Özgecan cinayeti toplumsal çürümenin sonucudur

AKP’nin Özgecan Aslan cinayeti sonrası önerdiği “çözümleri” üç başlıkta gruplayabiliriz:

1) Kimi AKP’liler bu cinayeti “kadın-erkek ayrımına” dayanan hayat görüşlerine malzeme yaptılar.

Bu tür cinayetlerin kökeninde kadının kıyafetinden sosyal hayat içinde yer almasına kadar geniş bir yelpazede etkenlerin olduğunu iddia edip, kafalarındaki hayata uygun “çözümler” önerdiler: Kadınlara özel pembe otobüs uygulamasına geçilmesinden, çocukları cinsiyetlerine göre ayrı sınıflarda okutmaya kadar.

2) Kimi AKP’liler, bu tür cinayetler için idam cezası uygulanmasını, ölümle bitmeyen tecavüzlerde de hadım cezasının verilmesini istediler. Hatta bir bakan “kızımın başına gelse, silahımı alır cezasını kendim verirdim” bile dedi!

3) Kimi AKP’liler de, bu cinayeti fırsat bilerek, daha dini ağırlıklı eğitim modeline geçilmesini savundurlar, laiklik yaşam tarzını sorumlu ilan ettiler.

İNSANA YATIRIM YAPMAYAN REJİM

Hiç uzatmadan ve dolandırmadan belirtelim: Özgecan Aslan cinayetine kadın-erkek ayrımcılığı ve idam-hadım türevli ceza yöntemiyle yaklaşanlar, gerçekte bu tür cünayet ikliminin sahipleridir!

Ve önemle vurgulayalım: Bu tür cinayetler, “kadın mıdır, kız mıdır” bakışının topluma enjekte edilmesinin bir ürünüdür!

Ve açıkça belirtelim: “Eteği kısaydı o nedenle tecavüz ettim” diyenle, “çaldı ama çalıştı” denilenler, aynı çürümüş ve ahlaksız rejimin köşe taşlarıdır!

Evet, Özgecan Aslan cinayeti sıradan bir olay değildir, toplumsal çürümenin vardığı boyutun bir yansımasıdır. Ülkeyi yönetenlerin yola, taşa, betona yatırım yapması ama insana yatırım yapmamasının karşılığıdır.

ERDEM YERİNE KALİTE ARAYAN SİSTEM

Kuşkusuz bu çürüme tablosunun sorumlusu 60 yıllık “küçük Amerika” sürecidir ama AKP ile bunun zirve yaptığını da önemle belirtmeliyiz. Zira AKP’yle birlikte çürüme hızlandı ve yayıldı, AKP ile toplum hem lümpenleşti hem de lümpenlik baştacı edildi.

Üstelik çürüme çok boyutludur. Göstergesi sadece tecavüzler değildir, ondan daha önemli göstergesi hırsızlıktır, yolsuzluktur. Çünkü ahlaksızlık tek boyutlu değildir, bütün boyutlarıyla birlikte gelişir ve büyür.

Anayasanın bir kez delinmesinde sorun görmeyen yöneticiden işini bilen memura kadar geniş bir kesim bu toplumsal çürümenin sorumlusudur. “Çaldılar ama çalıştılar” diyenler de bu çürümüş rejiminin dayanağıdır.

İnsanda erdem yerine“kalite” aramakla başlar toplumsal çürüme. Gerçekte kaliteli insan olmaz, kaliteli mal ve meta olur zira. Bir kez “kalite” aramaya kalktınız mı, namus, doğruluk, dürüstlük gibi değerlerin yerini kredi kartı limiti, çek defterinin kalınlığı almaya başlar.

Kaliteli insan başka bir sistemin, erdemli insan ise başka bir sistemin öznesidir.

SORUN SİSTEM SORUNUDUR

Uzun uzun bu çürümüş tabloyu anlatmamıza gerek yok; hepimiz biliyor ve yaşıyoruz.

Mesele bu çürümüş tabloyu nasıl değiştireceğimizdir: Metayı değil, insanı merkeze alarak ve insana yatırım yaparak! (Ve metayı da insanlara daha eşit paylaştırmaya, emeklerine göre dağıtmaya çalışarak.)

Bu, kuşkusuz sadece bir eğitim ya da kültür sorunu değildir, toplam bir sistem meselesidir. Hangi siyasal modelle toplumun yönetileceğinden, hangi ekonomik modelle kalkınma sağlanabileceğinden başlar.

SİSTEM YENİDEN İNŞA EDİLMELİ

Konuya sadece laiklik perspektifinden bakmak da bu nedenle yeterli değildir. Tamam, laiklik çok önemlidir ama hangi siyasal ve ekonomik modelle birlikte başarılı uygulanabileceği daha da önemlidir.

Mustafa Kemal Atatürk o nedenle laikliği 1927’de cumhuriyetçilik, halkçılık ve milliyetçilik ile birlikte bir program haline getirmiştir. Fakat bunun da yeterli olmadığını görerek 1931’de devletçilik ve devrimcilikle birlikte o programa son halini verip Altı Ok’u ilan etmiştir.

Anlamı şudur: Ekonomide devletçi değilseniz ve kamuculuğu esas almıyorsanız iyi milliyetçi değilsinizdir, cumhuriyetiniz sorunlu gelişir, laiklik zamanla sulandırılır. Laik değilseniz, halkçılığınız popülizme dönüşür, demokrasi içi boş bir kavram olur, en sonunda gericiliğe özgürlük istersiniz. Devrimci değilseniz cumhuriyetinize kararlılıkla sahip çıkamazsınız.

Bu çürümüş sistemi ve kokuşmuş rejimi yıkmak ve yeniden inşa etmek, bu programa sahip çıkmaktan geçmektedir. Gerisi lafı güzaftır ve Özgecanlarımıza çare değildir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Şubat 2015

 

Reklamlar
  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: