Archive for category Politika Yazıları

Kamu ordusu – şirket ordusu

Derin çözümlemelere gerek yok: Şirket ordusu, mermisi yeterli gelmediği için cepheyi terk edebilir ama kamu ordusu, eksik mermiyle cephede savaşı sürdürür.

Wagner meselesinin özü budur ve diğer tüm konular, çelişmeler, iç mücadeleler bu özün altındadır.

Sorunun kısa özeti de şudur: Şirket ordusu, özel ordu, özelleştirilmiş silahlı taşeron şirketi vb adına ne derseniz deyin, Wagner, Afrika’daki “başarılı” operasyonlarından sonra, gerçek bir cephe savaşında, zor karşısında “cephane yok, destek yok” diye sürekli şikâyet eden bir konuma geriledi. Geriledikçe de “özel çıkarı” gereği, başına buyruk hareket etmeye ve cephede sorun olmaya başladı.

İsyan ve sürgün

Rusya Savunma Bakanlığı, cephedeki bu iki başlılığa son vermek ve savaşın doğası gereği tek komuta sistemi ve hiyerarşisi içinde hareket edilmesi için, “özel yapıların” 1 Temmuz’a kadar kendisiyle sözleşme imzalaması şartı getirdi. Böylece Rus Genelkurmayı, Wagner üzerinde kontrol elde edebilecekti.

İşte Wagner CEO’su Prigojin’in silahlı ayaklanmasının nedeni ve kısa öyküsü budur; ancak Putin ve Kremlin için alınacak derslerle doludur!

Prigojin’in ilan ettiği gibi 25 bin paralı askerin Moskova’ya girmesi ve Kremlin’de “kafa koparması” elbette mümkün değildi ve Putin “ihanet” demesine rağmen Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’nun arabuluculuğunda Prigojin’in Belarus’a sürgüne gitmesini ve Wagner askerlerinin de cepheye dönmesini “şimdilik” kabul etti.

Şimdilik diyoruz, zira isyan da isyanı bastırma iradesi de aslında askıda; Wagner gibi özel yapılar, isyan dahil her türlü riske gebedir ve kamu gücü de öyle ya da böyle bu tür isyanları ezmek zorunda kalacaktır.

Tek ordu, tek devlet

Şirket orduları, son 20 yılda ortaya çıktı; ABD’nin Blackwater’ı, Rusya’nın Wagner’i…

Modern devlet kavramının sloganıdır: Tek devlet, tek millet, tek dil. Aslında modern devletin en temel sloganı “tek ordu”dur fiilen; çünkü “tek ordu” varsa, tek devlet, tek millet olur.

Modern devletin en önemli özelliği “şiddet kullanma tekeline” sahip olmasıdır. Bu paylaşılmaz, çünkü iki ordunun varlığı, iki siyasi merkez ve iki statü olur en sonunda.

Kamu/milli ordular, tarih sahnesine Napolyon’un ordusuyla girdi; Fransız devriminin sonucudur ve ulusal devlet inşasının yoludur. Ulusal/milli devletlerin ulusal/milli orduları olur, daha doğrusu ve çoğunlukla ulusal/milli ordular ulusal/milli devletler inşa ederler.

Ulusal devlete yurttaşlık bağıyla bağlı her fert, belli bir yaşta ulusal ordunun parçası olur. Modern devletin ve ulusal ordunun bu özelliği, özellikle son 20 yılda iki şekilde aşındırıldı: Özelleştirilmiş güvenlik şirketleri ve parasını vererek yapılmayan askerlik hizmeti!

Paralı askerlik sorunu

Bu kuramsal çerçeveden Wagner’in silahlı isyan pratiğine bakarsak:

1) Şirket orduları, ulusal ordularının hiyerarşisinin dışındaki konumlarıyla, cephe savaşlarında (en sonunda) sorun olurlar.

2) Şirket orduları, ulusal orduların dışında ve ona paralel bir yapıdır; devletin şiddet kullanma tekeline ortak olarak, uzun vadede bu en önemli devlet olma özelliğini zayıflatırlar.

3) Ulusal ordudan ayrı bir başka ordu; önce güç merkezi olur, siyasi merkez olma eğilimi taşır; bu nedenle de zamanla devlet içinde devlet olmaya çalışır.

4) Paralı ordular, kamuya değil sermayeye bağlıdırlar; bu da tarih boyunca ve modern devletten de önce savaşın en önemli sorunu olmuş; saf değiştiren paralı askerlerin tarihi, tarihin akışını değiştirmiştir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Haziran 2023

1 Yorum

Filistin, Çin’in stratejik ortağı

Çin’in başkenti Beijing, geçen hafta önemli bir diplomasi hamlesine daha sahne oldu. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile çok önemli bir görüşme yaptı.

Xi, konuğunu, “Siz, bu yıl Çin’in ağırladığı ilk Arap ülkesi liderisiniz. Bu, Çin-Filistin ilişkilerinin yüksek seviyeli olduğunu yeterince yansıtıyor” diyerek karşıladı (CRI Türk, 14.6.2023).

İki lider, stratejik ortaklık ilan ederek, “Çin Halk Cumhuriyeti ve Filistin Devleti Arasında Stratejik Ortak İlişkilerin Kurulmasına İlişkin Ortak Açıklama” yayınladılar.

Çin’in 3 maddelik barış planı

Bir diğer önemli konu ise Çin’in Ortadoğu’da izlediği barışçı rolü öven Abbas’ın Xi’den Filistin-İsrail meselesinde de arabuluculuk yapmasını istemesiydi. Filistin böylece, bugüne kadarki barış görüşmelerinin aracısı olan ABD’yi fiilen dışlamış oldu.

Çin daha önceki yıllarda da İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk yapmak istemiş ama gerçekleşmemişti. Ancak 2023’te şartlar değişmiş durumda. Bir kere artık Çin’in İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdığı şartlar var Ortadoğu’da; ayrıca Küresel Güvenlik İnisiyatifi ilan ederek küresel sorunlarda barış arayan güçlü bir Çin var dünyada…

Xi, soruna “adil çözüm” için 3 öneri açıkladı:

1) Filistin sorununu çözecek tek yol, 1967 yılında belirlenen sınırlar temelinde, başkentin Doğu Kudüs olduğu ve tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıdır.

2) Filistin’in ekonomik gereksinimleri ve halkın yaşamına ilişkin talepleri güvence altına alınmalı. Uluslararası toplum Filistin’e yönelik kalkınma destekleri ve insani yardımları artırmalıdır.

3) Barış görüşmelerinin doğru yönüne sadık kalınmalı.

Kuşak ve Yol’da barış

Filistin-İsrail sorununa çözüm getirmek kısa vadede mümkün değil. Ama bu meseleyi çözme yolunda en azından bir diyalog süreci başlatabilmek Çin açısından önemli.

Çünkü Çin’in temel Ortadoğu hedefi, Kuşak ve Yol kapsamında enerji kaynaklarının ve ticaret yollarının güvenliğidir. Çin bu nedenle sorunlara barış ya da en azından barışı arayan diyalog istemektedir.

Kuşak ve Yol – Büyük Avrasya Ortaklığı (Kırmızı Kedi, 2022) kitabımda ele aldığım üç tezden biri de buydu: “Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ‘birlikte kalkınma’ eksenli olarak rotaları üzerindeki sorunları çözecek, komşuluk ilişkilerini geliştirecek ve bölgesel barış projelerini hayata geçirecektir.

Suudi Arabistan ABD’ye kulak tıkadı

Konu bağlamında çok önemli bir tutuma da işaret edelim. 12 Haziran’da bu köşede “Çok kutupluluğun dönüştürdüğü Ortadoğu” başlığıyla ele aldığımız örneklere de eklenmelidir:

Geçen hafta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Çin-Arap İş Konferansı vardı. 10 milyar dolarlık 30 yatırım anlaşmasının imzalandığı konferansta, gazeteciler Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Salman’a, ABD’nin Çin-Suudi ilişkilerine dair yaptığı eleştirileri sordular. Prens bin Salman’ın yanıtı yeni dönemin daha iyi anlaşılmasını kolaylaştıracak netlikteydi: “ABD’nin eleştirilerini tamamen görmezden geliyorum” (Harici, 13.6.2023).

Suudi Bakan’ın gerekçesi önemliydi: “Bugün Çin’in liderliği ele geçirdiği ve liderliği sürdürmeye devam edeceği gerçeğini anladık. Çin ile rekabet etmek zorunda değiliz, Çin ile işbirliği yapmak zorundayız. Suudi Arabistan, sıfır toplamlı oyun denilen şeye girmek zorunda değil. Çok fazla küresel fırsat olduğuna inanıyoruz.”

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Haziran 2023

Yorum bırakın

Kara tokat

Çad askerlerinin, Fransız askerlerinin silahlarına el koyup diz çöktürdüğü o tarihi fotoğrafı ve videosunu görmüşsünüzdür (cumhuriyet.com.tr, 19.6.2023).

Ne çok şey anlatıyor o kare…

Sömürgeci Batı’nın “efendiliğinin” sonunun geldiğini, Afrika kıtasında kalan son askerlerin de sıra sıra kovulduğunu, çok kutuplu dünyanın inşa olduğunu, “küresel Güney”in ayağa kalktığını gösteriyor o kare…

O kare, Afrika’nın “beyaz efendi”ye, “kara tokat”ı olarak insanlık arşivine giriyor

Hesaplaşma günü

Sadece Çad’ın kara tokatı değil elbette, bakın listede neler var:

– Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun Fransa ile ters düşmemek için Cezayir milli marşından kaldırılan bölümün yeniden eklenmesine karar verdi (cumhuriyet.com.tr, 13.6.2023).

Cezayir Milli Marşı’na yeniden eklenecek o bölüm şöyle: “Ey Fransa, sitem zamanı sona erdi. Ve biz onu bir kitabın sona erdiği gibi sona erdirdik. Ey Fransa, bugün hesaplaşma günüdür, öyleyse cevabımızı almaya hazırlan!

Fransa Afrika’dan kovuluyor

– Orta Afrika Cumhuriyeti, 13 Ağustos 1960’tan bu yana Fransız büyükelçilerine verilen “daimi duayen büyükelçi” unvanını kaldırdı (AA, 10.10.2022).

– Fransa Genelkurmay Başkanlığı, Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) topraklarındaki son askeri birliğini çektiğini açıkladı (cumhuriyet.com.tr, 15.12.2022).

– Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın “Afrika’ya müdahale projesi Fransafrik’in bittiğini açıkladı (Sputnik, 2.3.2023).

“ABD Afrika’ya demokrasi öğretemez”

– Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Bürksel’de düzenlenen AB – Afrika zirvesinde Avrupa’ya seslendi: “Afrika ülkelerinin yağmalanan servetini iade edin” (TRT Haber, 18.2.2022).

– ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Çin ve Rusya’nın artan etkisini dengelemek üzere Afrika’ya yaptığı ziyaret, Afrika liderlerinin serp tepkisine sahne oldu. Afrikalı liderler, “ABD bize demokrasi öğretemez” dediler (cumhuriyet.com.tr, 4.4.2023).

Afrika’nın barış girişimi

En önemlisi ise Afrikalı liderlerin, Ukrayna-Rusya savaşı 10 maddelik bir barış planı ile bu hafta Kiev ve Moskova’yı ziyaret etmesiydi.

Afrikalı liderler heyeti adına açıklama yapan Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, inisiyatifi, Afrikalı liderlerin ilk defa kıta dışına çıkarak arabuluculuk yapmasından ötürü “tarihi” olarak nitelendirdi (Sputnik, 19.6.2023).

Ramaphosa’nın açıklamasındaki bir diğer vurgu ise bir başka tarihe dikkat çekiyordu. Afrikalı lider, savaşın diplomatik yollarla çözümü için sürdürecekleri çabanın “Bağlantısızlar Hareketi”nin kuruluş ilkeleri doğrultusunda olduğunu belirtiyordu.

Güney, BRICS’te birleşiyor

Özetle, Afrika ayağa kalkıyor…

Bunu bir bütün olarak, Güney Amerika’nın, Afrika’nın, Asya’nın, yani “küresel Güney”in topluca ayağa kalkışı olarak değerlendirebiliriz.

Çok kutuplu/merkezli dünyanın inşa olduğu şartlarda, şimdi Güney ülkeleri BRICS’te birleşiyor…

Yakında BRICS ortak parası, BRICS ödeme sistemi vb uygulamaların hayata geçmesiyle, doların saltanatı da yıkılmaya başlamış olacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Haziran 2023

1 Yorum

Çin’in 3 uyarısı, ABD’nin 6 yalanı

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “balon’dan” krizle ertelediği Çin ziyaretini yaptı. Blinken Beijing’e iki günlük ziyaretinde önce Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, ardından da ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi ile görüştü; son olarak da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından kabul edildi.

Blinken’in “balon’dan” kriz ertelemesi bile aslında Çin-ABD ilişkilerinin durumunu ortaya koymaya yetiyor. Nitekim Blinken’le görüşmesi sırasında Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, “Çin-ABD ilişkileri, diplomatik bağların kurulmasından bu yana en kötü noktada” dedi.

Her iki tarafın da “ilişkilerde yumuşama” hedefini gözettiği temaslarda hedefe ne kadar yaklaşıldığı ve Qin Gang’ın dikkat çektiği “en kötü noktadan” bir parça uzaklaşılıp uzaklaşılmadığı tartışılır. Zira özetle temaslar Çin’in net tutumunu yinelemesi ve ABD’nin uygulamaya yansımayan taahhütlerine sahne oldu.

TAYVAN EN ÖNEMLİ KONU

1. Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, Taiwan sorununun Çin’in en temel çıkarı, en önemli meselesi ve Çin-ABD ilişkilerindeki en belirgin risk olduğunu belirterek, ABD’ye üç çağrıda bulundu:

– ABD, “tek Çin” ilkesine bağlı kalmalı.

– ABD, Çin-ABD diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan “Üç Ortak Bildiri”deki yükümlülüklerini yerine getirmeli.

– ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdüne uymalı.

YA İŞBİRLİĞİ YA ÇATIŞMA

2. ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi, Blinken’le görüşmesinde ilişkilerin kritik bir noktada olduğunu belirterek “işbirliği ya da çatışma” yollarından birisinin seçilmesi gerektiğini belirtti.

Wang Yi, ABD’nin “her ülke güçlenince mutlaka hegemonya peşinde olur” düşüncesinin doğru olmadığını, Batılı geleneksel büyük ülkelerin gelişim izlerine göre Çin’e bakmanın yanlış olduğunu belirtti.

Wang Yi, ABD’nin “Çin tehdidi” iddiasını kışkırtmayı artık bırakması gerektiğini belirterek, Blinken’den üç talepte bulundu:

– ABD, Çin’e karşı tek taraflı yasadışı yaptırımlarını iptal etmeli.

– ABD, Çin’in teknolojik gelişmesine baskı yapmayı durdurmalı.

– ABD, Çin’in içişlerine karışmamalı.

İNSANLIĞIN GELECEĞİ ÇİN-ABD İLİŞKİSİNE BAĞLI

3. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Blinken’i kabulünde tarihi bir uyarıda bulundu: “İnsanlığın geleceği ABD ve Çin’in bir arada yaşamanın doğru yolunu bulup bulamayacağına bağlıdır.”

“Dünya, Çin ve ABD’nin kalkınmasına ve ortak refahına yetecek kadar büyük” diyen Xi, “büyük güç rekabetinin” zamanın eğilimini yansıtmadığını belirterek, bundan kaçınılması gerektiğini belirtti.

Çin’in “meydan okuma” ya da ABD’yi “yerinden etme” gibi bir arayışta olmadığını belirten Xi Jinping, ABD’nin Çin’e saygı göstermesi ve meşru hakları ile çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini söyledi. Çin lideri, ABD’nin akılcı ve pragmatik tutumu benimseyerek Çin’le aynı doğrultuda çalışmasını istedi.

ABD’NİN BEŞ TAAHHÜDÜ

ABD Dışişleri Bakanı Blinken ise Beijing’deki temaslarında ABD Başkanı Biden’ın Çin’e beş taahhüdünü yineledi:

1. ABD yeni bir soğuk savaş istemiyor.

2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında değil.

3. ABD’nin ittifakları Çin’e karşı değil.

4. ABD Çin’le çatışma arayışında değil.

5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemiyor.

Blinken ayrıca ABD’nin Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını da söyledi.

AMERİKAN YALANLARI

Mesele şu ki, kağıt üzerinde ve masada gayet şık duran bu taahhütler, gerçeğe ne kadar yansıyor? ABD bu taahhütlerinin gereğini yapacak mı, yoksa bu taahhütleri Çin’i oyalamanın diplomatik aracı olarak kullanmayı sürdürecek mi?

Zira somut durum, ABD’nin taahhüt ettiklerinin tersine yaptığını gösteriyor:

1. ABD, yeni bir soğuk savaş istemediğini belirtse bile, hem kendi strateji belgelerine hem de NATO’nun strateji belgelerine Çin’i mücadele edilecek “baş rakip” olarak kaydediyor.

2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında olmadığını belirtiyor ama bir yandan da Çin Komünist Partisini (ÇKP) “baş tehdit” ilan ediyor.

3. ABD, ittifaklarının Çin’e karşı olmadığını söylüyor ama tersine AUKUS ile QUAD’ı Çin’e karşı kullanmaya çalışıyor, NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletmek istiyor, Japonya’da NATO irtibat ofisi açıyor, Japonya’yı NATO faaliyetlerine dahil ediyor.

4. ABD, Çin’le çatışma arayışında olmadığını söylüyor ama Çin karasularının dibinde savaş gemileri dolaştırarak, çatışması riski oluşturuyor.

5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemediğini söylüyor ancak Taiwan’a bağımsız bir ülke gibi davranarak adaya sık sık resmi görevliler gönderiyor; daha da önemlisi adaya silah yığıyor.

6. ABD, Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını söylüyor ama tersine yaptırımlarıyla ve sürdürdüğü ticaret savaşıyla ekonomik abluka uygulamaya çalışıyor, diğer yandan İngiltere ile birlikte Asya’da “ekonomik NATO” kurma hedefi peşinde koşuyor.

KÜRESEL GÜNEY’IN AYAĞA KALKIŞI

Kısacası, Blinken’in ziyareti mevcut tabloyu resmetmesinin ötesinde bir getiri sağlamadı; belki sadece “diplomatik iletişim kanallarını” açık tutarak, ilişkilerin gerilemesine bir parça fren yaptı, o kadar…

Yoksa ABD, emperyalist çıkarları gereği, “baş rakibi” Çin’i kuşatmaya çalışmayı elbette sürdürecek, kurallarını kendisinin yazdığı düzenin bozulmasını geciktirebilmek için elbette uğraşacak…

Ancak tüm çabaları “Küresel Güney’in” kalkınmasını önleyemeyecek. Baksanıza, Afrika bir yandan tarihte bir ilke imza atarak barış için 10 maddelik bir planla Kiev’e ve Moskova’ya gidiyor, bir yandan da sömürgeci Batı’nın kalan son askerlerini de sıra sıra topraklarından atıyor ya da son olarak Çad’da olduğu gibi silahlarını alıp dizlerinin üstüne çöktürüyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Haziran 2023

Yorum bırakın

CHP’nin ‘dönüşüm’ sorunu

Değişim ve yenilenme genellikle iyidir ama bu, her değişimin ve her yeninin, mutlaka iyi olduğu anlamına gelmez.

Değişim ileriye doğru ise iyidir ve gelişim demektir. Ancak değişim geriye doğruysa, iyi değildir; hatta geriledikçe dönüşür, başkalaşır…

Sonuç değil neden-sonuç önemli

Seçim yenilgisi nedeniyle “CHP’de değişim” konuşuluyor. Ancak ne yazık ki değişim sadece isimler üzerinden konuşuluyor.

Oysa isimlerden ziyade olaylar, hatta fikirler, dolayısıyla program konuşulmalı.

İsimler elbette önemli ama CHP’nin esas sorunu “dönüşüm” sorunudur. Atatürk’ün devrimci CHP’sinin nasıl dönüşüm geçirdiği, gericilikle nasıl uzlaştığı ve en sonunda Türkiye’yi nasıl siyasal İslamcılığa teslim ettiği, CHP üyelerinin asıl üzerinde durması gereken konudur.

Kuşkusuz bu sınıfsal analizler gerektirir. (Öyle olunca “kırsaldan oy alınmaması” seçim sonucunun bir bahanesi olmaktan çıkar, sınıfsal ayıp olarak tartışılır!)

Özetle, muhasebeler, sadece sonuçlar üzerinden değil, neden-sonuçlar üzerinden yapıldığında anlamlıdır ve ileriye taşır.

Neo-neoliberalizm!

Dünyanın ve Türkiye’nin önünde çok ciddi bir problem var: Neoliberal sistem çöküş işaretleri veriyor.

Bu köşede incelemiştik, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan bile “neoliberalizm yenildi” saptaması yapıyor (Cumhuriyet, 4.5.2023).

Kuşkusuz kapitalistler, yenilginin panzehrini yine kapitalizmin içinde ararlar…

Sullivan da öyle yapıyor; çareyi neoliberalizmi yenilemekte görüyor: Bir nevi Neo-neoliberalizm yani!

Mümkün mü? Neo-neoliberalizm elbette mümkün ama çare değil, panzehir değil.

Türkiye’nin önündeki fırsat

Bizim için asıl mesele Türkiye’nin ne yapacağı elbette…

AKP’nin ne yapacağı görülüyor; Mehmet Şimşek- Hafize Gaye Erkan ikilisinin ekonomi-politiği, neoliberalizmin devamıdır.

Peki CHP ne yapmalı?

İşte isimleri değil, bunu tartışmalı CHP öncelikle…

Çünkü dünyanın önünde kapitalizmin yenilgisine karşın bir seçenek ve fırsat duruyor. Aynı seçenek ve fırsat, elbette Türkiye’nin de önündedir:

1) Kamuculuk.

2) Dolarsızlaşma ya da de-dolarizasyon.

Program kendi ismini bulur

Evet, CHP isim değil program tartışmalıdır.

CHP, Asya’nın, Afrika’nın, Güney Amerika’nın tartıştığı kamuculuğu ve dolarsızlaşmayı tartışmalıdır:

Bunu Türkiye’yi 500 milyar dolar borçtan kurtarmanın yolu olarak tartışmalıdır.

Bunu, çalışanları, yarısına yaygınlaşmış asgari ücret utancından kurtarmanın aracı olarak tartışmalıdır.

Bunu, tarımı endüstriyel tarım olarak yeniden ayağa kaldırmanın yöntemi olarak tartışmalıdır.

Bunu, kamu iktisadi kurumları yeniden inşa etmenin zemini olarak tartışmalıdır.

Bunu, zengini büyüten büyümenin değil, yoksulu ve emeği gözeten planlı kalkınmanın işleyişi olarak tartışmalıdır.

Devrimci barut köklerde

Program düzeyinde değişim, isim düzeyinde değişimi getirecektir zaten.

İhtiyaç, devrimci baruttur öncelikle ve o da köklerdedir; Şinasi’de, Namık Kemal’de, Mustafa Kemal’de…

Ha, “dönüşmüş” CHP bunu başarabilir mi, tartışmalı tabii ki…

Ama tartışılmaz olan şudur: Kamuculuk Türkiye’nin ihtiyacıdır ve o ihtiyaç kendi partisini bulur/doğurur ve iktidar yapar en sonunda.

Sosyalistlerin ve Kemalistlerin ittifakı, devrimci cumhuriyeti mutlaka inşa edecektir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Haziran 2023

3 Yorum

Dervişizm

Seçim süreci boyunca pek çok kez yazdık: İki seçenek arasında birincisi ekonomi-politik açıdan, ikincisi de dış politika bakımından temelde fark yok; iki seçenek de neoliberal ekonomi programı uygulayacak, iki seçenek de NATO’cu…

Somutlarsak, Millet İttifakı’nın ekonomistleri olarak örneğin Ali Babacan ya da Faik Öztrak ile Cumhur İttifakı’nın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek arasında renk farkı yok, ton farkı var.

Nitekim üç ismi de program düzeyinde Kemal Derviş parantezine alabiliriz. AKP’nin CHP’li Kemal Derviş’in programını devralarak uygulaması bile bu benzeşmenin göstergesidir.

Özetle, Kemal Derviş programı 23 yıldır iktidardır ve Dervişizm Cumhur İttifakı’nın da Millet İttifakı’nın da ekonomi-politiğinin adıdır.

“Yeni CHP” eşittir “eski AKP”

Aslında ideolojik plandaki bu benzeşme halini, yakın dönemdeki iki örnek uygulamada net şekilde gördük: Anımsayacaksınız, iki örneği de iki ayrı yazıda eleştirmiştik.

İlki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Biz hangi yanlışları terk ettiysek, artık Saray tam odur” sözleriydi. Bu sözler şu anlama geliyordu: CHP yenilenmiş “eski AKP” olmuş, AKP de yenilenmiş “eski CHP” olmuştur.

İkinci örnek de seçim cepheleşmesiydi ve bu köşede “karşıtların yan yana, benzerlerin karşı karşıya gelebildiği bir gevşek cepheleşme” diye tarif etmiştik. Her iki tarafta da siyasal İslamcılar, her iki tarafta da milliyetçiler yer alabildi. Hatta daha ilginci, ilk turun üçüncü gelen ittifakı, ikinci turda ikiye bölünüp ayrı ayrı seçenekleri destekleyebildi.

Ve taze örnek: CHP’li Abdüllatif Şener, Kılıçdaroğlu’na oy vermediğini açıkladı! “Yeni CHP”li Şener, zaten “eski AKP”nin kurucusuydu.

Özetle bu tablo bile seçenekler arasında renk değil, sadece ton farkı olduğunu resmetmektedir.

Derviş-Şimşek benzerliği

Daha ilginci de şudur: Erdoğan’ın ekonomiyi teslim ettiği Mehmet Şimşek, aslında daha önce Ali Babacanlarla birlikte hareket etmişti ancak DEVA’ya katılmamıştı. Yani karar değiştirmese ve Millet İttifakı seçimi kazansa, belki de yine ekonomi dümenine geçecekti.

Buna siyasette “benzerlerin benzer davranışları” yasası da diyebiliriz. Dünya Bankası Başkan Yardımcıyken Türkiye’ye gelip ekonominin dümenine geçen Kemal Derviş, anımsayın, önce DSP’yi bölme operasyonunda İsmail Cemlerle hareket etmiş ama kurulan YTP’ye katılmayıp, gidip CHP’ye üye olmuştu.

“IMF’siz IMF programı”

Özetle, hepsi aynıdır, neoliberalizmin pratisyenleridir: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, Kemal Derviş’in izleyicileridir…

Daha da somutlarsak, İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek Londra tefecilerinin, CFR üyesi Hafize Gaye Erkan da New York bankerlerinin temsilcisidir.

AKP dönemlerinde adı değişse de, temelde ekonomi programı aynıdır: Şimşek-Erkan ikilisi, Erdoğanizmin oluşturduğu programdaki sapmayı düzeltmeye geldiler; Erdoğan’ın “Hazine ve Maliye Bakanımızın Merkez Bankası’yla atacağı adımları kabullendik” sözü bile bu gerçeğin ifadesidir.

Nitekim kamucu iktisatçılarımızdan Prof. Dr. Aziz Konukman, bunu “IMF’siz IMF programı” diye nitelemiştir (gazetebilim.com.tr, 8.6.2023).

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Haziran 2023

2 Yorum

Kıbrıs ve Avrupa’nın ABD sorunu

Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis ile görüşen Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberto Metsola, iki önemli mesaj verdi:

1. “Kıbrıs sorunu Avrupa sorunudur.”

2. “Kıbrıs bölünmüş olduğu sürece Avrupa bütünleşemeyecek” (Cumhuriyet.com.tr, 14.6.2023).

Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olmasıyla, Kıbrıs sorununun Avrupa sorununa dönüştü(rüldü)ğü ne yazık ki doğru. AKP hükümetinin Denktaş’ı dışlayarak Annan Planı’na destek vermesi, devlet kurumlarının dönüştürülmesinde kaldıraç gördüğü için AB’cilik yapması ve toplamda o süreçte izlediği hatalı yol, Kıbrıs konusunu Avrupa sorununa dönüştürdü. Oysa konunun uzmanları, izlenen yolun sorunu İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin garantörlüğünün dışına taşıracağı uyarılarını defalarca yapmışlardı.

Derdimiz tekrar o süreci anımsamak değil, asıl AP Başkanı Metsola’nın ikinci mesajını tartışmak istiyorum.

Yugoslavya’da ayrılıkçılık, Kıbrıs’ta birlikçilik!

Brüksel, “Kıbrıs bölünmüş olduğu sürece Avrupa bütünleşmeyecek” diyerek, KKTC’nin Güney Kıbrıs tarafından yutulması hedefini sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Nasıl sürdürmesin, Kıbrıs konusunun onlarca yıldır var olan boyutlarına şimdi bir de Doğu Akdeniz’deki enerji-politik önemi eklenmiş durumda.

Mesele Avrupa coğrafyasında “birlikçilik” değil elbette. Öyle olsa 20 yılda Avrupa’nın göbeğinde Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölmezlerdi. Yugoslavya’da birlikte yaşayan halkları bölenler, Kıbrıs’ta zaten ayrı yaşayan halkları birlikte yaşamaya zorluyorlar.

Emperyalistlerin bu ikiyüzlülüğü, görmek isteyenler için ibretliktir: Örneğin Uygur Türkleri Çin’den “ayrılsın” diye uğraşırlar ama Kıbrıs Türklerini zorla Kıbrıs Rumlarıyla “birleştirmeye” çalışırlar. Yani dertleri ne Uygur ne de Kıbrıs Türkleridir; dertleri Çin’i zayıflatmak ve Doğu Akdeniz’de kazançtır…

Avrupa’nın bölünme sorunu

Gelelim Avrupa’nın asıl sorununa… “Kıbrıs bölünmüş olduğu sürece Avrupa bütünleşmeyecek” diyenler, asıl ABD-İngiltere eliyle bir bölünme sorunu yaşıyorlar.

ABD, Çin ve Rusya’ya karşı izlediği strateji ile fiilen Avrupa’yı zayıflatıyor, dahası Avrupa coğrafyasını bölünme riskiyle karşı karşıya getiriyor.

Rusya’ya yaptırımlara zorla dahil edilen Avrupa ekonomilerinin hali ortada. ABD, şimdi Çin’e karşı da AB’yi zorluyor. Bazı AB ülkeleri ise direniyor ve Çin’le ABD’den ayrı bir ilişki geliştirmek istiyor.

Ama ABD’nin stratejisine eklemlendiği müddetçe, AB’nin çok kutuplu dünyada güçlü bir merkez olma olasılığı zayıflıyor.

Tablo ortada: İngiltere’nin ayrılmasıyla Avrupa zaten ikiye bölünmüştü. Şimdi İngiltere, Ukrayna ve Polonya’yla kurduğu “Küçük Avrupa İttifakı”nı Baltık ve Karadeniz bölgelerine genişleterek, Avrupa’yı yeniden bölünmeye götürüyor.

Süreç ilerlerse iş orada kalmaz, Almanya merkezli Orta-Kuzey Avrupa ile Fransa merkezli Akdeniz-Batı Avrupa da ayrışır…

ABD’nin AB’yi vasallaştırma hedefi

Batı Avrupa, Soğuk Savaş boyunca ABD’nin bir nevi vasalıydı. AB, ardından önce birlik yoluyla güçlenmeye, sonra da ABD’den “stratejik özerklik” kazanmaya çalıştı.

ABD ise NATO’yu doğuya doğru genişleterek iki hedefe birden yöneldi: Hem Rusya’yı zayıflatmak hem de Avrupa içinde “stratejik özerklik” arayışlarını frenlemek.

O nedenle, ABD-İngiltere ikilisinin Rusya’yı “Avrupa güvenlik mimarisi”den atma hedefi, sonuçları bakımından aynı zamanda Almanya-Fransa merkezli Avrupa’yı vasallaştırma işidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Haziran 2023

1 Yorum

Messi: ‘Taiwan Çin değil mi?’

Dünyaca ünlü Arjantinli futbolcu Lionel Messi, Beijing Havalimanında pasaport sorunu yaşadı. Üzerinde Arjantin pasaportu yerine İspanya pasaportu olan Messi geçici vizeyle ülkeye giriş yapabildi.

Messi‘nin ‘Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu’ düşündüğü için İspanyol pasaportunu kullandığı düşünülürken, havalimanındaki görevlilere ‘Taiwan, Çin değil mi?’ dediği aktarıldı” (Sputnik, 12.6.2023).

Olay, dünya spor basınında “Messi Çin savunmasını geçemedi, Messi Çinli güvenlik güçlerine çalım atamadı” esprileriyle yorumlanırken, Messi’nin “Taiwan, Çin değil mi?” sözleri ise başlıklara taşındı.

HONDURAS’IN ‘TEK ÇİN’ POLİTİKASI

Evet, Taiwan Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır ve bunu kabul eden ülkeler listesine son olarak Honduras da katıldı:

1. Honduras 82 yıldır sürdürdüğü Taiwan’la diplomatik ilişkisini kesti (15.3.2023). Böylece Panama, El Salvador, Dominik Cumhuriyeti ve Nikaragua’dan sonra Güney Amerika ülkesi Honduras da “tek Çin” politikasına yöneldi.

Dünyada Taiwan’la diplomatik ilişkisi bulunan ülke sayısı 13’e geriledi. O ülkeler şunlar: Belize, Esvatini, Guatemala, Haiti, Marshall Adaları, Nauru, Palau, Paraguay, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Tuvalu ve Vatikan.

2. Çin ve Honduras Dışişleri Bakanları, imzaladıkları ortak bildiriyle iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri başlattı (26.3.2023).

Bildiride “Honduras Cumhuriyeti Hükümetinin dünyada tek Çin’in var olduğunu, Taiwan’ın Çin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümetinin Çin’in tamamını temsil eden tek meşru hükümet olduğunu kabul ettiği” belirtildi.

3. Honduras’ta, Çin’in Tegucigalpa Büyükelçiliği açıldı (6.6.2023).

HONDURAS, BRICS BANKASINA ÜYELİK İÇİN BAŞVURDU

4. Honduras Devlet Başkanı Xiomara Castro, Çin’i ziyaret etti (9.6.2023). Castro, süren 6 günlük ziyareti boyunca Çin Devlet Başkanı Xi Jinping başta pek çok önemli temasta bulundu, bulunuyor…

5. Honduras Devlet Başkanı Castro, 6 günlük Çin ziyareti sırasında Şanghay’a da uğradı ve burada BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın merkezine giderek, bankanın genel müdürü (Eski Brezilya Devlet Başkanı) Dilma Rousseff ile görüştü (10.6.2023).

Bu arada Honduras, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na üye olmak için resmen başvurdu. Honduras hükümetinin katılım işlemlerini yürütmek üzere teknik komisyon oluşturacağı açıklandı.

Yeni Katılım Bankası, BRICS grubu beş ülkenin 2014’teki 6. Zirve sırasında imzaladığı anlaşmayla ve 100 milyar dolar sermayeyle kurulmuştu. Bankaya daha sonra Mısır, Bangladeş ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üye oldu. Uruguay’ın üyeliği için resmi görüşmeler sürüyor. Son olarak Suudi Arabistan’ın da bankaya üye olmak istediği belirtilmişti.

6. Honduras’ın Beijing Büyükelçiliği açıldı (11.6.2023). Açılış törenine Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang ile Honduras Dışişleri Bakanı Enrique Reina katıldı.

ABD’NIN TAIWAN KIŞKIRTMASININ NEDENLERİ

Taiwan Çin’in parçasıdır ve ABD bu gerçeği 28 Şubat 1972 tarihli Şanghay Bildirisi ile kabul etti. ABD Başkanı Richard Nixon’ın imzaladığı bildiride “ABD, Taiwan Boğazı’nın her iki tarafındaki tüm Çinlilerin yalnızca bir Çin olduğunu ve Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu kabul eder” dendi.

ABD, “resmiyette” bugün de “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama uygulamada Taiwan ayrılıkçılığını kışkırtıyor.

ABD’nin bu kışkırtmasının beş temel nedeni var:

1. ABD, baş rakip gördüğü Çin’i çevrelemek istiyor.

2. ABD, Çin’e çok yakın olan bu bölgede asker bulundurmak istiyor.

3. ABD, krizli zemin üzerinde varlık bulundurma gerekçesi üretiyor. Bölgedeki ülkeleri bu kriz üzerinden Çin’e karşı kendi yedeğine almaya çalışıyor.

4. ABD, bu kartı, Çin’le farklı konulardaki müzakerelerde koz olarak elde tutmaya çalışıyor.

5. Bir trilyon dolarlık hacme ulaşması beklenen çip piyasası için süren kıran kırana mücadelede, ABD, en büyük üretici konumundaki Taiwan’ı yanına çekerek hatta ortak üretime geçerek, ticaret savaşında avantaj elde etmek istiyor.

Yani ABD’nin Uygur kışkırtması da, Taiwan kışkırtması da bir insan hakları meselesi değil, emperyalist ABD tekellerinin çıkar meselesidir.

Neyse ki ABD’nin her iki kışkırtıcılığı da dünyada kabul görmüyor ve Honduras örneğinde olduğu gibi tablo değişiyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
13 Haziran 2023

Yorum bırakın

Çok kutupluluğun dönüştürdüğü Ortadoğu

Artık ABD hegemonyasının zayıfladığı da çok kutuplu/merkezli bir dünyanın inşa olduğu da birkaç yıl önceki gibi reddedilemiyor. Nasıl edilebilir ki? Artık Amerikan ordusunun başı bile bu durumu kabul etmiş durumda.

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Ulusal Savunma Üniversitesi mezunlarına yaptığı konuşmada şu saptamayı yaptı: “Artık en az üç süper gücün (ABD, Çin ve Rusya) bulunduğu çok kutuplu bir uluslararası ortamda bulunduğumuz giderek daha açık hale geliyor” (Sputnik, 10.6.2023).

Çok kutupluluk ABD’yi dizginledi

Evet, ABD hegemonyasının zayıfladığı ve çok kutuplu bir dünyanın inşa olduğu reddedilemiyor ama bu kez de “ha tek kutuplu ha çok kutuplu, ikisi de aynı, ikisi de adaletsiz, ikisinin de güçsüz devletlere ve halklara bir yararı yok” yorumları yapılıyor.

Elbette dünya çok kutuplu olunca “her şey çok güzel olmayacak” ama tek kutuplu dünyanın jandarmasının diğer kutup/lar tarafından dizginlenmesi ve istediği ülkeyi işgal edemeyerek milyonları katledememesi az şey mi?

Yani çok kutupluluk hiçbir şeye yaramasa bile ABD’nin Ortadoğu işgallerini frenledi! Dünya tek kutupluyken Afganistan ve Irak’ı işgal edip milyonları katleden ABD, çok kutuplu dünya inşa olurken, aynı pervasızlığı Suriye’de sergileyemedi. ABD Esad’ı yıkmaya ve Suriye’yi bölmeye çalışırken, Rusya sahada Esad’ı savunuyordu artık…

Suudi Arabistan ABD’yi tehdit edebiliyor

“Çok kutupluluk ne işe yarar” sorusuna hayat yanıt veriyor zaten. Sadece son 6 ayda bölgemizde yaşanan şu gelişmeler bile çok kutupluluğun yararlarını görmemize yeter:

Çin’in arabuluculuğunda barışan İran ve Suudi Arabistan, bölgeye zincirleme barış ve normalleşme getirdi. Suudi Arabistan’la hareket eden Körfez ülkeleri de İran’la sıra sıra normalleşiyor. Yemen’de ateşkes kararı alındı.

– Şanghay İşbirliği Örgütü’nden diyalog ortağı statüsü alan, BRICS+ diyalog grubuna katılan ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na üyeliği görüşülen Suudi Arabistan, enerji-politik güç mücadelesinde ABD’nin taleplerine karşı çıkıyor, Rusya ve Çin’le hareket ediyor. Suudi Arabistan’ın liderlik ettiği Körfez ülkeleri ABD’nin talebinin tersine, iki kez petrol üretimini kısma kararı aldı, Çin’e petrol satışını yuan ile yapmayı görüşüyor.

Washington Post gazetesinin yayınladığı bir belgeye göre Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Biden yönetiminin Suudi Arabistan’ı cezalandırması halinde, ABD yönetimiyle artık muhatap olmayacağını ve bunun “Washington için önemli ekonomik sonuçları olacağı” tehdidinde bulundu.

Kalkınma yolu

– Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dört yıl önce ABD’nin kurduğu Deniz Koalisyonundan çekildi; İran, Suudi Arabistan ve BAE yeni bir deniz koalisyonu kuruyor.

– ABD Esad yönetimini yıkamadı, Suriye’yi bölemedi, ABD’nin 11 yıl önce bu operasyonuna taşeronluk yapan ülkeler artık Şam’la normalleşiyor. Suriye Arap Birliği’ne döndü.

– Irak’ın ev sahipliğinde bir araya gelen Türkiye, İran, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Ürdün Kalkınma Yolu Projesini görüştü. Bu ülkelerin çoğu kısa süre öncesine kadar Suriye’ye düşmandı, İran ile Körfez ülkeleri karşı karşıyaydı ama şimdi birlikte bölge için çok önemli bir projeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar.

Çok kutupluluktan yararlanma

Kısacası çok kutupluluk, bölgede ABD saldırganlığını dizginliyor, ABD politikalarının karşı karşıya getirdiği ülkeleri barıştırıyor, barışan ülkelerinin birlikte bölgesel projelere yönelmelerini sağlıyor ve Ortadoğu’yu olumlu yönde dönüştürüyor.

Çok kutupluluk, büyük güçlerin mücadelesinden yararlanan zayıf ülkelerin kazanmasını, gelişmesini ve büyümesini sağlıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Haziran 2023

1 Yorum

İsveç’in üyeliği neden onaylanmamalı?

AKP’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine itirazı baştan beri taktik düzeydeydi, strateji düzeyinde değildi.

İktidar, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine, NATO’nun genişlemesine karşı olduğu için değil, bu ülkelerin teröre destek vermesi nedeniyle karşıydı. Müzakere masasını da bu eksende kurdular; NATO üyelerinden gelen tepkilere de sürekli “NATO’nun genişleme stratejisini destekliyoruz” yanıtı verdiler.

Tersinden muhalefet

İtiraz taktik düzeyde olunca, ABD ve NATO açısından işler kolaylaştı. Üçlü mekanizmanlar kuruldu, ikili görüşmeler yapıldı, terörle mücadele adımları atılacağı açıklandı vb.

Baskılar karşısında birinci tavizi verdiler ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini kabul ettiler.

Bu arada, “Rusya’ya NATO üyesi olmayı hatırlatma” heveslisi muhalefet, AKP’nin İsveç ve Finlandiya’ya itirazını, Rusyacılık olarak yorumluyordu. Muhalefet içinde Putin’i “AKP üyesi olmakla” suçlama çapında politika yapanlar bile oldu!

Oysa Rusya açısından İsveç’ten ziyade Finlandiya’nın NATO üyeliği sorundu, çünkü İsveç’in Rusya’ya sınırı yoktu ama Finlandiya’nın Rusya’ya sınırı 1340 km’ydi. İsveç’in üyeliği Rusya’yı NATO’ya sınır komşusu yapmaz ama Finlandiya’nın üyeliği NATO’yu 1340 km boyunca Rusya’ya komşu yapardı.

Asıl mesele NATO’nun genişlemesi sorunudur

İsveç’in NATO üyeliğine taktik düzeyde itiraz, haliyle iktidarın sıkışmasına neden oluyordu: “İsveç teröre destek veriyor” dediler, İsveç “vermiyorum” dedi; “vermediğini göster” dediler, İsveç terörle mücadele yasasını parlamentodan geçirdi; “yasa yetmez, uygulama görelim” dediler, İsveç bir terör üyesini iade kararı aldı; şimdi AKP medyası “İsveç sahte PKK’lı veriyor” manşetleri atıyor…

İsveç, üyelik için en sonunda “gerçek PKK’lı da verir”, peki o zaman ne olacak?

Kısacası AKP, taktik düzeyde itiraz ettiği için gittikçe alanı daralıyor.

Oysa asıl mesele şuydu: NATO’nun genişlemesi Türkiye’nin çıkarlarına aykırı riskler taşıyor ve ülkemizi önce Rusya ardından da Çin’le karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyor. NATO’nun Yugoslavya’yı parçalayarak başlattığı doğuya doğru genişleme stratejisi, Türkiye’nin çevresinde yangınlar çıkardı; şimdi NATO daha da genişleyerek Türkiye’yi yangınlara daha da yaklaştırmış olacak…

ABD’nin NATO aracılığıyla Rusya ve Çin’i hedef alması kendi çıkarları gereğidir ama Türkiye başta çoğu NATO üyesinin çıkarına değildir, hatta en çok Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır.

Mesele ABD’nin teröre desteğidir

Hadi işin bu yanını geçtik, “NATO’cu AKP’den” NATO’nun genişlemesine strateji düzeyinde karşı çıkmasını elbette beklemeyelim. Ama mesele terörse, orada da yapılması gereken başkaydı.

İsveç’in teröre desteği ne ki ABD’nin teröre desteği yanında! Dahası, İsveç ve benzeri ülkeler, ABD terörü desteklediği için teröre destek verebiliyorlar.

O nedenle Ankara, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine karşı asıl şu hattı inşa etmeliydi: “ABD teröre desteği keserse, NATO’nun genişleme stratejisini onaylarız.”

Oysa, İsveç teröre desteğini kestikten sonra bile esas sorun sürecek. AKP, “İsveç’in teröre desteğini kestik” diyerek büyük iş başarmış gibi içeride propaganda yapacak ama ABD teröre desteğini sürdürecek.

Sonuçta tablo ne yazık ki şudur elbette: AKP program/strateji düzeyinde NATO’cu ve neoliberaldir. AKP hükümetinde İngiliz vatandaşı var, Belçika vatandaşı var, ABD’den ithal finans kapital temsilcisi üst düzey bürokratlar var.

Kısacası AKP’nin yerli ve milliliği ile antiemperyalistliği, İçişleri Bakanı’nın Coca Cola’yı aynı şirketin ürünü olan Fanta içerek protesto etmesi kadardır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2023

2 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın