Archive for category Politika Yazıları
Avrasya barışının yolu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/02/2023
Çin, Ukrayna’da savaşın birinci yılında, barış için 12 maddelik bir öneri planı sundu.
Plan özetle Soğuk Savaş mantığının terk edilmesi gerektiğini, güvenliğin askeri blokların güçlendirilmesi ya da genişletilmesi ile sağlanamayacağını, tüm ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesini, çifte standart yerine tek tip uluslararası hukukun teşvik edilmesini, tek taraflı yaptırımların durdurulmasını savunuyor (Metnin Türkçe tam metni için bkz: criturk.com, 24.2.2023)
ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Direktörü Wang Yi, bu önerilerin ilanından önce Rusya’yı ziyaret ederek Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin ile görüştü.
Wang Yi, öncesinde, Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile de görüşmüştü.
Avrupa güvenlik mimarisi
Önceki “Küresel güvenlik sorunu” başlıklı makalemde (Cumhuriyet, 23.2.2023), şu saptamayı yapmıştım: “Avrasya’ya karşı olan ABD, Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinin dışında tutarak, pratikte Rusya-Almanya bağını kopararak, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin peşinde.”
Çin’in önerdiği 12 maddelik öneri planı, tam da buna işaret ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, 2 numaralı “Soğuk Savaş mantığını terk etmek” başlıklı önerisinde şöyle diyor: “Dünyanın uzun vadeli barış ve istikrarını akılda tutarak, dengeli, etkili ve sürdürülebilir bir Avrupa güvenlik mimarisi oluşturmaya yardımcı olmalıdır. Tüm taraflar, başkalarının güvenliği pahasına kendi güvenliğinin sağlanmasına karşı çıkmalı, blok çatışmasını önlemeli ve Avrasya Kıtasında barış ve istikrar için birlikte çalışmalıdır.”
Avrupa’nın değil, ABD’nin stratejisi
Avrasya kıtasında barışın yolu, Rusya’nın dışlanmadığı bir Avrupa güvenlik mimarisinin oluşturulmasından geçiyor.
Hem Avrupa’da, hem de Asya’da olan Rusya’nın Avrupa’nın güvenlik mimarisinden dışlanması ise bir Avrupa programı değil, ABD programıdır. ABD’nin Soğuk Savaş’ın bitiminin ardından Yugoslavya’yı parçalayarak başlattığı ve Doğu Avrupa’yı silahlandırarak/NATO’laştırarak sürdürdüğü strateji, Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisine sokmamak içindi.
Bunun Ukrayna’dan sonra en büyük maliyetini ise ABD stratejisine belli oranlarda teslim olan Almanya çekiyor: Krizin Berlin’e ekonomik maliyeti şimdiden 100 milyar avroyu geçmiş durumda…
Çin Avrupa’ya el uzattı
Dolayısıyla Avrasya barışının sağlanmasının yolu, aynı zamanda Almanya-Fransa-İtalya üçlüsünün ellerindedir. Bu üçlünün ABD stratejisine teslimiyeti, Avrupa’ya NATO’laşma, güvensizlik sistemi ve savaş getiriyor; direnmesi ve ABD’yi Avrupa-Asya işlerine dahil ettirmemesi ise Avrupa’ya barış getirecek.
Avrupa’nın ABD stratejisine direnebilmesi ise Asya’nın büyük gücü Çin’le işbirliğinden geçecektir.
Wang Yi’nin Münih Güvenlik Konferans’ındaki konuşmasında verdiği şu mesajlar tam da bu nedenle çok önemlidir: “Çin, ne oturup izleyecek ne de yangına körükle gidecek. Çin, barış ve diyalog çağrısı yapmayı sürdürecek. Avrupalı dostlarımıza bu savaşı durdurmak için ne gibi çabalar gösterebileceğimiz üzerinde sükunetle düşünmeyi tavsiye ediyorum” (hurriyet.com.tr, 18.2.2023).
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Şubat 2023
Küresel güvenlik sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/02/2023
Rusya Devlet Başkanı Putin, yıllık Federal Meclis konuşmasında, “Yeni START” anlaşmasına katılmayı askıya aldıklarını duyurdu. ABD, AB ve NATO Putin’in kararını “tüm silah kontrol mimarisinin çökmesi” olarak değerlendirdi.
“Silah kontrol mimarisinin çökmesi” dedikleri, aslında ABD’nin Rusya’yı “Avrupa güvenlik mimarisinden” atma çabasının sonucudur. Bu anlaşılmadan, ne bugün Putin’in kararı, ne dün Trump’ın START’ı çöküşe götüren anlayışı, ne de genel olarak Ukrayna’da yaşananlar anlaşılabilir.
ABD’nin istediği güven(siz)lik sistemi
Avrasya’ya karşı olan ABD, Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinin dışında tutarak, pratikte Rusya-Almanya bağını kopararak, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin peşinde. NATO’nun Rusya’yı hedef alacak şekilde sürekli genişletilmesi bu nedenleydi.
Rusya’nın Aralık 2021’de ABD ve NATO’yla “güvenlik garantileri anlaşması” yapmak istemesi de yanıtsız kalınca, Putin, ABD’nin Rusya’ya karşı güvenlik inşa etme hamlesini durdurabilmek için, Ukrayna’ya askeri operasyon başlattı.
Dolayısıyla Rusya’nın ABD’ye önerdiği “ortak bir güvenlik sistemi oluşturulması” sağlanabilseydi, bugün süreç başka türlü gelişiyor olacaktı. Ancak ABD emperyalizmi, “ortak bir güvenlik sistemi” değil, Avrupa’yı denetiminde tutacağı, Rusya’yı gerileteceği ve Çin’i bölgesine hapsedeceği bir “güven(siz)lik sistemi” inşa etmek istiyor ve bunun için çalışıyor.
Çin’in Küresel güvenlik inisiyatifi
ABD’nin kendi çıkarları için inşa etmeye çalıştığı bu güvenlik mimarisine karşı ise Çin, 21 Nisan 2022’de “küresel güvenlik inisiyatifi” açıklamıştı:
1. Güvenlik, işbirliği içinde ortak savunulmalı.
2. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli: İçişlerine müdahaleler son bulmalı ve ülkelerin toplumsal sistem tercihine saygı gösterilmeli.
3. Güvenliğin bölünmezliği prensibi esas alınmalı: Kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımı temel prensip olmalı.
4. Krizlere barışçıl çözüm aranmalı ve tek taraflı yaptırımlar kaldırılmalı.
5. Terör ve iklim gibi küresel sorunlar birlikte göğüslenmeli (Kuşak ve Yol, Kırmızı Kedi, 2022, s.26)
Çin önceki gün de Küresel Güvenlik İnisiyatifi Konsept Belgesi yayımladı. Özetle Beijing yönetimi dünyaya “zıtlaşma yerine diyalog, ittifak yerine ortaklık, sıfır toplamlı oyun yerine kazan-kazan ilişkisine dayanan yeni bir güvenlik yolunun izlenmesi” çağrısı yapıyor (CRI Türk, 22.2.2023).
Tek seçenek
Dolayısıyla temelde küremiz iki tip güvenlik anlayışıyla karşı karşıya…
1) ABD, kurallarını kendisinin belirlediği düzenin devamını sağlayarak emperyalist çıkarlarını koruyabilmenin güvenliğini inşa etmeye çalışıyor; bu ABD’nin ve bir avuç müttefikinin güvenliği için dünyanın geri kalan büyük kısmının güvensizliğine dayanıyor.
2) Çin liderliğinde gelişmekte olan dünya ise “kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği üzerine inşa etmeme yaklaşımını, yani bölünmez güvenlik anlayışını” temel prensip kabul eden ortak bir küresel güvenlik öneriyor.
Görüldüğü gibi aslında dünyanın önünde iki seçenek değil, tek seçenek var.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Şubat 2023
NATO’ya giriş aidatı: Deprem bağışı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/02/2023
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg önceki gün Türkiye’deydi. Hafta başında da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken gelecek.
Her iki ziyaretin de esas gündemi, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği…
Stoltenberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüştü. Erdoğan’la görüşmesinin içeriğine dair her iki taraftan da bir açıklama yapılmadı. Ancak Stoltenberg ve Çavuşoğlu’nun ortak basın toplantısı yeterince fikir veriyor.
Stoltenberg’in cebindeki rüşvet
Erdoğan üç hafta önce “Finlandiya ile ilgili farklı mesaj verdiğimiz zaman İsveç şok olacak” demişti (Cumhuriyet.com.tr, 29.1.2023). Çavuşoğlu da benzer şekilde “Finlandiya’nın NATO üyelik sürecini İsveç’ten ayrı bir şekilde değerlendirebiliriz” dedi (AA, 16.2.2023).
Stoltenberg ise Çavuşoğlu’yla görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, “her ikisinin de (İsveç ve Finlandiya) şu aşamada onaylanabileceğini düşündüğünü” belirtti (AA, 16.2.2023).
Stoltenberg’in işaret ettiği “şu aşama” gelmiş miydi, bilmiyoruz ama NATO Genel Sekreteri’nin cebinde önemli bir “rüşvet” vardı!
İsveç ‘bağış konferansı’ düzenliyor
“İsveç ve Finlandiya’nın depremin ardından gösterdiği dayanışmanın çok önemli olduğunu” belirten NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “İsveç’in mart ayında uluslararası bir bağışçılar konferansı düzenleyeceğini” duyurdu (AA, 16.2.2023).
Yani Türkiye’nin herhangi bir NATO müttefiki değil ama NATO’ya üye olmak için Türkiye’nin onayını bekleyen İsveç, Türkiye için “bağış konferansı” düzenleyecekti!
Bağış konferansının İsveç’in NATO’ya giriş aidatı anlamına gelen bir rüşvet olduğu ortada…
Dahası, Stoltenberg’in verdiği ayrıntılardan, deprem için bağış konferansı üzerinden İsveç’in “fiili” olarak NATO’yla işbirliğine dahil edildiğini de anlamış bulunuyoruz. İsveç’in düzenleyeceği bağış konferansında toplanacak paralarla, NATO, Türkiye’nin deprem bölgesini yeniden yapılandıracakmış!
‘Elde var bir’ tavizi
Çavuşoğlu’nun açıklamasına göre hafta başında ABD Dışişleri Bakanı Blinken de geliyor ve yine Çavuşoğlu’nun açıklamasına göre ziyarette “mutlaka İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri de gündeme gelecek” (AA, 16.2.2023).
Görünen o ki ABD yönetimi, deprem krizini fırsata dönüştürerek Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’ya onayını hızlandırma baskısı yapıyorlar. Stoltenberg’in açıkladığı “İsveç’in Türkiye’ye bağış konferansı” kuşkusuz havuç anlamına geliyor. Bakalım Blinken’in elinde havuç mu, sopa mı olacak?
Ancak şunu önemle belirtmeliyiz: İktidarın “İsveç ile Finlandiya’nın üyelik onaylarını ayırma” açıklaması, Ankara’dan bakınca müthiş bir taktik gözüküyor olabilir ama Washington ve Brüksel’in bunu “elde var bir” şeklinde önemli bir taviz gördüğü ortada.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Şubat 2023
Alınmayan önlemlerin itirafları ve belgeleri
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/02/2023
Soru basit: 20 yıldır toplanan deprem vergileri tedbirlere harcansa, imar afları çıkarılmasa, bilim insanlarının uyarıları dinlense ve ona göre önlemler alınsa, can kaybımız daha az olur muydu?
Bu basit sorunun yanıtından ilk kaçan Erdoğan oldu, Hatay’da şöyle dedi: “Böylesine büyük bir felakete hazırlıklı olabilmek mümkün değildir” (tccb.gov.tr, 8.2.2023).
Evet, felaket büyük ama hazırlıklı olabilmek mümkündü: Örneğin AKP iktidarı döneminde (2003-2022) toplanan 86 milyar TL tutarındaki deprem vergileri, 96 metrekarelik tam 1,3 milyon yeni TOKİ konutuna ayrılabilirdi. Örneğin AKP iktidarı döneminde 6 kez çıkarılan “imar affı” çıkarılmayıp, projeye ve ruhsata aykırı fazla katlara izin verilmeyebilirdi. Örneğin bilim insanları dinlenir ve fay hatları üzerine havalimanı başta kamu binaları inşa edilmeyebilirdi. Örneğin EMASYA ve DAFYAR protokolleri kaldırılmayarak, Türk askerinin afetle mücadeleye hızla seferber olması sağlanabilirdi.
AFAD personel sayısı sorunu
Saraydan çok saraycılık yapan kimileri ise hiçbir eksiğin olmadığını, hükümetin/devletin ilk andan itibaren yapılması gereken her şeyi yaptığını iddia etmekle kalmıyor, vatandaşın “devlet nerede” feryadını ve felakette devletini aramasını bile “vatan hainliği” diye damgalıyor.
Oysa gerçek o kadar büyük ve çıplak ki, üzerine örtülmeye çalışılan perde onu tamamen kapatamıyor. Nitekim Erdoğan “ilk gün sıkıntılar yaşandığını” (AA, 8.2.2023) belirtmek zorunda kalıyor. Örneğin AFAD Başkanı Yunus Sezer “Deprem bölgesine müdahalede iki önemli engel (kış ve ulaşım) ile karşılaştıklarını” söylüyor. Örneğin MSB Akar, deprem bölgesinde görevlendirilen asker sayısının beşinci günde ancak 25 bine ulaştığını açıklıyor.
Asıl büyük itirafı ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yapıyor: “AFAD’ın toplam personel sayısı 7 bin 300’dür. Takdir edilir ki 7 bin 300 personelle Türkiye’deki bu büyük afeti veya herhangi bir afeti yönetebilmek mümkün değildir” (afad.gov.tr, 13.2.2023).
AFAD’ın personel sayısının herhangi bir afeti yönetebilmeye yetmeyecek olması, İçişleri Bakanı’nı da, hükümeti de sorumluluktan kurtarmıyor! Zira deprem ülkesi Türkiye’de her bölgeyi depreme hazırlamak ve vatandaşın can ve mal güvenliği için önlem almak hükümetlerin görevidir. AFAD’ın personel sayısının yetersizliğinden şikayet etmeye hakkı olmayan sondan bir önceki kişi Soylu, sonuncu kişi de Erdoğan’dır!
Diyanet’in personel sayısının 130 bine ulaştığı şartlarda, deprem ülkesi Türkiye’nin AFAD’ına ancak 7 bin personel ayırmak, başlı başına tedbirsizliktir ve görevi ihmaldir!
AFAD’ın 2020 raporu
Sonuç ortada: AKP 20 yıldır, geleceği belli olan depremlere karşı hazırlık yapmadı, önlem almadı.
Hepsini geçtim, Maraş Valiliği ile AFAD’ın 2020 yılında hazırladığı “İl Afet Risk Azaltma Planı”nın bile dikkate alınmadığı, sonuçları itibariyle görülüyor. Zira 7.5 şiddetinde deprem bekleyen o rapor, hangi mahallelerin, hangi binaların yıkılacağına kadar pek çok şeyi öngörmüş…
Artık geniş kitlelerce görülmeli: Türkiye’nin, tedbirsizliğini “kadere” bağlamayan, bu raporları dikkate alarak halk için politika üreten bir yönetime ihtiyacı var.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Şubat 2023
Türkiye ve Suriye, ortak enkazdan tarihi dostluk çıkarmalı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 14/02/2023
Pazarcık 7.7 ve Elbistan 7.6 depremleri, sadece Türkiye’yi değil, Suriye’yi de etkiledi. Suriye’de de çok sayıda can kaybı var.
Yani iki komşu ülke olarak, deprem felaketinden birlikte etkilendik.
Haliyle iyi komşuluk ilişkilerine, komşuluk dayanışmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Ne yazık ki Atlantik kampının 12 yıldır Suriye’ye sürdürdüğü saldırı nedeniyle, komşumuz dünyanın çok az ülkesinden yardım ve destek alabilmektedir. Kabaca kıyaslarsak, Türkiye’ye yardım yapan ülkelerin yaklaşık dörtte biri, Suriye’ye yardım ediyor…
ÇİN’İN ABD’YE SURİYE BASKISI
Çin’in diplomatik baskısı nedeniyle ABD Suriye’ye uyguladığı yaptırımları 180 günlüğüne “kaldırdı.” ABD yaptırımları “kaldırdığı” için de bazı Batılı ülkeler sonradan Suriye’ye kısmi destekler verdiler.
“Kaldırıldı” kelimesini şundan tırnak içine aldım: ABD 180 günlüğüne kaldırdığı yaptırımları, ayrıntılarda çeşitli şartlara bağlamış görünüyor…
Ki ABD’nin tutumu tipik bir emperyalist iki yüzlülüktür: Hem petrolden buğdaya Suriye’nin kaynaklarını çalıyor hem Suriye’ye ağır ambargo uyguluyor hem de kontrolündeki ülkelerin Suriye’yle ticaret yapmasını önlüyor…
Ve Çin’in ABD’yi sıkıştıran açık baskısı olmasa, böylesi insani bir felaket karşısında, bu tutumunu tüm katılığıyla sürdürmüş olacaktı...
AYNI COĞRAFYA, AYNI FAYLAR, AYNI ACILAR
Türkiye’nin Rusya’nın kolaylaştırıcılığında kapı araladığı Suriye’yle normalleşme konusu, deprem öncesinde nihayete eremediğinden, ne yazık ki depremin ilk bir haftası boyunca olması gereken bir komşuluk dayanışması sergileyemedik.
Oysa aynı coğrafyayı paylaşırken, aynı fay hatlarını da paylaşmış oluyoruz. Ve aynı tarihin içinde, aynı acıları da yaşıyoruz.
Ankara-Şam henüz normalleşemediyse de, Türkiye ve Suriye halklarının depremin acılarını sarmak konusunda dayanışmasına büyük ihtiyaç var.
Yarın tekrar ilişkiler normalleştiğinde, bugün ne kadar dayanışma içinde olduğumuz, o kadar önem taşıyacak, ilişkilerin hızla geliştirilmesinde o kadar etken olacaktır.
ATILACAK BEŞ ADIM
Evet, aralanan normalleşme kapısı açılmamış olabilir ama Ankara’nın da Şam’ın da depremin acılarını azaltmak için normalleşmeyi beklemeden karşılıklı adımlar atması gereken günler yaşıyoruz.
Tablodaki 12 yıllık sorumluluğumuz nedeniyle burada asıl ödev haliyle bize, Türkiye’ye düşüyor. Ankara’nın şu beş adımı atması kritik önemdedir:
1) Şam’a hava koridoru açılmalıdır.
2) Uygun kara/sınır kapıları devreye sokulmalıdır.
3) Türkiye’den Suriye’ye deniz ulaşımı devreye sokulmalıdır.
4) Suriye halkının dışarıdan temin edemediği ilaç başta acil insani ihtiyaçların karşılanması sağlanmalıdır.
5) Suriye’deki Türk askerleri ile Suriye ordusu işbirliği yapmalıdır.
Kısacası, aynı coğrafyayı, aynı fayları paylaşayan ve aynı acıları yaşayan Ankara ile Şam, 12 yıllık hataları/yanlışları arkada bırakmak üzere, depremi bir komşuluk dayanışmasına çevirmeli ve bin yıllık tarihi ilişkilerin gereğini yerine getirmelidir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Şubat 2023
Kaçak-Ruhsat-Bağış düzeni
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/02/2023
Anımsayacaksınız: Erdoğan 21 Ekim 2017’de “Biz bu şehre (İstanbul) ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz” demişti. Kuşkusuz ihanet edilen şehir sadece İstanbul değil, bütün şehirler, tüm ülkeydi…
Aslında İstanbul’a ve ülkeye nasıl ihanet ettiklerini de söylüyorlar…
Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonraki iki yılın bilançosunu çıkardığı basın toplantısında aynen şöyle söylüyordu: “Kaçak yapılara ruhsat verip bağış alıyoruz.”
Ak’lama rejimi
Elbette o kaçak binaların büyük kısmı önceki dönemlere aitti ama bundan “bağış” çıkarmak bir yenilikti ve yeni düzenin de ayak sesleriydi.
Nitekim o düzen geride kalan çeyrek yüzyılda AKP tarafından inşa edildi: Kaçak-Ruhsat-Bağış düzeni…
Müteahhitler rahatça denetimsiz “kaçak” yapı yapabiliyor, siyaset “bağış” karşılığı “ruhsat” vererek, kaçakları legalize ediyor.
Hatta 1996’da “Kaçak yapılara ruhsat verip bağış alıyoruz” dedikleri düzeni geliştirdiler, derinleştirdiler ve genelleştirdiler: Havuzlar da kurdular, “kaynağını sormayacağız, getirin paralarınızı” diyerek çeşitli ülkelerden oligarklara alan da açtılar.
İmar affı, vergi affı, 20 yılda 200’den fazla kez değiştirdikleri ihale kanunu, vakıf-belediye ilişkisi vb yollarla “ihaneti” büyüttükçe büyüttüler…
Yedirtmeyizciler
Burada “bağış” kelimesi, kurdukları düzenin sihirli kelimesidir. Bu kelimeyi meşrulaştırmak için de kutsal bir kelimeleri var: Dava.
İşte o dava için her yol mübah, her bağış helal!
İki gündür, “AHBAP’a 1 milyar TL’yi yedirmeyiz” özetli saldırıların sebebi de bu. Çeşitli isimlerce sosyal medyada dile getirilen bu söylemin alt metni açık: “Biz yiyeceğiz.”
Yurttaşın neden AFAD’a ve Kızılay’a değil de Haluk Levent’in liderlik ettiği AHBAP’a yardım yaptığından dersler çıkaracaklarına, AHBAP’a yapılan bağışlara OHAL üzerinden nasıl el koyabileceklerine kafa yoruyorlar!
Özetle, “Kaçak-Ruhsat-Bağış düzeni”nin elemanları, kendilerine yapılmayan bağışların peşinde…
Ve 20 yıldır toplumu her konuda böldükleri gibi bu konuda da böldüler; AFAD’cılar-AHBAP’çılar diyerek siyasi rant elde etmeye çalışıyorlar.
Keşkenin gereği
Her afetten sonra “Kaçak-Ruhsat-Bağış düzeni” için fatura ödememenin yolu da aynı: “Kader planı.”
20 yıldır böyle:
İyi bir şey olursa AKP’den, kötü bir şey olursa Allah’tan!
İyi bir şey olursa Erdoğan’dan, kötü bir şey olursa “dış güçler.”
İyi bir şey olursa “yaparsa AKP yapar”, kötü bir şey olursa “bugün siyaset günü değil.”
İyi bir şey olursa “gemi onların”, kötü bir şey olursa “hepimiz aynı gemideyiz.”
Kısacası, önümüzde hepimiz için bir yol ayrımı var: Ya bu “Kaçak-Ruhsat-Bağış düzeni”ni değiştireceğiz ya da her afette aynı nakaratları tekrarlamayı sürdüreceğiz.
Bunun için AKP’lilere de iş düşüyor: Depremde yakınlarını kaydeden acılı AKP milletvekilinin “keşke gerekli tedbirleri alsaydık” sözleri, ancak gereği yapıldığında acıları paylaşan bir özeleştiri olacaktır çünkü…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Şubat 2023
Doğayla, bilimle, akılla savaş
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/02/2023
Ovaya şehir kurmak, doğayla savaşmaktır; şehri ovanın kenarında kurup, ovada tarım yapmak doğayla uyumlu yaşamaktır. Peki insan neden doğaya uyum yerine doğaya savaşı tercih eder? Daha çok kazanç için.
Örneğin Antalya’da böyle oldu: Domates tarlaları müteahhitlere verildi, oteller açıldı. Çünkü otel tarladan, turist domatesten kazançlıydı.
Örneğin kurutulan Amik Gölü’ne havalimanı yapmak doğaya savaş açmaktır. TMMOB’un “orası fay hattı” uyarılarına rağmen havalimanı yapmak bilimle, akılla savaşmaktır. Sonuç ortada; havalimanı kullanılamıyor!
Hepiniz müteahhitsiniz!
Türkiye’deki kayıtlı müteahhit sayısı 450 bini geçti. 190 kişiye bir müteahhit düşüyor. Peki neden herkes müteahhit?
Yanıtı aynı olan bir soru daha soralım: Neden bu yüzyılda Türkiye’deki binaların ömrü 40-50 yıl? Oysa İstanbul’da örneğin hâlâ içinde yaşadığımız 150 yıllık binalar var. Onlar nasıl yaşıyor da, 100 yıl sonra üstelik yeni teknolojiyle yapılan yeni binalar hızla ölüyor?
Yanıt için şu anekdotu anlatmalıyım: Geçenlerde 14 yıllık buzdolabım bozuldu. Servis geldi, “bunların kartı artık yok” dedi. Araştırdım, ne yazık ki böyle bir mevzuat oluşturabilmiş şirketler; belli bir yıldan sonra kartlarını stokta bulundurmak zorunlulukları yokmuş. Peki ne yapacaktım? Yeni buzdolabı almam gerekiyordu! Oysa aynı markanın çok eski bir modelini annem 40 yıl boyunca kullanmıştı. Ben daha teknolojik olan yeni modeli ancak 14 yıl kullanabilmiştim. Araştırdım: Zaten son dönemde ömürleri 7-10 yıla ayarlanmış, garantisi de ona göre. Böylece evlenen bir çift, ömürleri boyunca eskiden 1-2 buzdolabı alırken, artık 5-6 buzdolabı almak zorunda kalacak!
Neden? Çünkü dayanaklı (150 yıllık) bina gibi dayanıklı (40 yıllık) buzdolabı da şirketler için “kârlı” değil. Daha çok kazanç için dayanmaması, daha sık tüketilmesi gerekiyor.
Nitelik değil nicelik öncelikli sistem
Dolayısıyla önümüzde bir sistem, yani kapitalizm sorunu var. Daha çok kazanç için daha çok tüketmek, daha çok tüketmek için de metaların (bina da metadır) ömürlerinin daha az olması gerekiyor.
Haklı olarak diyeceksiniz ki “ama depremde ayakta kalan 20-30 yıllık binanın az ilerisindeki 3-4 yıllık bina yıkıldı, o nasıl oluyor?” Onun yanıtı da zaten sorunlu olan bu sistemin, en kötü şekilde işletiliyor olmasındadır.
Örneğin yıkılan “lüks sitelerden” biri, 2019’da açılmıştı. Şirket açılışı 320 cm’lik makasla yapmış, Guinnes’e başvurmuş ve haber olmuştu! Ama 4 yıllık o site bu depremde yıkıldı, açılış makasları uzundu ama bina dayanıklılığı bakımından başka şeyler kısaydı demek ki. Ve anlaşılan o gün açılışa katılan vali yardımcısından, iktidar partisi milletvekillerine ve muhalefet partisi belediye başkanlarına kadar herkes, olması gereken bina şartlarına değil, 3 metreden uzun makasa bakmıştı!
Çarpık kentleşme, betonculuk, rantiye, liyakatsizlik, denetimsizlik, parti/belediye-ihale-şirket üçgeninde zenginleşme, özelcilik, devletin malı denizcilik, vergi affı, imar affı ve herkesin bulaştırıldığı hırsızlık piramidi inşası…
Felaketlerde iktidarların sloganıdır: “Gün birlik beraberlik günüdür, siyaset yapılmasın.” Oysa o felakete nasıl gelindiğinden, neden önlem alınmadığından, felakete sorasında neler yapılması gerektiğine dair her konu, siyasetin konusudur. Siyasetsizlik önerisi, siyasetçilerin kötü siyasetlerini halktan gizlemesinin örtüsüdür.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Şubat 2023
Kağıttan kaplana test balonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 06/02/2023
Devletlerarası ilişkilerin geçen haftaki en önemli konusu, ABD semalarında dolaşan Çin’in balonuydu.
Çin balonun meteoroloji balonu olduğunu ve Pasifik üzerinden ABD’ye sürüklendiğini savunurken, ABD bunun bir istihbarat balonu olduğunu belirterek vurdu.
ABD’yi boydan boya geçebilen balon
ABD’nin Çin balonunu “istihbarat balonu” olarak nitelemesinin dayanağı, Pentagon’un “balonun manevra kabiliyeti olduğunu” söylemesiydi. Ancak bu, “istihbarat balonu” demek için yeterli bir dayanak değil. Çünkü o dayanak şu basit soruyu yanıtlayamıyor: Bir balon, Çin’in sayısız uydusunun alamadığı hangi istihbaratı toplayabilecek ki?
Dolayısıyla balonun bir istihbarat balonu olmadığını ama sürüklenme süreci içerisinde, dolaylı bir şekilde test balonuna dönüştüğünü söyleyebiliriz. Şöyle ki bir “meteoroloji balonu” olarak Pasifik üzerinden sürüklenmeye başlayıp, ABD’nin Batı kıyılarına ulaştığı anda, artık fiili bir “test balonu”dur; ABD’nin savunmasını test eden bir balondur.
Öyle ki Çin balonu ABD’nin batı kıyılarına ulaştıktan sonra, ABD ana karasını da boylu boyunca geçmiş, ABD’nin en doğusuna kadar ulaşmış ve ancak orada vurularak Atlantik Okyanusu’na düşürülmüş. Yani bu fiili durum nedeniyle, balon ABD’yi tamamen test etmiş diyebiliriz.
Ve “Pasifik Okyanusun’dan Atlantik Okyanusu’na kadar ABD kıtasını geçebilen balon” olarak da tarihteki yerini almış oldu.
Çin ne öğrendi?
Peki Çin, bir meteoroloji balonunun sürüklenerek fiilen test balonuna dönüşmesinden neler çıkarmış oldu?
1) Çin, ABD’nin balonu ne zaman, nerede ve nasıl tespit edebildiğini öğrenmiş oldu.
2) Çin, ABD’nin balonu tespit ettikten sonra nasıl bir teyakkuz durumu izlediğini, hangi prosedürleri uyguladığını öğrenmiş oldu.
3) Çin, ABD’nin balonu nasıl vurduğunu öğrenmiş oldu.
Ve elbette, Çin başta tüm dünya şunu öğrenmiş oldu: Balon, Pasifik’ten Atlantik’e ulaştı ve emperyalist ABD’yi boydan boya geçebildi. (Balonun ne balonu olduğunun bir önemi yok. Bir de ABD’nin “istihbarat balonu” iddiası doğru olsaydı!)
Dolayısıyla Mao’nun “emperyalizm kağıttan bir kaplandır” tezi, bir kez daha doğrulanmış oldu.
Balondan çatışma
Konunun bir diğer yönü de ABD’nin “krizli” sürecin sonunda, işi “balondan bir çatışmaya” dönüştürmüş olmasıdır.
ABD, iyi niyetli olsa, sürüklenen bir meteoroloji balonunu, bir çatışmanın konusu haline getirmezdi. Dahası, Çin’le işbirliği yapsa, balon “test balonuna” bile dönüşmezdi.
Ancak balonu istihbarat balonu diye niteleyip en sonunda vurması, süreci krize dönüştürmesi ve balon üzerinden ABD-Çin gerginliğini körüklemesi, ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in 5-6 Şubat tarihli Çin ziyaretini iptal etmesi, “balondan bir çatışma” aradığına işaret etmektedir.
Nafile. Bunlar sonucu değiştirmedi: Çin balonu, ABD kıtasını batısından doğusuna geçerek ve Pasifik’ten Atlantik’e ulaşarak, kağıttan kaplanı test etmiş oldu!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Şubat 2023
Çavuşoğlu’nun NATO gözlüğü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 04/02/2023
NATO’nun askeri bir örgüt olma özelliğinden önce siyasi bir örgüt olma özelliğinin geldiğini; NATO’nun ABD’nin üye ülkeleri kontrolü/denetimi altında tutmasının aracı olduğunu bu köşede pek çok kez dile getirdim.
Bugün yeni bir tanım daha ekleyeyim: NATO, zihinle oynayan bir gözlüktür. NATO gözlüğüyle baktığınızda, zihniniz siyahı beyaz, büyüğü küçük algılar.
NATO’nun zihinle oynayan bir gözlük olduğunun son göstergesi ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bazı “saptamaları” oldu.
PKK-FETÖ İsveç’in NATO üyeliğine karşıymış!
Çavuşoğlu, Tallin’de Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Reinsalu ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu: “Size net bir biçimde şunu söyleyebilirim; bu provokasyonun ve provokatörlerin amacı, İsveç’in üyeliğini engellemek. PKK destekçileri ve FETÖ, Finlandiya ve İsveç’in, özellikle de İsveç’in NATO’ya üye olduklarında onların üzerinde daha fazla baskı olacağını biliyor.” (AA, 1.2.2023)
Ancak NATO gözlüğüyle bakılınca dile getirilebilecek sözler bunlar…
Çavuoğlu NATO gözlüğüyle bakınca şunları görmüş:
PKK İsveç’te neden eylem yapmış? İsveç’in NATO üyeliğini engellemek için!
Peki PKK ve FETÖ neden İsveç’in NATO üyeliğine karşıymış? Çünkü İsveç NATO’ya üye olursa, PKK ve FETÖ’ye baskı uygulamak zorunda kalırmış!
PKK ve FETÖ NATO destekli zaten
Oysa Çavuşoğlu NATO gözlüğü yerine Türkiye gözlüğüyle baksa, şunları görecek:
PKK ve FETÖ, ABD ve NATO destekli zaten!
NATO üyeliği terör örgütleri üzerinde baskı kurmanın gerekçesi olsa, başta ABD olmak üzere Almanya’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Yunanistan’a dek Türkiye’nin pek çok NATO “müttefiki”, bu örgütlere ev sahipliği yapmaz!
Yani NATO gözlüğü, Türkiye gözlüğünün tam tersini gösteriyor: NATO, Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine baskı kurmanın aracı değil, tersine bu örgütlere Türkiye’ye karşı eylemlerinde para, silah ve zemindir!
Türkiye’nin en önemli sorunu
Bakın sadece bu konuda değil, NATO gözlüğü hemen her konuda Türkiye’deki pek çok kesimin zihnini allak bullak etmiş durumda. Türkiye’ye bu kadar zararı olan bir yapının, tersine, ne çok yararlı olduğu bu kadar savunulamazdı yoksa! Hangi yararlar sorusunun elbette somut bir yanıtı yok. Genelde Soğuk Savaş günlerinden kalma antikomünist bakışla, “NATO üyesi olduğumuz için Rusya bize saldıramıyor” deniyordu ama geçenlerde şunu duydum: “NATO içinde kalırsak, ABD Türkiye’ye saldıramaz.”
Yani ABD’nin Türkiye’ye düşmanlığını saptayabiliyor ama NATO’yu bunun önünde engel sanıyor! Ah NATO gözlüğü!
NATO işte tam da budur, yani Amerikan zehridir. O zehir önce gözlerinizi etkiler, görüntü değişir, ardından zihninizi ele geçirir ve vücudunuz adım adım teslim olur…
İşte bu nedenle Türkiye’nin önündeki en önemli sorun NATO’culuktur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Şubat 2023
Altılı Masa’nın ‘batıcı’ dış politikası
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/02/2023
Altılı Masa, 240 sayfalık “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” açıkladı. Metnin “Dış Politika, Milli Savunma, Güvenlik ve Terörle Mücadele, Siber Güvenlik, Göç ve Sığınmacı Politikaları” başlıklı 9. bölümü ise sadece 12 sayfa!
Birbirine benzemeyen altı siyasi partinin herhangi bir konuda “mutabık” olabilmesi, elbette çok zordur. Bu nedenle olsa gerek, dış politika ve güvenlik konuları da, iki istisna hariç, çoğunlukla yuvarlak ifadelerle geçiştirilmiş, köşeli vurgulardan kaçınılmış.
NATO’culuk, AB’cilik
Altı partinin köşeli vurguyu gerektiren mutabık olduğu istisna iki konu ise NATO ve AB olmuş. Özetle “NATO’culuğa devam, hedef AB’ye tam üyelik” denmiş.
Kuşkusuz bu iki konu ya da daha doğru ifadeyle Türkiye’yi Atlantik’e çapalayan bu iki bağ, AKP-MHP ittifakı için de geçerli. Yani Cumhur ile Millet’in Atlantikçilik konusunda temelde bir farkı yok. İkisinin de yüzü Batı’ya dönüktür. Fark belki şuradadır: Cumhur Batı ile daha iyi pazarlık edebilmek için arada dönüp Doğu’ya bakarken, Millet, bu metinle Doğu’ya daha az bakacağını ilan etmektedir.
Örneğin Mutabakat Metni’ndeki “Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerimizi gerçekçi bir zeminde değerlendireceğiz” sözü, mevcut yakınlaşmanın “gerçekçi” olmadığına göndermedir ne yazık ki…
Fiili tek tarafçılık
Oysa gerçek şudur: Dünya ekonomisinin yönü zaten Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymıştı; artık siyasetin yönü de kayıyor. Kuşak ve Yol ile Asya, Afrika ve Avrupa entegre oluyor, Asya/Avrasya yükseliyor, çok kutuplu dünya inşa oluyor, bu tablo tüm devletlere “çok taraflılık” fırsatı sağlıyor.
AKP ideolojisi ve programı nedeniyle bu fırsatı kullanamadı, kullanamazdı; tersine bunu Batı’yla pazarlığına araç yapmaya kalktı ve neo-Abdülhamitçi “dengecilikle” çok taraflılığı, çok tarafa tavize dönüştürdü. Türkiye’yi önümüzdeki dönemde yönetme iddiasında olanlar, tersine, “çok kutuplu dünyada çok taraflılık” ile çok taraftan kazançlı çıkılabileceği gerçeğine göre konumlanmalıydı.
“AB’ye tam üyelik” hayaline saplanarak, “F-35 projesine dönmek için girişimde bulunacağız” diyerek, “çok taraflılık” uygulanamaz. Tersine, F-35 “tek tarafa” daha fazla bağlanmanın aracına dönüştürülür.
Uzlaşı arama yanlışlığı
Mutabakat Metni’nde “ABD ile ilişkileri eşitler arası bir anlayışla kurumsal temele oturtacak, müttefiklik ilişkisini karşılıklı güvene dayanacak şekilde ilerleteceğiz” deniliyor.
Oysa Türkiye ile ABD arasında “karşılıklı güven” sorunu yok; zaten “karşılıklı” bir durum da yok, tek taraflı bir durum var: ABD Türkiye’ye karşı terör örgütlerini destekliyor; Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve Kafkasya’da Türkiye’ye karşı hareket ediyor; Türkiye’ye askeri ve ekonomik yaptırımlar uyguluyor; Türkiye’nin fay hatlarıyla oynamaya çalışıyor. Yani güven sorunu “karşılıklı” değildir.
Türkiye’nin ABD’yle sorunları stratejiktir ve yaşamsaldır; o sorunlar uzlaşı arayarak değil, kararlı bir şekilde karşı koyarak çözülür. Bu nedenle Türkiye’nin asıl gündemi, o kararlılığı ortaya koymak ve güçlendirmek üzere iç ve dış cepheleri inşa etmektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Şubat 2023