çok kutup düşmanlıkları sona erdirmeyi, normalleşmeyi, bölgesel işbirliğini ve birlikte barış projeleri üretmeyi getirdi.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
6 Haziran 2023

1 Yorum

Londra tefecileri kazandı

CHP Genel Başkanı Kemal KılıçdaroğluLondra’ya temiz para bulmaya gidiyorum” dediğinde bu köşeden tepki göstermiş ve 7 Kasım 2022 tarihli yazımda “İngiltere’de temiz para yok, Londra tefecilerinin verdiği borçlar dünyanın en kirli paralarıdır” demiştim.

Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra da sürekli Londra’yı işaret etti, “5 yılda 300 milyar dolar temiz para” dedi…

AKP’den yabancılara garanti

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasına Erdoğan’ın gösterdiği tepki şöyleydi: “Londra’nın tefecileri bu kadar aptal mı?” (NTV, 19.4.2023).

Kuşkusuz Londra tefecilerinin aptal olup olmadığını en iyi Erdoğan biliyordu. Zira bakanlarını New York bankerlerine ve Londra tefecilerine para bulmaya defalarca göndermişti. Kendisi de bizzat giderek “yatırımcılarla” buluşmuş, onlara birinci elden garanti vermeye çalışmıştı…

Hatta daha geçen yıl, Erdoğan’ın Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati yabancı yatırımcılara şöyle seslenmişti: “Bir problem yaşadığınızda bize hemen ulaşırsınız. Bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var rahat olun, mevzuatı da değiştiririz” (Cumhuriyet, 17.3.2022).

Londra tefecileri kazandı

Londra tefecileri konusu, seçim sürecinin en önemli konusuydu. Hatta bir canlı yayında şöyle bile demişti Erdoğan: “Kılıçdaroğlu kazanırsa teröristler kazanacak, Londra tefecileri kazanacak, Amerikalı şirketler kazanacak” (Yeni Şafak, 25.5.2023).

Uzatmayalım, Londra tefecilerinin konu olmadığı tek bir seçim dönemi günü yoktu özetle…

Peki ne oldu en sonunda? İngiltere vatandaşı Mehmet Şimşek, Erdoğan’ın Hazine ve Maliye Bakanı oldu. Erdoğan, 7 Aralık 2019’da Ali Babacan’la birlikte Halkbank’ı dolandırmaya çalışmakla suçladığı Mehmet Şimşek’i, yeniden Hazine ve Maliye Bakanı yaptı!

Bu duruma en çok sevinenlerin Londra tefecileri olduğu elbette bir sır değil! Bu durumda Erdoğan’ın ayakları havadaki denklemini düzeltirsek sonuç şudur: Erdoğan kazandı, Londra tefecileri kazandı!

Kılıçdaroğlu’nun verdiği koz

Özetle, Londra tefecilerinden para arayanlar kendileri, Londra tefecilerine “bürokrasiyi aşma garantisi” verenler kendileri, Londra tefecilerini geçmişte memnun eden eski Hazine ve Maliye Bakanı’nı yeniden göreve getirenler kendileri ama rakiplerini Londracılıkla suçlayanlar da, seçimi rakipleri kazanırsa Londra tefecilerinin kazanacağını söyleyenler de kendileri…

Londra’dan para getirme vaadi açıklayan Kılıçdaroğlu ise Erdoğan’ın işini elbette fazlasıyla kolaylaştırdı!

Oysa Erdoğan’ın dediği gibi, Londra tefecileri aptal değildi ve kiminle çalışacaklarını çok iyi biliyorlardı!

TSK-MİT’den bakanlıklara

Bu arada Erdoğan’ın kabinesinin iki dikkat çeken ismi daha var: Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler Milli Savunma Bakanı, MİT Başkanı Hakan Fidan da Dışişleri Bakanı oldu. Böylece Hulusi Akar’dan sonra ikinci genelkurmay başkanı da AKP’nin bakanı olmuş oldu.

Güler-Fidan ikilisinin kabinede yer almasına sevinenler içinde herhalde Ahmet Davutoğlu en başta gelen kişilerden olmalı…

Bu arada Erdoğan, kabinesini açıkladığı 3. cumhurbaşkanlığının ilk gününde “Gelin, seçim dönemindeki kırgınlıkları, kızgınlıkları bir tarafa koyalım. Gelin, küslük olmuşsa, kalpler kırılmışsa barışmanın yollarını arayalım” dedi!

Bakalım “yeni anayasa” için TBMM’de kimler Erdoğan’la “barış çubuğu” tüttürmeye kalkacak! Nasılsa Erdoğan, muhaliflerini sıra sıra tespihe dizer gibi müttefiki yapabiliyor!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Haziran 2023

3 Yorum

Erdoğan’ın temmuz finali

Seçim boyunca estirilen “Amerika’yla çarpışan Erdoğan” imajının önünde iki sınav var: İsveç’in NATO üyeliği ile Ukrayna’nın NATO’yla ilişkisinin nasıl olacağı. Erdoğan, bu sınavlardaki başarısızlığını da “gölge bir başarıyla” örtmek istiyor: ABD’den F-16 alınması.

ABD Başkanı Biden’ın Erdoğan’ı seçim başarısından dolayı kutladığı telefon konuşmasında, bu denklem zaten ortaya çıktı. Biden İsveç’in NATO üyesi olmasını, Erdoğan da F-16 satışının çözülmesini istedi.

Bu denklemi de, “Erdoğan istediğini alarak İsveç’in üyeliğini onayladı” biçiminde pazarlayacaklar tabii. F-16 almak değil ama 5. nesil F-35 programından çıkarıldıktan sonra ABD’den 4. nesil F-16 alabilmeyi başarı diye kamuoyuna kabul ettirebilmek, gerçekten de başarı olacaktır!

Senatörlerin-Temsilcilerin Erdoğan’a şartları

Her ne kadar ABD Dışişleri Bakanı Blinken İsveç’in NATO üyeliği onayı ile F-16 satışı arasında bir bağ olmadığını söylese de, pek çok açıklama bu bağın varlığına işaret ediyor:

Örneğin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, “Ankara’ya, İsveç (ve Finlandiya’nın) NATO üyeliğinin onaylanması halinde, Türkiye’ye F-16 satışına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını sağlayacağı mesajını verdiklerini” söylemişti (Yeni Şafak, 27.1.2023).

Örneğin Cumhuriyetçi ve Demokrat 27 senatör, bir mektupla Biden’dan, Türkiye’ye F-16 satışını, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği onaylanana kadar geciktirmesini istemişlerdi (VOA, 2.2.2023).

Örneğin ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Başkanı Bob Menendez F-16 satışı için üç şart ileri sürmüştü: “İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması, Yunanistan’la gerilimin azaltılması ve Türkiye’nin Ermenistan-Azerbaycan savaşında Azerbaycan’a verdiği desteği kesmesi” (VOA, 31.5.2023).

Örneğin ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Michael McCaaul’dan ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Kıdemli Üyesi Demokrat Gregory Meeks’a kadar pek çok temsilci, F-16 satışı için “önce İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanmasını” istiyorlar (Ali Çınar, Bloomberght, 1.6.2023).

Komisyonu konseye yükseltme planı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, önceki gün Oslo’da düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında, bu konunun çözülmesi için Ankara’ya geleceğini duyurdu. Zira Washington, 11-12 Temmuz’da Litvanya/Vilnius’ta yapılacak NATO Zirvesinde, İsveç’in üyeliğinin tamamlanmasını istiyor.

Vilnius’un bir diğer gündemi de Ukrayna. ABD en başından beri Ukrayna’yı NATO üyesi yapmak istiyor; nitekim Rusya’nın Ukrayna’ya askeri operasyonu da ABD’nin bu NATO kuşatmasını yarma harekatıydı.

Şimdi savaşın ortasında elbette Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği teknik olarak mümkün değil ama ABD bu hedefte ilerleyebilmek için, NATO-Ukrayna ilişkilerinde seviye yükseltmeye çalışıyor.

Stoltenberg, Oslo’da bu plana işaret etti; NATO-Ukrayna Komisyonu’nu, Vilnius’ta NATO-Ukrayna Konseyi’ne yükselteceklerini söyledi (AA, 1.6.2023).

Bu planlama üzerinde belli bir anlayış birliğine varılmış olmalı ki, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da NATO ile Ukrayna arasında nasıl bir ilişki olacağını Bratislava’daki konferansta şöyle tarif etti: “İsrail’e sağlanan güvenlik ile NATO’ya tam üyelik arasında bir şey inşa etmeliyiz” (Harici, 1.6.2023).

Türkiye’nin çıkarı

Finlandiya’nın üyeliği, Erdoğan’ın vize sınavıydı; İsveç ve Ukrayna ise final sınavıdır.

Erdoğan’ın ne derece ABD’yle “çarpıştığının(!)” göstergesi, atılan sahte manşetler ya da muhalefeti Amerikancılıkla suçlaması değil, “NATO’nun genişleme stratejisine” onay verip vermeyeceğidir; gerisi kamuoyuna “yerli ve milli” edebiyatı altında yapılan algı operasyondur!

Önemle vurgulayayım: “NATO üyesi” Türkiye’nin çıkarı, NATO’nun genişlemesinde değil, genişlememesindedir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Haziran 2023

1 Yorum

Kalkınma Yolu Projesi

Geçen hafta Bağdat’ta çok önemli bir konferans vardı: Kalkınma Yolu Projesi konferansı…

Irak’ın ev sahipliğinde bir araya gelen Türkiye, İran, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Ürdün yetkilileri, bölge için çok önemli bir projeyi tartıştılar.

Ankara Bildirisi

Proje, Türkiye’ye yabancı değil. Nitekim kısa bir süre önce, 21 Mart 2023’te Türkiye’ye gelen Irak Başbakanı Şiya es-Sudani ile Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu proje kapsamında “Ankara Bildirisi”ni imzalamıştı. Ortak basın toplantısında, “Kalkınma Yolu’nun sadece Irak ve Türkiye için değil, tüm bölge için stratejik önemi yüksek bir proje olduğu” dile getirilmişti (iletisim.gov.tr, 21.3.2023).

Özetle Arap/Basra Körfezi’ndeki Büyük Faw Limanı’nı Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya kara ve demiryolu ile bağlamayı planlayan bu proje, Ortadoğu açısından bir “kalkınma” hamlesi olarak görülüyor.

Normalleşme ve birlikte kalkınma

Aslında proje yeni değil. Irak Ulaştırma Bakanlığı Nisan 2010’da, Büyük Faw Limanı’ndan Suriye ve Türkiye’ye demiryolu inşaatı için yatırım tekliflerini kabul ettiğini açıklamıştı.

Ardından Suriye’ye Atlantik saldırısı başladı ve proje hayata geçemedi. (Tıpkı 2009’da gündeme getirilen Katar gazının Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarına taşınmasının hayata geçememesi gibi…)

Ancak şartlar artık değişti: Suriye direndi ve birliğini korudu, şimdi siyasi çözüme geçiliyor. Arap Birliği üyeleri yeniden Suriye’yle normalleşiyor. Türkiye Suriye’yle normalleşme arıyor. Çin, İran ve Suudi Arabistan’ı barıştırdı. İran Körfez ülkeleriyle normalleşiyor.

Kısacası, çok kutupluluğun inşasıyla Atlantik baskısının azaldığı şartlarda Ortadoğu ülkeleri, karşılıklı sorunlarını çözme iradesi göstererek, birlikte, bölgesel projelere yöneliyorlar.

Bağdat Konferansı’nda biraraya gelen bu 11 ülke, anımsayın, daha çok kısa bir süre öncesine kadar karşı karşıyaydılar: Suriye İran hariç hepsiyle, İran Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle, Körfez ülkeleri Katar ile karşı karşıyaydı; artık birlikte Kalkınma Yolu’nu tartışıyorlar…

Kuşak ve Yol’un bütünleyeni

Kalkınma Yolu Projesi, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol ile aslında birbirini bütünleyen bir projedir. Kaldı ki Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşerek Körfez’e boşaldığı bölgedeki Büyük Faw Limanı, Çin’in işlettiği Pakistan’daki Gwadar Limanı’yla birlikte daha da önem kazanmaktadır.

Şöyle ki, Gwadar Limanı, Çin’in Körfez’den aldığı petrolü ABD denetimindeki Malakka Boğazı’ndan geçirmesine gerek kalmadan, yoldan ve süreden tasarruf etmek için Pakistan üzerinden transfer ettiği adrestir. Petrol, buradan boru hattıyla Çin’in Sincan bölgesine ulaştırılmaktadır. (ABD’nin Uygur kışkırtmasının bir nedeni de budur.)

Dolayısıyla şimdi Gwadar Limanı ile Büyük Faw Limanı ticarette bütünlük oluşturacak, Çin mallarının daha kısa bir yol üzerinden ve daha kısa bir sürede Avrupa’ya ulaştırılması sağlanacaktır.

Yani “Kuşak ve Yol” ile “Kalkınma Yolu” birleşecek, Batı Asya’nın birlikte kazanmasının ve kalkınmasının yolu olarak Körfez bölgesi Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Haziran 2023

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın