SURİYE VE SİLAH FARKI

Tunus ve Mısır halk hareketleri sonrasında, bölgedeki gelişmelerin tamamına birden “Arap Baharı” dendi. İşim ilginci, Arap baharı kavramını, kavramın sahibi olan ABD kadar, gelişmelerinin tamamını birden ABD’nin eseri sayanlar da sahiplendi.

Kavram, en başta “Araplar tarih içinde bahar yaşarken, Batı daha kışın ortasındaydı” gerçeğinden dolayı hatalıdır. Ancak siyaseten de, tüm ülkelerdeki gelişmeleri aynı sepete koyması bakımından hatalıdır: Çünkü Tunus ve Mısır, Libya ve Suriye’den farklıdır!

Bu konuyu bu köşede birkaç kez, “ABD’nin nüfuz alanları ve ABD karşıtı ülkeler” bağlamında ele almıştık. Bugün bir başka açıdan, muhaliflerin silahlı olup olmaması açısından değerlendireceğiz.

‘REJİM MUHALİFLERİ’ POLİS KATLETTİ

Önceki gün “rejim muhalifleri”, Suriye Hava Kuvvetleri İstihbarat binasına saldırdı. Başkent Şam’ın 3 km kuzeydoğusundaki bu binaya saldırının roketatarlarla yapıldığı, dahası 90 dakika sürdüğü belirtildi.

Böylece, Suriye’de 15 Mart’ta başlatılan kalkışmanın, “silahlı” olduğu gerçeği ortaya çıktı. Aslında bu gerçek, görmek isteyen gözler için, 120 polisin öldürüldüğü 6 Haziran’daki saldırıdan beri ortadaydı! Bir tek Aydınlık, “Polise pusu: 120 ölü” başlığıyla verebilmişti bu gerçeği.

SİLAHLI MUHALEFET

Libya ve Suriye kalkışmalarını, Tunus ve Mısır’daki halk hareketlerinden ayıran çok önemli bir özelliktir bu. Ne Tunus’da ne de Mısır’da, alanları dolduran yüzbinler, silaha sarılmamıştı. Güçleri elbette önce haklılıklarından ama somut olarak kitleselleşmelerinden geliyordu…

Ancak Libya örneğinde, bunun tersi görüldü. Mısır halkı Mübarek’in karşısındayken, Libya halkı Kaddafi’nin arkasındaydı… Batı bu durumu değiştirmek için, az sayıda olan rejim muhaliflerini silahlandırdı ve askeri eğitim verdi. (Türk Özel Harekât polislerinin de bu eğitimde görev aldığı basına yansımıştı.)

Aynı durum Suriye için de geçerli. Suriye’de de halkın büyük kısmı Beşar Esad’ın arkasında. Üstelik Batı’nın rejim muhaliflerine katılmasını beklediği Kürtler bile, Temmo suikastına rağmen, bir türlü ayaklanmaya dâhil olmadı.

Firari Albay’a Hatay kampında röportajlar ayarlanması, 70 kişinin 10 bin kişilik “Hür Subaylar Ordusu” şeklinde efsaneleştirilmesi, Batı’nın bildik taktiğidir.

İÇ SAVAŞ, ESAD’IN DEĞİL ABD’NİN HEDEFİ

Oysa gerçek şudur: ABD, Antalya ve İstanbul’da organize etmeye çalıştığı rejim muhaliflerini, silahlandırmakta ve iç savaşı kışkırtmaktadır.

Daha düne kadar “iç savaşı” Esad’ın bir taktik tehdidi olarak yazıp çizenler bile ağızlarındaki baklayı çıkarmaya başladılar.

Örneğin Cengiz Çandar, “Silahlı direnişin Libya örneğindeki gibi başarı şansı, Suriye’de hem daha zayıf, hem de daha uzun süre alacak gibi” diyor ve ekliyor: “ ‘Önce iç savaş, sonra devrim’ diye makale başlığı atılan tahminler daha gerçekçi gözüküyor.”

Bir tahminle de biz bitirelim: ABD tarafından silahlandırılan muhalefet, ülkesine “bahar” yaşatamaz, sadece ihanet eder!

NOT: Bugün ve yarın, İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda, Kaynak Yayınları standında, 11:00 – 18:00 saatleri arasında okurlarla buluşup, “Hükümet – PKK Görüşmeleri (1986 – 2011)” isimli yeni kitabımı imzalayacağım.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2011

, ,

  1. Yorum bırakın

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın