Posts Tagged Trump

Korsan Trump

İran Pakistan aracılığıyla ABD’ye 14 maddelik bir plan önerdi: Planın dört maddesi savaşın sona ermesinin ve yenilenmeyeceğinin garantisiyle, dört maddesi abluka ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla, üç maddesi yaptırımların kaldırılmasıyla ve üç maddesi de nükleer müzakerelerle ilgili.

Özetle Tahran yönetimi Washington’a üç aşamalı bir plan sunmuş oluyor: İlk aşamada savaşın bitirilmesinin ve yenilenmeyeceğinin garanti edilmesini istiyor. İkinci aşamada Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında, yaptırımların kaldırılmasını istiyor. Bunların ardından ise üçüncü aşamada nükleer müzakereye geçilmesini istiyor. 

ABD ise tersine önce nükleer anlaşmayı şart koşuyor. (ABD’nin şimdi aradığı ve razı olacağı bir nükleer anlaşmanın çok daha iyisinin Obama döneminde ABD ile İran arasında imzalandığını ama Trump’ın 2018’de o anlaşmadan çekildiğini önemle anımsatalım.)

Hürmüz nükleer silahtan önemli

İran, 14 maddelik bu planının dışında, bir de Hürmüz Boğazı için 12 maddelik plan hazırladı. İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’ın açıklamasına göre geçişler şu şekilde planlıyor. : 

– İsrail gemilerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilmeyecek. 

– İran’a düşmanca girişimde bulunan gemiler, savaş tazminatı ödemeleri karşılığında Hürmüz Boğazı’ndan geçebilecekler. 

– Diğer gemiler de İran Meclisi’nin çıkaracağı yasaya ve Tahran’ın izin ve kurallarına göre Hürmüz Boğazı’nı kullanabilecekler. 

İranlı yetkililere göre Hürmüz İran için kritik önemde: İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’a göre “Hürmüz’deki gemi trafiği savaştan önceki gibi olmayacak” ve “Hürmüz’ün yönetim biçimi petrolün millileştirilmesi kadar önemli.” İran Meclisi Bayındırlık Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Rızai’ye göre ise “Hürmüz Boğazı’nı yönetmek, nükleer silah elde etmekten daha önemli.”

Abluka ve korsanlık

Hürmüz Boğazı’nın önemi ortada. Tahran Hürmüz Boğazı’nı ABD-İsrail bağlantılı gemilere kapattığı andan itibaren Washington yönetimi için kâbus başladı. Buna karşı bulabildikleri “çözüm” ise “ablukaya abluka” oldu. ABD İran’ın ablukasını, sonraki dış halkadan ablukaya aldı yani. 

Bunun ne kadar çalıştığı da tartışmalı. Zira ABD’nin ablukasına rağmen Çin başta bir çok ülkenin gemisi giriş çıkıp yaptı, yapıyor. 

ABD bu süreçte bazı tankerlere operasyon düzenleyerek caydırıcılık sergilemeye çalışıyor. ABD Başkanı Donald Trump ise bu operasyonları “Petrole el koyuyoruz. Çok kârlı bir iş. Korsanlar gibiyiz.” diye övünerek anlatıyor!

Trump’ın sözleri açıkça ABD’nin uluslararası denizcilik faaliyetlerine karşı işlediği suçların kabulü anlamına geliyor. Tahran yönetimi bu nedenle BM Genel Sekreteri ve üye ülkeleri bu korsanlığa karşı harekete geçmeye çağırdı.

Amerikan korsanlığı

Trump’ın sözleri ABD’nin suçlarına bir yenisini daha eklemiş oldu. 

Gerçi ABD uzun yıllardır denizde korsanlık yapıyor ama son dönemde korsanlık faaliyeti esas faaliyeti haline gelmiş durumda. Anımsayalım: Venezuela’nın petrol tankerlerine el koyup kendi limanına çekti, Venezuela’nın üçüncü bir ülkedeki uçağına el koydu, İngiltere ile birlikte Venezuela’nın altın ve döviz rezervlerine çöktü, Venezuela teknelerini vurdu, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu evinden kaçırıp New York’a götürdü. 

ABD bu türden gemiye, uçağa, altına, paraya çökme operasyonlarını İran başta başka ülkelere de yaptı. (ABD yönetiminin, Türkiye’nin parasını ödediği savaş uçaklarına el koyması ve parayı iade etmemesi de bir tür korsanlıktır.)

Korsanların sonu bellidir

Kısacası ABD için korsanlık, hırsızlık, haydutluk, hukuk dışılık artık sıradandır. 

Şu farkla: Emperyalizm ya hammaddesini ucuza alıp o ülkeye pahalı mal satarak sömürür, ya yatırım yoluyla büyük kâr transferleri yaparak sömürür ya da borçlandırıp bağımlı hale getirerek sömürür. Bunu iyi kötü sömürdüğü ülkeye bir hukuk dayatarak, yasaya bağlamaya çalışır.

Trump yönetimi ise emperyalizmin “açıktan hammadeye el koyarak sömürme” döneminin benzerini (ki orada da buna bir yasallık kılıfı uydurulmaya çalışılırdı) ama hegemonyası zayıfladığı için onun denizdeki korsanlık halini yani tam hukuksuzluk halini sergilemektedir.

Ama korsanlığın geleceği yoktur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mayıs 2026

, , , ,

Yorum bırakın

ABD sahte zafere mi hazırlanıyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medyadan paylaştığı şu mesaj, ABD’nin hegemonyasıyla birlikte, diplomasisinin de zayıfladığının somut işareti: “İran nükleer silahsızlanma anlaşması imzalamayı bilmiyor.”

Bu mesaj aynı zamanda Washington’un çaresizliğinin de ifadesi. Neden mi?

İran 2015’te imzalamıştı

İran 2015’te ABD’yle nükleer anlaşmayı imzalamıştı çünkü. Barrack Obama’nın başkanlığı döneminde imzalanan anlaşma özetle İran’ın nükleer programının sınırlanması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içeriyordu. 

Somutlarsak: İran’ın uranyum zenginleştirme oranı yüzde 3,67 ile sınırlanmıştı. (Nükleer silah için gereken oranın yüzde 90 olduğu düşünülürse, bu oranda anlaşmanın ABD için ne büyük kazanım olduğu görülür.) Öte yandan zenginleştirilmiş uranyum stoğu 300 kg ile sınırlanmıştı. Santrifüj sayısı azaltılmıştı. Yer altındaki Fordo tesisinin üretimden çıkarılıp araştırma merkezine dönüştürülmesinde anlaşılmıştı. 

Peki sonra ne oldu? Trump başkan olunca, Obama’nın imzaladığı o anlaşmadan 2018’de tek taraflı çekildi! Şimdi ise “İran nükleer silahsızlanma anlaşması imzalamayı bilmiyor” diye mesaj atıyor… 

Trump’ın açmazı

Trump sıkışmış durumda. Ne İran’a yeniden savaşı başlatabiliyor, ne de İran’ı kendi istediği şartlarda masaya oturtabiliyor. Trump bu açmaz nedeniyle ateşkesi sürekli uzatıyor…

Elbette bu ABD’nin yeni bir saldırı dalgasına hazırlık için zaman kazanma taktiği de olabilir. Ama günün sonunda ABD’nin yeni bir saldırısı da genel tabloyu değiştirmekten uzak görünüyor. Zira İran halkı birliğini ve direniş kararlılığını sürdürüyor, İran’ın füzeleri yanıt verme kapasitesini koruyor…

ABD istihbaratının çekilme hazırlığı

Reuters’in ABD’li yetkililere dayandırdığı şu haber, Washington’un savaştan çekilebileceğine işaret ediyor: Habere göre ABD istihbarat topluluğu, Trump’ın tek taraflı zafer ilan etmesi durumunda İran’ın hangi tepkileri vereceğini analiz ediyor. 

Reuters’e göre Trump zafer ilan ederek bölgedeki askerlerini çekerse, Tahran bu tabloyu tersine kendi zaferi olarak yazabilir. İşte istihbarat topluluğu, buna karşı önlem alabilmenin çalışmasında… 

İran o dişi söktü

Peki ortada Trump’ın tek taraflı zafer elde edebilmesini sağlayacak bir durum var mı? Yok. 

Tersine “Hürmüz savaşının yedi etkisi” başlıklı önceki yazımızda da incelediğimiz gibi ABD’nin siyasi kayıpları stratejik düzeyde… 

ABD istihbaratı, işte böylesi kötü bir durumu lehe çevirebilmenin çalışmasında özetle. ABD’den Atlantik’e ve oradan dünyaya yayılacak bir “sahte zaferi” nasıl propaganda edeceklerin çalışmasını yapıyorlar aslında… 

Peki, ABD’nin böyle bir işe hazırlık yapıyor olması bile savaşın 60 günlük asıl bilançosunun ne olduğunu ortaya koymuyor mu sizce?

”Medeniyet tek dişi kalmış canavardı”, İran işte “o dişi” söktü!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Nisan 2026

, , , ,

Yorum bırakın

Kirli ittifak: ‘İran’a karşılık Ukrayna’ pazarlığı

ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD’siz NATO’yu “kağıttan kaplan” ilan etmesi ve ABD’yi NATO’dan çekebileceği sözleri, Avrupalıları alternatif arayışlara itiyor. 

Bu arayışlardan birini dile getiren de eski Danimarka Başbakanı ve eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen oldu. Rasmussen The Telegraph’a verdiği demeçte bir nevi “Avrupa NATO’su” önerdi.

“İstekliler Koalisyonu”nu genişletme önerisi

Eski NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Ukrayna’ya destek için oluşturulan “İstekliler Koalisyonu”nun Avrupa’nın savunma sorumluluğunu üstlenmek üzere genişletilmesini savundu. Rasmussen bu yapıya nükleer güç oldukları için İngiltere ve Fransa’nın öncülük etmesini istedi.

Bu ne kadar mümkün? Amacı ve yapısı nedeniyle, İstekliler Koalisyonu’nu doğrudan bir çeşit “Avrupa NATO’su”na dönüştürmenin en büyük sorunu, Ukrayna’dır. Trump yönetiminin Ukrayna’ya desteği azaltması nedeniyle Avrupalıların oluşturduğu bu grubun temel amacı Ukrayna’yı desteklemek. Grubu bu haliyle Avrupa NATO’suna dönüştürmek, Avrupa’yı bu kez  doğrudan Rusya’yla “açık savaş” içine sokar.

Rasmussen’den AB’ye Trump’la pazarlık önerisi

Eski bir genel sekreter olarak Rasmussen elbette öncelikle ve esas olarak NATO’yu, NATO’culuğu savunuyor. Hatta “Avrupa NATO’su” önerisinin altında bile aslında ABD’yle işleri düzeltme amacı var. 

Bir kere Rasmussen demecinde  açıkça “NATO’yu hâlâ Avrupa ve Kuzey Altantik güvenliğinin temel taşı olarak görüyorum” diyor. 

Daha önemlisi ise Rasmussen Avrupalı liderlere ABD’yle pazarlık öneriyor. Trump’ın İran’a karşı Avrupalılardan istediği desteğin karşılığında, Avrupalıların da Trump’tan istekleri olması gerektiğini savunuyor. 

Ve Rasmussen Avrupalı liderlerin Trump’a şunu demesini istiyor: “Ukrayna’ya destek dahil olmak üzere Avrupa ile ilişkilerinizi südürmeniz şartıyla size yardım etmeye hazırız.”

Böylece Rasmussen, ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı sürdürdüğü haksız ve hukuk dışı savaşa karşı çıkan Avrupalıları, Ukrayna karşılığında ABD’nin yanına hizalamayı amaçlıyor: ABD’nin Rusya’ya karşı Ukrayna’yı desteklemesi karşığında, Avrupa’nın da İran’a karşı ABD ve İsrail’i desteklemesi! Bu denli bir kirli ittifak önerisi yani Rasmussen’inki… 

Almanya’nın ABD ve İran kıyaslaması

Bu tip pazarlıklarla kurulacak kirli ittifakın pratikte iki amacı olur: İspanya gibi bu konuda ilkesel ve onurlu tutum sergileyen ülkelerle, Almanya gibi İran’ın gücü karşısında konuya dahil olmamayı seçen “gerçekçileri” zor duruma düşürmek… 

Şimdilik Almanya tutumunu sürdürüyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in şu üç mesajı hem tabloyu analiz ediyor hem de sonucu bakımından Almanya’nın neden bu işin dışında kalması gerektiğini ortaya koyuyor:

1) “Amerikalıların bariz bir şekilde hiçbir stratejisi yok. Sadece içeri girmek yetmez, aynı zamanda oradan nasıl çıkacağınızı da bilmelisiniz. Şu an için Amerikalıların hangi stratejik çıkış yolunu tercih ettiklerini göremiyorum.”

2) “İranlılar çok yetenekli müzakere ediyor. İran yönetimi koca bir ulusu (ABD’yi) küçük düşürüyor.” 

3) “İranlılar bariz bir şekilde tahmin edilenden daha güçlüler ve Amerikalıların da bariz bir şekilde müzakerelerde ikna edici bir stratejileri yok gibi görünüyor.”

Avrasya Güvenlik Mimarisi ihtiyacı

Evet, AB’nin/Avrupa’nın ABD’ye bağımlılıktan kurtularak kendi savunmasını üstlenmesi doğrudur ama bunu Rusya’ya karşı savaş cephesini büyütmenin amacı olarak ortaya koyması yanlıştır ve felaketidir.

Güvenlik mimarisini Rusya karşıtlığı üzerine inşa eden bir Avrupa, çok merkezli bir dünyada, en zayıf merkez olarak kalır. 

Türkiye’nin ise Avrupa’ya jandarma yapılmak üzere AB üyesi yapılmadan Avrupa Güvenlik Mimarisi’ne dahil edilmesi, ulusal çıkarlar açısından felaket olur. 

Rusyasız bir Avrupa Güvenlik Mimarisi tasarlamak, yine ve daha büyük savaş riski demektir. Ama coğrafyadan hareketle Avrasya Güvenlik Mimarisi amaçlanırsa ve bunun gereği olarak hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya güvenlik garantisi sağlanırsa, bu, Türkiye, Rusya ve Avrupa için en iyi çözüm olur.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
29 Nisan 2026

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’nin ‘Osmanlı 2.0’ mesajının anlamı

ABD Büyükelçisi Tom Barrack dışında kim “Türkiye ve İsrail liderlerinin karşılıklı sert söylemleri sadece siyasi retoriktir” dese, savcılıklar anında harekete geçerdi!

Ancak söyleyen ABD Büyükelçisi Barrack olunca, söyledikleri kamuoyunda sıkıntı yaratmasın diye yine görmezden ve duymazdan gelindi. İktidarın sözcüleri Barrack’a haddini bildirmedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Barrack’ın “persona nan grata” yani “istenmeyen adam” ilan edilmesini istemesi ise önemle not edilmeli.

Trump-Erdoğan ilişkisinin derinliği

Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki konuşması, devletin ajansı tarafından da hakkıyla verilmedi, bu nedenle haliyle gazetelere de çok iyi yansımadı. 

Neden? Çünkü işadamı kökenli Tom Barrack, ABD’nin Türkiye planlarını açık açık dile getirdi. Bu “rahatlığının” nedenlerinden başında elbette Trump-Erdoğan ilişkisine duyduğu güven var. 

Nitekim konuşmasında bunu şu netlikte dile getirdi: “Son 16 ayda, ABD ile Türkiye ilişkilerinde son 15 yıldan daha fazla ilerleme kaydedildi.”

Barrack bu ilerlemenin unsurlarından biri olan Ankara’nın Hamas’ı ikna etme sürecini de konuşmasında, kimin kimi hangi saatte ne için aradığına kadar ayrıntılı anlattı.

ABD’nin monarşi önerisi

Barrack’ın konuşması daha çok monarşi mesajıyla öne çıktı. ABD Büyükelçisi Tom Barrack Ortadoğu’da demokrasilerin başarısız olduğunu söyleyerek “meşruti monarşi” ya da “merhametli monarşi” önerdi. 

Böylece Barrack emperyalizmin hedeflerini açıkça ortaya koymuş ve uzun yıllardır sürdürülen “demokrasi götürme” yalanının maskesini de çıkarmış oldu. (Nitekim Trump ve adamları, öncekilerden farklı olarak, bu türden maskelere hiç ihtiyaç duymuyorlar, ağızlarına geleni doğrudan söylüyorlar.)  

Peki nereden çıktı bu monarşi, hele de merhametli monarşi? İşte asıl mesele orada… 

Büyük İsrail – Büyük Türkiye

ABD Büyükelçisi Barrack’ın asıl dikkat çekici sözleri şunlardı: “Uyanıyorsunuz Tel Aviv’de, gazetelere bakıyorsunuz ve ne görüyorsunuz? Osmanlı İmparatorluğu 2.0’ın yeni bir versiyonunu görüyorsunuz. İşte İsrail şu anda Türkiye’nin olması gerektiği görüntüyü görüyor. Ve Türkiye’de sabah uyanıyor, İsrail 2.0’u görüyor.”

ABD Büyükelçisi Barrack’ın konuşmasının bütününe bakılınca, Osmanlı 2.0 ile İsrail 2.0, yani Büyük Türkiye ile Büyük İsrail, karşı çıkılan değil, amaçlanan bir ABD hedefi.

Ama bir şartla: Büyük Türkiye ile Büyük İsrail’in Ortadoğu’da ABD adına işbirliği yapması şartıyla… 

ABD adına bölge yönetimi

Barrack buna işaret ederken bir harita da çiziyor. Hazar’a, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Zengezur (Trump) koridoruna, Akdeniz’e, Suriye’ye, Körfez’e işaret ediyor. 

Bu konuşma önceki konuşmalarının da bütünleyeni. Anımsayacaksınız, bu köşede incelemiştik, Barrack iki kez “göreceksiniz, Türkiye ile İsrail Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” demişti. 

İşte ABD Büyükelçisi Tom Barrack, Hazar-Akdeniz-Körfez üçgeninin, ABD adına Büyük Türkiye ile Büyük İsrail işbirliğinde “yönetilmesine” işaret ediyor özetle… 

Bunu ABD’nin ortaklarına sorumluluğu daha çok vererek Batı Yarımküreye yoğunlaşmayı esas alan yeni ABD stratejisine gönderme yaparak şekillendiriyor.

Ve asıl önemlisi…

Barrack’ın “Osmanlı 2.0” mesajı, NATO’daki alan kaydırma dönüşümü ve bunun uygulaması olan Akdeniz ve Ortadoğu’dan sorumlu Adana’daki yeni NATO Kolordu Karargâhı ile birlikte daha da anlamlı… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Nisan 2026

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın ablukası önce Atlantik’i vurur

Pakistan’daki 21 saatlik ABD-İran müzakeresi, ABD’nin savaşta alamadığını masada alma çabasına sahne oldu. İran, masada da ABD’ye istediğini vermeyince, ABD yeni bir “çareye” başvurdu: Abluka!

ABD Başkanı Donald Trump “Hürmüz Boğazı’na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma süreci başlatacaklarını” ilan etti. 

Trump’ın Hürmüz çaresizliği

ABD açısından ne kadar vahim bir tablo: 

Hürmüz Boğazı zaten açıktı. ABD saldırınca, İran kapattı. 

Boğaz kapanınca enerji piyasaları altüst oldu. ABD bunu telafi edebilmek için rezervlerinden piyasaya petrol bile sürmeye mecbur kaldı. Ancak çare olmadı. 

Trump, Hürmüz’ü açabilmek için müttefiklerini yardıma çağırdı ama reddedildi. Sonra “Hürmüz benim sorunum değil, kim oradan petrol alıyorsa o açsın, Fransa açsın, İngiltere açsın, Çin açsın” dedi. Hatta Hürmüz’ü açmaya yardıma gelmiyorlar diye “NATO’dan çıkarım” şantajına bile başvurdu. 

Nihayetinde Trump Hürmüz’ü açamayınca İran’la müzakereye mecbur kaldı ama masada da beceremedi. 

Şimdi “ablukaya abluka” uygulama çaresine başvuruyor!

Tam bir çaresizlik…

ABD’nin abluka planı neden işe yaramaz?

Trump yönetimi, uygulayacakları deniz ablukasının Çin’i ve Avrupalıları vuracağını hesaplıyor. Çünkü bu ülkeler İran ve Körfez ülkelerinden petrol alıyor. Petrole erişimleri kesilince Çin’in İran’a baskı yapacağını, Avrupalıların da ABD’ye askeri destek vermek zorunda kalacağını hesaplıyorlar. 

Acaba öyle mi? Yoksa tersi sonuçlar mı üretecek?

Çin’in rezervi sağlam ve başka kaynakları da var. 

Avrupalılar ise ABD’ye destek vermeye mecbur olmayabilirler. Tersine ABD’nin bu hamlesi, ABD ile Avrupa arasındaki ağır sorunlara bir yenisini daha eklemiş olur ve Atlantik içindeki çatlak daha da büyüyebilir. 

Kısacası Trump-Rubio-Hegseth’in bu “çaresi” de diğerleri gibi ABD’ye çare olmayacak… 

ABD aslında kimlerle çarpışıyor?

ABD’nin Venezuela’ya saldırısı da İran’a saldırısı da sadece bu ülkelere saldırısı değildir. ABD bu ülkeler üzerinden Küresel Güney’le, Asya’yla, BRICS’le, Çin’le çarpışmaktadır aslında… 

ABD inişe geçen hegemonyasını koruyabilmek için, kurduğu düzenden kalanların üzerine oturabilmek için, aşınan liderlik kapasitesini sürdürebilmek için, kısacası inişini frenleyebilmek için saldırıyor… 

ABD rakiplerinin önünü kesebilmek için, rakiplerinin ticaretini boğabilmek için, rakiplerinin kaynaklara erişimini engelleyebilmek için saldırıyor… 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, son açıklamasında bunu çırılçıplak ortaya koydu.

Rubio asıl hedefin Çin olduğunu söylüyor

Rubio, ABD’nin Venezuela’ya saldırısının asıl nedenini açıkladı: Venezuela’nın Çin, Rusya ve İran’la ilişkisi. 

1) Rubio, Venezuela petrol endüstrisinin ABD’nin düşmanları tarafından değil, ABD tarafından kontrol edilmesi için bu ülkeye saldırdıklarını söylüyor. 

Çin, Rusya ve İran, Rubio’nun iddia ettiği üzere Venezuela petrol endüstrisini kontrol etmiyordu, Venezuela’yla petrol ticareti yapıyordu. Rubio o ilişkiyi çarpıtırken kendi ilişki türünü sergilemiş oluyor: Venezuela petrol endüstrisini ABD kontrolünde tutmak!

2) Rubio, “Burası Batı yarımküre. Çin, Rusya ve İran’ın bizim coğrafyamızda ne işi var” diyor.

Dünyanın dört bir tarafında 180 askeri üssü olan, başkentlerin, hükümetlerin içine kadar girmiş emperyalist ABD, başkalarına “benim coğrafyama giremezsin, benim coğrafyamdaki bir ülkeyle ticaret yapamazsın” diyor. 

ABD’nin sahte müdahale gerekçeleri

Bu açıklamanın ortaya koyduğu gerçek şudur: ABD’nin herhangi bir ülkeye müdahalesini demokrasi, insan hakları, iyi-kötü yönetim üzerinden gerekçekelendirmek, ABD’nin emperyalist amaçlarının örtüsüdür. 

Buna Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Venezuela’da ve şimdi de İran’da aldanmak, elbette “aldanmak” değildir!

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
14 Nisan 2026

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İran o tek dişi çekti

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavardı, İran işte o tek dişi çekti. Günlerdir taş üstünde taş bırakmayacağını ileri sürerek İran’ı tehdit eden Trump, 15 günlük ateşkesi kabul etti.

Pakistan’ın önerdiği ateşkes için İran 10 maddelik şartlarını ortaya koydu, Trump da bunu kabul etti: “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için güvenilir bir temel olabileceğine inanıyorum.”

İran’ın 10 maddelik şartları şunlar: “ABD temel olarak şunlara bağlıdır: 1. Saldırmazlık, 2. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devamı, 3. Zenginleştirmenin kabulü, 4. Tüm birincil yaptırımların kaldırılması, 5. Tüm ikincil yaptırımların kaldırılması, 6. Tüm BM Güvenlik Konseyi kararlarının feshedilmesi, 7. Tüm UAEA Yönetim Kurulu kararlarının feshedilmesi, 8. İran’a tazminat ödenmesi, 9. ABD savaş güçlerinin bölgeden çekilmesi, 10. Lübnan’ın kahraman İslam Direnişi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi.”

ABD’nin bu şartları “müzakere edilebilir” bulup ateşkesi kabul etmesi, İran için zaferdir. 

Mesele şimdi “İslamabad Görüşmeleri”nden bir barış çıkıp çıkmayacağıdır.

ABD’nin yenilgi sebepleri

ABD zaman kazanıp 15 gün sonra yine saldırsa bile sonuç değişmez: ABD yenildi.

Çünkü:

-ABD-İsrail’in İran’a gücü yetmedi. İran’ın siyasi iradesini kıramadı, İran’ın silah gücünü imha edemedi, İran’ın etkili yanıtlarını durduramadı.

-ABD Avrupalı NATO müttefiklerini savaşa sokamadı, Körfez’deki müttefiklerini savaşa sokamadı, İran’ın komşularını savaşa sokamadı.

-ABD, ağır bombardımanın altında, İranlı muhaliflerin ayaklanacağını ve rejimi yıkacağını düşündü ama yanıldı. Tersine muhalifler ABD ve İsrail’e karşı vatan savunmasında birleşti.

-ABD Irak ve Suriye’de kullanabildiği Kürt kartını bu kez kullanamadı.

Kuşkusuz ABD’nin müttefiklerini savaşa sokamamasının bir kaç nedeni var ama temel neden, İran’ın kararlı ve etkili direnişidir. İran yeniliyor olsa o müttefiklerin bir kısmı ABD’nin yanında sıralanırdı.

Önce Amerika: Yalnız Amerika

40 Gün Savaşının bu sonucu, Trump’ın “önce Amerika” stratejisinin nasıl “yalnız Amerika”ya dönüştüğünü de resmetti.

Amerikan güvenlik şemsiyesinin işe yaramadığının görülmesi sadece Körfez ülkelerinde değil Japonya ve Güney Kore’de bile ABD’yle bağımlı ilişkilerin sorgulanmasını başlattı.

Bunun en önemli sonucu, Avrupa’dan Pasifik’e yeni güvenlik mimarilerinin inşasının başlayacağıdır.

Vasallık sisteminin sonu

ABD’nin İran yenilgisi tarihi önemdedir, bir dönemin sonudur. Tek kutuplu dünyanın “kesin” sonudur. Hegemonyası zayıflayan ve liderlik kapasitesi eriyen emperyalist ABD, İran yenilgisiyle birlikte, artık eski konumunu kaybetmiştir. 

ABD’nin İran’a yenilgisi, Washington’un vassallık sisteminin de sonudur. Batı Asya ülkeleri için boyunduruktan kurtulma miladıdır.

İran, Asya’nın ön cephesinde ABD’yi durdurarak, dünyayı bir büyük yıkımdan kurtardı.

Bölge ülkelerine düşen görev

Epstein çetesinin temsil ettiği emperyalist sömürgen sınıf kuşkusuz yeniden savaş arayacaktır, ihtiyacıdır. 12 Gün Savaşı ile 40 Gün Savaşı’nın ardından ABD’nin İran’a üçüncü kez saldırması olasıdır ama sonucu değiştirmeyecektir.

Elbette her saldırı, yeni yıkım ve bölge ülkeleri için yeni risk demektir. O nedenle bölge ülkeleri, İslamabad’daki ABD-İran müzakeresine paralel olarak, üçüncü saldırıyı caydıracak bir bölgesel mekanizma inşasını hedeflemelidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Nisan 2026

, , , , ,

Yorum bırakın

Washington’a İran füzesi düştü

Savaşın ortasındaki ABD’de büyük tasfiye başladı. Pentagon’u sarsan görevden almalarda Kara Kuvvetleri Komutanı başta kritik görevdeki generaller var. Ulusal İstihbarat Direktörü ile FBI Başkanı’nın da görevden alınacağı belirtiliyor. 

Tabloyu şöyle yorumlayabiliriz: İran füzeleri İsrail ve Körfez’deki ABD üslerinin ardından bu kez doğrudan Washington’a düştü. Çünkü Pentagon’daki tasfiyeleri ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth başlattı ama aslında Washington’daki koltukları vuran İran’dır.

Yenilgi ihalesi

Hegseth’i bu tasfiye operasyonuna mecbur eden durum cephedeki sıkışılık. ABD Başkanı Donald Trump konuşmalarından birinde itiraf etti, İran’ı üç günde çökerteceklerini sanıyorlardı ve yanıldılar. 

Geçen hafta Trump konuşmalarında Hegseth’e dokundurmalarda bulundu. Önce “Pete, bence ilk konuşan sendin. ‘Hadi yapalım’ dedin” diyerek savaşın “başlatıcısı” olarak Hegseth’i işaret etti. Bir kaç gün sonra da “Pete savaşın bitmesini istemedi” diyerek onu “müzakereleri istemeyen kişi” diye resmetti. 

Bu açık ki Trump’ın yenilgi ihalesini ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in üstüne yıkabileceği anlamına geliyor.  

Pentagon şefinin Müslüman düşmanlığı

Hegseth, önceki gün ABD Senatosu’nda da köşeye sıkıştı. Senatör Tim Kaine ile Hegseth’in şu diyalogu tabloyu anlamaya yeterli.

– Senatör Tim Kaine: “Meslektaşınız bir barda düzenlenen etkinlikte sarhoş olup ‘Tüm Müslümanları öldürün’ diye bağırdığınızı söyledi. Bu, eğer doğruysa, birinin Savunma Bakanı olmasını engelleyecek türden bir davranış değil mi?”

– Savunma Bakanı Pete Hegseth: “Anonim asılsız suçlamalar.”

– Senatör Tim Kaine: “Anonim değil.”

Diyalogun devamında, striptiz kulüpleri, cinsel taciz davası gibi konular da var… 

Kısacası Trump tarafından Pentagon’un tepesine oturtulan emekli Binbaşı Pete Hegseth’in “ahlak ve insanlık karnesi” oldukça sorunlu.

ABD savaşı kaybediyor

Trump’ın her gün yaptığı “hedef o değildi, şuydu” türünden açıklamaları, cephedeki kötü gidişata kılıf dikme amaçlı elbette. Bir gün “rejim değiştirme hedefimiz yoktu” yalanına sarılıyor, bir başka gün “zaten rejimi değiştirdik” diyor. Bir gün “hedefimiz İran’ın nükleer silah sahibi olmasını önlemekti, başardık” diyor, bir başka gün ise “Hürmüz bizim sorunumuz değil, İngiltere ve Fransa açsın” diyor. 

Çünkü İran, büyük kayıplar verse de ABD ile İsrail’e yanıt verebilmeyi sürdürüyor. CNN’in haberleştirdiği ABD istihbarat raporu durumu ortaya koyuyor: “İran füze fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde koruyor ve binlerce insansız hava aracına (İHA) sahip.” 

En ağır propagandalara rağmen gerçek şudur: ABD muharebeler kazansa da savaşı kaybediyor. 

Bunu artık ABD’li yetkililer de açıkça dile getiriyor. Örneğin Senatör Chris Murphy “Biz bu savaşı kaybediyoruz” diyor ve ekliyor: “İran, özellikle Hürmüz Boğazı’nı kalıcı olarak kontrol altına alırsa, bölgede savaştan öncekinden daha fazla güç sergiler. Sahip olmadığımız milyarlarca doları harcıyoruz ve dünyayı istikrarsızlaştıran ve bizi beceriksiz gösteren bir savaşta Amerikan hayatlarını kaybediyoruz.”

Darbe

Yenilgi, elbette Kasım seçimi öncesinde Trump’ın en büyük kabusu. O nedenle başta belirttiğimiz görevden almalar, sıradan bir görev değişikliği operasyonu değil. 

Trump’ın orkestra şefliğini yaptığı ve siyasal Hristiyancılardan teknoloji milyarderlerine kadar geniş bir yapıyı oluşturan Amerikan mali sermaye çetesi, bu nedenle “devlet içinde” bir tasfiyeye mecbur kaldı. 

Dolayısıyla bunu ABD içinde darbe diye de yorumlayabiliriz. Çünkü İran’a diz çöktüremeyen çetenin iç ve ve dış yenilgiyi örteleyebilmeye ihtiyacı var.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2026

, , , ,

Yorum bırakın

İki yeni NATO komutanlığının anlamı

NATO için geçenlerde “ABD’siz kağıttan kaplan” diyen ABD Başkanı Donald Trump, örgütü hedef almayı sürdürüyor. İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine kızan Trump, “Onlar (NATO üyeleri) bizim yanımızda değilse, biz neden onların yanında olalım ki?” diyerek, “NATO çözülüyor mu” tartışmalarını körükledi.

Trump, konuşmasında Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırdı: “Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider.”

İktidara yakın medyanın Erdoğan övgüsü nedeniyle pek beğendikleri bu sözler, gerçekte büyük sorun içeriyor. “İstediğimiz şeylerin dışında kaldılar”, dolayısıyla “istemediğimiz şeyleri yapmadılar” diyen Trump neyi, hangi fiili kastediyor? Önemli.

Adana ve İstanbul’da yeni NATO yapıları

NATO’nun “beyin ölümü”, “kağıttan kaplanlığı”, “çözülmesi” tartışılırken, Türkiye daha da NATOculaşan işlere imza atmaya başladı ne yazık ki… 

İlkini Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ortaya çıkardı, Milli Savunma Bakanlığı kabul etmek zorunda kaldı: Adana’da NATO Kolordu Karargâhı kuruluyor. 

Ardından Milli Savunma Bakanlığı bir ziyaret nedeniyle ikinci bir yapıyı daha duyurdu: İstanbul Boğazı’nda, Beykoz’da, NATO Deniz Unsur Komutanlığı kuruluyor. 

Milli Savunma Bakanlığı’nın duyurdu ziyaret şuydu: “Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı Komutanı Tümgeneral Jean-Pierre Fague (Fransa) ve Komutan Yardımcısı Tümgeneral Richard Stewart Charles Bell (Birleşik Krallık) ile beraberindeki heyet tarafından, Anadolukavağı / Beykoz’da konuşlanması planlı Deniz Unsur Komutanlığına ziyaret gerçekleştirildi.”

Ne tesadüf! “Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyon Karargâhı Komutanlarının”nın ziyaretinden bir kaç gün önce, bir Türk petrol tankeri, İstanbul Boğazı’na 14 mil kala insansız hava ve deniz araçlarıyla vuruluyor!

ABD’nin Karadeniz stratejisine AKP desteği

Adana ve Boğaz’daki iki NATO yapısı, birbirini bütünlemektedir. 

Adana’daki NATO Kolordu Karargâhı, Polonya ve Romanya’daki kolordularla birlikte kuzeyden güneye inen bir hat oluşturuyor. Baltık’tan Akdeniz’e inen ve esas olarak Rusya’ya ama daha geniş çerçevede Asya’ya karşı oluşturulan bir savaş cephesi inşa ediliyor. 

İstanbul’daki NATO Deniz Unsur Komutanlığı da fiilen Rusya’yı hedef alıyor, dahası Montrö Boğazlar Sözleşmesini riske atacak bir potansiyel taşıyor. Türkiye’nin Lozan’ı Montrö’yle taçlandırarak elde ettiği silah tekelliğini ve Boğazlardaki egemenliğini sulandırır. Dahası Türkiye’nin kendi eliyle Karadeniz’i NATO’ya açması anlamına gelir. 

Ne yazık ki bu tablo, ABD’nin Karadeniz stratejisinin bir parçası olarak Zengezur’u Trump Koridoru yapmasını ve ardından Gürcistan’da üs elde etme amacını da bütünleştirmiş olur. 

Asya girişinde koçbaşı rolü

NATO’nun bu adımları, elbette ABD’nin geniş planlamasının içindedir. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Savunma Stratejisi belgeleri, emperyalist ABD’nin petrodolar sistemini kurtarabilmek için Asya’ya karşı başlattığı “uzun mücadeleye” işaret ediyor.

ABD, Türkiye’yi bu mücadelede, Asya’nın girişinde koçbaşı yapmak istemektedir. O nedenle NATO’ya karşı çıkmak ve İran’ı desteklemek gerekmektedir.

Hele de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın A Haber’deki yayında yaptığı şu risk dolu açıklamasından sonra: “Hürmüz Boğazı ile ilgili taraflarla beraber bir paket üzerinde çalışıyoruz, çok detay vermek istemiyorum. Durum devam ederse İran’a karşı farklı yönlere gidecek bir koalisyon durumuna doğru gidecek konu.” (Hürriyet, 28.3.2026)

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mart 2026

, , , , , ,

Yorum bırakın

Çıkış arayışı mı, tuzak mı?

Önce şu haberlere bakalım: 

– ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nı açması için İran’a 48 saat süre verdi ama zaman dolarken, “beş gün erteleme” duyurusu yaptı. 

– Trump, ABD ve İran’ın anlaşma istediğini, hatta 15 noktada anlaştıklarını ve Mücteba Hamaney’in öldürülmesini istemediğini söyledi. 

– ABD basınına göre Türkiye, Mısır ve Pakistan, taraflar arasında mesaj trafiği yürütüyor. 

– Trump İran’a saldırı kararı konusunda ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’e şöyle seslendi: “Pete, bence ilk konuşan sendin. ‘Hadi yapalım’ dedin.”

Haliyle bu açıklamalar Trump’ın “çıkış arayışı” olarak yorumlandı. 

Ancak hem bir sözü bir sözünü tutmayan Trump’ın sözleri üzerinden sağlıklı bir analiz yapılamayacağı için ama hem de iki kere müzakere masasında İran’a saldıran ABD’ye güvenilemeyeceği için, “çıkış arayışı” değerlendirmesine ihtiyatlı yaklaşmak gerekir. 

Washington’un mayın korkusu

Asıl gerçek şu: İran, ABD’ye geri adım attırıyor.

Evet, Trump, 48 saat dolarken “İran enerji altyapısına saldırıyı beş gün erteleme talimatı verdim” dedi, çünkü İran Devrim Muhafızları Washington’u şu kararlılıkla uyardı: “Hastanelerimizi vurdunuz, aynısını yapmadık. Acil durum merkezlerimizi vurdunuz aynısını yapmadık. Okullarımızı vurdunuz , aynısını yapmadık. Ama elektrik santrallerimizi vurursanız aynısını yaparız!”

Evet, Trump, 48 saat dolarken “beş gün erteleme” açıkladı çünkü İran bu tehdit karşısında Arap-Fars Körfezi’ni mayınlama kozunu “ilk kez resmi olarak” ilan etti. 

Hürmüz Boğazı’nı kendi gücüyle açamayan, müttefiklerinden de destek alamayan ABD yönetimi, bir de mayın problemiyle karşılaşırsa bu Atlantik dünyası için çok ciddi bir ekonomik kriz demektir. Çünkü mayınların temizlenebilmesi için ABD’nin önce İran engelini ardından da temizlik için gereken zaman engelini aşması gerekir.

Tahran sağlam dayanak istiyor

Trump İran’la müzakere ettiğini açıklıyor ama Tahran yönetimi bunu yalanladı. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ABD’yle doğrudan ya da dolaylı bir müzakerenin olmadığını açıkladılar. 

ABD’yle müzakere konusunda iki kere aldatılmış Tahran yönetimi, belli ki müzakereyi bu kez sağlam bir dayanağa bağlamak istiyor. Örneğin İran askeri yetkililerinin ateşkes için Washington’a sunduğu şartlar, o dayanağa işaret ediyor.

ABD’nin lojistik sorunu

Öte yandan Trump’ın “beş gün erteleme” açıklaması, pekala zaman kazanmaya yönelik bir tuzak da olabilir. Zira İran’ı kısa zamanda “yeneceğini” varsayan ABD, gerekli lojistik hazırlık yapmadan saldırıya geçmişti. İran direndikçe ve etkili yanıt verdikçe, ABD mühimmat sorunu yaşamaya başladı. Buna tamir için Girit’e çekmek zorunda kaldığı uçak gemisi gibi olguları da eklediğinizde, Pentagon’un bir “ara zamana ihtiyacı olduğu” görülür.

Nitekim beş bin kadar ABD deniz piyadesinin bölgeye gönderildiğini geçen hafta ABD basını yazmıştı ve henüz ulaşmış değiller. ABD bir kara harekatıyla Hark adasını ele geçirip, Arap-Fars Körfezi için “köprübaşı” tutmak istiyor.

Bunun ise tersine ABD için hem daha çok kayıp hem de girdaba daha çok girme riski barındırdığı ortada. 

ABD’nin çıkışı, İsrail’in felaketi

Diğer yandan ABD için çıkış, İsrail için felaket demek. İsrail bu nedenle, Trump’ın “beş gün erteleme” kararına rağmen, sonrasında İran’a füze fırlatmaya devam etti. Yahudi lobisi de dahil İsrail, Beyaz Saray’ı içeride tutmak için her türlü baskıyı yapıyor.

ABD’nin İsrail’in güvenliğini garantiye alamadan İran savaşından çıkması, İsrail’in sonu demek olur. Çünkü İran bu savaşta çok ağır kayıplar vermiş olsa bile büyük bir siyasi kazançla çıkacak. Bu İsrail’in bölgede hegemonya kurarak sınırsız genişlemeye geçme planının çökmesi demek. 

İran bölgeyi savunuyor

Olaya sadece bu yönüyle bakıldığında bile İran’ın kendisini savunarak, aslında bölge ülkelerini de savunduğu görülecektir. Zira İsrail açık açık “kutsal kitaba göre bu toprakları bana Tanrı vaat etti, alacağım” diyerek bölgedeki beş altı ülkenin birden topraklarını hedef almaktadır. Üstelik bunu en yetkili ağızlardan dile getirmektedir. 

O nedenle ABD ve İsrail saldırganlığına karşı topraklarını savunan İran halkı, fiilen bölge ülkelerinin topraklarını da savunmaktadır.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
24 Mart 2026

, , , , , ,

Yorum bırakın

Kağıttan kaplan

Kağıttan kaplan benzetmesi, Çin devriminin lideri Mao Zedong’un emperyalist ABD için kullanılmasıyla bir siyasi kavrama dönüştü ve Çin’den dünyaya yayıldı. 

Kavram, Mao’nun kağıttan kaplan dediği emperyalist ABD’nin Başkanı Donald Trump tarafından bu kez NATO için kullanıldı ve “ABD olmadan NATO kağıttan kaplandır” dedi. 

Böylece 7 yıl arayla NATO, üyesi iki nükleer güç tarafından “zayıflığıyla” tanımlanmış oldu: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2019’da “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demişti, 2026’a ABD Başkanı Donald Trump “ABD olmadan NATO kağıttan kaplandır” dedi.

ABD zayıfladığı için NATO zayıf

Mesele şu ki Trump’ın “ABD olmadan” vurgusu, NATO’nun ABD varsa kaplan olduğu anlamına gelmiyor. 

NATO hâlâ ve esas olarak ABD’dir ve NATO’nun kağıttan kaplana dönüşmesi, ABD’nin kağıttan kaplana dönüşmesinin sonucudur. Yani NATO “ABD olmadığında” değil, ABD zayıfladığı için kağıttan kaplandır. 

Dolayısıyla Mao bir kez daha haklı çıkmıştır: Emperyalist ABD kağıttan kaplandır.

ABD güçlü olsaydı yalnız kalmazdı

ABD zayıfladığı için NATO zayıflamıştır. ABD zayıfladığı için NATO üyeleri ABD’nin yardım çağrılarına sessizdir. ABD güçlü olsaydı, hepsi ABD’nin “en yanında” olabilmek için birbiriyle yarışacaktı bu ülkeler.

ABD gücünün zirvesinde Afganistan ve Irak’a saldırırken, geniş koalisyon kurabilmişti örneğin. Bugünse İran karşısında İsrail ile baş başa kalmış durumda. Yanına müttefik alabilmek için bir yandan diplomasiye başvuruyor bir yandan da provokasyona!

Kütle çekim kanunudur; gücün kadar müttefik toplarsın. Gücün varsa örneğin, Ankara’daki iktidar Irak’ta olduğu gibi “bir koyup üç alacağız” diyerek yanında savaşa girmek ister. Ama gücün zayıflamışsa, Ankara’daki iktidar İran’da “kontrollü dengeciliği” seçer. (ABD’nin İran’a diş geçirmeye başladığı görülürse, bugün çağrılara sessiz kalan müttefiklerinin çoğu ABD’nin yanındayız diye sıralanır, o ayrı elbette.)

Amerikan Hegemonyasının Sonu

Nicholas Mulder, 17 Mart 2026’da İngiliz Financial Times’da şu başlıkla yazdı: “ABD’nin ekonomik savaşta hakimiyeti dönemi sona erdi.”

Atlantik coğrafyasında konuşulan ve tartışılan artık budur. ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı, “süper devlet” olmadığı, kurallarını koyduğu düzeni koruyamadığı, hatta çıkarı için kendisinin de düzenin kurallarına uymadığı, bu nedenle düzenin yıkılmakta olduğu artık ABD’nin müttefikleri tarafından saptanan ve Davos’ta, Münih’te dile getirilen bir gerçekliktir. 

2019’da Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılan Amerikan Hegemonyasının Sonu adlı kitabımda ayrıntılı inceledim. ABD hegemonyasının zayıfladığını verilerle ortaya koyup, bununla çok kutuplu/merkezli dünya inşası arasındaki ilişkiyi analiz ettim. ABD’nin hegemonyasının “sonu” ise elbette bir “uzun çöküş” süreci içindedir.

ABD bir çıkış bulamazsa ki çıkışsızlıktan İran’a saldırdı, hamlesi tarihe bu sürecin hızlandırıcısı olarak kaydedilecektir. 

Örtülü Amerikancılık

ABD’nin zayıflamasının bir başka yansıması da Amerikancıların halidir. Kamuoyunu yönlendirebilmekteki etkisizliklerini “Türkiye’de ne çok İrancı varmış” diyerek açıklamaya çalışıyorlar. 

İrancılık diyerek karalamaya çalıştıkları, Türkiye’deki milyonların ABD-İsrail saldırısına karşı çıkmasıdır. Bugün milyonlar emperyalist-siyonist ittifakın komşusuna saldırısına karşı çıkarak hem haklının ve mazlumun yanında konumlanıyorlar, hem de ABD’nin “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni”ne itiraz ederek Türkiye’yi savunuyorlar.

Açıktan “Amerikancıyım, Atlantikçiyim” diyemeyenler ise milyonların bu tutumunu İrancılık diye yaftalayarak örtülü Amerikancılık-İsrailcilik yapıyorlar. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Mart 2026

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın