Archive for category Politika Yazıları
Erdoğan-Biden zirvesinin işbirliği dosyaları
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/06/2021
Erdoğan-Biden zirvesine hazırlık olarak yapılan Çavuşoğlu-Blinken, Akar-Austin, Önal-Sherman görüşmelerini değerlendirdiğimiz geçen haftaki yazımızda şu saptamayı yapmıştık: “Ankara ile Washington, ‘Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde’ uzlaşmış durumda.”
Bu görüşmeleri izleyen Greenfield-Kalın görüşmesi de aynı uzlaşının işaretlerini verdi.
ABD’nin S-400 alternatifi
Paranteze alınmaya çalışılan en önemli konu S-400. Yine ikili görüşmeleri değerlendirdiğimiz geçen haftaki bir başka yazımızda, Çavuşoğlu’nun Blinken’e bu konuda bir “non-paper” verdiğini, Washington’un da karşılığında Ankara’ya “alternatif sunduğunu” belirtmiştik.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te söylediği “Türkiye’ye alternatif sunduk” açıklamasının peşine düşen Hande Fırat, öğrendiklerini yazdı: “Amerikan yönetimi Türkiye’den S-400’leri aktive etmediğine ve etmeyeceğine ilişkin yazılı bir taahhüt istiyor. S-400’lerin aktive edilmediğinin denetimi Amerikan askeri uzmanları tarafından yapılacak. Bu denetim formülü taahhütte de yer alsın istiyorlar.” (Hürriyet, 8.6.2021).
Hande Fırat, “edindiğim bilgilere göre Türkiye teklifi kabul etmemiş” diyor. Umarız öyledir.
Fakat önemle belirtelim: Ankara S-400’leri aktif hale getirmediği ve örneğin Akar’ın “Girit formülü” gibi seçenekler dile getirdiği müddetçe ABD daha çok alternatif sunar! Baskıdan kurtulmanın bazen en iyi yolu kesip atmaktır; bu örnekte S-400’leri çalıştırmaktır.
Ukrayna-Karadeniz dosyası
Türkiye ile ABD arasında paranteze sığdırılmayacak önemde ve çoklukta sorunlar var. Fakat buna rağmen Erdoğan’ın iç politikadaki ve ekonomideki ihtiyaçları ile Biden’ın Çin ve Rusya planları için sorunlar paranteze alınmaya çalışılacak. Karşılığında da yeni işbirliği alanlarında yoğunlaşılacak. Peki nedir yeni işbirliği alanları?
1) Ukrayna-Karadeniz konusu ABD’nin Türkiye-Rusya işbirliğini sabote edebileceğini düşündüğü en önemli alan.
Geçen aylarda ABD Ukrayna’da yeniden bir cephe açmaya çalışarak hem AB’yi hem de Türkiye’yi Rusya’ya karşı harekete geçirmeye çalıştı. Kısmen başarılı oldu ama Rusya’nın sahadaki kararlılığı nedeniyle bir noktada durmak zorunda kaldı.
Ankara’nın Karadeniz’de katıldığı NATO tatbikatları, Montrö’yü tartışmaya açması, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine destek vermesi, Ukrayna’ya İHA satması, Kırım açıklamaları Moskova’da rahatsızlık yarattı. Washington şu aşamada bu kadarını yeterli görüyor. Nasılsa NATO 2030 konseptiyle devamı gelecek!
Afganistan dosyası
Hafta başında CRI Türk için yaptığım “ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya Cephesi” başlıklı incelemede, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi nedeniyle ABD’nin Orta Asya için bazı planlamalar yaptığını yazdım.
Amerikan basınının ortaya çıkardığı “Pentagon’un gizli ordusu” konusundan bir Pentagon belgesinde ABD’nin Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın da bulunduğu bazı ülkelerde önümüzdeki dönemde askeri tesisler inşa etmeye hazırlandığına kadar kimi gelişmeler, Orta Asya’nın önemine işaret ediyor.
Daha ilginci de şuydu: CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulunuyordu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD ile görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).
Tam da öyle oldu…
Fatih Çekirge’ye konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Reuters’in duyurduğu “Türkiye, geri çekilmenin ardından Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliği ve yönetimini üstlenme teklifinde bulundu” haberini doğrulamış oldu. Akar’ın sözleri şöyle: “Afganistan ile ilgili ABD’lilerle görüşüyoruz. NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda konuştuk, ABD’lilerle heyetler arasında konuşuluyor. Afganistan’da kalma niyetimiz var. Siyasi, mali ve lojistik destek verildiği takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz” (Hürriyet, 7.6.2021).
Anımsatalım: ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Beyaz Saray’daki basın toplantısında Erdoğan-Biden zirvesinin gündeminde Afganistan konusunun da olduğunu söylemişti.
Görünen o ki Ankara ile Washington, Ukrayna ve Afganistan işbirliği dosyalarıyla 14 Haziran’da zaman kazanmaya çalışacaklar.
Ancak özellikle Greenfield-Kalın görüşmesindekonuşulan konular ile ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda petrol muafiyetini kaldırma başta kimi yeni kararları, Türkiye-Rusya ilişkilerine yeni sorunlar ekleme hamlesi gibi görünüyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Haziran 2021
ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya cephesi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/06/2021
Kuşak ve Yol İnisiyatifi, özetle Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına uzanan kara ve deniz ticaret yolları inşası projesidir. ABD, bu projenin gerçekleşmesi halinde AB üzerindeki denetimini yitireceğinden endişe ediyor. Bu nedenle bir yandan AB ülkelerini bu inisiyatife katılmamaları için zorluyor, bir yandan Çin’in bu projeye dahil olan ülkeleri borçlandırarak kontrolü altına alacağı propagandası yürütüyor, bir yandan da Kuşak ve Yol’u düğüm noktası olarak gördüğü yerlerden kesmeye çalışıyor.
ORTA ASYA’NIN KUŞAK VE YOL’DAKİ ÖNEMİ
Kuşak ve Yol İnisiyatifi açısından kritik öneme sahip bölge Orta Asya’dır. Batısında Afganistan’ın ve doğusunda Sincan Uygur Özerk Bölgesinin bulunduğu bu alan, ABD’nin Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı yığınak yapmak istediği bölge olarak görülüyor.
ABD bu bölge üzerinden öncelikle Çin’i ama ek olarak da Rusya’yı rahatsız etmeyi hesaplıyor. ABD, buradaki varlığını, aynı zamanda Hindistan ile Çin arasında sık sık sorun çıkartabilmenin aracı olarak görüyor.
Son üç haftada yaşananlara dikkatinizi çekmek istiyorum:
ABD’NİN ASKERİ TESİS İNŞA PLANI
1) Amerikan Newsweek dergisi, iki yıl süren araştırma sonucunu yayımladı: Rapora göre ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, son 10 yılda yaklaşık 60 bin kişilik büyük bir gizli ordu kurdu. Bu ordunun yarısı özel harekât kuvvetlerinden oluşuyor. Bu ordu, dünyanın belirli noktalarında askeri üniforması ya da sivil kılıkla, 130 şirkete bağlı olarak operasyonlar yapıyor (Sputnik, 17.5.2021).
2) Pentagon Mühendisler Birliği’nin Amerikan medyasına yansıyan bir talep metni belgesi, ABD’nin yaklaşık 20 ülkede yeni tesis yapımı için bazı şirketlerle beş yıllık anlaşma yaptığını ortaya koydu. 240 milyon dolarlık harcama planı görülen belgede ABD’nin askeri tesis yapmayı planladığı ülkeler arasında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın yer alıyor olması dikkat çekiyor (Sputnik, 20.5.2021).
TÜRKİYE’YE AFGANİSTAN ROLÜ
3) Amerika’nın Sesi Radyosuna Türkiye değerlendirmesi yapan CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulundu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD’yle görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).
4) Obama döneminde başlayan, Trump döneminde ilerletilen “Afganistan’dan çekilme” planı, Biden döneminde de sonuçlandırılmak üzere yürürlükte. Washington bunun hazırlığı olarak Afgan yönetimiyle Taliban arasında barış görüşmeleri başlatacak ve Türkiye’den bu barış görüşmelerinin ev sahibi olmasını istedi. Ankara da kabul etti.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Beyaz Saray’daki basın toplantısında, Biden ile Erdoğan arasında yapılacak 14 Haziran görüşmesinde “Türkiye’nin, Afganistan’daki müzakereler ve diplomasi konusunda oynayacağı rolün de ele alınacağını” açıkladı (Sputnik, 7.6.2021).
SİNCAN UYGUR BÖLGESİNİN ÖNEMİ
İşte ABD’nin ve Batı’nın sık sık işlediği Uygur meselesi de Tibet meselesi de bu düzlemde önem kazanıyor. Yoksa ABD emperyalizmi açısından Uygur’un da Tibetlinin de bir değeri yok! Uygur ya da Tibet konusu, ABD’nin Çin’i sıkıntıya düşürebilme potansiyeli olarak değerli sadece…
Sincan Uygur ile Tibet bölgeleri, Çin’in batı kapıları…
Dahası bu bölge, Çin’in Pakistan’da işletmeye başladığı Gwadar limanı nedeniyle daha da önem kazanıyor. İran’dan petrol yükleyen bir tanker, ABD’nin savaş gemisi bulundurduğu Malaka Boğazı’na girmeye gerek kalmadan hemen Körfez’in yakınındaki Gwadar limanına yük boşaltıyor, petrol Pakistan’ın güney-kuzey yönünde boru hattı ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinin batısında bulunan Kaşgar’a ulaşıyor.
Böylece Çin hem yolu kısaltıyor, hem de ABD’nin denetlediği boğazı baypas ediyor.
ABD’NİN SAHTE UYGURCULUĞU
İşte Orta Asya’da askeri tesis planlaması yapan ABD, 130 şirkete bağlı “gizli ordu” birlikleriyle bu bölgede önümüzdeki dönemde sabatoj faaliyetlerinden kışkırtıcı eylemlere kadar bir dizi “özel savaş” operasyonu yapmak istiyor. Pentagon’un basına yansıyan planlamaları açık bir şekilde bu türden faaliyetlere işaret ediyor.
O nedenle başta Uygur meselesi olmak üzere demokrasi ve insan hakları eksenli konular Batı’da artan oranda kullanılmaya çalışılacak.
Uygur meselesi aynı zamanda ABD ve işbirlikçileri tarafından Türkiye ile Çin’in arasını açma hedefli olarak sık sık kaşınacak.
NATO 2030 KONSEPTİ
ABD, Çin’i ve Rusya’yı 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde birkaç cephede birden baskı altında tutmak istiyor.
Peki bunu kimlerle yapacak? AB’yle, İngiltere ve Türkiye gibi NATO’nun güçlü ülkeleriyle ve Doğudaki Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi NATO ortaklarıyla…
ABD, Baltık bölgesinden başlayarak Ukrayna cephesi, Karadeniz ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya uzanan hattı hem Çin’e hem de Rusya’ya karşı kullanmanın ve bu hattın doğusunda Çin ile Rusya arasına girmenin planlamasını yapıyor.
İşte NATO 2030 konsepti özetle bu hedefin konseptidir.
14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesinin esas hedefi bu konsepte hazırlanmaktır.
Ancak tüm bunlar, 21. yüzyılın Asya Yüzyılı olmasını durduramayacak…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Haziran 2021
SETA ABD’den taşeronluk talep ediyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/06/2021
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı SETA, AKP’nin düşünce merkezi olarak 2006’da kuruldu. SETA’nın kurucu direktörü İbrahim Kalın, Erdoğan’ın sözcüsü olarak sarayın en etkili adamlarının başında gelir. SETA’nın eski genel koordinatör yardımcısı Fahrettin Altun, iletişim başkanı olarak yine sarayın etkili adamlarından biridir.SETA’yı bugün aynı ekipten Burhanettin Duran yönetmektedir.
Neden mi kısa bir SETA tanıtımı yaptık? SETA’nın analistlerinden Ömer Özkızılcık’ın TRTWorld’de yer alan bir analizi nedeniyle.
SETA ‘Türk modeli’ pazarlıyor
SETA analisti Ömer Özkızılcık, 2 Haziran’da “Türk modeli Doğu Avrupa’da yankılanıyor ve Moskova endişeli” başlıklı bir makale yazdı.
Özkıcılcık, “Türkiye’nin ABD ve Batı Avrupa güçlerinin yardımı olmadan Rusya’yı sınırlayabileceğini gösterdiğini” savunuyor ve bunun da ortaya bir “Türk modeli” çıkardığını belirtiyor. O modeli de şöyle tarif ediyor: “Türkiye’nin Rusya’yı Suriye’de durdurma yeteneği, Türkiye’nin Libya’daki askeri güç dengesini Rus destekli savaş ağası Halife Hafter’e karşı tersine çevirmedeki başarısı ve Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da oynadığı önemli rol sadece askeri zaferler değildir; ABD’nin yardımı olmadan Rusya’yı sınırlamak için bir modeldir.”
SETA analisti Özkızılcık, Türkiye’nin “Ukrayna, Azerbaycan, Libya, Suriye Geçici Hükümeti ve Doğu Avrupa’daki ülkelerle ilişkilerini ve işbirliğini geliştirdiğini, bunu yaparak Rusya’yı sınırlamak için küçük bir ittifak kurduğunu” belirtiyor.
Özkızılcık, Doğu Avrupa ülkelerinden Ukrayna ve Polonya’nın, Rusya’yı sınırlandıran “Türk modeli” nedeniyle Ankara’nın Silahlı İnsansız Hava Araçlarına (SİHA) ilgi duyduğunu belirtiyor ve bu iki ülkeyi Macaristan, Romanya ve Baltık ülkelerinin izleyeceğini söylüyor.
SETA’nın Biden’dan beklentisi
SETA analisti Ömer Özkızılcık, Türkiye’nin bu modeli ihraç etmeye başladığını, Rusya’nın da bu nedenle Türkiye’ye yaptırım uyguladığını (uçuş yasağı, tarım vb.) belirtiyor.
Özkızılcık’a göre Moskova yaptırımların işe yaramadığını görecek ve “ya Ankara’yla karşı karşıya gelme riskini alacak, ya da Rusya-Türkiye sınırdaşlığını yöneten yazılı olmayan kurallara göre oynamaya devam etmek için zor bir karar vermek durumunda kalacak.”
Ve Özkıcılcık, analizinin sonunda, buradan hareketle şu iki seçeneğe işaret ediyor: “Moskova’nın ikinci şıkkı seçmesi için Türkiye, Rusya’ya ortak proje gibi teşvikler sunabilir. Veya Biden yönetimi, Varşova Paktı’nın eski üyelerinin ve Sovyetler Birliği’nin Türkiye’de gördüklerini görür ve hesap tamamen değişir.”
SETA’nın Rusya karşıtlığı
Erdoğan ile Biden arasında 14 Haziran’da yapılacak kritik görüşmeden önce bu fikirlerin, hem de TRTWorld’d yayınlanması, meseleyi kişisel bir görüşün ifadesinden öteye taşıyor.
Kaldı ki medyada yer alan SETA’cılar, bir süredir Türk-Rus işbirliğinin karşısına Türk-Amerikan işbirliğini oturtmaya çalışan görüşler yayınlıyorlar.
Örneğin Burhanettin Duran “ABD ve AB’nin Rusya’nın karşısında ve Türkiye’nin yanında İdlib’de devreye girmesini” istiyor; örneğin Kemal İnat “Rusya’nın Türkiye için güvenilir ortak olmadığını” savunuyor. AKP’ye yakın medya, bu türden onlarca görüşle dolu ne yazık ki.
Kısacası Ömer Özkızılcık’ın Washington’a pazarlamaya çalıştığı “Rusya’ya karşı Türk modeli”, uzun bir süredir SETA mutfağında pişiriliyor.
AKP’nin üçüncü taşeronluk hevesi
Doğu Avrupa, Karadeniz, Ortadoğu ve Kafkasya’da Rusya’ya karşı bir model iddiası, haliyle kendisini ABD’nin yanında konumlandıran bir modeldir.
“Rusya’ya karşı Türk modeli” aslında AKP iktidarının SETA üzerinden ABD’den “üçüncü taşeronluk” talebidir. Biden yönetimindeki ABD’nin Çin’e ağırlık vereceği koşullarda, Ankara’nın bölgede kalan işleri ABD adına yüklenmek istemesinin ifadesidir.
Birinci taşeronluk; doğrudan Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığı yaptığı dönemdi.
İkinci taşeronluk; Davutoğlu’nun “Küresel düzenin altında alt bölgesel düzenler kurma” diye nitelediği taşeronluktu, komşularla düşmanlığa dönüştü.
Şimdi de Rusya’ya karşı dengeleyici rol üzerinden Washington’un desteğini almaya, ABD’nin bölgedeki işlerinin taşeronu olmaya hevesleniyorlar.
İlk iki taşeronluk gibi bu taşeronluğun hedefi de hamhayaldir; zira Asya çağı başladı, yeni bir dünya kuruluyor ve ayağı doğuda kafası batıda olanların tarihin akışını değiştirme şansı sıfırdır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Haziran 2021
‘Rus S-400 uzmanlarını gönderme’ manipülasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/06/2021
Amerikan medyası Bloomberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarından hareketle yaptığı haberde “Türkiye, Rus Füze Uzmanlarını Biden’a Sinyal Olarak Eve Gönderecek” başlığını kullandı (Selcan Hacaoğlu, bloomberg.com, 31.5.2021). Haber, Türk basınına “gönderecek” yerine “gönderdi” diye yansıdı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov haberleri yalanladı: “Türkiye’de bulunan uzmanlarımızın hepsi, planlı bir biçimde evlerine geri dönüyor, zira Türk personelin eğitimi ve işlerin devri konusundaki görevlerini tamamladılar. Dönüşleri önceden planlanmış olduğu gibi gerçekleşiyor. Bunu bir eve gönderme veyahut kovma şeklinde yansıtmak, kesinlikle yanlış, hiç doğru değil.” (Sputnik, 3.6.2021).
Rus askeri uzman bilmecesi
Moskova yalanladı ama biz bu yazıyı yazıişlerine teslim edene kadar Ankara’dan herhangi bir yalanlama gelmedi.
Oysa basına yansıdığı kadarıyla Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamadan Bloomberg’in sunduğu sonucu çıkarmak olası değil. Çavuşoğlu, 31 Mayıs 2021 günü gazetecileri bilgilendirirken S-400 konusunda şunları söylemiş: “Yüzde 100 bizim kontrolümüzde olacak. O yüzden pek çok mühendisi, teknisyeni Rusya’ya gönderdik eğitim için ve burada hiç Rus askeri ve uzmanı bulunmayacak.”
Bloomberg “Hiç Rus askeri bulunmayacak” sözünü “gönderilecek” diye mi yorumladı, yoksa bunu “Rusya’ya eğitim için gönderilen Türk teknisyenler” ile mi karıştırdı, bilemiyoruz.
Ya da Çavuşoğlu, basına yansıyandan daha fazlasını mı söyledi, onu da bilmiyoruz. Zira Çavuşoğlu bu açıklamayı Atina’da, bir grup gazeteciyle kahvaltıda yaptı ve basına da çok fazla ayrıntı yansımadı. Tabi bu önemde konular, Atina’da bir kahvaltı yerine, Ankara’da derli toplu bir basın bilgilendirme toplantısında açıklansa, çok farklı olurdu!
Elbirliğiyle manipülasyon
Dün gazeteci Ceyda Karan ile bu konuyu Sputnik Radyosunda, Eksen programında konuştuk. Görebildiğim kadarıyla ortada “elbirliğiyle” yapılan bir manipülasyon var:
1. adım. Bloomberg, Çavuşoğlu’nun açıklamasını sorunlu bir şekilde yorumladı.
2. adım: Haber, Türk basınına yansıtılırken “gönderilecek” yerine “gönderildi” denilerek, tamamen çarpıtıldı.
3. adım: Rus uzmanların zaten takvime göre ülkelerine dönüyor olmasının ABD medyası tarafından “Biden’a sinyal” diye, Türk basını tarafından da “gönderildi” diye yorumlanması, Çavuşoğlu ve AKP iktidarını rahatsız etmedi. Çünkü yalanlamadılar.
Bu durumda çarpıtılmış haberin, 14 Haziran’da yapılacak Erdoğan-Biden görüşmesi öncesinde “iyi bir sinyal” olabileceğinin düşünüldüğüanlaşılıyor.
ABD’nin AKP’ye sunduğu alternatif
Nitekim ABD ile AKP arasındaki “non-paper” alışverişi, ortada ciddi bir pazarlığın olduğunu gösteriyor. Çavuşoğlu, 24 Mart’ta Brüksel’de ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e S-400’le ilgili verdiği “non-paper”ın, “teknik bir öneri” yerine bu kez “siyasi bir öneri” olduğunu belirtiyor (Mehmet Acet, Yeni Şafak, 2.6.2021).
Ya ABD’nin “non-paper”a yanıtı? Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın CNN Türk’te yaptığı açıklama bir yanıt verdiklerine işaret ediyor: “Alternatif sunduk, tam olarak ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Umarım ortak bir yol bulabileceğiz.” (Sena Alkan, CNN Türk, 28.5.2021).
Türk-Rus işbirliğinin önemi
Ne AKP’nin ABD’ye verdiği non-paper hakkında ne de ABD’nin AKP’ye sunduğu alternatif konusunda doyurucu ayrıntı var. Bildiğimiz, bu konuda pazarlıkların sürdüğü. Görünen o ki AKP 14 Haziran nedeniyle zaman kazanmaya çalışıyor.
“Rusya’yla kendisine alan açan ve bunu ABD’yle pazarlığında kullanan” neo-Abdülhamitçiliğin anlamadığı şu: Bu türden ilişkiler her zaman iki taraftan kazanç sağlamaz, hatta çoğunlukla iki taraftan da kayıpla sonuçlanır!
Türkiye-Rusya ilişkileri taktik düzlemin değil, stratejik düzlemin konusudur ve Karadeniz’den Kafkaslar’a, Doğu Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar pek çok alanda kritik önemdedir. Erdoğan’ın iktidarını sürdürebilmek için ABD’ye verebileceği tavizlere kurban edilemez!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Haziran 2021
Erdoğan ve Biden için çözüm platformu: NATO
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/06/2021
Erdoğan, TRT canlı yayınında aynen şöyle dedi: “NATO ittifakı güçlü bir şekilde devam etmelidir. Macron, NATO’nun beyin ölümünden bahsediyor. O da NATO’nun üyesi olan ülkelerden bir tanesi. NATO’nun bunu hesaba çekmesi gerekir.”
Erdoğan’ın Macron’un NATO’culuğunu sorguladığı, “NATO Macron’dan hesap sormalı” dediği bir tuhaf durum. Sanırsınız NATO’nun bir tatbikatında hedef tahtasına konan Erdoğan değil de Macron!
Libya’dan Doğu Akdeniz’e pek çok konuda Türkiye’nin Fransa ile karşı karşıya gelmiş olması nedeniyle bile olsa, Erdoğan’ın Macron’ıbu şekilde hedef alması, yani Macron’dan çok NATO’culuk yapması, ülkemiz adına büyük talihsizlik…
Çavuşoğlu’nun Blinken’e teklifi
Aynı saatlerde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de, NATO Dışişleri Bakanları toplantısında “NATO’ya bağlılığımızı teyit ediyoruz” diyordu…
Blinken’in teyidi de, Erdoğan’ın Macron üzerinden NATO’culuğu da, 14 Haziran hedefli…
Erdoğan, 14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesi sırasında ABD Başkanı Biden ile yapacağı görüşmeye hazırlanıyor. Sık sık ABD’ye beyaz sayfa açılması çağrısı yapması da Biden’la yapacağı görüşmenin “yeni bir dönemin habercisi olduğuna inandığını” belirtmesi de 14 Haziran’a nasıl bel bağladığının ifadeleri…
Ancak görünen o ki, iktidarın Biden’a mesajları, laflardan öte olguları da içeriyor: Örneğin ABD’nin ünlü Bloomberg’i, Rus teknisyenlerin gönderilmesini “Türkiye, Rus uzmanları Biden’a sinyal göndermek için eve yolladı” diye haberleştirdi. Örneğin Ankara Washington’a S-400 konusunda yeni bir teklif sundu. Bunu da Çavuşoğlu Atina’da kahvaltı yaptığı gazetecilere şu sözlerle açıkladı: “ABD ile S-400 konusu dahil önerilerimizi nasıl halledeceğimize ilişkin Brüksel’de (Blinken’e) zaten ilettik, bir non-paper verdik.”
NATO 2030 Konsepti
NATO Zirvesi, AKP-ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek, göreceğiz.
Ancak NATO Zirvesi, kabul edilecek NATO 2030 Konsepti nedeniyle oldukça önemli. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifadesiyle, “Çin’in güçlenmesini ve Rusya’yla kötüleşen ilişkileri hesaba katmadığı” gerekçesiyle NATO’nun 2010 stratejik konsepti, 2030 olarak yenileniyor.
İşte ABD bu nedenle 14 Haziran’daki zirvede “ittifakları canlandırma önceliğine” kilitlenmiş durumda. ABD bu amaçla birincisi NATO-AB işbirliğini, ikincisi de NATO’nun Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore dörtlüsüyle işbirliğini derinleştirmeyi hedefliyor.
Ankara ve Washington’un NATO umudu
Diğer yandan Biden da Erdoğan da “Türk-Amerikan ilişkilerini kurtarmak” için NATO’yu zemin, 14 Haziran zirvesini de fırsat olarak görüyor.
ABD açısından tablo şu: Beyaz Saray, NATO’nun yeni konseptiyle Çin ve Rusya’yı hedef aldığı koşullarda, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’yla işbirliğini sınırlandıracağını umuyor.
AKP açısından tablo şu: Ak-Saray, Türkiye’nin NATO üyeliği ve NATO içindeki önemi nedeniyle, Türk-Amerikan ilişkilerinin ve Türkiye-AB ilişkilerinin daha kötüye gidemeyeceğinden hareketle düzelmeye başlayacağını umuyor.
Brüksel’deki Çavuğoğlu-Blinken görüşmesi ile Ankara’daki Önal-Sherman görüşmesinden yansıyanlara bakılırsa, Ankara ile Washington, “Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunları paranteze alarak yeni işbirliği alanları oluşturma niyetinde” uzlaşmış durumda…
Sorunlara paranteze sığar mı?
Ancak bu uzlaşma, geçen haftaki yazımızda vurguladığımız şu gerçeği değiştirmiyor: Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması, Türkiye ile ABD arasında “gerçek” bir beyaz sayfa açılabileceği anlamına gelmiyor.
Çünkü teröre destekten başlayarak hemen her sorun stratejik ve ABD köklü politika değişikliği yapmadan bu sorunların çözümü Türkiye açısından mümkün değil.
Kısacası Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar bir paranteze sığmayacak büyüklükte…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Haziran 2021
ABD Dunhammer Operasyonu ile AB’yi dinliyor
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 01/06/2021
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere bir çok Avrupalı siyasetçiyi dinlediği ortaya çıktı.
Merkel dışında Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, eski Almanya ana muhalefet partisi lideri Peer Steinbrück, Norveçli, İsveçli, Alman ve Fransız siyasetçiler ile üst düzey kamu görevlilerinin, NSA tarafından hedef seçilerek izlendiği ve dinlendiği belirlendi.
Bu skandalı ortaya çıkaran ise “ortak gazetecilik çabası” oldu: Haberi yayımlayan Danimarka Devlet Televizyonu DR’ydi. DR bu büyük araştırma dosyası haberini İsveç Devlet Televizyonu (SVT), Norveç Devlet Televizyonu (NRK), Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, Alman Birinci Televizyon Kanalının (ARD) bünyesinde bulunan WDR ve NDR ile Fransız Le Monde gazetesinin katkılarıyla yaptı.
Peki neden Danimarka Devlet Televizyonu? Çünkü ABD, Merkel başta Avrupalı siyasetçileri Danimarka üzerinden dinlemişti.
ABD-DANİMARKA ANLAŞMASI
Habere göre ABD ile Danimarka arasında 1990’lı yılların sonlarına dayanan bir kablo anlaşması var. Bu anlaşmaya göre Danimarka hükümeti, topraklarından ve kara sularından geçen internet ve telekomünikasyon kablolarındaki bilgileri ABD’nin erişimine veriyor.
Aslında ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ile Danimarka Askeri İstihbaratı (FE) arasında yapılan anlaşma, Rusya ve Çin’i izlemek içinmiş. Ancak NSA, bu anlaşmayı aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini izlemek için de kullanmış ve bunu da Dunhammer Operasyonu olarak adlandırmış.
Danimarka Askeri İstihbaratı, NSA’nın Avrupalı siyasetçileri izlediğini fark edip, Mayıs 2015’te raporlamış. Ancak bu rapor kurum içinde kalmış. Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen ise İstihbarat Teşkilatlarını İnceleme Kuruluna eksik belge ve yanlış bilgiler verdiği için Danimarka Askeri İstihbaratı’nın üç üst düzey yetkilisini 21 Ağustos 2020’de görevden uzaklaştırmış.
8 YIL ÖNCE DE AYNI DURUM YAŞANMIŞTI
Bu skandal, ABD’nin müttefiklerini dinlemekten asla vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koymuş oldu. Zira ABD Soğuk Savaş boyunca müttefiklerini denetim altında tutmak için Gladyo tipi gizli NATO örgütlenmesine ek olarak, istihbaratı aracılığıyla Avrupalı siyasetçileri ve yöneticileri dinlemiş ve izlemişti.
Ancak ABD’nin bunu Soğuk Savaş’tan sonra da sürdürdüğü anlaşılmıştı. Obama döneminde ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) Merkel başta dünya liderlerini dinlediği belirlenmişti. Skandal, ABD istihbarat analisti Edward Snowden’in 2013’te ifşa ettiği binlerce gizli belge sayesinde ortaya çıkmıştı. Berlin Washington’a tepki göstermiş, Merkel “Dostlar arasında birbirini dinlemek olmaz” demişti. Ancak Alman Federal Başsavcılığının konuyla ilgili açtığı soruşturma 2015’te durdurulmuştu!
Zira ABD, hâlâ Almanya’da güçlüydü ve gizli NATO örgütlenmeleri hâlâ işbaşı halindeydi!
MACRON’DAN SERT, MERKEL’DEN YUMUŞAK TEPKİ
8 yıl sonra ABD’nin Avrupalı müttefiklerini dinlemeyi sürdürdüğünün ortaya çıkması, ne yazık ki Fransa dışında güçlü bir tepki görmedi.
Fransa’nın AB İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Clement Beaune olayı “son derece vahim” olarak niteledi ve “AB üyesi Danimarka’nın Amerikan istihbaratıyla işbirliğinde yanlışlar ve hatalar yapıp yapmadığının teyit edilmesi gerektiğini” belirtti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Almanya-Fransa Bakanlar Konseyi toplantısının ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptığı ortak basın toplantısı sırasında konuya değindi ve olayı “kabul edilemez” diye niteledi. “Müttefikler arasında böyle bir şey kabul edilemez, hele müttefiklerle Avrupalı ortakları arasında daha da kabul edilemez” diyen Macron, ABD ve Danimarka’dan açıklama beklediğini söyledi.
Merkel ise olayı Macron’a göre oldukça yumuşak değerlendirdi ve “Almanya’nın Danimarka ve ABD ile ilişkilerinde kalıcı bir zarar görmediğini” belirtti. Merkel, “Yakın müttefiklerimize yönelik saldırılar kabul edilemez. Bu, Danimarka yetkililerinin sadık kaldığı sistematik bir ilkedir” diyen Danimarka Savunma Bakanı Trine Bramsen’in açıklamasını yeterli bulduğunu ve memnuniyetle karşıladığını söyledi.
ABD’NİN ÖZEL SAVAŞ HAZIRLIĞI
Dunhammer Operasyonu, ABD’nin Soğuk Savaş operasyonlarının belli ölçülerde devam ettiğini bir kez daha gösterdi. ABD’nin “müttefiklik” ilişkisinin, müttefiklerini denetim altında tutabilmek için her türlü hukukdışılığı barındırdığını bir kez daha ortaya koydu.
Soğuk Savaş döneminin Avrupa’daki Gladyo örgütlenmeleri anımsanınca, yine geçen haftalarda ortaya çıkan Pentagon’un 60 bin kişilik gizli ordusuna daha fazla odaklanmak gerektiği anlaşılıyor.
Zira 130 şirket üzerinden kurulan bu 60 bin kişilik gizli ordu, ABD’nin “özel savaşa” hazırlandığına işaret ediyor.
Önemle belirtelim: Müttefikleri dinlemek ve izlemek, son tahlilde müttefik ülkelerde operasyon yapmak içindir!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
1 Haziran 2021
Sedat’lı, SADAT’lı Nusra silahlarının öyküsü
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 31/05/2021
Silahla yakalanan ünlü MİT TIR’larından bir süre sonra, 20 Kasım 2015’te mafya lideri Sedat Peker’in TIR’ları AKP hükümetinin bilgisi ve onayıyla Suriye’ye gitmişti. TIR’ların üzerinde “Bayırbucak Türkmenlerine Sedat Peker’den destek konvoyu” yazıyordu.
Sedat Peker, dün yayınladığı 8. videosunda o TIR’ların öyküsünü anlattı ve kendi konvoyuna dahil edilen başka TIR’ların olduğunu, içlerinde silahların bulunduğunu ama bunların Türkmenlere değil, Nusra’ya verildiğini belirtti.
Peker’e göre konvoyuna eklemlenen o TIR’ların sahibi SADAT’tı. Hani şu irtica nedeniyle Türk ordusundan atılan ama Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Başdanışmanı yaptığı Adnan Tanrıverdi’nin “özel savaş” şirketi!
Peki sadece SADAT’ın TIR’ları mı Nusra’ya silah taşımıştı? Ya o dava konusu olan ünlü MİT TIR’ları?
MİT TIR’ları Türkmenlere gitmedi
Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TIR’ların yükünün “devlet sırrı” olduğunu ilan etti ve konuya yayın yasağı geldi. Ancak yayın yasağı, bu büyük olayın üstünün kapatılmasını önleyemedi. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, çareyi TIR’ların Türkmenlere yardım malzemesi götürdüğünü söylemekte aradı. Tabii hiç inandırıcı değildi. Yardım malzemesini neden Kızılay değil de MİT taşıyordu?
“MİT TIR’larında yardım malzemesi değil silah vardı; Türkmenlere değil Nusra’ya gidiyordu.” İki başarılı gazeteci bu gerçeği ortaya çıkardı:
Gazeteci Masum Gök Suriyeli Türkmenlerle görüşerek kendilerine yardım malzemesi gelip gelmediğini sordu. Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Hüseyin El-Abdullah “Türkmenlere yardım getiren bir TIR yok” derken, bir diğer Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcısı Abdurrahman Mustafa da “Bakan Efkan Ala’nın TIR meselesiyle ilgili demecini gazetelerden gördüğünü ama kendisinin böyle bir yardımla ilgili bilgisinin olmadığını” söyledi. Yine Suriye Türkmen Hareketi Sekreteri Rami Karaali de “açıklamayı televizyondan gördüğünü ama böyle bir yardımla ilgili bilgisinin olmadığını” belirtti (Masum Gök, “Türkmenler de Y’ala’nladı”, Aydınlık, 4 Ocak 2014).
MİT TIR’ları Nusra’ya silah götürdü
Peki MİT TIR’ları “yardımı” Türkmenlere değil de kimlere götürmüştü? Onu da bir başka gazeteci Ceyhun Bozkurt ortaya çıkardı: “Biri Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde 1 Ocak 2014 tarihinde yakalanan silah dolu iki TIR’ın içinde bir orduyu donatacak silah çıktı. TIR’ların, Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’nin Bab-Al Hava Sınır Kapısı’na geçtikten sonra TIR’lardan birindeki silahları en-Nusra militanlarının aldığı öğrenilirken, diğer TIR’daki silahların da, yine bir aşırı dinci gruba verildiği belirtildi.” (Ceyhun Bozkurt, “MİT’in TIR’ındaki Silahlar Nusra’ya”, Aydınlık, 16 Ocak 2014.)
Bu gerçeği, daha sonra AKP hükümetinde başbakan yardımcılığı yapacak olan Tuğrul Türkeş de dile getirdi. Eski MHP’li, yeni AKP’li Tuğrul Türkeş, MİT TIR’larıyla ilgili 3 Haziran 2015’te CNN Türk’te aynen şöyle söyledi: “Sayın Başbakan da, sayın Cumhurbaşkanı da meydan meydan ‘TIR’lar Suriye’deki Türkmenlere gidiyordu, bu konuda taraf tutmak MHP’ye yakışmaz’ diyor. Burada, bizi izleyenlerin huzurunda yemin ediyorum. Vallahi ve billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyordu. Bilerek söylüyorum. Bizim o bölgeyle irtibatımız var. Bayırbucak Türkmenleriyle, Halep’tekilerle irtibatımız var.”
Özetle, iktidar Suriye’de cihatçılara MİT’le de, Sedat-SADAT’la da, başka “kuruluşlar” ile de pek çok kez silah göndermişti…
AKP’nin Esad düşmanlığının maliyeti
Türkiye’yi sıkıntıya sokan bu ilişkilerin tek bir nedeni var: AKP iktidarının altı ayda Esad rejimini yıkma hedefi!
Olmayınca, sahadaki herkese sarılmıştı; bugün karşı olduğu PYD/YPG’ye bile… PYD lideri Salih Müslim’i Türkiye’de ağırlıyor ve ona “özerkliğinize karışmayız, yeter ki ÖSO’yla birlikte hareket edin” mesajı veriyordu.
Ve Esad’ı devirmekte ısrar etmesi, iktidarın bugün bile hâlâ İdlib’de cihatçı gruplarla işbirliğinin temel nedeni. İktidar, Rusya’yla işbirliğine rağmen hâlâ Esad düşmanı ve Esad’ın son seçimde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesini gayrimeşru ilan etmekte…
İktidar “Esad’ı yıkmak” diye yanlış bir hedef belirleyince, Sedat’lı, SADAT’lı, ÖSO’lu, Nusra’lı kirli ilişkilere giriyor; o kirli ilişkiler de dün, ortaklıkları bozulduğunda FETÖ tarafından, bugün de kenara atıldığı için Sedat Peker tarafından deşifre ediliyor. Sonuçta, AKP’nin Esad düşmanlığı, ülkemize çok boyutlu zarar veriyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Mayıs 2021
Erdoğan’ın Biden umudu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/05/2021
Erdoğan, 20 ABD şirketi yöneticisiyle yaptığı telekonferansta, 14 Haziran’da Joe Biden’la yapacağı görüşmeye ilişkin beklentisini açıkladı: “Sayın Biden ile NATO zirvesinde gerçekleştireceğimiz görüşmemizin yeni dönemin habercisi olacağına inanıyorum.”
Bu, Biden seçildiğinden bu yana Erdoğan’ın ABD’ye yaptığı sayısız “beyaz sayfa” çağrısından sonuncusu oldu.
Peki ABD ile Türkiye arasında gerçekten de bir beyaz sayfa açılması olasılığı var mı?
Sorunlar listesi
Baştan belirtelim: Türkiye ile ABD arasında “gerçek anlamda” bir beyaz sayfa açılması olasılığı yok ancak Erdoğan ile Biden/ABD arasında bir beyaz sayfa açılması olasılığı var.
Şundan: Türkiye ile ABD arasındaki sorunların, ABD’nin istediği şekilde çözülmesi olasılığı yok. Bu nedenle de Türkiye ile ABD arasında “gerçek anlamda” bir beyaz sayfa açılamaz.
Çünkü:
– ABD, terör örgütüne verdiği askeri ve siyasi desteği Türkiye’nin kabullenmesini istiyor. ABD Suriye’nin kuzeyinde özerk bir PYD bölgesi kurulmasını istiyor.
– ABD, FETÖ’yü korumayı sürdürüyor.
– ABD, Kıbrıs sorununda Türkiye’nin karşısında konumlanıyor.
– ABD, Ermeni tehcirini “soykırım” ilan ederek, Türkiye’yi suçluyor.
– ABD, Türk-Rus işbirliğini ABD’nin çıkarları açısından en kötü model olarak görüyor ve Türkiye-Rusya-İran’ın Astana Platformunu sabote etmeye çalışıyor. Bu amaçla S-400 baskısını, F-35 ve yaptırım uygulayarak sürdürüyor.
– ABD, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı konumlanıyor.
– ABD, Rıza Zarrap ve Halk Bankası davalarını şantaj kartları olarak elinde tutuyor.
Şimdi bu sorunlardan hangileri çözülme aşamasında ki Erdoğan 15 gün sonra yapacağı görüşmeyi “yeni bir dönem” umudu olarak görebiliyor?
Bu listeye bakınca, Türkiye ile ABD arasında beyaz sayfa açılmasının olası olmadığını kesinlikle söyleyebiliriz ama Erdoğan’ın bu sorunlar nedeniyle Biden’ın şartlarıyla uzlaşmayacağından o kadar emin değiliz! Zira siyasetten ekonomiye oldukça sıkışan Erdoğan, iktidarını koruyabilmek için ciddi desteğe ihtiyaç duyuyor.
Ankara’nın son Moskova mesajları
Son dönemde başta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın olmak üzere Saray çekirdeğinin ABD’ye “Rusya’yla sorunlu alanlarımız, işbirliği alanlarımızdan daha çok” mesajı vermesi, 14 Haziran’a hazırlık gereği elbette.
Ama daha önemlisi, Ankara’nın son dönemde Moskova’yı hedef alan açıklama ve eylemlerle o mesajın altını doldurmaya başlamış olmasıdır.
İşte onlardan sonuncusu, Ankara’nın Tatar sürgünü açıklamasıydı. Rusya Dışişleri Sözcüsü Zaharova bu açıklamaya karşılık “Türkiye’nin benzer sorunlarına dikkat çekebiliriz” uyarısı yaptı.
Yine Ankara’nın sürdürdüğü “Kırım ilhakını tanımıyoruz” çizgisine karşılık olarak da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Ukrayna’yı Kırım konusunda cesaretlendirmeyi, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer gördüklerini Türkiye’ye son derece açık bir biçimde ilettiklerini” söyledi.
Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye’nin cumhurbaşkanlığı seçimini gayrimeşru ilan etmesi ise AKP hükümetinin Şam düşmanlığını sürdürmesinin ötesinde, Moskova’yla sorunlar listesini çoğaltılmak istemesine anlamına da geliyor. Putin’in Esad’ı tebrik ederek “Seçim sonuçları yüksek siyasi otoritenizi teyit etti” demesi, bir ölçüde Ankara’nın bu “gayrimeşru” çıkışına yanıttı nitekim.
Yeni dünya kuruluyor
Sonuç olarak, Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar stratejik sorunlardır ve o sorunların bir bölümü bile çözülmeden, dahası ABD’nin dayatmalarını kabul ederek beyaz sayfa açmak, çok ciddi bir ulusal güvenlik sorunu olacaktır!
Sarayın iktidarını koruyabilmek adına, o dayatmaları kabul etmesi ise emin olun, iktidarlarını korumaya yetmeyecektir.
Çünkü yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye de AKP’nin frenlerine rağmen orada yerini alıyor, alacak…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Mayıs 2021
Pekergate’te 2. perde
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 27/05/2021
Suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamaları, ağırlıklı olarak Soylu-Ağar ikilisini hedef almıştı. Habertürk’te gazetecilerin karşısına çıkan Süleyman Soylu ise Peker’in iddialarına yanıt vermek yerine, “yeni çatışma alanları” oluşturarak üzerindeki basıncı hafifletmeye çalıştı.
Bahçeli üzerinden Erdoğan desteği
Soylu, “Peker, herkese ipiniz elimde diyor ve bir sessizlik hakim” sözleriyle, o yayının asıl amacını da ortaya koymuş oldu. Nitekim Fatih Altaylı, çarşamba gününün önerildiğini ancak Soylu’nun “çarşamba geç olur” diyerek pazartesiyi istediğini yazdı. Aytunç Erkin, çarşambanın neden geç olduğunu, Bahçeli’nin salı günü grup konuşması yapacak olmasına bağladı ki salı günü Bahçeli Soylu’ya sahip çıkan bir konuşma yaptı. Öyle bir sahip çıkmaydı ki, sanki Soylu AKP’li değil de MHP’liydi!
Bahçeli’nin salı çıkışı da Erdoğan’ın çarşamba günü yapacağı grup konuşmasını etkileyecekti sonuçta. Nitekim Erdoğan üç hafta sonra Soylu’ya desteğini açıkladı.
Kısacası, Soylu Habertürk yayını hamlesiyle neredeyse kendi geleceğiyle AKP-MHP ortaklığının geleceğini birbirine bağlayabildi.
Fidan-Akar ikilisini hedef aldı
Peki Soylu, Pekergate skandalının üzerindeki basıncına karşı Habertürk yayınında hangi “yeni çatışma alanları” oluşturdu?
1) Peker’in iddialarının odağında Soylu-Ağar ikilisi vardı. Soylu ise yayında Mehmet Ağar’la arasına kalın bir çizgi çekti. Hem Korkut Eken üzerinden hem de Ağar’ın dayısı Yalçın Akçadağ’la DYP il başkanlığı sırasında yaşadığı silahlı çatışma üzerinden, kendisini onlardan ayırdı. Dahası, Çiller’in o çatışmada kendisinden yana olduğunu söylererek Ağar’ı yalnızlaştırmaya çalıştı. Böylece AKP koalisyonunun DYP kanadı olan Çiller-Ağar-Soylu üçlüsünü dağıtmış oldu.
2) Bürokrasiden siyasete girme eleştirisi üzerinden MİT Başkanı Hakan Fidan’ı ve MSB Hulusi Akar’ı hedef aldı. İlginç, Ahmet Takan’ın iddiasına göre Hulusi Akar bir süredir Jandarma’yı yeniden MSB’ye bağlaması için Erdoğan‘a baskı yapıyormuş. Soylu ise bunun sakıncalarını anlatarak Erdoğan‘ı ikna etmiş (Yeniçağ, 25.5.2021). Soylu’nun Habertürk yayınında Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin’i övmesini ve daha önceki pek çok açıklamasında terörle mücadeledeki başarıda Jandarma’nın önemini öne çıkarmasını bu bağlamda aklımızda tutalım.
Soylu’nun Ergenekon şantajı
3) Soylu, Peker’e polis koruması üzerinden eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’yı, oğlunun evinde para sayma makinesi çıkması üzerinden eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’i hedef aldı.
4) Soylu, sık sık yargı eleştirisi üzerinden Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ü hedef aldı. Haliyle esas oklar Numan Kurtulmuş’aydı…
5) Soylu, doğru olmadığı halde Peker’e silah ruhsatı ile Veli Küçük arasında bağ kurdu ve bu ilişkiler ağını da genel bir özel harp dairesi ve gladyo örgütlenmesine bağladı. Soylu bu hamlesiyle de Ergenekon kumpasında hedef alınan kesimlerden bazılarına, biraz da şantajvari bir şekilde, “arkamda durun” mesajı vermiş oldu.
6) Soylu’nun “Davutoğlu başbakanlığı sırasında AKP yöneticilerini dinletti” iddiası ise çok hedefli bir hamleydi. Hem Erdoğan’a “seni yıkmaya çalışanlarla çarpışıyorum” mesajı verdi hem de Peker’in iddiaları ile AKP karşısındaki partileri irtibatlandırarak, Erdoğan’a ve Türkiye’ye karşı dış destekli bir cephe oluşturulduğu tezini işledi.
Başka kılıç çekilecek mi?
Bu tablo aslında AKP içinde güç odakları olarak Berat Albayrak, Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Binali Yıldırım ve hatta Hulusi Akar’ın büyük bir güç mücadelesi verdiğini ortaya koyuyor.
Soylu, ikinci perdeyi açarak çatışmayı yaymaya ve üzerindeki Pekergate basıncını azaltmaya çalışıyor. Bunun için de kılıç sallıyor. Bakalım o kılıç ne kadar keskin? Ve de başkaları da kılıç çekecek mi?
Not: Erdoğan’ın Meral Akşener’e “Rize’deki ders birinci, daha neler olacak neler. Dua et ki fazla ileri gitmediler” demesi, yani muhalefeti sokakla/şiddetle tehdit etmesi vahimdir. Bu iktidar bölge için ulusal güvenlik, Türk milleti için demokrasi ve özgürlük sorunudur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mayıs 2021
Türkiye-Rusya işbirliğini derinleştirmenin önemi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 25/05/2021
AKP hükümetininMoskova’yla işbirliğini pratikte stratejik değil taktik düzeyde tutması, hatta ABD’ye beyaz sayfa çağrısı yaptığı her açıklamasına “Rusya’yla sorunlu alanların, işbirliği yapılan alanlardan daha fazla olduğu” vurgusunu önemle eklemesi, Türk-Rus işbirliğinin önündeki en önemli risk faktörüdür.
ABD’nin Ukrayna ve Karadeniz üzerinden Türkiye-Rusya işbirliğini sabote etmeye çalıştığı şartlarda, Ankara’nın Kırım-Tatar açıklamaları, bu riski daha da artırmış durumda.
Nitekim önce Rusya Dışişleri Sözcüsünün, ardından da Rusya Dışişleri Bakanı’nın bu konuda ciddi kaygı ve mesajları oldu.
AKP’NİN YANLIŞ KIRIM POLİTİKASI
Ankara’nın sık sık “Kırım’ın ilhakını tanımıyoruz” demesi Moskova’yı birkaç nedenle rahatsız ediyor:
Birincisi, Ankara bu açıklamayla Kırım halkının bir referandumla Ukrayna’dan ayrılıp Rusya’ya katılmasını tanımamış oluyor.
İkincisi ise bunu bir halk tercihi olarak değil de ilhak olarak görerek, doğrudan Rusya’yı hedef almış oluyor.
Bu tablo, Türkiye’nin Ukrayna’yla her türlü ilişkisini Rusya’nın gözünde kendisine karşı yapılan bir girişim olarak değerlendirmesine yol açıyor. Buna Ankara’nın Ukrayna yönetimine Silahlı İnsansız Hava Aracı (SIHA) satması da, korvet anlaşması yapması da, NATO desteği vermesi de, Karadeniz’de ortak tatbikat yapması da dahil…
TATAR SÜRGÜNÜ-ERMENİ TEHCİRİ
Ankara son olarak Kırım Tatarlarıyla ilgili bir bildiri yayımladı ve şöyle dedi: ““Türkiye, sürgünden 77 yıl sonra.. Kırım Tatarlarının mağduriyetlerinin giderilmesi, kimliklerinin korunması, refah ve esenliklerinin sağlanması için soydaşlarının yanında olmayı sürdürecektir.”
Tatarların, Türkiye Türklerinin ne kadar “soydaşı” olduğu tartışmasını bir kenara bıraktığımızda bile, her tarafıyla sorunlu bir açıklama bu. Zira Tatarların Nazilerle işbirliği nedeniyle Özbekistan başta SSCB içlerine sürgünü, II. Dünya Savaşı koşullarının zorunlu bir önlemidir Moskova için. Tıpkı, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı koşullarında benzer gerekçeyle Ermeni tehcirini zorunlu görmesi gibi.
Ankara’nın bu gerçeği atlayarak, “Tatar sürgünü” açıklaması yapması Moskova’yı oldukça rahatsız etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova şu karşılığı verdi: “2014 yılına kadar Kırım Tatarlarının bu sorunları konusunda Ukrayna’ya yöneltilen eleştirileri Ankara görmezden geldi. Demek ki Ankara için konu konjonktürel. Türkiye’nin etnik, dinsel, dilsel çözülmemiş sorunları var. Ankara’nın bu tür söylemlere devam etmesi halinde, Rusya Türkiye’deki benzer sorunlara dikkat çekmek zorunda kalacaktır.” (Sputnik, 21.5.2021).
Yani Zaharova açıkça, Ankara’nın tavrını sürdürmesi halinde Moskova’nın da örneğin Kürt sorununu kaşıyacağını belirtmiş oluyor. Kuşkusuz Ankara da buna karşılık, “Tatar sürgünü” açıklamasından çok önce Moskova’nın zaten Kürt sorununu kaşıdığını belirtebilir. Ama politik sahnenin ihtiyacı bakımından mesele kimin ilk kaşıyan olduğu değil, kaşıma işleminin Türkiye’ye de Rusya’ya da bir yarar getirmeyeceği gerçeğidir.
LAVROV’UN SERT MESAJI
Zaharova’nın ardından, sonuçları bakımından çok daha sert bir açıklama ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan geldi.
Lavrov, “Ukrayna’yı Kırım konusunda cesaretlendirmeyi, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer gördüklerini Türkiye’ye son derece açık bir biçimde ilettiklerini” belirtti (Sputnik, 24.5.2021).
Rusya Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin, Rusya’nın “meşru endişelerini dikkate alarak izlediği çizgiyi değiştireceğini” umduklarını belirtti.
Bakalım Ankara, Ukrayna politikasında bir değişikliğe gidecek mi? Ama görünen o ki, AKP hükümetinin bu mevcut çizgiyi sürdürmesi halinde, Türkiye ile Rusya arasında turizm ve tarım konusunu aşan nicelikte maliyetli bir tablo oluşacak.
BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA
Oysa Türkiye ile Rusya’nın taktik düzeyde yürüdüğünde bile bölgede oldukça yararlı sonuçlar doğuran işbirliği, stratejik düzeye çıkarıldığında katlanarak artan sonuçlar alacaktır. Başta Doğu Akdeniz olmak üzere Batı’nın ağırlık oluşturmaya başladığı sahalarda Türkiye’nin elini güçlendirecektir.
AKP hükümeti ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın başta Saray takımının sözleriyle bu işbirliği sürecini sabote etme riski taşıyan çıkışlar yapmaktadır sürekli.
Ancak unutulmaması gereken şudur: Ankara’nın bu tavrı, ABD’yle beyaz sayfa açılmasına değil, tersine ABD’nin ağır baskı uygulayacağı türden bir ilişki dayatmasına neden olur.
Zira son 70 yılın en büyük dersidir: Türkiye’nin Batı nezdinde gerçek anlamda ağırlık kazanmasının yolu Batı’nın çıkarlarına uygun politikalar izlemesinde değil, bağımsız dış politika uygulamasından geçmektedir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
25 Mayıs 2021