Siyasal dincilikle mücadelenin esasları

FETÖ’yle mücadelenin iktidar tarafından iyi götürülememesinin tek nedeni uzun bir döneme dayanan AKP-FETÖ ortaklığı ve FETÖ’nün siyasi ayağının AKP içinde olması değildir elbette… Daha temelde, AKP ile FETÖ’nün aynı “siyasal dincilik” kültür zeminine sahip olması nedeni vardır.

O kültürel zemin nedeniyle, iktidarın FETÖ’yle mücadelesi, Fethullahçıları atıp yerlerine başta Menzilciler olmak üzere diğer tarikatları devlete doldurması şeklinde yürüyor. Bu yöntemle Fethullahçılıkla kısmen mücadele edilmiş oluyor ama temel sorunla mücadeleden kaçınılmış oluyor.

Elbette AKP’den daha fazlasını beklemek, belirttiğimiz ortak “siyasal dincilik” kültür zemini nedeniyle mümkün değil! Kuşkusuz bu iktidardan her gün manşetlere çıkan tarikatlardaki çocuk istismarlarıyla doğru mücadele etmesini beklemek de aynı nedenle mümkün değil! Keza bu iktidardan kadın cinayetlerine karşı esaslı bir politika oluşturabilmesini beklemek de aynı nedenle mümkün değil!

Tarikatlar koalisyonu

AKP, bir tarikatlar koalisyonu olarak kuruldu. İlk kabinedeki “şu bakan şu tarikatın temsilcisi” haberine sadece bir bakandan itiraz gelmişti! O anlayış, AKP’nin sonraki hükümetlerinde de sürdü.

Elbette Demireller, Özallar döneminde de iktidar katında tarikatlar vardı. Dahası Refah Partisi iktidarı dönemi de yaşandı. Ancak ilk defa AKP döneminde tarikatlar devlet oldu!

Önceki dönemlerden farklı olarak AKP döneminde mesele bir hükümetin oy desteği için bir tarikatı desteklemesi olmaktan çıktı; tarikatların devletleşme süreci ile ülkenin sınıfsal sermaye yapılarında da değişiklikler başladı. Tarikatlar devletleştikçe, büyük sermaye transferleri oluştu. Tarikatlar büyük ekonomik gruplara dönüştü.

Son 20 yılın “en büyük şirket/grup” listelerine bu yönden bir inceleme yapılırsa, eski sermaye grubu ile yeni sermaye grubu arasındaki makasın yıllar içinde kapandığı ve neredeyse yer değiştirdiği görülecektir.

“Siyasal dinciliğin” bu ekonomi-politiği, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

Siyasal dincilikle mücadele kitapları

Anlatmaya çalıştığım konuyla ilgili çok önemli kitapların editörlüğünü yaptım son bir yıldır; örneğin gazetemizin genel yayın yönetmeni Aykut Küçükkaya’nın The Ortak kitabı, örneğin yazarımız Barış Terkoğlu’nun Barış Pehlivan’la birlikte hazırladığı Metastaz, örneğin gazeteci Toygun Atilla’nın İşfa adlı kitabı, örneğin gazeteci Timur Soykan’ın Badeci Şeyh’in Sır Odası

Kuşkusuz Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan bu kitapların dışında da bu alanda çok önemli kitaplar yayımlandı. Örneğin gazeteci Mustafa Hoş’un Çığlık adlı kitabından, gazeteci İsmail Saymaz’ın Şehvetiye Tarikatı adlı kitabına kadar pek çok kitap var…

Bu kitaplardan çıkan iki temel sonuç var: Laiklik ve Türkçe ibadetin yaşamsal önemi!

Laikliğin devrimci tanımı

Laiklik, FETÖ ve benzeri yapıların panzehridir. Demireller, cemaat ve tarikatlarla girdikleri işbirliğinin gereği olarak laikliğin tanımını sulandırdılar önce. “Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır” dediler…

Oysa Atatürk’ün laiklik tanımı Demirellerin sulandırdığı tanımdan temelde farklıydı: “Din ile devlet ve dünya işlerinin ayrılması” diye tanımlıyordu Cumhuriyetimizin kurucuları laikliği…

Arada çok önemli fark vardı: Demireller özetle “din devlet kurumlarına girmesin ama dünya işlerimizin tamamının merkezinde yer alsın” demiş oluyorlardı sonuçta. (Kuşkusuz, bu zamanla dinin devlet kurumlarına da adım adım girebilmesi demekti ve nitekim girdi.)

Atatürk ise “din ile devlet ve dünya işlerini” ayırarak cemaat ve tarikatlara yaşam hakkı tanımamayı devrimci Cumhuriyetin önüne görev koyuyordu. Dahası “din vicdan işidir” diyerek, Allah ile kul arasına giren üçüncü kişileri (tarikat, şeyh vs.) devreden çıkarmak istiyordu.

Türkçe ibadetin önemi

“Siyasal dincilerin” Atatürk’ün Türkçe ibadet anlayışına karşı çıkma nedenleri de aynıdır.

Somut bir örnekle anlatalım: Şeyhinin cinsel organından gelen sıvıyı ibadet diye içen müritleri, mahkemede bunun dayanağının Kuran’ın bir ayeti olduğunu söylüyorlar ağız birliği etmişçesine! (Badeci Şeyh’in Sır Odası’nda yer alan mahkeme tutanakları.) Çünkü o ayette gerçekte ne yazdığını bilmiyorlar!

Şeyh, ayette ne yazdığını bilmeyen müritlerini her türlü ahlaksızlığına inandırabiliyor ve onları hem cinsel yönden hem de tarikatının giderlerini karşılamaları için maddi yönden sömürebiliyor.

Çocuklarımızı ve geleceğimizi bu anlayıştan kurtarmak göreviyle karşı karşıyayız. Bu ise öncelikle bir politik mücadeledir, iktidar olma sorunudur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Eylül 2019

  1. #1 by puma on 04/09/2019 - 00:36

    Benim merak ettigim, Hulusi bey hangi tarikattan. Sonucta Feto’nun sayesinde yukseldi, 15 temmuzda Feto onu darbenin basina gecirmek istedi (o da net bir hayir mi dedi, bence son olaylara bakarsak, boyle oldugu supheli), ve Fetoyle en keskin mucadeleyi yurutenler onun sayesinde tasfiye edildi, kuvvet komutanlarina hicbir firsat verilmedi. Boylece Akar-Gul-Koru devletinin temelleri atiliyor bence. Reis ise bu darbeye sessiz kaliyor, hatta darbeyi onledigini saniyor. Babacan partisini onlemeye calisirken, o tarafa yakin birinin keyfine gore ordunun sekillendirmesini destekliyor.

    Dinciler, duyduguma gore son yillarda 3 trilyon dolar yolsuzluk yapmislar. Evet bu para Koc-Sabanci, gibi en buyuk 10 holdingin parasini katlar. Eminim yarisi da Malta, Isvicre gibi yerlerdedir. Binali bey’in 26 milyar dolarlik serveti oldugu soyleniyor.: Acaba bu Feto’nin iftirasi olabilir mi: bence degil, cunku Binali bey kumpas oldugu kanitlanmis olan Feto opersasyonlarini daha kisa zaman once , Ergenekon bal gibi de var, diyerek destekledi.

    Bu zincirin kirilmasinin yontemleri:

    Hep milli birlik falan derler ya, nedense bu lafa cok gicigim, her durumda reis’i destekle,
    olan bitene ses cikarma anlami tasiyor sanki. Yeni bir strateji, reis’in etrafinda yalnizca tarikatlar olmasin biz de olalim, bizim isteklerimizin bazilari da gerceklessin niyetinde olanlar var, ve bence bu stratejinin ise yarayacagi supheli, ama yine de denemeye deger.

    Malesef zavalli halkimiz kriz kendi canini ciddi bir sekilde acittigi zaman tepki veriyor. Var olan kriz ulkenin bekasi icin bir ihtiyac.

    Ama Akpyi halk nefretiyle devirdiginde yerine ne gelecek, onu da hazilamak lazim. Bir tarafta birileri amerikanci cephe olusturmaya calisirken, VP ise tamamen partizanca hareket ederken bir yandan iktidari destekliyor, bir taraftan belki bir sinyal bekliyordur, ama bence bir gucu yok, olsa olsa Cin’den kredi ayarlar, bu sekilde reis’e istedigini yaptirir. Benim olmayacak sol iktidar batsin diye dusuduklerini saniyorum.

    Kuresel isinmadan bahsederken bizi yerel kirlilikle yoketmeye calisiyorlar. Madem ki bu topraklari vermiyorsunuz, icindeki madenleri verin, ormanlarinizi bizden aldiginiz plastik coplerle birlikte yakin kendinizi zehirleyin ve zamanla yokolun diyorlar ve bizim dinciler de hayhay diyorlar.

    Hdp kapatilmali demistim. Bu demek degil ki gorevden alinanlar ziyaret edilmesin. Hdp Chpnin sirtinda bir yuk. Bunu duzeltmenin yolu hdplilerin egitilmeleri ve yeniden Ataturkcu hale getirilmeleri. Bu nasihatla olmuyor, musibet veya zihin kontrolu ile oluyor. Bir zamanlar kurt dostu gorunen imctv ve Taraf vardi, ben ise hemen notumu vermistim cunku Ataturkcu degillerdi. Bunlar kapandi ama yerine ne geldi, kurtler hangi kanallardan ideolojik olarak besleniyor, hdp mi yoksa cep telefonlarindaki bazi uygulamalarla mi.

    Ataturkcu bir derin devlet yaratilmali, burda esas soylemek istedigim gercek Ataturkculerin birlik olmasi. Mesela devlet tecrubesi olan, teknolojiden anlayan, kritik gorevlerde bulunan kimselerin
    her turlu olasiliga karsi hazirlik yapmalari. Akp sonucta secimle gidecek, yalnizca secimle degil tabi, bir halk hareketiyle falan, yoksa kimse darbeyle falan bir sey elde edemez, ama secimle gitmek istemeyenleri durdurabilecek kadar da bir guc gerekiyor.

    15 temmuz kadar tehlikeli ve biraz daha uzun surecek bir felaket bekliyorum sahsen. Bu sefer taraflar o kadar da net olmayacak. Ya da ikisi de birbirinden berbat iki buyuk rakip gucun piyonlari birbirine girebilir. Perincek’e guvendik ulke Ataturkcu bir devrime dogru gidiyor falan diyorlardi, tersi olursa butun sorumluluk onlardadir. Kimse sorsam devrimcileri ispiyonladi, solu boldu falan diyorlardi. Ergenekon surecindeki tek hatasi soyle bur cumle kurmasiydi : “en buyuk milletlerden biri olan Turk milletini yokedemeyeceksiniz”, hata nerde derseniz: kendisine buyuk milletlerin ve kucuk milletlerin bir listesini yapin diye sorulur. Demek ki boyle ufak bir falso buzdaginin gorunen kismi olabilir. Ataturkte birleselim derken, baktik ki dinci-fasist sagda birlesmisiz, hemde Avrasyacilik adina, sanki onlar avrasyaciymislar gibi. Ama belki de basari sansi olan tek yontem budur. Ama bu boyle gidemez.

    “Cozum sureci” denen pkk destekli akp-feto planinin gerceklesmeyecegini biliyordum, cunku ulkenin bolunmesine az kalan ordu mudahele eder diyordum, megerse ordunun cogu da fetocuymus, gafilden cok haini varmis.. o en karanlik donem geride kaldi, ama benzeri yaklasiyor olabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: