ABD’nin ‘altın çağı’ mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Kongredeki rekor süreli konuşmasını kendi propagandasına dönüştürdü. Trump, ikinci başkanlık dönemini “ABD’nin altın çağı” olarak niteledi.

Türkiye’de de kimi kesimler Trump’ın saldırgan politikalarına bakarak, ABD’nin yükselişte olduğunu savunuyorlar.

Peki gerçekten de ABD yükselişte mi? ABD altın çağını mı yaşıyor?  

Stratejik gerilemede taktik ataklar

Etkisine bakılırsa ABD’nin “propaganda düzeyinde” bir altın çağ yaşadığı söylenebilir ama gerçekte ABD altın çağını kaybetti ve küresel etkisi bakımından inişte. 

Trump’ın Grönland’ı istemesi, Kanada’ya 51. eyalet muamelesi yapması, Panama kanalı için baskı kurması, Venezuela Devlet Başkanını kaçırması, Küba’ya abluka uygulaması, İran’ı vurmakla tehdit etmesi ve birçok ülkeye ambargo uygulaması kuşkusuz bir güç gösterisidir ama bu ABD’nin yükselişte olduğu ve altın çağını yaşadığı anlamına gelmemektedir. 

Bu saldırılar, stratejik gerilemede taktik ataklardan ibarettir.

ABD üretim ve ticarette geriledi

Gerçeği olgularda ve verilerde aramalıyız. O verilerin en temel olanlarında ise tablo şöyledir: 

ABD’nin dünya sanayi üretimindeki payı yüzde 17’ye gerilerken, Çin’in payı yüzde 29’a yükseldi. 

ABD’nin tarım üretimindeki payı yüzde 18’e gerilerken, Çin’in payı yüzde 25 civarında. 

Hizmet üretiminde ise ABD’nin payı yüzde 20 civarındayken, Çin’in payı yüzde 13’tür. 

Çin yüzde 14’le dünya ticaretinde de liderdir ve ABD’nin payı yüzde 12’ye düşmüş durumda. Çin, 120’den fazla ülkenin birincil ticaret ortağı durumunda. 

Kısacası üretim ve ticaret ABD’nin Çin’e geçildiği alanlar. 

ABD’nin hâlâ avantajlı olduğu alanlar 

Enerjide ise durum farklı. ABD’nin dünya petrol üretimindeki payı yüzde 20 civarında, Çin’in payı ise yaklaşık yüzde 5. ABD’nin doğalgaz üretimindeki payı yüzde 24, Çin’in payı ise yüzde 6. 

Görüldüğü üzere petrol ve doğalgaz, ABD’nin açıkara avantajlı olduğu alan ama Çin yenilenebilir enerji ile hızla yükseliyor. Çin’in yenilenebilir enerjide payı yüzde 32, ABD’nin ise yüzde 14. 

ABD’nin avantajını hâlâ koruduğu alanlardan biri de yükseköğretim. Dünyanın en iyi 100 üniversitesinden 28’i ABD’nin, 6’sı ise Çin’in. 

Ve ABD askeri alanda hâlâ açıkara üstün durumda. ABD’nin savunma harcaması yaklaşık 1 trilyon dolar, Çin ise savunmaya 250 milyar dolar ayırıyor. Yani ABD’nin savunma harcaması Çin’in tam dört katı. 

Başkandan başkana değişim sorunu

Bu verilerin dışında başka ölçütler de tabloyu netleştirmemizi sağlar. Bunlardan siyasal bakımından en kritiği savaş-barış diyalektiğidir. 

Büyük üstünlük belirtilerinden biri, savaşı çıkaranın avantajlıyken barış masasını da kurabilmesidir. ABD’nin bu alanda gerileme içinde olduğu ortada. Hatta ABD’li birçok analist, sonuçları ve kazanımları bakımından ABD’nin aslında Irak ve Afganistan’da savaşı kaybettiğini belirtmektedir. 

Önemli ölçütlerden biri de stratejide devamlılıktır. Eskiden çoğu siyasi analist şöyle düşünürdü: ABD’de Cumhuriyetçi ya da Demokrat farketmez, devletin stratejisi ve temel politikaları devam eder, Başkanlar rengi değil tonu değiştirir.

Bu ölçüt artık değişmiş durumda. Politikaların başkandan başkana değişiminde keskinlikler var, tondan renge geçmeler var. En tipik örnek Ukrayna’dır. Demokrat Biden Ukrayna’da Rusya’ya karşı “uzun savaş” stratejisi belirlemişken, Cumhuriyetçi Trump bundan tamamen vazgeçti ve Ukrayna’nın taviz vererek Rusya’ya uzlaşmasını savunuyor.

Çok kutupluluğun ilk yararları

Amerikancılar nasıl propaganda ederse etsin, hatta kimi liberal solcular “ABD’nin gerilediği iddiası çok abartılı, çok kutupluluğun ne faydası oldu” diye yorumlasalar da gerçek şudur: ABD hegemonyası zayıflamakta, ABD’nin küresel gücü gerilemekte, çok kutuplu dünya inşa olmaktadır. Elbette süper devletlerin gerilemesi bugünden yarına sonuçlanmaz, o nedenle ABD’nin gerilemesi “uzun çöküş” içindedir.

Ve bu değişimin bu aşamadaki yararları şunlardır: Örneğin ABD’nin IMF ve Dünya Bankası gibi küresel yapılardaki etkisi zayıflamakta, bu da sömürü ilişkilerini yavaş yavaş değiştirmektedir. Örneğin ABD’nin uluslararası hukuk yapılarındaki etkisi zayıflamakta, bu da ABD’nin müttefiklerinin ceza almasına dönüşmektedir. Örneğin ABD’nin BM’deki karar tasarılarındaki sayısal üstünlüğü artık yoktur. Ve en önemlisi, ABD karşısında bir güç merkezi oluşması, ülkelere “çok taraflılık” şansı vermekte, bu da manevra alanlarının genişlemesini sağlamaktadır.

Bu yararlar çok kutupluluk inşa oldukça artacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Şubat 2026

, ,

  1. Yorum bırakın

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın