ERBİL, AMMAN VE İSTANBUL TOPLANTILARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/06/2014
IŞİD’in Musul’u işgalinin ABD, AKP ve Barzani’yle ilişkili olduğunu belirten yazılar yazdık. Musul işgali şu koşullarda yaşanmıştı:
Irak’ın kuzeyinde 9 ay önce seçim olmuş ancak henüz hükümet kurulamamıştı. Irak’ta 45 gün önce seçim olmuş, Başbakan Nuri El Maliki güçlenmiş ama henüz hükümet kurulamamıştı. Erdoğan ile Barzani, Maliki’ye karşı 50 yıllık “petrol kaçakçılığı” anlaşması yapmış ve bunu yasadışı yöntemlerle uygulamaya çalışıyordu. ABD, istemediği ama mecbur kaldığı Maliki’yi hizaya sokmak, burnunu sürtmek istiyordu.
Ve IŞİD’in Musul işgali geldi…
MALİKİ DÜŞMANLIĞINDA ORTAKLIK
İşgalle birlikte tüm aktörler, operasyonel kuvvetler, ABD’nin “taşeronlar koalisyonu” Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi hedef almaya başladı:
IŞİD Musul’u rahatça alsın diye güvenlik kuvvetlerine “müdahale etmeyin” emri verdiler, IŞİD’in işgaline “devrim” dediler… Ama Maliki’yi mezhepçilikle suçladılar, Irak’ın iyi yönetilmediğini savundular, fırsattan yararlanıp Kerkük’ü işgal ettiler vs.
Hatta son olarak ABD Kongresi’nde, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, ancak Maliki’nin istifası halinde Irak’a yardım edilebileceğinde uzlaştılar!
Kaldı ki Los Angeles Times da yazdı: ABD Büyükelçisi Robert S. Beecroft ile Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerinden Brett McGurk, Maliki karşıtlarından Ahmet Çelebi ve Usame Nuceyfi ile görüştü. Yine Foxnews, Beyaz Saray yetkililerinin Maliki’yi istifa ettirmek için baskı yaptığını haber yaptı.
‘ULUSAL GÜÇLER İTTİFAKI’ ÇALIŞMASI
Gelin en iyisi ne anlatmak istediğimizi ortaya koyan bir haberi, daha doğrusu belgeyi inceleyelim.
IŞİD’in Musul’u işgalinden 15 gün önce, Irak El Kanun haber sitesi çok önemli bir operasyonu deşifre etti: Nuri El Maliki’nin yeniden başbakan seçilmesini önlemek için Erbil, Amman ve İstanbul’daki otellerde bazı gizli toplantılar yapılıyordu.
İlginçtir, tam da o günlerde Barzani, Maliki’nin yeniden başbakan olması halinde Irak’tan ayrılacakları tehdidini savuruyordu.
El Kanun’a göre Maliki’yi devirmeye çalışan bir lobi, Meclis’te “ulusal güçler ittifakı” adı altında muhalefeti birleştirmeye çalışıyordu.
Yine ilginçtir, benzer faaliyet daha önceki seçimde de yapılmış, hatta Ahmet Davutoğlu’nun da itiraf ettiği gibi Maliki karşıtı liste bizzat onun evinde düzenlenmişti!
Neyse, konuyu dağıtmayalım ve El Kanun’un haberine devam edelim.
MALİKİ KARŞITLARININ 4 HEDEFİ
Habere göre Maliki’yi devirme bloğu, “ulusal güçler ittifakı”nın hedeflerini şöyle belirlemişti:
1) “Genel af yasası çıkarılması, BAAS’çıların temizlenmesi yasasının kaldırılması ve Tarık Haşimi ve Ahmed el-Ulvani gibi hakkında yargı kararı bulunan eski yetkililere yeniden görevler verilmesi.
2) “Kerkük’ün ve tartışmalı bölgelerin Kürdistan Bölgesi’ne bağlanması. Petrol kaçakçılığının sürdürülebilmesi için Irak merkezi hükümetinin, Kürdistan Bölgesi karşısında zayıf konumda tutulması.
3) “Birinci derecede Türkiye’nin lehine olacak şekilde Irak’taki ekonominin ve siyasetin kırılgan bir yapıda tutulması.
4) “Katar ve Suudi Arabistan’ın isteği doğrultusunda Irak’taki demografik gerçekliğe aykırı bir şekilde azınlıkların siyasi konumunun güçlendirilmesi.” (YDH, 28 Mayıs 2014)
AKP’NİN ELİNDEKİ REHİNELER
IŞİD’in Musul’u işgal etmesinden sonra gelişen olaylarla, “Erbil, Amman ve İstanbul’da yapılan Maliki’yi devrime toplantılarının” hedefleri arasındaki benzerlikler ne kadar çarpıcı, değil mi?
Kerkük işgal edildi, kaçak petrol İsrail’e satıldı, Haşimi ortaya çıktı, Batı’da Irak’ın bölünmesi konuşuluyor vs.
Bağdat’ın somut istihbaratına dayanan El Kanun’un haberi ortaya koymaktadır ki, Musul işgalinin arkasında gerçekte ABD ve taşeronları var.
AKP’nin Suriye’de IŞİD’e verdiği destek ve Erdoğan’ın Barzani’yle petrol kaçakçılığı ortaklığı, Musul işgalindeki sorumluluğunun kanıtlarıdır.
Bu durumda IŞİD’in elindeki 95 yurttaşımız da gerçekte IŞİD’in değil, AKP’nin elinde rehindir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Haziran 2014
ERGENEKON DAVASI YENİ BAŞLIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/06/2014
Ergenekon’dan sonra Balyoz sanıklarının da tahliye olması, Türkiye’de yeni bir döneme işaret ediyor.
Peki, hangi dönem?
Soruya yanıt bulabilmek için, önce Ergenekon ve Balyoz davalarının gerçek anlamına bakmalıyız.
Bu davalar, kuşkusuz darbe davası değildi. Atlantik kuvvetleri ile milli kuvvetlerin çarpıştığı bir davaydı. Atlantik kuvvetlerinin Kemalist Devrim’i yıkma davasıydı; Cumhuriyet’le hesaplaşma davasıydı; “Türk tarihinin hakkından gelme” davasıydı.
O nedenle Ergenekon ve Balyoz davaları henüz bitmemiştir: Bu dava, ancak Kemalist Devrim tamamlanınca ve karşıdevrimciler yenilgiye uğratılınca biter!
ZİNDANLAR NASL BOŞALDI?
“Hangi dönem” sorusunun yanıtına geleceğiz…
Bir de hem Ergenekon’da hem de Balyoz’da neden tahliyeler yaşandığını madde madde açıklamalıyız:
1) Bu tahliyeler, Haziran Halk Hareketi’nin sistem içi çelişkileri derinleştirmesinin bir ürünüdür. Türkiye çapında iki ay boyunca süren eylemler, Kemalist Devrim’i yıkma eylemi içindeki büyük koalisyonu parçaladı, hatta birbirine düşürdü.
Öyle ki, AKP ve Fethullah Gülen cemaati arasındaki çarpışma, tarafların suç ortaklıklarını birbirlerine karşı kullanmasına bile yol açtı.
2) Kuşkusuz Türkiye’nin Haziran Halk Hareketi’ne nasıl geldiği de oldukça önemlidir. Bu noktada TGB’nin 19 Mayıs 2012 Taksim eylemini özel bir yere koymalıyız. O büyük eylem, sadece 19 Mayıslarda değil, 29 Ekim, 23 Nisan, 10 Kasım gibi anlamlı günlerde kitlesel eylemlere yol açtı.
3) Kuşkusuz Silivri duvarlarını yıkma eylemi de, Ergenekon ve Balyoz tahliyelerinin en önemli nedenlerinden biridir. 7 yıl boyunca Silivri’de direnenler, en sonunda barikatları devirmiş, duvarları yıkmıştır.
Burada üç özel direnişe vurgu yapmalıyız:
a) Başta Doğu Perinçek olmak üzere bazı Ergenekon tutuklularının olağanüstü kararlılığı ve liderliği, tutukluların büyük direnişine dönüştü. Perinçek ve tutuklu örgütlü arkadaşları, örgütsüz tutukluları motive etti.
b) İşçi Partisi’nin ilk günden itibaren sürdürdüğü kararlı tavır, 7 yıl boyunca kitleleri bu davalar konusunda dimdik ayakta tuttu. İşçi Partisi, Silivri barikatlarını devirme ve duvarlarını yıkma eylemlerinde, hep en önde oldu.
c) Tutuklu eşlerinin ve çocuklarının kurduğu “Vardiya Bizde Platformu” ve dışarıda sürdürdüğü “Sessiz Çığlık” eylemleri tahliyeleri sağlayan bir diğer etkendi. Başta Nilgün Doğan olmak üzere tüm tutuklu yakınları, 7 yıl boyunca mahkemede, sokakta, alanlarda, ekranlarda hep görev başında oldu, mücadele etti.
CUMHURİYET AÇILIMI
Artık “hangi dönem” sorusuna gelebiliriz…
Türkiye, 2007 yılında başlayan Ergenekon tutuklamalarıyla karanlık bir döneme girmişti. Kemalist Devrim’i ve Cumhuriyet’i yıkmayı hedefleyen kuvvetler, buna direnecek milli kuvvetleri adım adım tasfiye ediyordu.
Cumhuriyet’i yıktılar, TSK gibi kurumlara belli oranlarda diz çöktürdüler, kurumları ele geçirip biçimlendirdiler vs.
Ancak artık yeni ve aydınlık bir döneme giriyoruz. Ergenekon davası yeniden ve bu kez Türk milleti için başlıyor.
Balyoz tahliyeleri işte bu aydınlık dönemin işaretidir.
Göreceksiniz, ne cumhurbaşkanlığı seçimleri Atlantik ve ortaçağ kuvvetleri için öyle çantada keklik olacak, ne de koltuklarında rahat rahat oturabilecekler…
Haziran Halk Hareketi’yle bir kez daha ortaya çıkan Türk milletinin devrimciliği, yakın bir gelecekte yeniden Türkiye’yi Kemalist Devrim rotasına sokacaktır!
Türk ve Kürt’ün Cumhuriyet Açılımı’yla yeniden kaynaştığı, dinsel ve etnik ayrımcılıkların son bulduğu, emperyalizmin yenilmesiyle bölgede büyük birlikteliklerin kurulduğu, Türkiye’nin “arasız devrimlerle” ilerlediği bir sürece gireceğiz…
Hepimize kolay gelsin…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Haziran 2014
CHP’NİN EKMELEDDİN TEZLERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/06/2014
Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin “çatı” adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, cumhuriyetçi ve vatansever kitlelerde hayal kırıklığı yarattı.
Kılıçdaroğlu ve ekibi, tabi aynı zamanda Ekmeleddin İhsanoğlu’nu kendi çatıları olarak gören Doğan medyası, tepki gösteren kitleyi yatıştırmak ve adaylarına mecbur edebilmek için harekete geçtiler.
Üç gündür yapılan açıklamalara ve yazılanlara bakılırsa, CHP, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu kabul ettirebilmek için 5 tez ileri sürmektedir:
1.TEZ: ‘AYNI KULVARDA YARIŞILMALI’
Kılıçdaroğlu ve ekibinin 1. tezine göre AKP’yi ve Erdoğan’ı yıkabilmek için aynı kulvarda yarışmak lazım. Yani CHP’yi AKP’leştirerek, adayı da Tayyipleştirerek ancak seçim kazanılabilir!
Kılıçdaroğlu’nun ilk günden itibaren yaptığı türban çıkışları, cemaatlere göz kırpması vs. hep bu nedenledir.
Ancak bunun doğru olmadığı, geriden kalan seçim sonuçlarıyla da kanıtlıdır! Tersine bu taktik, seçmende “aslı varken kopyasına neden oy vereyim” düşüncesini geliştirmektedir.
2. TEZ: ‘MUHAFAZAKÂR OYLAR ALINMALI’
Kuşkusuz AKP’nin muhafazakâr oyları alınmalı. Ancak muhafazakâr oyları alabilmenin yolu muhafazakârlaşmaktan geçmemektedir!
Kaldı ki muhafazakârlaşmak CHP’nin AKP’yle, Kılıçdaroğlu’nun da Erdoğan’la yarışamayacağı bir kulvardır.
Fakat daha önemlisi, önceki gün ayrıntılı yazdığımız gibi yarış muhafazakârlık zemininde değil, vatanseverlik zeminindedir. Erdoğan da özellikle 30 Mart seçimlerinde “vatansever” görünümle oylarının düşüşünü durdurabilmiştir.
3. TEZ: ‘OYLAR BÖLÜNMESİN’
CHP 12 yıldır her seçim öncesinde “oylar bölünmesin” çağrısı yapmaktadır.
Ancak bu çağrıya rağmen sürekli Erdoğan kazanmaktadır çünkü CHP pratikte “oyları bölecek” adaylar çıkarmaktadır.
Örneğin 30 Mart bu bakımdan derslerle doludur: Oyları böldürmeyecek adayların önerildiği yerlerde oylar bölünmemiş ve seçimi cumhuriyetçi adaylar kazanmıştır. Üstelik son olarak ortada bir Yalova modeli vardır.
4. TEZ: ‘2. ADAY ERDOĞAN’A YARAR’
Ekmeleddin İhsanoğlu ismi büyük tepki çekince ve hem CHP saflarında hem de cumhuriyetçi, vatansever kesimlerde “yeni bir aday çıkaralım” sesleri yükselince, Kılıçdaroğlu’nun ekibi hemen harekete geçti ve “İhsanoğlu dışında 2. aday Erdoğan’a yarar” demeye başladı.
Oysa konu İhsanoğlu’nun dışında ikinci bir aday çıkarmak değil, tersine Erdoğan ve kopyası İhsanoğlu’nun karşısına tek aday, birinci aday çıkarma konusudur.
Şundan: İhsanoğlu, Erdoğan’ın karşısında güçlü bir seçenek olmadığı için Erdoğan’la yaraşamayacaktır. Diğer yandan pek çok seçim araştırmasına dayanarak biliyoruz ki, Erdoğan’dan memnun olmayan bir kesim, karşısında gerçek bir seçenek olmadığı için Erdoğan’a oy vermeye devam etmektedir.
Dolayısıyla toplarsak ortaya şu sonuç çıkmaktadır: Gerçekte güçlü bir vatansever adayın oy potansiyeli, değil sadece Erdoğan’dan, aslında Erdoğan ve İhsanoğlu’nun toplamından bile fazladır!
5. TEZ: ‘EKMELEDDİN’İN ULUSLARARASI DESTEĞİ VAR’
CHP Genel Merkezi’nin 5. tezi ise şudur: Batı Erdoğan’ı çizdi, ondan kurtulmak istiyor; İhsanoğlu’nun ise hem Batı hem de İslam dünyasından desteği var.
Bu teze Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkarma tezi de diyebiliriz. Tez iki bakımdan sorunludur:
1) Batı daha doğrusu ABD, eskiden olduğu gibi birini çizip, düğmeye basıp yerine yenisini atayacak güçte değildir. Hatta son dört yıldır Irak ve Mısır’da olduğu gibi şu gerçekle karşı karşıyayız: ABD istemese de Maliki ve Sisi’yi kabul etmek ve onunla çalışmak zorunda.
Nitekim 30 Mart öncesinde de ABD’nin Erdoğan’ı çizdiği, yerine başka bir hükümet kuracağı esas alınarak izlenen politikalar, başarı getirmemiştir. Erdoğan ayakta kaldıkça, ABD onunla çalışacaktır!
2) Türkiye’de Batı destekli olmak, sanıldığının aksine oy getiren bir özellik değildir. En Batıcı Erdoğan bile, bu nedenle her seçim öncesinde Batı karşıtı pozlara bürünmektedir. ABD’nin Irak işgaline ortak olan, tezkere çıkarmaya çalışan Erdoğan’ın medya sözcülerinin bugünlerde Irak konusunda ABD eleştirileri yapmaları bu bakımdan anlamlıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2014
AKP’NİN MUSUL TAKTİKLERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/06/2014
IŞİD önce 31 TIR şoförümüzü rehin aldı, 24 saat sonra da Musul Konsolosluğumuzu basarak, 49 yurttaşımızı rehin aldı. Hatta son olarak da 15 işçimizi…
Peki, tüm bu süreçte AKP Hükümeti nasıl bir kriz yönetimi izledi? Daha doğrusu Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan’dan oluşan Erdoğan rejimi nasıl bir çizgi izledi, hangi taktikleri üretti?
İnceleyelim:
IŞİD MASKELENDİ, OPERASYON PERDELENDİ
1) Öncelikle IŞİD’e terörist denmekten kaçınıldı. Erdoğan, Davutoğlu ve bakanlık açıklamalarında “IŞİD mensupları” ifadesi kullanıldı.
Tepki çeken bu durum, AK Medya’da “ellerinde vatandaşlarımız varken terör örgütü diyemeyiz” diye maskelenmeye çalışıldı. IŞİD’in terör örgütü olmadığını kanıtlamaya çalışan TV programı bile yapıldı!
2) Ardından olayı neredeyse olmamış saymaya yöneldiler. Davutoğlu “Irak’ta kaos yok” derken, yardımcısı Naci Koru IŞİD’in elindeki yurttaşlarımızın “rehine” olmadığını açıkladı.
Nitekim Ak Medya’da da IŞİD kaynaklarına dayandırılarak “Türkler rehine değil misafirimiz” haberleri yapıldı.
3) Dahası Erdoğan Musul’da yaşananları “görmememizi, yazmamamızı, konuşmamamızı” istedi! Erdoğan’ın sözlerini emir sayan RTÜK, Musul baskını haberlerine yayın yasağı koydu!
4) Ardından Erdoğan rejimi, elindeki tüm medyayla topu Esad ve Maliki’ye atmaya yöneldi.
Esad’ı devirsin diye her türlü destek verdikleri IŞİD’in, Musul Konsolosluğumuzu basmasını Maliki’nin Irak’ı yönetememesine ve Esad’ın gizli desteğine bağlamaya çalıştılar! Hatta Maliki’nin IŞİD ve benzeri örgütler konusunda CIA’yı yanılttığını yazanlar bile oldu!
5) 31 TIR şoförümüz rehin alındıktan sonra bile Musul Konsolosluğu için harekete geçmeyen Davutoğlu, günler sonra Irak’ın en güneyindeki Basra Konsolosluğumuzu boşaltma kararı aldı!
6) Erdoğan rejimi, son olarak da El Nusra’yı terör örgütü listesinden çıkardı. Karar dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.
SUÇORTAKLIĞI BELGESİ
Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor?
1) Yukarıda özetlediğimiz 6 maddelik Erdoğan taktikleri, aslında Erdoğan rejiminin IŞİD’in Musul baskınındaki rolünü ortaya koyuyor.
IŞİD, çok hedefli bir operasyonun aracı olarak Musul’da kullanıldı. Bunun en önemli kanıtı da Erdoğan’ın koruması altında yaşayan Tarık Haşimi’nin rolü ve Musul baskınını “devrim” olarak nitelemesidir. Diğer yandan Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye karşı darbede Haşimi’ye ortaklık yapanların açıklamaları da önemli bir kanıttır.
Hatta Vali Atil Nuceyfi’nin Musul baskını öncesinde güvenlik kuvvetlerine gönderdiği “müdahale etmeyin” genelgesi de önemli bir kanıttır. Nitekim Vali, anında Erbil’e kaçmıştır!
IŞİD’in Musul baskınıyla, KDP’nin Kerkük işgaline soyunması da AKP’nin içinde yer aldığı çok hedefli bir operasyonun sonucudur. Erdoğanların Bağdat’a ve Maliki’ye rağmen, Barzanilerle “petrol kaçakçılığına” soyunması, Musul operasyonuyla doğrudan ilgilidir.
Ve son tahlilde Erdoğan’ın eş başkanı olduğu ABD projesine göre Irak zaten üçe bölünmelidir! Erdoğan-Barzani ortaklığı ve IŞİD silahı bunun için vardır.
ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI OLAMAZ
2) Diğer yandan yukarıda özetlediğimiz 6 maddelik Erdoğan taktikleri, aynı zamanda Erdoğan’ın dar bir ekiple yönettiği Türk devletinin aciz durumda olduğunun bir göstergesidir.
12 yıl içinde Cumhuriyet’i ve Türk devletini yıkmışlardır. Kurumları en beceriksiz adamlara teslim etmişler ve devleti en sonunda terör örgütleriyle işbirliği yapar hale getirmişlerdir.
Türkiye, tüm komşularıyla düşman olmuş, terör ihraç eden bir ülke konumuna sürüklenmiştir.
Erdoğan’ın bir başbakan olarak ülkeyi getirdiği durum buyken, varın bir de onun cumhurbaşkanı olduğunu düşünün!
Türk milleti, sadece Türkiye’nin güvenliği için değil, bölgenin güvenliği için de Çankaya’yı Erdoğan’a ve benzerlerine kapatmalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2014
CHP-MHP, PKK’NİN %7 OYUNA DEĞER KATTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/06/2014
Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı için Ekmeleddin İhsanoğlu isminde anlaşması, CHP-MHP projesi değil, fakat Aydın Doğan – Hüsamettin Özkan projesidir.
Doğan ve Özkan bu ismi Kemal Derviş’e, Derviş de Kılıçdaroğlu’na fısıldamıştır. 2001 yılına dayanan Bahçeli – Derviş ilişkisi ise konuyu MHP açısından sorunsuz hale getirmiştir.
Ancak İhsanoğlu, Aydın Doğan ve Hüsamettin Özkan dışında, Abdullah Gül ve Fethullah Gülen’in de projesidir. Önümüzdeki günlerde daha net anlaşılacaktır.
Özetlersek; Ekmeleddin İhsanoğlu ismi, doğru bir çatıdır ama CHP ile MHP’nin, ya da Erdoğan karşıtlarının çatısı değil, Gülen, Gül, Doğan, Özkan, Derviş, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin çatısıdır!
ERDOĞAN’IN MİNDERİNDE GÜREŞMEK
CHP-MHP’nin adayı, gerçekte AKP’nin karşısında bir aday değildir. Hatta dün de vurguladığımız gibi İhsanoğlu önerisi, Tayyip Erdoğan’ın CHP ve MHP eliyle cumhurbaşkanı yapılması demektir.
Bir kere İhsanoğlu, CHP tipi ya da MHP tipi bir aday değildir; AKP tipi adaydır. Ve AKP’nin adayına karşı AKP tipi bir adayla yarışılmaz. Çankaya, Tayyip Erdoğan’a karşı kopyasıyla kazanılmaz.
Zira CHP ve MHP’nin İhsanoğlu isminde anlaşması, bu iki partinin Erdoğan’ın minderinde güreşmeyi kabul etmesi demektir. Bu iki partinin “vatanseverlikte” değil, fakat Erdoğan’la muhafazakârlıkta ve dindarlıkta yarışa soyunması demektir.
Ayrıca Türkiye bu kopyalar sürecini en acı bir şekilde yaşadı zaten: 2007’de Gül’ü cumhurbaşkanı yapanın Bahçeli olduğunu ne çabuk unuttuk? Gül’ün bile vazgeçtiği yarışta onu yeniden yarışa sokan Bahçeli’nin yardım eli değil miydi?
Dün Gül’ü cumhurbaşkanı yapan Bahçeli, bugün Kılıçdaroğlu’yla birlikte Gül’ün adayını, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı yapmaya çalışmaktadır.
ÇANKAYA’YI VATANSEVER OYLAR BELİRLEYECEK
Y-CHP’nin “yeni aklı” İhsanoğlu’na itirazları, “demek ki Tayyipçisiniz” diyerek bastırabileceğini sanıyor. İtiraz edenlere “ama bir tek Ekmeleddin İhsanoğlu AKP’nin muhafazakâr tabanından oy alır” diyor. Onun AKP’ye karşı en güçlü seçenek olduğunu savunuyor.
Hatta kimi Y-CHP’liler de “laiklikle olmaz, Ekmeleddin İhsanoğlu’na mecburuz” diyor! Kim bilir, belki de Kılıçaroğlu, bugün CHP tabanını İhsanoğlu ve benzerlerine razı edebilmek için dört yıldır “laiklik tehlikede değil, cemaatlere özgürlük” diyordu!
Bu tezler sadece yanlış değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceği açısından da çok tehlikelidir. Bir kere her şeyden önce, “laiklik yıkıldıkça, IŞİD’ler ortaya çıkar” gerçeği ile karşı karşıyayız zaten; Irak ve Suriye, laikliğin nasıl bir ihtiyaç olduğunun dersleriyle dolu…
Kaldı ki son olarak 30 Mart seçimleri de göstermiştir ki, Erdoğan’la yarışın zemini muhafazakârlık değil, vatanseverliktir. Erdoğan, sözde milliyetçilik yaparak, Türkiye’nin birliği mesajları vererek, bayrak ve vatan diyerek düşen oylarını durdurmuştur. Çankaya kampanyası için de bu yola başvurmaktadır.
VATANSEVERLERİN ADAYI MUTLAKA OLACAK!
Ayrıca CHP ile MHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu önerisi sadece Erdoğan’a Çankaya yolunu açmakla kalmadı, aynı zamanda PKK’nin yüzde 7 oy kartına da değer kazandırdı!
Artık PKK, o yüzde 7 oyu daha çok taviz karşılığında kullanacaktır.
CHP ve MHP’nin İhsanoğlu önerisi, Erdoğan’la yarışı vatanseverlik zemininden çıkarıp muhafazakârlık zeminine alınca, Erdoğan daha rahat PKK’nin oylarına talip olacaktır.
Ancak Türkiye seçeneksiz değildir. Cumhuriyetçiler, milliyetçiler, ulusalcılar, vatanseverler Tayyip Erdoğan’ın, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ve Selahattin Demirtaş’ın karşısına mutlaka gerçek bir cumhurbaşkanı adayı çıkaracaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2014
KILIÇDAROĞLU ERDOĞAN’I BAŞKAN YAPAR-2
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/06/2014
Bu dizinin birincisini 8 gün önce, 9 Haziran 2014’te yazmıştık Ufuk Ötesi’nde…
Almanya’da PKK’nin oyuna talip olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirmiş ve bunun Erdoğan’a yarayacağını anlatmaya çalışmıştık.
PKK oylarına talip olan bir CHP’nin, hem çatı aday fikrini dinamitleyeceğini, hem de kendi tabanından bile oy kaybedeceğini belirtmiştik.
CHP’NİN ADAYINA EN ÇOK ERDOĞAN SEVİNDİ
Ancak dün itibariyle anladık ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun çatı aday projesini baltalamak için elinde başka kozları da varmış: Ekmeleddin İhsanoğlu!
Dün öğlen saatlerinde kameralar karşısına geçen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ekmeleddin İhsanoğlu isminde anlaştıklarını açıkladığında eminim en çok Recep Tayyip Erdoğan rahatladı! Şundan:
1) Ekmeledin İhsanoğlu son tahlilde AKP çevresindendir ve Erdoğan’ın karşısında gerçek bir seçenek olamaz.
2) İhsanoğlu, kazanmayı çantada keklik görmeyen Erdoğan’ı kazandıracak bir isimdir. Çünkü İhsanoğlu CHP’nin oylarının tamamını ile alamayacaktır.
3) Kazanmayı çantada keklik görmediği için bir türlü adaylığını açıklayamayan Erdoğan, artık “Başkan” olmak için öne çıkacaktır.
KRİTER VATANSEVERLİK DEĞİL KİBARLIK
Kemal Kılıçdaroğlu’nun El Ezher – Exeter ekolünden ve Abdullah Gül’ün çevresinden bir ismi çatı aday diye önermesi, CHP’lileri de şaşkınlık içine düşürdü. Çoğu milletvekili, ilk birkaç saat yorum bile yapamadı.
Üstelik Kılıçdaroğlu ekranların karşısında cumhurbaşkanlığı kriteri olarak dil bilmeyi, zarafeti falan öne çıkarıyordu.
Kılıçdaroğlu, bağırıp çağıran Erdoğan’ın karşısına “vatansever” kriteriyle değil de kibarlık kriteriyle çıkılınca, insanların oyunu alacağını sanıyordu herhalde!
Kısacası öneri o kadar saçmaydı ki, insanın aklına şu bile geliyordu: “Acaba Kılıçdaroğlu İhsanoğlu’nu gösterip, insanları Sarıgül’e mi razı edecekti?”
HEP CUMHURİYET’İN KARŞISINDA KONUMLANDI!
Kılıçdaroğlu’nun geçen hafta PKK’nin oyuna talip olması, dün de Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çatı aday diye açıklaması “beceriksizlikle” açıklanabilecek bir durum değildir.
Deniz Baykal’ın bir kaset komplosuyla tasfiye edilmesinden sonra CHP’nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı hep dikkatli oldum. Zira bir gün önce “kesinlikle aday olmayacağım” diyen birinin aniden aday olmasını etik bulmamıştım.
Hatta Kılıçdaroğlu’na açık çekler yazıldığı dönemlerde, Odatv’de onun “Tayyipleşme” eğilimi taşıdığını vurgulayan dizi yazılar yazdım.
Geride kalan 4 yılda hiç şaşırtmadı. En kritik konularda hep Cumhuriyet’in karşısında konumlandı: “Laiklik tehlikede değil” dedi, “cemaatlere özgürlük” dedi, türbanın kamuya girmesini sağladı, 27 Mayıs düşmanlığı yaptı, Erdoğan ve PKK ile birlikte “Dersimcilik” korosuna dâhil oldu, Avrupa Yerel Özerklik Şartı’nı savundu, güç birliği önerilerini reddederek Erdoğan’a dolaylı destek verdi vs.
Özetle Cumhuriyet’in kurucu partisini Yeni CHP yaptı ve Cumhuriyet’in yıkılmasını izledi!
ERDOĞAN O KOLTUKTA OTURAMAYACAK!
CHP’nin önceki Genel Başkanı Deniz Baykal, AB Komiseri Günter Verheugen’in devreye girmesiyle “muhtar bile olamayacak” Recep Tayyip Erdoğan’ı 2003’te Siirt seçimlerini yenileyerek başbakan yapmıştı!
CHP’nin şimdiki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ı cumhurbaşkanı, daha doğrusu “başkan” yapmaya çalışıyor!
Biz, Kılıçdaroğlu-Bahçeli anlaşmasına rağmen Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olamayacağını, o koltukta oturamayacağını yine de vurguluyoruz!
CHP’nin içinde Mustafa Kemal’in devrimciliğine gönülden bağlı milletvekilleri olduğunu biliyoruz. Onların bu süreci artık “kırılma” olarak görüp, ona uygun hareket edeceğini düşünüyoruz.
Zira CHP, CHP içinden düzeltilemeyecek bir noktadadır artık!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2014
MUSUL’U ALMAK, DİYARBAKIR’I VERMEKTİR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/06/2014
IŞİD’in Musul’u işgali, Musul fetihçilerinin iştahını açtı. AKP’den başlayarak kimi Sol Kemalist çevrelere kadar uzanan bir yelpazede yine “Musul’u almalıyız, Atatürk’ün vasiyetidir” fikirleri işlenmeye başladı.
Mustafa Kemal’in Cumhuriyet mirasına ve onu koruma vasiyetine değil de, Musul vasiyetine sahip çıkanlar kuşkusuz bizi şaşırtmıyor. Ama kimi Cumhuriyetçilerin, üstelik Özal’ı da referans göstererek “Musul’u almalıyız” demesi düşündürücüdür.
YALÇIN KÜÇÜK’ÜN TEZİ
AKP’nin “merkez” gazetesi Sabah da “Musul fetihçiliğine” soyunanlardan…
Ferhat Ünlü, dünkü “Ankara-Erbil ittifakı” başlıklı yazısını bu konuya ayırmış. Hem de Yalçın Küçük’ün “Musul’u almazsanız, Diyarbakır’ı verirsiniz” tezine sarılarak…
Yalçın Küçük bu tezini çok uzun bir zamandır savunuyor. Hatta Cemaat’in 2009’daki Abant toplantısını Erbil’de yapmasını da bu tezi doğrultusunda olumlu değerlendirmişti: “Eğer Musul’u almazsanız Diyarbakır’ı verirsiniz. Söylenenler, Musul ile Diyarbakır’ın birleşmesi yönünde bir ataktır. Fethullah Hoca taraftarlarının Erbil’de yapmış oldukları toplantı Musul’la Diyarbakır’ı birleştirmeye yöneliktir.” (Odatv, 18 Şubat 2009)
Dahası Yalçın Küçük bu tezini işlediği makalesinde, “Musul’un Kürdo-Judaik ellere geçmemesi için Lozan’ın sol Kemalist açıdan ele alınıp, tartışılması gerektiğini” de savunmuştu.
‘TÜRKİYE’Yİ KÜRTLERLE BÜYÜTME’ YALANI
Ferhat Ünlü ise bu teze şu farkla sarılıyor: “Yalçın Küçük’ün Diyarbakır-Musul öngörüsü küçük ama önemli bir farkla gerçekleşti. Küçük, belki de eski devletin düşünsel kodlarını taşıdığı için Musul’un Kürtlere verilmemesi gerektiğini söylüyordu. Ama bugün Türkiye Musul’u alacaksa bunu ancak Kürtlerle yapabilir. Yani Türk-Kürt ittifakı tam anlamıyla gerçekleşirse Türkiye esneyerek büyür. Gerçekleşmezse Türkler de Kürtler de kaybeder.”
Ünlü’nün bu söyledikleri, aslında Erdoğan’ın eş başkanlığında uygulanan ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana tezlerinden biridir: Ortadoğu haritası, Türk-Kürt ittifakı ile yeniden çizilecek!
AKP’nin Kürt Açılımı da, Suriye düşmanlığı da, Erbil’i Bağdat’tan koparmaya çalışması da hep bu nedenledir…
Ve bu nedenle de AKP sözcüleri uzunca bir süredir hep “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” tezlerini işlemektedir.
IRAK VE SURİYE BÖLÜNEMEDİ
Bu tezler birkaç nedenle yanlıştır:
1) Bu tezin Yalçın Küçük versiyonu da, Özal versiyonu da, Erdoğan versiyonu da “Irak’ın bölüneceğini” esas almaktadır.
Ancak Irak (ve Suriye ile İran) bölünmemiştir, bölünmeyecektir. Hatta denilebilir ki Irak artık birlik yönünde ilerlemektedir. Dolayısıyla Yalçın Küçük’ün Musul’u Kürdo-Judaik’lere kaptırma endişesi gereksizleşmektedir.
2) “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planının bir başka adıdır.
Irak’ı işgal ederek kuzeyinde bir yapı kurmaya çalışan ABD, bu yapının ancak Türkiye tarafından himaye edildiği takdirde yaşayabileceğini saptamıştı.
3) “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” pratikte Türk ve Kürt’ü, Fars ve Arap’la düşman yapmaktır! AKP iktidarında Türkiye’nin aynı anda hem İran’la, hem Irak’la ve hem de Suriye’yle düşman olması bu nedenledir.
Zira “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” bu ülkelerdeki Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı coğrafyalara göz dikmektir.
4) Türkiye’de Kerkükçülük ve Musulculuk, gerçekte Türkçülük değildir. Nitekim AKP Hükümeti’nin 12 yıllık iktidarı aynı zamanda Irak Türkmenlerinin unutulmasının tarihidir. Barzani, Erdoğan’la ortaklığına güvenerek Kerkük’ü işgal edebilmektedir.
MUSUL’U ALMAK, TÜRKİYE’Yİ BÖLER
Bize göre ise Musul’u almak, Diyarbakır’ı vermektir!
Musul’u alan, daha doğrusu Erbil merkezli Kuzey Irak’la genişleyen bir Türkiye, hadi sürekli bölgede savaşmak zorunda kalacağı gerçeğini geçtik, ama bir süre sonra Diyarbakır merkezli olarak bölünecektir.
Irak, İran ve Suriye’deki Kürt çoğunluklu coğrafyaları Bağdat, Tahran ve Şam yönetimlerinden koparabilen bir Ankara, bu coğrafyalara gerçekte egemen olamayacaktır. Bu coğrafyalar, Diyarbakır merkezli olarak “Büyük Türkiye”den kopacaktır.
Bu durumda “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” hedefi de küçülmüş Türkiye ile sonuçlanacaktır!
O tehlikeyi gördüğümüz için de sık sık belirtiyoruz: Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin birliği, Kürt sorununa barış ve kardeşlik temelinde bir bölgesel çözüm getirecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2014
MUSUL İŞGALİNİN SONUÇLARI NE OLUR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/06/2014
Musul işgalinin 7 hedefi olduğunu yazmıştık dün. Ancak bu hedeflerin gerçekleşmeyeceğini de belirtmiştik.
Kuşkusuz sonuçları da olacak…
Bugün ABD’nin “taşeron koalisyonunun” IŞİD üzerinden yaptığı Musul hamlesinin Irak, Türkiye, bölge ve dünya dengeleri açısından sonuçlarını öngörmeye çalışacağız:
IRAK AÇISINDAN SONUÇLAR
IŞİD’in Musul’u işgali, merkezi yönetiminin güçlü olması gerektiği gerçeğini bir kez daha ortaya çıkardı. ABD’nin işgal rejimiyle ortaya çıkan özerk yapılı, zayıf merkezli Irak değişmeye ve yeniden bir milli devlet olamaya başlayacak.
Yani Irak’ın birliği gelişecek. Kaldı ki Nuri El Maliki “Irak’ın birliği” konusunda geride kalan 4 yılda önemli bir sınav verdi.
30 Nisan seçimlerinden de güçlenerek çıkan Maliki’nin ”geniş tabanlı koalisyon hükümeti” kararı, bu birlik hedefini daha da pekiştirecektir.
Goran’ın, hatta KYB’nin bu hükümet içinde yer alma isteği, Barzani’yi yalnızlaştıracak ve “bağımsızlık” hedefini rafa kaldıracaktır.
Öte yandan IŞİD üzerinden hedeflenen Sünni-Şii eksenli bir çarpışma da gerçekleşmeyecektir. Nitekim Sünni aşiretler, IŞİD’e karşı Irak Ordusu’nu destekleme kararı almaya başladılar bile…
TÜRKİYE AÇISINDAN SONUÇLAR
AKP Hükümeti IŞİD’in Musul işgalinden sorumludur: hem ABD’nin “taşeron koalisyonunun” bir bileşeni olduğu için, hem de Suriye’de Esad’ı devirsin diye IŞİD’i desteklediği için…
IŞİD’in Musul’u işgali, ABD projesi içinde uygulanan dış politikamızın ne denli başarısız ve bölgeyi tehdit eder nitelikte olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Erdoğan rejimi, Türkiye’yi bölgede herkesle düşman yaptı.
Ancak yeni bir süreç başladı ve bunun Türkiye açısından ilk sonucu Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan ve Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanı olamayacağıdır.
BÖLGE AÇISINDAN SONUÇLAR
ABD’nin Suriye’ye taşeronları aracılığıyla başlattığı savaş, bölgede bugüne kadar olmayan çok önemli bir gelişmeyi doğurmuştu. İlk defa İran, Irak ve Suriye yönetimleri bir hat oluşturmuştu!
Suriye’nin emperyalizme karşı direnişini de besleyen bu stratejik konumlanma, yeni süreçte daha da derinleşecektir. Hatta AKP Hükümeti’nden kurtulmayı başaracak bir Türkiye de bu hattın içine girecektir.
Bu durumun en önemli kazancı ise Kürt sorununa tüm halklar yararına getireceği bölgesel çözüm olacaktır!
ABD’nin taşeronlarından Suudi Arabistan ve Katar’ın bölgeye düşmanlık etkisi, yeni süreçte daha da zayıflayacak.
Öte yandan Mısır’da devrim rejiminin oturmaya başlamasıyla birlikte dengeler daha da bölge lehine kaymaya başlayacak.
İran’ın eli güçlenecek, İsrail’in eli zayıflayacak. El Fetih ile Hamas ortaklığını doğuran gelişmelerin çoğalması, Filistin konusunda yeni kazanımlar ortaya çıkaracak.
ABD AÇISINDAN SONUÇLAR
IŞİD’in Musul işgali, ABD açısından iki gerçeği ortaya çıkardı:
1) ABD’nin zayıflaması, hem NATO gibi silahlarını kullanamaz hale getiriyor, hem de AB gibi transatlantik ortaklarıyla ayrışmasını sağlıyor.
2) ABD ile Çin-Rusya bloğunu arasındaki dünya çapında kamplaşma daha da belirginleşiyor.
Özellikle son 2 yıldır, sorunlara müdahil olamayan bir ABD görüntüsü daha çok gözlenirken, Çin ve Rusya’nın sorunlu alanlarda daha aktif olduğu görülüyor. Bu tablo yeni süreçte pekişecek.
Bu durum ABD’deki “gerçekçiler” ile “müdahaleciler” arasındaki çarpışmayı daha da keskinleştirecek.
ABD STRATEJİK SAVUNMADA
Peki, sonuçlar neden ABD lehine olamıyor? “ABD’nin ‘taşeron koalisyonu’ 7 hedef için Musul hamlesi yaptı” diyorsak, bu hamleden neden ABD değil de bölge yararlanabiliyor?
Musul işgalinin ilk gününden beri dikkat çekiyoruz: Bu hamle, ABD’nin stratejik savunma içindeki bir taktik atağıdır; geri çekilmeyi engelleyebilmek içindir, mevzilerini koruyabilmek adınadır…
Dolayısıyla son tahlilde ABD savunmadadır, statükonun korunmasından yanadır ve adım adım güç erozyonuna uğramaktadır. Bu şartlarda kazanma şansı yoktur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Haziran 2014
MUSUL İŞGALİNİN 7 HEDEFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/06/2014
IŞİD’in Musul işgali, ABD’nin “taşeron koalisyonunun” geri çekilmeyi durdurabilmek adına yaptığı nafile hamlelerden biridir. Fakat çok bileşenlidir ve çok hedeflidir.
Önce bileşenleri, yani Ankara ve Erbil toplantıları da yapılan bu “taşeron koalisyonunun” parçalarını ortaya çıkaralım:
KOALİSYONUN BİLEŞENLERİ
1) Koalisyonun en önemli parçası AKP’dir, Erdoğan’dır.
Anımsarsınız, bu köşede Barrack Obama’nın West Point Harp Akademisi konuşmasını incelerken, Washington’un başta Türkiye olmak üzere dört ülkeye Suriye konusunda yardım yapacağını ilan ettiğine dikkat çekmiştik. Demek ki “eş başkan” görevi başındadır!
2) Irak’ın Sünni ayrılıkçıları.
Allawi, Haşimi ve Nuceyfi Erdoğanların Irak’taki en önemli ortaklarıdır. Nitekim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu isimlerin başında olduğu bir seçim listesini kendi evinde hazırladıklarını itiraf etmişti.
Bir diğer itiraf da dün Bülent Arınç’tan geldi. Arınç bir yanında Haşimi’nin, diğer yanında Nuceyfi’nin olduğu bir toplantıda, Irak seçimlerini ele aldıklarını anlattı.
Irak Meclis Başkanı olan Usame Nuceyfi’nin federalizmi savunduğunu ve yakın zamanda Türkiye’de AKP yetkilileriyle özel görüşmeler yaptığını anımsatalım. Kardeşi Musul Valisi Atil Nuceyfi’nin de IŞİD’in işgalindeki özel bir rol aldığını önemle belirtelim.
Haşimi ise zaten Irak’ta idamla yargılanmış ve kaçarak Erdoğan’a sığınmış biridir. İstanbul’da saklanan Haşimi, IŞİD’in Musul’u işgaline “devrim” demiştir!
3) Kürt örgütleri.
Musul hamlesinde KDP’nin başı çektiğini, PKK’nin ise pozisyonu gereği bu koalisyonun doğal parçası olduğunu belirtmeliyiz.
Talabani’nin partisi KYB’nin pozisyonu İran etkisi nedeniyle oynaklık gösteriyor. Son süreçte KYB bürolarına birçok intihar saldırısı düzenlenmesi de bu oynak tutumu nedeniyledir.
Diğer yandan Kuzey Irak seçimlerinde ikinci parti olan Goran Hareketi ise Maliki’nin kurmaya çalıştığı geniş tabanlı hükümet koalisyonunda yer almaya istekli göründüğü için konumu diğerlerinden farklıdır.
4) IŞİD ve benzeri örgütler.
Dün uzun uzun anlattığımız için üzerinde durmayacağız. Ancak ABD’nin bu tür örgütleri gerektiği zaman “terör örgütü listesine” bile dâhil ederek kullanabildiğini yeniden vurgulayalım!
Öte yandan Dışişleri Bakanlığı Konsolosluğumuzu işgal edenlerden “IŞİD mensupları” diye söz etmekte, Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç IŞİD’in Türkiye’yi hedef almadığını söylemekte ve hükümetin gazetesi Yeni Şafak “IŞİD bizimkileri rehin almadı, misafir ediyor” şeklinde haberler yapmaktadır! Önemlidir.
MUSUL HAMLESİNİN 7 HEDEFİ
Taşeron Koalisyonu’nun Musul işgali hamlesinin saptayabildiğimiz 7 hedefi vardır:
1) Suriye’de kaybeden ABD, Ukrayna cephesini açarak hamle üstünlüğü elde etmeye çalışmıştı ancak bunda da başarılı olamadı. Obama’nın son konuşmasından anlaşıldığına göre ABD yeniden Ortadoğu’da mevzi kazanmaya dönük hamleler yapacaktır. İşte IŞİD’in Musul hamlesi bunlardan biridir.
2) ABD açısından Suriye ile Irak içinde petrol bölgesi olan bir yayı sorunlu hale getirmek, yani Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan İran, Irak, Suriye hattı içinde gedik açmak önemli bir jeopolitik kazanımdır.
3) Bu sorunlu bölgeye dayanarak Irak’ın Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olarak üçe bölünmesi kolaylaşacaktır.
4) Kerkük ve Musul’u bu hamleyle Bağdat’tan koparmak, “Türkiye himayesinde Kürdistan”ın önünü açacaktır. Böylece Erdoğan ile Barzani işbirliği, petrolden öteye geçecek, daha da ete kemiğe bürünecektir.
5) “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” adı altında Fars-Arap bloğuna karşı düşmanlık sürdürülecektir.
6) Türkiye Suriye’de Rojava’ya yani Suriye Kürdistanı’na razı edilecektir.
7) Washington için Maliki’nin ABD’den yardım istemek zorunda kalması önemli bir hedeftir. ABD, böylece “katlandığı” Maliki’yi bir parça hizaya sokabilecektir!
Ancak tüm bu hedeflerin gerçekleşme şansı yoktur. Dünya Atlantik merkezli değil, Asya merkezli dönmektedir ve ABD’nin bu hamleleri nihai sonucu değiştiremeyecektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Haziran 2014
HİKMETYAR’DAN IŞİD’E
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/06/2014
Türk Konsolosluğu’nun basılmasından sonra Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan tüm açıklamalarda dikkat çeken bir ayrıntı vardı: Ahmet Davutoğlu’nun başında bulunduğu bakanlık, “IŞİD mensupları” diyor ve ısrarla “terörist” sıfatını kullanmıyordu.
AKP-IŞİD İLİŞKİSİ
Bu ayrıntı çok şey anlatıyor. En başta da, Suriye’de rejimi devirme operasyonunda AKP’nin terörist örgütlerle girdiği ilişkileri:
1) MİT TIR’ları IŞİD ve benzeri örgütlere silah yardımı götürüyordu. “Türkmenlere insani yardım” gerçek değildi. Zaten “insani yardım” olsa gizlenmez ve Kızılay’la ulaştırılırdı.
2) Konya-Adana hattında yakalanan roket parçaları, sarin gazı yapımında kullanılabilecek kimyasallar belgelidir.
3) Yaralanan IŞİD komutanlarının Hatay ve Kilis hastanelerinde tedavi edildiğinin fotğrafları vardır.
4) Bosna’dan Afganistan’a kadar dünyanın pek çok yerinden IŞİD ve benzeri örgütler içerisinde Esad’a karşı savaşmak için gelen teröristler, AKP hükümetinin sağladığı imkânlarla Suriye’ye geçti. Ellerinde silahlarla sınırı geçip, sabah geri dönen teröristlerin görüntüleri internette bolca vardır.
5) ABD’li senatör Richard Black açık açık CIA’nın Libya’dan Türkiye’ye silah sevk ettiğini, MİT’in de bu silahları Türkiye’den Suriye’ye taşıdığını belirtmektedir. (Örneğin İskenderun Limanı’na terörist ve silah boşaltan Al Antisar gemisi). Black, her ay 250 İslamcı militanın CIA tarafından Türkiye’de eğitildiğini söylemektedir.
6) IŞİD, ele geçirdiği Suriye’nin Rakka şehrindeki petrolü, Türkiye’de satmaktadır.
IŞİD’İN DOĞDUĞU ŞARTLAR
AKP-IŞİD ilişkisine dair daha pek çok kanıt var ancak yerimiz yok. Biz bu ilişkinin siyasi boyutuna odaklanalım:
1) IŞİD, 2006’da ABD’nin Irak’ı işgali koşullarında ortaya çıktı ve büyüdü.
2) IŞİD, Erdoğan hükümetinin Esad’ı devirme hedefinin bir parçası olarak Suriye’ye geçti ve büyüdü.
Son 1 yıldır ABD’den yükselen “cihatçı örgütlere silah gitmesin” lafları gerçekçi değildir. IŞİD ve benzeri cihatçı örgütler ABD’nin yarattığı siyasal iklimde ortaya çıkar, ABD’nin ihtiyaçları doğrultusunda iş yapar ve işi bitince de “terör örgütü” listesine alınarak postundan yararlanılır. ABD son olarak IŞİD’i AKP hükümetini Suriye’de PKK-PYD’ye mecbur etmenin bir aracı olarak kullanmaktadır.
CIA’nın SSCB’ye karşı Afganistan’da İslamcı Cihatçı yetiştirmesinden bu yana bu ilişki böyledir. Bu tür örgütler ABD’nin “ılımlı İslam” projesini uygulayabilmesinin de aracı yapılmıştır: Radikal İslam’ın panzehri, Ilımlı İslam olmuştur!
Erdoğan’ın kendisi de böyledir: ABD’nin Ilımlı İslam projesinin bir aracı olarak 2002’de iktidar yapılmıştır. Bu nedenle de çok övündüğü gibi “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı” olmuştur.
Böylece Hikmetyar’ın dizinin dibinde başlayan siyasi yolculuğu, Esad karşıtı cephede IŞİD’le buluşmasına kadar sürmüştür.
IŞİD HAMLESİ GERİ TEPECEK
Kimi AKP sözcülerinin bugün IŞİD hatta ABD karşıtı görüntülü açıklamaları aldatmacadır: IŞİD, projesini ABD’nin yaptığı, Erdoğan’ın liderliğine oturtulduğu, Şii hilal karşıtı Sünni eksen oluşturma hedefinin bir eseridir!
Ve Erdoğanların sürüldüğü “stratejik derinlikli” projelerin sonucu şudur: IŞİD Musul’u, Barzani de “IŞİD’e karşı savunacağım” bahanesiyle Kerkük’ü işgal etmiştir!
Stratejik hedef en başında olduğu gibi Irak’ı üçe bölmektir: 1) Bağdat’ı kapsayan, Basra merkezli Şii Arap bölgesi. 2) Musul’u kapsayan Felluce merkezli Sünni Arap bölgesi. 3) Kerkük’ü kapsayan Erbil merkezli Kürt bölgesi.
Ancak bu stratejik hedef Suriye’de Esad kayasına çarpmıştır. Bugünkü hamle, taktik bir hamledir: Kerkük-Musul petrolleri üzerinden Bağdat’ı sıkıştırma, Tahran-Bağdat-Şam eksenini bölme, Türkiye’yi Suriye’de Rojava’ya razı etme, Türkiye’yi Ortadoğu’da Fars ve Araplara karşı Kürtlerle zorunlu cephe kurmaya mecbur etme hamlesidir.
Ancak geri çekilme ve savunma içinde bir hamledir, başarı şansı yoktur. Hatta denilebilir ki bu zayıf hamlenin yenilgisi, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan ve Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanı olma hayalini de noktalayacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2014