Posts Tagged Özel Kuvvetler Komutanlığı
TSK, ABD’NİN TOPYEKÜN SALDIRISI ALTINDA
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 04/01/2010
Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’na yapılan baskında gözaltına alınan 8 subay, kamuoyuna da yansıdığı gibi “silahlı örgüt kurmak” ile suçlandı. Bu durumda en yüksek rütbelisi Albay olan 8 subaya silah temin edenler ve başkentin göbeğinde 8 subayı bir devlet kurumunda çalıştıranlar da, yardım ve yataklık ile suçlanmalı! Şaka bir yana, TSK’yı silahlı örgüt olmakla suçlamak ile Mustafa Kemal Atatürk’ü Ergenekon’un 1 Numarası ilan etmeye yeltenmek arasında ince bir çizgi kaldı; yakında Ergenekon’un ilk faaliyetinin de Kurtuluş Savaşı olduğunu söyleyeceklerdir!
Meselenin trajikomik yanını bırakıp, öze dönelim.
Genelkurmay Başkanlığı ilk olarak; Anakara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda yapılan aramanın “tamamen yasal çerçeve kapsamında yürütülmekte” olduğunu açıklamıştı. Hatta aramanın Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un Başbakan Erdoğan’la görüşmesinin arkasından gelmesi, pek çok kesimde “uzlaşma” yorumlarına yol açmıştı. Nitekim AKP’li Bakan Ertuğrul Günay, -tekzip edilmeyen konuşmasında- aramalarda Org. Başbuğ’un izni olduğunu açıkça ifade etti: “Genelkurmay Başkanı ile Başbakan saatlerce konuştuktan sonra ‘gidin burada arama yapın’ kararı alınıyorsa, ‘Seferberlik Tetkik Kurulu’nun bulunduğu binanın müze olmasına doğru emin adımlarla ilerliyoruz’ diye düşünüyorum. Allah bana bugünü de gösterdi”. (Akşam, 31 Aralık 2009).
Genelkurmay Başkanlığı Hukuk Başmüşavirliği’nin 31 Aralık akşamı özel bir ulak ile mahkeme başkanlığına gönderdiği dilekçede ise belgelerin imha edilmesi istendi. Dilekçede ayrıca; “aramalarda hukuki uygulamanın dışına çıkıldığı” savunuluyordu! (Hürriyet, 1 Ocak 2009)
Bu saldırıların “hukuka güveniyoruz” ya da “hukukun içinde kalınsın” açıklamalarıyla son bulmayacağı ortada! Çünkü saldırı, kaynağını zaten hukuksuzluktan almaktadır! Kaldı ki; bir işlemin yasal olması başka, hukuki olması başkadır!
İntihar eden Deniz Yarbay Ali Tatar son mektubunda komutanlarına nasıl seslenmişti: “Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. İçim buruk, bana bu oyunu oynayanlara ve sahip çıkmayanlara kırgınım. Yaşadığım bu hukuksuzluk sonucu o deliğe bir daha girmektense mezara girmeyi tercih ederim. Şunu bilin ki, en küçük suçu günahı olmayan ben, yapılan bu hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum”.
Şehit Yarbay Tatar’ın da belirttiği gibi, hukuka saygı değil, hukuksuzluğa isyan zamanıdır.
Türk Silahlı Kuvvetleri kendisine yönelik sistematik saldırılar karşısında günden güne mevziler kaybediyor. “Teğmenlerin Amirallere suikast yapacağı yalanıyla” ve “Kafes Eylem Planı”yla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı; “Kayseri Operasyonlarıyla” Jandarma Genel Komutanlığı; “Karargâh Evleri yalanıyla” Hava Kuvvetleri Komutanlığı; “İrticaya Karşı Eylem Planı”yla Genelkurmay Başkanlığı ve son olarak “Arınç’a suikast yalanıyla” Özel Kuvvetler Komutanlığı saldırı altındadır!
En başından söylediğimiz gibi Ergenekon tertibinin merkezinde Türk Ordusu var çünkü TSK, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan Planı”na fiziki olarak direnebilecek (ve de direnen) yegâne kuvvet! Bu yüzden hem bölünmeye zorlanıyor hem de millet-ordu birliği zayıflatılmaya çalışılıyor.
Meselenin “Kürt Açılımı”yla doğrudan ilgili olduğunu, ABD’nin Kürt raporları hazırlattığı uzmanı Henry Barkey de artık açıktan ifade ediyor. Ne diyor Barkey Hürriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda: “Irak’ın federe yapısı çok önemli ABD için. Türkiye’nin yeni Irak ve Kuzey Irak politikası Amerika’da çok hoş bir sürpriz olarak karşılandı. Zira bu değişime kadar Washington Ankara’yı bu konuda bir problem olarak görüyordu. (…) Eğer Ankara-Erbil hattı eskisi kadar yüksek tansiyonlu olsaydı, yani her an ikisi arasındaki ihtilafın sıcak çatışmalara gitme potansiyeli olsaydı, ABD’nin işi çok zor olurdu. Kuzey Irak’ta asker bırakmak düşüncesiyle karşı karşıya gelecekti. Çünkü o zaman Kuzey Irak’taki Kürtlere ne gibi bir güvence verilecekti? Onların Bağdat hükümetine hiç güveni olmadığının altını çizmek lazım. (…) Açılımdan dönüş çok pahalıya mal olur. Ayrıca AKP için de bu noktadan U dönüşü yapması büyük hezimet olur. Seçimlerde ağır fatura öder. Hükümet bu kez Genelkurmay Başkanı’nın desteğini de almışken dönmemeli”. (Hürriyet, 2 Ocak 2010)
Tehdidin kaynağı çırılçıplak ortadadır!
Tehdidin kaynağı ABD’dir!
MEHMET ALİ GÜLLER
ÇUVAL OPERASYONU’NDAN ARINÇ’A SUİKAST YALANINA
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 27/12/2009
Arınç’a suikast yalanının ardından basılan Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın tarihi, aslında Çukurambar Operasyonu’nun da ne anlama geldiğini açıklıyor.
Önce basının bir yanlış ifadesini düzeltelim: Subayları gözaltına alınan ve kozmik odalarına girilen yer “Seferberlik Tetkik Kurulu” değil, “Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı”dır ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlıdır.
Seferberlik Tetkik Kurulu, Türkiye’nin NATO’ya girmesinin bir sonucu olarak doğdu. Üye ülkeleri NATO aracılığıyla denetime alacak ABD’nin biricik NATO içi aygıtı üye ülkelerde kuracağı bu yapılardı. İşte Seferberlik Tetkik Kurulu da, NATO’ya üye ülkelerle eşzamanlı olarak 27 Eylül 1952 yılında Yüksek Savunma Kurulu kararıyla kuruldu. Kurul bizzat Amerikan Askeri Yardım Heyeti’nin binasında faaliyet gösterdi. Kurul’un kuruluşuna imza atan Başbakan Adnan Menderes ve Milli Savunma Müsteşarı Org. Salih Coşkun’du. İlk Başkanlığını Kore’de çarpışan Korgeneral Daniş Karabelen’in yaptığı Kurul’un çekirdek kadrosunu Kore’den dönen ve Gayrı Nizami Harp Stratejisi’ni öğrenen subaylar oluşturdu. Giderlerini ABD’nin karşıladığı Kurul’a verilen görev anti-emperyalist, anti-Amerikancı bir rejim değişikliğini engellemek ve mevcut rejimi Sovyet tehdidi varsayımı üzerinden kontrol altında tutmaktı. Öyle ki; CIA ve Adnan Menderes hükümeti arasında imzalanan 1959 tarihli bir anlaşmada, “Gizli Ordu”nun “rejime kaşı iç ayaklanma durumunda” harekete geçirileceği belirtiliyordu.
Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ismi 1965 yılında Özel Harp Dairesi oldu. Daire, ABD’nin kontrolünde uzun yıllar Kontrgerilla olarak hizmet verdi. Daire’nin resmi varlığı, 1974 yılında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın Başbakan Ecevit’ten “acil bir ihtiyaç için” para istemesiyle ortaya çıktı. Ancak yapının varlığı 12 Mart’ta işkence gören Solcularca zaten öğrenilmişti! Özel Harp Dairesi ve Kontrgerilla varlığını 12 Eylül öncesi ve sonrasında da tüm ağırlığıyla sürdürdü.
Ancak 1980’lerin sonuna doğru TSK içinde, ABD’nin stratejik hedefleri konusunda fikir değişiklikleri oluşmaya başladı. Öyle ki, 1986 yılında ABD, şimdilerde uygulatmaya çalıştığı “Türkiye himayesinden Kürdistan Planı”nı Evren ve Özal’ın oluruyla Türk Ordusu’na da dayatmıştı. Evren ve Özal’ın, Ordu’nun kabul etmediği bir planı hayata geçirmesi mümkün değildi. Plan, Genelkurmay Başkanı Org. Nejdet Üruğ’un sert direnciyle karşılaştı ve engellendi. Bu tarih, Türk Ordusu’nun da NATO üyeliğini ve ABD ile ilişkilerini sorguladığı bir dönemin başlangıcı oldu. İşte bu süreçte, 1990 yılında Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüştürüldü, 1992’de de personeli yeniden yapılandırıldı. Bu sadece bir isim değişikliği değil, ABD ilişkilerinin sorgulandığı sürecin de somut bir sonucuydu. Öyle ki; Özel Kuvvetler Komutanlığı ile Daire ABD sultasından çıkarıldı! ÖKK, TSK’nın seçkin bir gücü olmanın ötesinde Milli Kuvveti oldu!
NATO ve ABD ilişkileriyle, ABD parasıyla, ABD eğitimiyle milletine karşı oluşturulmuş olan bir yapı, artık Milli Kuvvet’di… İşte bu tarihten itibaren ÖKK, ABD’nin hedefi haline geldi!
ÖKK’ya yönelik en sıcak ABD saldırısı 4 Temmuz 2003 tarihindeki “Çuval Operasyonu”ydu… Bugün Arınç’a suikast yapacağı iddiasıyla subayları gözaltına alınan, karargâhına baskın yapılan ÖKK, 4 Temmuz 2003’te de Peşmerge liderlerine suikast yapacağı iddiasıyla baskına uğramıştı! O gün, “karşılık verme” emriyle başına çuval geçirilen, kriptolarına el koyulan subayların, bugün de kozmik odalarına Terörle Mücadele Polisleri girmiştir!
ABD, ÖKK’ya yönelik saldırılarını periyodik şekilde sürdürdü:
Örneğin ÖKK, Gölbaşı’nda kendi yeri ve binası için çalışmaya başladığında da, yolsuzluk iddialarıyla saldırıya uğradı. Yapısı sivilleşen, içi boşaltılan, etkisi kısıtlanan Milli Güvenlik Kurulu’nun Toplumsal İlişkiler Başkanlığı’nı ÖKK bünyesine dahil etmek ve ÖKK’yı 2006 yılında tümen seviyesinden kolordu seviyesine çıkarmak da ABD’nin saldırganlığını artırdı.
ÖKK’ya yönelik giderek artan ve karargâhının basılması noktasına kadar varan saldırının en önemli nedenlerinden biri de Org. Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde yapılan bir değişiklikti. Gayrı Nizami Harp tanımını değiştiren ÖKK, tanıma şu ifadeyi ekledi: “Düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgallerine maruz kalmış bir bölgede işgali ortaya çıkarmak, engellemek ve karşı tedbirleri uygulamak” Bu ifade yalnızca 50 yıldır NATO aracılığıyla ve Özel Harp Dairesi üzerinden denetlenen TSK’nın yaptığı bir tanım değişikliği değil aynı zamanda yeni sürece ilişkin tehdidin kaynağına yönelik bir durum saptamasıydı!
ABD, bölge politikalarını TSK’yı “ikna etmeden” hayata geçiremeyeceğinin farkında… TSK’yı sindirmenin en kritik mevzilerinden biri de Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bayrak dikmek!
Süreç daha da hızlanacak…
MEHMET ALİ GÜLLER