KILIÇDAROĞLU’NUN DEMOKRASİ ANLAYIŞI

CHP’li okurlarımızın bir bölümü, Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğimiz yazılarımız nedeniyle zaman zaman kızarlar. Hatta bazıları Kılıçdaroğlu’na kişisel husumetim olduğunu bile iddia eder. Gerekçeleri de şöyledir: “Kılıçdaroğlu henüz genel başkan olduğunda ve Aydınlık onu ‘devrimci Kemal’ diye nitelediğinde bile, siz Odatv’de Kılıçdaroğlu’na karşı yazıyordunuz.”

Evet yazıyordum… Hatta daha genel başkan olduktan üç ay sonra Odatv’de “Kılıdaroğlu’nun Tayyipleştiğini” belirttiğim üç bölümlük bir dizi yazısı da yazdım. Sonrasında da eleştirilerimi sürdürdüm.

KILIDAROĞLU’NUN 3 YILININ ÖZETİ:

1) Kılıçdaroğlu’nun “türban kozunu Erdoğan’ın elinden alacağım” diyerek rafa kalkmış türban konusunu gündeme getirmesini ve sonunda TBMM’ye sokmasını eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun “laiklik tehlikede değil” ve “tarikat ile cemaatlere saygılıyım” sözlerini eleştirdim.

2) Kılıçdaroğlu’nun “darbe kozunu Erdoğan’ın elinden alacağım” diyerek TSK’nin etkisizleştirilmesinde rol almasını eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi’nin değiştirilmesini teklif etmesini, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanmasını istemesini, 27 Mayıs’ı eleştirmesini ve hatta 28 Şubat’a teslim olduğu için Refahyol hükümetini bile suçlamasını eleştirdim.

3) Kılıçdaroğlu’nun “Dersim’i CHP bombaladı” diyen Erdoğan’a karşı CHP’yi savunmayıp “ben daha doğmamıştım” demesini ve topu Atatürk ile İnönü’ye atmasını eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun, “neden Kürt sözcüğünü kullanmadınız” sorusunu, üçüncü bir tarafmışçasına “Ben Kürt demedim ama Türk de demedim” diye yanıtlamasını eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun “CHP’de bazı kanatlar, özellikle Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmamızı zaman zaman engellemek istiyor” diyerek partisindeki ulusalcıları BDP milletvekili Levent Tüzel’e şikâyet etmesini eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun geçen yıl “anadilde eğitim tartışılabilir” demesini eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun Öcalan’ın önerilerini bir çözüm paketi yapıp 6 Haziran 2012’de Erdoğan’a sunmasını eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun “PKK’yle MİT değil, akil adamlar görüşsün” demesini eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun, Radikal’in PKK ve TSK’yi silah bırakmaya davet eden “savaşma konuş” kampanyasına imza vermesini eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’la “Yeni Anayasa” yapmaya soyunmasını eleştirdim.

4) Kılıçdaroğlu’nun Batı’nın Libya’ya müdahalesini ve AKP’nin tutumunu doğru bulduğunu söylemesini eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun Esad’ı zalim ilan etmesini eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun Mısır’daki devrimi darbe diye suçlayıp AKP’yle birlikte ortak bildiri imzalamasını eleştirdim. Kılıçdaroğlu’nun ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone ile teamüller dışında, baş başa görüşmesini eleştirdim.

5) Ve en vahimi… Kılıçdaroğlu Haziran Halk Hareketi sırasında “görevimiz arabuluculuk yaparak olayları sakinleştirmek olmalı” dediğinde onu eleştirdim!

DEMOKRASİ 1946’DA DEĞİL, 1920’DE DEVRİMLE GELDİ

Ancak Kılıçdaroğlu bu eleştirilerin tekini bile dikkate almadı. Kuşkusuz Aydınlık yazarları başta olmak üzere merkez medyadaki kimi kalemler de Kılıçdaroğlu’nu benzer şekilde eleştirdi, dostça uyardı. Fakat Kılıçdaroğlu bu yanlışlarda ısrar etti! Çünkü bize yanlış gelenler, Kılıçdaroğlu’nun doğrusuydu; zihni öyle çalışıyordu…

Bakın ABD ziyaretine hazırlanan Kemal Kılıçdaroğlu, bu zihniyeti, Wall Street Journal’e yazdığı makalede de sürüyor. Daha ilk cümlesinde şöyle demiş CHP Genel Başkanı: “Türkiye’de demokrasi, 1946’da hayata geçtiğinden bu yana yoluna çıkan birçok engele rağmen yarım yüzyıldan uzun bir süredir ayakta kalmayı başarmıştır.”

Türkiye’ye demokrasinin 1946’da geldiğini iddia etmek sadece bir cehalet değil, aynı zamanda 1923-1946 dönemine nesnel bir karşıtlıktır!

Kılıçdaroğlu’na anımsatmak isteriz: Türkiye’ye demokrasi 1946’da gelmedi, 1920’de geldi! 1946’da gelen “çok partililiktir” ve çok parti olması ille de demokrasi demek değildir. Demokrasi en başta tanrının, kralın, imparatorun, padişahın egemenliğini millete devretmektir! O yüzden de bu topraklara demokrasi 1920’de, 1923’te, 1924’te, 1927’de, 1935’te “arasız devrimlerle” gelmiştir! 46’da gelen karşı devrimdir!

Türkiye’ye demokrasinin 1946’da geldiğini savunmak, ancak “demokrasi eşittir sandık” diyen Erdoğan kadar düşünebilmektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Kasım2013

Reklamlar

  1. #1 by Leyla Ozdes on 28/11/2013 - 20:29

    Buyuk bir hayalkirikligi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: