IŞİD Türkiye’deki saldırılarını neden üstlenmedi?

5 Haziran 2015 günü Diyarbakır’da, HDP mitinginde meydana gelen bombalı saldırıda 5 kişi öldü, 400’den fazla kişi yaralandı. Saldırının failinin IŞİD üyesi Adıyamanlı Orhan Gönder olduğu açıklandı.

20 Temmuz 2015‘de Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde, Ayn El Arap’ın (Kobani) yeniden imarı için toplanan SGDF üyelerinin basın açıklamasında meydana gelen bombalı saldırıda 34 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı. Saldırının failinin IŞİD üyesi olan Şeyh Abdurrahman Alagöz olduğu açıklandı.

10 Ekim 2015‘te, Ankara Tren Garı önünde “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için toplananların ortasında meydana gelen çifte bombalı saldırıda 109 kişi öldü, 500’den fazla kişi yaralandı. Saldırının faillerinden birinin IŞİD üyesi Yunus Emre Alagöz olduğu açıklandı. Fail, Suruç saldısının faili olan Şeyh Abdurrahman Alagöz‘ün abisiydi!

12 Ocak 2016‘da Sultanahmet’te meydana gelen bombalı saldırıda 11 turist öldü, çoğunluğu turist 14 kişi de yaralandı. Saldırının failinin Suudi Arabistan doğumlu, Suriyeli IŞİD üyesi Nabil Fadli olduğu açıklandı.

YEREL YAPILANMA VE İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ İLİŞKİSİ

Terör örgütleri terör saldırılarını çoğunlukla propaganda için yapar ve bu nedenle saldırıyı üstlenir. Ancak nedense IŞİD Türkiye’deki saldırılarını üstlenmedi!

Siyasal çevrelerin kestirmeden buna verdiği “IŞİD Batı’da yapılmakta olan IŞİD-AKP Hükümeti ilişkisi kampanyasına destek için saldırıları üstlenmiyor” yanıtı, hiç tatmin edici değil.

Daha çok güvenlik odaklı çevrelerin yaptığı “IŞİD doğrudan Türkiye’nin hedefi olmamak için bu saldırıları üstlenmiyor” açıklaması da açıklayıcı değil. Zira o eşik çoktan açıldı ve Türkiye belli ölçülerde ABD ile birlikte IŞİD’i hedef alıyor. Hatta Başbakan Davutoğlu Sultanahmet saldırısından sonra TSK’nin karadan top atışıyla Irak ve Suriye’de 200 IŞİD üyesini öldürdüğünü açıkladı.

Peki IŞİD neden bu saldırıları üstlenmedi? Şu iki ihtimal üzerinde duruyorum:

1) Saldırıyı doğrudan IŞİD merkezi planlayıp yapmadı. Saldırı, IŞİD’in genişleme stratejisine uygun olarak bünyesine kattığı yerel yapılanmanın inisiyatifle meydana geldi. Sosyal medyayı ve interneti etkin kullanan IŞİD bu nedenle doğrudan saldırıyı açık kanallardan üstlenmedi.

Özellikle ilk üç saldırının faillerinin Türkiye vatandaşı olması, dahası ilişkili ve hatta akraba olması, bu ihtimali kuvvetlendiriyor.

Kuşkusuz bu durumda “yerel yapılanmaların” istihbarat kurumlarının etkilemesine açık olduğunu özellikle belirtmeliyiz.

2) Saldırı, terör örgütünün propagandasından çok, terör örgütünü ya da yerel ayağını denetleyen bir istihbarat kurumunun Türkiye’ye mesajı için yapılmıştır. IŞİD merkezi bu nedenle saldırıyı üstlenmemektedir.

Bu noktada Kaynak Yayınları‘ndan çıkan “IŞİD: Kara Terör” kitabımı okumanızı özellikle öneriririm.

DÖRT SALDIRININ SİYASAL SONUÇLARI

Peki bu ihtimalllerden hangisi daha kuvvetli? Ya da bizim göremediğimiz bir başka ihtimal daha mı var?

Bunu anlayabilmek için dört saldırıyı zamanlaması, hangi düzlemde gerçekleştiği ve hangi siyasal sonuca yol açtığı verileri üzerinden incelemeliyiz:

Diyabarkır saldırısı: HDP mitingini hedef alan saldırı 7 Haziran seçiminden 2 gün önce meydana geldi. Bağımsız adaylar yerine parti olarak seçime giren HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği, HDP kadar AKP’yi de ilgilendiriyordu. AKP’nin tek başına iktidar olabilmesiyle HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği arasındaki bağ, 7 Haziran seçim sürecinin en önemli konusuydu.

HDP 7 Haziran’dan yüzde 13’ün üzerinden oyla çıktı ve AKP tek başına iktidar kuracak milletvekili çıkaramadı.

Erdoğan bu tablo nedeniyle koalisyonu engelleyen ve ülkeyi yeniden seçime götüren bir strateji izledi. HDP’nin oyunu düşürmek ve MHP’den oy almak esaslı bir seçim stratejisi belirledi ve bunun siyasal koşullarına uygun “milliyetçi eksenli” taktik hamleler yaptı.

Suruç saldırısı: 20 Temmuz’da meydana gelen saldırı, doğrudan PKK’ye destek veren “sosyalist solun bir kesimini” hedef aldı. Saldırı Ayn El Arap’a geçecek gençleri hedef alması nedeniyle Suriye dış politikası düzleminde gerçekleşmişti.

Suruç saldırısının sonrasında Türkiye’de çok ciddi bir gelişme oldu. 9 ay boyunca müzakeresi yapılan, en sonunda anlaşma noktasına varılan fakat bir türlü imzası atılmayan İncirlik Mutanakatı, 22 Temmuz’daki Obama-Erdoğan telefon görüşmesiyle “gizli Bakanlar Kurulu kararına” dönüştürüldü ve hayata geçirildi. Türkiye 23 Temmuz’da IŞİD’e karşı, 24 Temmuz’da da PKK’ye karşı operasyonlara başladı.

Bu yeni süreç, kuşkusuz başka etkenlerle birlikte, AKP’ye 1 Kasım’da on puan kazandırdı!

Ankara saldırısı: 10 Ekim 2015’te meydana gelen ve Türkiye’de yapılmış en büyük boyutlu bu terör saldırısı, birincil olarak HDP’yi, ikincil olarak da CHP’yi hedef aldı. Saldırı neticesinde her iki parti de 1 Kasım seçimleri için belirledikleri mitinglerini iptal etti.

Kuşkusuz bu durum 1 Kasım seçim sonuçlarına yansıdı!

Sultanahmet saldırısı: 12 Ocak 2016’da meydana gelen saldırı turizmi, özellikle de Alman turizmini hedef almış oldu.

Almanya’nın AKP hükümetiyle “mülteci anlaşması” yapması, İncirlik’e IŞİD’le mücadele için savaş uçakları yerleştirmesi, NATO kararı gereği Konya’ya awacs sistemi kuracak olması ve son olarak Kuzey Irak’ta başta peşmerge eğitmek amaçlı olmak üzere “çok amaçlı askeri üs” kurma kararı alması bu sürecin öne çıkan olguları…

Berlin’in geleneksel olarak PKK içindeki bir kesim üzerinde var olan etkisi de kuşkusuz hesapta tutulmalı.

Diğer yandan Türkiye’nin Musul’a asker sevketmesi ama Bağdat’ın tepkisi nedeniyle bir kısmını geri çekmek zorunda kalması, IŞİD’in Türk askerlerinin bulunduğu kampa iki kez saldırması ve Erdoğan‘ın bu saldırılardan sonra “işte Irak’ta bunun için asker bulundurmalıyız” özetli açıklamalar yapması da gözönünde bulundurulmalı.

KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK ŞART

Peki tüm bu incelememizin sonucu nedir? Kesin bir kanaat belirtebilmek şu aşamada mümkün değil, ancak şimdilik şu kadarını söyleyebiliriz:

Türkiye’deki terör saldırıları doğrudan Ankara’nın dış politikasıyla ilgilidir. ABD ile birlikte hareket eden ama zaman zaman Washington’dan bile daha hevesli olan AKP Hükümeti’nin “komşulara düşmanlık” politikasının doğal bir sonucudur.

Bölgede süren ve gün geçtikçe daha çok kuvvetin (ülkenin) dahil olduğu savaş, Türkiye’ye maliyeti artırmaktadır.

Erdoğan‘ın iç ve dış politikalardaki birbiriyle bağlantılı hedefleri, bu hedefleri gerçekleştirmek için başvurduğu araçlar, mezhepçi siyasetler, çeşitli örgütlere verdiği açık destekler Türkiye’yi gün geçtikçe bir girdabın içine sürüklemektedir.

İncirlik Mutabakatı ile girilen süreç Türkiye’yi birincisi bölgeyle daha çok karşı karşıya getirmiş, ikincisi de Rusya’ya düşmanlaştırmıştır. Karşılığında da AKP Hükümeti’ni ABD ve NATO’dan güvenlik talep etmeye, İsrail’le anlaşmaya ve Barzani’yle bölgesel hesaplar yapmaya yöneltmiştir.

Kısacası, artık toptan ve kökten bir değişikliğe ihtiyaç vardır!

Mehmet Ali Güller
15 Ocak 2016

Reklamlar
  1. IŞİD Türkiye’deki saldırılarını neden üstlenmedi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: