Posts Tagged Trump

G3: ABD-Çin-Rusya zirvesi

“Avrupa aklını başına toplamalı ve ABD’ye hiç güvenilemeyeceğini anlamalı. NATO anlaşması güvenilir olmaktan çıktı.”

Bu sözler, Serbestiyet’te yazan Em. Büyükelçi Yalım Eralp’e ait. Eralp’in Atlantikçi çizginin en önemli diplomat temsilcilerinden biri olması, elbette sözlerini daha da anlamlı kılıyor. 

Kuşkusuz Eralp bunu Ukrayna politikaları üzerinden ve AB’ci bir perspektiften söylüyor ama son tahlilde iki saptama da doğru. ABD-AB ilişkilerinin ve o ilişkinin merkezindeki NATO’nun zayıflama eğiliminde olmasının, devletlerarası ilişkilere Atlantik cephesinden bakanlar tarafından da artık saptanıyor olması önemli…

Amerikan Hegemonyasının Sonu

2019’da Amerikan Hegemonyası’nın Sonu (Kırmızı Kedi Yayınları) isimli kitabımı yayımladığımda, diplomasi ve akademi çevrelerinden küçümseyenler olmuştu. Onlara göre biz sosyalistler hayal kuruyorduk; ABD güçlüydü, yenilmezdi, ABD’nin liberal kapitalist demokrasisi küreye liderlik etmeye devam edecekti, Türkiye ABD’nin müttefiki olmayı korumalıydı, Rusya bitmişti, Çin balonu da her an patlayabilirdi… 

Anlaşılan başka meslek sahipleri, diploması ve akademi çevrelerinden daha öngörülüydü: Kitap 9 baskı yaptı!

Gelişmelerin hızı diplomasi ve akademi çevrelerini de olumlu etkilemeye başladı: Atlantik Cephesi’nin Ukrayna’da Rusya’yı geriletememesi, ABD ve İsrail’in İran’a diz çöktürememesi, ABD’nin Çin’e açtığı ticaret savaşını kazanamaması ve bunlara bağlı olarak Atlantik dünyası içinde ortaya çıkan kırılmalar, NATO 3.0 dönüşümü ve ABD’nin Batı yarımküreye odaklanma doktrini, dünyayı daha nesnel analiz etmelerini sağlamaya başladı. 

Dünya tahlili

Artık genel eğilim şöyledir: 

– Çok merkezli bir dünya inşa oluyor. 

– Ekonominin ardından siyasette de ağırlık merkezi Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymaya başlıyor.

– Küresel Güney’in uluslararası platformlardaki ağırlığı artıyor. Zenginler kulübü G7’nin ağırlığı azalıyor.

– Uluslararası ticarette dolardan çıkma ve karşılıklı ulusal paraları kullanma eğilimi ağır da olsa ilerliyor.

– Orta büyüklükteki devletlerin manevra alanı genişliyor.

– ABD İran’a diz çöktüremedi ve petrodolar sisteminin karşılığı olarak Körfez ülkelerine açtığı güvenlik şemsiyesi işe yaramadı. Bu güvenlik mimarisinde değişimler başlatıyor.

– ABD, Çin-Rusya stratejik işbirliğini bozamadı, Çin ve Rusya’ya rağmen küresel sorunları çözemeyeceğini kabul etmeye başladı. 

Kısaca genel eğilim böyledir, inişli çıkışlı olacaktır ama süreç bu yönde ilerleyecektir.

Üçlü zirvenin önemi

Yukarıda sıraladığım maddelerden sonuncısı yenidir ve kritik önemdedir: ABD’nin Çin ve Rusya’ya rağmen küresel sorunları çözemeyeceğini kabul etmeye başlaması, devletlerarası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır. 

Konu ilk kez bu ayın başında Putin tarafından kamuya açık bir fikir olarak dile getirildi. Ardından Putin ve Trump telefonda görüştü. Trump, “Xi de isterse üçlü görüşmeye açık olduğunu” söyledi. Rubio üçlü görüşmeyi “dünya için çok olumlu” diye niteledi. Çin konuya daha mesafeli… 

Üçlü görüşmenin gündemi açısından her ne kadar Trump nükleer silahsızlanmayı, Putin Ukrayna savaşının çözümünü öne çıkarıyorsa da bunun şu aşamada olasılık olarak konuşuluyor olması bile çok önemli. 

ABD’nin Çin ve Rusya’sız küresel sorunlara çözüm bulamayacağını kabul etmesi, kuşkusuz en başta ABD-AB ilişkilerini etkileyecektir ama iyi değerlendirebilirse bu Brüksel’e, Rusya’nın da dahil olduğu bir Avrasya Güvenlik Mimarisi inşa edebilme fırsatı doğuracaktır. 

Yalım Eralp’ları asıl hayal kırıklığına uğratan bu olasılık sanırım. Kafalarındaki “Atlantik Dünyası”nın çökmeye başlaması… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Ekim 2026

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail’in yeni güvenlik doktrini

ABD-İsrail ilişkileri iki ülkede de tartışılıyor. Bu ilişki Washington’da, İsrail’in ABD’ye yükünün boyutu, Tel Aviv’de ise ABD desteğinin ne kadar sürebileceği üzerinden tartışılıyor.

Bu tartışmayı hızlandıran bir etken de Trump Doktrini oldu. Zira doktrin, ABD’nin Avrupa ve Ortadoğu’daki işlerini müttefiklerine dağıtmayı, yük paylaştırmayı esas alıyor.

Heyman’a göre doktrinin ana hatları

Konunun bir süredir Tel Aviv’de kapsamlı bir şekilde ele alındığını gösteren konulardan biri, İsrail’in yeni güvenlik doktrini. Gerçi 2023’te şekillenmeye başladıysa da, ABD gibi açık belgesi olmadığı için doktrinin içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Neyseki İsrail seçim süreci ve sertleşen iç mücadele, bu yeni doktrine dair ipuçları edinmemizi sağladı: Eski İsrail Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) Başkanı Tamir Heyman, henüz resmi belgelere dökülmemiş yeni güvenlik doktrini hakkında, Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde (INSS) bir analiz yayımladı. 

Heyman’ın yeni güvenlik doktrinini nazıl değerlendirdiğine geçmeden önce, Anadolu Ajansı’nın derlemesinden hareketle, doktrinin içeriğini anlamamızı kolaylaştıran ana hatlarına bir göz atalım:

ABD ile yol ayrımı

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hükümetinin uyguladığı yeni güvenlik doktrinine göre; 

1) Yahudi kimliği demokratik sistemin önüne geçiriliyor.

2) Ortadoğu’da gerçek ve anlamlı bir barışın mümkün olmadığı ve Arap devletlerle varılacak mutabakatların geçici olduğu savunuluyor.

3) ABD ile yol ayrımı öngörülüyor. ABD “gerileyen bir güç” olarak niteleniyor ve bu durumun “İsrail’i terk etmesini” hızlandıracağı düşünülüyor. İsrail’in güvenliğinin sadece kendi askeri gücüne dayanması gerektiği belirtiliyor ve ABD ile bağları koparmanın yalnızca kaçınılmaz değil, ulusal kimliğin direnci açısından zorunlu olduğu savunuluyor.

Savunma yerine saldırı 

4) Askeri stratejide savunma yerine saldırının mutlak öncelik kazandığı belirtilerek, baskın ve sürpriz önleyici darbelerin tek yol olduğu savunuluyor. Çatışmayı düşman sahasına taşımak ve derin hatlar kurmak amacıyla “ileri savunma alanları” oluşturulması gerektiği kaydediliyor.

5) İki devletli çözüm reddediliyor, Filistin topraklarına yerleştirilen İsrailliler, İsrail için “savunma kalkanı” olarak nitelendiriliyor. 

6) Savunma sanayisinde, siber teknolojide ve yapay zekada tam yerlileşme ve uluslararası ortaklıklardan bağımsız bilimsel üretim hedefleniyor. (Muhammet Nazım Taşcı, AA, 14.10.2026)

Savunma açığı ve izolasyon riski 

Peki eski AMAN Başkanı Heyman, ana hatları yukarıda özetlediğimiz bu yeni güvenlik doktrinini nasıl yorumluyor? 

Heyman’a göre yeni güvenlik doktrininin üç temel zayıflığı var: 

– Doktrinin, İsrail’in varoluşsal temellerini dinamitlediği savunuluyor.

– Doktrinin, İsrail’i uluslararası alanda derin bir izolasyona, ekonomik ve teknolojik durgunluğa, beyin göçüne ve sınırları belirsiz sürekli bir savaş döngüsüne sokacağı savunuluyor.

– ABD ile stratejik bağı koparmanın, savunma açığına ve diplomatik izolasyona yolaçağı savunuluyor. 

ABD-İsrail yol ayrımı şu anda olası görünmüyor 

Heyman’ın analizinin ve eleştirisinin temelini, “ABD ile stratejik bağı koparmanın doğuracağı sorunlar” oluşturuyor. Heyman haksız değil; ABD’nin askeri ve istihbarat desteğinin olmaması savunma sorununa, siyasi desteğinin olmaması diplomatik yalnızlığa yol açacaktır. Çünkü İsrail’in Araplar karşısında sağladığı askeri başarılarının kaynağı da ona uluslararası platformlarda dokunulmazlık sağlayan da ABD’dir. 

Peki ABD, Ortadoğu’daki “ileri karakolu” gördüğü İsrail’den öyle kolayca vazgeçer mi? Son tahlilde ABD için İsrail, Ortadoğu dizaynında kullandığı değerli bir sopadır. Bu nedenle doktrinde belirtilen bir “yol ayrımının” yaşanması kısa ve orta vadede pek olası görünmüyor. Üstelik Netanyahu’suz bir İsrail ile Trump’sız bir ABD’nin, yolu birlikte yürümek için hâlâ geçerli nedenleri olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ekim 2026

, , , , , ,

Yorum bırakın

Sünni İttifak tarihçesi

Mekke İttifakı, ABD ve İsrail’in bölgede bir süredir üzerinde çalıştığı, kimi zaman Arap NATO’su, kimi zaman Ortadoğu NATO’su, kimi zaman da Sünni Koalisyonu diye adlandırdığı projelerle ne kadar örtüşüyor? Bugün bu sorunun yanıtını aracağız: 

İsrail’in Sünni İttifak projesi

– İsrail İç İstihbarat Örgütü’nün (Şin Bet) eski Başkanı Ami Ayalon, 2012 yılında “Sünni İttifak” kurulmasını istedi: “Türkiye önderliğindeki koalisyona İsrail’in varlığını kabullendirirsek Ortadoğu’da büyük çatışma Sünni – Şii çatışması olur, Filistin – İsrail çatışması değil. Kuracağımız Sünni koalisyon ABD ve bizim tarafımızdan destek görecek ve İsrail, İran tehdidine karşı bir güç oluşturmuş olacak. İsrail için önümüzdeki 10 yıl içinde Sünni koalisyonun kurulması çok önemli bir adım olacak. Eğer İsrail İran’a karşı tek başına hareket ederse başarılı olamaz, ama Sünni koalisyon çatısı altında İran tehdidini yok edebilir.” (Arslan Bulut, Sünni İttifak İsrail projesiydi, Yeniçağ, 7.10.2026)

– 2015’te, Suudi Arabistan öncülüğünde “Teröre Karşı İslam İttifakı” kuruldu. Ancak işlevsel olmadı. Ardından ABD ve İsrail’in, bir Sünni İttifak için nasıl adım adım, aşama aşama ve koordinasyon içinde çalıştığını gösteren şu gelişmeler yaşandı:

ABD-İsrail’in ittifak hamleleri 

– ABD Savunma Bakanı James Mattis, İran’a karşı İsrail ve Körfez ülkelerinden oluşan “NATO tarzı bir bölgesel ittifak” kurmak istediklerini açıkladı. (İsrael Defense, YDH, 28.4.2017)

– ABD yönetimi, Ortadoğu Stratejik İttifakı (MESA) projesini başlattı. Sünni Müslüman müttefiklerin çatı yapısını oluşturacağı projeye, Beyaz Saray ve Ortadoğu’daki kaynaklar Arap NATO’su adını veriyor (TRT Haber, 28.7.2018).

– Beyaz Saray, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD’nin “Başlıca Güvenlik Ortağı” olarak tanındığını duyurdu (Cumhuriyet, 16.1.2021).

– İsrail’in “dörtlü savunma ittifakı” kurmak için Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile müzakereler yürüttüğü bildirildi. (I24News, Sputnik, 26.2.2021)

– ABD Başkanı Donald Trump, ABD Avrupa Komutanlığı görev alanında yer alan İsrail’in İran’a karşı işbirliğini teşvik etmek amacıyla artık Ortadoğu ülkeleriyle birlikte ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) çatısı altına alınması talimatı verdi. (WSJ, Sputnik, 15.1.2021)

– Önce İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İsrail’in, ABD öncülüğünde kurulan “Ortadoğu Hava Savunma İttifakı” adlı bir oluşuma katıldığını açıkladı. Ardından Ürdün Kralı II. Abdullah, ABD yayın organı CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Ortadoğu NATO’sunu destekleyecek ilk insanlardan biri ben olurum” dedi. (Deutsche Welle, 3.7.2022)

Son adım: Mekke İttifakı

Ve 7 Ağustos 2026’da Mekke İttifakı kuruldu. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu ittifakı ilk kutlayan ABD oldu. Cumhuriyetçi Senatör Joe Wilson, “Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti” diyerek ittifakın kuruluşunu kutladı. Mekke İttifakı ABD’liler tarafından “Trump’ın Ortadoğu stratejisinin” bir parçası olarak yorumlandı. Trump’ın Mekke İttifakı’na destek açıklamasında bunun işareti vardı: “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın yakın zamanda ve nihayet Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Bu anlaşma, Ortadoğu’nun nasıl bir araya geldiğini ve ülkelerin nihayet kendilerini daha anlamlı bir şekilde savunabileceklerini gösteriyor.” 

Mekke İttifakı Husilere karşı askeri adım kararı alınca ABD’li Senatör Joe Wilson şu açıklamayı yaptı: “Husilerin İran destekli saldırganlığı karşısında ittifakı harekete geçirdikleri için müttefiklerimiz Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’a minnettarım. Mekke Savunma İttifakı, Ortadoğu’nun NATO’su olma potansiyeline sahip.”

ABD’nin işleri

Gazeteci Nevzat Çiçek, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel temsilcisi James Jeffrey’ye “Mekke Anlaşması’na yaklaşımınız nasıl?” diye sordu. Jeffrey’nin yanıtı şu oldu: “Bu iyi bir fikir ve bekliyoruz ki bu adım birkaç iyi şeyi ortaya çıkarsın. Amerika’nın hem Çin hem de İran ile çok işi var. Siz işimizden biraz anlıyorsunuz.” (Independent Türkçe, 8.10.2026)

Meselenin özü, Jeffrey’nin işaret ettiği “ABD’nin işleri” konusudur. Nitekim biz de haftalardır bu köşede yaptığımız analizlerde, ABD’nin “yük paylaştırma stratejisi” gereği, Ortadoğu’daki işlerini müttefiklerine dağıttığını ve Suudi Arabistan’ın korunması görevini Türkiye’nin üstlendiğini anlatmaya çalışıyoruz. NATO 3.0.’ın bir yansıması da budur.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ekim 2026

, , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’ye Ortadoğu’da yeni görev

Mekke İttifakı’ndan Suudi Arabistan’a “askeri destek” kararı çıkmasını ilk kutlayan kişinin ABD’li Senatör Joe Wilson olması bile yeterince uyarıcı olmalı. Wilson, kararın hemen ardından yaptığı açıklamada iki kritik mesaj verdi: 

1) “Husilerin İran destekli saldırganlığı karşısında ittifakı harekete geçirdikleri için müttefiklerimiz Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’a minnettarım.”

2) “Mekke Savunma İttifakı, Ortadoğu’nun NATO’su olma potansiyeline sahip.”

Trump’ın Mekke İttifakı’ndan beklentisi

Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır, Cumhuriyetçi Senatör Wilson, daha ilk günden “Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti” diyerek ittifakın kuruluşunu kutlamıştı.

Wilson ve benzerlerine göre Mekke İttifakı, “ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu stratejisinin” bir parçası. Nitekim Trump’ın Mekke İttifakı’na destek açıklamasında da bunun işareti vardı: “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın yakın zamanda ve nihayet Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamış olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Bu anlaşma, Ortadoğu’nun nasıl bir araya geldiğini ve ülkelerin nihayet kendilerini daha anlamlı bir şekilde savunabileceklerini gösteriyor. Bahsi geçen üç ülkenin büyük liderliklerini tebrik ediyorum. Bu, büyük, cesur ve önemli bir ilk adım. Vay canına.” 

ABD’nin Suudileri koruma görevi Türkiye’ye

Trump’ın açıklamasındaki anahtar cümle şu: “Nihayet kendilerini daha anlamlı bir şekilde savunabileceklerini gösteriyor.” 

Trump yönetiminin hazırladığı Donroe Doktrininin müttefiklerle ilgili kısmı tam da buydu. ABD Batı yarımküreye egemen olmayı önüne hedef koyarken, Avrupa ve Ortadoğu’daki işlerini müttefiklerine paylaştıracaktı. ABD’li yetkililer bunu “yük paylaştırma stratejisi” olarak yorumluyorlar.

İşte Trump’ın “nihayet kendilerini savunacaklar” derken kastettiği bu: ABD’nin Suudi Arabistan’ı savunma işini fiilen Türkiye ve Pakistan üstlenmiş oluyor!

Mekke İttifakı İsrail’le aynı cephede

Başından beri Mekke İttifakı’nın ikili yönüne işaret ediyoruz: ABD’nin güvenlik mimarisine alternatif olabildiği ölçüde olumlu ama ABD’nin yük paylaştırma stratejisiyle uyumlu olarak onu tamamlayan nitelikte İran’a karşı pozisyon aldığı ölçüde olumsuzdur. 

Türk ve Suudi yetkililerin Mekke İttifakı’nı, “ABD’yle ittifaklarını tamamlar” nitelikte yorumlamaları, ikinci olasılığın güçlü olduğunu gösteriyordu. Artık Yemen’de Husilere karşı Suudi Arabistan’a askeri destek kararı alarak, ağırlığı tümden terazinin ikinci kefesine koyduklarını ortaya koymuş oldular.

Yemen’de Ensarullah Hareketine (Husilere) karşı pozisyon almak, fiilen Ortadoğu’da da İran’a karşı konumlanmak demektir. Daha önemlisi, Husilere ve İran’a karşı konumlanmak, ABD ve İsrail ile aynı cephede olmak demektir. 

ABD’nin hedefi: Ortadoğu NATO’su

Türk ve Suudi yetkililerin Mekke İttifakı’nı ABD’yle ittifakın bütünleyeni olarak değerlendirmeleri ile Trump’ın işaret ettiği gibi “ABD’nin Suudileri koruma görevinin Mekke İttifakı’nca yüklenilmesi” toplandığında, Wilson’un temenni ettiği asıl hedef ortaya çıkıyor: “Mekke Savunma İttifakı, Ortadoğu’nun NATO’su olma potansiyeline sahip.”

Peki iktidar bu görevi neden üstleniyor? Yemen’de Suudileri desteklemenin Türkiye’nin ulusal çıkarıyla ilgisi ne? Mesele bu adımın salt Körfez sermayesini çekebilmeyi kolaylaştırması mı, ya da AKP’nin “askeri sanayi”ye dayalı ekonomi modeliyle uyumu mu, yoksa ABD’nin işlerini üstlenerek Ortadoğu’da yine “neo-Osmanlıcı liderlik” hedeflemek mi? 

Üçünün toplamı olduğu anlaşılıyor zira her biri diğerini kolaylaştırıyor ve bütünlüyor. Sorun şu ki ve 24 yılda bir kaç kez görüldü ki bu tür hamleler, stratejik düzlemde ciddi sorunlar doğuruyor ve geri dönüşü ağır maliyet yaratıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Ekim 2026

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Ortadoğu 1’den büyük değil mi?

BM Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha “dünya beşten büyüktür” diyerek BM Güvenlik Konseyi için reform talep etti. 

Evet, dünya beşten büyüktür, güvenlik konseyi de buna uygun hale getirilmeli, Küresel Güney ülkelerinin temsiliyet oranı artırılmalıdır. Ama bugün tartışmak istediğim bu değil. Tamam, “dünya beşten büyüktür”, peki “Ortadoğu 1’den büyük” değil midir?

Trump’ın 12 ülke lideriyle toplantısı

ABD Başkanı Donald Trump’ın BM Genel Kurulu kapsamında 12 bölge ülkesiyle, Türkiye, Suriye, Katar, Ürdün, Irak, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman liderleriyle toplantısı vardı. 

İktidara yakın medya, toplantıyı daha çok Trump’ın Erdoğan için söylediği “Sert ceviz, onunla şakalaşmayın, harika bir adam” şeklindeki sözleriyle okuruna sundu. (Trump’ın Erdoğan’ı övüyor oluşundan “muhafazakâr kesimlerin” memnun oluyor oluşu, üzerinde ayrıca durulmayı gerektiriyor.)

Bu toplantı, iktidar basını dışında, iç ve dış sosyal medyada ise 12 bölge ülkesi liderinin Trump’ın salona girişi sırasında topluca ayağa kalkması üzerinden konuşuldu, tartışıldı. Ama bence asıl konuşulması gereken konu başka. 

İsrail tek başına mı? 

İsrail, Gazze soykırımını tek başına mı yaptı? İsrail terör devleti Filistinlileri tek başına mı katlediyor? Eğer öyleyse, İslam ülkelerinin tamamına bile gerek yok, sadece belli başlı Arap devletleri bile harekete geçerek İsrail’i durdurabilirler. 

Peki neden durduramıyorlar? Çünkü İsrail’in arkasında, yanında, sağında, solunda, hatta bazen önünde ABD emperyalizmi var. Ve çoğu Arap devleti ile çoğu İslam ülkesi petrodolar, finans ve hatta silah sistemi üzerinden ABD’ye bağımlıdır. O nedenle de arkasında ABD durduğu için İsrail’e karşı harekete geçemiyorlar. Sadece kamuoylarını rahatlatmak üzere İsrail’e karşı yüksek perdeden açıklamalar yapıyorlar. 

İleri karakol meselesi 

İsrail tek başına değil, ABD sayesinde Gazze’de soykırım yaptı, ABD sayesinde Filistinlileri katlediyor, ABD sayesinde yıllardır adım adım genişliyor.

Dolayısıyla İslam ülkeleri liderlerinin İsrail’e karşı yüksek perdeden konuşması ama yukarıda bahsettiğim toplantıda ABD Başkanı Trump’a saygılarını sunması, bu yönüyle sorunludur.

12 ülkeden sadece bir ikisi, o da “İsrail’in durması için lütfen nüfuzunuzu kullanın” çağrısı yapıyorlar ABD’ye. Bu talep, ABD’nin İsrail’i bir “ileri karakol” olarak Ortadoğu’da kullandığı gerçeğini atlıyor. ABD neden İsrail’i durdursun? Tersine ABD İsrail sopası ile Ortadoğu’yu dizayn ediyor.

İsrail nasıl durdurulur? 

ABD İsrail’i ancak bir şekilde durdurur: Eğer Arap devletleri ve İslam ülkeleri birlikte harekete geçer ve ABD’nin üslerini kapatmaya başlarsa, Washington Netanhayu’yu hemen gemler!

Mesele aslında bu kadar basittir. Basittir de neden uygulanmaz, işte o sistemsel sorundur. Ancak sistem dışına çıkarak ABD’ye karşı net tutum alınabilir! Aksi takdirde “dünya beşten büyüktür” denir ama “Ortadoğu 1’den büyüktür”, hadi ABD’yle birlikte sayılırsa, “Ortadoğu 2’den büyüktür” denemez ne yazık ki.

BM New York’tan taşınmalı

BM Genel Kurulu ABD’nin New York şehrinde yapılıyor. ABD hükümeti ise kendi politikasına göre katılımcılara zorluk çıkarıyor. Örneğin İran heyetinin kimi katılımcılarına vize vermediler. Ama daha önemlisi Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın vize talebini reddettiler. Oysa Abbas, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da BM Genel Kurulu’na hitap etmesi için davet edilmişti. Ama emperyalist ABD, Abbas’ı konuşturmamak için iki yıldır vize vermyor. 

Tek başına bu durum bile New York’un, BM Genel Kurullarına ev sahipliği yapabilecek bir adres olmaktan çoktan çıktığını gösteriyor. Belki de İsrail şehirleri dışında dünyada her yer, şu anda New York’tan daha iyi bir seçenektir. Hele ki Şanghay, Madrid, İstanbul gibi seçenekler varken…

Değerli program arkadaşım emekli diplomat Engin Solakoğlu, bu yöndeki sosyal medya mesajım üzerine uyardı: “Zaten Cenevre mevcut. Tüzük (şart) Genel Kurulların Cenevre’de yapılmasına olanak veriyor.”

Evet, bu da bir seçenek, sonuçta BM’yi New York’tan toptan çıkarabilmek, yenilenen dünyanın, çok kutupluluğun gereğidir. Bugün olmasa da yarın mutlaka olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Eylül 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Atlantik 3.0.

NATO 3.0.’ı konuşuyoruz ama Atlantik 3.0.’ı da konuşmalıyız. 

ABD ve İngiltere’nin II. Paylaşım (Dünya) Savaşı sırasında temellerini attığı Atlantik dünyası dönüşüyor. 

ABD, Kanada ve Batı Avrupa ülkelerinden oluşan Atlantik 1.0., 1991 sonrasında Doğu Avrupa ülkelerinin katılımıyla Atlantik 2.0.’a dönüşmüştü. Bu bir genişlemeydi. 

Ancak inşası başlayan Atlantik 3.0. ise bir dönüşüm: Genişleyen ama iki kutba ayrışarak dönüşen Atlantik…

Ticaret savaşı

Atlantik 3.0’ın en temel karakteristiği ABD’nin Atlantik içinde yalnızlaşıyor oluşudur. Bu yalnızlaşma, ABD açısından zorunlu bir tercihtir. Çin’le arasındaki makas kapanan ABD, iktisadi çareyi düşmanına da müttefikine de “gümrük duvarı” yükseltmekte arıyor. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın birinci döneminde başlayan ve Joe Biden döneminde belli ölçülerde süren ama Trump’ın ikinci döneminde derinleşen “müttefiklere ticaret savaşı” Atlantik 2.0. dünyasında ciddi bir kırılma yarattı. 

Donroe’nün yüklediği ağırlık

Artık buna ABD’nin Batı yarım küreye egemen olmayı hedefleyen Donroe Doktrini de eklendi. Zira bu doktrinin gereği olarak ABD, AB toprağı durumundaki Danimarka’ya bağlı Grönland’ı istiyor ve kuzey komşusu Kanada’yı 51. eyaleti yapmaya çalışıyor. Beyaz Saray’ın baskısıyla dijital harita platformları Trump’ın istediği yeni coğrafi isimlendirmeleri kullanmaya başladı bile. 

Bu doktrin aynı zamanda ABD’nin Avrupa’da güç azaltmasını ve yük paylaşımını Avrupalılara dağıtmasını öngörüyor. Bu da AB ülkelerini silahlanmaya, başka alanlardan askeri alana bütçe kaydırmaya, savunma harcamalarını yüzde 3’ün üzerine çıkarmaya zorluyor. Daha önemlisi ABD’nin yük paylaşımı stratejisi, AB’nin Ukrayna’daki yükünü ağırlaştırıyor.

AB-Kanada ortak üyeliği

Bu tablo karşısında çıkış arayan Atlantik ülkelerinin başında Kanada geliyor:

1) Kanada ile AB arasında “ortak üyelik” modeli görüşülüyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “ortak üyelik” önerisi 29-30 Ekim’de AB-Kanada Zirvesi’nde ele alınacak. Trump, AB ile Kanada arasında olası bir “ortak üyelik” sağlanmasını, ABD’ye yönelik “düşmanca bir eylem” olarak değerlendirdi ve “sert karşılık” vereceklerini belirtti. 

2) Kanada AB ile mevcut Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) dışında, AB ile savunma sanayi, kritik minareller, enerji ve teknoloji alanında işbirliğini derinleştirmek üzere adımlar atıyor.

Kanada JEF’e başvurdu

3) Kanada, ayrıca AB’nin Avrupa İçin Güvenlik Eylemi (SAFE) girişimine katılacağını açıkladı. 

4) Kanada, İngiltere öncülüğündeki Müşterek Sefer Kuvveti’ne (JEF) başvurdu. İngiltere öncülüğünde kurulan JEF, Danimarka, Estonya, Finlandiya, İzlanda, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç ve İsveç’ten oluşuyor. İngiltere öncülüğündeki bu askeri yapı, bir açıdan NATO içinde “küçük NATO” görüntüsü veriyor ama bir yandan da İngiltere’nin Avrupa içinde kurduğu bir “küçük Avrupa” ittifakı izlenimi doğuruyor. 

5) Öte yandan Kanada, Temmuz ayında, yine İngiltere’nin öncülüğündeki Küresel Savaş Uçağı Programı’na (GCAP)  “gözlemci” olarak katıldı. İngiliz BAE Systems, İtalyan Leonardo ve Japon Mitsubishi Heavy Industries tarafından yürütülen program, yeni nesil bir hayalet avcı uçağını hizmete sokmayı amaçlıyor.

Atlantik çağının sonu

Kanada’nın Atlantik içinde ABD’ye karşı Avrupalı güçlerle işbirliği araması, ABD’nin AB’ye açtığı ticaret savaşı, ABD’nin Ukrayna yükünü AB’ye yüklemesi, Avrupalı ülkelerin ABD’nin İran savaşına destek vermemesi, İngiltere’nin Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleriyle yakın işbirliğine girmesi, Almanya ve Fransa ile İngiltere’nin rekabeti, AB içindeki Almanya ile Fransa rekabetine Polonya’nın da eklenmeye başlaması…

Görüleceği üzere Atlantik 3.0., genişleyen Atlantik dünyasının, ilhak tehditleri ve ticaret savaşı altında, kendi içinde ayrışması demek. Aynı zamanda Atlantik çağının sonu demek. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Eylül 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’den Donroe ile İsrail’e nefes

ABD’nin Güney Amerika üzerinde tam hegemonya kurma stratejisinden İsrail de kazanıyor. Washington, uluslararası alanda yalnızlaşan İsrail’e, Güney Amerika ülkeleri üzerinden nefes aldırmaya çalışıyor. 

Trump yönetiminin “Yeni Montroe Doktrini” ya da sevdikleri isimlendirmeyle “Donroe Doktrini”, binlerce kilometre öteden İsrail’e destek sağlıyor.  

İsrail’den Kolombiya’ya karaküp operasyonu

Yeni Kolombiya hükümeti, Suriye’deki Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını açıkladı. Oysa önceki Kolombiya hükümeti, İsrail’in Gazze soykırımına karşı çok net bir karşı duruş sergilemiş ve İsrail’in tecriti için dünya çapında etki göstermişti. Nitekim eski Başbakan Gustavo Petro, yeni yönetimin kararını kınayarak, “Kolombiya halkı halen Golan Tepeleri’nin İsrail’e ait olduğunu kabul etmiyor” dedi. (AA, 16.8.2026)

Görevi boyunca İsrail’i karşı etkili tutum alan Petro, 21 Haziran’daki seçimleri, İsrail yanlısı Abelardo de la Espriella’ya kaybetmiş, seçime müdahaleyi şöyle anlatmıştı: “Bautista kardeşlere bu şaibeli algoritmaları ve diğer destekleri sağlayan şirket ‘Black Cube’ adındaki İsrailli bir özel istihbarat şirketidir. ‘Balart’ ise Abelardo’nun oldukça lekeli olan imajını temizlemek için kendisine milyonlarca dolar ödenen ve Trump’ı, Abelardo’yu desteklemeye ikna etmekle görevlendirilen lobicilik şirketidir.”

Peru İran’la ilişkilerini kesti

Peru hükümeti, ABD ve İsrail’in saldırısı altındaki İran’la diplomatik ilişkilerini kesme kararı aldı. 

Peru, İran’ı “Ortadoğu’daki çatışmaları kışkırtmakla” suçluyor: Peru Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Peru Hükümeti İran’ı “nükleer tesislere yönelik uluslararası denetimleri engellemekle” ve “Hürmüz Boğazı’ndaki uluslararası ticareti aksatmakla” suçluyor. Her ikisi de Peru’dan önce ABD ve İsrail’in suçlaması tabii ki. 

Peru’ya göre 12 bin kilometre öteden Ortadoğu’ya gelip İran’a saldıran ABD ile İsrail değil ama topraklarını savunan İran suçlu! 

Venezuela’da çifte ihanet 

Venezuela ve İsrail, bu ay yaptıkları anlaşmayla konsolosluk hizmetlerini yeniden başlatma kararı aldılar. 17 yıl sonra gelen bu kararın ardında elbette emperyalist ABD vardı. 

İsrail, 2008 yılının sonunda Gazze’ye “Dökme Kurşun Operasyonu” düzenlemiş ve binlerce Filistinliyi katletmişti. O tarihte İsrail’in bu saldırısına karşı dünyada onurlu tavır gösteren liderlerin başında Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez geliyordu. Chavez, Ocak 2009’da İsrail’le diplomatik ilişkileri kesti. Ardılı Maduro da İsrail’e karşı bu onurlu tutumu sürdürdü. 

Ne zaman ki emperyalist ABD Maduro’ya karşı alçakça bir operasyon yaptı ve onu New York’a kaçırdı, Karakas’ın tutumu değişti. Maduro’ya ihanet edenler bir yandan Trump’ın isteklerine teslim olup Venezuela’nın petrol rezervlerini ABD’nin enerji şirketlerine peşkeş çekerken, bir yandan da İsrail’le diplomatik ilişkileri başlatma kararı aldılar. 

Arjantin’de İsrail’in en önemli dostu 

İsrail’in en önemli dostlarının başında Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei geliyor. Öyle ki İsrail’e verdiği destek nedeniyle özel bir ödül bile aldı!

Arjantin’in İsrail’e desteği, ABD’de yapılan Futbol Dünya Kupası finaline bile yansıdı. Netanyahu finalde İspanya’yla mücadele eden Arjantin’e videolu destek yayınladı. Zira İspanya’nın Sosyalist Başbakanı Sanchez, İsrail’in Gazze soykırımına karşı en etkili tutum alan Avrupalı liderdi. 

Milei’nin İsrail’e desteğini sıralamaya bu sütun yetmez. Milei’nin seçim kampanyası sırasında İsrail bayrağı taşımasından, Arjantin’in Tel Aviv Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma sözü vermesine kadar uzun bir destek listesi var.

ABD’den İsrail için UCM çağrısı

Öte yandan ABD, İsrail yönetimini mahkum eden Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı da Güney Amerika ülkelerinden destek arıyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Güney Amerika ülkelerine, UCM’den ayrılmaları çağrısı yaptı. (AA, 13.8.2026)

UCM’nin yargıçlarına baskı uygulayan, ABD’ye giriş yasağı getiren, hatta haklarında operasyonel haber yaptıran Washington yönetimi, birkaç ülkenin UCM’den ayrılmasının İsrail’e nefes aldıracağını umuyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Eylül 2026

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Haydut Trump

ABD ile Kanada arasındaki sosyal medyada süren animasyon savaşına hiç denk geldiniz mi? Bu animasyonların çoğu doğrudan Trump kaynaklı olduğu için kimi Amerikalılar “utanıyoruz” mesajı paylaşıyorlar. Utanılmayacak gibi değil: Örneğin kartal kılığında Trump elindeki tüfeği Kanadalı ördeğe doğrultup, Ontario Gölü’nün tabelasını Amerikan Gölü yapıyor!

Bilmeyenlere kötü bir mizah gelebilir ama ne yazık ki doğru. ABD Başkanı Trump, ABD ile Kanada arasındaki Ontario Gölü’nün ismini Amerikan Gölü ilan etti. Trump’a tepki gösteren Kanadalılar da göle Hürmüz Gölü demeye başladı.

Örtülü değil açık yayılmacılar

Kızılderililerin topraklarına çöken kurucu ABD’liler gibi Trump da Batı yarım küreye çökmenin peşinde: Danimarka’dan Grönland’ı istedi, Kanada’ya 51. eyalet muamelesi yapıyor, Panama Kanalı’na el koyma peşinde, Venezuela’nın petrolüne çöktü, Küba’yı ilhak etmekle tehdit ediyor.

Trump, önceki ABD başkanlarından farklı olarak, haydutluğunu açıktan yapıyor. Yoksa ABD’nin başkanları arasında, Demokrat ile Cumhuriyetçi başkanlar arasında, yayılmacılık, sömürgecilik, işgalcilik açısından temelde pek bir fark yok. Fark yöntemlerinde… 

Yeri gelmişken önemle altını çizeyim: Aynı durum İsrail için de geçerli. Kimi analizlerde sanki problem Netanyahu’ymuş, o ekimde  seçilemeyince herşey düzelecekmiş gibi yorumlanıyor. Öyle değil. İsrail kuruluşundan itibaren yayılmacıdır, işgalcidir. Bir kol bunu örtülü olarak, diğer kol da açıktan yapmayı savunur. Netanyahu budur, Trump gibi, açık.

Trump Venezuela petrolüne çöktü

Trump’un son haydutluğu Veneuzela petrolüne çökmesidir. Haydut bunu kişisel sosyal medya hesabından “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” diye müjdeledi. Büyüklüğü doğru ama anlaşma olduğu yalan, çünkü bu bir çökmedir. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu alçakça kaçırmasının sonucudur, Maduro’nun koltuğuna oturanları “ya petrol ya aynı muamele” diye tehdit etmesinin sonucudur ama daha acısı Delcy Rodriguez’in korkup Chavez ve Maduro’ya ihanet etmesinin sonucudur! 

Haydut Trump’ın anlaşma dediği emperyalist ABD’nin Venezuela’nın 65 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervini ele geçirmesidir. Kurulacak ortak şirketin yüzde 55’i, yani kontrolü ABD’de olacak. 

Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezuela’ya yıllarca ambargo uygulayan, uluslararası petrol şirketlerine Veneuzela’dan petrol çıkarmayı yasaklayan, Venezuela’nın kendi çıkardığı petrolü satmasını önleyen, Venezuela petrolü taşıyan tankerleri kendi limanlarına kaçıran, Venezuela’nın bankalardaki parasına ve altın rezervlerine el koyan, böylece ekonomisini vurarak halkı Chavez-Maduro yönetimine karşı kışkırtan emperyalist ABD, şimdi doğrudan Venezuela’nın petrolüne el koyuyor özetle. 

NATO 3.0 ve bağımlılık

ABD’nin İran’a saldırısının nedenlerinden biri de petroldür. Sadece petrole çökmek değil, petrolün dolarla satışının devamını sağlamak, petrolün alışveriş güzergâhlarını kontrol altında tutmaktır hedefleri…

Tamam, ABD’nin ürettiği petrol bir süredir tükettiğini karşılıyor ama bunun sınırı var. Çünkü ABD’nin kanıtlanmış petrol rezervi 35 milyar varil. ABD’nin yıllık üretimi 5 milyar varil olduğuna göre, bu 7 yıllık rezerv demektir.

ABD bir yandan enerjilere çökmenin ama diğer yandan da müttefiklerine bu enerjiyi pahalı satmanın uğraşında. Ukrayna’da olan odur. ABD, Avrupa’nın ucuz Rus doğalgazına erişimini engelledi, yerine kendi pahalı sıvılaştırılmış doğal gazını satıyor. Avrupa ekonomileri bu yüzden daralma yaşadı. (ABD şimdi de NATO 3.0 ile “güvenlik yükü paylaşımı” yaparak Avrupalılara silah satmaya hazırlanıyor.)

Konu Türkiye’yi de ilgilendiriyor ve İran’a ambargoyla birlikte daha da ilgilendirecek. Cumhuriyet’teki haberi görmüşsünüzdür. Türkiye’nin ABD’den doğal gaz ve petrol ithalatı artıyor. Yani ucuz Rusya/İran enerjisinin yerini pahalı Amerikan enerjisi almaya başlıyor. İşte NATO 3.0 aynı zamanda bu türden bağımlılıktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Ağustos 2026

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’nin bölgesel yük paylaşımı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Pakistan ve Suudi Arabistan’la imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşaması’nın 2 yıl 8 ay süren bir hazırlık aşaması olduğunu belirtti. (AA, 8.8.2026)

Pakistan Savunma Üretim Bakanı Raza Hayat Harraj da 15 Ocak 2026’da Reuters’e yaptığı açıklamada, üç ülkenin bir yıldır üçlü anlaşma üzerinde çalıştığını ve taslak metnin hazır olduğunu söylemişti. 

Bu süreçteki kimi temas ve anlaşmalar, Washington’un Mekke Anlaşması’nın neresinde olduğunu anlamamızı kolaylaştıracaktır.

İkili savunma anlaşmaları

– 24 Şubat 2025’te, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Pentagon’da ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile görüştü. Pentagon’un resmi açıklamasına göre iki bakan “ABD-Suudi stratejik savunma ortaklığını, bölgesel güvenliği, askeri işbirliğini ve caydırıcılığı” ele aldı. 

– 7 Haziran 2025’te, Beyaz Saray’da sıradışı bir buluşma vardı. 21 Haziran 2025’te bu köşede “Beyaz Saray’da Pakistanlı komutan” başlığıyla yazdım. ABD Başkanı Trump, Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir’i Beyaz Saray’da ağırlamıştı. Münir’e eşlik eden isim de ilginçti: Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) Başkanı Korgeneral Asım Malik.

Peki Trump bir asker ve bir asker/istihbaratçı ile ne görüşmüştü? Pakistan Silahlı Kuvvetleri Halkla İlişkiler Servisi’nin yaptığı açıklamaya göre Trump ile Münir şu konuları ele almıştı: “İran-İsrail çatışması, Pakistan-Hindistan gerilimi, Pakistan-ABD ilişkileri, terörle mücadelede işbirliği, ticaret, ekonomik kalkınma, maden ve mineraller, yapay zekâ, enerji, kripto para birimleri ve yeni teknolojiler.” (AA, 19.6.2025)

– 17 Eylül 2025’te,  Suudi Arabistan ile Pakistan arasında Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması imzalandı.

– 18 Kasım 2025’te ABD ile Suudi Arabistan Stratejik Savunma Anlaşması imzaladı. Beyaz Saray, Suudi Arabistan’ın 1 trilyon dolarlık yatırım taahhüdünü içeren anlaşmayı “ABD ile Suudi Arabistan’ın ekonomik ve savunma ortaklığını güçlendiren anlaşma” diye duyurdu. Pentagon anlaşmayı ABD’nin bölgesel yük paylaşımı stratejisinin parçası olarak tanımladı. 

– 23 Temmuz 2026’da ABD ile Suudi Arabistan nükleer işbirliği anlaşması imzaladı.

Bütünleyen mekanizma

Her üç ülke de, Mekke Anlaşması’nı, ABD’yle olan savunma anlaşmalarını “bütünleyen bir mekanizma” olarak tarif ediyorlar. 

Bu tanım, ABD’nin “bölgesel yük paylaşımı” içeren yeni Ulusal Güvenlik ve Savunma Stratejisi belgeleriyle de uyumlu. İki belge, ABD’nin önümüzdeki dönemde Batı yarımkürede “yeni Monroe Doktrini” ilan ettiğini, diğer yarımkürede Çin’le mücadeleyi esas alacağını, bu nedenle Avrupa ve Ortadoğu’daki müttefiklerine daha çok sorumluluk dağıtacağını içeriyordu. 

ABD, İran meselesini bir an önce “çözerek” ve çevrelenmesini bölgedeki müttefiklerine devrederek asli işine odaklanmak istiyor. ABD elbette aynı zamanda ileri karakolu İsrail’in güvenliğini de garantiye almak istiyor. Washington bu amaçla özellikle Suudi Arabistan’ın İsrail’le İbrahim Anlaşması imzalamasını istiyor. Bunun için de Trump’ın Gazze Barışı’nın ilerleyebilmesi gerekiyor.

Kısacası bölgede hepsi birbiriyle ilgili gelişmeler yaşanıyor. 

Mekke Anlaşması’nın ikili karakteri

Mekke Anlaşması bu nedenle ikili bir karaktere sahip: Hem ABD’nin bölgesel yük paylaşımı stratejisiyle uyumlu ve İran’ı çevrelemeyi içeriyor ama hem de ABD’nin güvenlik şemsiyesinin işe yaramadığının İran’la savaşta görüldüğü gerçeğinin sonucu. Dolayısıyla ABD için de Mekke Anlaşması’nın tarafları açısından da mesele, çıkarları uyumlaştırmak ve ortaklaştırmaktır. 

Peki bu ne kadar olası? Suudi Arabistan açısından sorun İran ve onunla bağlantılı Yemen; Pakistan Hindistan’la çatışma riski içeren problemler yaşıyor; Türkiye ise bölgede İsrail’le sorunlu. Dolayısıyla Mekke Anlaşması’nın taraflarının “ortak bir birincil tehdit algılaması” yok ama birincil olmasa da kimi sorunları caydırılması gereken ortak tehdit olarak algılıyorlar. İşte ABD’nin kullanmak istediği zemin de bu. 

Çok kutupluluk

Anlaşmanın imzalanmasından bir saat sonra ham verilerle yaptığım “Mekke Paktı sorunu” başlıklı ilk analizi bitirirken şöyle demiştim: “Ancak iç dinamikleri nedeniyle üç ülke de ABD için çantada keklik değildir. Dolayısıyla yarın tüm planlamalar değişebilir ve yeni ittifaklar kurulabilir, mevcut ittifaklar genişleyerek dönüşebilir. Pakistan’ın Çin’le ilişkisinin derinliği, Suudi Arabistan’ın ABD, Rusya ve Çin üçgeninde kurmaya çalıştığı denge, yapılan tüm hesapları değiştirebilir.”

Olguların ikili karakteri ve dönüşme kapasiteleri, elbette çok kutuplu/merkezli dünyanın inşasıyla ilgilidir. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Ağustos 2026

, , , , , ,

Yorum bırakın

Hazar’da ortak cephe olasılığı

Yinelemek pahasına şu iki saptamayla başlayalım: 

1) ABD’nin İran’a saldırısı, “ana strateji” düzleminde, ABD’nin Asya’yı ve Çin’i hedef almasının aşamasıdır.

2) Ankara’daki NATO zirvesi ve 6 maddelik sonuç bildirisi, NATO üyelerine Rusya’ya ve İran’a karşı konumlanma görevi yüklemektedir. 

Ankara’daki NATO zirvesinin önemi

ABD’nin NATO aracılığıyla müttefiklerine dayattığı bu planlama haliyle en çok Türkiye’yi etkileyecektir. Türkiye Ukrayna-Rusya savaşında “aktif tarafsızlık” izledi, ABD-İran savaşında ise dört füze kışkırtmasına rağmen ABD’ye üslerini ve hava sahasını kullandırmadı ve savaşın dışında kalabildi. 

Ancak NATO’nun 7-8 Temmuz tarihli Ankara zirvesi bu açıdan bir değişiklik dayattı. İstanbul Boğazı’ndaki yeni deniz komutanlığı Ukrayna ile, Adana’daki yeni NATO kolordu karargâhı da Doğu Akdeniz-Ortadoğu ile ilgilidir. Haliyle ABD ve İngiltere’nin Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı pozisyonlamasıyla ilgilidir.

Netanyahu ve Zelenski’nin hedefleri

İsrail Başbakanı Netanyahu ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin peşi sıra Washington’da bulunmaları elbette bir planlamayla ilgili. Her iki isim taktik düzeyde ABD’den destek almanın ve stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenmenin peşinde: 

– Netanyahu taktik düzeyde ABD-İran anlaşmasını önleyebilmenin yolunu ararken, stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenerek Ortadoğu’da genişlemek ve merkez ülke olmak istemektedir. 

– Zelenski ise taktik düzeyde Trump yönetiminden yeniden almaya başladığı desteği artırmanın ve stratejik düzeyde Ukrayna’yı NATO’ya bağlamanın peşindedir.

Ukrayna Hazar’da İran gemisini neden vurdu?

Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran gemisini vurmasının anlamı işte buradadır. Zelenski, taktik düzeyde Rusya-İran tedarik hattına saldırarak iki ülkenin silah sevkiyatına müdahale edebileceğini ve buradan hareketle Trump’a “Rusya-İran askeri ortaklığını” hedef alabileceğini göstermek istedi. 

Zelenski’nin “iki savaşı birleştirme” amacı elbette öncelikle Washington’un desteğini artırmak istemesiyle ilgili ve Trump yönetiminin şu ana kadar “iki savaşı ayrı ele alma” şeklinde götürdüğü planlamaya da uymuyor. Ancak Trump yönetiminin son birkaç aydır Ukrayna-Rusya savaşı konusunda yeniden söylem değiştirmesi, Alaska’da bir anlaşma yapmadıklarını belirtmesi ve daha önemlisi Pentagon’un yeniden Ukrayna’ya askeri destek vermeye başlaması bir durum değişikliğine işaret ediyor. NATO zirvesi kısa sonuç bildirisinden “Rusya’ya karşı Ukrayna’ya ve İran’a karşı ABD’ye (ve elbette İsrail’e) destek” çıkması da bir strateji değişikliğine işaret ediyor. 

Dolayısıyla ABD açısından “Asya’ya karşı geniş cephe” stratejisi, koşullarını bulabilirse, hayata geçirilmek istenecektir. 

ABD’nin Hazar’daki taktik hamleleri

Kaldı ki ABD bu stratejinin kimi taktik hamlelerini zaten başlattı: 1) ABD, Esad’ı devirme operasyonu üzerinden Astana Platformu’nu, Türkiye-Rusya-İran ortaklığını rafa kaldırdı. 2) ABD, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru’nu 99 yıllığına Trump Koridoru’na çevirerek Güney Kafkasya’ya, Türkiye-İran-Rusya arasına, kama gibi girmeye çalışıyor. 3) ABD, Gürcistan-Rusya ilişkilerini bozmaya, Gürcistan’ı NATO üyesi yapmaya, Gürcistan’ın Karadeniz kıyısından ABD/NATO üssü elde etmeye çalışıyor. 4) ABD Büyükelçisi Barrack, mevcut tablo hiç öyle göstermese de ısrarla “göreceksiniz, Türkiye ve İsrail, Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” diyor. 

Dolayısıyla ABD’nin bu “ana/büyük stratejisi”, Türkiye’yi Karadeniz, Hazar, Doğu Akdeniz ve Basra (Fars) Körfezi çerçevesi içerisinde İran ve Rusya ile sıkıntıya sokma riski içermektedir.

İç politik mücadele ve onunla bağlantılı operasyon-gözaltı trafiği ise siyasetin ve kamuoyunun bu esas tehdide dikkat kesilmesini engellemektedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Temmuz 2026

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın