Mehmet Ali Güller

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

Erdoğan ve Biden için çözüm platformu: NATO

Erdoğan, TRT canlı yayınında aynen şöyle dedi: “NATO ittifakı güçlü bir şekilde devam etmelidir. Macron, NATO’nun beyin ölümünden bahsediyor. O da NATO’nun üyesi olan ülkelerden bir tanesi. NATO’nun bunu hesaba çekmesi gerekir.”

Erdoğan’ın Macron’un NATO’culuğunu sorguladığı, “NATO Macron’dan hesap sormalı” dediği bir tuhaf durum. Sanırsınız NATO’nun bir tatbikatında hedef tahtasına konan Erdoğan değil de Macron!

Libya’dan Doğu Akdeniz’e pek çok konuda Türkiye’nin Fransa ile karşı karşıya gelmiş olması nedeniyle bile olsa, Erdoğan’ın Macron’ıbu şekilde hedef alması, yani Macron’dan çok NATO’culuk yapması, ülkemiz adına büyük talihsizlik…

Çavuşoğlu’nun Blinken’e teklifi

Aynı saatlerde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında “NATO’ya bağlılığımızı teyit ediyoruz” diyordu…

Blinken’in teyidi de, Erdoğan’ın Macron üzerinden NATO’culuğu da, 14 Haziran hedefli…

Erdoğan, 14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesi sırasında ABD Başkanı Biden ile yapacağı görüşmeye hazırlanıyor. Sık sık ABD’ye beyaz sayfa açılması çağrısı yapması da Biden’la yapacağı görüşmenin “yeni bir dönemin habercisi olduğuna inandığını” belirtmesi de 14 Haziran’a nasıl bel bağladığının ifadeleri…

Ancak görünen o ki, iktidarın Biden’a mesajları, laflardan öte olguları da içeriyor: Örneğin ABD’nin ünlü Bloomberg’i, Rus teknisyenlerin gönderilmesini “Türkiye, Rus uzmanları Biden’a sinyal göndermek için eve yolladı” diye haberleştirdi. Örneğin Ankara Washington’a S-400 konusunda yeni bir teklif sundu. Bunu da Çavuşoğlu Atina’da kahvaltı yaptığı gazetecilere şu sözlerle açıkladı: “ABD ile S-400 konusu dahil önerilerimizi nasıl halledeceğimize ilişkin Brüksel’de (Blinken’e) zaten ilettik, bir non-paper verdik.”

NATO 2030 Konsepti

NATO Zirvesi, AKP-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek, göreceğiz.

Ancak NATO Zirvesi, kabul edilecek NATO 2030 Konsepti nedeniyle oldukça önemli. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifadesiyle, “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konsepti, 2030 olarak yenileniyor.

İşte ABD bu nedenle 14 Haziran’daki zirvede “ittifakları canlandırma önceliğine” kilitlenmiş durumda. ABD bu amaçla birincisi NATO-AB işbirliğini, ikincisi de NATO’nun Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore dörtlüsüyle işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor.

Ankara ve Washington’un NATO umudu

Diğer yandan Biden da Erdoğan da “Türk-Amerikan ilişkilerini kurtarmak” için NATO’yu zemin, 14 Haziran zirvesini de fırsat olarak görüyor.

ABD açısından tablo şu: Beyaz Saray, NATO’nun yeni konseptiyle Çin ve Rusya’yı hedef aldığı koşullarda, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğini sınırlandıracağını umuyor.

AKP açısından tablo şu: Ak-Saray, Türkiye’nin NATO üyeliği ve NATO içindeki önemi nedeniyle, Türk-Amerikan ilişkilerinin ve Türkiye-AB ilişkilerinin daha kötüye gidemeyeceğinden hareketle düzelmeye başlayacağını umuyor.

Brüksel’deki Çavuğoğlu-Blinken görüşmesi ile Ankara’daki Önal-Sherman görüşmesinden yansıyanlara bakılırsa, Ankara ile Washington, “Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde” uzlaşmış durumda…

Sorunlara paranteze sığar mı?

Ancak bu uzlaşma, geçen haftaki yazımızda vurguladığımız şu gerçeği değiştirmiyor: Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması, Türkiye ile ABD arasında “gerçek” bir beyaz sayfa açılabileceği anlamına gelmiyor.

Çünkü teröre destekten başlayarak hemen her sorun stratejik ve ABD köklü politika değişikliği yapmadan bu sorunların çözümü Türkiye açısından mümkün değil.

Kısacası Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar bir paranteze sığmayacak büyüklükte…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Haziran 2021

1 Yorum

ABD Dunhammer Operasyonu ile AB’yi dinliyor

ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere bir çok Avrupalı siyasetçiyi dinlediği ortaya çıktı.

Merkel dışında Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, eski Almanya ana muhalefet partisi lideri Peer Steinbrück, Norveçli, İsveçli, Alman ve Fransız siyasetçiler ile üst düzey kamu görevlilerinin, NSA tarafından hedef seçilerek izlendiği ve dinlendiği belirlendi.

Bu skandalı ortaya çıkaran ise “ortak gazetecilik çabası” oldu: Haberi yayımlayan Danimarka Devlet Televizyonu DR’ydi. DR bu büyük araştırma dosyası haberini İsveç Devlet Televizyonu (SVT), Norveç Devlet Televizyonu (NRK), Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, Alman Birinci Televizyon Kanalının (ARD) bünyesinde bulunan WDR ve NDR ile Fransız Le Monde gazetesinin katkılarıyla yaptı.

Peki neden Danimarka Devlet Televizyonu? Çünkü ABD, Merkel başta Avrupalı siyasetçileri Danimarka üzerinden dinlemişti.

ABD-DANİMARKA ANLAŞMASI

Habere göre ABD ile Danimarka arasında 1990’lı yılların sonlarına dayanan bir kablo anlaşması var. Bu anlaşmaya göre Danimarka hükümeti, topraklarından ve kara sularından geçen internet ve telekomünikasyon kablolarındaki bilgileri ABD’nin erişimine veriyor.

Aslında ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ile Danimarka Askeri İstihbaratı (FE) arasında yapılan anlaşma, Rusya ve Çin’i izlemek içinmiş. Ancak NSA, bu anlaşmayı aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini izlemek için de kullanmış ve bunu da Dunhammer Operasyonu olarak adlandırmış.

Danimarka Askeri İstihbaratı, NSA’nın Avrupalı siyasetçileri izlediğini fark edip, Mayıs 2015’te raporlamış. Ancak bu rapor kurum içinde kalmış. Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen ise İstihbarat Teşkilatlarını İnceleme Kuruluna eksik belge ve yanlış bilgiler verdiği için Danimarka Askeri İstihbaratı’nın üç üst düzey yetkilisini 21 Ağustos 2020’de görevden uzaklaştırmış.

8 YIL ÖNCE DE AYNI DURUM YAŞANMIŞTI

Bu skandal, ABD’nin müttefiklerini dinlemekten asla vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koymuş oldu. Zira ABD Soğuk Savaş boyunca müttefiklerini denetim altında tutmak için Gladyo tipi gizli NATO örgütlenmesine ek olarak, istihbaratı aracılığıyla Avrupalı siyasetçileri ve yöneticileri dinlemiş ve izlemişti.

Ancak ABD’nin bunu Soğuk Savaş’tan sonra da sürdürdüğü anlaşılmıştı. Obama döneminde ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) Merkel başta dünya liderlerini dinlediği belirlenmişti. Skandal, ABD istihbarat analisti Edward Snowden’in 2013’te ifşa ettiği binlerce gizli belge sayesinde ortaya çıkmıştı. Berlin Washington’a tepki göstermiş, Merkel “Dostlar arasında birbirini dinlemek olmaz” demişti. Ancak Alman Federal Başsavcılığının konuyla ilgili açtığı soruşturma 2015’te durdurulmuştu!

Zira ABD, hâlâ Almanya’da güçlüydü ve gizli NATO örgütlenmeleri hâlâ işbaşı halindeydi!

MACRON’DAN SERT, MERKEL’DEN YUMUŞAK TEPKİ

8 yıl sonra ABD’nin Avrupalı müttefiklerini dinlemeyi sürdürdüğünün ortaya çıkması, ne yazık ki Fransa dışında güçlü bir tepki görmedi.

Fransa’nın AB İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Clement Beaune olayı “son derece vahim” olarak niteledi ve “AB üyesi Danimarka’nın Amerikan istihbaratıyla işbirliğinde yanlışlar ve hatalar yapıp yapmadığının teyit edilmesi gerektiğini” belirtti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Almanya-Fransa Bakanlar Konseyi toplantısının ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptığı ortak basın toplantısı sırasında konuya değindi ve olayı “kabul edilemez” diye niteledi. “Müttefikler arasında böyle bir şey kabul edilemez, hele müttefiklerle Avrupalı ortakları arasında daha da kabul edilemez” diyen Macron, ABD ve Danimarka’dan açıklama beklediğini söyledi.

Merkel ise olayı Macron’a göre oldukça yumuşak değerlendirdi ve “Almanya’nın Danimarka ve ABD ile ilişkilerinde kalıcı bir zarar görmediğini” belirtti. Merkel, “Yakın müttefiklerimize yönelik saldırılar kabul edilemez. Bu, Danimarka yetkililerinin sadık kaldığı sistematik bir ilkedir” diyen Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen’in açıklamasını yeterli bulduğunu ve memnuniyetle karşıladığını söyledi.

ABD’NİN ÖZEL SAVAŞ HAZIRLIĞI

Dunhammer Operasyonu, ABD’nin Soğuk Savaş operasyonlarının belli ölçülerde devam ettiğini bir kez daha gösterdi. ABD’nin “müttefiklik” ilişkisinin, müttefiklerini denetim altında tutabilmek için her türlü hukukdışılığı barındırdığını bir kez daha ortaya koydu.

Soğuk Savaş döneminin Avrupa’daki Gladyo örgütlenmeleri anımsanınca, yine geçen haftalarda ortaya çıkan Pentagon’un 60 bin kişilik gizli ordusuna daha fazla odaklanmak gerektiği anlaşılıyor.

Zira 130 şirket üzerinden kurulan bu 60 bin kişilik gizli ordu, ABD’nin “özel savaşa” hazırlandığına işaret ediyor.

Önemle belirtelim: Müttefikleri dinlemek ve izlemek, son tahlilde müttefik ülkelerde operasyon yapmak içindir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
1 Haziran 2021

2 Yorum

Sedat’lı, SADAT’lı Nusra silahlarının öyküsü

Silahla yakalanan ünlü MİT TIR’larından bir süre sonra, 20 Kasım 2015’te mafya lideri Sedat Peker’in TIR’ları AKP hükümetinin bilgisi ve onayıyla Suriye’ye gitmişti. TIR’ların üzerinde “Bayırbucak Türkmenlerine Sedat Peker’den destek konvoyu” yazıyordu.

Sedat Peker, dün yayınladığı 8. videosunda o TIR’ların öyküsünü anlattı ve kendi konvoyuna dahil edilen başka TIR’ların olduğunu, içlerinde silahların bulunduğunu ama bunların Türkmenlere değil, Nusra’ya verildiğini belirtti.

Peker’e göre konvoyuna eklemlenen o TIR’ların sahibi SADAT’tı. Hani şu irtica nedeniyle Türk ordusundan atılan ama Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Başdanışmanı yaptığı Adnan Tanrıverdi’nin “özel savaş” şirketi!

Peki sadece SADAT’ın TIR’ları mı Nusra’ya silah taşımıştı? Ya o dava konusu olan ünlü MİT TIR’ları?

MİT TIR’ları Türkmenlere gitmedi

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TIR’ların yükünün “devlet sırrı” olduğunu ilan etti ve konuya yayın yasağı geldi. Ancak yayın yasağı, bu büyük olayın üstünün kapatılmasını önleyemedi. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, çareyi TIR’ların Türkmenlere yardım malzemesi götürdüğünü söylemekte aradı. Tabii hiç inandırıcı değildi. Yardım malzemesini neden Kızılay değil de MİT taşıyordu?

“MİT TIR’larında yardım malzemesi değil silah vardı; Türkmenlere değil Nusra’ya gidiyordu.” İki başarılı gazeteci bu gerçeği ortaya çıkardı:

Gazeteci Masum Gök Suriyeli Türkmenlerle görüşerek kendilerine yardım malzemesi gelip gelmediğini sordu. Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Hüseyin El-AbdullahTürkmenlere yardım getiren bir TIR yok” derken, bir diğer Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Abdurrahman Mustafa da “Bakan Efkan Ala’nın TIR meselesiyle ilgili demecini gazetelerden gördüğünü ama kendisinin böyle bir yardımla ilgili bilgisinin olmadığını” söyledi. Yine Suriye Türkmen Hareketi Sekreteri Rami Karaali de “açıklamayı televizyondan gördüğünü ama böyle bir yardımla ilgili bilgisinin olmadığını” belirtti (Masum Gök, “Türkmenler de Y’ala’nladı”, Aydınlık, 4 Ocak 2014).

MİT TIR’ları Nusra’ya silah götürdü

Peki MİT TIR’ları “yardımı” Türkmenlere değil de kimlere götürmüştü? Onu da bir başka gazeteci Ceyhun Bozkurt ortaya çıkardı: “Biri Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde 1 Ocak 2014 tarihinde yakalanan silah dolu iki TIR’ın içinde bir orduyu donatacak silah çıktı. TIR’ların, Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’nin Bab-Al Hava Sınır Kapısı’na geçtikten sonra TIR’lardan birindeki silahları en-Nusra militanlarının aldığı öğrenilirken, diğer TIR’daki silahların da, yine bir aşırı dinci gruba verildiği belirtildi.” (Ceyhun Bozkurt, “MİT’in TIR’ındaki Silahlar Nusra’ya”, Aydınlık, 16 Ocak 2014.)

Bu gerçeği, daha sonra AKP hükümetinde başbakan yardımcılığı yapacak olan Tuğrul Türkeş de dile getirdi. Eski MHP’li, yeni AKP’li Tuğrul Türkeş, MİT TIR’larıyla ilgili 3 Haziran 2015’te CNN Türk’te aynen şöyle söyledi: “Sayın Başbakan da, sayın Cumhurbaşkanı da meydan meydan ‘TIR’lar Suriye’deki Türkmenlere gidiyordu, bu konuda taraf tutmak MHP’ye yakışmaz’ diyor. Burada, bizi izleyenlerin huzurunda yemin ediyorum. Vallahi ve billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyordu. Bilerek söylüyorum. Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Bayırbucak Türkmenleriyle, Halep’tekilerle irtibatımız var.”

Özetle, iktidar Suriye’de cihatçılara MİT’le de, Sedat-SADAT’la da, başka “kuruluşlar” ile de pek çok kez silah göndermişti…

AKP’nin Esad düşmanlığının maliyeti

Türkiye’yi sıkıntıya sokan bu ilişkilerin tek bir nedeni var: AKP iktidarının altı ayda Esad rejimini yıkma hedefi!

Olmayınca, sahadaki herkese sarılmıştı; bugün karşı olduğu PYD/YPG’ye bile… PYD lideri Salih Müslim’i Türkiye’de ağırlıyor ve ona “özerkliğinize karışmayız, yeter ki ÖSO’yla birlikte hareket edin” mesajı veriyordu.

Ve Esad’ı devirmekte ısrar etmesi, iktidarın bugün bile hâlâ İdlib’de cihatçı gruplarla işbirliğinin temel nedeni. İktidar, Rusya’yla işbirliğine rağmen hâlâ Esad düşmanı ve Esad’ın son seçimde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesini gayrimeşru ilan etmekte…

İktidar “Esad’ı yıkmak” diye yanlış bir hedef belirleyince, Sedat’lı, SADAT’lı, ÖSO’lu, Nusra’lı kirli ilişkilere giriyor; o kirli ilişkiler de dün, ortaklıkları bozulduğunda FETÖ tarafından, bugün de kenara atıldığı için Sedat Peker tarafından deşifre ediliyor. Sonuçta, AKP’nin Esad düşmanlığı, ülkemize çok boyutlu zarar veriyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Mayıs 2021

1 Yorum

Erdoğan’ın Biden umudu

Erdoğan, 20 ABD şirketi yöneticisiyle yaptığı telekonferansta, 14 Haziran’da Joe Biden’la yapacağı görüşmeye ilişkin beklentisini açıkladı: “Sayın Biden ile NATO zirvesinde gerçekleştireceğimiz görüşmemizin yeni dönemin habercisi olacağına inanıyorum.

Bu, Biden seçildiğinden bu yana Erdoğan’ın ABD’ye yaptığı sayısız “beyaz sayfa” çağrısından sonuncusu oldu.

Peki ABD ile Türkiye arasında gerçekten de bir beyaz sayfa açılması olasılığı var mı?

Sorunlar listesi

Baştan belirtelim: Türkiye ile ABD arasında “gerçek anlamda” bir beyaz sayfa açılması olasılığı yok ancak Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması olasılığı var.

Şundan: Türkiye ile ABD arasındaki sorunların, ABD’nin istediği şekilde çözülmesi olasılığı yok. Bu nedenle de Türkiye ile ABD arasında “gerçek anlamda” bir beyaz sayfa açılamaz.

Çünkü:

– ABD, terör örgütüne verdiği askeri ve siyasi desteği Türkiye’nin kabullenmesini istiyor. ABD Suriye’nin kuzeyinde özerk bir PYD bölgesi kurulmasını istiyor.

– ABD, FETÖ’yü korumayı sürdürüyor.

– ABD, Kıbrıs sorununda Türkiye’nin karşısında konumlanıyor.

– ABD, Ermeni tehcirini “soykırım” ilan ederek, Türkiye’yi suçluyor.

– ABD, Türk-Rus işbirliğini ABD’nin çıkarları açısından en kötü model olarak görüyor ve Türkiye-Rusya-İran’ın Astana Platformunu sabote etmeye çalışıyor. Bu amaçla S-400 baskısını, F-35 ve yaptırım uygulayarak sürdürüyor.

– ABD, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı konumlanıyor.

– ABD, Rıza Zarrap ve Halk Bankası davalarını şantaj kartları olarak elinde tutuyor.

Şimdi bu sorunlardan hangileri çözülme aşamasında ki Erdoğan 15 gün sonra yapacağı görüşmeyi “yeni bir dönem” umudu olarak görebiliyor?

Bu listeye bakınca, Türkiye ile ABD arasında beyaz sayfa açılmasının olası olmadığını kesinlikle söyleyebiliriz ama Erdoğan’ın bu sorunlar nedeniyle Biden’ın şartlarıyla uzlaşmayacağından o kadar emin değiliz! Zira siyasetten ekonomiye oldukça sıkışan Erdoğan, iktidarını koruyabilmek için ciddi desteğe ihtiyaç duyuyor.

Ankara’nın son Moskova mesajları

Son dönemde başta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın olmak üzere Saray çekirdeğinin ABD’ye “Rusya’yla sorunlu alanlarımız, işbirliği alanlarımızdan daha çok” mesajı vermesi, 14 Haziran’a hazırlık gereği elbette.

Ama daha önemlisi, Ankara’nın son dönemde Moskova’yı hedef alan açıklama ve eylemlerle o mesajın altını doldurmaya başlamış olmasıdır.

İşte onlardan sonuncusu, Ankara’nın Tatar sürgünü açıklamasıydı. Rusya Dışişleri Sözcüsü Zaharova bu açıklamaya karşılık “Türkiye’nin benzer sorunlarına dikkat çekebiliriz” uyarısı yaptı.

Yine Ankara’nın sürdürdüğü “Kırım ilhakını tanımıyoruz” çizgisine karşılık olarak da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Ukrayna’yı Kırım konusunda cesaretlendirmeyi, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer gördüklerini Türkiye’ye son derece açık bir biçimde ilettiklerini” söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye’nin cumhurbaşkanlığı seçimini gayrimeşru ilan etmesi ise AKP hükümetinin Şam düşmanlığını sürdürmesinin ötesinde, Moskova’yla sorunlar listesini çoğaltılmak istemesine anlamına da geliyor. Putin’in Esad’ı tebrik ederek “Seçim sonuçları yüksek siyasi otoritenizi teyit etti” demesi, bir ölçüde Ankara’nın bu “gayrimeşru” çıkışına yanıttı nitekim.

Yeni dünya kuruluyor

Sonuç olarak, Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar stratejik sorunlardır ve o sorunların bir bölümü bile çözülmeden, dahası ABD’nin dayatmalarını kabul ederek beyaz sayfa açmak, çok ciddi bir ulusal güvenlik sorunu olacaktır!

Sarayın iktidarını koruyabilmek adına, o dayatmaları kabul etmesi ise emin olun, iktidarlarını korumaya yetmeyecektir.

Çünkü yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye de AKP’nin frenlerine rağmen orada yerini alıyor, alacak…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Mayıs 2021

2 Yorum

Pekergate’te 2. perde

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamaları, ağırlıklı olarak Soylu-Ağar ikilisini hedef almıştı. Habertürk’te gazetecilerin karşısına çıkan Süleyman Soylu ise Peker’in iddialarına yanıt vermek yerine, “yeni çatışma alanları” oluşturarak üzerindeki basıncı hafifletmeye çalıştı.

Bahçeli üzerinden Erdoğan desteği

Soylu, “Peker, herkese ipiniz elimde diyor ve bir sessizlik hakim” sözleriyle, o yayının asıl amacını da ortaya koymuş oldu. Nitekim Fatih Altaylı, çarşamba gününün önerildiğini ancak Soylu’nun “çarşamba geç olur” diyerek pazartesiyi istediğini yazdı. Aytunç Erkin, çarşambanın neden geç olduğunu, Bahçeli’nin salı günü grup konuşması yapacak olmasına bağladı ki salı günü Bahçeli Soylu’ya sahip çıkan bir konuşma yaptı. Öyle bir sahip çıkmaydı ki, sanki Soylu AKP’li değil de MHP’liydi!

Bahçeli’nin salı çıkışı da Erdoğan’ın çarşamba günü yapacağı grup konuşmasını etkileyecekti sonuçta. Nitekim Erdoğan üç hafta sonra Soylu’ya desteğini açıkladı.

Kısacası, Soylu Habertürk yayını hamlesiyle neredeyse kendi geleceğiyle AKP-MHP ortaklığının geleceğini birbirine bağlayabildi.

Fidan-Akar ikilisini hedef aldı

Peki Soylu, Pekergate skandalının üzerindeki basıncına karşı Habertürk yayınında hangi “yeni çatışma alanları” oluşturdu?

1) Peker’in iddialarının odağında Soylu-Ağar ikilisi vardı. Soylu ise yayında Mehmet Ağar’la arasına kalın bir çizgi çekti. Hem Korkut Eken üzerinden hem de Ağar’ın dayısı Yalçın Akçadağ’la DYP il başkanlığı sırasında yaşadığı silahlı çatışma üzerinden, kendisini onlardan ayırdı. Dahası, Çiller’in o çatışmada kendisinden yana olduğunu söylererek Ağar’ı yalnızlaştırmaya çalıştı. Böylece AKP koalisyonunun DYP kanadı olan Çiller-Ağar-Soylu üçlüsünü dağıtmış oldu.

2) Bürokrasiden siyasete girme eleştirisi üzerinden MİT Başkanı Hakan Fidan’ı ve MSB Hulusi Akar’ı hedef aldı. İlginç, Ahmet Takan’ın iddiasına göre Hulusi Akar bir süredir Jandarma’yı yeniden MSB’ye bağlaması için Erdoğan‘a baskı yapıyormuş. Soylu ise bunun sakıncalarını anlatarak Erdoğan‘ı ikna etmiş (Yeniçağ, 25.5.2021). Soylu’nun Habertürk yayınında Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin’i övmesini ve daha önceki pek çok açıklamasında terörle mücadeledeki başarıda Jandarma’nın önemini öne çıkarmasını bu bağlamda aklımızda tutalım.

Soylu’nun Ergenekon şantajı

3) Soylu, Peker’e polis koruması üzerinden eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’yı, oğlunun evinde para sayma makinesi çıkması üzerinden eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’i hedef aldı.

4) Soylu, sık sık yargı eleştirisi üzerinden Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ü hedef aldı. Haliyle esas oklar Numan Kurtulmuş’aydı…

5) Soylu, doğru olmadığı halde Peker’e silah ruhsatı ile Veli Küçük arasında bağ kurdu ve bu ilişkiler ağını da genel bir özel harp dairesi ve gladyo örgütlenmesine bağladı. Soylu bu hamlesiyle de Ergenekon kumpasında hedef alınan kesimlerden bazılarına, biraz da şantajvari bir şekilde, “arkamda durun” mesajı vermiş oldu.

6) Soylu’nun “Davutoğlu başbakanlığı sırasında AKP yöneticilerini dinletti” iddiası ise çok hedefli bir hamleydi. Hem Erdoğan’a “seni yıkmaya çalışanlarla çarpışıyorum” mesajı verdi hem de Peker’in iddiaları ile AKP karşısındaki partileri irtibatlandırarak, Erdoğan’a ve Türkiye’ye karşı dış destekli bir cephe oluşturulduğu tezini işledi.

Başka kılıç çekilecek mi?

Bu tablo aslında AKP içinde güç odakları olarak Berat Albayrak, Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Binali Yıldırım ve hatta Hulusi Akar’ın büyük bir güç mücadelesi verdiğini ortaya koyuyor.

Soylu, ikinci perdeyi açarak çatışmayı yaymaya ve üzerindeki Pekergate basıncını azaltmaya çalışıyor. Bunun için de kılıç sallıyor. Bakalım o kılıç ne kadar keskin? Ve de başkaları da kılıç çekecek mi?

Not: Erdoğan’ın Meral Akşener’e “Rize’deki ders birinci, daha neler olacak neler. Dua et ki fazla ileri gitmediler” demesi, yani muhalefeti sokakla/şiddetle tehdit etmesi vahimdir. Bu iktidar bölge için ulusal güvenlik, Türk milleti için demokrasi ve özgürlük sorunudur.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mayıs 2021

2 Yorum

Türkiye-Rusya işbirliğini derinleştirmenin önemi

AKP hükümetininMoskova’yla işbirliğini pratikte stratejik değil taktik düzeyde tutması, hatta ABD’ye beyaz sayfa çağrısı yaptığı her açıklamasına “Rusya’yla sorunlu alanların, işbirliği yapılan alanlardan daha fazla olduğu” vurgusunu önemle eklemesi, Türk-Rus işbirliğinin önündeki en önemli risk faktörüdür.

ABD’nin Ukrayna ve Karadeniz üzerinden Türkiye-Rusya işbirliğini sabote etmeye çalıştığı şartlarda, Ankara’nın Kırım-Tatar açıklamaları, bu riski daha da artırmış durumda.

Nitekim önce Rusya Dışişleri Sözcüsünün, ardından da Rusya Dışişleri Bakanı’nın bu konuda ciddi kaygı ve mesajları oldu.

AKP’NİN YANLIŞ KIRIM POLİTİKASI

Ankara’nın sık sık “Kırım’ın ilhakını tanımıyoruz” demesi Moskova’yı birkaç nedenle rahatsız ediyor:

Birincisi, Ankara bu açıklamayla Kırım halkının bir referandumla Ukrayna’dan ayrılıp Rusya’ya katılmasını tanımamış oluyor.

İkincisi ise bunu bir halk tercihi olarak değil de ilhak olarak görerek, doğrudan Rusya’yı hedef almış oluyor.

Bu tablo, Türkiye’nin Ukrayna’yla her türlü ilişkisini Rusya’nın gözünde kendisine karşı yapılan bir girişim olarak değerlendirmesine yol açıyor. Buna Ankara’nın Ukrayna yönetimine Silahlı İnsansız Hava Aracı (SIHA) satması da, korvet anlaşması yapması da, NATO desteği vermesi de, Karadeniz’de ortak tatbikat yapması da dahil…

TATAR SÜRGÜNÜ-ERMENİ TEHCİRİ

Ankara son olarak Kırım Tatarlarıyla ilgili bir bildiri yayımladı ve şöyle dedi: ““Türkiye, sürgünden 77 yıl sonra.. Kırım Tatarlarının mağduriyetlerinin giderilmesi, kimliklerinin korunması, refah ve esenliklerinin sağlanması için soydaşlarının yanında olmayı sürdürecektir.”

Tatarların, Türkiye Türklerinin ne kadar “soydaşı” olduğu tartışmasını bir kenara bıraktığımızda bile, her tarafıyla sorunlu bir açıklama bu. Zira Tatarların Nazilerle işbirliği nedeniyle Özbekistan başta SSCB içlerine sürgünü, II. Dünya Savaşı koşullarının zorunlu bir önlemidir Moskova için. Tıpkı, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı koşullarında benzer gerekçeyle Ermeni tehcirini zorunlu görmesi gibi.

Ankara’nın bu gerçeği atlayarak, “Tatar sürgünü” açıklaması yapması Moskova’yı oldukça rahatsız etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova şu karşılığı verdi: “2014 yılına kadar Kırım Tatarlarının bu sorunları konusunda Ukrayna’ya yöneltilen eleştirileri Ankara görmezden geldi. Demek ki Ankara için konu konjonktürel. Türkiye’nin etnik, dinsel, dilsel çözülmemiş sorunları var. Ankara’nın bu tür söylemlere devam etmesi halinde, Rusya Türkiye’deki benzer sorunlara dikkat çekmek zorunda kalacaktır.” (Sputnik, 21.5.2021).

Yani Zaharova açıkça, Ankara’nın tavrını sürdürmesi halinde Moskova’nın da örneğin Kürt sorununu kaşıyacağını belirtmiş oluyor. Kuşkusuz Ankara da buna karşılık, “Tatar sürgünü” açıklamasından çok önce Moskova’nın zaten Kürt sorununu kaşıdığını belirtebilir. Ama politik sahnenin ihtiyacı bakımından mesele kimin ilk kaşıyan olduğu değil, kaşıma işleminin Türkiye’ye de Rusya’ya da bir yarar getirmeyeceği gerçeğidir.

LAVROV’UN SERT MESAJI

Zaharova’nın ardından, sonuçları bakımından çok daha sert bir açıklama ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan geldi.

Lavrov, “Ukrayna’yı Kırım konusunda cesaretlendirmeyi, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer gördüklerini Türkiye’ye son derece açık bir biçimde ilettiklerini” belirtti (Sputnik, 24.5.2021).

Rusya Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin, Rusya’nın “meşru endişelerini dikkate alarak izlediği çizgiyi değiştireceğini” umduklarını belirtti.

Bakalım Ankara, Ukrayna politikasında bir değişikliğe gidecek mi? Ama görünen o ki, AKP hükümetinin bu mevcut çizgiyi sürdürmesi halinde, Türkiye ile Rusya arasında turizm ve tarım konusunu aşan nicelikte maliyetli bir tablo oluşacak.

BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA

Oysa Türkiye ile Rusya’nın taktik düzeyde yürüdüğünde bile bölgede oldukça yararlı sonuçlar doğuran işbirliği, stratejik düzeye çıkarıldığında katlanarak artan sonuçlar alacaktır. Başta Doğu Akdeniz olmak üzere Batı’nın ağırlık oluşturmaya başladığı sahalarda Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

AKP hükümeti ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın başta Saray takımının sözleriyle bu işbirliği sürecini sabote etme riski taşıyan çıkışlar yapmaktadır sürekli.

Ancak unutulmaması gereken şudur: Ankara’nın bu tavrı, ABD’yle beyaz sayfa açılmasına değil, tersine ABD’nin ağır baskı uygulayacağı türden bir ilişki dayatmasına neden olur.

Zira son 70 yılın en büyük dersidir: Türkiye’nin Batı nezdinde gerçek anlamda ağırlık kazanmasının yolu Batı’nın çıkarlarına uygun politikalar izlemesinde değil, bağımsız dış politika uygulamasından geçmektedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
25 Mayıs 2021

2 Yorum

Emperyalizm için İsrail icat etmek

Başta siyasal İslamcılar olmak üzere Türk sağının hemen hemen tüm bileşenleri için yüzyılın en büyük komplosu “ABD emperyalizmini İsrail’in, Türkiye’yi de Yahudilerin yönettiği” iddiasıdır.

“Türkiye’yi Yahudiler yönetiyor” iddiası, tipik bir politik aldatmacadır. Siyasal İslamcılar ve milliyetçi-muhafazakarlar böyle diyerek, Müslüman tabanı avlamaya çalışmıştır yıllarca. Başarılı da olmuşlardır.

Bu komplonun çeşitli türevleri vardır: Atatürk başta olmaz üzere Selanik göçmenlerinin Sabetayist olduğunu iddia ederek “Cumhuriyet ve laiklik” karşıtlığına tuğla örmeye çalışanlardan, İsrail’in Filistin işgalini “din temelli iç politikanın” aracı haline getirmeye çalışanlara kadar…

“ABD emperyalizmini İsrail’in yönettiği” komplosunun bir de İngiliz türevi vardır. ABD emperyalizminin hemen tüm uygulamalarının arkasında bir İngiliz aklı olduğunu iddia ederler. Bunun da yine siyasal İslamcılar tarafından “Atatürk’ün İngiliz ajanı” olduğu yalanına kadar uzanan en alçakça türevleri vardır.

Türk sağının Amerikancılığı

Bu komplo, siyasal İslamcıların ve milliyetçi-muhafazakarların ABD emperyalizmiyle işbirliğinin örtüsüdür aslında…

Antikomünizm üzerinden ABD’nin Gladyo aparatlarına dönüşmüş ve 6. Filo’yu protesto eden devrimci gençliğe saldırmaktan Amerikancı darbeler için ortam hazırlamaya kadar gönüllü kullanılmışlardır…

12 Eylül’ün Türk-İslam sentezi ideolojisi içinde parlatılan tarikat ve cemaatler laik Cumhuriyet’e sabotaj aletlerine dönüştürülmüş; içlerinde ABD’ye en bağlısı olan Fethullahçılar ise en sonunda 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan Türkiye düşmanlığına soyunmuştur.

BOP eşbaşkanlığı ile Irak, Suriye ve Libya’da ABD’yle birlikte Haçlı ittifakı içinde yer alanlar ise Kemalist Cumhuriyet’in kalan son kalelerini de 19 yıldır iktidar katında karşıdevrimle adım adım yıkıyor…

Siyasal İslamcıların ve milliyetçi-muhafazakarların hemen her türü Amerikancılığa böyle göbekten bağlı olduğu için de, geniş kitle propagandasında ABD’yi İsrail’in ya da İngiltere’nin kullandığı türden örtü hedefli komplolara sarılıyorlar.

Son yıllarda bu komplolara belli ölçülerde kapılan laik-ulusalcı kimi kesimler bile var ne yazık ki… Lenin’in ünlü Emperyalizm- Kapitalizmin En Yüksek Aşaması gibi çok önemli kitaplardan öğrenmek yerine sosyal medyada 240 karakterden ibaret laflarla donananlar, haliyle hangi siyasal akımdan olurlarsa olsunlar, komplolardan fazlasıyla etkileniyorlar.

ABD için İsrail’in gerçek anlamı

ABD emperyalizmini İngiltere’nin yönettiği gibi bir durum yok. “İngiliz aklı” 19. yüzyılda kaldı. Akıl, güç varsa kullanışlıdır. Zayıflayan ekonomisi ve askeri gücü nedeniyle liderliği 20. yüzyılda ABD’ye devretmek sorunda kaldığından bu yana, “İngiliz aklı” artık “belirleyen” olmaktan çıkmıştır.

ABD emperyalizmini İsrail’in yönettiği ise çok daha zayıf bir komplodur. Tersine İsrail, ABD emperyalizminin çıkarları için bölgede karakol olarak, jandarma gibi kullandığı bir alettir. “Yahudi ekonomisinin” ABD’deki gücü bu gerçeği değiştirmez. Nitekim o Yahudi ekonomisi de en sonunda emperyalizmin ekonomisidir.

İsrail devletinin ABD’nin emperyalist çıkarları açısından ne anlama geldiğini aslında en iyi ortaya koyan isim Joe Biden’dır. Biden, Obama’nın yardımcıyken, 1 Ekim 2013’te, J Street adlı Yahudi kuruluşun Washington’da düzenlediği konferansta aynen şöyle demiştir: “Eğer bir İsrail olmasaydı çıkarlarımızın korunabildiğinden emin olmak için bir tane İsrail icat etmek zorunda kalabilirdik.”

Mazlum Filistinlilere yardımın ölçüsü

İsrail-Filistin meselesine dair çözüm işte bu nedenle mutlaka ve mutlaka antiemperyalist olmak zorundadır. Meseleyi bir din meselesi olarak el almak, sonuçları itibariyle Siyonistlerden siyasal İslamcılara kadar uzanan tüm gerici kesimleri siyaseten beslemekte ancak mazlum Filistinlilere yarar sağlamamaktadır.

İşte bu nedenle İsrail’in son Doğu Kudüs ve Gazze saldırısı sırasında “Mehmetçik Kudüs’e” sloganı atanlara ilk günden beri şu yanıtı verdik: Bırakın ucuz propagandayı! İsrail’e yanıt vermek isteyen için yapılacak ilk iş belli: ABD’nin kurduğu, İsrail’in güvenliğini sağlayan Kürecik Radarı’nı kapatmak!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Mayıs 2021

2 Yorum

ABD ‘özel savaş’a hazırlanıyor

Son bir haftada, birbiriyle bağlantılı dört gelişme yaşandı. Bu gelişmeler, ABD’nin yeni dönemde “özel savaş”a hazırlandığına; darbe girişimlerinden suikastlara, siber sabotajlardan ekonomiyi hedef alan saldırılara kadar bir dizi eyleme yöneleceğine işaret ediyor.

Pentagon’un 60 bin kişilik gizli ordusu

1) Newsweek dergisi, iki yıl süren araştırma sonucunu yayımladı: Rapora göre ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, son 10 yılda yaklaşık 60 bin kişilik büyük bir gizli ordu kurdu. Bu ordunun yarısı Özel Harekat Kuvvetlerinden oluşuyor. Bu ordu, dünyanın belirli noktalarında askeri üniforması ya da sivil kılıkla operasyonlar yapıyor.

Rapora göre Pentagon’un “gizli ordu” programında yer alan yaklaşık 130 özel şirket, sahte isimler altında çalışan kişiler için sahte belgeler oluşturuyor, Ortadoğu ve Afrika’nın en ücra köşelerinde bile dinleme ve gözetim için özel cihaz ve ekipman üretiyor.

ABD’nin gözü Orta Asya’da

2) Pentagon Mühendisler Birliğinin Amerikan medyasına yansıyan bir talep metni belgesi, ABD’nin yaklaşık 20 ülkede yeni tesis yapımı için bazı şirketlerle 5 yıllık anlaşma yaptığını ortaya koydu. 240 milyon dolarlık harcama planı görülen belgede ABD’nin askeri tesis yapmayı planladığı ülkeler arasında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın yer alıyor olması dikkat çekiyor.

İlginç. Geçen hafta CIA uzman analisti Paul Goble’ın görüşlerine yer vermiştim bu köşede. Şöyle diyordu CIA analisti: “Boğazlar ve Karadeniz’den dolayı kilit bir coğrafi konuma sahip Türkiye, ABD için muazzam önemde. Türkiye Orta Asya’daki nüfuzunu ABD’yle görüşmelerinde masaya getirmeli.

3) NATO Genelkurmay Başkanları Brüksel’de, NATO Askeri Komite Toplantısında biraraya geldi. Toplantıya Ukrayna ve Gürcistan Genelkurmay Başkanları da davet edildi. NATO Askeri Komite Başkanı Org. Stuart Peach ve NATO Genel Sekreter Yardımcısı Mircea Geoana, toplantıda Rusya’ya karşı Ukrayna ve Gürcistan’a destek sözü verildiğini açıkladı.

Özel Harekat Kuvvetlerinin yeni rolü

4) ABD Donanması Özel Hareket Kuvvetlerinin ana taktik birimi olan Navy SEAL’lerin ABD askeri doktrinindeki rolleri konusunda stratejik bir değişiklik yapıldı. Business Insider’ın haberine göre Navy SEAL’lerin eğitimi, bundan sonra Rusya ve Çin’a karşı savaş hazırlıkları kapsamında yapılacak.

Business Insider, bu ayın başında yayınladığı bir başka haberde, NATO Özel Kuvvetlerinin Trojan Footprint 21 ve Black Swan 21 tatbikatlarında, Rus ordusunun önemli bir “kalesi” olarak tanımladıkları Kırım’a sabotaj gruplarının çıkarılması da dahil, Rusya ile olası bir çatışma halinde yapılacak manevraların çalışıldığını duyurmuştu.

ABD’nin ‘özel savaş’ hedefleri

Bu gelişmeler, ABD’nin, yeni dönemde “özel savaş”a ağırlık vereceğine işaret ediyor. ABD’nin askeri planlaması, hem doktriner düzeyde hem de tesis inşasından sahte belge üretimine kadar her uygulamasıyla, “özel savaş” hazırlığına göre yapılıyor.

Neden? Çünkü ABD’nin hegemonyası zayıflıyor. Bir zamanlar 2,5 savaş konseptine dayanan ABD askeri planlaması, zaten 1,5 savaş konseptine gerilemişti.

Peki pratikte “özel savaş”ın yansımaları neler olacak?

1) En başta ABD’nin hedefi Çin ve Rusya’yı rahatsız edecek sabotajlar düzenlemek olacak.

2) Diğer yandan ABD, Türkiye başta, Almanya gibi Rusya ve Çin’le işbirliğini geliştiren “geleneksel müttefiklerini caydırma operasyonları” düzenleyecek. NATO’nın gizli ordusu Gladyo’nın geçmişteki özel operasyonları anımsanmalı…

3) ABD, Venezüella başta olmak üzere rejim değişikliği yapmak istediği ülkelerde darbe girişimlerine devam edecek.

4) ABD, Kasım Süleymani suikastı gibi askeri, siyasi ve ekonomik suikastlar yapmaya çalışacak.

5) ABD’nin 60 bin kişilik gizli ordusunun önemli bir birimi olan “siber ordusu”, siber sabotajlardan ekonomiyi sıkıntıya sokacak dijital operasyonlara kadar bir dizi eyleme yönelecek.

Kısacası, hedef ülkelerin ABD’nin “özel savaş” operasyonlarına karşı çok boyutlu önlemler alması gerektiği bir döneme giriyoruz.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Mayıs 2021

2 Yorum

Neo-mafyokrasi düzeni ve iktidarın bileşenleri

Egemen sınıfın yürütme gücü olarak devlet, zor kullanma tekeline sahiptir. Zor tekelinin kullanılma yöntemi ve meşruluğunu “demokratik devletlerde” hukuk belirler.

Mafya, devletin güç kullanan organlarının dışında “zor kullanan” yapılardır. En önemli farkları, hukuk dışı olmalarıdır.

Dar çerçevede; devletin zayıfladığı ya da hukukun zor tekelini çeşitli nedenlerle denetleyemediği zemin, mafyanın hayat bulma zeminidir.

Geniş çerçevede ise emperyalist-kapitalist sistemin mali sermayesi zaten mafyalaşmaktadır. Çünkü sanayi burjuvazisinin tersine üretimden kopuktur; parayla para kazanmaktadır, büyük tefeciler olarak ülkeleri borçlandırmaktadır, kurduğu “neo-liberal ekonomi” düzeni içinde kara parasını aklamaktadır vb.

İkili hukuk sistemi ve mafyalaşma

Bu girişi şundan yaptık: Sedat Peker’in ifşaatlarıyla ortaya serilenlere bakılarak “90’lara mı dönüyoruz” sorusu soruluyor hep.

Mafyokrasi düzeni dediğimiz 90’larda, devletin güç kullanma organlarının dışında ortaya çıkan güç odakları (çeteler ve mafya) kuşkusuz hem siyasetle hem de devletin çeşitli organlarıyla ilişkiliydi. Ancak son tahlilde devletin kabul etmediği yapılardı. O nedenle siyasi koşullar oluştuğunda devlet o yapılarla mücadele ediyordu. İşte Susurluk operasyonu öyleydi. Meclis vardı, araştırma komisyonu kurup çetelerle bağlantılı siyasetçileri ve devlet görevlilerini sorgulayabiliyordu, yargı büyük oranda bağımsızdı, görevini yapabiliyordu.

Bugünkü durum farklıdır: Devlet, siyasetin ikili hukuk sistemi oluşturmasının da kaçınılmaz sonucu olarak mafyalaşmaktadır. O nedenle bugün 90’lardan farklı olarak neo-mafyokrasi düzenidir.

İkili hukuk sistemi nasıl oluşmaktadır peki?

– İktidarın Anayasa Mahkemesi’nin kararını kabul etmemesi ve bu nedenle alt mahkemelerin hukuk dışı bir şekilde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını uygulamamasıyla…

– İktidarın baroları ele geçirebilmek için baroları bölmesiyle ve çoklu baro sistemine geçmesiyle…

– 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı yani Cumhuriyet hukuku yerine 1470 tarihli bir vakıf senedine yani Osmanlı hukukuna dayanarak Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesiyle…

– İstanbul Sözleşmesi’ni feshedip, Medeni Hukuk’ta gedik açılmaya çalışılmasıyla…

Bunlar dışında 19 yılda pek çok hamleyle ikili hukuk sistemi oluşturdular. Dahası, Bahçeli’nin ifadesiyle Erdoğan rejimi hukuka uymayınca, hukuku Erdoğan rejimine uydurdular!

İktidarın dokuz bileşeni

Somutlaştırmak için iktidarın yapısını çözümlememiz gerekiyor. Rejim, tek adam rejimi de olsa, son sözü tek adam da söylese, yine de onun “orkestra şefliğini” yaptığı iktidar, çeşitli bileşenlerden oluşuyor:

1) İktidar, ilk günden beri tarikat ve cemaat koalisyonudur. İskenderpaşa dergahından FETÖ’ye kadar pek çok dinci yapı, kabineye temsilcisi vererek iktidarın bileşeni olmuştu. Bu sistem, FETÖ’süz olarak hâlâ iktidarın en temel bileşenidir.

2) İçinden çıktıkları ama sonradan parça parça ele geçirdikleri, temsilcisi Numan Kurtulmuş olan Milli Görüş.

3) Cumhur İttifakı ortağı MHP nedeniyle Çakıcı’dan Peker’e uzanan ülkücü mafya yapıları.

4) BBP başta kimi partiler.

5) Temsilcileri Süleyman Soylu olan ve kökleri 90’larda bulunan Çiller-Ağar yapılanması.

6) Temsilcisi Hulusi Akar olan; güvenlik bürokrasisi ağırlıklı devlet organları uzlaşması.

7) En bilineni SADAT olan çeşitli milis grupları.

8) Baronlar: Zarrap, Zindaşti, Mansimov vb.

9) Çeşitli sermaye grupları; başta 5’li çete vd.

Peker olayı

Görüldüğü gibi siyaset, tarikat, sermaye ve mafya gruplarından oluşan bir yapı var…

Orkestra şefi, aynı zamanda tüm bu yapıların yörüngelerinde ahenkle dönmesini sağlayan kütlesi büyük merkezdir. Ancak kütle azalmaktadır ve bu nedenle yörüngeden sapmalar oluşmaktadır.

İşte “Peker olayı” bir yanıyla, zayıflayan merkez (saray) nedeniyle yörüngeden sapmaların başlaması durumudur. Kılıcın eskisi gibi keskin olmayışı, bölüşüm anlaşmazlıklarını daha çok gün yüzüne çıkarır böyle durumlarda…

Son 20 yılda öyle büyük sermaye el değiştirmeleri, vakıf ve ihale yöntemiyle öyle büyük para hareketleri yaşandı ki daha ne kirler ortaya çıkacak!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Mayıs 2021

2 Yorum

Çin’den ABD’ye İsrail uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olan ABD’nin veto kartı, İsrail saldırganlığının en önemli kalkanıdır. ABD, bugüne kadar İsrail’e karşı çıkarılması istenen onlarca kararı konseyde veto etmiştir.

ABD son olarak geçen hafta, BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in Doğu Kudüs ve Gazze saldırılarına son vermesi çağrısı içeren ortak açıklamasını engelledi.

ABD’nin bu tutumu, aslında Birleşmiş Milletler’in varlık nedenini de sabote ediyor…

ÇİN: ABD ENGEL YARATMAMALI

Aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanı olan Çin, video konferans yoluyla düzenlenen ve halka açık olan Güvenlik Konseyi’nin Filistin-İsrail toplantısında ABD’yi uyardı.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD’nin engellemesi nedeniyle Güvenlik Konseyi’nin şimdiye kadar bu konuda bir adım atamadığını belirterek, ABD’yi engel yaratmaması için uyardı ve Güvenlik Konseyi’nin bir daimi üyesi olarak sorumluluk üstlenmeye çağırdı.

Wang Yi, “ABD, gerginliğin azaltılması, güvenin tesis edilmesi ve siyasi çözüm için uluslararası toplumla birlikte BM Güvenlik Konseyine destek vermeli” dedi.

Wang Yi ayrıca İsrail-Filistin gerginliğinin tehlikeli boyutlara ulaştığına dikkati çekerek uluslararası toplumu derhal hareket etmeye çağırdı.

Filistin halkının samimi bir dostu olduğunu vurgulayan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, BM Güvenlik Konseyi’nin sorunun çözümünde bir fark yaratıp yaratamayacağını dünya halklarının yakından izlediğini ve tarihin de kaydettiğini belirtti.

Çin’in bu çıkışı, ABD’nin İsrail’e BM’de kalkan olan tavrına karşı doğrudan bir uyarı olarak oldukça önemli…

ÇİN’İN 4 AŞAMALI ÇÖZÜM PLANI

BM Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanı Çin’in Dışişleri Bakanı Wang Yi, ABD’yi uyardığı toplantıda, mevcut gerilime karşı dört aşamalı bir çözüm planı açıkladı:

1) Çin’e göre en önemli öncelik, ateşkes ve şiddetin durdurulması.

2) Çin’e göre insani yardım acil bir ihtiyaç. Bu nedenle İsrail biran önce Gazze ablukasını kaldırmalı ve uluslararası toplum Filistin’e yardım etmeli.

3) Çin’e göre başta BM olmak üzere Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve bölgede önemli etkiye sahip ülkeler aktif rol oynayarak, “geniş ve etkili bir barış geliştirme çabası” oluşturmalı.

4) Çin’e göre “iki devletli çözüm” sorunun temel çıkış yoludur. Çin, “iki devletli çözüm” temelinde barış görüşmelerinin mümkün olan en kısa sürede başlatılmasını ve 1967 sınırına dayanan, başkent Doğu Kudüs olan, tamamen egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını destekliyor.

NEO-ABDÜLHAMİTÇİLİK HABERCİLİĞİ

Çin, İsrail konusunda ABD’yi BM Güvenlik Konseyi’nde bu şekilde sıkıştırırken, AKP’nin haber ajansı gibi çalışan Anadolu Ajansı ise tuhaf bir haber yaparak abonelerine servis etti.

Betül Yürük imzalı, 12 Mayıs tarihli “ABD’den BM Güvenlik Konseyi’nin Kudüs açıklamasına engel” başlıklı haberi, yukarıda belirttiğimiz ABD’nin İsrail’e kalkan olan son hamlesini konu etmişti.

Ancak haberin ilerleyen satırlarında araya sokuşturulan “özel amaçlı” yorumlar, Anadolu Ajansı’nın amacının haberden çok, AKP’nin “yanlış dış politikasının” sözcülüğü olduğunu ortaya koydu.

Anadolu Ajansı, BM Güvenlik Konseyi’ndeki tutumu nedeniyle ABD’yi haber yaparken, şu yorumla Çin ve Rusya’yı da hedef aldı: “Uluslararası barış ve güvenliği sağlamakla sorumlu BM’nin en güçlü organı Güvenlik Konseyi, son yıllarda veto gücüne sahip ülkeler Rusya’nın Suriye’de, Çin’in Myanmar’da, ABD’nin ise İsrail-Filistin sorunun çözümündeki yanlı tutumları nedeniyle hiçbir somut adım atamıyor ve meşruiyetini kaybetmekle eleştiriliyor.”

Suriye’de Türkiye’yle işbirliği yapan Rusya’yı ve ABD’yi İsrail konusunda uyaran Çin’i aynı haber içinde ABD’yle birlikte hedef almak, sözde dengecilik yapan tipik bir Neo-Abdülhamitçilik haberciliği olmuş!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Mayıs 2021

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın