Sıfır çözüm + üç görev

ABD-İngiltere, G7, NATO ve ABD-AB zirvelerinin Washington açısından tek hedefi vardı: Müttefiklerini yeniden denetimine alabilmek ve Çin ile Rusya’ya karşı “birleşik cephe” kurabilmekti.

ABD bunun için de Çin ve Rusya’yı “tehdit” ilan ederek, NATO’yu da Avustralya ve Japonya gibi ortakları üzerinden Asya-Pasifik’e taşımak, bir anlamda “küreselleştirmek” istiyordu.

Sonuç? 79 maddelik zirve bildirisinin maddelerinin yarıya yakını Rusya’yla ilgili, ikinci sırada da Çin var. Ancak şu farkla: ABD, tehdit gördüğü halde Çin bildiriye “zorluk ve risk” olarak girdi. Çünkü ABD AB’yi ikna edemedi.

NATO için iki kritik bölge

79 maddelik bildiriden çıkan sonuç şu: Önümüzdeki dönem NATO açısından iki kritik bölge var: Ukrayna-Karadeniz-Gürcistan hattı ile Afganistan merkezli Orta Asya…

ABD bu bölgeleri, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifini kesebilmek ve Çin ile Rusya arasındaki bölgelerde bulunabilmek amacıyla stratejik hedef görüyor.

Dahası ABD Rusya’ya karşı Baltık, Doğu Avrupa, Karadeniz, Kafkasya ve Afganistan üzerinden Orta Asya’ya uzanan bir cephe ve Çin’e karşı da Afganistan’dan Hint Denizi’ne inen, Güney Çin Denizi üzerinden Japonya’ya kadar uzanan bir cephe inşa etmek istiyor.

Hegemonyası zayıflayan ABD’nin bu hedefe ulaşması pek olası olmasa da, cephelerin belli noktalarında ciddi tahribat yaratacak askeri gücü, elbette hâlâ büyük bir risk.

Erdoğan’ın Batı desteği ihtiyacı

ErdoğanBiden görüşmesinin dinamiklerinden biri yukarıdaki tablonun doğurduğu olanaklar, diğeri de iç politikadaki ihtiyaçtı.

ABD’nin, inşa etmeye çalıştığı cephe nedeniyle, Blinken’in ifadesiyle “Türkiye’yi Batı kampında tutmaya ve bazı kritik konularda ABD’yle aynı sayfa olmasını sağlamaya”; Erdoğan’ın da iktidarını sürdürebilmek için Batı’dan siyasi ve ekonomik destek almaya ihtiyacı vardı.

O nedenle taraflar, mevcut sorunlara çözüm bulmadan, onları paranteze alarak yeni işbirliği alanlarına odaklanmakta uzlaşmıştı. Öyle olduğu için de görüşmeden “sıfır çözüm” çıktı. Öyle olduğu için de Erdoğan gündeme kendisinin getirmesinin gerektiği soykırım konusunun “gündeme getirilmemesinden” memnuniyet açıkladı!

Ama Washington önemli bir koz elde etti; zira Erdoğan’ın “Türkiye ile ABD arasında çözülemeyecek sorun yok” demesi, “tavize açığım” mesajından başka anlama gelmiyordu!

Afganistan, Karadeniz, Suriye görevleri

Sonuçta Biden’la yapılan görüşmeye dair açıklamalardan ve Türkiye’nin de onayladığı 79 maddelik zirve bildirisinden görüldüğü üzere, Ankara’nın önünde üç görev belirdi:

1) Afganistan: Erdoğan Batı desteği almak ve NATO içindeki rolünü artırmak için Afganistan’da “havalimanı bekçiliği” görevine talip oldu ne yazık ki. Dahası yanına Pakistan ile Macaristan’ı da alabileceğini ilan etti. Her ne kadar bu konuda kesin bir karara varılmadıysa da, Erdoğan’ın sözlerinden Biden’la belli bir mutabakata vardığı anlaşılıyor.

2) Karadeniz: Bildirinin “NATO’nun Karadeniz’de karada, denizde ve havada varlığını arttıracağının” belirtildiği 34. maddesi ise Ukrayna (69. madde) ve Gürcistan’ın (68. madde) NATO üyeliği hedefiyle birlikte, Türkiye’ye yeni sorumluluklar yüklüyor ne yazık ki…

3) İdlib/Suriye: Zirve bildirisinin 52. maddesinde yer alan “Suriye’den Türkiye’yi tekrar vurabilecek veya hedef alabilecek füze atışlarına karşı teyakkuz halindeyiz” ifadesi, oldukça provokatif. Suriye’de işler düzelirken NATO bildirisinde Türkiye’ye karşı füze tehlikesine dikkat çekilmesi hayra alamet değil. Üstelik, iktidar kaynaklarının “İdlib ve insani yardımlar konusunda ABD’yle birlikte hareket etme kararı aldık” (Yeni Şafak, 16.6.2021) sözleriyle birlikte daha da sorunlu bir hal alıyor.

Dikkat edilirse her üç “görev ve sorumluluk” da, Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyor. İşte Washington’un istediği de bu…

NATO’culuk sorunu

Erdoğan’un “Akdeniz’den Karadeniz’e, Avrupa’dan Asya’ya”, NATO’yu her yerde göreve çağırması ise Türkiye’nin asıl sorununa bir kez daha işaret etti: NATO’culuk!

Siyasal İslamcılardan milliyetçilere, liberallerden sosyal demokratlara uzanan siyasal kesimler pek çok konuda karşı karşıyadırlar ama hepsi NATO’culukta ortaktırlar ne acı ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Haziran 2021

1 Yorum

G7 ve NATO zirvelerinin anlamı

Peşi sıra gelen ABD-İngiltere, G7, NATO ve ABD-AB zirvelerini birlikte ve bir bütünün parçaları olarak değerlendirmek gerekir. Zira ABD Başkanı Joe Biden’ın bu dört zirveden hedeflediği tek sonuç, müttefiklerini Çin-Rusya ikilisine karşı konumlandırabilmekti…

Nitekim Beyaz Saray o beklentiyi baştan ilan etti: “NATO, Rusya’nın saldırganlığına ve Çin’in meydan okumasına karşılık vermek için stratejik konseptini gözden geçirecek.”

Öyle de oldu…

Önce G7’de, ardından da NATO’da Çin ve Rusya’ya karşı pozisyon ilan edildi.

KUŞAK VE YOL’A KARŞI ‘GERİ İNŞA’ PROJESİ

En zengin ya da en gelişmiş 7 ülke olan ABD, Japonya, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya, Washington’un talebine uygun olarak Çin ve Rusya ikilisine karşı “birleşik cephe” görüntüsü açıkladı.

G7 ülkeleri özetle;

– “Çin’in statükoyu değiştirme girişimlerine kuvvetle karşı çıkacağını” ilan etti.

– Uygur, Hong Kong ve Güney Çin Denizi konuları üzerinden Çin’i hedef aldı.

Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı “Dünya İçin Daha İyisini Geri İnşa” projesi duyurdu.

– Rusya’ya “istikrarsızlaştırıcı davranışlar ve kötücül faaliyetlere son” mesajı verdi.

Kısacası 1975’te kurulan G7 ülkeleri, tıpkı eski günlerdeki gibi dünya patronluğu sergileme çalıştı. Doğru, G7, dünya ekonomisinin 2/3’üne sahipken patronluk yapabiliyordu ancak oranın 1/3’e düştüğü günümüzde patronluk “taslamaktan” öteye gidemez artık…

Çin’in projesine/inisiyatifine karşı ancak alternatif proje açıklamak durumunda kalması bile gerçek tabloyu resmediyor…

BRÜKSEL’DE ÇİN VE RUSYA’YA KARŞI BİRLİK MESAJI

G7’nin devamında NATO zirvesinde de benzer sonuç açıklandı. İki maddede özetlersek;

– Liderler, NATO 2030 Konseptini kabul etti.

– Çin ve Rusya’ya karşı birlik mesajı verdiler.

Açıklanan 79 maddelik Brüksel Zirve Bildirisinin maddelerinin yarıya yakını doğrudan ve dolaylı olarak Rusya’yla; önemli bir bölümü de doğrudan ve dolaylı olarak Çin’le ilgili…

Bildiride, tıpkı başta belirttiğimiz Beyaz Saray açıklamasında olduğu gibi, Rusya’nın “saldırganlığından” ve Çin’in “meydan okumasından” hareketle NATO müttefiklerinin yapacakları sıralanıyor.

Peki nedir Rusya saldırganlığı, nedir Çin’in meydan okuması? Rusya kime saldırıyor? Çin kime meydan okuyor?

Ortada ne saldırganlık ne de meydan okuma var! Dahası ülkelere saldıran da, darbeler yapan da, suikastler düzenleyen de bizzat ABD’nin kendisi… Ancak ABD sürekli “Rusya saldırganlığı” ve “Çin’in meydan okuması” nitelemelerini tekrarlayarak, bir varsayımı, bir büyük yalanı, tıpkı yıllar önce BM salonunda Saddam’ın kitle imha silahı diye salladığı gibi sallıyor!

Tabii bunun Brüksel Zirve Bildirisine yansıması da, diplomasi açısından oldukça absürt olmuş. Örneğin bildirinin 10. maddesinde Rusya’nın NATO’yu ve Atlantik bölgesini nasıl tehdit ettiği madde madde sıralanırken, işi Rusya’nın “geniş çaplı habersiz ve ani tatbikatlar yapmasına” kadar getirmişler! 55. maddede ise Çin’in bazı Rus tatbikatlarına katılıyor oluşunu bile sorun olarak değerlendirmişler!

ABD’NİN BİRLEŞİK CEPHE KURABİLMESİ OLASI MI?

Sonuç olarak ABD, Rusya ve Çin’e karşı iki büyük cephe oluşturmaya çalışıyor:

Rusya’ya karşı Baltık bölgesinden başlayan, Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinden Kafkasya’ya, oradan da Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay-cephe…

Çin’e karşı Orta Asya’dan başlayan, Hindistan ve Çin’in güneyindeki ülkeleri kapsayarak Güney Kore ve Japonya’ya uzanan bir yay-cephe…

ABD bu iki cephede AB’den İngiltere ve Türkiye’ye, Hindistan’dan Avustralya ve Japonya’ya kadar bir dizi ülkeyi harekete geçirmek istiyor.

Peki bu ne kadar gerçekçi?

20 yıl önce ya da 10 yıl önce bile böyle geniş bir “birleşik cephe” kuramayan ABD’nin bugün, yani hegemonyasının düne göre daha zayıf olduğu şartlarda, büyük bir cephe inşa edebilmesi olası mı?

Olamayacağı daha bugünden belli: NATO Genel Sekreteri Jens StonltenbergGüvenlik tehdidi oluşturuyor ama Çin düşman değil” demesi de, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un “Kimse Çin’le yeni bir soğuk savaş istemiyor” demesi de, olası olmadığına işaret ediyor.

Ankara, NATO bağlamında Afganistan ve Orta Asya’da rol talebinde bulunurken, işte bu gerçeği dikkate almalıdır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Haziran 2021

1 Yorum

Ordubozan NATO’culuk

Erdoğan-Biden görüşmesi öncesinde yazdıklarımda iki temel sonuç vardı:

1. Erdoğan ve Biden, Türk-Amerikan ilişkilerini “kurtarmak” için NATO’yu en uygun zemin görüyorlar.

2. Erdoğan ve Biden, sorunları paranteze alarak işbirliği alanları üzerine odaklanmak istiyorlar: Afganistan ve Ukrayna başta olmak üzere, adım adım Libya ve Suriye konuları üzerinden işbirliği yapmaya çalışacaklar.

Özetle ABD için “müttefiklerini denetleme”, Türkiye için “ABD’yle iyi ilişkilerin” aracı olan NATO ve NATO’culuk, Erdoğan ve Biden ilişkilerinin temel zemini olacak.

Bu örtüşmeyi en iyi özetleyen açıklamalar ise ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dan geldi. Blinken her ne kadar “Türkiye NATO müttefiki gibi davranmıyor” dese de, ABD’nin Türkiye’yle ilgili iki çıkarına işaret etti:

1.Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.

2.Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olması sağlanmalı” (9.6.2021).

Washington’un bu çıkar saptamasıyla örtüşen Ankara açıklaması da Akar’dan geldi: “Türkiye, NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koymaktadır” (11.6.2021).

Atlantik çapası olarak NATO

“Türkiye’nin NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koyması” şeklindeki stratejik hata yeni değildir ve 70 yıldır Türkiye’yi her durumda Atlantik’e bağlayan çapadır! (Bu 70 yıl ve çapalanmanın derecesi, kuşkusuz kendi içinde farklı dönemlere ayrılarak değerlendirilmelidir.)

Türkiye’nin NATO’yu kendi güvenliğinin merkezine koymasının 70 yılda onlarca olumsuz sonucu oldu:

İçeride; Kemalist Devrim’e karşı-darbe, siyasal İslamcılığın yükselişi, laikliğin tırpanlanması, 12 Mart ve 12 Eylül’den 15 Temmuz’a Amerikancı darbeler, solcu ve Kemalist subayların ordudan tasfiyesi, Ergenekon ve Balyoz kumpasları…

Dışarıda; Atatürk’ün “kolektif güvenlik” anlayışının reddedilmesi, komşularla düşmanlık, ABD’nin çıkarları için Kore, Somali ve Afganistan’a Mehmetçik gönderilmesi…

Savunmada; Askerin, giydiği postalından üniformasına, kullandığı silahından izlediği talimnameye kadar milli olmaktan uzaklaştırılması ve kurmayının uyacağı stratejinin bile ABD stratejisinin alt stratejisi olarak belirlenmesi… Örneğin Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’nin SSCB’ye karşı savunma hattı Toroslar’dı; çünkü ABD için bölgede asıl savunulacak alan Anadolu değil, Toroslar’ın altı, petrol bölgesiydi.

NATO 2030 konsepti

Önce Genelkurmay Başkanı olarak, ardından da Başkanlık sistemiyle yönetilen Türkiye’de Milli Savunma Bakanı olarak Türk ordusunu yöneten Hulusi Akar’ın, “Türkiye’nin güvenliğinin merkezine” NATO’yu koymasını, sadece yukarıda belirttiğimiz Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında değil, NATO 2030 konsepti bağlamında da değerlendirmeliyiz.

Nedir NATO 2030 konsepti? En iyi tarifi “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konseptinin yenilenmesi gerektiğini belirtirken NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yapmıştı zaten.

NATO 2030 konsepti ile ABD, geleneksel müttefiki AB’yi de yeniden denetimine alarak Çin ve Rusya’yı kuşatmak istiyor. Bu ittifak yetmeyeceğinden Çin’e karşı dengeleyici olarak Hindistan’ı ve Japonya, Güney Kore, Avustralya ile Yeni Zelanda’yı da NATO’nun doğudaki ortakları olarak kullanabilmeyi hesaplıyor. Washington böylece NATO’yu bir anlamda küreselleştirmeye çalışıyor.

ABD Rusya’yı Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattı ile; Çin’i de Orta Asya ve Hindistan ile batısından, Japonya ve Güney Kore ile doğusundan ve diğer bölge devletleriyle de güneyinden kuşatmak istiyor.

ABD bu strateji içinde, özellikle Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya hattında Türkiye için kritik bir rol öngörüyor.

İkinci kırılma

Bu tablo içinde NATO’yu Türkiye’nin güvenliğinin merkezine koyan bir anlayış, Çin ve Rusya’yı hedef alan bir stratejiye askeri olarak eklemlenmek demektir. Bu da haliyle Türkiye’nin dış politikasını etkileyecektir.

Oysa Türkiye’nin çıkarlarıyla NATO’nun çıkarlarının çatıştığı bir süreci yaşıyoruz. Ama Türkiye, Erdoğan’ın iç politikadaki ihtiyaçları nedeniyle, NATO’yu güvenliğinin merkezine alarak, Çin ve Rusya’ya karşı konumlanacak!

Açıkça belirtelim: Bu Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan sonra ikinci kez kendi ayağına kurşun sıkması durumudur.

Hulusi Akar, Türk ordusunun getirildiği durumu eleştirenlere “ordubozan” diye tepki gösteriyor; oysa asıl ordubozanlık, NATO’culuk ve NATO’yu Türkiye’nin güvenliğinin merkezine koymaktır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Haziran 2021

2 Yorum

S-400 pazarlığında altı model

Daha önce S-400 konusunda Girit modelini gündeme getiren Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bu kez de ABD’ye “çözüm mümkün” mesajı verdi!

Akar, Kuzey Atlantik Konseyi onayı ile tamamlanarak “Uluslararası Askeri Kuruluş” statüsüne ulaşan Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Komutanlığının resmi açılış töreni konuşmasında, S-400 konusunda şunları söyledi: “Muhataplarımızın bu konuda teknik anlamda kaygısını ele almaya hazır olduğumuzu da defalarca belirttik. Görüşmelerde açık ve şeffaf davranıyoruz. Makul ve mantıklı çözümler her zaman mümkün.” (11.6.2021).

Böylece S-400 konusunda, 14 Haziran’dan önce ABD’ye bir pazarlık mesajı daha verilmiş oldu!

S-400’ü çalıştırmama zaafı

S-400 ABD’ye rağmen alındı, ABD’ye rağmen getirildi, ABD’ye rağmen test edildi ama maalesef ABD’ye rağmen hâlâ aktif hale getirilemedi!

Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400’ün 2020 Nisan’ında çalıştırılacağını ilan etmişti. Ancak çalıştırılmadı, çalıştırılamadı; gerekçe ise Covid-19 salgınıydı! Oysa salgın bahanesiyle füze savunma sisteminin çalıştırılmasının ertelendiğini açıklamak, muhataplarına koz vermekten başka bir anlama gelmiyordu. Çünkü salgına rağmen tanklar yürüyor, radarlar çalışıyor, roketler atılabiliyordu…

Ve Türkiye o tarihten sonra iki kere salgın karşısında normalleşti ancak S-400 çalıştırılamadı!

Erdoğan’ın ilan ettiği takvimin üzerinden 14 ay geçmesine rağmen S-400’ün hâlâ çalıştırılamaması, kuşkusuz pazarlık nedeniyleydi ama sonuçları itibariyle Türkiye’yi zayıf gösteren bir politik tutum sorunuydu.

Model model pazarlık

S-400 pazarlıklarında son altı ayda ABD’yle neler konuşuldu, neler masaya getirildi peki?

1) Pakistan modeli: “Türk ve Amerikalı isimlerin birlikte görev alacakları bir ofis açılır. Bu formüle göre S-400 sisteminin aktif halde tutulmasında bir sorun yok. Yalnız, F-35 uçakları için oluşabilecek risk durumlarında S-400 bataryalarının yönü başka tarafa çevrilir ve bu durum, ortaklaşa oluşturulacak ofiste görev alan Amerikalılar tarafından izlenerek teyit edilir.” (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 12.12.2020).

2) Girit modeli: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Girit modeli önerdi: “Girit’teki S-300’lerde nasıl bir model kullanılıyorsa, biz de bunu müzakereye açacağız” dedi (9.2.2021).

Girit modeli, S-400’ü hangarda tutma modeliydi; arada açılıp atış tatbikatında kullanılması, sistemi kullanmamaktan çok farklı değildi!

3) İncirlik Modeli: Savunma çevrelerine göre masaya İncirlik modeli de getirildi. Böylece S-400’ler ABD’nin gözetiminde İncirlik Üssü’nde olacaktı.

4) Kıbrıs modeli: Kulislere yansıyan bir iddiaya göre Ankara, S-400’lerin KKTC’de kurulmasını istedi. ABD ise Yunanistan ve Rumlarla doğuracağı sorun nedeniyle buna karşı çıktı.

5) Nahçıvan modeli: Ahmet Takan’ın yazdığına göre sarayşu gerekçelerle Nahçıvan modeli istedi: “S-400’leri Nahcivan’a gönderirsek hem Azerbaycan’ı hem de Türkiye’yi, Ermeni saldırılardan koruruz. Ayrıca İran’dan Türkiye’ye gelebilecek tehditler karşısında caydırıcılık gücümüzü arttırmış oluruz.” (Yeniçağ, 30.4.2021).

Bana göre, ABD sadece Türkiye-Rusya ilişkilerini değil, Azerbaycan-Rusya ilişkilerini de torpilleyeceğini düşündüğü bu modeli kabul eder ama Azerbaycan etmez!

6) Yazılı taahhüt modeli: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e S-400 konusunda bir “non-paper” verdiğini açıklamıştı (15.4.2021). ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman buna karşılık “Türkiye’ye alternatif sunduk” demişti (28.5.2021). Hande Fırat o alternatifi yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” (Hürriyet, 8.6.2021).

Neo-Abdülhamitçiliğin sonu

Tüm bunların ardından Hulusi Akar “çözüm mümkün” mesajı vererek Ankara’nın pazarlığa devam etmek istediğini ortaya koydu.

Oysa S-400’ü bu şekilde pazarlık konusu yapmak, sadece Türkiye’nin ulusal güvenliğinde zafiyet yaratmıyor, aynı zamanda Türk dış politikasının itibarını sarsıyor, Türkiye’nin kararlılığını ve caydırıcılığını sulandırıyor.

“Rusya’yla kendisine alan açan, bunu ABD’yle pazarlıkta kullanan” Neo-Abdülhamitçi anlayış, iki taraftan da kayıpla sonuçlanma riski taşıyor ne yazık ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 haziran 2021

2 Yorum

Erdoğan-Biden zirvesinin işbirliği dosyaları

Erdoğan-Biden zirvesine hazırlık olarak yapılan Çavuşoğlu-Blinken, Akar-Austin, Önal-Sherman görüşmelerini değerlendirdiğimiz geçen haftaki yazımızda şu saptamayı yapmıştık: “Ankara ile Washington, ‘Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde’ uzlaşmış durumda.”

Bu görüşmeleri izleyen Greenfield-Kalın görüşmesi de aynı uzlaşının işaretlerini verdi.

ABD’nin S-400 alternatifi

Paranteze alınmaya çalışılan en önemli konu S-400. Yine ikili görüşmeleri değerlendirdiğimiz geçen haftaki bir başka yazımızda, Çavuşoğlu’nun Blinken’e bu konuda bir “non-paper” verdiğini, Washington’un da karşılığında Ankara’ya “alternatif sunduğunu” belirtmiştik.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te söylediği “Türkiye’ye alternatif sunduk” açıklamasının peşine düşen Hande Fırat, öğrendiklerini yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Bu denetim formülü taahhütte de yer alsın istiyorlar.” (Hürriyet, 8.6.2021).

Hande Fırat, “edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” diyor. Umarız öyledir.

Fakat önemle belirtelim: Ankara S-400’leri aktif hale getirmediği ve örneğin Akar’ın “Girit formülü” gibi seçenekler dile getirdiği müddetçe ABD daha çok alternatif sunar! Baskıdan kurtulmanın bazen en iyi yolu kesip atmaktır; bu örnekte S-400’leri çalıştırmaktır.

Ukrayna-Karadeniz dosyası

Türkiye ile ABD arasında paranteze sığdırılmayacak önemde ve çoklukta sorunlar var. Fakat buna rağmen Erdoğan’ın iç politikadaki ve ekonomideki ihtiyaçları ile Biden’ın Çin ve Rusya planları için sorunlar paranteze alınmaya çalışılacak. Karşılığında da yeni işbirliği alanlarında yoğunlaşılacak. Peki nedir yeni işbirliği alanları?

1) Ukrayna-Karadeniz konusu ABD’nin Türkiye-Rusya işbirliğini sabote edebileceğini düşündüğü en önemli alan.

Geçen aylarda ABD Ukrayna’da yeniden bir cephe açmaya çalışarak hem AB’yi hem de Türkiye’yi Rusya’ya karşı harekete geçirmeye çalıştı. Kısmen başarılı oldu ama Rusya’nın sahadaki kararlılığı nedeniyle bir noktada durmak zorunda kaldı.

Ankara’nın Karadeniz’de katıldığı NATO tatbikatları, Montrö’yü tartışmaya açması, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine destek vermesi, Ukrayna’ya İHA satması, Kırım açıklamaları Moskova’da rahatsızlık yarattı. Washington şu aşamada bu kadarını yeterli görüyor. Nasılsa NATO 2030 konseptiyle devamı gelecek!

Afganistan dosyası

Hafta başında CRI Türk için yaptığım “ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya Cephesi” başlıklı incelemede, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi nedeniyle ABD’nin Orta Asya için bazı planlamalar yaptığını yazdım.

Amerikan basınının ortaya çıkardığı “Pentagon’un gizli ordusu” konusundan bir Pentagon belgesinde ABD’nin Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın da bulunduğu bazı ülkelerde önümüzdeki dönemde askeri tesisler inşa etmeye hazırlandığına kadar kimi gelişmeler, Orta Asya’nın önemine işaret ediyor.

Daha ilginci de şuydu: CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulunuyordu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD ile görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).

Tam da öyle oldu…

Fatih Çekirge’ye konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Reuters’in duyurduğu “Türkiye, geri çekilmenin ardından Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliği ve yönetimini üstlenme teklifinde bulundu” haberini doğrulamış oldu. Akar’ın sözleri şöyle: “Afganistan ile ilgili ABD’lilerle görüşüyoruz. NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda konuştuk, ABD’lilerle heyetler arasında konuşuluyor. Afganistan’da kalma niyetimiz var. Siyasi, mali ve lojistik destek verildiği takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz” (Hürriyet, 7.6.2021).

Anımsatalım: ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Beyaz Saray’daki basın toplantısında Erdoğan-Biden zirvesinin gündeminde Afganistan konusunun da olduğunu söylemişti.

Görünen o ki Ankara ile Washington, Ukrayna ve Afganistan işbirliği dosyalarıyla 14 Haziran’da zaman kazanmaya çalışacaklar.

Ancak özellikle Greenfield-Kalın görüşmesindekonuşulan konular ile ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda petrol muafiyetini kaldırma başta kimi yeni kararları, Türkiye-Rusya ilişkilerine yeni sorunlar ekleme hamlesi gibi görünüyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2021

1 Yorum

ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya cephesi

Kuşak ve Yol İnisiyatifi, özetle Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına uzanan kara ve deniz ticaret yolları inşası projesidir. ABD, bu projenin gerçekleşmesi halinde AB üzerindeki denetimini yitireceğinden endişe ediyor. Bu nedenle bir yandan AB ülkelerini bu inisiyatife katılmamaları için zorluyor, bir yandan Çin’in bu projeye dahil olan ülkeleri borçlandırarak kontrolü altına alacağı propagandası yürütüyor, bir yandan da Kuşak ve Yol’u düğüm noktası olarak gördüğü yerlerden kesmeye çalışıyor.

ORTA ASYA’NIN KUŞAK VE YOL’DAKİ ÖNEMİ

Kuşak ve Yol İnisiyatifi açısından kritik öneme sahip bölge Orta Asya’dır. Batısında Afganistan’ın ve doğusunda Sincan Uygur Özerk Bölgesinin bulunduğu bu alan, ABD’nin Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı yığınak yapmak istediği bölge olarak görülüyor.

ABD bu bölge üzerinden öncelikle Çin’i ama ek olarak da Rusya’yı rahatsız etmeyi hesaplıyor. ABD, buradaki varlığını, aynı zamanda Hindistan ile Çin arasında sık sık sorun çıkartabilmenin aracı olarak görüyor.

Son üç haftada yaşananlara dikkatinizi çekmek istiyorum:

ABD’NİN ASKERİ TESİS İNŞA PLANI

1) Amerikan Newsweek dergisi, iki yıl süren araştırma sonucunu yayımladı: Rapora göre ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, son 10 yılda yaklaşık 60 bin kişilik büyük bir gizli ordu kurdu. Bu ordunun yarısı özel harekât kuvvetlerinden oluşuyor. Bu ordu, dünyanın belirli noktalarında askeri üniforması ya da sivil kılıkla, 130 şirkete bağlı olarak operasyonlar yapıyor (Sputnik, 17.5.2021).

2) Pentagon Mühendisler Birliği’nin Amerikan medyasına yansıyan bir talep metni belgesi, ABD’nin yaklaşık 20 ülkede yeni tesis yapımı için bazı şirketlerle beş yıllık anlaşma yaptığını ortaya koydu. 240 milyon dolarlık harcama planı görülen belgede ABD’nin askeri tesis yapmayı planladığı ülkeler arasında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın yer alıyor olması dikkat çekiyor (Sputnik, 20.5.2021).

TÜRKİYE’YE AFGANİSTAN ROLÜ

3) Amerika’nın Sesi Radyosuna Türkiye değerlendirmesi yapan CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulundu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD’yle görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).

4) Obama döneminde başlayan, Trump döneminde ilerletilen “Afganistan’dan çekilme” planı, Biden döneminde de sonuçlandırılmak üzere yürürlükte. Washington bunun hazırlığı olarak Afgan yönetimiyle Taliban arasında barış görüşmeleri başlatacak ve Türkiye’den bu barış görüşmelerinin ev sahibi olmasını istedi. Ankara da kabul etti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Beyaz Saray’daki basın toplantısında, Biden ile Erdoğan arasında yapılacak 14 Haziran görüşmesinde “Türkiye’nin, Afganistan’daki müzakereler ve diplomasi konusunda oynayacağı rolün de ele alınacağını” açıkladı (Sputnik, 7.6.2021).

SİNCAN UYGUR BÖLGESİNİN ÖNEMİ

İşte ABD’nin ve Batı’nın sık sık işlediği Uygur meselesi de Tibet meselesi de bu düzlemde önem kazanıyor. Yoksa ABD emperyalizmi açısından Uygur’un da Tibetlinin de bir değeri yok! Uygur ya da Tibet konusu, ABD’nin Çin’i sıkıntıya düşürebilme potansiyeli olarak değerli sadece…

Sincan Uygur ile Tibet bölgeleri, Çin’in batı kapıları…

Dahası bu bölge, Çin’in Pakistan’da işletmeye başladığı Gwadar limanı nedeniyle daha da önem kazanıyor. İran’dan petrol yükleyen bir tanker, ABD’nin savaş gemisi bulundurduğu Malaka Boğazı’na girmeye gerek kalmadan hemen Körfez’in yakınındaki Gwadar limanına yük boşaltıyor, petrol Pakistan’ın güney-kuzey yönünde boru hattı ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinin batısında bulunan Kaşgar’a ulaşıyor.

Böylece Çin hem yolu kısaltıyor, hem de ABD’nin denetlediği boğazı baypas ediyor.

ABD’NİN SAHTE UYGURCULUĞU

İşte Orta Asya’da askeri tesis planlaması yapan ABD, 130 şirkete bağlı “gizli ordu” birlikleriyle bu bölgede önümüzdeki dönemde sabatoj faaliyetlerinden kışkırtıcı eylemlere kadar bir dizi “özel savaş” operasyonu yapmak istiyor. Pentagon’un basına yansıyan planlamaları açık bir şekilde bu türden faaliyetlere işaret ediyor.

O nedenle başta Uygur meselesi olmak üzere demokrasi ve insan hakları eksenli konular Batı’da artan oranda kullanılmaya çalışılacak.

Uygur meselesi aynı zamanda ABD ve işbirlikçileri tarafından Türkiye ile Çin’in arasını açma hedefli olarak sık sık kaşınacak.

NATO 2030 KONSEPTİ

ABD, Çin’i ve Rusya’yı 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde birkaç cephede birden baskı altında tutmak istiyor.

Peki bunu kimlerle yapacak? AB’yle, İngiltere ve Türkiye gibi NATO’nun güçlü ülkeleriyle ve Doğudaki Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi NATO ortaklarıyla…

ABD, Baltık bölgesinden başlayarak Ukrayna cephesi, Karadeniz ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya uzanan hattı hem Çin’e hem de Rusya’ya karşı kullanmanın ve bu hattın doğusunda Çin ile Rusya arasına girmenin planlamasını yapıyor.

İşte NATO 2030 konsepti özetle bu hedefin konseptidir.

14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesinin esas hedefi bu konsepte hazırlanmaktır.

Ancak tüm bunlar, 21. yüzyılın Asya Yüzyılı olmasını durduramayacak…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Haziran 2021

4 Yorum

SETA ABD’den taşeronluk talep ediyor

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı SETA, AKP’nin düşünce merkezi olarak 2006’da kuruldu. SETA’nın kurucu direktörü İbrahim Kalın, Erdoğan’ın sözcüsü olarak sarayın en etkili adamlarının başında gelir. SETA’nın eski genel koordinatör yardımcısı Fahrettin Altun, iletişim başkanı olarak yine sarayın etkili adamlarından biridir.SETA’yı bugün aynı ekipten Burhanettin Duran yönetmektedir.

Neden mi kısa bir SETA tanıtımı yaptık? SETA’nın analistlerinden Ömer Özkızılcık’ın TRTWorld’de yer alan bir analizi nedeniyle.

SETA ‘Türk modeli’ pazarlıyor

SETA analisti Ömer Özkızılcık, 2 Haziran’da “Türk modeli Doğu Avrupa’da yankılanıyor ve Moskova endişeli” başlıklı bir makale yazdı.

Özkıcılcık, “Türkiye’nin ABD ve Batı Avrupa güçlerinin yardımı olmadan Rusya’yı sınırlayabileceğini gösterdiğini” savunuyor ve bunun da ortaya bir “Türk modeli” çıkardığını belirtiyor. O modeli de şöyle tarif ediyor: “Türkiye’nin Rusya’yı Suriye’de durdurma yeteneği, Türkiye’nin Libya’daki askeri güç dengesini Rus destekli savaş ağası Halife Hafter’e karşı tersine çevirmedeki başarısı ve Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da oynadığı önemli rol sadece askeri zaferler değildir; ABD’nin yardımı olmadan Rusya’yı sınırlamak için bir modeldir.

SETA analisti Özkızılcık, Türkiye’nin “Ukrayna, Azerbaycan, Libya, Suriye Geçici Hükümeti ve Doğu Avrupa’daki ülkelerle ilişkilerini ve işbirliğini geliştirdiğini, bunu yaparak Rusya’yı sınırlamak için küçük bir ittifak kurduğunu” belirtiyor.

Özkızılcık, Doğu Avrupa ülkelerinden Ukrayna ve Polonya’nın, Rusya’yı sınırlandıran “Türk modeli” nedeniyle Ankara’nın Silahlı İnsansız Hava Araçlarına (SİHA) ilgi duyduğunu belirtiyor ve bu iki ülkeyi Macaristan, Romanya ve Baltık ülkelerinin izleyeceğini söylüyor.

SETA’nın Biden’dan beklentisi

SETA analisti Ömer Özkızılcık, Türkiye’nin bu modeli ihraç etmeye başladığını, Rusya’nın da bu nedenle Türkiye’ye yaptırım uyguladığını (uçuş yasağı, tarım vb.) belirtiyor.

Özkızılcık’a göre Moskova yaptırımların işe yaramadığını görecek ve “ya Ankara’yla karşı karşıya gelme riskini alacak, ya da Rusya-Türkiye sınırdaşlığını yöneten yazılı olmayan kurallara göre oynamaya devam etmek için zor bir karar vermek durumunda kalacak.”

Ve Özkıcılcık, analizinin sonunda, buradan hareketle şu iki seçeneğe işaret ediyor: “Moskova’nın ikinci şıkkı seçmesi için Türkiye, Rusya’ya ortak proje gibi teşvikler sunabilir. Veya Biden yönetimi, Varşova Paktı’nın eski üyelerinin ve Sovyetler Birliği’nin Türkiye’de gördüklerini görür ve hesap tamamen değişir.”

SETA’nın Rusya karşıtlığı

Erdoğan ile Biden arasında 14 Haziran’da yapılacak kritik görüşmeden önce bu fikirlerin, hem de TRTWorld’d yayınlanması, meseleyi kişisel bir görüşün ifadesinden öteye taşıyor.

Kaldı ki medyada yer alan SETA’cılar, bir süredir Türk-Rus işbirliğinin karşısına Türk-Amerikan işbirliğini oturtmaya çalışan görüşler yayınlıyorlar.

Örneğin Burhanettin Duran “ABD ve AB’nin Rusya’nın karşısında ve Türkiye’nin yanında İdlib’de devreye girmesini” istiyor; örneğin Kemal İnat “Rusya’nın Türkiye için güvenilir ortak olmadığını” savunuyor. AKP’ye yakın medya, bu türden onlarca görüşle dolu ne yazık ki.

Kısacası Ömer Özkızılcık’ın Washington’a pazarlamaya çalıştığı “Rusya’ya karşı Türk modeli”, uzun bir süredir SETA mutfağında pişiriliyor.

AKP’nin üçüncü taşeronluk hevesi

Doğu Avrupa, Karadeniz, Ortadoğu ve Kafkasya’da Rusya’ya karşı bir model iddiası, haliyle kendisini ABD’nin yanında konumlandıran bir modeldir.

Rusya’ya karşı Türk modeli” aslında AKP iktidarının SETA üzerinden ABD’den “üçüncü taşeronluk” talebidir. Biden yönetimindeki ABD’nin Çin’e ağırlık vereceği koşullarda, Ankara’nın bölgede kalan işleri ABD adına yüklenmek istemesinin ifadesidir.

Birinci taşeronluk; doğrudan Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığı yaptığı dönemdi.

İkinci taşeronluk; Davutoğlu’nun “Küresel düzenin altında alt bölgesel düzenler kurma” diye nitelediği taşeronluktu, komşularla düşmanlığa dönüştü.

Şimdi de Rusya’ya karşı dengeleyici rol üzerinden Washington’un desteğini almaya, ABD’nin bölgedeki işlerinin taşeronu olmaya hevesleniyorlar.

İlk iki taşeronluk gibi bu taşeronluğun hedefi de hamhayaldir; zira Asya çağı başladı, yeni bir dünya kuruluyor ve ayağı doğuda kafası batıda olanların tarihin akışını değiştirme şansı sıfırdır!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Haziran 2021

2 Yorum

‘Rus S-400 uzmanlarını gönderme’ manipülasyonu

Amerikan medyası Bloomberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarından hareketle yaptığı haberde “Türkiye, Rus Füze Uzmanlarını Biden’a Sinyal Olarak Eve Gönderecek” başlığını kullandı (Selcan Hacaoğlu, bloomberg.com, 31.5.2021). Haber, Türk basınına “gönderecek” yerine “gönderdi” diye yansıdı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov haberleri yalanladı: “Türkiye’de bulunan uzmanlarımızın hepsi, planlı bir biçimde evlerine geri dönüyor, zira Türk personelin eğitimi ve işlerin devri konusundaki görevlerini tamamladılar. Dönüşleri önceden planlanmış olduğu gibi gerçekleşiyor. Bunu bir eve gönderme veyahut kovma şeklinde yansıtmak, kesinlikle yanlış, hiç doğru değil.” (Sputnik, 3.6.2021).

Rus askeri uzman bilmecesi

Moskova yalanladı ama biz bu yazıyı yazıişlerine teslim edene kadar Ankara’dan herhangi bir yalanlama gelmedi.

Oysa basına yansıdığı kadarıyla Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamadan Bloomberg’in sunduğu sonucu çıkarmak olası değil. Çavuşoğlu, 31 Mayıs 2021 günü gazetecileri bilgilendirirken S-400 konusunda şunları söylemiş: “Yüzde 100 bizim kontrolümüzde olacak. O yüzden pek çok mühendisi, teknisyeni Rusya’ya gönderdik eğitim için ve burada hiç Rus askeri ve uzmanı bulunmayacak.

Bloomberg “Hiç Rus askeri bulunmayacak” sözünü “gönderilecek” diye mi yorumladı, yoksa bunu “Rusya’ya eğitim için gönderilen Türk teknisyenler” ile mi karıştırdı, bilemiyoruz.

Ya da Çavuşoğlu, basına yansıyandan daha fazlasını mı söyledi, onu da bilmiyoruz. Zira Çavuşoğlu bu açıklamayı Atina’da, bir grup gazeteciyle kahvaltıda yaptı ve basına da çok fazla ayrıntı yansımadı. Tabi bu önemde konular, Atina’da bir kahvaltı yerine, Ankara’da derli toplu bir basın bilgilendirme toplantısında açıklansa, çok farklı olurdu!

Elbirliğiyle manipülasyon

Dün gazeteci Ceyda Karan ile bu konuyu Sputnik Radyosunda, Eksen programında konuştuk. Görebildiğim kadarıyla ortada “elbirliğiyle” yapılan bir manipülasyon var:

1. adım. Bloomberg, Çavuşoğlu’nun açıklamasını sorunlu bir şekilde yorumladı.

2. adım: Haber, Türk basınına yansıtılırken “gönderilecek” yerine “gönderildi” denilerek, tamamen çarpıtıldı.

3. adım: Rus uzmanların zaten takvime göre ülkelerine dönüyor olmasının ABD medyası tarafından “Biden’a sinyal” diye, Türk basını tarafından da “gönderildi” diye yorumlanması, Çavuşoğlu ve AKP iktidarını rahatsız etmedi. Çünkü yalanlamadılar.

Bu durumda çarpıtılmış haberin, 14 Haziran’da yapılacak Erdoğan-Biden görüşmesi öncesinde “iyi bir sinyal” olabileceğinin düşünüldüğüanlaşılıyor.

ABD’nin AKP’ye sunduğu alternatif

Nitekim ABD ile AKP arasındaki “non-paper” alışverişi, ortada ciddi bir pazarlığın olduğunu gösteriyor. Çavuşoğlu, 24 Mart’ta Brüksel’de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e S-400’le ilgili verdiği “non-paper”ın, “teknik bir öneri” yerine bu kez “siyasi bir öneri” olduğunu belirtiyor (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 2.6.2021).

Ya ABD’nin “non-paper”a yanıtı? Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te yaptığı açıklama bir yanıt verdiklerine işaret ediyor: “Alternatif sunduk, tam olarak ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Umarım ortak bir yol bulabileceğiz.” (Sena Alkan, CNN Türk, 28.5.2021).

Türk-Rus işbirliğinin önemi

Ne AKP’nin ABD’ye verdiği non-paper hakkında ne de ABD’nin AKP’ye sunduğu alternatif konusunda doyurucu ayrıntı var. Bildiğimiz, bu konuda pazarlıkların sürdüğü. Görünen o ki AKP 14 Haziran nedeniyle zaman kazanmaya çalışıyor.

“Rusya’yla kendisine alan açan ve bunu ABD’yle pazarlığında kullanan” neo-Abdülhamitçiliğin anlamadığı şu: Bu türden ilişkiler her zaman iki taraftan kazanç sağlamaz, hatta çoğunlukla iki taraftan da kayıpla sonuçlanır!

Türkiye-Rusya ilişkileri taktik düzlemin değil, stratejik düzlemin konusudur ve Karadeniz’den Kafkaslar’a, Doğu Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar pek çok alanda kritik önemdedir. Erdoğan’ın iktidarını sürdürebilmek için ABD’ye verebileceği tavizlere kurban edilemez!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Haziran 2021

2 Yorum

Erdoğan ve Biden için çözüm platformu: NATO

Erdoğan, TRT canlı yayınında aynen şöyle dedi: “NATO ittifakı güçlü bir şekilde devam etmelidir. Macron, NATO’nun beyin ölümünden bahsediyor. O da NATO’nun üyesi olan ülkelerden bir tanesi. NATO’nun bunu hesaba çekmesi gerekir.”

Erdoğan’ın Macron’un NATO’culuğunu sorguladığı, “NATO Macron’dan hesap sormalı” dediği bir tuhaf durum. Sanırsınız NATO’nun bir tatbikatında hedef tahtasına konan Erdoğan değil de Macron!

Libya’dan Doğu Akdeniz’e pek çok konuda Türkiye’nin Fransa ile karşı karşıya gelmiş olması nedeniyle bile olsa, Erdoğan’ın Macron’ıbu şekilde hedef alması, yani Macron’dan çok NATO’culuk yapması, ülkemiz adına büyük talihsizlik…

Çavuşoğlu’nun Blinken’e teklifi

Aynı saatlerde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında “NATO’ya bağlılığımızı teyit ediyoruz” diyordu…

Blinken’in teyidi de, Erdoğan’ın Macron üzerinden NATO’culuğu da, 14 Haziran hedefli…

Erdoğan, 14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesi sırasında ABD Başkanı Biden ile yapacağı görüşmeye hazırlanıyor. Sık sık ABD’ye beyaz sayfa açılması çağrısı yapması da Biden’la yapacağı görüşmenin “yeni bir dönemin habercisi olduğuna inandığını” belirtmesi de 14 Haziran’a nasıl bel bağladığının ifadeleri…

Ancak görünen o ki, iktidarın Biden’a mesajları, laflardan öte olguları da içeriyor: Örneğin ABD’nin ünlü Bloomberg’i, Rus teknisyenlerin gönderilmesini “Türkiye, Rus uzmanları Biden’a sinyal göndermek için eve yolladı” diye haberleştirdi. Örneğin Ankara Washington’a S-400 konusunda yeni bir teklif sundu. Bunu da Çavuşoğlu Atina’da kahvaltı yaptığı gazetecilere şu sözlerle açıkladı: “ABD ile S-400 konusu dahil önerilerimizi nasıl halledeceğimize ilişkin Brüksel’de (Blinken’e) zaten ilettik, bir non-paper verdik.”

NATO 2030 Konsepti

NATO Zirvesi, AKP-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek, göreceğiz.

Ancak NATO Zirvesi, kabul edilecek NATO 2030 Konsepti nedeniyle oldukça önemli. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifadesiyle, “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konsepti, 2030 olarak yenileniyor.

İşte ABD bu nedenle 14 Haziran’daki zirvede “ittifakları canlandırma önceliğine” kilitlenmiş durumda. ABD bu amaçla birincisi NATO-AB işbirliğini, ikincisi de NATO’nun Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore dörtlüsüyle işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor.

Ankara ve Washington’un NATO umudu

Diğer yandan Biden da Erdoğan da “Türk-Amerikan ilişkilerini kurtarmak” için NATO’yu zemin, 14 Haziran zirvesini de fırsat olarak görüyor.

ABD açısından tablo şu: Beyaz Saray, NATO’nun yeni konseptiyle Çin ve Rusya’yı hedef aldığı koşullarda, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğini sınırlandıracağını umuyor.

AKP açısından tablo şu: Ak-Saray, Türkiye’nin NATO üyeliği ve NATO içindeki önemi nedeniyle, Türk-Amerikan ilişkilerinin ve Türkiye-AB ilişkilerinin daha kötüye gidemeyeceğinden hareketle düzelmeye başlayacağını umuyor.

Brüksel’deki Çavuğoğlu-Blinken görüşmesi ile Ankara’daki Önal-Sherman görüşmesinden yansıyanlara bakılırsa, Ankara ile Washington, “Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde” uzlaşmış durumda…

Sorunlara paranteze sığar mı?

Ancak bu uzlaşma, geçen haftaki yazımızda vurguladığımız şu gerçeği değiştirmiyor: Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması, Türkiye ile ABD arasında “gerçek” bir beyaz sayfa açılabileceği anlamına gelmiyor.

Çünkü teröre destekten başlayarak hemen her sorun stratejik ve ABD köklü politika değişikliği yapmadan bu sorunların çözümü Türkiye açısından mümkün değil.

Kısacası Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar bir paranteze sığmayacak büyüklükte…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Haziran 2021

1 Yorum

ABD Dunhammer Operasyonu ile AB’yi dinliyor

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere bir çok Avrupalı siyasetçiyi dinlediği ortaya çıktı.

Merkel dışında Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, eski Almanya ana muhalefet partisi lideri Peer Steinbrück, Norveçli, İsveçli, Alman ve Fransız siyasetçiler ile üst düzey kamu görevlilerinin, NSA tarafından hedef seçilerek izlendiği ve dinlendiği belirlendi.

Bu skandalı ortaya çıkaran ise “ortak gazetecilik çabası” oldu: Haberi yayımlayan Danimarka Devlet Televizyonu DR’ydi. DR bu büyük araştırma dosyası haberini İsveç Devlet Televizyonu (SVT), Norveç Devlet Televizyonu (NRK), Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, Alman Birinci Televizyon Kanalının (ARD) bünyesinde bulunan WDR ve NDR ile Fransız Le Monde gazetesinin katkılarıyla yaptı.

Peki neden Danimarka Devlet Televizyonu? Çünkü ABD, Merkel başta Avrupalı siyasetçileri Danimarka üzerinden dinlemişti.

ABD-DANİMARKA ANLAŞMASI

Habere göre ABD ile Danimarka arasında 1990’lı yılların sonlarına dayanan bir kablo anlaşması var. Bu anlaşmaya göre Danimarka hükümeti, topraklarından ve kara sularından geçen internet ve telekomünikasyon kablolarındaki bilgileri ABD’nin erişimine veriyor.

Aslında ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ile Danimarka Askeri İstihbaratı (FE) arasında yapılan anlaşma, Rusya ve Çin’i izlemek içinmiş. Ancak NSA, bu anlaşmayı aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini izlemek için de kullanmış ve bunu da Dunhammer Operasyonu olarak adlandırmış.

Danimarka Askeri İstihbaratı, NSA’nın Avrupalı siyasetçileri izlediğini fark edip, Mayıs 2015’te raporlamış. Ancak bu rapor kurum içinde kalmış. Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen ise İstihbarat Teşkilatlarını İnceleme Kuruluna eksik belge ve yanlış bilgiler verdiği için Danimarka Askeri İstihbaratı’nın üç üst düzey yetkilisini 21 Ağustos 2020’de görevden uzaklaştırmış.

8 YIL ÖNCE DE AYNI DURUM YAŞANMIŞTI

Bu skandal, ABD’nin müttefiklerini dinlemekten asla vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koymuş oldu. Zira ABD Soğuk Savaş boyunca müttefiklerini denetim altında tutmak için Gladyo tipi gizli NATO örgütlenmesine ek olarak, istihbaratı aracılığıyla Avrupalı siyasetçileri ve yöneticileri dinlemiş ve izlemişti.

Ancak ABD’nin bunu Soğuk Savaş’tan sonra da sürdürdüğü anlaşılmıştı. Obama döneminde ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) Merkel başta dünya liderlerini dinlediği belirlenmişti. Skandal, ABD istihbarat analisti Edward Snowden’in 2013’te ifşa ettiği binlerce gizli belge sayesinde ortaya çıkmıştı. Berlin Washington’a tepki göstermiş, Merkel “Dostlar arasında birbirini dinlemek olmaz” demişti. Ancak Alman Federal Başsavcılığının konuyla ilgili açtığı soruşturma 2015’te durdurulmuştu!

Zira ABD, hâlâ Almanya’da güçlüydü ve gizli NATO örgütlenmeleri hâlâ işbaşı halindeydi!

MACRON’DAN SERT, MERKEL’DEN YUMUŞAK TEPKİ

8 yıl sonra ABD’nin Avrupalı müttefiklerini dinlemeyi sürdürdüğünün ortaya çıkması, ne yazık ki Fransa dışında güçlü bir tepki görmedi.

Fransa’nın AB İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Clement Beaune olayı “son derece vahim” olarak niteledi ve “AB üyesi Danimarka’nın Amerikan istihbaratıyla işbirliğinde yanlışlar ve hatalar yapıp yapmadığının teyit edilmesi gerektiğini” belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Almanya-Fransa Bakanlar Konseyi toplantısının ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptığı ortak basın toplantısı sırasında konuya değindi ve olayı “kabul edilemez” diye niteledi. “Müttefikler arasında böyle bir şey kabul edilemez, hele müttefiklerle Avrupalı ortakları arasında daha da kabul edilemez” diyen Macron, ABD ve Danimarka’dan açıklama beklediğini söyledi.

Merkel ise olayı Macron’a göre oldukça yumuşak değerlendirdi ve “Almanya’nın Danimarka ve ABD ile ilişkilerinde kalıcı bir zarar görmediğini” belirtti. Merkel, “Yakın müttefiklerimize yönelik saldırılar kabul edilemez. Bu, Danimarka yetkililerinin sadık kaldığı sistematik bir ilkedir” diyen Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen’in açıklamasını yeterli bulduğunu ve memnuniyetle karşıladığını söyledi.

ABD’NİN ÖZEL SAVAŞ HAZIRLIĞI

Dunhammer Operasyonu, ABD’nin Soğuk Savaş operasyonlarının belli ölçülerde devam ettiğini bir kez daha gösterdi. ABD’nin “müttefiklik” ilişkisinin, müttefiklerini denetim altında tutabilmek için her türlü hukukdışılığı barındırdığını bir kez daha ortaya koydu.

Soğuk Savaş döneminin Avrupa’daki Gladyo örgütlenmeleri anımsanınca, yine geçen haftalarda ortaya çıkan Pentagon’un 60 bin kişilik gizli ordusuna daha fazla odaklanmak gerektiği anlaşılıyor.

Zira 130 şirket üzerinden kurulan bu 60 bin kişilik gizli ordu, ABD’nin “özel savaşa” hazırlandığına işaret ediyor.

Önemle belirtelim: Müttefikleri dinlemek ve izlemek, son tahlilde müttefik ülkelerde operasyon yapmak içindir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
1 Haziran 2021

2 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın