Atatürk’le hesaplaşma sembolü: Ayasofya

Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine dair 24.11.1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını 10 Temmuz günü iptal etti. Karar birkaç saat içinde Resmî Gazete’de yayımlandı, hemen ardından Erdoğan bir cumhurbaşkanlığı kararı ile Ayasofya’yı Diyanet’e devredip cami olmasını onayladı, aynı akşam 20:53’te de “millete seslendi” ve ilk namazın 24 Temmuz’da kılınacağı ilan edildi.

Mesele ibadet değil

Ayasofya’ya uygarlık penceresinden değil, din penceresinden bakarak verilen bu karar, sıradan bir karar değildir.

Çünkü mesele ibadet değildir, ibadet yeri ihtiyacı da değildir. Nitekim daha önce bu konu gündeme geldiğinde, daha bir yıl önce Erdoğan “önce karşısındaki Sultanahmet Camisi’ni bir doldurun da ondan sonra bakarız” diyordu. Kaldı ki, aslında Ayasofya’da zaten namaz kılınabiliyor; 1991’den beri bir bölümü ibadete ayrılmış durumda.

Evet, mesele ibadet değil, mesele “eğitimin birliğini” bile hedef alan toplam bir rejim meselesidir. Nitekim Diyanet İşler Başkanı Ali Erbaş, “sadece ibadet etmekle kalınmasın, içinde bir mektep, bir medrese olsun” demektedir!

Mesele Atatürk’le hesaplaşma

Danıştay’ın iptal ettiği karar, altında Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzasının bulunduğu 24.11.1934 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıydı.

Erdoğan 20:53’teki konuşmasında o kararla ilgili aynen şöyle dedi: “Tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanet olmanın yanında hukuka da aykırıydı.”

Yıl 1934… “Tek parti dönemi” dediği bizzat Atatürk’ün dönemi… İmza Atatürk’ün imzası…

Ve Atatürk’ün koltuğunda oturan Erdoğan, Atatürk’ün “tarihe ihanet ettiğini” savunuyor!

Mesele devrimle hesaplaşma

Mesele egemenlik ve bağımsızlık meselesi de değildir; Ayasofya neticede müze olarak da, cami olarak da Türkiye’nindir, Türk milletinindir.

Ayasofya’nın yeniden cami yapılmasını “egemenlik ve bağımsızlık” ile açıklamaya çalışmaları da doğrudan Atatürk karşıtlıklarıyla ilgilidir. Yani 1934’te Ayasofya’yı müze yapan Atatürk’ün aslında emperyalizme boyun eğdiğini demeye getiriyorlar.

Ki bunu açık açık savunan AKP’liler de var: “İngilizler istedi, Yunan istedi diye Atatürk Ayasofya’yı müze yaptı” diyorlar…

Ne vahim ki, aynı zihniyet, tam tersinden “Keşke Kurtuluş Savaşını Yunan kazansaydı” da diyebiliyor! Yani duruma göre olgular eğilip, bükülüyor. Asıl olan kendi davalarında hedefe ilerlemeleri… İhtiyaç olursa genel merkezlerine Atatürk posteri asarlar, ihtiyaç olmadığında da “iki ayyaş” derler, “tarihe ihanet ettiğini” iddia ederler!

Ayasofya’yı emperyalistlerden Atatürk kurtardı

İstanbul ve elbette Ayasofya yaklaşık beş yıl boyunca emperyalistlerin işgali altındaydı. Padişahları Vahdettin İstanbul’un temsili anahtarını İngiliz komutana teslim etmişti.

İstanbul’u ve Ayasofya’yı Mustafa Kemal Atatürk kurtardı; padişahları Vahdettin de bir İngiliz zırhlısıyla kaçtı.

Bugünün Abdülhamitçileri ve Vahdettincileri ise Ayasofya’yı emperyalistlerden kurtaran Atatürk’ü “tarihe ihanet etmekle” suçlayabiliyor!

Mesele Lozan’la, Cumhuriyet’le hesaplaşma

Ayasofya, karşıdevrimcilerin devrimle mücadelesinin sembolüdür. O nedenle ilk namaz için 24 Temmuz seçilmiştir.

Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunun resmiyet kazandığı, Lozan Anlaşması’nın tarihi…

“Lozan hezimettir” diyenler, Lozan’ın yıldönümünde, Lozan’ı imzalayanların 1934’te aldığı kararı yok sayarak, “laik Cumhuriyet’e” karşı “fetih” namazı kılacaklar!

Öte yandan Danıştay’ın gerekçesi de gösteriyor ki Cumhuriyet’in hukukuyla da hesaplaşmaktadırlar: 1470’li yıllarda hazırlanmış bir vakıf senedine dayanarak 1934 tarihli kararı değiştiriyorlar; Osmanlı hukukunu Cumhuriyet hukukunun yerine geçiriyorlar!

Nitekim “çoklu baro” yasasını da Cumhuriyet’in sağladığı hukukun birliğini yıkmak için çıkardılar!

Atatürk’ün partisinin aymazlığı

Yaşanmakta olan devrim-karşıdevrim çarpışmasıdır; 150 yıldır sürmektedir.

Ne yazık ki Atatürk’ün partisinin bugünkü yöneticileri bu gerçeği görememektedir. İktidarın her devrimle hesaplaşma hamlesine, sözde “AKP’nin kozunu elinden almak” gibi bir gerekçeyle sessiz kalıyorlar. “Laiklik tehlikede değildir” demeleri de, peşin peşin “Ayasofya’nın cami olmasına itiraz etmeyeceğiz” sözü vermeleri de sözde AKP’nin kozunu ellerinden almak için…

Oysa anlamadıkları şu: AKP’nin elinden aldıklarını sandıkları her koz gerçekleşerek Cumhuriyet adım adım yıkılıyor!

Anlamadıkları şu: Karşıdevrim Atatürk’ün partisini sindirdikçe, Atatürk’ün Cumhuriyet’i adım adım tasfiye ediliyor! Yani CHP, Atatürk’ün devrimci partisi olmaktan çıktığı oranda, Cumhuriyet’in kaleleri düşüyor…

Ki Erdoğan’ın 18 yıllık iktidarının “sihirli formülü” de budur; kendi başarısından ötürü değil, CHP’nin başarısızlığı nedeniyle sürekli iktidardır!

Nitekim tarih kaydetmiştir: Erdoğan’ı başbakan yapan CHP’nin önceki genel başkanı Deniz Baykal’dır; cumhurbaşkanı yapan da CHP’nin şimdiki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Temmuz 2020

  1. Dr. Murat Aygen adlı kullanıcının avatarı

    #1 by Dr. Murat Aygen on 14/07/2020 - 11:36

    Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Anıtkabir özel defterine yazdığı “Vefatınızın ardından cumhurbaşkanlığı ile cumhur arasındaki bağlar zayıfladı” sözü FT gazetesi tarafından “After your death, the bond between the office of the presidency was weakened” diye eksik tercüme edilmiş veya dizmiştir. Atatürk’e Celal Bayar tavassutu ile sığındığını (O’na bu yolu gösteren Orhan Pamuk’tur) gösterir AA mahreçli “Statüko Mustafa Kemal’den sonra başladı” demecini çok az sayıda gazete vermiştir [bkz: (—1—) Dombey, D., “Erdogan presidency stirs Turkish fears over one-man rule” (title over 6 columns) news, © The Financial Times Limited 2014 No.38,636, Week 35, Friday August 29 2014, Printed by (Germany) Dogan Media Group Hurriyet AS Branch Germany An der Brucke 20-22 64546 Morfelden Walldorf, p.3 ve (—2—) “Statüko M. Kemal’den sonra başladı” (tek sütun üzerine) başlıklı haberi, Yeni Asya gzt., Yeni Asya Gazetecilik Matbaacılık ve Yayıncılık Sanayi ve Ticaret A. Ş. adına imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular, Genel Yayın Müdürü Kâzım Güleçyüz, Yazı İşleri Müdürü Recep Bozdağ, ISSN 13017748, Yıl 45 Sayı 15.959, 12 Temmuz 2014 Cumartesi, Ankara Adana baskı Arslan Güneydoğu Gazetecilik Matbaacılık ve Kağıtçılık A. Ş., s.6].

  2. Dr. Murat Aygen adlı kullanıcının avatarı

    #2 by Dr. Murat Aygen on 14/07/2020 - 21:17

    Refah Partisi Atatürkçünün-harman-olduğu bir parti idi. Sayın Erdoğan orada giydiği “Millî Görüş gömleği”ni maalesef çıkartmıştır NETEKiM hop BOP (Yeşil Kuşak) YÖK [bkz: (–1–) “(Doğan) Güreş: RP’de 90 Atatürkçü var” (tek sütun üzerine) başlıklı haberi, Hürriyet gzt., Sahibi Hürriyet Holding A. Ş. adına Aydın Doğan, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Sorumlu Müdür Doğan Satmış, Yıl 49 Sayı 17344, 12 Temmuz 1996 CUMA, Basıldığı Yer Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A. Ş., s.1 ve (–2–) Kul, M., “(Necmettin) Hoca’dan Atatürkçülere yemek” (4 sütun üzerine) başlıklı haberi, Milliyet gzt., Milliyet Gazetecilik A. Ş. adına sahibi Aydın Doğan, Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak, Sorumlu Müdür Eren Güvener, Yıl 48 Sayı 17952, 08 Kasım 1997 Cumartesi, Basıldığı Yer Milliyet Ofset Tesisleri, s.14].

  3. puma adlı kullanıcının avatarı

    #3 by puma on 15/07/2020 - 00:47

    Aynen.
    Peki nerden cikti simdi bu. Muhtelif sebepler. Emre Kongar gayet makul uzun bir liste yapmisti.
    Ben de daha kisa bir liste yapayim.
    -Tabanin gerici (dinci/dindar, ve kurtcu olmayan irkci, osmanlici, fetocu, vatansever olmakla beraber zekasi az olan muhafazakar) kesimini Davutoglu ve Babacan partilerine karsi saglam tutmak. Daha once de Rus ucagini ben dusurttum diye ovunuyorlardi, simdi de ben daha yobazim pardon tutucuyum yarisi var gibi.
    -Akp ile Fetonun yakinlasma ihtiyaci. Belki de hic ayrilmamislardi: Akp+ Feto , iki buyuk bir bircok kucuk parcaya ayrildi, buyuk parcalar reisciler, ve resi karsiti fetoculer, olmak uzere.
    Bu da dunyada derindevlet-antiderindevlet catismasinin sonucu, veya (yuzde 1 ihtimalle)
    derin devletin ikiye bolunmesi , sebebiyle olmus olabilir. Yani bu iki buyuk parcanin yeniden mecburiyetler sebebiyle yakinlasmasi , ya da birinin digerine istedigini dayatmasi sekilde gerceklesebilir birlikte hareket etme. Yukardan derin devlet bunlara diyordur ki, yapmayin siz kardessiniz. Halbuki 5 yil once reissiz bir Akp icin cok ugrasmisti.
    Ve dunyada kaybeden derin devlet dayattigi YAS tasviyeleriyle , bari Turkiyeyi elimde tutayim diye hesapliyor olabilir. H.Akar’in “suruklenerek” Akinci ustune goturulmesi:
    http://www.youtube. com/watch?v=o5G0iHdkgcA
    Bu son Yas kararlari 15 temmuz kadar onemli olabilir, ve Reis H.Akar cizgisine gelirse, 15 temmuzu yapan fetoculer aslinda kazanmis olurlar.
    H.Akar Fetoculere, ya siz manyak misiniz demis (guya). Demis te olabilir, soyle: devlet zaten bizim elimizde, azcik daha sabrestseydiniz ya.
    -Kendim de pek ciddiye almadigim bir ihtmal daha: Yunanistanla aramizda gerginlik yaratiyoruz, boylece Yunanistanin ABDye , Turkiyenin de Rusyaya ihtiyaci olacak, ve ABD ve Rusya Akdenizde varlik gostermek icin gerekce bulacaklar.
    Ayasofyaya zarar vermeyceklerse bence ona cami desinler, cok zarari olmaz. Belki de muslumanlik adina mevlana posterleri asmak icin freskleri sokecekler, yurtdisinda muzayedelerde bunlar parca parca satilacak. ISIDin Suriyede yaptiklarindan biri de buydu..
    Bu kadar cami varsa, Ayasofya sayesinde var. Ayasofyanin mimarisi Osmanlinin cami mimarisine ornek olmus. Ayasofya olmasa bildigimiz tip camiler zaten olmayacakti. Ozene ozene 1000 yil sonra bile cok daha iyisini yapamamislar. Bir de anamizin ak sutu gibi helal diyorlar. Hic sanata emege yaraticiliga saygilari yok.
    Kabatas yalanindan sonra AKPnin oyu su an sifir=0 olmaliydi. Ne bicim bir halkimiz var anlamak mumkun degil.

  1. Atatürk’le hesaplaşma sembolü: Ayasofya | (Öykü-Şiir-Anı-Günce)-----Doğa+Yaşam+Sağlık+Politika

puma için bir cevap yazın Cevabı iptal et

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın