3’lü zirve mi, 4’lü masa mı?

Ankara ile Moskova’nın yakınlaşmasının çok önemli olduğunu, zira bunun Tahran, Bağdat ve hatta Şam’la yakınlaşmayı zorlama potansiyeli barındırdığını belirtmiştik. Nitekim Ankara-Moskova temaslarını, hemen Ankara-Tahran temasları izledi.

Fakat bunun birincisi Türkiye’nin bir kamp değişikliği gibi algılanması, ikincisi de Suriye’de sanki hemen yarın çok köklü bir strateji değişikliği getireceği beklentisi doğru değildir. Şundan:

İlk olarak bir kamp değişikliği, yani Atlantik’ten çıkmak mevcut sınıfsal ilişkiler sürdüğü müddetçe mümkün değildir. (En sonunda o kamp değişikliği olacaktır ama darbe fırsatçılığı ile TSK’yi 5 parçaya bölen ve TPAO’dan Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na, Türk Dil Kurumu’ndan TÜBİTAK’a kadar devletin hemen her şeyini satışa çıkaran bir hükümetle değil!)

İkinci olarak da, tam da birincisinin bir yansıması olarak Suriye konusunda acil, hemen, köklü bir strateji değişikliği mümkün değildir.

Erdoğanlar tıpkı Rusya yakınlaşmasını Batı’ya karşı bir denge aracı olarak kullanacağı gibi, Suriye meseleni de bu denge mantığı içinde zamana yayarak pozisyon almaya çalışacaktır.

Nitekim Başbakan Binali Yıldırım da hemen yarına değil, “Suriye’de 6 ay içinde çok önemli gelişmeler olabilir” diyerek orta vadeye işaret etmektedir.

3 MUTABAKAT, 3 ANLAYIŞ BİRLİĞİ

Rusya, ABD ve AB ile problemler yaşayan Erdoğan’ın bulunduğu sıkışmışlık konumunu, özellikle Suriye konusunda değerlendirmeye çalışan bir perspektifle Ankara-Moskova ilişkilerini ele alacağını ortaya koydu.

Öyle ki, Moskova turizm, tarım, ticaret ve enerji alanları gibi doğrudan kendi çıkarını ilgilendiren konuları bile, Ankara’nın Suriye politikasına endeksleyerek peyderpey normalleştireceğini gösterdi.

Moskova bu noktada, Ankara’nın Suriye dostluğu kurabilmesinden ziyade, Ankara’nın Suriye düşmanlığını bitirebilmeyi öncelemekte ve pratik kazanım görmektedir. Zira Moskova bunun sahadaki güçler dengesine yapacağı çok önemli katkıyı iyi bilmektedir.

Rusya tam da bu nedenle elindeki PYD kartını, Ankara’nın Suriyeli muhaliflere desteğini kesmesi karşılığında kullanacağının işaretlerini veriyor.

Nitekim Erdoğan-Putin görüşmesinde iki başkent arasında yapıldığı anlaşılan 3 mutabakat ile 3 anlayış birliği konusu da hemen her şeyin halledildiği, tüm meselelerin çözüldüğü algısının doğru olmadığını göstermektedir.

Ankara ve Moskova birincisi asker, diplomat ve istihbaratçılardan oluşan üçlü mekanizma kurulması, ikincisi Genelkurmaylar arasındaki direkt hattın yeniden açılması ve üçüncüsü de angajman kurallarının değiştirilmesi konusunda mutabakata varmış durumda.

Diğer yandan Ankara ve Moskova birincisi çatışmaların durdurulması, ikincisi siyasi geçiş ve üçüncüsü de toprak bütünlüğü konusunda anlayış birliği sağlamış durumda. Tabii Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın da belirttiği gibi bunların nasıl olacağı konusunda görüş ayrılıkları sürmektedir.

AKP HÂLÂ “ABD’SİZ OLMAZ” NOKTASINDA

Erdoğan ve AKP Hükümeti bir kamp değiştirmiyor, tıpkı daha önce Çin’le füze anlaşmasında olduğu gibi, Rusya’yla yakınlaşmayı ABD’yle pazarlığında bir karta dönüştürmeye çalışıyor.

Kuşkusuz yine de Türkiye Erdoğanların bu pazarlığından yararlanmalı ve bunu olabildiği kadarıyla bölgeyle ilişkileri normalleştirme yönünde zorlamalıdır. Fakat bir hayale de kapılıp Erdoğanların öncülüğünde Atlantik’ten kopulduğu sanılmamalıdır!

Nitekim hemen her satır arasında bu gerçeğe işaret eden olgular vardır. Örneğin Ankara-Moskova temaslarından hemen sonra Türkiye’yi ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif AKP Hükümeti’ne Suriye konusunda üçlü zirve önermektedir. (Aydınlık, 14 Ağustos 2016)

Ankara-Moskova-Tahran üçlü zirvesi, pratikte ABD’yi saha dışına atacak bir cephenin başlangıcı olacaktır. Fakat Ankara İran’ın bu önerisine ABD’nin de içinde yer aldığı 4’lü masa kurulması yanıtını vermektedir!

Başbakan Binali Yıldırım “Suriye’de 6 ay içinde çok önemli gelişmeler olabilir” dediği açıklamasının satır arasında şöyle demektedir: “Suriye politikası bakımından Rusya’nın Türkiye ile ilişkilerinin düzelmesinin çok büyük faydası var. Orada çözüm için birbirine zıt iki pozisyon varken, şimdi çözüme yönelik birlikte çalışma istek ve iradesi var. O halde ne oldu, buna İran’ı ve Amerika’yı da katarsanız Türkiye ile beraber bu sorunun çözümü için şartlar gittikçe olumlu hale geliyor ve bunun çözüme çok ciddi katkısı olacağı kanaatindeyim. Yani önümüzdeki 6 aylık süre içerisinde Suriye konusunda kayda değer gelişmeler yaşarsak şaşmayın.” (Aydınlık, 14 Ağustos 2016)

Erdoğanlar İran ve Rusya’yla yakınlaşırken, hâlâ “ABD’siz olmaz” demektedir! Çünkü bu yakınlaşmayı gerçekte iktidarını sürdürebilmek için kullanmakta, Fethullah Gülen’in iadesine dönüştürerek içeride kesin zafer ilan etmeye çalışmaktadır!

KEMALİZM’İ TESLİM ALIYORLAR!

Türkiye’nin Rusya ile işbirliği yapmaya, Şam’la anlaşmaya, Bağdat ve Tahran’ın da dâhil olduğu bir bölge ittifakı kurmaya; dahası ABD üslerini kapatmaya, NATO üyeliğini önce askıya almaya, sonra NATO’dan çıkmaya ve en sonunda da Atlantik kampından ayrılmaya ihtiyacı olduğu çok açık.

Fakat bunun Erdoğanlar ile tamama erdirebilmesi bir hayaldir! 1,5 yıl süren Çin’le füze anlaşmasında da görüldüğü gibi, Erdoğan Asya’yla ilişkisini, iktidarını sürdürebilmek adına Atlantik’le pazarlıklarında kullanmaktadır!

Erdoğan manevra kabiliyeti yüksek bir siyasetçidir ve gerektiğinde Atatürk posterlerini bile kendisine siper yapabilmektedir. AKP Genel Merkezi’ne asılan postere, AKP mitinglerinde söylenen marşlara bakarak Erdoğan’ın “Kemalizm’e teslim olduğunu” iddia etmek büyük hatadır.

Zira Erdoğan Kemalizm’e teslim olmamış, tersine uygulamada Kemalizm’i teslim alamaya çalışmaktadır:

Kemalizm devletçiliktir; her şeyi özelleştiren, devletin tüm kurumlarını satışa çıkaran bir iktidar Kemalizm’e teslim olmamakta, aslında Kemalizm’i teslim almaktadır!

Kemalizm Türk Ordusu’dur; 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek TSK’yi 5’e bölen ve savaş kabiliyetine darbe vuran bir anlayış Kemalizm’e teslim olmamakta, gerçekte Kemalizm’i teslim almaktadır!

Kemalizm laikliktir; daha dün “AKP 15 yıllık partidir ama davası 1400 yıllıktır” diyen Erdoğan Kemalizm’e teslim olmamakta, tersine Kemalizm’i teslim almakta ve Cumhuriyet’le hesaplaşmaktadır!

Bu nedenle bir “Cumhuriyet cephesi” altında birleşebilmek yakıcı ihtiyaçtır!

Mehmet Ali Güller
15 Ağustos 2016

Reklamlar
  1. #1 by Hülya Gültekin on 15/08/2016 - 11:24

    [😊]

    [http://i.sozcu.com.tr/static/yazarlar-share/sy-soner-yalcin.jpg?ver=1.2.4]

    Soner Yalçın: Şahin Alpay kim? – Sözcü Gazetesi
    http://www.sozcu.com.tr
    Soner Yalçın: Şahin Alpay kim?. Soner Yalçın tüm yazıları ile Sozcu.com.tr’de

    ________________________________

  2. #2 by sami on 15/08/2016 - 14:53

    Son derece gerçekçi bir değerlendirme.Bardağın hem dolu hem de boş tarafını dikkate alıyor.
    Gerçekten Erdoğan’ın Kemalizme teslim olduğu düşüncesi bir gerçeği ifade etmekten ziyade bir niyeti ifade ediyor.Bu türlü iddialı değerlendirmelerin yanlış yönlendirmelere ve inandırıcılıktan uzak olması nedeniyle iddia sahiplerine zarar verdiğini düşünüyorum.
    Bu arada yazarın bu günkü yönelimleri Çin Füze anlaşmasındaki durumu örnek vererek açıklaması bana uygun görünmüyor.İki durum arasında olağanüstü farklar var.Her şeyden ortada Erdoğan ve AKP iktidarına yönelik bir darbe girişimi var.Bundan sonraki gidişat Erdoğan ve AKP gönüllü olmasa da farklı olacak.Zigzaklı gidiş ve çelişkili uygulamalar bunun göstergesi.

  1. 3’lü zirve mi, 4’lü masa mı? | (=Öykü-Şiir-Anı-Günce=)------------->>>Doğa+Yaşam+Sağlık-vd.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: