Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
AKP-PYD ittifakına doğru
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/10/2014
13 yıllık AKP yasasıdır:
1. AKP ne zaman türban açılımı yapsa, mutlaka ABD’ye verilmiş bir büyük taviz vardır!
2. AKP ne zaman PKK karşıtı şeyler söylese, tabii seçim değilse, mutlaka Açılım’da yeni bir aşamaya geçiliyordur!
TÜRBAN NEYİ ÖRTÜYOR?
1. Yine öyle oldu ve türban bir büyük tavizi örtmeye çalışmakta kullanıldı.
ABD’nin IŞİD planına sadece “insani yardım, lojistik destek ve istihbarat paylaşımı” ile dahil olacağını, askeri destek vermeyeceğini söyleyen Erdoğan, ABD’ye gitti ve “askeri, siyasi her türlü desteği veririrm” dedi.
Dönüşte uçakta gazetecilere “kara harekatı sinyali” verdi, inince havalimanın da üç maddeli yol haritasını açıkladı: 1. Uçuşa yasak bölge ilanı. 2. Suriye’de güvenli bölge. 3. muhalifleri eğit-donat konusu.
Dikkat edilirse Erdoğan‘ın hedefi IŞİD’den ziyade, Esad‘ı devirmektir!
AKP’DEN PKK’YE SAMİMİ ELEŞTİRİLER
2. AKP’nin PKK karşıtı sözleri de yeni bir sürece yöneldiklerine işaret ediyor.
Erdoğan Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada BM’ye şöyle seslendi: “IŞİD gibi bir terör örgütü çıktığında ayaklanıyorsun da, PKK için niye ayaklanmıyordun?”
Erdoğan bu sözlerle PKK’yi terör örgütü ilan etmiş oluyordu. Haliyle bu durumda “terörle müzakere” etmiş oluyordu…
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da PKK’ye karşı kükrüyor ve “Türkiye’ye ne meydan okuyorsun? Senin bişey yapmaya gücün yetiyorsa, git IŞİD’e yap” diyordu…
Gerçi Akdoğan‘ın konuşmasının içerisinde müzakere ettikleri örgüte samimi eleştiriler de vardı. Zira Akdoğan PKK’ye “Kandil yan gelip yatma yeri değildir” diyordu, “konuşacağına git mücadele et” diyordu…
Peki PKK’yle ilgili bu sözler acaba neyi örtüyordu?
PYD AKP’Yİ ABD’YE ŞİKAYET ETTİ
Türkiye’nin ABD koalisyonuna katılıp katılmayacağı değil, başından beri ne oranda katılacağı tartışılıyordu. En sonunda meselenin gelip dayandığı noktalardan biri de şu oldu: Türkiye IŞİD’e karşı PYD ile birlikte mi mücadele edecek, PYD’siz mi mücadele edecek?
PKK’yle ilgili sözler, aslında bu tercihin hangi yöne doğru geliştiğinin örtüsüydü…
Anlatalım: ABD’li diplomatlar bir süredir PYD ile doğrudan görüşüyor. Özgür Gündem‘den Mehmet Ali Çelebi‘nin yazdığına göre Avrupa’da yapılan görüşmelerde PYD AKP’yi ABD’ye şikayet ediyor: “IŞİD’e karşı kim savaşıyor? Biz. İyi komşuluk istiyoruz. Türkiye niye böyle yapıyor, biz mi yoksa IŞİD mi gelsin. IŞİD NATO’ya komşu oluyor. Türkiye istemiyorsa o zaman IŞİD’e destek veriyor demektir. Demek PYD-YPG yerine IŞİD’i istiyor.”
ABD’li diplomatlar da PYD’li yetkililere özetle şöyle diyordu: “Ara sıra bu koalisyonla ittifak yapmanız gerekiyor. ÖSO’yla ittifak yapmanız gerekiyor.”
Nitekim PYD ile ÖSO geçen günlerde “ortak eylem merkezi” kurmuştu!
AKP: PYD MÜTTEFİKİMİZ
Bu şikayetlerden ve Erdoğan‘ın ABD temaslarından sonra bazı değişiklikler oldu:
PYD’nin Siyasi Komite Başkanı Ömer Alluş, Türkiye’den IŞİD’e karşı silah takviyesi ve silahların sınırdan geçirilmesi konularında resmi yardım talep ettiklerini açıkladı. Demek ki PYD ile Ankara arasında açık bir kanal kurulmuştu!
Aynı saatlerde HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş da Washington’dan AKP’ye çağrı yapıyor, PYD için “silah koridoru kurmasını” istiyordu.
Öte yandan PKK’nin Beşir Atalay‘a göre daha şahin bulduğu isimlerden Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Mardin’deki sözleriyle güvecin oluyordu: “Suriyeli Kürtler doğal müttefikimiz”
Akdoğan‘ın Suriyeli Kürtler dediği, pratikte PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ydi!
AÇILIMI BÖLGESELLEŞTİRME HEDEFİ
Tüm bu gelişmeler, AKP’nin önünde duran “IŞİD’e karşı PYD’li mücadele mi, yoksa PYD’siz mücadele mi” sorununa yanıt özelliği taşıyordu.
Kuşkusuz önüne Esad‘ı devirmeyi hedef koyan, “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” sloganıyla Kürt Açılımı’nı bölgeselleştirmeye çalışan AKP’nin başka şansı yoktu…
Ancak belirtelim: Tüm bunların toplamda Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin sınırlarının değişmesi anlamına geleceğini mutlaka görenler var ve bir cevapları olacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2014
Terör devletlerine doğru
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/09/2014
BM Genel Kurulu “Yabancı terörist savaşçılarla” mücadele için 2178 sayılı bir karar aldı:
1. “Bu karar yabancı savaşçıların örgütlere üye olmalarının, organize edilmelerinin, bu amaç ile yolculuk yapmalarının ve bu savaşçıların seyahat ve aktiviteleri için finansal yardımların önüne geçilmesini zorunlu kılıyor.
2. “Kendi vatandaşları ya da diğer ülke vatandaşlarından terörist faaliyetler amacıyla ülkelerin topraklarını kullananlar, kendi vatandaşları tarafından veya başka bir şekilde ülkelerinde yabancı savaşçıların seyahat edebilmesi amacıyla toplanan mali kaynaklar ve yabancı savaşçıların seyahat edebilmelerini kolaylaştıranlar hakkındaki kovuşturmalara izin veren yasaların olması zorunlu kılınıyor.
3. “Terörist amaçlarla ülkeye girenler ya da geçiş için ülkeyi kullananların engellenmesi zorunlu kılınıyor.” (Gülsüm Boz, Ankara Strateji Enstitüsü, 25 Eylül 2014)
Kuşkusuz bu karar en çok Türkiye’yi ilgilendiriyor.
Peki Ankara bu kararı nasıl uygulayacak? Bu kararı ABD’nin talebiyle IŞİD’e karşı uygulamaya kalkan AKP Hükümeti, Suriye’ye karşı desteklediği diğer örgütleri bu karardan nasıl muaf tutacak?
TERÖRE KARŞI TERÖR KONSEPTİ
Sorunun yanıtı ABD Başkanı Barack Obama‘nın açıkladığı yeni konsepttedir. Anımsayacaksınız, Obama‘nın IŞİD stratejisini, “teröre karşı terör” konsepti olarak nitelemiştik. Zira Obama‘nın açıkladığı stratejinin ruhu, şu üç gerçeğe işaret ediyordu:
1. ABD, hedef ülkede terör örgütlerini destekleyecek.
2. ABD, desteklediği terör örgütünü zamanı geldiğinde hedef ilan edip, ona karşı başka terör örgütlerini destekleyecek.
3. ABD, terör örgütleri üzerinden taşeron ülkeler ile hedef ülkeleri karşı karşıya getirecek.
Diyebilirsiniz ki ABD bunu zaten yapıyordu. Haklısınız, hatta çok gerilere gitmeden, son üç yıldır Suriye’de yaptığının bu olduğunu bile kolaylıkla söyleyebiliriz.
Ama artık şu farkla: ABD teröre desteğine yasallık kazandırıyor!
‘EĞİT-DONAT’ İLE TERÖRE DESTEK
Örneğin ABD daha önce de Türkiye’de, Ürdün’de, Suudi Arabistan’da terörist yetiştiriyordu. Kimi ABD Senatörlerin bu konuda itiraf nitelikli açıklamaları vardı.
Örneğin Senatör Rand Paul, “IŞİD’i biz silahlandırdık” diyordu. Örneğin Senatör Richard Black “her ay Türkiye’de 250 cihatçıyı eğitiyoruz” diyordu.
Obama‘nın “teröre karşı terör” konseptiyle, bu iş yasallaştırılıyor!
O nedenle de ABD Kongresi, önce Temsilciler Meclisi’nde, sonra da Senato’da Obama‘nın “Suriyeli muhalifleri silahlandırma ve eğitme” yasasını onayladı.
Bu yasaya göre önceleri ABD’nin her yıl Suudi Arabistan’da 5 bin Suriyeli muhalifi eğitip silahlandıracağı belirtiliyordu. Ancak Erdoğan‘ın ABD gezisi sonrasında bu sayının 12 bine çıktığı ve Suudi Arabistan’a Türkiye’nin de eklendiği görülüyor.
Demek 7 bin “muhalif” ülkemizde eğitilecek!
Evet öyle görünüyor. Zaten Erdoğan New York dönüşü açıkladığı 3 maddelik yol haritasında, bu gerçeği “eğit-donat” başlığı altında ortaya koymuştu!
Yani “teröre destek” ABD’den sonra Türkiye’de de yasallaşacak!
Hukuka aykırı bu yasallık girişiminde, tıpkı ABD’nin yaptığı gibi “ılımlı muhalif”, “seçilmiş muhalif” gibi yeni sınıflandırmalara ihtiyaç duyulacak!
TERÖR ÖRGÜTLERİ ÜZERİNDEN SAVAŞLAR DÖNEMİ
Bu durum artık yeni bir sürecin başladığına işaret etmektedir.
Ülkeler, kendi çıkarlarına uygun olarak terör örgütlerini daha önce de destekliyordu. Hatta bu işin uzmanı olan ABD, kendi terör örgütüyle çarpışsın diye yeni bir terör örgütü bile kuruyordu. Ama bunu dolaylı olarak, istihbarat kurumlarının denetiminde yapıyorlardı…
Çeşitli ülkelerin kendi El Kaide örgütlerinin olması ve IŞİD ile En Nusra gibi örgütlerin üyelerinin yüzde 30’unun Batı’dan olması, bu gerçeğin bir sonucuydu…
Ancak IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan şu yeni süreçte, artık devletler teröre açıktan destek verme dönemine girmiş oldu.
11 Eylül 2001’den itibaren geliştirilen konsept içinde istihbarat kurumları aracılığıyla yönledirilen terör örgütlerinin dolaylı faaliyetlerinin yerini, artık terör örgütleri üzerinden açık savaşlar alacaktır!
Bu yeni konsept, özelleştirilmiş savaşlardaki etkin unsurları da, Gladyoları da önemli değişikliklere uğratacak. O nedenle önümüzdeki dönemde bu konuya yeniden eğileceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Eylül 2014
Kürt Koridoru için Silah Koridoru
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/09/2014
Barzanistan’ı fiilen Türkiye’ye inşa ettiren ABD, aynı kazığı 23 yıl sonra bu kez Suriye’nin kuzeyinde yeniden Ankara’ya atabilir mi?
23 yıl önce “ABD’nin 36. paraleli işimize gelir, girer çıkar PKK’yi vururuz diye düşünüyorduk, sonra elimizde Kürt devletini bulduk” diyen generaller, 23 yıl sonra aynı tuzağa tekrar düşer mi?
Neden mi soruyoruz bu soruları?
Gelin 24 saatte yaşanan şu beş önemli olguya bakalım önce:
PKK AKP’DEN SİLAH İSTİYOR
1. IŞİD’in Ayn el Arap’a (Kabone) yaptığı saldırı artarak sürüyor. Gelen bilgilere göre IŞİD, 600 bin nüfuslu şehrin dış mahallesine girmek üzere.
Örneğin IŞİD Ayn el Arap’ın Zorova köyüne kadar girmiş durumda. Zorova, Suruç’un Karaca mahallesinin hemen karşısında ve yüksek noktalardan IŞİD ile PYD’nin askeri birimi YPG arasındaki çatışmalar çıplak gözle izlenebiliyor.
İnsan merak ediyor: Erbil’i IŞİD’in elinden “kurtaran” ABD, neden Ayn el Arap’ı kurtaramıyor? Üstelik yapılan açıklamalara göre ABD’nin IŞİD’e hava saldırısı da sürüyor!
2. HDP’liler Ayn el Arap’la dayanışma için Suruç sınırındaki tel örgüleri yıkıp Suriye topraklarına giriyor, 3 km’lik insan zinciri oluşturuyor…
Gazetelerde “sınır kalktı” başlıkları var…
3. HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Washington’dan Türkiye’ye çağrı yapıyor: “Ankara Kobane’ye ağır silah koridoru açsın.”
4. PKK’nin Suriye kolu PYD’nin Siyasi Komite Başkanı Ömer Alluş, Türkiye’den silah takviyesi ve silahların sınırdan geçirilmesi konularında resmi yardım istediklerini açıklıyor.
5. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’den dönüşü sırasında uçakta gazetecilere “Kara harekatı sinyali” veriyor.
KÜRTLER SINIRA YÖNLENDİRİLİYOR
Bu beş olguya öncesinde yaşanan şu olguları da eklemeliyiz:
1. Daha ortada IŞİD saldırısı yokken, Ayn el Arap’ta evlere telefonlar edildi ve “IŞİD geliyor, kaçın” mesajı verildi.
2. Ayn El Arap’tan Türkiye’ye geçenlerin sayısı 150 bini buldu.
23 yıl önce de herşey katliamdan kaçan Kürtlerin sınıra yığılmasıyla başlamıştı. Sonra ABD 36. paraleli çekti, uçuşa yasak bölge ilan etti, tamponlar, güvenli bölgeler, Çekiç Güç harekatları derken Irak Kürdistan’ı kuruldu!
Ayn el Arap’ta yaşananlar bir benzelik göstermiyor mu?
IŞİD’in Erbil’i bırakıp ansızın batıya Ayn el Arap’a yönelmesi ve Kürtleri Türkiye sınırına zorunlu göçe mecbur etmesi, kapsamlı bir planlama gibi görünüyor…
OLAN KÜRT’E OLUYOR
Önemle vurgulamalıyız. 23 yıl önce Kürt’ün akan kanını, göz yaşını, yaşadığı trajediyi gerçekte önemseyen yoktu. ABD, Kürt’ün kanı üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışıyordu, haritaları güncellemek istiyordu…
ABD’nin stratejik enstrumanı durumundaki Barzani de, ABD’nin bu hedefinden nemalanmaya, kendine alan açmaya çalışıyordu…
23 yıl sonra aynısı yaşanıyor: IŞİD problemini yaratan ABD, o problemi Kürtlerin üzerine sürerek kendisini “kurtarıcı” ilan ediyor ama “kurtarma” işine de Türkiye’yi dahil edebilmek için ağırdan alıyor ve bu arada Kürt yine ölüyor, yine ölüyor!
AYNI KAZIĞI YENİDEN YEMEMEK!
Daha Açılım başladığında, sonra Öcalan “gerilla bitmez, Irak var, Suriye var” dediğinde, ABD ile stratejik araçları AKP ve PKK’nin Kürt’ü Ortadoğu’da namluya süreceğine dikkat çekmiştik!
O süreç şimdi yaşanıyor…
AKP’nin “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” dediği Açılım işte bugün Ayn el Arap kavşağında yaşanıyor.
Kara harekatı sinyali, tampon bölge, güvenli bölge, uçuşa yasak bölge, tezkere tartışmaları bu kavşak üzerinden anlam kazanıyor!
TSK o nedenle 23 yıl önceki Amerikan kazığını göz önünde bulundurarak konuyu ele almalıdır!
Sürekli tampon ve tezkere tuzağına dikkat çekmemiz bundandır…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Eylül 2014
Açılım’a rağmen Tampon olur mu?
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/09/2014
Önümüzde şöyle bir paradoks var: TSK’nin Kürt Koridoru’na karşı tampon ilan etmesi demek, bunu hem ABD’ye hem de AKP’ye rağmen yapması demektir!
Çünkü Kürt Koridoru, hem ABD’nin Suriye hedefiyle, hem de AKP’nin Açılım’ıyla ilgilidir.
AKP’NİN ABD STRATEJİSİ İÇİNDEKİ ROLÜ
Nitekim AKP Hükümeti’nin ABD’nin Suriye politikasında üç yıldır ana yüklenici olarak rol almasının esas nedeni budur. Çıkarlar şöyle örtüşmektedir:
ABD Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasını ve ülkenin üçe bölünmesini istiyordu. Böylece Irak’ın kuzeyindeki yapı, Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e (Kürt Koridoru) bağlanacaktı.
AKP Hükümeti bu hedefe uyumluydu; Sünni bölgenin İhvan tarafından yönetilmesini ve Kürt Koridor’unda etkin olmayı istiyordu.
ABD zaten Türkiye’nin hamilik yapmasını ve Kürt Koridoru’na güvenlik sağlamasını istiyordu.
AKP’NİN İKİ TEMEL İTİRAZI
AKP’nin ABD’nin IŞİD planına ayak sürümesinin nedeni buradaki önceliklerin değişmesinden kaynaklanıyor.
1. ABD IŞİD stratejisini, Esad‘ın yıkılması hedefini geriye bırakarak belirledi. Buna mecburdu, çünkü:
Birincisi, ABD’nin IŞİD stratejisine, ABD içinden bile büyük itiraz var.
İkincisi, Esad‘ı yıkma hedefi Rusya ve Çin’le karşı karşıya olmak demek.
Üçüncüsü, İran’la sahada karşı karşıya gelmek demek.
Dördüncüsü İhvan eksenli bölünmede Türkiye’nin tam karşısına düşen Mısır ve Suudi Arabistan’dan yeterli destek alamamak demek. Cidde’de atılmayan imza da işte tam bu nedenleydi. Riyad, sonuç bildirgesindeki hedeflere IŞİD dışında “diğer radikal gruplar” ifadesini ekleyerek, İhvan’ı hedef almak istiyordu.
AKP ise Esad‘ı devirmeyi hedeflemesi karşılığında ABD’ye “tam destek” vermeyi taahhüt ediyor.
2. Öte yandan Esad‘ı devirme hedefi dışında ikinci sorun da Açılım’ın alacağı yöndür. AKP, Açılım’da inisiyatifi kaybedeceği endişesiyle ABD planına itiraz ediyor.
Tampon ya da güvenli bölgenin AKP, TSK, ABD ve PKK için farklı anlamlar taşıyabilmesi, Kürt Koridoru konusundaki farklı eğilimler nedeniyledir.
KATKI DEĞİL KATKININ BOYUTU TARTIŞILIYOR
AKP’nin bu iki temel itirazı, kuşkusuz taktik itirazdır ve ABD planına içeriden yapılmaktır.
Kaldı ki, tartışılan konu Türkiye’nin ABD planına katkı yapıp yapmayacağı değil, ne kadar katkı yapacağıdır. Zira daha ilk günden itibaren zaten “insani yardım, lojistik destek, istihbarat paylaşımı” gibi katkıların yapılacağında taraflar mutabık kalmıştır.
ABD bunu genişletmeye çalışmaktadır: İncirlik’in kullanımı, Türkiye’de Suriyeli muhalif gruplara (tıpkı Suudi Arabistan’daki gibi) askeri eğitim vermek vs.
AKP STRATEJİ Mİ DEĞİŞTİRİYOR?
En baştaki konuya yeniden gelebiliriz: Tampon’u Kürt Koridoru’na karşı kurabilmek demek, pratikte Açılım’dan vazgeçmek, Esad’ı devirme hedefini bırakmak ve hatta Şam’la anlaşmak demektir.
AKP Açılım’dan vazgeçmediğine, Esad‘ı devirme hedefi için ABD’ye bastırdığına göre TSK nasıl Kürt Koridoru’na karşı tampon kurabilecek?
Nitekim AKP Hükümeti’nin görüşlerini yansıtan Yeni Şafak‘a göre, tampon ya da güvenli bölge koalisyona ait olacak, Türk ve ABD askerleri görev yapacak.
Bakınız tampon ya da güvenli bölge sonuçta bir taktiktir. O taktiği ancak hedef ve stratejiye göre değerlendirebiliriz.
Türkiye’nin hedefi ne ve o hedefi gerçekleştirmek için hangi stratejiyi belirledi ki, onu beslemek üzere “tampon” taktiği uygulayacak?
ABD’nin stratejisi içinden Kürt Koridoru’na tampon mümkün değildir. Kürt Koridoru’na karşı tampon demek, pratikte strateji değişikliği demektir.
AKP bir strateji değişikliği yapmak istiyor mu, sorun budur. AKP’nin ABD planına usulden değil esastan direnip direnmediği meselesini asıl aydınlatacak nokta burasıdır.
Bizim için iki turnusol kağıdı vardır: 1. AKP Esad‘ı devirme hedefinden vazgeçiyor mu? 2. AKP Açılım’ı çöpe atıyor mu?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Eylül 2014
TSK’ye tezkere tuzağı
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/09/2014
Erdoğan‘ın ABD planına “askeri, siyasi, her türlü destek vereceğini” ilan etmesiyle birlikte hazırlıklar başladı.
Bir yandan kamuoyu, “askeri destek vermeyeceğiz” sözünden “her türlü destek verilmesine” dönüşe hazırlanıyor; AK-Medya’da “ABD’ye ağır şartlar sunulduğu” türünden haberler servis ediliyor…
Diğer yandan, Yalçın Akdoğan‘ın “askeri destek kurşun sıkmak değildir” gibi sözleri ve “güvenli bölge insani yardım esaslıdır” türünden haberlerle ABD planına itiraz eden AKP tabanının gazı alınıyor…
Dahası Abdülkadir Selvi gibi AKP tabanında etkili olan isimler şunları yazıyor: “Türkiye 1 Mart tezkeresini reddederek onurlu dış politika uyguladı. Yeni Türkiye’ye ilk adım o gün atılmış oldu.”
Erdoğan‘ın tezkereyi geçirtmek için nasıl çabaladığı ortadayken bu kadar açık bir yalana başvurduklarına göre, dönüşü anlatmakta demek zorlanıyorlar. Zira bu iş Libya örneğinde olduğu gibi kolay olmuyor!
ESAD’I DEVİRME HEDEFİ
Aslında ortada bir dönüş de yok…
AKP en başından beri özel hedeflerini ABD planı içine dahil etmeye çalışıyordu. O hedeflerin en başında da Esad‘ın yıkılması geliyor.
Lafı hiç uzatmayalım ve “İncirlik şu şartla kullandırılacak”, “kurşun sıkılmayacak”, “tampon bölge silahsız insani yardımı esas alacak” gibi palavraları bir yana bırakıp, esası belirtelim:
Esad’ı devirmek, güvenli bölge istemek ve bunun için tezkereyi genişletmek aynı zincirin halkasıdır!
Ve tamamı askeri destek demektir, kurşun sıkmak demektir, ABD planına dahil olmak demektir ve Türkiye’nin ön cephede olması demektir!
TAMPON’DAN GÜVENLİ BÖLGEYE
Örneğin tampon bölge konusu…
PKK biliyorsunuz karşı çıkıyor, “nasılsa süreç lehimize, işi bozma potansiyeli olan TSK konuya müdahil olmasın” diye düşünüyor özetle..
ABD, TSK’nin tampon bölgeyi kendi hedeflerine dönüştüreceğinden endişe ederek, AKP’yi güvenli bölgeye ikna ediyor…
Gerçi işlevi bakımından tampon ile güvenli bölge aynıdır ama Washington birincisi “Türkiye’nin değil koalisyonun tamponu olsun” diye, ikincisi de “alınamayacak BM kararıyla uğraşmamak için” Erdoğan‘ı güvenli bölgeye ikna etmiş görünüyor.
Erdoğan adına durumu kolaylaştırmak isteyenler ise hem Türkiye’nin ABD’ye “güvenli bölgenin içinde ve sahada olmayı şart koştuğunu” hem de “bunun kurşun sıkmak anlamına gelmeyeceğini, lojistik destek sayılacağını” yazıyor!
Ama dediğimiz gibi işlevi aynıdır ve son tahlilde silahsız güvenli bölge olmaz! Güvenlik, en başta silah demektir! Lojistik de en temel askeri kavramdır ve lojistik komutanlıkları o nedenle vardır!
ABD PLANI GİRDAPTIR
Ahmet Davutoğlu‘nun genişleterek ve iki ayrı şekilde TBMM’ye getireceği tezkereler de önce güvenli bölge, sonra da Esad‘a karşı kara harekatı içindir!
TSK’nin bu noktada uyanık olması lazımdır!
Şam’la anlaşmadan ve ABD planına dahil olarak Suriye toprağında yapacağınız her eylem, niyetiniz ne olursa olsun, sizi en sonunda bir kara harekatına götürecektir.
3 yıldır o kara harekatını yapmanız için Reyhanlı’da bomba patlatanlar, uçağınızı kışkırtıcı uçuşlara zorlayanlar, Akçakale’ye top düşürenler, siz Suriye topraklarında “güvenli bölge” inşa tuzağına düştüğünüzde kimbilir neler yaparlar!
Pentagon sözcüsü Tuğg. John Kirby‘nin “Türkiye zorunlu ortak”, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry‘nin “Türkiye ön cephede olacak” demesi bundandır.
ABD’nin planı, TSK için girdap gibidir!
TEZKERE’YE HAYIR DENİLMELİ
O nedenle Türkiye, 2 Ekim’deki tezkerelere, bu haliyle, mutlaka hayır demelidir!
Tezkere, Türkiye’nin ulusal güvenliği için örneğin Irak’ta PKK’ye sınırötesi operasyon ya da Suriye’de PYD’nin özerkliğine müdahale değildir!
Tezkere, Türkiye’nin bağımsız kararı olarak değil, ABD’nin planı içinde yer almak üzere çıkartılıyor!
Kuşkusuz tıpkı 1 Mart’taki gibi, “öyle de olsa böyle de olsa ABD yapacağını yapacak, bari dışında kalmayalım” diye düşünen askerler vardır. Kuşkusuz bugün de ABD planına destek verirken, aynı zamanda PYD’nin kantonlarına müdahale edebileceğini sanan askerler vardır.
Ama ABD planı içinde bu mümkün değildir!
ABD’siz ve bir tek Şam’la, Bağdat’la, Tahran’la anlaşarak mümkündür!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Eylül 2014
ABD’nin Ortadoğu hamlesine direnmenin yolu
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/09/2014
ABD “Soğuk Savaş”tan sonra bölgeye üçüncü kez geldi.
İlkinde, yani 1. Körfez Savaşı’nda, en büyük uluslararası ve bölgesel desteği arkasına alarak gelmişti. Ancak bu destek, Türkiye’de ters orantılıydı. Dünyada ve bölgede ABD’ye ne kadar büyük destek varsa, Türkiye’de de o kadar itiraz vardı..
Cumhurbaşkanı Özal, partisi ANAP’ın bir bölümü ve sermaye sınıflarının bir kesimi dışında tüm Türkiye ABD’nin Irak’a saldırmasına ve Türkiye’nin bu saldırıya ortak olmasına karşıydı.
En sonunda Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay, Özal‘ın Irak’a girme planına istifa ederek set çekmişti!
TEZKERE SÜRECİNİN DERSLERİ
ABD bölgeye 2003’te ikinci gelişinde biraz daha zorlandı. Bir kere Avrupa’dan istediği desteği alamadı, Rusya ve Çin’in BM’de ciddi engellemeleri oldu.
Ancak ABD yine de bölge desteğini arkasına alarak Irak’ı vurdu, rejimi yıktı ve ülkeyi işgal etti.
Türkiye mi? TSK’ye 2001’de darbe yaptılar, Ecevit hükümetini finans operasyonlarıyla zayıflatıp “erken seçim baskısıyla” düşürdüler.
Washington, planına tam onay şartıyla Erdoğan‘a destek verdi. 3 Kasım 2002 seçimindeki Amerikancı yığınak ve Erdoğan‘a hukuk çiğnenerek başbakanlık yolu açılması bu nedenleydi.
Ancak, Erdoğan-Gül iktidarına rağmen, ABD’ye tam destek verilmesine, Pentagon’un işgaline ortak olunmasına, ABD’nin istediği tezkerenin geçirilmesine Türkiye karşı çıktı!
Çünkü Türkiye’nin milli kuvvetleri öyle büyük bir çıkış yapmıştı ki, bu AKP’nin içinde bile önemli bir etki yaratmıştı. Kimi AKP milletvekilleri, Erdoğan‘ın kapalı grup toplantısında yaptığı sert uyarılara rağmen tezkereye red oyu verdi.
AKP İTİRAZ EDİYOR MU?
ABD’deki bölünme ve güç erozyonu sınırlı hale getirse de, Washington yine de IŞİD bahanesiyle 3. defa bölgeye girmeye çalışıyor.
Bu kez, ilk ikisinden daha az desteği var. Çünkü bölgede ciddi bir ABD karşıtı cephe var; İran ve Suriye var, Rusya ve Çin’in bu ikiliye büyük desteği var.
ABD’nin açıkladığı destek listesinde 40 ülke var ama büyük çoğunluğunun koalisyona katkısı, Washington’un istediği düzeyde değil. Çoğu ayak sürüyor, geride durmaya çalışıyor.
Benzer ayak sürüme AKP için de geçerliydi. Ancak AKP’nin itirazı, ABD’ye karşı konumlanmaktan ziyade, kendi özel hedeflerini plana dahil etmeye yönelikti.
“Hava harekatı yetmez, kara harekatı olsun” istiyordu, “Sadece Irak’taki IŞİD’i vurmanız yetmez, Suriye’deki IŞİD’i de vurmanız gerekir” diyordu, “IŞİD’ı vurmak yetmez, Esad’ı da devirmeniz gerekir” diyordu…
PYD ve kanton-özerklik tehdidinin ciddiyeti konusunda TSK’nin yaptığı basınç da ayrıca önemliydi…
AKP, IŞİD’in elindeki rehineleri bahane, TSK’nin ana itirazını da kendisine kalkan edinerek ABD’ye ayak sürüdü. Ancak Erdoğan, ABD’nin IŞİD’i Suriye’de vurduğu gün, pozisyonunu ilan etti: “Askeri de dahil her türlü desteği vereceğiz.”
TÜRKİYE’Yİ AĞAYA KALDIRMA GÖREVİ
Önemli değil, Erdoğanların ne kadar direnip direnemeyeceğini geçiyorum.
Önemli olan Türkiye’deki çeşitli kuvvetlerin nasıl konumlandığıdır. Zira ilk iki ABD müdahalesinden farklı olarak, bu kez önümüzde bambaşka bir tablo var:
Daha önce iktidar dışındaki kuvvetlerin kökten karşı çıktığı ABD harekatları, bu kez muhalif kesimlerin desteğini, hatta zaman zaman AKP’den bile daha çok desteğini almaktadır:
Çünkü IŞİD tuzağı ve Kürt kuyrukçuluğu vardır!
CHP, ABD’nin IŞİD’i vurmasını alkışlamakta ve AKP’nin bir an önce askeri destek vermesini istemektedir. MHP her zamanki gibi dolaylı destek vermektedir. HDP zaten ABD’nin bölgede bulunmasından yanadır. Kürt kuyrukçusu “sol” örgütlerin çoğu “IŞİD PKK’yi, ABD’de de IŞİD’i vuruyor” tezgahı içinde Atlantik cephesine yuvarlanmaktadır. Ve kimi aydınlar da “katliam var” diyerek katliamın kurtarıcısı ilan edilen ABD’nin yanında safa girmektedir.
Sendikaların, öğrencilerin, üniversitelerin, demokratik kitle örgütlerinin de sesi çıkmamaktadır.
Geriye esas olarak iki kuvvet kalmaktadır: İşçi Partisi cepheden ABD’ye karşı çıkmaktadır. Emekli askerler de “ABD’nin asıl hedefi Türkiye” diyerek önemli uyarılar yapmaktadır.
AKP’nin ne kadar direndiği sorunundan çıkıp, direnecek esas kuvvetleri nasıl ayağa kaldıracağımıza yoğunlaşmalıyız. 1990 ve 2003 deneyimleri de göstermiştir ki, Türkiye’yi beladan asıl uzak tutacak yol budur.
Türkiye ayağa kalktıkça, AKP’nin ABD’ye katkısı mecburen sınırlanacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Eylül 2014
Kontrolsüz kaos
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/09/2014
ABD, IŞİD’le mücadeleyi Irak’ın ardından Suriye’ye taşıdı. Bu Obama‘nın IŞİD stratejisinde, AKP’nin de özellikle istediği, yeni bir aşamadır.
Suriye devleti, ABD’nin saldırısının bilgileri dahilinde olduğunu, ABD Dışişleri John Kerry tarafından kendilerine saldırıdan bir kaç saat önce mektup gönderildiğini açıkladı.
Şam, bu bilgilendirme nedeniyle ABD saldırısına karşı çıkmadı!
Kuşkusuz Şam’ın kendi çıkarları açısından haklı nedenleri olabilir: Birincisi karşı çıkmanın bir şey değiştirmeyeceğini görerek, ikincisi de IŞİD’e operasyonun kendisine de yarayacağını hesap ederek itiraz etmemiş olabilir.
Ama itiraz etmemesi, ABD’nin IŞİD bahanesiyle bölgeyi ve en başta da Suriye’yi dizayn etmeye çalıştığı gerçeğini değiştirmez!
O nedenle, hangi gerekçeyle olursa olsun, emperyalist devletin bölgemize attığı her bomba aleyhimizedir ve kırmızıçizgimizdir!
ÇIKARLAR ÇARPIŞMASI
Gelelim ABD’nin Irak’tan sonra Suriye’de yaptığı “IŞİD’le mücadele” saldırısına…
Önce olgular:
1. ABD’nin Şam’a bilgi vererek Suriye’de IŞİD’i bombaladığı saatlerde, İsrail de bir Suriye uçağını düşürdü. Yani Tel Aviv açıkça kışkırttı ve Suriye’yi yanıt vermeye zorladı.
2. ABD’nin saldırısına Şam gibi Moskova ve Tahran da tepki göstermedi.
3. Bu saldırıdan bir gün önce ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif IŞİD konulu bir görüşme yaptı. Tahran için son tahlilde bu bir kazanımdı ve “normalleşme” kendisine uygulanan yaptırımları daha da gevşetecekti. Ayrıca İran, Irak’taydı ve IŞİD’e karşı somut mücadele ediyordu; hatta peşmergeye bu amaçla silah veren ilk ülkeydi.
4. ABD’nin IŞİD’e saldırısı, Ayn el Arab’da (Kobane) yenilen PKK-PYD’ye büyük yardım oldu. ABD Erbil’de KDP’yi, Ayn El Arab’da PKK’yi kurtardı.
5. AKP’nin önce KDP’yle sonra da PKK’yle arası açılmaya başladı. KDP, IŞİD’in Erbil saldırısı sırasında açıkça yardım talep ettiği AKP’nin destek vermemesine üst düzeyden tepki gösterdi.
IŞİD’in Ayn el Arab saldırısı nedeniyle, bu kez PKK müzakere ortağı AKP’ye tepki gösterdi. Karayılan, “son söz Öcalan’ındır ama bizim için çözüm süreci bitmiştir” dedi. Hatta PKK’ye göre IŞİD’in Ayn el Arab saldırısının sorumlusu, AKP’ydi.
6. Suudi Arabistan, SUKO içindeki güç mücadelesinde kendisine karşı gelişen Türkiye-Katar ortaklığına İhvan sorunu soktu. Riyad ayrıca ABD’nin muhalif eğitimi için ev sahipliğine gönüllü olarak Obama‘nın IŞİD stratejisinde öne çıktı.
7. SUKO Başkanı Hadi el Bahra 60 kadar üst düzey liderlik arasında yaşanan fikir ayrılıkları nedeniyle ÖSO’nun dağıtıldığını açıkladı. El Bahra, ayrıca Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadelede ABD koalisyonuna katılacağını söyledi.
8. Erdoğan, AK-Medya’nın AKP karşıtı faaliyetlerin operasyon merkezi ilan ettiği CFR’de konuştu. CFR Başkanı Richard Haas, Erdoğan‘ı “Türkiye’nin Atatürk‘ten sonraki en önemli ikinci ismi” olarak ilan etti!
Erdoğan BM Genel Kurulu nedeniyle bulunduğu ABD’deki temaslarında “Türkiye, deneyimi çerçevesinde IŞİD ile mücadelede üzerine düşeni yapacaktır” dedi.
GÜÇ KAYBI, KONTROL KAYBI
Peki 24 saatte gerçekleşen bu olgular ne anlama geliyor?
Cephe cepheye bir mücadele var ama cepheler hem homojen değil hem de aynı hedefte birleşmemiş durumda… Aynı cephe içerisinde yer alan Türkiye ile PKK, İsrail ile Türkiye, Suudi Arabistan ile Türkiye, Suudi Arabistan ile Katar ve Almanya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün vs. hepsi arasında pek çok çelişki var…
Ve toplamda hepsinin de ABD’yle…
Bu ilk kez oluyor!
“Kontrollü kaos”, süper emperyalist gücün kaos çıkarıp bundan azami yararlanmasıyla ilgili bir kavramdı. ABD kaostan yararlabiliyordu çünkü büyük güçtü.
Ancak durum şimdi farklıdır ve kaos, ABD’nin tam kontrolünde değildir; hatta yer yer kontrolsüzdür…
Kendi içinde ikiye bölünen bir ABD’nin ortaklarını aynı hedefte kilitleyebilmesi teknik olarak mümkün değildir. ABD güç kaybettikçe, yani kütle küçüldükçe, çekim kuvveti azaldığından uydular yörüngeden savrulmaya başlamaktadır.
Bu tablo, son tahlilde “Rusya, İran, Suriye, Çin” cephesinin kazanacağına işaret etmektedir ve koalisyona katılımda her ülke için gönülsüzlüğün baş nedenidir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Eylül 2014
Tampon mu, sınır güvenliği mi?
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/09/2014
IŞİD önce Musul’u işgal etti: Bu Barzani‘ye Kerkük’ü işgal etme ve Irak muhalefetine Maliki‘yi yıkma fırsatı verdi.
Ardından IŞİD Erbil’e yöneldi: Bu ABD’ye Kürt Koridoru planını raftan indirme ve Kürt Birliği kurma fırsatı verdi.
Ve IŞİD, Erbil hedefini bırakıp batıya, PYD’nin etkin olduğu Suriye’nin Ayn el Arap (Kobane) bölgesine saldırdı!
Peki IŞİD’in bu üçüncü dalga saldırısı kime ne fırsat verdi?
ÜÇÜNCÜ DALGA FIRSATLARI
1. Türkiye karşıtlarına, “bak TSK’nin yapamadığını IŞİD yapıyor, PKK’yi darmadağın ediyor” deme fırsatı verdi.
2. PKK’ye “sınırı silme hamlesi” yapabilme fırsat verdi.
3. ABD’ye açıktan “PKK’yi destekleme” fırsatı verdi.
4. Açılımcılara “AKP PKK’yi silahlandırsın” propagandası yapma fırsatı verdi. Önce Demirtaş istemişti, şimdi de AKP’nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış “PKK’yi IŞİD’e karşı silahlandırmalıyız” dedi.
5. AKP’ye “göç dalgasına karşı Tampon Bölge kuralım” deme fırsatı verdi.
ATEŞE SÜRÜLEN KÜRTLER
IŞİD’in ilk iki dalgası ve bu son üçüncü dalgası, hem güzergahı hem de yarattığı fırsatlar bakımından analiz edildiğinde ortaya tek sonuç çıkar:
IŞİD, ABD için Irak’tan Suriye’ye bir köprü ve Kürt Koridoru planını canlandırmak için kullanılan bir maniveladır!
O nedenle IŞİD ile PKK arasındaki çatışmaya sadece insani boyutuyla değil, hangi hedef içinde değerlendirildiği boyutuyla bakmalıyız.
Zira salt insani boyutuyla bakarsak, katledilen Kürtlere ağlar, sürülen Kürtlere üzülürüz ama asıl boyutuyla baktığmızda ağlanılsın ve üzülünsün diye ABD’nin Kürtleri namluya sürdüğü gerçeğiyle yüzleşir ve ona göre konumlanırız!
Evet, ABD Kürt’ün kanını kullanmaktadır, Kürt Koridoru için Kürtleri ateşe sürmüştür, bölgesel çıkarlarına alet etmiştir. Öcalan‘ın Irak’ta, Suriye’de, İran’da “gerillaya görev tarif etmesi” de o nedenledir.
TAMPON BÖLGE NEYE HİZMET EDER?
Bugün IŞİD’i Kürtlerin üzerine süren ABD, şimdi Kürtleri silahlandırmaya başlamıştır ve yarın da Kürtleri bölge ülkelerinin üzerine sürecektir. Yani ABD Kürtlere karşı IŞİD’i, bölgeye karşı da Kürtleri kullanmaktadır!
Nitekim ABD’nin IŞİD’e karşı stratejisi de bu gerçeği ortaya koymaktadır: Kürtlerin silahlandırılması ve Suriye’deki “seçilmiş” muhaliflerin eğitilmesi!
Yani aslında ABD IŞİD’e karşı Ankara’dan askeri destek isterken öyle tank, top, tüfek ve bizzat piyade istememektedir. Zaten Türk askeri, hizadan çıkmaya meyilli yapısıyla ABD planlarını her an riske etme potansiyeli taşımaktadır!
Tampon Bölge ise şu aşamada ABD’den çok Ankara’nın projesidir; ancak uygulandığında niyetin ötesinde amaçlara hizmet etme riski taşımaktadır.
PKKo nedenle karşı çıkmaktadır. Zira süreç lehine işlemektedir.
Tampon Bölge Türkiye ve bölge için de risktir: Kürtlere saldırı ile bir “trajedi” fotoğrafı yaratılıp, o fotoğraftan hareketle bir hat çizilir ve orası adım adım Suriye’den koparılır. Tampon Bölge ve uçuşa yasak hava sahası ilanı bu işleme araç olur. Tıpkı 1991’de Irak’ta olduğu gibi…
BÖLGE ÜLKELERİNİN İŞBİRLİĞİ
Tampon Bölge, ABD’nin IŞİD üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etme gayretlerine karşı bir önlem olamayacaktır. Zira kuvvetler dengesi nedeniyle niyetler bıçak sırtındadır.
Ayrıca Tampon Bölge, yapısal karakteri nedeniyle bölgeyle işbirliğine değil, ancak ABD’yle işbirliğine dayanarak uygulanabilecektir. Çünkü Tampon Bölge son tahlilde Türkiye’nin Suriye topraklarına müdahalesi demektir, asker sokmaktır ve bölge tarafından kabul edilemez!
Peki o zaman ne yapılmalıdır? ABD’nin planına karşı ne gibi bir önlem geliştirilebilir?
Çözüm Tampon Bölge kurmak yerine Sınır Güvenliği sağlamaktır.
Her ülke kendi topraklarında Tampon Bölge kurarsa, bölgesel sınır güvenliği sağlanmış olacaktır. Bu IŞİD’in yeni kaynaklar edinmesini ve Irak ile Suriye ordusunun hızla bu tehdidi ezmesini sağlayacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Eylül 2014
AKP’nin bahanesi kalktı, koalisyona desteği gündemde
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/09/2014
IŞİD’in esir tuttuğu rehinelerimizin serbest kalmasıyla ilgili dünkü ilk incelememizde şu saptamayı yapmıştık:
“49 rehine gerekçesi 101 gün sonra ortadan kaldırıldı ve Ankara ABD planına teslim oldu. Daha doğrusu, Ankara ABD planına teslim olduktan sonra IŞİD’in elinde 49 rehine bulunmasına gerek kalmadı!”
Bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın söyledikleri, tezimizi doğruladı!
ERDOĞAN: ‘KOALİSYONA DESTEĞİ KONUŞACAĞIZ’
Erdoğan BM toplantıları için ABD’ye giderken havalimanında yaptığı basın toplantısında bir gazetecinin “rehinelerin serbest bırakılmasının ardından Türkiye’nin ABD koalisyonuna katkısı artar mı” sorusuna önce şu yanıtı verdi:
“Bundan sonraki sürece yönelik, ‘Cidde’deki koalisyonda niçin böyle bir tavır takındık’ deniliyorsa işte bu dün içindi.”
Yani Erdoğan, “artık bahanemiz yok” demiş oluyordu…
Nitekim hemen ardından şöyle devam etti: “Bundan sonraki süreçle ilgili mesele ayrı bir konu. Onu bu sabah Başbakanımızla da görüştüm, ‘Sizler de çalışmalarınızı yapın, bizler de BM’de zaten görüşmeler yapacağız, döndükten sonra oturur değerlendiririz. Ne gibi bir tavır alacağız, bu tavrı da artık belirlememiz lazım.”
Ancak Erdoğan, toptan bir değişiklik gibi görülmemesi için dikkatli ifadeler kullanıyordu. Örneğin ABD koalisyonuna askeri ve opeasyonel desteğin akla sadece uçakları, tankları, topları getirmemesini istiyordu. Erdoğan‘a göre başka türden operasyona destekler de vardı ve Türkiye o destekleri verecekti!
Erdoğan ayrıca TSK ile Pentagon’un neler yapılacağı konusunda görüştüğünü, ayrıntılara giremeyeceğini ama Tampon Bölge konusunun önemli olduğunu belirtti!
Kuşkusuz ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Kongre’deki muhataplarına “merak etmeyin Türkiye istediğimiz desteği verecek” derken, bizim bildiklerimizin çok ötesinde şeyler biliyorlardı!
IŞİD KOZDAN NEDEN VAZGEÇER?
Madem IŞİD’in elindeki rehinelerimizle ülkemizin ABD saldırısına alet olması arasında doğrudan bir bağ var; o zaman yurttaşlarımızın serbest bırakılmasına sevineceğiz ama tekrarının yaşanmaması için de bize yapılan açıklamalarla yetinmeyeceğiz ve gazeteci olarak soru soracağız.
Kaldı ki, yetkililerin şu açıklamalarından sonra bu olayın perde arkasını kurcalamayan kişi gazeteci değildir! Zira Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın sözlerine bakılırsa operasyon yok ama temas ve ikna vardı, maddi pazarlık yok ama siyasi pazarlık var, takas hem yok hem var…
Son bir ayda rehinelerin yedi kez salıverilmesinin gündeme geldiği ama IŞİD’in her seferinde nedensiz olarak son dakikada bunu iptal ettiği belirtiliyor.
Son bir ayın özelliği ne? ABD’nin hava saldırısı başladı, IŞİD üzerinden koalisyona katkı pazarlığı yapılıyor vs.
ABD şimdi daha geniş bir saldırı yapmak üzereyken, IŞİD elindeki en önemli kozdan neden vazgeçti?
ÖNCE ANLAŞMA, SONRA REHİNELER
Artık tablo şöyledir:
1. AKP, IŞİD’in elindeki rehineler nedeniyle ABD planına direnebiliyorsa, bugünden itibaren elinde bir bahanesi yoktur.
Kuşkusuz AKP için direnmek esas, bahane ikincilse AKP yine de direnebilecektir, yeni itirazlar masaya sürecektir. Yok direnmezse, rehine bahanesi direnebilmenin değil pay kapabilmenin bahanesi olur!
2. Rehineler Türkiye’yi ABD planına mecbur edebilmek için bırakıldıysa, öncesinde AKP’nin koalisyona istenilen katkıyı yapmayı kabul etmiş ve anlaşmış olması gerekmektedir. Aksi taktirde rehinelerin serbest bırakılmasına rağmen AKP itiraz etmeyi sürdürebilecektir
Dolayısıyla önce AKP ABD planına teslim olmuş ve istenilen katkıyı yapmayı kabul etmiştir, sonra da rehineler serbest kalmıştır!
Ancak AKP’nin teslimiyetine rağmen, Türkiye ve TSK içindeki milli eğilim, ABD planına yine de direnecektir!
Şu noktaya dikkat çekerek bitirelim: Erdoğan BM programını anlatırken, ABD’de Dünya Yahudi Kongresi heyetiyle biraraya geleceğini söyledi! Nereden çıktı bu? Önemli!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Eylül 2014
AKP teslim, rehineler serbest!
Posted in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/09/2014
Musul Başkonsolosluğumuzun esir alınan 49 personeli, 101 gün sonra nihayet serbest kaldı. Tüm Türkiye için sevinç kaynağı…
Gelişmeyle ilgili görüşlerimize geçmeden önce bazı saptamalar yapalım:
49 personelimizin serbest kalmasının ardınan yetkililerdn gelen açıklamalar kafaları karıştırdı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, personelimizi MİT’in bir operasyonla kurtardığını söyledi. Ancak Başbakan Davutoğlu operasyon değil, “temas” kelimesini kullandı.
İlerleyen saatlerde ortaya çıkan ayrıntılar Davutoğlu’nun sözlerinin doğruluğuna işaret ediyordu: Operasyon olmamıştı, fidye ödenmemişti, müzakere ve ikna vardı!
İlginçtir: AKP milletvekili Şamil Tayyar durumla ilgili yorumunda CIA müdahalesine işaret ediyor, IŞİD’e yakınlığıyla bilinen Takva Haber de, Ankara’nın bu süreçte yürüttüğü müzakereyle İslam Devleti’ni tanıdığını söylüyordu.
KONSOLOSLUK NASIL TESLİM OLDU?
Anımsayacağınız gibi Musul Başkonsolosluğumuz yakın tehlikeye rağmen boşaltılmamıştı.
AKP milletvekilleri, TBMM kürsüsünden konsolosluğumuzun kuşatıldığını söyleyen MHP Milletvekili Sinan Ogan‘la dalga geçiyordu. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu rahattı ve attığı twitlerde “her türlü güvenlik tedbirinin alındığını” söylüyordu…
AKP’deki bu iklim ve konsolosluğumuzun tek kurşun atmadan teslim olması, kuşkusuz soru işaretleri yaratıyordu. Üstelik MHP milletvekili Sinan Ogan ve Aydınlık yazarı Sabahattin Önkibar, Ankara’dan başkonsolosa “direnmeyin, teslim olun” talimatı gittiğini açıklıyordu.
Hatta Önkibar‘ın yazdığına göre son kararı veren dönemin Başbakanı Erdoğan şöyle demişti: “Konsolosluk asla boşaltılmayacak. IŞİD bize zarar vermez.”
Belki de bu iddiaların ağırlığıyla olsa gerek, AK-Medya’nın etkili isimlerinden Abdülkadir Selvi, başkonsolosun yanıt veremeyeceği şartlarda şu iddiayı ortaya atıyordu: “Başkonsolos uyarıldığı halde konsolosluğu boşaltmadı.”
Yani AKP emir vermiş ama başkonsolos Öztürk Yılmaz dinlememişti!
Selvi‘nin AKP’yi ak’lama girişimi Barzani‘nin dolaylı desteğiyle de uyumluydu. Barzani de Öztürk Yılmaz‘ın değerlendirme hatası yaptığını savunuyordu!
ANLAŞMA OLDU, REHİNE BAHANESİ KALKTI
Bu saptamaların ardından esas konuya gelebiliriz.
Bu tip durumlarda pek insani görülmese de, gerçeği anlayabilmek için şu tarz soruları mutlaka sormalıyız: 101 gündür kurtarılmayan rehineler, neden şimdi kurtarılabildi? Tekinin bile burnunun kanamadan kolayca teslim alınabildiği bir operasyon, neden daha önce yapılmamıştı?
Bakınız mesele açıktır: ABD IŞİD’e karşı bir plan açıkladı. O plana göre Türkiye’ye büyük sorumluluklar düşüyordu.
Ancak Türkiye’nin bahanesi vardı, özetle “IŞİD’in elinde rehinelerimiz var, açık askeri destek veremeyiz, dolaylı destek verelim” diyordu..
Ancak Obama‘nın planı zaten “az çalışılmış” bir plandı ve Türkiye’nin açık pozisyon almasına, koordinatörlük yapmasına ihtiyaç vardı.
Ve çözüm bulundu!
49 rehine gerekçesi 101 gün sonra ortadan kaldırıldı ve Ankara ABD planına teslim oldu!
Daha doğrusu, Ankara ABD planına teslim olduktan sonra IŞİD’in elinde 49 rehine bulunmasına gerek kalmadı!
Erdoğan‘ın TSK’ye tampon bölge talimatı hazırlığı yapma görevi vermesi, hazırlığın güvenlik zirvesinde ele alınması, Davutoğlu ve Beşir Atalay‘ın “tampon bölgeye” sıcak baktıklarına işaret eden açıklamaları…
Ve daha önemlisi hem ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in hem de ABD Dışişleri Bakanı John Kerry‘nin Kongre’deki muhataplarına “merak etmeyin Türkiye istediğimiz desteği verecek” demesi, Türkiye karşıtı soruları “kapalı oturumlarda yanıtlama” ihtiyaçları duymaları…
Yani en temel konularda AKP, ABD’ye destek verecekti ve 49 rehine gerekçesine artık ihtiyaç yoktu!
IŞİD ABD İÇİN MANİVELADIR!
Bu tablo aslında çok önemli bir esasa işaret ediyor: IŞİD, ABD’nin taşeron örgütüdür ve onun planlarının manivelasıdır!
ABD, IŞİD’e dayanarak “Kürt Koridoru” planını canlı tutmaya, savunmada da olsa Ortaoğu için yeniden bir atak yapmaya çalışıyor…
Hep söyledik, yeniden vurgulayalım: Reagan için Taliban neyse, Bush için Bin Ladin ve el Kaide neyse, Obama için de Bağdadi ve IŞİD odur!
AKP’nin IŞİD’e dolaylı desteği, ABD’nin IŞİD ilişkisinin alt başlığıdır ve IŞİD’in Irak’tan Suriye’ye bir köprü olmasıyla ilgilidir!
Ve 49 yurttaşımızın hayatı üzerinden politika yapılabilmesi, ABD’ye bağımlılığın bir sonucudur!
Önce bu ilişkiyi düzeltmemiz gerekiyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Eylül 2014