Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
Yükselen Afrika, alçalan emperyalizm
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/07/2023
Washington-Londra-Brüksel üçgenindeki Goebbels’lerin son yıllarda Atlantik medyası üzerinden servis ettiği en büyük yalanlardan biri de, Çin ve Rusya’nın Afrika’yı “sömürdüğüdür.”
Yüzyıllardır Afrika’yı sömüren, Afrika’nın madenlerini yağmalayan, Afrikalıları köleleştiren emperyalist “beyaz efendiler”, bu yalanı elbette Afrika’dan “kovuldukları” için dile getiriyorlar.
Kara tokat
Evet, ABD, İngiltere ve Fransa son yıllarda adım adım Afrika’dan çıkarılıyor; nüfuzu azaltılarak çıkartılıyor, siyasi ve ekonomik ayrıcalıkları alınarak çıkartılıyor, dili yasaklanarak çıkartılıyor, kalan son askerleri kovularak çıkartılıyor.
22 Haziran’da bu köşede “Kara tokat” başlığıyla incelemiştik: Çad askerleri, Fransız askerlerinin silahlarına el koyup diz çöktürmüştü. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun Fransa ile ters düşmemek için Cezayir milli marşından kaldırılan bölümün yeniden eklenmesine karar vermişti. Orta Afrika Cumhuriyeti, Fransız büyükelçilerine verilen “daimi duayen büyükelçi” unvanını kaldırmıştı. Orta Afrika Cumhuriyeti, topraklarındaki son Fransız askeri birliğini göndermişti. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Avrupa’ya “Afrika ülkelerinin yağmalanan servetini iade edin” diye seslenmişti. Ve son olarak Mali, Fransızcayı resmi dil olmaktan çıkarmıştı.
G20’de Afrika Birliği’nin ayak sesleri
Evet, ABD ve Avrupa, artık Afrika’yı sömüremedikleri için, başkalarının kara kıtayı sömürdüğünü iddia ediyorlar. Peki Çin ve Rusya nasıl sömürüyormuş Afrika’yı? Borçlandırarak, sonra borca karşılık kaynaklarına el koyarak.
Emperyalist iktisatçılar “borç tuzağı” diye hemen her gün yazıyor bu yalanı…
Oysa tersine Afrika, Çin ve Rusya’yla işbirliğini geliştirerek yükseliyor. Ekonomik olarak da yükseliyor, siyasal olarak da…
Ekonomik olarak yükseldiklerinin göstergesi zaten ekonomik tablolardır.
Siyasal olarak yükseldiklerinin göstergesi de başta Afrika Birliği’nin giderek artan etkisidir. İşte o etki nedeniyle Afrika Birliği’nin G20 üyeliği gündemde.
Öte yandan Afrikalı liderlerin ilk kez kıtanın dışındaki bir siyasal olayda inisiyatif alması da göstergelerden biri. Evet, Afrikalı liderler Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuğa soyundu ve Moskova ile Kiev’e barış planı sundu.
Emperyalizmin tahıl yalanı
Afrika, emperyalizmin “tahıl koridoru üzerinden NATO’yu Karadeniz’e sokma girişiminin” de konusu. Rusya anlaşmadan çekilince, tıpkı geçen yıl olduğu gibi ABD ve Avrupa liderleri başladı “Afrika açlığı” edebiyatına…
Tam bir emperyalist iki yüzlülük bu. Zira tahıl koridorundan bir yıldır geçen Ukrayna tahılı Afrika’ya değil, kendilerine akıyor. Resmi tabloya göre Afrika’ya giden tahıl oranı yüzde 10.
Oysa anlaşmanın ikinci bölümü olan Rus tahıllarının da satışının önü açılsa, yani emperyalistler yaptıkları anlaşmaya uysa, Ukrayna tahılı gitmese bile Rusya tahılı Afrika’ya gidecekti.
Nitekim konu Rusya-Afrika Zirvesi’nde de gündeme geldi ve Putin “gelecek 3-4 ay içerisinde Burkina Faso, Zimbabwe, Mali, Somali, Orta Afrika Cumhuriyet ve Eritre’ye 25-50 bin ton tahılı ücretsiz sevk edeceklerini” açıkladı. Putin ayrıca Afrika ekonomisini rahatlatmak için yine borç sileceklerini duyurdu. Böylece Rusya’nın sildiği borç 23 milyar dolara ulaşmış oldu.
Evet, tablo bu…
Çin ve Rusya Afrika’yla kazan-kazan işbirliği yapıyor, Afrikalılar bu işbirliğinden memnun; hem ekonomileri büyüyor hem siyasi etkileri artıyor. Yüzyıllarca sömürdükleri Afrika’dan adım adım kovulan emperyalistler ise “Çin ve Rusya Afrika’yı sömürüyor” yalanını söylemeyi sürdürüyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Temmuz 2023
Asya’daki fırsat
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/07/2023
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Güney Afrika’daki BRICS toplantısının dönüşünde Türkiye’deydi.
Wang Yi ile Hakan Fidan hem baş başa hem de heyetler arası görüşme yaptı. Wang Yi daha sonra Erdoğan tarafından da kabul edildi.
Girişimleri uyumlulaştırma
Wang Yi’nin ziyareti öncesinde açıklama yapan Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning temaslardaki iki temel hedefe işaret etmişti: 1) Kuşak ve Yol’da işbirliği, 2) Çin-Türkiye stratejik işbirliği ilişkilerini aktif şekilde geliştirme.
Türk ve Çin dışişleri heyetleri arasındaki görüşmelerde ele alınan konuların listesine bakılınca, zaten bu iki hedefin esas alındığı görülüyor. Özellikle iki heyetin üzerinde durduğu “Çin’in Kuşak ve Yol ile Türkiye’nin Orta Koridor girişimlerinin uyumlulaştırılması” gelecek açısından kritik önemde.
Nitekim bir dış politika yazarı olarak ben de gerek son yazdığım Kuşak ve Yol kitabı ile (Kırmızı Kedi, 2022), gerek Cumhuriyet ile CRI Türk’te yaptığım yorumlarla, Kuşak ve Yol bağlamında Türkiye açısından büyük fırsatlar olduğuna işaret ediyor ve bunun “Asya Yüzyılı”nda Türk-Çin stratejik işbirliğinin en temel kaldıracı olacağına dikkat çekiyordum.
Ortak Ekonomi Alanı Bankası
Bu konuda somut projeler de önerdim: Örneğin Türkiye’nin sığınmacı sorununa çözüm de olacak “Türkiye-Suriye Ortak Ekonomik Alanı” önerim bunların başında geliyor. 900 km’lik sınır boyunca hem Türkiye hem de Suriye tarafında ağırlıkla “endüstriyel tarım” alanı, yanı sıra organize sanayi bölgeleri ile teknoparklar inşası…
Doğu Akdeniz’e de açılan bu “ortak ekonomik alan” hem Kuşak ve Yol’da önemli bir tarım, sanayi ve ticaret merkezi ama hem de Ortadoğu’da komşularımızla “büyük barış”ın projesi olacaktır.
Zira proje sadece Türkiye ile Suriye arasında değil, iki ülkenin Irak ve İran’la ve dört ülkenin de Çin’le kazan-kazan ilişkisine çok büyük bir ivme sağlayacaktır. Dahası her ülkedeki etnik ve mezhep sorunlarının çözümüne de katkı yapacaktır.
Ve Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanan hat üzerinde inşa olacak limanlar, kara ve demiryolları ile bölge ticaretinin ana rotası ve ulusal ticaretleri destekleyen “bölge bankası”nın kurulması ile bölgesel kalkınmanın motoru olacaktır.
Küresel mali sistem konusu
Wang Yi’nin ziyareti sırasında sadece ikili ilişkiler değil, bölgesel ve uluslararası konular da ele alındı. Özellikle “Ukrayna’daki son durum” ile “küresel mali sistemin değerlendirilmesi” başlıkları önemliydi.
Küresel mali sistem konusu, Türkiye’nin de ilgi duyduğu BRICS açısından önemli. Zira Wang Yi’nin Türkiye’den önce katıldığı BRICS toplantısının temel gündemi de mali sistemdi. BRICS ülkeleri bir süredir ticaretlerini dolar yerine yerel paralarla yapmayı önlerine hedef koymuş durumdaydılar ve kısa süre içerisinde bunu “ortak para” ile taçlandırma niyetindeler. Nitekim Çin Dışişleri açıklamasına göre Wang Yi, “Çin’in ticaret anlaşmalarında yerel para birimlerini kullanan iki ülkenin şirketlerini destekleyeceğini” söyledi.
Kuşkusuz bu Türkiye için de büyük fırsat demektir. Çünkü Ankara’nın New York-Londra-Körfez hattında sıcak para aramasının değil, Asya’da komşularıyla işbirliği içinde üreterek kazanmasının esas çözüm olduğu er geç görülecektir.
Kısacası, Türkiye, bir parçası olduğu(!) Atlantik kampındaki genel görüşün aksine, Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” diye değil, tersine, Asya’daki büyük fırsat olarak görmeli.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Temmuz 2023
Lozan bitti, AB masalı başladı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/07/2023
Türk sağının “Lozan’ın gizli maddeleri 100. yılda sona erecek” yalanı bugün itibariyle bitiyor.
Siyasal İslamcılar başta olmak üzere Türk sağının çeşitli kolları uzun yıllardır, tabanına, seçmenine bu masalı anlatıyor. Neden mi?
Lozan’ın gizli maddeleri yalanı
1) Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin “tapu senedi” olduğu için Lozan Anlaşması’na ideolojik olarak karşılar da ondan. Osmanlıcı oldukları için, millet yerine ümmeti, laiklik yerine hilafeti, hatta bazı kesimleri de cumhuriyet yerine monarşiyi savundukları için Lozan’a karşılar.
O nedenle zaman zaman Lozan Anlaşması’nı “hezimet” diye nitelerler, hatta bazı kesimleri açık açık Lozan’ı “Atatürk-İnönü ikilisinin Misakı Milli’yi satmasının platformu” diyerek kötülerler.
2) Ama aynı zamanda Türk sağının kurnaz siyaset yapma biçimine malzemedir Lozan Anlaşması. 70 yılın büyük bölümünde iktidarda olmalarına rağmen Kemalist rejimin kısa sürede yaptığı kadar icraat yapamamalarının kılıfıdır Lozan. O nedenle seçmene “yapacağız ama Lozan’ın gizli maddeleri nedeniyle yapamıyoruz; petrolü, gazı, altınları çıkarmamız Lozan’da yasaklandı” bahanesi satıyorlar özetle.
AB kapısına bağlanma
Evet, bu yalan bitti ama Türk sağının masalı bitmez. Şimdi de AB masalı başladı. Üstelik bu öyle etkili bir masal ki sadece Türk sağını değil, demokratik solcuları ve sosyal demokratları bile esir aldı.
Anımsayın, 1999’da Ecevit liderliğindeki demokratik sol- milliyetçi sağ- liberal hükümet zamanında aday üyelik verilerek, Türkiye AB kapısına bağlanmıştı.
Soğuk Savaş sonrası “yeni bir dünya” filizlenirken, Türkiye’yi Atlantik’e çıpalı tutmanın yoluydu AB masalı. Türkiye kapıya bağlandığı için ne Asya’ya dönebilecek ne de o kapıdan içeri girebilecekti.
O masalı üç yıl sonra iktidarı alan siyasal İslamcılar daha da kuvvetli kullandı. Zira karşıdevrim yapabilmeleri için kurumları ele geçirmeleri gerekiyordu ve AB uyum yasaları bu hedef için çok kullanışlı kaldıraçtı. Üstelik siyasal İslamcılar o kullanışlı kaldıraca liberal soldan Kürtçülere kadar pek çok kesimi de kolayca oturttular; birlikte sözde “askeri vesayete” karşı Cumhuriyet’i adım adım tırpanladılar ve en sonunda başkanlık rejimine geçtiler.
Siyasal İslamcılar hedefe ulaşılınca AB masalını kenara attılar. Brüksel de rahatladı. İki taraf da masaldan gerçeğe geçtiler. Türkiye AB üyesi olmayacak, AB ile Ortadoğu arasında tampon görevi görecekti!
Erdoğan ile AB’nin karşılıklı yararı
Evet, bir dönem öyle geçti ve şimdi AKP iktidarı yeniden AB masalına sarıldı. Elbette AKP AB’yi, AB de Türkiye’yi istediği için değil; karşılıklı yararları gereği “kısa sürümlü olacağı” görülecek masala döndüler:
1) Erdoğan’ın onaylamak zorunda olduğu İsveç’in NATO üyeliği karşısında iç kamuoyuna sunması gereken bir masal vardı; “İsveç’e karşı AB şartı” masalı piyasaya sürüldü.
2) Erdoğan’ın New York bankerleri ile Londra tefecilerine ihtiyacı vardı; Batı’yla tam uyum mesajı için de AB masalı gerekliydi.
3) Erdoğan’ın Körfez sermayesine, İsrail gazının taşınmasına ihtiyacı vardı; bir kolaylaştırıcı yol olarak AB masalına sarıldı.
4) AB’nin fon karşılığında sığınmacıların Türkiye’de tutulmasına ihtiyacı vardı, bu nedenle seçimi kazanmasına memnun oldukları Erdoğan’ın yeniden AB masalına sarılması işlerine geldi.
Ve masalın bir slogana ihtiyacı vardı; Körfez dönüşünde Erdoğan dile getirdi: “Türkiye’nin üyeliği AB’ye güç katacak.”
Elbette bu masal da bitecek ve Anadolu’da yeniden bir destan yazılacak.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Temmuz 2023
Çatışma koridoru
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/07/2023
Rusya açısından Ukrayna savışının bir yönü de Karadeniz’i “NATO gölü” yaptırmamaktı.
ABD, 2008’de Bükreş’teki NATO Zirvesinde Ukrayna’ya (ve Gürcistan’a) üyelik sözü vererek, hem Rusya’ya karada NATO komşuluğu sınırını artırmayı, hem de Karadeniz’de NATO sahilini artırmayı hedefledi. Türkiye, Bulgaristan ve Romanya dışında Ukrayna ve Gürcistan da NATO üyesi yapılabilirse, Karadeniz’e kıyısı olan 6 ülkeden 5’i NATO üyesi olmuş olacaktı.
Mesele budur; Ukrayna ve Gürcistan’daki “turuncu devrimler/darbeler” bu iki ülkeyi ABD stratejisine çapalamak, Rusya’nın müdahaleleri de ABD’nin kuşatmasını yarmak içindi…
Anglosakson planı
Rusya’nın Ukrayna’ya özel askeri operasyonuyla birlikte, ABD-İngiltere ikilisi açısından Karadeniz’e girebilmenin bir yolu, “tahıl sorunu”ydu. Batı medyası günlerce “Ukrayna buğdayı gidemediği için Afrika’da açlık yaşanıyor” yalanını çiğnedi.
Nitekim Tahıl Koridoru kurulduktan sonra da görüldü ki, Ukrayna buğdayı Afrika’dan çok Avrupa’ya gidiyordu. Son tablo şudur: Toplam tahılın yüzde 40’ı Avrupa’ya giderken, Afrika’ya yalnızca yüzde 12’si gidebilmişti (AA, 17.7.2023).
Sözde açlıkla mücadele için yapılan asıl Anglosakson plan şuydu: Ukrayna’dan çıkan tahıl yüklü gemilere, NATO üyesi ülkelerin savaş gemileri eşlik edecekti. Haliyle bu önce Montrö’nün delinmesi, Türkiye’nin savaşın tarafı olma tuzağına düşürülmesi ve NATO’nın Karadeniz’e girmesi demekti.
Tahıl Koridoru
O plan hayata geçemedi; Ankara ile Moskova arasındaki Montrö’yü koruma anlayış ortaklığı, yeni bir formül oluşturdu. Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya, Ukrayna ve BM, 22 Temmuz 2022’de ikiz anlaşmalar imzaladılar. Bu anlaşmalardan biri, Ukrayna buğdayının Tahıl Koridoru’ndan taşınması, diğeri de Rusya’nın tahıl ihracatının önündeki yaptırım kaynaklı engellerin kaldırılmasıydı.
Anlaşma’nın Ukrayna bölümü uygulandı ama Rusya bölümünde adım atılmadı. Buna rağmen 18 Kasım 2022’de 120 gün daha, 18 Mart 2023’te 60 gün daha ve 18 Mayıs’ta yeniden 60 gün daha uzatıldı. İkiz anlaşmaların Rusya’yla ilgili kısmında bir ilerleme olmadığı için, Moskova 18 Temmuz’da artık uzatmaya gitmeyeceğini açıkladı.
Tam bu süreçte, ABD’nin verdiği misket bombalarını da kullanan Ukrayna’nın Donbas’a saldırısı, Kırım Köprüsünü vurması, Erdoğan-Zelenski görüşmesi sonrası Nazi Azov Taburu komutanlarının iadesi gibi konular da Moskova’nın Tahıl Koridoru’nu sonlandırma kararı almasında olasılıkla etkili olmuştur.
‘AB kapısı’ aldatmacası
Erdoğan’ın NATO Zirvesinde Biden’le görüşmesinden sonra; 1) bunu Türk-Amerikan ilişkilerinde “yeni bir başlangıç” ilan etmesi, 2) Biden’ın talebini yerine getirerek İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması, 3) Yunanistan Başbakanı Mitçotakis’le görüşerek “normalleşme” adımı atması, 4) AB’ye “uyum” mesajları vermesi, açık ki Erdoğan’ın dış politikasında yeni bir sürece işaret ediyor.
NATO’nun son kararlarından da anlaşıldığı üzere, ABD’nin Asya üzerine belirlediği “ilerleme hatlarından” biri Karadeniz. Erdoğan’ın Atlantik’e “tam uyum” işareti verdiği bu yeni süreçte, ABD yeniden Türkiye’ye Karadeniz baskısı uygulayacaktır.
Son Ukraynalı kalana kadar “uzun savaş” isteyen ABD, “Tahıl Koridoru”nu, “Çatışma Koridoru” yapmak isteyecektir.
Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki en sıcak ve yakıcı sorun şu anda budur. Dün Türkiye’yi Atlantik’e çıpalı tutmanın aracı yapılan “AB kapısı” aldatmacası, bu kez Atlantik’i Karadeniz’e sokmanın aracına dönüştürülmektedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Temmuz 2023
Biden’ın kucağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/07/2023
Erdoğan’ın yeni hükümetinin 50 günlük karnesine bakalım bugün…
Özetle 50 günde, ekonomide ve dış politikada, ABD stratejisine eklemlendiler. Ekonomide New York bankerlerine ve Londra tefecilerine (yeniden) bağlandılar; zira o bağ çeşitli nedenlerle bir ölçüde zayıflamıştı; Erdoğan o bağı Şimşek-Erkan ikilisi ile sağlamlaştırıyor.
Bu neoliberalizmin ipine daha çok sarılmak anlamına geliyor haliyle. Nitekim 50 günde yapılan zamlar, “zengini daha da zenginleştirme, yoksulu daha da yoksullaştırma” sonuçlu neoliberal ekonomi-politiğin en sert şekilde uygulanacağına işaret ediyor. (12 Eylül, 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesinin sopasıydı, Şimşek-Erkan programının uygulanabilmesi de tek adam rejiminin rijitliğine bağlı olacak.)
Öyle ki zaten verginin vergisini ödediğimiz ülkemizde, vergiye zamlarla emekçilerin beli daha da bükülmüş olacak.
Ki neoliberalizmin felsefesinde zaten “vergi zammı”, iktidarın, büyük burjuvaziden servet ve rant vergisi almamak için, “vergiyi tabana yayma” adı altında halktan haraç almasının ve sistemin çarklarını zenginler lehine döndürebilmek için yoksulu daha da ezmesinin adıdır.
Biden istedi, Erdoğan yerine getirdi
Ekonominin rotasıyla dış politikanın rotası birbirine zıt olamaz. O nedenle ekonomide New York – Londra eksenine yeniden eklemlenmeyi, dış politikada ABD/NATO planlarına dahil olma izledi. Erdoğan, ettiği onca büyük sözlere rağmen, NATO Zirvesinde görüştüğü ABD Başkanı Biden’ı dinledi, isteğini yerine getirdi ve İsveç’in NATO üyeliğini onayladı.
Böylece NATO’da Rogers-Evren işbirliği, Biden-Erdoğan ile güncellendi.
Erdoğan’ın bu süreçte Türkiye’deki Nazi Azov Taburu askerlerini de Ukrayna’ya iade ettiğini, Rusya’nın buna tepki gösterdiğini ve Ankara’yı “anlaşmayı ihlal etmekle” suçladığını hatırlatalım.
Diğer yandan Erdoğan’ın ABD’yle “yeni başlangıç” ilan ettikten sonra, Yunanistan’la da “normalleşme” işaretleri verdiğini, Mavi Vatan’ı unuttuğunu not edelim.
Ve tüm bu dönüş için de yine “AB kapısının” kullanıma sürüldüğünü işaret edelim.
Bunlardan hareketle de Atlantik medyasının durumu “Erdoğan rotayı yeniden Batı’ya çevirdi” diye yorumladığının altını çizelim.
Kucak tartışmasının sonucu
Evet, 50 günlük karne bu…
Oysa 50 günden önceki 50 günlük seçim süreci boyunca Erdoğan “üst akıl” diyordu, “dış mihraklar” diyordu, muhalefeti Biden’cı diye suçluyordu ve esas olarak güvenlik eksenli bir seçim hattı izleyerek sandıktan galip çıkıyordu.
Evet, iktidar cephesi 50 gün boyunca muhalefeti Londra tefecilerinin maşası ilan ettikten ve “Biden’ın kucağına oturmakla” suçladıktan sonra, ekonomiyi Londra tefecilerine eklemledi ve Biden’dan taktir alarak ABD planlarına dahil oldu!
İktidar cephesinin siyasi literatüre soktuğu bu yakışıksız kavram, yani “Biden’ın kucağı” sözü, kullanıla kullanıla tersine evrildi. Erdoğan-Şimşek-Erkan’ın neoliberal programı ve İsveç’in NATO üyeliğine onay, kucak tartışmasını da netleştirmiş oldu.
Umarım kavramı şehvetle kullanan siyasetçiler de, kavramı sosyal medyada küfür olarak kullanan seçmen de bu sonuçtan dersler çıkarır…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Temmuz 2023
Sincian’da ‘milli dayanışmaya’ ABD sabotajı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/07/2023
CRI Türk Radyosu yorumcuları olarak dört gazeteci; Hasan Bögün, Kamil Erdoğdu, Gökhun Göçmen ve ben, Sincian Uygur Özerk Bölgesi Yönetiminin davetlisi olarak bir hafta boyunca Çin’deydik. Urumçi, Turfan ve Kaşgar kentlerini gezme, yerel yöneticilerle görüşme ve özellikle çarşı gezilerinde halkla temas fırsatı bulduk.
Sincian Uygur Özerk Bölge Yönetimi Sözcüsü ve Dış İlişkiler Ofisi Başkanı Xu Guixiang ile önemli bir söyleşi yaptık.
ABD-terör bağı
Sincian’da ilk terör saldırısı 1990 yılında başlamıştı ve 90’lar boyunca da artarak sürmüştü. 90’lar, SSCB’nin dağıldığı ve ABD’nin Orta Asya’ya yerleşmeye çalıştığı yıllardı. (Anımsayın, ABD, desteklediği terör örgütü Fethullah Gülen Cemaatini de o yıllarda, sözde “Türk okulları” adı altında bölgeye sokmuş ve okullardan mezunları Orta Asya devlet kurumlarına yerleştirerek bölgede Amerikancı bir etkinlik kurmaya çalışmıştı.)
ABD’nin Orta Asya’ya yerleşmeye çalışması ile Sincian-Uygur Özerk Bölgesi’nde terör saldırıları başlaması arasında bir ilişki var mıydı, Xu ne düşünüyordu?
Sözcü Xu, değerlendirmemi paylaştığını söyledi; başka birkaç nedenle birlikte, ABD’nin Orta Asya’da varlık bulundurmaya çalışmasının da terörün nedenleri arasında olduğunu belirtti.
Önemle hatırlatayım: Çin’in tam da o yıllarda Rusya ve Orta Asya ülkeleriyle birlikte “terörle ortak mücadele” eksenli Şanghay İşbirliği Örgütü’nü kurması, zaten ABD’nin bu faaliyetlerini engelleme amaçlıydı.
Sözcü Xu’ya şu çelişkiyi de sordum: “ABD, Uygur Türklerinin Çin’den ayrılmasını ama zaten ayrı yaşayan Kıbrıs Türklerinin ise Rumlarla birlikte yaşamasını istiyor. Bu çelişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?”
Yanıtı kısa ve netti: “ABD kötü niyetli bir politika izliyor.”
Sözcü Xu, “ABD’nin Sincian’da milli dayanışmayı sabote eden, milli uyumu çiğneyen ve barışı kaosa götürmek isteyen bir politika izlediğini” belirtti.
Terörle mücadelede dört ilke
Sincian’da son terör saldırısı 2017’deydi; dolayısıyla Çin’in terör sorununu önemli oranda çözdüğünü söyleyebiliriz.
Sözcü Xu, terörle mücadelede izledikleri yolun ilkelerini şu şekilde anlattı:
1) “Terörle mücadelede hukuka sıkıca bağlı kaldık; özellikle BM terörizmle mücadele ruhu çerçevesinde hareket ettik.”
2) “Terörle mücadele ederken insan haklarını korumaya özen gösterdik. Bu şekilde de terörle mücadelede halkın desteğini alabildik. Teröre darbe indirebilmenin en büyük gücü de budur.”
3) “Terörle mücadele boyunca halkın yaşam şartlarını geliştirmeye çalıştık. Bu da teröre darbe indirebilmenin önemli dayanağıdır.”
4) “Terörle mücadelede başarı için, terörün dinden faydalanmasını önlemeye çok dikkat ettik.”
Türkiye’ye dayanışma selamı
Özellikle bu son maddenin güçlü kanıtlarını da gördük. Urumçi İslam Enstitüsü Şeyhi Abdülrakib Tümniyaz ve Kaşgar İdgâh Cami İmamı Abbas Mehmed ile görüşmelerimizde, Hanefi-Sünni inancındaki Uygurların dini vecibelerini rahatlıkla yerine getirdiğini öğrendik.
Yaklaşık bin öğrenci, Urumçi İslam Enstitüsünde dört yıl yatılı olarak ve üç dille (Arapça, Uygurca, Çince) eğitim alıyor. (Sincian bölgesinde genel eğitim ise Uygurca ve Çince olarak iki dilli, kentteki trafik levhalarından tabelalara kadar her şey iki dilli ve Uygurca Çin parasında da yer alıyor.)
Öte yandan Sözcü Xu, Türkiye’nin de uzun yıllardır terörle mücadele ettiğini, teröre karşı güçlü dayanışmanın çok önemli olduğunu belirterek, Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla Türk milletine dayanışma duygularını iletti.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Temmuz 2023
Banliyö isyanının ekonomi-politiği
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/07/2023
Polisin 17 yaşındaki Cezayir kökenli Nahel’i vurması, Fransa’da yeni bir isyana dönüştü. Yine öncekiler gibi, gençler, ırk ayrımına uğradıkları gerekçesiyle kamu kurumlarını, polis binalarını hedef alıyorlar.
Bu nedenle eylemleri “Fransa’daki ırkçılığa isyan” diye niteleyebiliriz. Polisin diğer ırklara karşı daha sert davrandığı, silah kullanma hakkını daha rahat kullandığı istatistiklerden de anlaşılıyor.
Banliyölerde yoksulluk
Bu isyan ne ilk ne de son olacak. Çünkü isyana zemin oluşturan temel sorun, Fransa’da gittikçe büyüyor ve derinleşiyor. O zemin Fransa’da “sosyal devleti” adım adım eriten neoliberalizmdir. Ve neoliberalizm en çok Fransa’daki banliyöleri vuruyor.
Banliyöler, Fransa’da II. Dünya Savaşı sonrasında, 1945-1975 arasında, kent çevrelerine yapılan toplu konutlar. Bu toplu konutlar aslında Fransa’nın orta sınıfı/tabakaları için yapılmış, ancak Cezayir savaşı sonrası yaşanan yüksek işsizlik ve ırksal gerilim gibi nedenlerle düşük gelirli göçmen topluluklarının mekanlarına dönüşmüş (Mustafa K. Erdemol, halktv, 1.7.2023).
Banliyöler Fransa’nın en yoksul yerleri… Banliyölerdeki işsizlik oranı, Fransa genelinin iki katı. Bazı banliyölerde işsizlik yüzde 40’lara kadar çıkıyor. Fransa genelinde yoksulluk sınırının altında yaşayanlar yüzde 14 iken bu oran banliyölerde yüzde 40’ı aşıyor (Ali Rıza Taşdelen, Aydınlık, 2.7.2023).
Fransız sömürgeciliğinin temel rolü
Banliyöler ve burada yaşayan yoksul Afrikalı ve Asyalılar, kuşkusuz Fransız sömürgeciliğinin sonucudur. Bu gerçek, diğer bütün gerçeklerden daha önemlidir ve birinci gerçektir.
Şundan; Fransız sömürgeciliğini “unutarak” ne Fransa’daki göçmen çokluğu anlaşılabilir ne de etki-tepki ilişkisinin bir yansıması olarak Fransız aşırı sağcılığı, ırkçılığı…
Ve elbette bu gerçek atlanarak yapılacak her çözümleme hatalı; haliyle o çözümlemeden çıkacak çözüm önerisi de sorunlu olacaktır.
Neoliberalizm ve sosyal devletin erimesi
İkinci büyük gerçek ise Fransa’da neoliberalizm ve onun sonucu olarak sosyal devletin erimesidir.
Bu erime Macron döneminde daha da arttı. 90’larda banliyölerde hâlâ sosyal devlet vardı. Banliyölerde işsizliği azaltmaya, gençleri topluma kazandırmaya çalışan pek çok dernek ve sosyal kurum vardı. Sosyal devletin araçları olan sosyal kurumlar, neoliberal politikaların sonucu olarak ödeneksizlik nedeniyle hizmet veremez oldu, eridi, kapandı…
Yani neoliberalizm banliyölerde sosyal devleti yok etti. Banliyölerde devlet sadece polis gücü şeklinde kaldı (Doç. Dr. Buket Türkmen, Cumhuriyet, 2.7.2023).
Örgütsüzlük
Özetle, Fransa’daki isyanlar sömürgecilik bakiyesi sorunların yatağında ve neoliberalizmin sosyal devleti öldürmesiyle oluşan siyasal ve sosyal zeminde ortaya çıkmaktadır.
Öncekiler de dahil bu haklı isyanların bir sonuç alamaması ve giderek orta tabakaları bile tepkisine neden olan yakıp yıkma yönü, kuşkusuz isyancıların örgütsüzlüğünden, örgütlü bir siyasal kuvvetin kılavuzluğunda gerçekçi bir hedefe sahip olmamasındandır.
Örgütlü güç eksikliği sorunu, bu ve benzeri her türlü “kendiliğinden” eylemlerin sorunudur zaten…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Temmuz 2023
Göç konusunda Türkiye-Tunus farkı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/07/2023
Anımsarsınız, seçimden sonra İngiliz gazetesi Telegraf “Avrupa, Erdoğan’ın zaferiyle rahat bir nefes aldı” demişti. Gazetenin Avrupa editörü James Crisp “Batılı liderlerin pek çoğu Erdoğan’ın seçilmesinden memnun. Çünkü bu koşullar altında, AB ile imzalanan göç anlaşması gözden geçirilmeyecek” demişti özetle (cumhuriyet.com.tr, 31.5.2023).
Bu değerlendirmeyi anımsatmamın nedeni AB üyesi Polonya’nın Cumhurbaşkanı Duda’nın AB’ye şu tepkisi: “AB Suriyeli göçmenleri kabul eden Türkiye’ye yardım etmek için milyarlarca avro harcarken, Ukrayna’dan milyonlarca göçmeni kabul eden Polonya’ya neden yardım etmek istemediklerini anlamıyorum” (Sputnik, 30 Haziran 2023).
O halde anlatalım:
Kişi başı 20 bin avro
Göç, AB’nin en önemli sorunlarının başında geliyor. AB ülkeleri bu sorun nedeniyle uzun zamandır müzakere yürütüyordu. O pazarlıklar sonuçlandı ve 8 Haziran’da, Polonya ve Macaristan’ın itirazına karşın nitelikli çoğunlukla alınan kararla, tüm AB ülkeleri yeni göç ve iltica kuralları üzerinde anlaştı.
Bu kurallar şöyle:
– Güvenli görülen ülkelerden gelen düzensiz göçmenler, AB üyesi ülkenin sınırını geçtikten sonra, buralarda kurulacak “ilk kabul merkezlerinde” iltica işleminden geçecek.
– İlk kabul merkezindeki iltica başvurusu 3 ay içinde sonuçlandırılacak, kabul edilmeyenler hızla ülkelerine gönderilecek.
– Sığınmacıları kabul etmeyen üye ülkeler, kişi başına ev sahipliği yapan ülkelere 20 bin avro ödeyecek.
– Yılda ilk etapta en fazla 30 bin sığınmacı kabul edilecek.
– Sığınmacıların başvurusunun değerlendirilmesi için üst sınır 6 ay olacak.
AB’den Tunus’a para teklifi
Karara karşı çıkan Polonya ise hem AB’nin göç politikasını eleştirdi hem de Almanya’nın “dayanışma” çağrısına tepki gösterdi. Parlamentoda konuşan Polonya Başbakanı Morawiecki “Bize II. Dünya Savaşı tazminatı ödemesi gereken Almanya, bizi dayanışmaya çağırma cüretini göstermemelidir” dedi (Sputnik, 15.6.2023).
Bu arada AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, beraberinde İtalya ve Hollanda başbakanlarıyla Tunus’u ziyaret etti ve “göçle mücadele” konusunu görüştü. Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, göçmenlerin Avrupa kıyısına ulaşmaması için Tunus’a para teklif edeceklerini açıkladı.
AB heyetinin ve Fransa’nın o açıklamasının ardından, Fransa ve Almanya İçişleri Bakanları Tunus’u ziyaret ettiler. Ancak Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said net bir şekilde muhataplarına “Avrupa sınırlarının bekçiliğini yapmayacağız” dedi (Xinhua, 20.6.2023).
“Tampon Ülke”
Evet, Tunus Avrupa sınırlarının bekçiliğini kabul etmedi ama ne acı ki AKP iktidarı etti.
AKP hükümetinin AB’yle fon karşılığı imzaladığı “Geri Kabul Anlaşması” ile Türkiye “göçmen deposu” yapıldı, Avrupa’nın “tamponu” haline getirildi. (Ayrıntılar için bkz. Tampon Ülke, Kırmızı Kedi, 2021).
Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım 2016’da “Türkiye olmasa mülteciler Avrupa’yı istila edecek” diyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2019’da yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın huzurunu, 4 milyon sığınmacıyı Türkiye’de tutmalarına” bağlıyordu.
“Avrupa’nın istilasını önleyen”, “Avrupa’nın huzurunu düşünen” Erdoğan’ın seçim zaferiyle Avrupalı liderler rahat bir nefes almasın da, kim alsın!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Temmuz 2023
Kamu ordusu – şirket ordusu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/06/2023
Derin çözümlemelere gerek yok: Şirket ordusu, mermisi yeterli gelmediği için cepheyi terk edebilir ama kamu ordusu, eksik mermiyle cephede savaşı sürdürür.
Wagner meselesinin özü budur ve diğer tüm konular, çelişmeler, iç mücadeleler bu özün altındadır.
Sorunun kısa özeti de şudur: Şirket ordusu, özel ordu, özelleştirilmiş silahlı taşeron şirketi vb adına ne derseniz deyin, Wagner, Afrika’daki “başarılı” operasyonlarından sonra, gerçek bir cephe savaşında, zor karşısında “cephane yok, destek yok” diye sürekli şikâyet eden bir konuma geriledi. Geriledikçe de “özel çıkarı” gereği, başına buyruk hareket etmeye ve cephede sorun olmaya başladı.
İsyan ve sürgün
Rusya Savunma Bakanlığı, cephedeki bu iki başlılığa son vermek ve savaşın doğası gereği tek komuta sistemi ve hiyerarşisi içinde hareket edilmesi için, “özel yapıların” 1 Temmuz’a kadar kendisiyle sözleşme imzalaması şartı getirdi. Böylece Rus Genelkurmayı, Wagner üzerinde kontrol elde edebilecekti.
İşte Wagner CEO’su Prigojin’in silahlı ayaklanmasının nedeni ve kısa öyküsü budur; ancak Putin ve Kremlin için alınacak derslerle doludur!
Prigojin’in ilan ettiği gibi 25 bin paralı askerin Moskova’ya girmesi ve Kremlin’de “kafa koparması” elbette mümkün değildi ve Putin “ihanet” demesine rağmen Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’nun arabuluculuğunda Prigojin’in Belarus’a sürgüne gitmesini ve Wagner askerlerinin de cepheye dönmesini “şimdilik” kabul etti.
Şimdilik diyoruz, zira isyan da isyanı bastırma iradesi de aslında askıda; Wagner gibi özel yapılar, isyan dahil her türlü riske gebedir ve kamu gücü de öyle ya da böyle bu tür isyanları ezmek zorunda kalacaktır.
Tek ordu, tek devlet
Şirket orduları, son 20 yılda ortaya çıktı; ABD’nin Blackwater’ı, Rusya’nın Wagner’i…
Modern devlet kavramının sloganıdır: Tek devlet, tek millet, tek dil. Aslında modern devletin en temel sloganı “tek ordu”dur fiilen; çünkü “tek ordu” varsa, tek devlet, tek millet olur.
Modern devletin en önemli özelliği “şiddet kullanma tekeline” sahip olmasıdır. Bu paylaşılmaz, çünkü iki ordunun varlığı, iki siyasi merkez ve iki statü olur en sonunda.
Kamu/milli ordular, tarih sahnesine Napolyon’un ordusuyla girdi; Fransız devriminin sonucudur ve ulusal devlet inşasının yoludur. Ulusal/milli devletlerin ulusal/milli orduları olur, daha doğrusu ve çoğunlukla ulusal/milli ordular ulusal/milli devletler inşa ederler.
Ulusal devlete yurttaşlık bağıyla bağlı her fert, belli bir yaşta ulusal ordunun parçası olur. Modern devletin ve ulusal ordunun bu özelliği, özellikle son 20 yılda iki şekilde aşındırıldı: Özelleştirilmiş güvenlik şirketleri ve parasını vererek yapılmayan askerlik hizmeti!
Paralı askerlik sorunu
Bu kuramsal çerçeveden Wagner’in silahlı isyan pratiğine bakarsak:
1) Şirket orduları, ulusal ordularının hiyerarşisinin dışındaki konumlarıyla, cephe savaşlarında (en sonunda) sorun olurlar.
2) Şirket orduları, ulusal orduların dışında ve ona paralel bir yapıdır; devletin şiddet kullanma tekeline ortak olarak, uzun vadede bu en önemli devlet olma özelliğini zayıflatırlar.
3) Ulusal ordudan ayrı bir başka ordu; önce güç merkezi olur, siyasi merkez olma eğilimi taşır; bu nedenle de zamanla devlet içinde devlet olmaya çalışır.
4) Paralı ordular, kamuya değil sermayeye bağlıdırlar; bu da tarih boyunca ve modern devletten de önce savaşın en önemli sorunu olmuş; saf değiştiren paralı askerlerin tarihi, tarihin akışını değiştirmiştir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Haziran 2023
Filistin, Çin’in stratejik ortağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/06/2023
Çin’in başkenti Beijing, geçen hafta önemli bir diplomasi hamlesine daha sahne oldu. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile çok önemli bir görüşme yaptı.
Xi, konuğunu, “Siz, bu yıl Çin’in ağırladığı ilk Arap ülkesi liderisiniz. Bu, Çin-Filistin ilişkilerinin yüksek seviyeli olduğunu yeterince yansıtıyor” diyerek karşıladı (CRI Türk, 14.6.2023).
İki lider, stratejik ortaklık ilan ederek, “Çin Halk Cumhuriyeti ve Filistin Devleti Arasında Stratejik Ortak İlişkilerin Kurulmasına İlişkin Ortak Açıklama” yayınladılar.
Çin’in 3 maddelik barış planı
Bir diğer önemli konu ise Çin’in Ortadoğu’da izlediği barışçı rolü öven Abbas’ın Xi’den Filistin-İsrail meselesinde de arabuluculuk yapmasını istemesiydi. Filistin böylece, bugüne kadarki barış görüşmelerinin aracısı olan ABD’yi fiilen dışlamış oldu.
Çin daha önceki yıllarda da İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk yapmak istemiş ama gerçekleşmemişti. Ancak 2023’te şartlar değişmiş durumda. Bir kere artık Çin’in İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdığı şartlar var Ortadoğu’da; ayrıca Küresel Güvenlik İnisiyatifi ilan ederek küresel sorunlarda barış arayan güçlü bir Çin var dünyada…
Xi, soruna “adil çözüm” için 3 öneri açıkladı:
1) Filistin sorununu çözecek tek yol, 1967 yılında belirlenen sınırlar temelinde, başkentin Doğu Kudüs olduğu ve tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıdır.
2) Filistin’in ekonomik gereksinimleri ve halkın yaşamına ilişkin talepleri güvence altına alınmalı. Uluslararası toplum Filistin’e yönelik kalkınma destekleri ve insani yardımları artırmalıdır.
3) Barış görüşmelerinin doğru yönüne sadık kalınmalı.
Kuşak ve Yol’da barış
Filistin-İsrail sorununa çözüm getirmek kısa vadede mümkün değil. Ama bu meseleyi çözme yolunda en azından bir diyalog süreci başlatabilmek Çin açısından önemli.
Çünkü Çin’in temel Ortadoğu hedefi, Kuşak ve Yol kapsamında enerji kaynaklarının ve ticaret yollarının güvenliğidir. Çin bu nedenle sorunlara barış ya da en azından barışı arayan diyalog istemektedir.
Kuşak ve Yol – Büyük Avrasya Ortaklığı (Kırmızı Kedi, 2022) kitabımda ele aldığım üç tezden biri de buydu: “Kuşak ve Yol İnisiyatifi, ‘birlikte kalkınma’ eksenli olarak rotaları üzerindeki sorunları çözecek, komşuluk ilişkilerini geliştirecek ve bölgesel barış projelerini hayata geçirecektir.”
Suudi Arabistan ABD’ye kulak tıkadı
Konu bağlamında çok önemli bir tutuma da işaret edelim. 12 Haziran’da bu köşede “Çok kutupluluğun dönüştürdüğü Ortadoğu” başlığıyla ele aldığımız örneklere de eklenmelidir:
Geçen hafta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Çin-Arap İş Konferansı vardı. 10 milyar dolarlık 30 yatırım anlaşmasının imzalandığı konferansta, gazeteciler Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Salman’a, ABD’nin Çin-Suudi ilişkilerine dair yaptığı eleştirileri sordular. Prens bin Salman’ın yanıtı yeni dönemin daha iyi anlaşılmasını kolaylaştıracak netlikteydi: “ABD’nin eleştirilerini tamamen görmezden geliyorum” (Harici, 13.6.2023).
Suudi Bakan’ın gerekçesi önemliydi: “Bugün Çin’in liderliği ele geçirdiği ve liderliği sürdürmeye devam edeceği gerçeğini anladık. Çin ile rekabet etmek zorunda değiliz, Çin ile işbirliği yapmak zorundayız. Suudi Arabistan, sıfır toplamlı oyun denilen şeye girmek zorunda değil. Çok fazla küresel fırsat olduğuna inanıyoruz.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Haziran 2023