‘Akademisyenler Bildirisi’ meselesi

1128 akademisyenin imzaladığı bildiriyi iki ayrı düzlemde incelemeliyiz: Birincisi içeriği yönünden, ikincisi de AKP Hükümeti’nin bildiriye karşı başlattığı kampanya yönünden…

Kuşkusuz bu yönlerden biri esas, biri de talidir; inceleme bu doğrultuda yapılabilir. Ancak bu yönlerden birini görüp diğer yönü hiç dikkate almamak, bilimsel olmayacağı gibi, siyaseten de asıl hedeflenen kutuplaşmaya yarar: Kamuoyu AKP ile PKK arasında sıkıştırılır, taraf olmaya zorlanır…

1) İÇERİK YÖNÜNDEN BİLDİRİ

Bildiriye içerik yönünden bakıldığında şu temel vurguyla karşılaşıyoruz: Bu akademisyenlerimize göre devlet güneydoğuda katliam yapmaktadır!

Akademisyenler bu iddiadan hareketle üç çağrı yapmaktadır: Birincisi AKP Hükümeti PKK’nin taleplerini içeren bir yol haritası hazırlamalı, ikincisi müzakere masası kurulmalı ve üçümcüsü uluslararası gözlemciler bölgede çalışmalı!

Açıkça belirtelim: Katliam yapıldığı iddia edilen ilçelerde PKK terör örgütünün hendekler kazarak şehir savaşı verdiğini görmezden gelen bir tavır bilimsel değildirdir ve bir akademisyen tavrı olamaz.

Ahmet İnsel gibi öncü-imzacıların kabaca bu eleştiriye “biz PKK’yi tanımayız, devleti tanırız, o nedenle devleti muhatap aldık” anlamındaki yanıt verme çabası, en hafifinden, samimiyetsizdir. 2002’de AKP’yi “özgürlük” odağı ilan ederek iktidara gelmesine omuz verenler, 2010’da AKP’nin referandumuna “yetmez ama evet” diyerek halkı kandıranlar, bugün de benzer bir rolü oynamaktadır.

Kuşkusuz güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadelesinde kabul edilemeyecek yanlışlıklar vardır, kimi asker ya da polislerin duvarlara yazdıkları “Ey Kürt, Türk’e itaat et” tarzı yazılar, suç olmanın ötesinde, gerçekte güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadelesine de zarar vermektedir; o nedenle soruşturulmaldır.

Fakat bu ve benzeri kabul edilemez işlerden dolayı meseleyi toptan “devlet katliamı” diye sunmaya çabalamak, en hafifinden, akademisyen sorumsuzluğudur!(Uzmanlar, TSK’nin zorlu bir şehir savaşında sivil kaybı vermemek için nasıl çabaladığını kayda geçmektedir.)

Diğer yandan akademisyenlerimizin bugün yaşadığımız tablonun AKP Hükümeti’nin uyguladığı Açılım’dan kaynaklandığını hiç saptamadan, yine bu tabloya çözüm olarak AKP Hükümeti’ni Açılım’a davet etmeleri, en hafifinden, saflıktır! Daha doğrusu “yetmez ama evet” türü bir kandırmacadır!

AKP Hükümeti ile PKK’nin başkanlık-özerklik pazarlığı yaptığı, AKP Hükümeti’nin terörle mücadeleyi başkanlık hedefi için kullanmaya çalıştığı, PKK’nin terör ile özerkliği masaya getirmeye çalıştığı, dahası konunun Irak ve Suriye meseleleriyle de ilgili olduğu ve tarafların ABD’nin kullandığı araçlar olduğu es geçilerek yapılan bir barış çağrısı, boştur!

2) AKP KAMPANYASI YÖNÜNDEN BİLDİRİ

Terörle yıllarca müzakere yapan hükümet ise Erdoğan‘ın başkanlık hedefinin gereği bir süredir terörle mücadele etmektedir: Erdoğan tek başına iktidar olamadığı 7 Haziran seçimlerini bozmuş ve “terörle mücadele” ederek ve milliyetçi oylara seslenerek girdiği 1 Kasım seçimlerinden AKP’yi yine tek başına iktidar yapmıştır. Ancak başkanlığı halk oylamasına götürecek çoğunluğu yine de sağlayamamıştır. Bu nedenle masasında yine bölgesel ara seçim ve baskın seçim gibi senaryolar bulunmaktadır.

Bu durum maalesef güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadelesinin zayıf yanıdır; zira esas olmayan bir yönde eksik ilerlemesine neden olmakatadır. ABD cephesi içinde kalarak ABD planlarının boşa çıkarılıp çıkarılamayacağı ise çok önemlidir ve ayrı bir yazının konusudur.

Gelelim akademisyenlerin bildirisinin ikinci yönüne…

Erdoğan, 1 Kasım hedefi için “terörle mücadeleyi” kullandığı gibi, şimdi de akademisyenlerin bildirisini kullanmaktadır. Bildirinin içeriğinin yukarıda özetlediğimiz sakatlığını kullanarak, toplumun bir kesimini daha yanına çekmeye çalışmaktadır!

Erdoğan‘ın akademisyenlerimizi hergün ekranlardan hedef alması ve gözaltına aldırması kabul edilemez. Akademisyenlerimizin üniversitedeki odalarına çarpı işaretleri konması, çeşitli notlarla tehdit edilmeleri suçtur ve bu suçun sorumluluğu Erdoğan‘ındır!

Akademisyenlerin bildirisinin içeriğinden bağımsız olarak bu uygulamalara cepheden karşı çıkmak hepimizin görevidir!

Zira, Erdoğan nasıl akademisyenleri hedef alarak akademisyenlerden çok aslında toplumu baskı altına almaya çalışıyorsa, bizler de akademisyenlerin bildirisine yapılan baskıya karşı çıkarak aslında bu akademisyenelerden çok toplumun özgürlüğünü savunmuş oluruz!

Mehmet Ali Güller
19 Ocak 2016

Reklamlar
  1. #1 by Lale Gurman on 19/01/2016 - 20:14

    Sayın Güller, Konuyu çok doğru zeminlere oturtan yazınız için sizi yürekten kutlarım. Sevgi ve saygılarla Lâle Gürman

  2. #2 by mustafa er on 19/01/2016 - 21:57

    Sn.Güller yazınızda,AKP ile Devleti birbirinden ayırıp.Emperyalizmin Tarafından ele geçirilmiş bir devletin Bu parti aracılığıyla,Açık Faşizmi sadece doğuda değil,batıda da(Dilek Doğan gibi bireysel Ankara ve S.Ahmet bombalarıyla açık katliamlar)Soykırım şeklinde devam etmektedir.Hitler Almanya’sındaki Papaz hikayesi örneğini Aratmayacak Uygulamalar nasıl Devlet yapısından ayrı ele alınabilir.Barış istemek nasıl Doğal demokratik haksa ,Yetmez ama HDP de kapatılsın demek de O kadar anti- demokratiktir. Ve katliamlara ortak olmaktır.

  3. #3 by agackovugu on 20/01/2016 - 00:15

    Bu akademisyenlerin terörü destekledikleri olayın neresinden bakarsanız bakın çok açık bir gerçek

  1. Akademisyenler Bildirisi’ meselesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: