Sevr hezimettir!

Bugün 10 Ağustos, Yeni-Osmanlıcıların bayramı!

Bundan 100 yıl önce Osmanlı yönetimi Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri ile “Osmanlı Barış Antlaşması”nı imzaladı. Neyse ki Mustafa Kemal liderliğinde Kuvayı Milliye kuvvetleri, Türk’üyle, Kürt’üyle, Osmanlı hanedanının kulu olan tüm etnik gruplardan Anadolu insanıyla Kurtuluş Savaşı verdi ve Osmanlı’nın barışını yırtıp atıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin barışını Lozan’da emperyalistlere kabul ettirdi.

Mustafa Kemal liderliğinde Anadolu halkı hem emperyalist işgalcilere karşı hem de Osmanlı güçlerine karşı savaştı. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı aynı zamanda bir devrimdir; Osmanlı hanedanının kulu olan halk, bu devrimle milletleşmiştir.

Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti’nin devamı değil, ondan bir kopuştur! (Yapısal olarak devamı olmak başka, kurumları miras almak başka şey elbette…)

Lozan, Sevr’in antitezidir

Devamı olsaydı, zaten Lozan’da oturulacak bir masa olmazdı, zira zaten 10 Ağustos 1920’de masaya oturmuş, barış anlaşması yapmışlardı. Devamı olmadığının ilanı da zaten 1 Kasım 1922’de kaldırılan saltanattır; Osmanlı hanedanın saltanatına son verilmiştir.

Tarihte kalan Osmanlı devleti ile genç Türkiye Cumhuriyeti, en önemli ölçüt olan egemenliğin kaynağı bakımından birbirinin devamı değil, zıttıdır. Nitekim Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti’ni “milletin egemenliğine dayanan yeni bir Türk devleti” diye nitelemesi bile, o kopuşa işaret etmektedir.

Özetle Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan Antlaşması, Osmanlı’nın Sevr Barış Antlaşması’nın antitezidir. Bu nedenle yeni-Osmanlıcılar Lozan’ı hezimet sayar!

Sevr öncesi paylaşım anlaşmaları

Sevr ve Lozan konuları, tarihimiz açısından çok önemlidir. Ancak ne yazık ki geniş kesimler açısından ne Lozan ne de Sevr hakkıyla bilinmektedir. Oysa Sevr’e nereden ve nasıl gelindiğinin bilinmesi, tarihimizi doğru bilmemizi ve yorumlamamızı sağlamaktadır. Sevr şu sürecin sonucudur:

1) Mart 1915’te Fransa, İngiltere ve Rusya arasında, İstanbul Antlaşması diye anılabilecek nota alışverişleri.

2) 26 Nisan 1915’te İngiltere, Fransa ve İtalya arasında Londra Antlaşması.

3) 1916’da İngiltere, Fransa ve Rusya arasında nota alışverişiyle varılan Sykes-Picot Anlaşması.

4) 1917’de İngiltere, Fransa ve İtalya arasında Saint Jean de Maurienne Antlaşması.

Bu dört anlaşma, savaş boyunca emperyalist devletlerin Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere kendi aralarında pay mücadelesi verdiklerini göstermektedir.

İttihatçıları doğru değerlendirebilmek

İşte bu nedenledir ki, yeni-Osmanlıcıların Birinci Dünya Savaşı’na girilmesi nedeniyle İttihatçıları suçlaması doğru değildir; zira karar hem padişaha rağmen değildir hem de Osmanlı toprakları savaşın konusu olduğu için savaşın dışında kalabilmek olası değildir.

Nitekim İttihatçılar öncelikle İngiltere, Fransa ve Rusya’yla anlaşmak istemiş, bu ülkelerin yanında savaşa girmeye çalışmıştır. Ancak yukarıda belirttiğimiz dört anlaşmanın da işaret etiği gibi bu emperyalist devletler Osmanlı topraklarını paylaşacağı için ittifak teklifini reddetmişlerdir. İttihatçıların Almanya’yla ittifaka yönelmesi bu gelişmenin sonucudur.

Nitekim Mustafa Kemal de, ilerleyen yıllarda birkaç kez savaşın dışında kalmanın mümkün olmadığını önemle belirtmişlerdir.

Savaş süresince Almanya’ya iplerin fazla kaptırılmasından yanlış cepheler açılmasına kadar pek çok nedenle İttihatçılar suçlanabilir ama “Birinci Dünya Savaşı’na girmeleri yanlıştı” diyebilmek gerçekçi değildir.

Sevr belgelerinin önemi

100 yıl sonra, üstelik kaynaklarından değil de politikacıların günlük dar çıkarları temelinde dile getirdiği kestirmelerden tarihi değerlendirmeye çalışmak, Birinci Dünya Savaşı sonuçlarına dair doğru yargılar geliştirilmesini önlüyor.

Bugün o nedenle Cumhuriyet okurlarına iki temel kitap önereceğim:

İlki, dışişleri bakanlığı da yapmış diplomatlarımızdan Osman Olcay’ın büyük titizlikle hazırladığı Sevr belgeleridir. Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan Sevres Antlaşmasına Doğru başlıklı kitap, Sevr’e giden süreçte yapılan çeşitli konferans ve toplantıların tutanakları ve bunlara ilişkin belgelerden oluşuyor.

Belgelerdeki resmi yazışmalar, emperyalizmin bugüne de yansıyan bölge planlarını net anlayabilmemizi sağlamaktadır.

Mudanya’dan Lozan’a

Lozan, Sevr’in antitezidir dedik; işte önereceğimiz ikinci kitap da Lozan kitabıdır; Alev Coşkun’un Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan Diplomat İnönü-Lozan kitabı… 

Alev Coşkun, İsmet İnönü’nün TBMM’nin direktifleri doğrultusunda Lozan’da verdiği o büyük diplomasi savaşını incelemiş; tarihi belgelerden İnönü ve diğer katılımcıların hatıralarına ve Atatürk ile İnönü arasındaki telgraflara kadar pek çok belgeyi okurla buluşturmuştur.

Lozan’daki 8 aylık diplomasi savaşının en dikkat çeken yanlarından biri, İnönü’nün muhataplarına “Ben Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldim” demesidir! İşte bu tutum, başta yaptığımız kısa tartışmayı da açıklığa kavuşturmaktadır: Osmanlı yönetimi Mondros ateşkesini kabul ederek Sevr’e razı olmuştur; yeni Türk devletinin yöneticileri ise cephelerde kazanarak Mudanya ateşkesi yapmış ve Lozan’a kazanarak gitmiştir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Ağustos 2020

  1. puma adlı kullanıcının avatarı

    #1 by puma on 12/08/2020 - 00:31

    Aynen.
    Osmanlicilarin Lozan’i hezimet saymalari normal, cunku onlar karsi tarafi temsil ediyorlar.
    Almanya iile ittifakimiz bir garip. Onlardan silah ve general aldik, ama onlar guya savastiklari Fransa ve Ingiltere ile cok daha yakin olduklari Avrupada degil de gidip Osmanli topraklari uzerinde savastilar. Zaten Almanyanin Suriye topraklarinda gozu vardi, yani Osmanli topraklarinda.
    Derin devlet bankerleri savasta iki tarafi da destekler, iki tarafa da borc verir… 1. dunya savasinda heralde bunu avrupadaki ittifak ve itialf devletlerine yapti, ama galiba Osmanli’ya herhangi bir destekte bulunmadi. Niye boyle, cunku Osmanlinin mali topragi yagmalanacakti, ayrica Avrupa ulkeleri de borc uzerinden ayri ayri kontrol edilecekti, hatta yagmalanan Osmanli topraklari bu ulkelerin degil derin devletin olacakti.
    Az bir bilginin uzerine mantik yurutunce bu sonuca ulasiyoruz.
    2. dunya savasi dersek, esasen Rusya ve Cin’e karsi yapilmistir diyebiliriz. Avrupa’nin kendi icindeki savas-fasizm-soykirim ayrinti sayilir. 1. dunya savasinda (en azindan baslarda) Almanya ile dosttuk, Rusya ile dusmandik. 2. dunya savasinda ise tam tersi.. Rusya ile sonradan dost olmamiz anlasilabilir cunku Bolsevik devrimi oldu. Peki Almanya ile niye dusman olduk, cunku bankerler Hitler’i basa getirmisti. Yani galiba Almanyada da bir karsi devrim oldu diyebiliriz. Siyasi olarak karsi devrim ama sanayide buyuk atilim. Bizde ise devrimler ya cok kotu (karsi devrimler), ya da cok iyi. Cunku bizi
    buyuk olcude derin devlet dizayn etmedi, ne yaptiysak buyuk olcude kendimiz ettik kendimiz bulduk.

  2. Dr. Murat Aygen adlı kullanıcının avatarı

    #2 by Dr. Murat Aygen on 12/08/2020 - 04:38

    TÜRKiYE’ye bugün dayatılan bir ideolojik Sevr’dir. Bazı yanlış düşünceleri beyinlerimizden söküp atmamız talep edilmektedir. Faşist kendi ulusunun kapitalistlerinden gayrısına avuç açmaz. Ermenistan hâriç her ülkeye avuç açan liderlere “faşist” demeyi fikir-suçu saymalı, bu suçu işleyenleri ağır cezâlara çarptırmalıyız (çarptırırdık da, ama 141-142 gibi uyduruk maddelere istinâden). İstenen budur. Ondan sonra görün, Sam Amca, ekonomimize, (000.000)US$’ları, nasıl oluk oluk akıtıyor.

  1. Sevr hezimettir! -/- Bugün (dün) 10 Ağustos, Yeni-Osmanlıcıların bayramı!                     | (Öykü-Şiir-Anı-Günce)-----Doğa+Yaşam+Sağlık+Politika

Dr. Murat Aygen için bir cevap yazın Cevabı iptal et

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın