Archive for category Politika Yazıları
Tunus, İhvan, Macaristan, NATO
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/04/2022
İki meclis feshi yaşandı bu hafta: Biri Pakistan’da, diğeri Tunus’ta.
Pakistan’da başbakanın çağrısıyla cumhurbaşkanının meclisi feshetmesini hafta başında yazmıştık. Pakistan yönetimi bu hamlesiyle ABD’nin darbe girişimini -şimdilik- püskürtmüştü.
Diğer meclis feshi ise Tunus’taydı. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in bu son kararı, özü itibariyle İhvan’a (Müslüman Kardeşler) karşı yürüttüğü ve 25 Temmuz’da hükümeti feshederek başlattığı mücadeleyi sürdürmek.
Yani Pakistan’da ABD darbe girişimine karşı, Tunus’ta ise İhvan’a karşı bir siyasal tutum var.
Tunus’la İhvan krizi
Bir süredir mezhep ve İhvan temelli dış politikayı terk ettiği savunulan AKP hükümeti için, bu iki gelişme bir turnusol kâğıdı görevi gördü.
Erdoğan, Tunus’ta cumhurbaşkanının meclisi feshetmesine sert tepki gösterdi ve darbe olarak niteledi! Tunus devleti de Erdoğan’ın açıklamasına sert tepki gösterdi. Tunus Dışişleri Bakanlığı, açıklamayı “içişlerine kabul edilemez bir müdahale” olarak değerlendirdi. Ayrıca Tunus Dışişleri Bakanı Othman Jerandi, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile telefonda görüştüğünü ve Erdoğan’ın yorumlarını reddetmek üzere Türk büyükelçisini çağırdıklarını açıkladı.
Özetle, Erdoğan yine İhvan için bir ülkeyle daha kriz yarattı!
Dahası, yine İhvan nedeniyle ilişkilerin bozulduğu Mısır’la normalleşme aranan şu süreçte, İhvan nedeniyle Tunus’la kriz yaşamak, kaçınılmaz olarak Kahire-Ankara adımlarını baltalayacaktır.
İktidar ve muhalefet NATO’culuk yarışında
Neyse ki Erdoğan, Pakistan’daki meclis feshi konusunda bir açıklama yapmadı!
4 Nisan kuruluş tarihi vesilesiyle NATO’culuk propagandalarının zirve yaptığı, ABD’yle ilişkileri düzeltmek için Ukrayna krizinin fırsata dönüştürülmeye çalışıldığı ve Türk-Amerikan Stratejik Mekanizması’nın kurulduğu şu günlerde, Pakistan’daki Amerikancı darbe girişimini boşa düşüren meclis feshine itiraz, Ankara’nın Moskova ve Tahran’dan başlayarak Pekin’e kadar uzanan siyasetlerini sıkıntıya sokabilirdi zira…
Bu arada önemli bir not: İktidarın Amerikancılık/NATO’culuk gazına bastığı şu günlerde, CHP dahil altılı muhalefetin bazı bileşenlerinin de benzer şekilde Amerikancılık/NATO’culuk gazına basması, muhalefetin Washington’a “biz iktidardan daha çok NATO’ya bağlıyız” özetli mesajlar vermesi, iki kere tuhaf.
Birinci tuhaflık şurada: Amerikan düzeni değişiyor. ABD Genelkurmay Başkanı Milley’in de son olarak önemle belirttiği gibi, “Çin ve Rusya yeni bir dünya düzeni inşa etmeye çalışıyor.”
İkinci tuhaflık da şurada: Türk halkı da anketlerde bu eğilimi yansıtan turumlar sergiliyor. Örneğin Ukrayna krizinde ABD/NATO’nun sorumlu olduğunu belirtenler, Rusya’nın sorumlu olduğunu belirtenlerden iki kat fazla. Kısacası Amerikancılık Türkiye’de kaybediyor.
Ancak iktidar da ve daha tuhaf şekilde muhalefet de, NATO’culuk yarışında!
Macaristan’da NATO’culuk kaybetti
Macaristan seçimleri ile Türkiye’de yapılacak seçimleri “tek adama karşı 6 partili muhalefet bloğu” üzerinden benzerlik kurarak yorumlanmasına genel olarak karşıyım. Zira iki ülke arasında en başta ekonomi düzleminde büyük fark var.
Ama ille de bir karşılaştırma yapılacaksa, muhalefetin çıkarması gereken ders üzerinden bir değerlendirme yapılabilir.
Orban Macaristan’da 6’lı muhalefete karşı yine kazandı çünkü:
1) Orban iktidarı Ukrayna krizinde, Rusya’ya yaptırımlarda, NATO’nun Ukrayna’da frenlenmesinde olumlu bir rol oynadı. Tersine Macaristan 6’lı muhalefeti ise NATO’culuk yaptı!
2) Macaristan’ın 6’lısı, Orban’ın karşısına eski bir Orban’cıyı çıkardı!
Buradan hareketle bir Macaristan-Türkiye karşılaştırması yaparsak, Türkiye’deki muhalefetin başarısı NATO karşıtı pozisyon almasında (en azından NATO’culuk yapmamasında) ve Erdoğan’ın karşısına eski Erdoğancı bir ismi ya da Erdoğan’ın pek çok seçimde eskittiği bir ismi sürmemesindedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Nisan 2022
Goldman Sachs ve IMF’nin dolar endişesi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 05/04/2022
CRI Türk’teki 8 Mart tarihli makalemin başlığı şöyleydi: “Yaptırım, yapanı da vurur.”
Bugün 5 Nisan ve daha bir ay dolmadan, yaptırım, yapanı da vuruyor; hem de en önemli yerden: Doların rezerv konumunu kaybetme riski üzerinden…
GOLDMAN SACHS: DOLARIN EGEMENLİĞİ RİSK ALTINDA
Harry Robertson imzalı Business Insider haberine göre, Goldman Sachs dolar uyarısı yaptı.
Finans kapitalin en önemli aktörlerinden olan ABD yatırım bankası Goldman Sachs, doların egemenliğini kaybetme riski altında olduğu ve İngiliz sterlini gibi daha düşük bir oyuncu haline gelebileceği konusunda uyarı açıkladı. Goldman Sachs ekonomistleri Cristina Tessari ve Zac Pandl, doların düşmeden önce İngiliz sterlininin karşılaştığı zorluklara benzer bir dizi zorlukla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor.
Goldman Sachs’ın 31 Mart’ta yayımladığı araştırma raporu şu noktalara dikkat çekiyor:
– ABD artan dış borçlarla birlikte kötüleşen bir “net dış varlık pozisyonuna” sahip.
– ABD’nin büyük bir mal ithalatçısı olmasından kaynaklanan büyük borçları, özel bir sorun oluşturabilir.
– Rezerv para birimi ihraç edenlerin borcunun GSYİH’ye göre büyümesine izin verilirse, sonunda yabancılar daha fazlasını elinde tutmak konusunda isteksiz hale gelebilir.
– ABD’nin Rusya’ya sert yaptırımları, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin dolardan uzaklaşmaya çalışabileceği endişelerini artırdı.
IMF: DOLAR EGEMEN REZERV PARA KONUMUNU KAYBEDEBİLİR
Sadece finans kapitalin bu en önemli kurumu değil, bizzat IMF de benzer uyarıları yaptı.
IMF Başkan Yardımcısı Gita Gopinath, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle ABD dolarının egemen rezerv para konumunu kaybetme tehdidi altında olduğunu belirtti.
31 Mart’ta Financial Times’a konuşan IMF Başkan Yardımcısı, Rusya’ya yaptırımların dolara zarar verebilecek daha parçalı bir küresel sistem yaratabileceğini söyledi. Ayrıca Gopinath dünya ticaretinde diğer para birimlerinin kullanımının artmasının, ulusal merkez bankalarının ellerindeki döviz rezervlerini dolar pahasına çeşitlendirmesine neden olacağını söyledi.
Dahası IMF Başkan Yardımcısına göre Rusya’ya yaptırımlar, kripto para ve Merkez Bankalarının dijital para birimleri kullanımını arttıracağını vurguladı.
ASYA EKONOMİLERİNİN ULUSAL PAR ATAĞI
Durum tam da Goldman Sachs ve IMF Başkan Yardımcısının dediği gibi…
ABD’nin Avrupa’yı da zorlayarak uyguladığı Rusya’ya yaptırımlar, son birkaç yıldır yavaş yavaş konuşulan “ticarette ulusal paraların kullanılması” konusunu, Doğu ve Güney ülkeleri adına hızlandırdı.
Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Türkiye gibi ülkelerin son birkaç yıldır ikili ticaretlerinde uygulama hedefi ilan ettikleri konu, şimdi bizzat ABD’nin “yaptırım hatasıyla” hızlanarak hayata geçiyor.
Birkaç örnek anımsatmak gerekirse:
– Rusya, önce sattığı doğalgazı ama ardından da sattığı tüm ürünleri dolar ya da avro ile değil, ruble ile satacağını ilan etti.
– Rusya ile Hindistan, ikili ticaretlerini ulusal paralarıyla yapmak üzere bir mekanizma kurma çalışması başlattı.
– Dünyanın en önemli petrol üreticilerinden Suudi Arabistan, Çin’e sattığı petrolü yuan ile satmayı görüşüyor. Suudi petrolünün dörtte birinden fazlası Çin’e satılıyor.
JP MORGAN: DOLARDA UZUN YILLAR SÜRECEK DÜŞÜŞ BİZİ BEKLİYOR
Goldman Sachs ve IMF’nin açıkladığı endişeler, kuşkusuz ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımların hızlandırdığı doların egemenliğini yitirme riskine işaret ediyor. Ancak bu aslında yeni bir durum değil. Ukrayna krizinden ve ABD’nin bu büyük yaptırım saldırısından önce de doların egemenliği risk altında görülüyordu…
Örneğin 2019 yılında, doların dünya rezervlerindeki payının, son 20 yılın minimumu olan yüzde 61.7’ye düşmesi üzerine, neoliberal sistemin önemli aktörlerinden JP Morgan şu uyarıyı yapmıştı: “Dolarda uzun yıllar sürecek düşüş bizi bekliyor” (25.7.2019).
JPMorgan Chase’in baş ekonomisti Jim Glassman’ın uyarısı şöyleydi: “Önümüzdeki yıllarda küresel ekonomi, ABD’nin ve doların hakimiyetinden çıkarak, daha çok Asya’nın hüküm sürdüğü bir sisteme geçiş yapacak. Döviz bağlamında bu durum, doların, altının da dahil olduğu diğer dövizlerin sepetine göre ucuzlayabileceğini gösteriyor.”
Amerikan para araştırmaları şirketi A.G. Bisset Associates LLC’nin CEO’su Ulf Lindahl, JP Morgan’ın bu uyarısından bir süre önce olası felakete dikkat çekmişti: “Dolar çökecek” (17.10.2018).
TEK PARA DÜZENİNİN SONU
Sonuç olarak, tek kutuplu dünya düzeninin ve buna paralel doların egemen olduğu iktisat düzeninin yerini çok merkezli dünya düzeni ile ulusal paraların öne çıktığı iktisat düzeni alıyor…
Ekonominin merkezinin Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymasıyla başlayan süreç, “adil ve demokratik” bir yeni dünya düzenini müjdeliyor.
Kuşkusuz sancılı olacak, elbette emperyalist ABD’nin karşı-saldırıları sürecek ancak her halükârda yeni bir dünya kuruluyor…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Nisan 2022
Pakistan’da darbe, Kazakistan’da suikast girişimi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 04/04/2022
Ukrayna meselesini, ABD’nin Rusya’yı NATO aracılığıyla kuşatma/boğma girişimine karşı bir “yarma harekâtı” olarak değil de, egemen bir devlete yönelik işgal girişimi olarak yorumlayan kesimler için uyarıcı nitelikte iki olay oldu.
O iki olay ile Ukrayna arasında bir bağ kurabilmek için ABD’nin Rusya’yı batısından ve güneyinden hangi hatlar ile kuşatmaya çalıştığını anımsatmalıyım: Baltık bölgesinden başlayan, Doğu Avrupa’dan Batı Karadeniz’e inen, oradan Karadeniz boyunca Gürcistan üzerinden Kafkaslara uzanan ve şartlar oluştuğunda Kazakistan’a ve Orta Asya’ya ulaştırılmaya çalışılan hat. Ki ABD’nin Çin stratejisi de, Orta Asya, Pakistan ve Hindistan ile Hint Okyanusu’na inen, oradan da Japonya’ya kadar uzanan geniş bir yay ile Çin’i kuşatmak şeklinde.
Artık bahsettiğimiz o iki olaya geçebiliriz:
ABD’nin İmran Han rahatsızlığı
ABD yönetimi 8 Mart’ta, Pakistan’ın Washington Büyükelçisine verdiği bir mektupla darbe girişiminin düğmesine bastı. Mektupta özetle “İmran Han giderse Pakistan affedilecek, aksi halde sonuçları olacak” mesajı vardı. Peki ABD neden Pakistan Başbakanı İmran Han’dan memnun değildi? Sıralayalım:
1. Pakistan, tıpkı Hindistan gibi, BM’deki Rusya karşıtı oylamada çekimser kaldı.
2. İmran Han, Rusya’nın yalnızlaştırılmaya çalışıldığı bu süreçte Moskova’yı ziyaret etti. (Ki ABD’li yetkililer mektupta İmran Han’ın ordu ve dışişlerine rağmen Rusya’yı ziyaret ettiğini iddia ediyordu.)
3. Pakistan, ABD’nin Afganistan sonrası için stediği üsse izin vermedi. Hatta İmran Han, ABD’nin Afganistan savaşına destek verilmesinin büyük hata olduğunu bile söyledi.
4. Pakistan, Rusya’ya karşı başlatılan ABD yaptırımlarına katılmadığı gibi, benzer tavrı gösteren Hindistan’ı da övdü.
5. İmran Han, Rusya’yla ilişkileri bozması için Batılı diplomatların kendisine yazdığı mektuba tepki gösterdi ve “Bu zamana kadar kimseye boyun eğmedim, ulusumun da eğmesine izin vermeyeceğim” yanıtını verdi.
Pakistan bu kez darbeyi önledi
ABD’nin “tehdit mektubu” üzerine, İmran Han’ın başbakanlığını yaptığı koalisyon hükümetini destekleyen toplam 12 vekile sahip üç parti, koalisyondan ayrıldığını ve muhalefet bloğuna geçtiğini ilan etti. 178 üyeli koalisyon böylece 166 üyeye düştü. Meclis çoğunluğu için gereken sandalye sayısı ise 172’ydi. 28 Mart’ta Mecliste “güvensizlik oylaması” önergesi 161 oyla kabul edildi ve 3 Nisan’da hükümetin düşürülmesi kararlaştırıldı.
İmran Han, ABD’nin darbe girişimine karşı destekçilerini alanlara çağırdı. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Kamar Cavid Bacva, “ABD ile iyi ilişkiler istediklerini ancak bunun diğer ülkelerle ikili ilişkileri riske atma uğruna olamayacağını” belirtti. Diğer yandan İmran Han, ABD darbesi girişimini boşa düşürmek için, Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi’ye çağrı yaparak Meclisi feshetmesini ve erken seçime götürmesini istedi.
3 Nisan günü Pakistan Meclis Başkan Yardımcısı Kasım Suri, Anayasa’nın 5. maddesine dayanarak güvensizlik oylamasını reddetti. Ardından da Cumhurbaşkanı Arvi Meclisi feshetti.
Kazakistan’da suikast planı çökertildi
Kazakistan’da biliyorsunuz 2022’nin ilk günlerinde, işçilerin grevlerini ve haklı eylemlerini kullanıp yönünü saptırarak, ABD destekli bir turuncu darbe yapılmaya çalışılmıştı.
Ancak sponsorun o başarısızlığın ardından boş durmadığı anlaşılıyor: Kazakistan Milli Güvenlik Komitesi’nin açıklamasına göre, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nı hedef alan ve yabancı bir istihbarat servisine çalıştığı ortaya çıkarılan bir suikastçı yakalandı.
ABD baskısına rağmen Rusya’yla ilişkilerini bozmayan Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko ile benzer pozisyonda olan Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in son iki yılda birer kez turuncu darbe girişimine, birer kez de suikast girişimine uğraması tesadüf değil elbette.
İşte Rusya’nın Ukrayna üzerinden ABD kuşatmasına müdahale etmesini tüm bu gelişmeleri birlikte değerlendirerek ve ABD/NATO’nun kuşatma stratejisi içinde yorumlamak gerekir. Aksi halde içeriksiz ve apolitik bir “savaş karşıtlığı” tuzağına düşülür.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2022
Adil ve demokratik yeni düzen
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/04/2022
Ukrayna krizi üzerinden artık şu üç tezi ileri sürebilirim:
1) Beş merkezli (ABD, Çin, AB, Rusya, Hindistan) dünya düzeni inşasını başlattı.
2) Asya’nın sorunlu ilişkilerinin çözümünde kolaylaştırıcı rol oynamaya başladı.
3) Doların egemenliğinin sonunun başlangıcı oldu.
ABD-İngiltere’nin Hindistan endişesi
İlk tezim olan “beş merkezli yeni düzeni” uzun süredir yazıyorum. 2019 tarihli Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımda ve bu köşedeki sayısız makalemde ayrıntılı inceledim. O nedenle bugün üstünde durmayacağım. Yalnız 30 Mart’taki Afganistan’a komşu ülkeler toplantısında, Rusya ve Çin dışişleri bakanlarının stratejik ortaklığı daha ileri düzeye taşıma ve “adil ve demokratik yeni bir dünya düzeni kurma” iradesine vurgu yapmalarına dikkat çekeyim…
Ardında da ikinci ve üçüncü tezlere etkisi bakımından, beş merkezden Hindistan’a kısaca mercek tutayım. İşe İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’ın şu açıklamasıyla başlayayım: “Hindistan ile ilişkileri güçlendirmek hiç olmadığı kadar önemli çünkü daha güvensiz bir dünyada yaşıyoruz” (1.4.2022).
Anglosakson dünyası adına yapılan bu açıklama, ABD’nin nihai hedefi olan Çin’e karşı Hindistan’ı, stratejisine eklemleme hedefiyle ilgili. Hindistan’ı “kazanamayan” bir ABD’nin Asya’da Çin’e karşı şansı yok. ABD bu nedenle Asya-Pasifik stratejisini Hint-Pasifik stratejisi ismiyle güncellemiş, o nedenle Hindistan, Japonya ve Avustralya’yla dörtlü grubu olan QUAD’ı güçlendirmeye çalışmış, o nedenle Çin-Hindistan tarihi sorunlarını kaşımaya çalışmış, hatta sırf Hindistan’ı bu stratejiye eklemlemek için bu ülkenin Rusya’dan S-400 alımını bile yaptırım dışı tutma sinyali vermişti.
Asya’daki sorunlar çözülüyor
Ancak Ukrayna kriziyle birlikte tersi bir eğilim ortaya çıkmaya başladı. ABD’nin “tarihin yanlış tarafında yer almayın” uyarısına rağmen, Hindistan yaptırıma uymadı ve Rusya’yla petrol anlaşması imzaladı, yeni alım anlaşmalarını da görüşüyor. Başta ilaç şirketleri olmak üzere Hint şirketleri, Rus pazarından çekilen batılı şirketlerin yerini almak istiyor. Rusya ve Hindistan, ulusal para birimleriyle ödeme yapmayı sağlayan bir mekanizma üzerinde çalışıyor.
Diğer yandan Hindistan ile Çin, 2020’de çatışmaya dönüşen sınır ihtilafı üzerine tam 22 aydır sürdürdükleri görüşmelerde, Ukrayna krizi sürecinde bir geçici mutabakata vardılar (13.3.2020). Öte yandan Ukrayna krizi süreci, Hindistan ile Pakistan arasında sıcak mesajlaşmalara sahne oldu. Örneğin Rusya’ya yaptırımlara katılmayan Pakistan, komşusu Hindistan’ın da aynı tutumu almasını övdü. Örneğin 11 Mart’ta Hindistan’dan atılan ve Pakistan’a düşen füze, bu kez Batı’nın beklentisinin tersine, bir tarafın “yanlışlık oldu” özrüyle ve diğer tarafından da anlayışla karşılamasıyla soruna dönüşmeden çözüldü.
Yani Ukrayna krizi, Asya’nın sorunlu ilişkilerinde kolaylaştırıcı bir fonksiyon oldu.
IMF: Doların egemenliği risk altında
“Dolar ile Ruble-Yuan çarpışması” başlıklı makalemde şu tezi öne sürmüştüm: “Ukrayna kriziyle birlikte, doların egemenliğinin zayıflayacağı, ulusal paraların ticarette önem kazanacağı ve alternatif finans sistemlerinin hayata geçeceği bir döneme girmiş olduk.”
IMF’den bu tezi doğrulayan bir açıklama geldi. Kuşkusuz IMF bunu düzen değişikliği bağlamında bir endişe görerek, uyarı niteliğinde yapıyor…
IMF Başkan Yardımcısı Gita Gopinath, Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’ya uygulanan finansal yaptırımların, ABD dolarının hakim rezerv para konumunun yavaş yavaş yok olması tehdidi yarattığını açıkladı (31.3.2022).
Rusya’nın “hasım ülkelere” doğalgaz ve petrolü Ruble ile satma kararı ve Suudi Arabistan’ın Çin’e petrolü Yuan ile satma teklifi, doların egemenliğini hızla etkileyecek iki çok önemli gelişme olarak önümüzde duruyor.
Sonucun sonucu olarak; tek kutuplu dünya, tek para düzeniydi, doların saltanatıydı; çok merkezli dünya inşası, tek para düzenini de adım adım değiştirmeye başlıyor. “Adil ve demokratik” bir yeni dünya düzeninin zemini, öncelikle adil ve demokratik bir iktisat düzenidir zaten…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Nisan 2022
Abromoviç’in rolü, Kalın’ın pozisyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 31/03/2022
Başında beri “Ukrayna sonuç, NATO’nun genişlemesi neden” demiştik. Rusya, Ukrayna’nın NATO üyesi yapılmamasını, tarafsız statüde kalmasını istiyordu. Bunun için ABD’ye güvenlik anlaşması taslağı da sundu. Ancak kabul edilmedi ve Rusya bunu, bu kez silahla yapma yoluna gitti.
Rusya şartlarını kabul ettiriyor
İstanbul’daki Ukrayna-Rusya müzakereleri, Moskova’nın bu şartlarını artık Kiev’e kabul ettirdiğini ortaya koyuyor. Nitekim Zelenski NATO’yu yanında bulamayınca, daha ilk günden itibaren “NATO üyeliği artık hayal” demeye başlamıştı. Moskova şimdi Ukrayna’nın tarafsızlık statüsünü anayasasına işletmeye zorluyor. Kiev ise bunu hem referanduma ama hem de garantörlerin garantisine bağlamaya çalışıyor. Bu garantörlük meselesini açacağız ancak müzakerede kabul ettirilen diğer konuları da sıralayalım:
İstanbul müzakerelerine göre Ukrayna; 1) herhangi bir askeri bloka üye olmayacak, 2) hiçbir tarafla askeri işbirliği yapmayacak, 3) yabancı askerleri topraklarında bulundurmayacak, 4) nükleer silahsız ülke olacak. Karşılığında da Rusya, Ukrayna’nın AB üyesi olmasına karşı çıkmayacak. Bu şartların karşılıklı kabul edildiği anlaşılıyor.
Ukrayna diğer yandan Kırım ile Donbass konularının güvenlik garantilerinin dışında kalmasını kabul ediyor ama konuyla ilgili müzakerelerinin sürmesini talep ediyor. Bu elbette Zelenski yönetiminin “kabul durumunu” içeriye anlatması için zaman kazanma çabası olarak da yorumlanabilir.
Garantörlük sorunu
Türkiye’yi de asıl ilgilendiren konu ise Ukrayna’nın kabul ettiği Rus şartlarına karşı 8-9 ülkeden garantörlük istemesidir. Ukrayna heyetinin sıraladığı garantörler şunlar: BMGK’nin dört üyesi olarak ABD, Çin, İngiltere ve Fransa ile Kanada, Almanya, Polonya, İsrail ve Türkiye…
Ukrayna, tıpkı NATO’nun 5. şartı gibi bir bağlayıcılık istiyor ve bir saldırı karşısında garantör ülkelerin askeri destek garantisi vermesini masaya sürüyor. Aslında bakarsanız konunun hassasiyeti, muhatabın Rusya’dan önce bu 8-9 ülkenin olmasını gerektiriyor. Zira bu garantörlüğe Ankara dışında henüz gönüllü olan da yok. Kaldı ki iktidarın gönüllülüğü de yetmez; konunun içeriği TBMM kararını, hatta referandumu bile gerektirecek durumda çünkü…
Sorunlar şunlar: Birincisi, bu adı geçen 8-9 ülke, bir saldırı karşılığında Ukrayna’da askeri destek güvencesi verebilecek mi? Verebilecek olsaydı, 24 Şubat’tan bu yana zaten veremez miydi? İkincisi, bu 8-9 ülke tek tek mi garantör olacak, yoksa kolektif garantörlük mü olacak? Bağlayıcılığı ne olacak? Örneğin tek tek garantörlük durumunda, diğerlerinin savaşa dahil olmaktan vazgeçmesi halince, garantörlüğü uygulamaya soyunan ülkenin yalnız kalma riski var. Üçüncüsü, Ukrayna’ya garantörlük, Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini şimdiden bozmayacak mı?
Kısacası görünen o ki garantörlük konusu öyle kolayca sonuçlanabilecek bir konu değil herkes açısından.
ABD barış istemiyor
ABD’nin müzakerelerle ilgili pozisyonu ise daha çok sonuçlanmasını arzulamadığı izlenimi veriyor. Örneğin İstanbul müzakeresinin ortasında Doğu Avrupa’ya asker ve uçak gönderme kararı açıklıyor. Örneğin müzakereden hemen önce Rusya’da rejim değişikliği isteğini ilan ediyor. Örneğin Rusya’nın müzakereleri kolaylaştırmak adına Kiev operasyonlarını durdurmasını karşısında “Rusya birliklerini yeniden konumlandırıyor” diyerek müzakereleri torpillemeye çalışıyor.
Kuşkusuz Moskova yönetimi de Washington’un bu tutumunu görüyor. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov geçen hafta “ABD savaşın bitmesini istemiyor” derken de, dün “Batı, Ukrayna’da ‘ikinci Afganistan’ yaratmaya çalışıyor” derken de o turuma işaret ediyordu.
Müzakerelerin en dikkat çeken yanı ise Abromoviç gibi Sovyet emekçilerinin birikimlerine çökerek zenginleşen bir oligarkın, “kolaylaştırıcı” sıfatıyla görüşmede yer almasıydı. Abromoviç’in rolünü olumlayan Moskova adına da, Kiev adına da, Ankara adına da vahim bir durum bu.
Diğer bir vahim durum ise Ukrayna müzakere heyetinin bile Kırım konusunu kabullenmeye gittiği süreçte, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Amerikan medyasına konuşarak “Ukrayna Kırım’ın ilhakını kabul edemez” mesajı vermesiydi! Ukrayna heyetinden çok Ukraynacılık gibi görünen bu çizgi, aslında Amerikancılıktı!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Mart 2022
Avrupa güvenliğinin inşası sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 29/03/2022
Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, sadece ABD’nin NATO aracılığıyla genişlemesini durdurmakla kalmadı aynı zamanda ABD’nin SSCB dağıldıktan sonra Avrupa güvenlik mimarisini şekillendirme çabasına da son verdi.
ABD, Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölerek başladığı inşa çalışmasını, Doğu Avrupa ve Baltıklarda da devam ettirmişti. Şimdi o süreç bitti.
Avrupa güvenlik mimarisinin yeninden şekillendirilme sorunu var sırada. Kimlerle ve nasıl peki?
BÖLÜNMEZ GÜVENLİK
Bu durum haliyle ve öncelikle “bölünmez güvenlik” anlayışının Avrupa düzleminde kabul edilmesini gerektirecek. Zira SSCB’nin dağılmasından bu yana “bölünmez güvenlik” ilkesi uygulanmıyor.
Nedir bölünmez güvenlik? Kabaca bir devletin güvenliğinin herkesin güvenliği olması demektir, bir devletin güvenliğine zarar vererek kendi güvenliğini sağlayamayacağın demektir.
ABD 30 yıldır Rusya’nın güvenliğini hiçe sayarak Avrupa güvenlik mimarisini inşa etmeye çalışıyordu. Çünkü temel hedefi güvenli Avrupa değil, Rusya’yı teslim olmaya, geri çekilmeye ve hatta parçalanmaya itmekti.
İşte Rusya’nın Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu ve müzakere etmek istediği 9 maddelik “güvenlik anlaşması” taslağı da bu nedenleydi. ABD Rusya’nın güvenlik talebini reddetti, Rusya 24 Şubat 2022’den beri kuvvet kullanarak sağlamaya çalışıyor.
RUSYA’NIN ÜÇ HEDEFİ
Rusya’nın hedefleri öncelikle ve esas olarak Ukrayna’nın NATO üyeliğinin gündemden kalkması, Ukrayna’nın tarafsızlık statüsüne dönmesi ve bunu Anayasa’sına işlemesi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, 24 Şubat’tan bu yana hemen her gün yaptığı açıklamayla “NATO üyeliğinin artık hayal olduğunu gördüğünü” söyledi. En sonunda, tarafsızlık statüsünün ele alınabileceğini de açıkladı.
Rusya’nın ikinci hedefi, komşuları ve NATO üyeleri olan Baltık ülkelerinin NATO üslerinden ve yabancı asker varlığında vazgeçmesi. Kabaca bu ülkelerin NATO’ya siyasi üyeliğinin sürmesi ama askeri boyutunun olmaması gibi…
Rusya’nın üçüncü hedefi de, Doğu Avrupa’daki doğrudan Rusya’yı hedef alan saldırı silahlarının kaldırılması.
Bu şartlar altında Avrupa’nın güvenliği, Avrupa’nın da bir parçasını oluşturan Rusya’yla birlikte sağlanabilecektir. ABD’nin Rusya’ya rağmen ve Rusya’yı hedef alarak güvenlik inşası çabası, Avrupa’yı yeniden bir büyük savaş riskiyle karşı karşıya getirdi.
Dolayısıyla artık sorun Avrupa’nın lider ülkelerinin, Almanya ve Fransa’nın, Avrupa’nın güvenliğini Rusya’yla birlikte inşa edip etmeyecekleri konusudur. Kuşkusuz bu ABD’yi kenarda tutmak anlamına geleceği için zordur ve engebeli bir yoldur. Ancak savaşsız Avrupa için de başka bir yol yoktur.
BORRELL’İN ÜÇ MESAJI
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi toplantına katılan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in mesajları, gelecek açısından ipuçları veriyor.
Borrell’in ilk mesajı, Rusya’ya yaptırımların başarılı olamayacağı gerçeğiyle ilgiliydi ve şöyle diyordu: “Dikkatli olmalıyız. Rusya’ya karşı bu geniş uluslararası destek sonsuza kadar sürecek sağlam bir destek olacağından o kadar da emin olamayız. Körfez bölgesinden geliyorum. Birçok dışişleri bakanıyla görüşmeler yaptım. BM Genel Kurulu oylaması sonrası durum çantada keklik sayılamaz.”
Borrell’in ikinci mesajı Balkanlarla ilgiliydi. Avrupa savaş tarihi açısından Doğu Avrupa’yla birlikte değerlendirmek gereken Balkanlar’ın bu özelliğinden olsa gerek, Borrell Sırbistan’a dikkat çekiyordu. AB adayı Sırbistan’daki “inanılmaz derece” yüksek Rusya etkisine işaret eden Borrell, “Batı Balkanlar’daki ülkelerde istikrarın korunmasının Avrupa güvenliği için önemli olduğu” belirtiyordu.
Borrell’in üçüncü mesajı, Ukrayna krizinin Atlantik dünyası dışındaki etkisiyle ilgiliydi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Afrika’da Rusya’nın etkisine, Rusya’nın Çin’e yakınlaşmasına ve Hindistan’ın pozisyonuna Avrupa ülkelerinin dikkatle eğilmesi gerektiğini söylüyordu.
GÜVENLİK MİMARİSİNİN ÖZNELERİ
Borrell haklı. Zira Washington, “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı NATO’yu ve Batı’yı birleştiriyor” propagandası yapıyordu ancak tersinden Asya da birleşiyordu. Hindistan’ın aldığı tutum, stratejik düzlemde ABD için en büyük kayıptı örneğin…
Kaldı ki NATO’nun ve Batı’nın birleştiği de yoktu. Tersine NATO birleşemediği, Biden’ın ifadesiyle “NATO içindeki farklılıklar aşılamadığı” için ABD NATO’yu Ukrayna’da devreye sokamamıştı. Macaristan ve Hırvatistan gibi ülkeler çok açık olarak o durumda NATO’dan çekilebileceklerini dile getirmişlerdi. Diğer yandan Almanya, Fransa ve Türkiye gibi ağırlığı olan ülkeler de ABD’nin NATO’yu kullanmasına karşıydılar.
Öte yandan AB’nin kabul edilen “stratejik pusulası”, Ukrayna krizi nedeniyle ittifaka atıflarda bulunsa da hâlâ 2016’dan beri adım adım yükselen “stratejik özerklik” hedefini koruyor. Yani Almanya-Fransa liderliğindeki Avrupa, ABD’den stratejik özerk olmayı, Avrupa’nın güvenliğini Avrupa ordusu kurarak sağlamayı, Çin ve Rusya’yla bağımsız ilişkiler sürdürmeyi istiyor.
İşte Avrupa güvenlik mimarisini Avrupa yararına inşa edecek zemin de bu anlayıştır. Ukrayna’nın tarafsız ülke statüsüyle açılacak yol, bu perspektifle, Almanya ve Fransa’nın Rusya’yı da dahil ederek bir Avrupa güvenlik mimarisi inşasını zorunlu kılmaktadır. Dahası Türkiye de, -ama Avrupacı değil, Avrasyacı bir çizgiyle- bu sürecin aktif bir öznesi olabilir. Ki bu Türkiye’nin de Amerikancılıktan arınması demek olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
29 Mart 2022
ABD’li müsteşara göre Ukrayna tezgâhı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 28/03/2022
Bugün Ufuk Ötesi köşesini Paul Craig Roberts’a ayırıyorum. ABD’nin önde gelen siyasal iktisatçılarından Roberts, Reagan döneminin Hazine Bakanlığı müsteşarıydı.
ABD politikalarına yaptığı önemli eleştirilerle bilinen Paul Craig Roberts, kişisel bloğunda yazdığı bu yorumları, daha sonra kitaplaştırdı. Roberts’ın 2015 yılında yayımlanan Yeni Muhafazakâr Tehdit- Doğu Avrupa’dan Ortadoğu’ya Washington’un Üstünlük Savaşı isimli kitabı, ABD’nin Ukrayna tezgâhını bütün çıplaklığıyla sergiliyor. Söz Paul Craig Roberts’ın:
ABD Ukrayna’nın bağımsızlığını yok ediyor
“Başlangıçta ABD ile AB, Ukrayna’nın bağımsızlığını yok etme ve ülkeyi Brüksel’deki AB hükümetine boyun eğen bir varlığa dönüştürme çabasında işbirliği yapmaktaydı. (…) Washington’un amacı, Ukrayna’yı ABD bankalarının ve kuruluşlarının talanına açmak ve NATO’ya alıp Rusya cephesinde daha sert askeri üs sağlamaktır. (…) Washington, Ukrayna’nın bağımsızlığını yok etmek için protestoları kullanıyor ve bir sonraki hükümetini kurmak için istediği kuklaların listesi hazır.” (12.2.2014)
“Rusya saldırı altında. (…) Washington Ukrayna’da başarılı olursa, Rusya’nın, ABD’nin dünya hegemonyasına bir kısıtlama oluşu ortadan kalkacaktır. Geriye yalnızca Çin kalacaktır. (…) Rusya hiçbir şey yapmazsa durum onlar için katlanılamaz hale gelecektir. Ukrayna NATO üyeliğine ve Rus nüfusun bastırılmasına doğru ilerlerken, Rusya hükümeti önünde sonunda Ukrayna’ya saldırmak ve yabancı rejimi devirmek veya Amerikalılara teslim olmak zorunda kalacaktır.” (14.2.2014)
ABD, Ukraynalı isyancılara ödeme yapıyor
“ABD ile AB Ukraynalı isyancı ve protestoculara ödeme yapıyor. (…) ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuland, ABD’nin Ukrayna’daki hedeflerine ulaşılmasına yönelik bir ağ organize etmek amacıyla 5 milyar dolarlık ‘yatırımda’ bulunduğunu açıklamıştır.” (17.2.2014)
“Washington’un dünya hegemonyası dürtüsünün piyonları olan akılsız üniversite öğrencileriyle ücretli protestocuların ve aşırı vatanseverler arasındaki faşist unsurların karışımının, Ukrayna’da sorunlar ve belki de dünyada ölümcül bir savaşa neden olacağına Batı Ukrayna’da bugün şahit olmaktayız. (20.2.2014)
“Protesto ile öldürülen demokrasi: Ukrayna’nın payına entrika ve şiddet düşer. (…) Amerikan medyası işe yaramaz bir haber kaynağıdır. Hükümetin Yalanları Bakanlığı görevi görmektedir. Yozlaşmış propagandacılar, Yanukoviç’in demokratik olmayan yollarla indirilmesini, özgürlük ve demokrasi için bir zafer olarak göstermektedir.” (23.2.2014)
Batı’nın Ukrayna talanı
“Kiev’deki ‘Maiden protestolarının’, aslında seçimle başa gelmiş demokratik hükümete karşı Washington’un düzenlediği bir darbe olduğu artık barizdir. Darbenin amacı, Ukrayna’nın Rusya sınırına NATO askeri üsleri kurmak ve ülkeyi talan etmek için Batı’nın finansal çıkarlarına kılıf görevi gören bir IMF kemer sıkma programını dayatmaktır.” (29.3.2014)
“CIA direktörü, Ukrayna’nın doğu ve güney kısımlarındaki Rus ayrılıkçıların askeri olarak bastırılmasının başlatılması için Kiev’e gönderilmiştir.” (14.4.2014)
“Washington Rusya’nın çökmesini istiyor. (…) Washington düşüşünü tasarlarken, Putin ümitleriyle oturup Batı’nın iyi niyetinin bir çözüm üretmesini mi bekleyecek?” (2.5.2014)
ABD’nin nükleer tehdidi
“Washington, nükleer savaşın kazanılabileceğini düşünüyor ve dünya hegemonyasına herhangi bir meydan okumayı önlemek için Rusya’ya ve belki de Çin’e ilk saldırıyı planlıyor. (…) Rus hükümeti, ABD savaş doktrinindeki değişikliğin ve sınırlarındaki ABD ABM üslerinin Rusya’ya yönelik ve Washington’un Rusya’ya karşı nükleer silahlarla ilk saldırı planladığının göstergeleri olduğunu anlamaktadır. Çin de Washington’un Çin’e karşı benzer niyetlere sahip olduğunu anlamıştır.” (3.6.2014)
“Rusya ile sıcak veya soğuk savaşa bir çerçeve oluşturma amaçlı bu hazırlık propagandasının yanı sıra, NATO komutanı General Breedlove, Avrupa’yı Rus saldırganlığından korumak amacıyla Rusya’ya karşı yıldırım karşılıkları verilmesini mümkün kılmak için Doğu Avrupa’ya devasa askeri konuşlanma planını açıklamıştır.” (24.7.2014)
Ukrayna krizinin gerçeği
Eski ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı Roberts’ın bu saptamaları, saldıranın ABD ve savunanın Rusya olduğunu, Moskova’nın ABD/NATO saldırganlığını Ukrayna’da kesememesi durumunda, büyük yıkıma ve parçalanmaya gideceğini ortaya koymaktadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Mart 2022
Dolar ile yuan-ruble çarpışması
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/03/2022
Ukrayna krizinin, nasıl bir “yeni dünya düzeni” inşa edileceğinin çarpışmasını olduğunu belirtmiştik. Yeni dünya düzeni çarpışması, silahlardan öte paraların çarpışmasıdır.
ABD’nin inşa ettiği dünya düzeni, özetle doların egemen olduğu düzendi. Amerikan hegemonyasının zayıflamasıyla paralel olarak, yükselen güçler doların egemenliğine karşı “ulusal paralarla” alışverişi gündemlerine almaya başladılar yavaş yavaş. Ukrayna krizi, işte o süreci hızlandırmış oldu.
Yaptırım, alternatif arayışını hızlandırdı
ABD’nin uyguladığı ve müttefiklerini de uygulamaya zorladığı yaptırımlar, aslında dünyanın geri kalanı açısından Batı’nın güvenilirliğini sarsmaya doğru ilerliyor. Batı bankalarındaki paranızın garantisi yok, Batı’daki mülklerinizin garantisi yok, Batı’daki alacaklarınızın teminatı yok. Batı, Ukrayna krizinde görüldüğü gibi, hukuku hiçe sayarak hepsinin üzerine çökebiliyor.
Bunun ilk örneklerini geride kalan on yılda yaşadık: ABD ve İngiltere, örneğin Venezüella’nın altınına, parasına, denizdeki petrolüne çöktüler. Benzerini İran’a da yaptılar. Kaldı ki ABD bunu müttefiklerine de yapıyor: Örneğin Almanya’nın otomobil şirketine büyük cezalar kesiyor, örneğin Türkiye’den parasını aldığı uçakların üstüne yatıyor…
İşte bu tablo, ABD’nin yaptırımlarına uğrayanları önlemler almaya, yeni alışveriş yolları bulmaya ve toplamda yeni bir finans sistemi inşa etmeye mecbur ediyor.
İki büyük pazarda ruble ve yuan olacak
Bu hafta Ukrayna krizinin ekonomi-politiği olarak da değerlendirebileceğimiz dört kritik olay yaşandı:
1. Rusya Devlet Başkanı Putin, “dost olmayan ülkelere” doğalgaz satışı ödemelerini artık Rus rublesi olarak alacaklarını açıkladı. Rus hükümetinin 7 Mart’ta onayladığı “dost olmayan ülkeler” listesi, ABD başta Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerden oluşuyor. Putin’in bu açıklamasının ilk etkisi, rublenin değer kazanması oldu. Uygulamanın, enflasyon üzerindeki baskıyı hafifleteceği de belirtiliyor.
2. ABD’nin ünlü finans gazetesi Wall Street Journal’ın 9 Mart tarihli haberine göre, Beyaz Saray, ABD Başkanı Biden ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid arasında bir görüşme ayarlamaya çalıştı. Biden iki prensten hem Ukrayna’ya destek isteyecekti hem de enerji piyasalarının kontrolü için harekete geçmelerini… Ancak iki prens bu görüşmeyi reddetti. Bitmedi, Wall Street Journall’ın 15 Mart tarihli haberi, ABD açısından daha da can yakıcıydı. Buna göre Suudi Arabistan, petrolü dolar yerine yuan üzerinden satmak için Çin yönetimiyle görüşüyordu.
Yaptırım deliniyor
3. Hindistan, Beyaz Saray’ın “tarihin yanlış tarafında yer almayın” uyarısına rağmen, Rusya’yla haziran teslimatlı yeni petrol anlaşması imzaladı. Yeni alımların süreceği belirtiliyor. Diğer yandan Hint şirketlerinin Rusya’dan ayrılan Batılı ilaç ve diğer ürün üreticilerinin yerine geçmeye hazırlandığı konuşuluyor. Ve Rusya ile Hindistan, ulusal para birimleriyle ödeme yapmayı sağlayan bir mekanizma üzerinde çalışıyor.
4. Almanya’nın başını çektiği Avrupa ülkeleri, ABD’nin yoğun baskısına rağmen, Rusya’dan enerji tedarikini kesmeyeceklerini belirtiyorlar. ABD bu amaçla son olarak AB’yle LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz tedariki) anlaşması yaptı ancak buna rağmen Berlin, bunun açığı kapatmayacağını belirterek, enerji işbirliğini sürdüreceğini açıkladı.
Öte yandan Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkarılmasının, Fransa, Hollanda ve Avusturya’da on milyarlarca dolarlık bir tehlike oluşturmaya başladığı finans medyasına yansıdı. Fransız şirketlerinin Rusya pazarından çıkmayacağı duyuruldu. Daha ilginci, yine Wall Street Journall’ın belirttiğine göre, Rusya’da faaliyetlerini durdurma kararı alan şirketlerin bir kısmı, buna rağmen ürün sevkiyatına devam ediyor!
Yaptırım, yapanı vuruyor
Sonuç olarak, Ukrayna kriziyle birlikte, doların egemenliğinin zayıflayacağı, ulusal paraların ticarette önem kazanacağı ve alternatif finans sistemlerinin hayata geçeceği bir döneme girmiş olduk.
ABD ve Batı yaptırımının, dönüp ABD ve Batı’yı vuracağı bir süreç yaşıyoruz.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Mart 2022
Ukrayna’da ‘yeni dünya düzeni’ çarpışması
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/03/2022
Bu köşede Ukrayna krizini birkaç kez “NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesi” nedeninin bir “sonucu” ama aynı zamanda NATO genişlemesini durdurma özelliğiyle de yeni dünya düzeninin inşası bakımından bir “başlangıç” olarak niteledim.
Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımda da vurguladığım gibi, yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın beş büyük merkezi var: ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan. Bu beş merkezin kendi aralarındaki ittifaklar ve de rekabetler, nasıl bir yeni düzenin inşa edileceğini belirleyecek.
İşte Ukrayna krizi de, esas olarak nasıl bir “yeni dünya düzeni”nin kurulacağının çarpışmasıdır.
Rusya tek kutuplu dünyayı kabul etmedi
Bu sürecin kritik istasyonlarından biri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2007’de Münih Güvenlik Konferansı’nda emperyalist ABD’yi sert bir şekilde uyarmasıydı.
Putin, ünlü konuşmasında “tek kutuplu dünya”yı “tek güç merkezi, tek egemen, tek efendi” diye tanımlamış ve ABD’ye “tek kutuplu dünya kabul edilemez” resti çekmişti. Putin ayrıca verilen söze rağmen NATO’nun genişlemesinin “ortak güvenliği” tehdit ettiği uyarısını yapmıştı.
Alım gücü paritesine göre Çin ve Hindistan’ın milli gelirinin ABD’nin milli gelirini, BRIC üyelerinin toplam milli gelirinin de AB’nin milli gelirini geçtiğine işaret eden Putin, makasın açılacağını, küresel büyüme merkezlerinin kaçınılmaz olarak siyasi nüfuza dönüşeceğini, bunun da çok kutupluluğu güçlendireceğini belirtmişti.
İşte bugün buradayız! Ve bir not olarak şunu da belirtelim: Türk Genelkurmay Başkanlığı, Putin’in ABD’yi hedef alan bu tarihi konuşmasının tam metnini internet sitesinde yayınlamıştı. Dolayısıyla Türk ordusunu hedef alan ABD destekli Ergenekon-Balyoz kumpaslarına bu veri ışığında da bakmak gerekir.
Çin’den ABD’ye ‘tek başına yönetemezsin’ mesajı
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile ABD Başkanı Joe Biden, geçen hafta Ukrayna krizi eksenli bir görüşme yaptı. O görüşmenin bugün incelediğimiz konu bakımından önemi şuydu. Şi, Biden’a bir çağrı yaptı: “Çin ile ABD uluslararası sorumlulukları üstlenmeli ve dünya barışı için çaba göstermeli.”
Bu açıkça Çin’in ABD’ye “artık dünyayı tek başına yönetemezsin” mesajı anlamına gelmekteydi. Bunun Amerikan devlet aygıtı tarafından da böyle anlaşıldığı açık. Nitekim o mesajın ardından Biden “yeni bir dünya düzeninin kurulacağına” işaret ederek, “biz buna önderlik etmeliyiz” dedi.
O düzene kim, nasıl önderlik edecek, göreceğiz ve tartışacağız ancak “düzenin sahibinin” bugün o düzenin değişmekte olduğunu kabullenmesi ve yeni bir düzenin kurulacak olduğunu belirtmesi, çok önemlidir. “ABD yenilmez” hayali içindeki Türkiye ve dünya Amerikancılarının gözünün açılabilme olasılığı nedeniyle bile önemlidir.
Neoliberal kapitalist düzenin sonu
Biden, yeni dünya düzenine “özgür dünyayı birleştirerek” önderlik edebileceklerini belirtiyor. Özgür dünya dediği, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekâtına tepki olarak başta Dostoyevski ve Tolstoy gibi dünya uygarlığına katkısı olan büyük romancıları sırf Rus diye yasaklayan Avrupa ırkçılığını kastediyor!
Fakat bu da kuşkulu. Şöyle ki, beş merkezden biri olan AB’nin yeni dünya düzeninin inşasında, eskisi gibi ABD’nin bir sözünü iki etmeyen uslu müttefikler gibi hareket etmeyeceği görülüyor. Almanya-Fransa ikilisi, her ne kadar Ukrayna kriziyle kısmen kesintiye uğramış olsa da, ABD’den “stratejik özerk” olma hedefini sürdürüyor. İki ülke, o eğilimi, aslında ABD’nin enerji yaptırımlarına katılmayarak ve şirketlerini Rusya pazarından çekmeyerek de gösteriyor.
Diğer yandan Washington’un Çin’e karşı stratejisine eklemleyebilmek için Asya-Pasifik stratejisinin adını bile Hint-Pasifik stratejisi olarak değiştirip QUAD ittifakına dahil ettiği Hindistan’ın da ABD’yle birlikte hareket edeceği kesin değil. Nitekim Hindistan da ABD baskısına rağmen Rusya’ya yaptırımlara katılmadı. Dahası Rusya’yla yeni enerji tedarik anlaşması yaptı ve hatta Batı’nın boşalttığı alanlarda şirketleriyle varlık göstermeyi hedefliyor.
Görülüyor ki yeni dünya düzeni inşasının iki öncüsü Çin ve ABD olacak. Diğer üç merkez olan AB, Rusya ve Hindistan’ın alacağı pozisyon ise, yönü bir ölçüde belirginleşen düzen inşasının kapsamını tayin edecek. Her halükârda uzun vadede ABD’nin neoliberal kapitalist dünya düzeninin yerini, kamuculuğun öne çıktığı ve doların saltanatının son bulduğu bir iktisadi ortam alacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Mart 2022
Avrasya’da Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan işbirliği
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/03/2022
Çin’e özgü diplomasiye aşina olmayanlar ya da diplomasiyi sadece Batı tarzıyla değerlendirenler, ABD Devlet Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping arasındaki kritik görüşmeden, gerçekçi olmayan sonuçlar çıkardılar.
ÇİN’DEN ABD’YE ‘ARTIM TEK BAŞINA YÖNETEMEZSİN’ MESAJI
Öyle ki kimi çok popüler yorumcular tabloyu “Avrasyacı arkadaşların gözü yaşlı olmalı, Çin işgale karşı olduğunu söyledi” sözleriyle yorumladılar. Oysa bırakın yorumu, sözün Batı basınından aktarımı bile doğru değildi. Zira Batı basını, Çin Devlet Başkanı’nın ifade ettiği “çatışmalar ve karşı karşıya gelişler kimsenin çıkarına olmaz” cümlesine takla attırarak o sonuca ulaşmıştı.
Şi Cinping’in sözlerinden Çin’in Rusya’ya desteğini kestiği anlamını çıkarmak, hele de yaptırım tehdidi karşısında ABD’ye teslimiyeti sonucunu çıkarmak, en hafifinden Çin’i tanımamak ve Çin’e özgü diplomasiyi anlamamaktır.
Oysa tersine Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Joe Biden’la görüşmesinde tarihi bir çıkış yaptı. “Çin ve ABD, uluslararası alanda sorumluluk üstlenmeli ve dünya barışı için çabalamalı” dedi. Diplomasi de bu Çin’in ABD’ye “artık tek başına yönetemezsin” ilanıdır!
ÇİN VE HİNDİSTAN BATI’NIN BOŞALTTIĞI ALANI DOLDURMAYA HAZIR
Nitekim gerçek, Batı medyasında yazan değil, ABD Kongresi’nde olandır. ABD’li senatörler, Çin’in Rusya’yla ticaret yapmayı sürdürdüğünü ve sürdüreceğini görerek, yeni bir ticaret savaşı hedefliyorlar.
Cumhuriyetçi Kongre üyesi Ted Budd, Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’ne “Çin’in Rusya’nın İşgalini Finanse Etmesini Durdurma Yasası” ismiyle bir taslak yasa sundu. Taslak, Çin’in Rusya’dan tarım ürünleri ithalatını artırması durumunda Çin’in tarım ürünlerine misilleme gümrük vergileri getirilmesini öngörüyor. Ticaretin başka alanları için de hazırlıklar planlandığı belirtiliyor.
Yani ABD Kongre üyeleri, “Avrasyacıların gözü yaşlı” gibi bir sonuç çıkarmış değil. Nasıl çıkarabilir ki zaten… Çin, Rusya’dan enerjiden tarıma her türlü ticaretini sürdürüyor. Dahası, yine ABD’nin saptadığı gibi, Çin, Batı’nın Rusya’da boşalttığı alanları doldurmaya yöneliyor.
Batı’nın büyük enerji kolu başta pek çok alandaki şirketlerinin çekildiği şartları sadece Çin değil, Hindistan da fırsat olarak görüyor. Nitekim Rusya’nın Hindistan Büyükelçisi Denis Alipov, Hint şirketlerinin Rusya’dan ayrılan ilaç ve diğer ürün üreticilerinin yerine geçmeye hazır olduklarını söyledi.
Öte yandan Hindistan Petroleum Corporation’ın Rusya’dan yakın zamanda Haziran teslimatlı petrol aldığı ve alımların aratacağı belirtiliyor.
PAKİSTAN BATI BASKISINA BOYUN EĞMEDİ
Avrasyacıların gözü hiç de yaşlı görünmüyor. Tersine Çin ve Hindistan dışında Pakistan’ın da Rusya’yla ticaretini artırma kararı aldığını belirtelim.
Pakistan Başbakanı İmran Han, Rusya’yla ilişkileri bozması için AB, Japonya, İsviçre, Kanada, İngiltere ve Avustralyalı diplomatların “protokolü hiçe sayarak” kendisine mektup yazdığını belirtti ve şöyle dedi: “Bu zamana kadar kimseye boyun eğmedim, ulusumun da eğmesine izin vermeyeceğim.”
Dahası, Pakistan Başbakanı İmran Han, sorunlar yaşadığı komşusu Hindistan’ı da Rusya konusunda övdü. Han, ABD’nin Rusya’dan petrol almaması için baskı yaptığı Hindistan’ın baskılara direnerek kendi vatandaşlarının çıkarına bağımsız kararlar almasını taktir etti.
PENTAGON: CAYDIRICILIK BAŞARISIZ OLURSA…
Kısacası, öyle iddia edildiği gibi Avrasyalı komşuları Rusya’ya sırtını dönmüş değil. Tersine, yukarıda da özetlediğimiz gibi Çin, Hindistan ve Pakistan gibi Asya’nın en önemli ülkeleri Rusya’ya yaptırıma katılmayarak, Batı baskısına karşı çıkarak, hatta ticaretlerini artırarak ve Batı’nın Rusya’dan boşalttığı alanları doldurmaya yönelerek, işbirliğini geliştiriyorlar…
Bu gerçeği sadece ABD Kongresi değil, Pentagon da görüyor.
ABD Hint-Pasifik komutanı Amiral John C Aquilino, boşuna “caydırıcılık çabaları başarısız olursa savaşıp Çin’i yenmeye hazırız” deme gereği duymuyor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
22 Mart 2022