Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
TSK’nin Suriye tavrı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/05/2015
En baştan belirtelim: Her şeye rağmen TSK’nin Suriye’ye yaklaşımı AKP ile tamamen uyuşsaydı, Türkiye Suriye’ye geride kalan 4 yıl içinde en az dört kez saldırmış olurdu.
Türk Ordusu AKP’nin tüm baskılarına rağmen Suriye’ye düşmanlık politikasına direndi, hatta çoğu örtülü operasyonda yer almadı. Zaman zaman Suriye güvenlik birimlerinin yaptığı “askeri” faaliyet tespitleri, gerçekte TSK’ye değil, MİT’e işaret etmekteydi. Bunun kanıtlarından biri E. Genelkurmay İstihbarat Başkanı Em. Org. İsmail Hakkı Pekin‘in verdiği şu bilgidir: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriye’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.”
Bir ek de biz yapalım: Sadece emekli olan Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli mi? AKP’nin yeni yasasayla “dış görev” yetkisi verdiği MİT’e, bu görevi yerine getirebilsin diye askeri birim kaydırılmadı mı?
ORDU DİRENMEYİ SÜRDÜRÜYOR
Tüm bu girişi TSK’nin önceki gün bir Suriye “hava aracını” vurması nedeniyle yaptık. Gerçi vurulanın “sınır ihlali” yaptığı saptanmıştı(!) ama ne olduğu bilinmiyordu! Hem Başbakan Ahmet Davutoğlu hem de Savunma Bakanı İsmet Yılmaz vurulanın Suriye helikopteri olduğunu açıkladı. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına göre vurulan helikopter değil, hava aracıydı! Suriye açıklaması da bunu teyit etti.
Aynı gün ABD’nin Suriye topraklarında özel operasyon birliği ile IŞİD’e karşı bir operasyon yapması, Obama‘nın özel temsilcisinin kalın bir dosyasıyla Türkiye’ye gelmesi ve Ankara’nın maalesef peşmergelerden sonra Suriyeli teröristlere de Eğit-Donat programını başlattığının açıklanması, haliyle kamuoyunu endişelendirdi: Yoksa Gürsel Tekin‘in zamanını tutturamadığı saldırı mı başlıyordu?
Türk Ordusu daha önce de AKP Hükümeti’nin belirlediği “angajman kuralları” gereği Suriye savaş uçağı ve helikopteri düşürmüştü. Ancak son tahlilde AKP’nin Suriye’ye saldırı fırsatçılığına alet olmamıştı. Hatta son dört yıla baktığımızda yem yapılan keşif uçağımızdan sınırlarımızda patlatılan bombalara kadar pek çok kez Suriye’ye saldırmaya “gerekçe” üretilmişti! Ancak Türk Ordusu her seferinde direndi!
Bizim edindiğimiz bilgilere göre bu kararlı duruş herşeye rağmen korunmaya çalışılıyor. Org. Necdet Özel‘in 15 günlük rapor almasında bunun da etkisi var. Genelkurmay karargahı AKP Hükümeti’nin baskısı ile Türk Ordusu’nun ana gövdesinin eğilimi arasında sıkışmış durumda!
SIKIŞAN TSK’Yİ RAHATLATMAK
Fakat yine de durum yüzde yüz bir netlik içermiyor. Zira bu kez AKP baskılarına ABD’nin başlattığı bölgesel taktik hamle ve Ankara ile Riyad’ın Şam karşıtı yeni stratejisi eklendi.
O nedenle gerekçesi “sınır ihlali” de olsa, ortada “angajman kuralları” da olsa, TSK’nin bir Suriye hava aracı düşürmesine önemle karşı çıkıyoruz!
Suriye hava araçları Türkiye sınırında ne yapıyor? IŞİD, ÖSO, PKK gibi terör örgütlerinin denetimindeki topraklarda egemenliğini sağlamaya çalışıyor. Biz ise o araçları vurup, dolaylı olarak terör örgütlerine destek vermiş oluyoruz!
Ancak mesele bundan da ötedir. Suriye hava aracını vurmak, sadece teröre destek değil, kendi güvenliğimizi de kurşunlamak demektir. Zira Şam yönetimi sadece Suriye’yi değil, aslında Türkiye’yi ve bölgeyi de savunmaktadır!
Çünkü Suriye’yi kurşunlamak, gerçekte kendimizi kurşunlamaktır ve bunu Türkiye’de resmi kurumlar içerisinde en iyi TSK bilmektedir! Suriye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün, Türkiye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğü anlamına geldiğini resmi kurumlar içerisinde en iyi Türk Ordusu saptamaktadır! Geçmişte aynı denklemi Irak için kurabilmiş Dışişleri Bakanlığı bile maalesef bu kez aynı netlikte değildir.
Türk Ordusu herşeye rağmen 7 Haziran’a kadar AKP’nin Suriye politikasına direnecektir. 7 Haziran’da direnme görevi ise Türk milletindedir. Türk milleti 7 Haziran’da alacağı tutumla ordusunu AKP’ye karşı rahatlatmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2015
TSK’ye AK-Kumpas
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/05/2015
18’i subay toplam 34 asker, tam 36 gündür tutuklu. Tamamı F Tipi örgüt üyesi muamelesi gördüğünden, sahipsizler. Üstelik daha sonra savcıların da tutuklanması, kamuoyu açısından onları iyice “paralelci” hale getirdi!
Kuşkusuz içlerinde cemaatçi olanlar da bulunabilir. Zira MİT TIR’larını durdurma operasyonu iki iç içe geçmiş düzlemde yapılmıştı. Bir yandan Türkiye’yi Suriye macerasından kurtaran milli bir hamle, diğer yanda bundan yararlanarak Hakan Fidan’ı sıkıştırmaya çalışan F Tipi örgüt eklemlenmesi vardı.
Bu iki düzlemi birbirinden ayırmadan, toplamını “paralal faaliyet” ilan etmek hem subaylara haksızlıktır, hem de AKP’nin işine yaramaktadır!
YA TIR’IN İÇİNDEKİLER?
Mesele “paralel faaliyet” ilan edilince TIR’ın içindekilerin ne olduğu, kime gönderildiği, Türkiye’yi hangi konuma soktuğu, Türk milletini hangi risklerle karşı karşıya getirdiği geri planda kalmış oluyor, hatta zamanla unutuluyor.
Oysa hem görüntülerde kayıtlıdır, hem de jandarma imzalı tutanaklarda: TIR’larda uçaksavarlardan 155’lik toplara kadar geniş yelpazede mühimmat vardır. Silahlar Suriye’de Şam yönetimini devirmeye çalışan teröristlere gitmektedir. Olay ülkemizi hem komşusuna düşmanlık yapan ama hem de teröre destek veren konuma düşürmektedir. Ve sonuçları bakımından da Türk milletini komşusuyla savaşa götürme riski taşımaktadır.
Yani TIR’ı kimin durdurduğu, TIR’ın içi ve misyonunun yanında önemsizdir!
Öyle olduğu için de yalanlar söylenmekte ve mesele F Tipi operasyon boyutuyla daraltılmaktadır. Hangi yalanlar mı? TIR’da silah değil yardım malzemesi varmış! Yardım malzemesiyse neden gizli saklı yapılır? Her yardımı siyasi rant için düğün dernekle yapanlar bu TIR’larda neden gizlenir? Ayrıca TIR’larda yardım malzemesi varsa neden Kızılay değil de MİT taşımaktadır?
GENELKURMAY DİRENİYOR
TSK açısından F Tipi meselesi gün geçtikçe AK-Kumpasın malzemesi olmaktadır. Şöyle: Yıllar önce AK ve F kumpas birlikte TSK’yi hedef almıştı. Ancak şimdi F Tipi temizleme iddiasıyla AK-Kumpas sürmektedir.
MİT F Tipi olduğunu iddia ettiği subay listeleri hazırlamakta, AKP de o listeleri TSK komuta kademesine tasfiye ettirmeye çalışmaktadır. Geçen yıl hazırlanan ilk liste 2,500 kişilikti. Genelkurmay direndi ve uygulatmadı. Bu yıl MİT yeniden 1,000 kişilik bir liste verdi. Genelkurmay o listeye de direniyor. (AKP Milletvekili Şamil Tayyar bu nedenle Org. Necdet Özel‘i suçluyor.)
O nedenle listeye yeni bir örtü örttüler. Sanki MİT vermemiş de, ihbarlardan oluşmuş bir liste ortaya çıkmış demeye getirdiler. Savunma Bakanı İsmet Yılmaz‘ın son açıklaması bu örtü içindir.
Öte yandan ihbarlardan hazırlanmış bir liste olsa ne olur? MİT’in listesinden daha mı nesnel olacak?
TSK KENDİ TEMİZLİĞİNİ KENDİSİ YAPMALI
Kuşkusuz TSK içinde F Tipi subaylar var; olduğunu Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının başarısından biliyoruz!
Fakat bunların nasıl temizleneceği ihbarlara ya da MİT’e bırakılamaz. Zira bu yöntem meseleyi içinden çıkılmaz hale getirir. F Tipi subay diyerek ayağa kalkmayandan NATO’ya mesafeli durana, Atlantik planlarına karşı çıkandan PKK’nin istemediği komutana kadar pek çok isim tasfiye edilebilir. (MİT Oslo’da PKK liderlerine bölgede istemedikleri kamu görevlilerinin isimlerini sormuştu!)
Bu yöntem TSK için yeni bir kumpastır, AK-Kumpas’tır. Türk Ordusu da, Türk milleti de bu yeni kumpasa karşı dik durmalıdır.
TSK, kendi içindeki F Tipi çeteyi kendisi temizlemelidir; bunun nasıl olacağını hükümet ya da MİT değil, en iyi kendisi bilmektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2015
ABD-AKP güvenlik anlaşması hazırlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/05/2015
Antalya’da yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının açılışında konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun şu cümlesi, IŞİD stratejisi konusundaki küçük ayrılıkların aşılmaya başladığını gösteriyor: “Irak ve Suriye’yi DAEŞ’ten (IŞİD) temizlemek için uluslararası camianın daha iyi koordine olmak ve işbirliği yapmak zorunda olduğu tek operasyon sahnesi olarak görmek zorundayız.” (basbakanlik.gov.tr, 14 Mayıs 2015)
Davutoğlu bu cümleyle birincisi “Irak ve Suriye tek operasyon sahnesi olmalı”, ikincisi de “Batı bu sahnede daha ağırlıklı yer almalı” mesajı vermiş oluyor ve toplamda NATO’yu Türkiye’nin güneyine davet etmiş oluyordu!
Böylece Erdoğan‘ın daha önce bir kaç kez NATO’yu Irak ve Suriye’ye “davet etmesi” çizgisi sürdürülmüş oldu!
NATO’nun bölgeye Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin istediği şekilde gelebilmesi kuşkusuz bölge koşulları nedeniyle mümkün değildir ama “İslamcı” bir iktidarın Batıcılıkta sınır tanımaması D-8’den İslam İşbirliği Teşkilatı’na kadar hemen her platformda önemle not edilmektedir!
GÜVENLİK GÜÇLERİ İŞBİRLİĞİ
Peki Ankara Irak ve Suriye’yi neden “tek bir operasyon sahnesi” yapmak istemektedir? Bunu aslında Washington istemektedir. Zaten Obama‘nın IŞİD stratejisinin temelinde bu vardır ve AKP Hükümeti bu anlayışa Suriye’ye yoğunlaşmayı zayıflatacağı için bir süre itiraz etmiştir.
Ankara’nın Obama‘nın IŞİD stratejisine “tam uyumluluğa” geçtiğinin bir diğer göstergesi de “önce IŞİD mi Esad mı” diye sürdürülen tartışmada gelinen durumdur. Davutoğlu‘nun konuşmasında sürekli IŞİD demesi ama Esad’ı hiç konu edinmemesi, bu noktada da “tam uyumluluk” işareti vermektedir.
Nitekim Amerika’nın Sesi‘nden öğreniyoruz: Ankara ile Washignton IŞİD’e karşı yeni bir güvenlik anlaşması hazırlığı yürütüyorlar. Dorian Jones’un aktardığına göre ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, imzalanacak anlaşmanın iki ülkenin güvenlik güçleri arasındaki bilgi paylaşımı ve işbirliğini artırmayı öngördüğünü söylüyor. (Amerika’nın Sesi, 12 Mayıs 2015)
Ankara’nın aylardır Kuzey Irak’ta yürüttüğü Eğit-Donat programının Türkiye ayağının gecikmesi de, anlayabildiğimiz kadarıyla bu anlaşmanın hazırlığından kaynaklanmaktadır. Zira eğitim verecek Amerikalı askerler de, eğitilecek teröristlere verilecek silahlar da Kırşehir’deki kampa getirilmiş durumda!
AKP-SKUK GÖRÜŞMESİ
Dolayısıyla “komşulara düşmanlık” stratejisinin önünde bir tek “güvenli bölge” tartışması, daha doğrusu zamanlaması kalmış durumda. Ankara ile Washington arasında bu konuda “siyasi ve ekonomik maliyet” tartışması sürmektedir.
Güvenli bölge, iddia edildiği gibi Suriyeli mültecilere yaşam alanı yaratmak değildir; pratikte kantondur, özerk bölgedir, Kürt koridorudur!
AKP’nin desteklediği Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca‘nın “Güvenli bölge Esad sonrası için de zorunlu” demesi, işte bu gerçeğe işaret etmektedir. (aa.com.tr, 12 Mayıs 2015)
Herkes için aynı olan bu hedefin zamanlaması tartışılmaktadır. Washington zorlukları görerek meseleyi ağırdan ve taşeronları üzerinden yürütmeye çalışıyor, Ankara ise kendi iç takviminin yarattığı sıkıntılardan dolayı daha hızlı hareket etmek istiyor.
Ancak meselenin hızı nasıl olursa olsun, yöntemi bellidir ve Obama stratejisinde kayıtlıdır: IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt örgütleri hakim yapmak!
Uygulayıcı konumdaki Davutoğlu işte bu hedefi daha somut bir ifadeyle dile getiriyor: “Bizim için ‘DAİŞ (IŞİD) çıkınca ne olacak’ sorusu önemli. DAİŞ’in boşalttığı yere Suriye rejimi girmemeli veya Irak’ta Şii milisler girmemeli.” (Akif Beki, Hürriyet, 5 Mart 2015)
Peki kim girmeli? Geriye kim kalıyor? KDP ve PKK!
Bu konuda Ankara çok yönlü çalışılıyor. Örneğin Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) yöneticisi Hewas Eğid‘den öğreniyoruz: “Bugün heyet olarak Türkiye Dışişleri Bakanlığı Suriye Dosyası sorumlularından oluşan bir heyetle görüştük. Görüşmede Batı Kürdistan’ın genel durumu ile Haseke kentindeki son saldırları ele aldık.” (Rudaw, 7 Mayıs 2015)
İşte 7 Haziran, bölgeyi tümden ateşe verecek bu hazırlıklara dur diyebilmenin fırsatıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2015
AKP’nin Kobani’deki rolü
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/05/2015
Anımsayacaksınız, Ayn en Arap yani Kobani’deki PKK-IŞİD çatışmasını bu köşede çok tartıştık, değişik yönleriyle ele aldık. Erdoğan‘ın Kobani’deki kimi çıkışlarının gerçeği yansıtmadığını, bu çıkışları Batı planlarına direniş diye okumanın doğru olmadığını belirttik. Masadaki müzakere ortağının (PKK) burnunun sürtülmesini istemenin, topyekün yenilmesini savunmak anlamına gelmediğine dikkat çektik.
Hatta tersine, AKP Hükümeti’nin Kobani’yle ilgili uygulamalarının ABD’nin stratejik düzlemdeki işlerini kolaylaştırdığını vurguladık. Bunlardan en önemlisi Kobani’ye açtıkları peşmerge koridoruydu!
Peşmerge sayısınından ve kuvvetinden ziyade, o koridor şu nedenle önemliydi: Barzanistan ile PKK kantonu, AKP’nin açtığı koridorla Türkiye toprakları üzerinden birbirine lehimlenmişti!
‘AKP OLMASA KOBANİ DÜŞERDİ’
Kobani konusunda aslında AKP’nin nerede dorduğu, hangi rolleri üstlendiği artık daha somut ortaya çıkmaktadır. Örneğin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz dünkü açıklamasında şöyle dedi: “Gerek Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gerek Peşmerge, her ikisini de öneren Türkiye olmuştur. Türkiye olmasaydı hiç şüpheniz olmasın Kobani düşerdi.” (aa.com.tr, 13 Mayıs 2015)
Nitekim Mesud Barzani de AKP’nin hakkını veriyor ve tüm dünyaya “Türkiye’nin yardımı olmasaydı Kobani’nin alınması mümkün olmazdı” diyordu! (hurriyet.com.tr, 10 Mayıs 2015)
Erdoğan‘ın milliyetçilik maskeli Kobani sözleri HDP’li kimi yöneticileri rahatsız etse de, Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP hükümetinin gerçek pozisyonunu özetliyordu: “Kobani’de dökülen Kürt kanı benim kanım.” (hurriyet.com.tr, 7 Mayıs 2015)
AKP’NİN PKK’YE SOMUT YARDIMLARI
Kuşkusuz bunlar laf ve siyaset malzemesi diyebilirsiniz. O zaman somut olgulara bakalım:
Kobani’de PKK’ye desteğe giden 3. Peşmerge Birliği komutanı Muslih Zebari‘den öğreniyoruz: AKP Hükümeti Kobani’de savaşan Peşmerge gruplarına 630 bin dolar değerinde 4 kamyon silah ve mühimmat yardımı yaptı! (dünyabulteni.net, 7 Mayıs 2015)
Sadece koridor mu, sadece silah mı? E. Genelkurmay İstihabrat Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin açıklıyor: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriy’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.” (Yeniçağ, 13 Mayıs 2015)
AKP’nin Kobani’de PKK’ye somut yardımlarına devam edelim mi? Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük Kobani’ye her ay 120, toplamda da 802 TIR gıda ve yardım malzemesi yaptıklarını açıklıyor. Bu rakamlar henüz 11 Ekim 2014’ün. Sonrasında da yardımlar devam etti. (haksozhaber.net)
PKK’ye başka türlü destek? Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük TIR’la yapılan yardımlara ek olarak 415 yaralıyı da Türkiye’ye getirerek tedavi ettirdiklerini açıkladı. Yararlılar kim? YPG’liller, yani PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin silahlı birliği!
O tarihe kadar tam 462 PYD’li Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi edildi. Üstelik tedavi edilenler arasında PKK’nin Diyarbakır sorumlusu Sofi kod adlı Selahattin Dilek bile vardı! (hurriyet.com.tr, 14 Ekim 2014)
Suruç Kaymakamı Abdullah Çiftçi‘nin rakamları daha da somut: “Savaşın başladığı günden bu yana 3,919 hasta tedavi edildi. Savaşta yaralanan 974 YPG’li Türkiye’ye getirilerek tedavi edildi.” (haber7.com, 5 Kasım 2014)
AKP-HDP ORTAKLIĞI
Tüm bu olgular AKP Hükümeti’nin Kobani’deki rolünü ama ondan daha önemlisi ABD’nin Kürt Koridoru planındaki yerini göstermektedir.
Bu anımsatmayı ekranlardan oynanan AKP-HDP karşıtlığı oyununa ışık tutabilmek için anımsattık. “AKP’nin karşıtı HDP, HDP’nin karşıtı da AKP” sahte denklemiyle Açılım iktidarı kurma operasyonuna dikkat çekmek için anımsattık.
AKP ile HDP birbirinin karşıtı değil, bütünleyenidir. Açılım’da ortaklık sadece Türkiye’yi değil, Suriye’yi de kapsamaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2015
Kıbrıs’ta yeni tuzak
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/05/2015
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide‘nin “ev sahipliğinde” adadaki ara bölgede bir araya gelen Güney Kıbrıs Rum lideri Nikos Anastasiadis ile KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs müzakerelerine 15 Mayıs’tan itibaren yeninden başlama kararı aldı.
Önce bir anımsatma: Annan Planı’nın 2004 yılında reddedilmesinden sonra müzakereler yeniden 2013 yılında Anastasiadis ile dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu arasında yeniden başlamış fakat Rum kesimi Barbaros Hayrettin Gemisi’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetini gerekçe gösterek Ekim 2014’te müzakereleri askıya almıştı.
Mustafa Akıncı’nın geçen ayın sonunda cumhurbaşkanı seçilmesi ise hem Batı da, hem de Rum kesiminde müzakerelerin yeninden ve uygun koşullarda başlayabilmesinin fırsatı olarak görüldü.
YAVRU VATAN’A İTİRAZIN ANLAMI
Kuşkusuz Akıncı‘nın seçilmesi fırsattı ama şu saptamayı da yapmak durumundayız: Annan Planı’nın ortaya atılmasından bu yana değişmeyen bir gerçek var. Ermeni ve Kıbrıs meseleleri Batı’nın Kürt meselesi için manivelaları oldu. Washington bu iki sorun üzerinden Türkiye’yi sıkıştırarak Kürt meselesinde tavizler kopardı.
Akıncı‘nın seçilmesi elbette masayı yeniden kurmanın fırsatıdır ama 2015 yılının Kıbrıs’ta müzakere yılı hatta “çözüm” yılı ilan edilmesi, önümüzdeki süreçte Kürt meselesi konusunda yeni baskılarla karşılacağımızın işaretidir!
Burada Ankara derken, elbette AKP Hükümetlerini kastetmedik. Zira Abdullah Gül‘ün kurduğu ilk AKP hükümetinden itibaren hepsi Kıbrıs konusunda Türkiye’den yana değildi! Daha ilk günden KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş‘ı engel olarak gören ve onu tasfiye etmeye çalışan AKP Hükümeti, masada hep Washington’un yanında oldu!
Mustafa Akıncı‘nın seçilmesinden sonra “yavru vatan” polemiğiyle başlayan tartışmada Erdoğan‘ın takındığı tutum kimseyi şaşırtmasın. Zira 7 Haziran seçimleri endişesi nedeniyle Erdoğan sadece Kıbrıs’ta değil, Ermeni ve Kürt meselelerinde de “milliyetçi” bir görüntü vermeye çalışıyor!
Aslında iki kavramın kullanılış hedefleri çok farklı ve önemliydi. Mustafa Akıncı “yavru vatan” ifadesine itiraz ederek, gerçekte Türkiye’nin garantörlüğüne itiraz ediyordu! “Yavru değil kardeşiz” derken, Türkiye’ye rağmen ve Türkiye’nin çıkarlarını gözetmeden Anastasiadis’le masaya oturacağını ilan ediyordu!
HEDEF TÜRK ASKERİ VARLIĞI
Neticede Kıbrıs’ta müzakereler başlıyor ve bu kez masada Türk milletinin çıkarlarını savunması gereken iki koltuk da dolu durmuyor!
Nitekim Erdoğan “2015 yılının Kıbrıs’ta çözüm yılı olacağına inanıyoruz” diyerek, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “Türkiye Kıbrıs’ta çözüm konusunda herkesten bir adım ileride” diyerek daha masaya oturmadan açık çek vermiş durumdalar!
Oysa diğer garantör ülke olan Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias Kıbrıs’ta tek bir Türk askeri dahi bulunduğu sürece Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini savunuyor!
Türk askeri demek Türkiye’nin jeopolitik çıkarlarının garantörlüğü ve KKTC’nin varlığının teminatıdır. Bu nedenle işin esası ve gerçekte müzakerelerin hedefidir!
BMGK’Yİ DAHİL ETME ÇABASI
Bu arada Rum kesimi ve Atina, bu kez masada daha güçlü olabilmek için yeni bir yol izliyor: İngiltere, Yunanistan ve Türkiye üçlü garantörlük tablosunu lehlerine geliştirebilmek ve Ankara’yı masada eksik bırakabilmek için BM Güvenlik Konseyi üyelerinin tamamını konuya dahil etmeye çalışıyor. Rumlar, doğalgaz varlığını ve Rusya’ya üs teklifini avanataja dönüştürmek istiyor.
Anastasiadis bu hedefle ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa Büyükelçileriyle görüşme yapmaya başlıyor. Filelfteros gazetesine göre bu temasların amacı, beş daimi üyeyi müzakerelerin tüm aşamalarına dahil ederek ABD ve İngiltere’nin rolünü zayıflatmak!
İşte Türkiye açısından paradoks burada başlıyor. Ankara aslında kendisini hedef alanlara daha çok yapışmaya zorlanıyor!
7 Haziran, Türkiye’yi bu kumpastan çıkarabilmenin fırsatı ve takvimidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mayıs 2015
TSK’nin önündeki 4 dosya
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/05/2015
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel‘in emekliliğine 3,5 ay kala sağlık sorunları nedeniyle bir süreliğine rapor alması ve görevi Karar Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar‘a bıraktığını belirten bir açıklama yazması, Türk Ordusu içindeki önemli sıkıntıların işaretidir.
Nedir o sıkıntılar? Bu köşede ele aldığımız çeşitli konuları incelerken de vurguladığımız gibi TSK bünyesinde iki önemli çelişki var: Biri TSK’nin ana gövdesi ile Genelkurmay Karargahı arasında, diğeri de Genelkurmay Karargahı’nın kendi içinde olan bu çelişmeler, Türk Ordusu’nun önüne konulan sıkıntılı dosyalardan kaynaklanmaktadır.
Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun ve Genelkurmay Karargahı’nın dün yaptığı iki açıklamayla “sorun yok” mesajı vermeye çalışması, şu dört dosyanın yarattığı büyük sıkıntı gerçeğini örtememektedir:
1) AÇILIM DOSYASI
Türk Ordusu’nun önündeki en önemli dosya, Açılım dosyasıdır. Açılım’ın Türkiye’nin üniter yapısını daha şimdiden bozmaya başladığı, PKK’yi güçlendirdiği ve ülkenin bir bölgesinde neredeyse egemen hale getirdiği ortada. Türkiye’nin tüm milli kuvvetleri gibi Türk Ordusu da Açılım’ın sürdürülmesinin ülkeyi bölnmeye götüreceğini saptamaktadır.
Türk Ordusu’nun ana gövdesi, bu nedenle MGK kararlarına yansıyan “çözüm süreci”ne destek açıklamalarına karşı çıkmaktadır.
Kararlarda imzası olan komutanlar, bir süredir AKP Hükümeti ile ordunun ana gövdesi arasında sıkışmaktadır.
2) SURİYE DOSYASI
AKP Hükümeti’nin 4 yıldır Şam yönetimini yıkmaya çalışması ve Türk Ordusu’nu da bu işe bulaştırmaya uğraşması, TSK içinde önemli bir sıkıntı yaratmaktadır.
AKP’nin politikasını olumlayan, değişik gerekçelerle Suriye’ye daha açık müdahaleyi savunanlar kuşkusuz vardır ama ordunun ana gövdesi Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Şam düşmanlığına karşıdır. Keşif uçağı, sınırda patlatılan bombalar gibi kışkırtmalar işe yaramamıştır. O nedenle AKP Hükümeti 4 yıllık faaliyetleri esas olarak MİT üzerinden kotarmıştır.
Öte yandan Genelkurmay Karargahı’nın bir bölümünün desteklediği ABD’yle Eğit-Donat programı da TSK’nin ana gövdesinde kabul edilemez bulunmaktadır!
3) IRAK-MUSUL DOSYASI
AKP Hükümeti ABD’nin Musul’u IŞİD’den kurtarma harekatına katılmak istemektedir.
TSK içinde geçmişten kaynaklanan hatalı bir Musul bakışı vardır. “Musul’u almayı” bir emanet gibi görenler, hatta bunu ABD’nin Kürt devletini engellemenin yolu sananlar bile vardır.
Ancak yine de TSK’nin ana gövdesi Musul harekatına karşıdır ve AKP’ye direnmesi için Genelkurmay Karargahı’nı baskılamaktadır.
4) İÇ-YAPI DOSYASI
Jandarma Genel Komutanlığı’nın büyük oranda valilere, daha doğrusu hükümetin emrine verilmesi ve Genelkurmay’ın bu operasyona doğru dürüst karşı çıkmaması,TSK’nin ana gövdesinde büyük rahatsızlık yarattı.
Öte yandan “F Tipi’yle mücadele” adı altında ordunun bütününe yönelik başlatılmaya çalışılan operasyona da ciddi itirazlar var. TSK’nin ana gövdesi, MİT’in hazırladığı listelerle F Tipi temizliğe soyunulmasının başka yerlere uzanacağı ve büyük tasfiyelere yol açacağı endişesi taşımaktadır.
TSK’ye göre TSK içinde F Tipi tasfiye, TSK eliyle yapılmaldıır! Genelkurmay Karargahı alttan gelen bu endişenin de baskısı altındadır.
7 Haziran, bu ağır dosyaları hafifletmenin ve TSK’yi AKP ile millet arasındaki, Genelkurmay’ı da AKP ile TSK’nin ana gövdesi arasındaki sıkışmışlıktan kurtarabilmenin fırsatıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mayıs 2015
Avrasya’da ortak ekonomik alan
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/05/2015
Sovyet Kızıl Ordusunun Nazileri yenilgiye uğratıp 2. Dünya Savaşı’na son vermesinin 70. yıldönümü törenleri tarihi bir gelişmeye tanıklık etti.
Törenler için Moskova’ya giden Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin‘le tam 32 önemli anlaşma imzaladı.
Ama bu anlaşmalardan çok daha önemli bir gelişme oldu. Bu tarihi gelişmeyi ayrıntılı anlatacağımız için, önce 32 anlaşmadan kısaca bahsedelim:
32 ÖNEMLİ ANLAŞMA
Pekin ve Moskova, savunma, silahlanma, enerji, demiryolu, uzay, madencilik, medya ve finans alanlarında tam 32 anlaşma yaptı.
Örneğin savunma ve silahlanma alanlarında savaş uçakları, füze savunma sistemleri, helikopter projesi gibi anlaşmalar; finans anlaşmaları içinde ortak yatırım bankası kurulması, kredi hattı anlaşması gibi anlaşmalar; enerji alanında Rus Gazprom ile Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) arasında “Batı Koridoru” gaz boru hattı inşası gibi anlaşmalar var.
2,700 kilometre uzunluğunda olması planlanan hat, Rus doğalgazını Batı Sibirya bölgesinden Çin’in Sincian bölgesine taşıyacak.
Bu arada anımsatalım: Pekin ile Moskova geçen yıl tam 400 milyar dolarlık doğal gaz anlaşması yapmıştı!
AEB İLE İPEK YOLU BİRLEŞİYOR
Artık tarihi dediğimizi gelişmeye gelebiliriz…
Çin’i “stratejik ve en önemli ortak” ilan eden Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin, Kremlin Sarayı’ndaki ortak basın toplantısında, tüm dünyayı etkileyecek bir gelişmeyi müjdeledi: Pekin ve Moskova, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın birbirine bağlanmasında işbirliği yapılmasını öngören ortak bir bildiri imzaladı.
Putin‘in açıklamasına göre Rusya’nın liderlik ettiği Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile Çin’in liderlik ettiği İpek Yolu Ekonomik Kuşağı birleşerek, “Avrasya ortak ekonomik alan”ını oluşturacak!
Bu tarihi gelişme, Batı’nın önemli düşünce merkezlerinde, “Rusya-Çin işbirliği dünya düzenini değiştiriyor” diye yorumlandı.
Daha ortada bu büyük gelişme yokken bile, 27 Nisan 2015’te bu köşede Asya Altyapı Yatırım Bankası’ndan hareketle “Çin yeni dünya düzenini kuruyor” diye yazmıştık. Artık “Avrasya otak ekonomik alan”ı ile birlikte yeni düzen, hızla diğer ülkelere de yansıyacak.
Elbette Türkiye’ye de…
ORTAK ASKERİ TATBİKAT
Pekin ve Moskova her alanda yeni bir düzen inşa ediyor. Örneğin iki ülke, ilk kez Akdeniz’de ortak askeri tatbikat yapacak. Çin Deniz kuvvetleri, bu ay içinde yapılacak ve gerçek mermilerin kullanılacağı tatbikata 9 gemiyle katılacak.
Her ne kadar Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü Geng Yansheng imzalı bildiride tatbikatın üçüncü taraflara yönelik olmadığı söylense de, tatbikatın işaret ettiği iki önemli gerçek var:
1) İki ülke Doğu Akdeniz’de ABD ve NATO’ya karşı birlikte hareket edecek!
2) Bundan sonra Akdeniz’de Rus filosu dışında Çin filosu da bulunacak!
Bu iki gerçeklik, Kıbrıs’tan Suriye’ye, Süveyş’le ilgili sorunlardan dolaylı olarak Karadeniz’e kadar uzanan pek çok konuyu da etkileyecek.
TÜRKİYE’NİN YARARINA KOŞULLAR
Sonuç olarak yeni bir düzen ortaya çıkmaktadır: ŞİÖ, BRICS ve AEB gibi bölgesel birlikler, Asya Altyapı Yatırım Bankası ve BRICS Kalkınma Bankası gibi yeni ekonomi merkezler derken, şimdi de “Avrasya ortak ekonomik alan” oluşturulmaktadır.
Bu gelişmeler, “Doğu’ya yönelen Türkiye ile Batı’ya eklemli AKP Hükümeti” çelişkisinden kaynaklı temel sorunumuzu da, ulusal çıkarlarımız doğrultusunda çözecek koşullar yaratmaktadır.
Not: Bugün de yine Malatya Kitap Fuarı’ndayız. Değerli okurlarımızı Kaynak Yayınları standına bekliyoruz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Mayıs 2015
‘Cep bölge’ tartışması
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/05/2015
Şu iki görüş, üzerinde durulması ve tartışılması gereken önemdedir:
1) ABD ile Türkiye’nin farklı “cep bölge” anlayışları var.
2) Şam’la anlaşarak Suriye içinde “cep bölge” inşa etmeliyiz.
Birbirinin bütünleyeni olan bu iki görüşü inceleyelim:
HERKESİN AYRI CEP’İ Mİ VAR?
1) ABD ile Türkiye’nin “cep bölge” anlayışları birbirinden temelde farklı değildir. Tabii burada Türkiye derken, haliyle AKP Hükümeti demiş oluyoruz.
Fark, ayrıntılardadır; cep ya da güvenli bölgenin uygulanabilme durumunda, maliyetinde ve korunabilmesinde…
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ve ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey‘in “Türkiye ile güvenli bölgeyi görüşüyoruz ama ek maliyeti var” demesi bundandır.
Yeri gelmişken belirtelim: ABD’nin siyasetlerini anlamak için bakacağımız adres Obama ya da Kerry değil, Carter‘dır. Carter, Obama sonrasının uygulanacak politikalarının uyumu nedeniyle hükümete dahil edilmiştir. Tıpkı Bush zamanında olduğu gibi. O zaman da Robert Gates Bush hükümetine dahil edilerek, Bush‘tan sonra uygulanacak siyasetlere başlamıştı.
Herneyse, Washington ile AKP Hükümeti’nin “cep bölge” kurmakla ilgili niyetleri birbirine zıt değildir. Biri “cep bölge” ile Kürt Koridoru kurmak isterken, sonuçta diğeri “cep bölge” ile Kürt Koridoru’nu engelleme peşinde değildir!
Kaldı ki Kürt Koridoru inşa edilmesini engelleyebilmenin yolu açıktır: Suriye’ye terör sevkiyatını durdurmak. Böylece Şam, ülkesinin tamamında yeniden egemen olacaktır.
ŞAM’LA ANLAŞMAK
2) Şam’la anlaşarak Suriye’de “cep böge” inşa etme ve Türkiye’deki Suriyelileri oraya yerleştirme fikri hem pratikte mümkün değildir hem de AKP’nin “cep bölge” politikasına belli ölçülerde meşruiyet sağlar. Açalım:
Öncelikle, bir başka ülkenin toprağında bir faaliyette bulunmak, ya o ülkenin rızasına, ya da BM’nin kararına bağlıdır. Mümkün mü?
Şam’la anlaşarak Suriye’de “cep bölge” inşa etme fikri pratikte mümkün değildir. Zira fiilen Ankara Şam yönetimine düşmandır ve yıkmak için elinden geleni yapmaktadır. AKP Hükümeti olduğu müddetçe “Şam’la anlaşmak” diye bir durum yoktur. (AKP’ye rağmen anlaşmanın koşulları da şu aşamada yoktur.)
Kaldı ki hedef Türkiye’deki Suriyelileri kendi topraklarına yerleştirmekse, bunun yolu “cep bölge” değil, öncelikle Suriye’ye düşmanlığı bırakmak ve sınırları kapatmaktır. Bu sağlandığında zaten Şam yönetimi topraklarında egemen olacak ve 2 milyon Suriyeli de ülkesine dönebilecektir.
Kısacası hem Suriye’ye terör sevketmek hem de terörden etkilenenlere Suriye’yle anlaşarak güvenli bölge inşa etmek, eşyanın tabiatına aykırıdır.
TSK’Yİ SURİYE’YE SOKMANIN GEREKÇESİ
Fakat daha önemlisi şudur: AKP Hükümeti olduğu müddetçe Kürt Koridoru’nu önlemek ya da Türkiye’deki Suriyelileri ülkelerine götürmek gibi olumlu niyetler, son tahlilde Türk Ordusu’nu Suriye’ye sokmaya dönüşür! Yani asıl sorun buradadır.
AKP Hükümeti 4 yıldır hiçbir gerekçeyle TSK’yi Suriye’ye sokamamıştır. Keşif uçağı, sınırda bomba gibi gelişmeler bile Türk Ordusu’nu “komşuya düşmanlık” noktasına taşıyamamıştır.
Hal böyleyken, “Şam’la anlaşarak cep bölge kuralım” demek, Suriye’ye sokulamayan TSK’yi Suriye’ye sokmaya gerekçe bulmak demektir.
Ayrıca “cep bölge” neden bugün tartışılmaktadır? Olgulara bakarak söyleyelim. Başkasının niyeti ne olursa olsun, AKP açısından pratikte “cep bölge” Ankara-Riyad destekli Fetih Ordusu’nun ele geçirdiği İdlib’i Şam’a karşı korumak demektir!
YAPILACAK İŞ SINIRI KAPATMAKTIR
Toparlarsak, mesele açıktır: Suriye’ye düşmanlık politikası en sonunda Kürt Koridoru demektir. AKP Hükümeti Esad düşmanlığı yaparak pratikte Kürt Koridoru’na eylemli destek vermektedir. Türkiye bu tabloyu değiştirmeden “Kürt Koridoru’nu yıkma” hedefi ortaya koymak, gerçekçi değildir.
Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim boşuna söylemiyor: Siz sınırınızı kapatın ve ülkemize terörist geçmesine izin vermeyin yeter, biz üç ayda terörü bastırır ve Suriye’nin bütününe egemen oluruz!
Not: Bugün Malatya Kitap Fuarı’ndayız. Kaynak Yayınları standına tüm okurlarımızı bekliyoruz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mayıs 2015
Suriye’ye özel savaş
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/05/2015
CHP’li Gürsel Tekin‘in dün Taraf‘ta sürmanşet olan “Türkiye iki gün içinde Suriye’ye girecek” sözleri bize göre gerçekleşme şansı çok zayıf bir iddiadır.
Hayır, AKP’nin böyle bir niyeti olmadığı için değil, hem Türkiye’nin hem de bölgenin şartları nedeniyle… O şartlar zaten uygun olsa, Erdoğan-Davutoğlu ikilisi daha ilk günden Suriye’ye girerdi.
Şartların en başında da TSK’nin tutumu geliyor. Genelkurmay karargahı için yapılan “30 Ağustos” müzakerelerine rağmen, Erdoğanların Türk Ordusu’nun gövdesini komşuya düşmanlığa ikna etmesi mümkün değil. Ses kaydı ortaya çıkan o görüşmedeki “gerekçe yaratmaya heveslilerin” çabalarına rağmen mümkün değil.
ŞAH FIRAT, ÖZEL SAVAŞ’IN ÖNLEMİYDİ
Dün de belirttik. ABD’nin Irak ve Suriye konusunda acelesi yok. Tercih ettiğinden değil, güç erozyonu ve kaybettiği mevziler nedeniyle hızlı adım atabilmesi mümkün olmadığından. O nedenle IŞİD bahaneli taktik atağını ağır ağır yapıyor ve kendisinden çok müttefiklerini asıl işlerin altına koymaya çalışıyor.
O müttefiklerin başında da Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar geliyor. Bir süredir dolaşımda olan “Suudi Arabistan havadan, Türkiye karadan Suriye’ye saldıracak” iddiası da, bu üçlünün fiilen sahada harekete geçmiş olmasından kaynaklanmaktadır; Tekin‘in iddiası dahil…
Evet, Tekin‘in iddiasının gerçekleşmesi pek mümkün değil ama bu, birşeyler yapılmadığı anlamına da gelmiyor; çok şey yapılıyor! ABD’nin bilgisi dahilinde Türkiye, Suudi Arabistan, Katar üçlüsü iki aydır Suriye’ye karşı “özel savaş” yapıyor! Şah Fırat operasyonu da aslında bu “özel savaş” öncesinde alınan bir önlemdi!
Sırasıyla “özel operasyon odası”nın kurulması, terörist grupların Fetih Ordusu diye birleştirilmesi, silahlandırılması, “profesyonellerin” koordintörlüğünde önce İdlib’i ardından da Cisr Şuğur’a saldırtılması bu “özel savaş”ın gereğiydi! Şam yönetiminin İdlib’in düşmesinde AKP Hükümeti’nin rolü olduğunu belirtmesi ve Ankara’yı BM’ye şikayet etmesi boşuna değildi.
Nitekim AKP’nin kanatları altında çalışan SUKO da, kısmi başarısının sarhoşluğuyla, bu gerçeği itiraf ediyor. Pentagon’da ABD’li askerlerle AKP’nin güvenli bölge tezini görüşen SUKO Başkanı Halid Hoca, Tolga Tanış‘ın “meseleyi kazıyan” sorularına yanıt verirken, “Suudi Arabistan’ın güneyden, Türkiye’nin kuzeyden Fetih Ordusu’nu silahlandırdığını ve İdlib başarısının böyle geldiğini” itiraf ediyor! (hurriyet.com.tr, 7 Mayıs 2015)
CEP BÖLGE STRATEJİSİ
Bu “özel savaş” önce Cenevre-3’te ardından da ABD’nin sonbaharda yapmayı planladığı “uluslararası konfernast”ta Şam’ı “yenik” olarak masaya oturtmak için yapılıyor. ABD, işin doğrudan içinde olmadan, yani postalları karaya çıkarmadan, Esad‘sız çözümü bir de böyle deniyor.
İdlib ve benzeri bölgelerin ele geçirilmesi ve buralarda “cep bölgeler” kurulmasıyla Şam, Halep, Lazkiye bağlantılarını kesmek, ardından Şam’ı kuşatmak ve en sonunda Esad’ı Lazkiye’ye kaçmaya mecbur etmek, Washington’un yazdığı ve “ortak operasyon odası”nın sahada uygulanması için detaylandırdığı senaryodur.
ABD daha ilerisini, güç erozyonu gerçeğiyle yapamıyor. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ile ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey‘in Senato Tahsisatlar Komitesi’nde vurguladıkları önemli: “Türkiye’yle güvenli bölge oluşturulması bir süredir görüşülüyor, bu askeri olarak da mümkün ama ek maliyete yol açar!” (aa.com.tr, 7 Mayıs 2015)
Sonuç olarak diyebiliriz ki, AKP bu şartlar altında Suriye’ye “özel savaş”ı aşan türden bir maceraya soyunamaz. Ama dün de belirttiğimiz gibi: “ABD’nin elinde Salman ve Erdoğan gibi benzin bidonları ve çakmaklar var! O nedenle 7 Haziran, aynı zamanda AKP’den kurtularak bölge barışını koruyabilmenin seçimi olarak önümüzde duruyor!”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Mayıs 2015
Washington’un 6 aşamalı Irak-Suriye planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/05/2015
Irak Kürt Bölgesi Başkanı Mesut Barzani‘nin Washington ziyareti “bağımsız Kürdistan” talepli diye sunuldu. Örneğin Irak Kürt Bölgesi Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin ziyaretin ana gündeminin Kürt devleti olduğunu belirtti. Irak Kürt Bölgesi Başkan Yardımcısı Kusret Resul da ziyaretin hedefini “ya bağımsızlık ya konfederasyon” diye sundu.
Kuşkusuz bu talep gerçekçi değildi. Barzani talebi bu seviyede tutarak, esas hedefine ulaşmak istiyordu: Bölgesinin sınırlarını genişletmek! Yani IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan fırsatlar döneminde ABD’nin desteğiyle ele geçirdiği yerleri Bağdat’tan koparıp Erbil’e bağlamak.
Önceki gün Fikret Akfırat‘ın da Aydınlık‘ta belirttiği gibi bunun yolu “özerk Kerkük” gibi ara aşamalardan geçiyordu. Çünkü ABD’nin bögedeki gelişmeleri kısa yoldan belirleyebilme gücü yoktu.
Nitekim Barzani‘nin ABD Başkanı Barack Obama ve ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden‘le görüşmesinden “bağımsızlık ya da konfederayon” değil, “birleşik ve federal Irak’a devam” mesajı çıktı!
ORTAK OPERASYON ODASI
Tamam, ABD IŞİD’in Musul’u işgalini fırsat bilerek bölgeye yeniden döndü, taktik ataklar yapıyor, müttefiklerini devreye sokuyor ama hâlâ bölgedeki Rusya destekli direniş cephesini kırabilmiş değil. O nedenle bazıları içiçe geçen aşamalı bir Irak-Suriye planı uygulamaya çalışıyor:
1) ABD Suriye’deki taşeronlarını yeniden biraraya getirdi. Müslüman Kardeşler nedenli ayrılık giderildi ve Salman‘ın kral olmasıyla Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye yeniden Suriye’de tek cephede buluşturuldu. Hatta üç ülke bir aydır süren saldırıların karargahı olan “ortak operasyon odası” kurdu.
2) “Ortak operasyon odası”nın ilk işi destekledikleri grupları bir cephede birleştirmek oldu. Riyad’ın desteklediği El Kaide kolu En Nusra ile Türkiye’nin desteklediği Ahrar uş-Şam’ın başını şektiği gruplar Fetih Ordusu adı altında biraraya geldi.
3) Önümüzdeki 5-6 hafta boyunca sürecek Cenevre-3 görüşmelerinde Esad‘ın temsilcilerinin masaya zayıf oturabilmesi için Fetih Ordusu harekete geçirildi. ABD’nin silah, Katar’ın mali, Suudi Arabistan ile Türkiye’nin istihbarat desteğiyle önce İdlib’i, ardından da Cisr Şugur’u ele geçeiren Fetih Ordusu Lazkiye kırsalına doğru ilerlemeye başladı.
4) Eğit-Donat programı başlıyor; Kırşehir’de terörist eğitecek “uzman” ABD askerleri gelmeye başladı. “Yabancı askerlerin Türk topraklarında bulundurulması” sorunu ise Suriye tezkeresine konulan bir cümleyle zaten en baştan halledilmişti!
Hedef şu: Bir yandan Fetih Ordusu’nun ele geçirdiği yerlerde “güvenli bölge” benzeri “cep bölgeler” kurulacak, diğer yandan da Eğit-Donat programından geçmiş “kontrgerilla” tipi teröristlerle doğrudan Halep’i, hatta Şam’ı hedef alan “özel operasyonlar” yapılacak.
5) ABD bu şekilde zayıflattığı Şam yönetimini sonbaharda yapmayı planladığı “uluslararası konferans”ta masaya oturtmaya çalışacak. Washington burada, önceki aşamalardaki başarılarına bağlı olarak “Esad’lı geçiş döneminden” “Esad’sız geiş dönemine” kadar değişik senaryoları ön plana çıkaracak.
6) Bu süreçte ayrıca hazırlıkları tamamlanmış Musul Harekatı başlatılacak. Türkiye harekata özel operasyon ekipleriyle sınırlı katılacak.
NASRALLAH’IN UYARISI
ABD’nin asıl hedefi ise Irak ve Suriye’yi bölmek ve Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmak. ABD bu hedef için en başından beri “tasarlanmış düşman” olan IŞİD’in saldırılarından yararlanıyor.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyit Hasan Nasrallah‘ın dünkü uyarısı bu nedenle çok önemli: “ABD’nin IŞİD’le savaşta acele etmeyeceğini ve IŞİD tehlikesinden bölgedeki kendi planları doğrultusunda yararlanacağını söylemiştim. Ben o dönemde ABD’nin Irak ve bölge ülkeleri ile ilgili planının bu ülkelerin bölünmesi olduğunu söylemiştim. Örneğin Irak Arap ve Kürt olarak, Araplar da kendi içinde Sünni ve Şii olarak. Yine Suriye’ye baktığımızda onlar bu ülkeyi de etnik ve mezhebi temelde bölüyor.” (YDH, 6 Mayıs 2015)
Kuşkusuz inisiyatif hala bölge ülkelerinde ve ABD’nin masada yazdığı bu senaryoyu sahada gerçekleştirme şansı çok zayıf. Ve en önemlisi ABD’nin bu çapta bir hedef için gücü yok ama elinde Salman ve Erdoğan gibi benzin bidonları ve çakmaklar var! O nedenle 7 Haziran, aynı zamanda AKP’den kurtularak bölge barışını koruyabilmenin seçimi olarak önümüzde duruyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2015