Archive for category CGTN Türk
Fransa’nın Asya-Pasifik’te 3. yol arayışı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/08/2023
Fransa’nın son dönemde Asya-Pasifik’te izlediği çizgiyi, “3. yol arayışı mı” diye tartışabiliriz. Zira Paris Asya-Pasifik’te hem ABD’yi izleyerek hem ABD’den ayrı olarak ama hem de ABD’nin Çin’e karşı izlediğinden farklı bir çizgi izlemeye çalışıyor.
Bunun en somut işaretlerinden biri, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Pasifik Adaları ziyaretinin hemen ardından, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Pasifik Adaları’nı ziyaretiydi.
Elbette Macron’un bu ziyaretlerde “yeni emperyalizm” diyerek Çin’i hedef almasından hareketle, ziyareti Çin’e karşı değerlendirebilmek mümkün ancak diğer yandan aşağıda nedenlerini de ortaya koyacağımız gibi, ABD’nin pozisyonunu desteklemek anlamına gelmediğini değerlendirmek de mümkün.
FRANSA DENİZAŞIRI BÖLGELER TOPLULUĞU
Fransa’nın Asya-Pasifik’teki stratejisini çözümleyebilmek için, işe Fransa’nın Asya-Pasifik’te ne çıkarları olduğuna bakarak başlayalım.
Karşımıza ne yazık ki sömürgecilik döneminden kalma adalar, denizler çıkıyor hâlâ…
Evet, 21. yüzyılda, Fransa’nın Asya-Pasifik’te hâlâ önemli bir “toprağı” var. Fransa hâlâ dünyanın en büyük ikinci deniz alanına sahip. Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu denilen be denizaşırı bölge, Fransa’nın münhasır ekonomik bölge gelirlerinin yüzde 90’ını oluşturuyor.
Fransa bu denizaşırı bölgedeki çıkarlarını savunabilmek için bölgede üsler ve askeri kuvvetler bulunduruyor. Asya-Pasifik’te 7 üssü olan Fransa, bölgede 7 bin asker, 13 gemi ve 11 savaş uçağı bulunduruyor.
ABD-FRANSA ÇELİŞMELERİ
Fransa açısından mesele, Asya-Pasifik’teki çıkarlarının ABD ile de çelişiyor olması. Bu Paris’in ikili bir siyaset izlemesine neden oluyor. Yani Paris bir yandan Atlantik ilişkileri nedeniyle Asya-Pasifik’te ABD’yle çalışıyor ama hem de çelişmeleri nedeniyle ABD’den ayrı bir çizgi de geliştirmeye uğraşıyor.
O çelişmelerden biri, ABD’nin Fransa-Avustralya denizaltı anlaşmasını iptal ettirerek, Avustralya’yla anlaşmayı kendisinin yapmasıydı. Böylece Fransa onlarca milyar dolardan olmuş ve ABD, Asya-Pasifik stratejisi için bölgede Avustralya ve İngiltere’yle birlikte AUKUS’u kurmuştu. AUKUS hem ABD’nin hedefindeki “Asya-NATO’su”nun bileşenlerinden biri hem de Avustralya’nın Çin’e karşı nükleer üs haline getirilmesinin yolu demekti.
Büyük sermaye çelişmesinin zirve yaptığı bu olay, Paris’te zaten sorgulanmakta olan NATO ilişkilerinin daha da sorgulanmasına neden olmuş ve Paris’in ABD’den “stratejik özerk AB” arayışlarını ivmelendirmişti (O çizgi, Ukrayna savaşı nedeniyle kısmen geriledi elbette).
Nitekim Fransa bu çelişmeler nedeniyle, ABD’nin Asya-Pasifik’teki bazı hamlelerini de baltalamaya çalışmaktadır. Bunlardan sonuncusu, Vilnius’taki son NATO Zirvesi’nde, ABD’nin Japonya’da kurmak istediği “NATO ofisine” itiraz etmesiydi. Paris bunun bölgede gerilimi artıracağını belirterek, -en azından şimdilik- ABD’nin girişimini durdurabilmişti.
FRANSA’NIN ÇİN POLİTİKASI
Temel soru şu: ABD ile Çin arasındaki rekabet derinleştikçe, Fransa bunun dışında kalarak 3. yolda ısrar edebilir mi? Tablo, Fransa’yı eninde sonunda ABD’yle saf tutmaya götürür mü?
Fransa, Atlantik bloğu içerisinde, Çin’le ilişkiler konusunda Almanya’yla birlikte ayrı bir çizgiyi temsil ediyor diyebiliriz. Her iki ülke de NATO belgelerinde attıkları imzalara rağmen, Çin’le sert bir rekabete girmek istemiyorlar. Dahası Berlin ve Paris açısından Çin’le rekabet değil, Çin’le işbirliği kazanç demek…
Ama işte NATO tam da bu tür ilişkileri ABD yararına yönetebilme mekanizması değil mi? Müttefiklerini istemeseler bile ABD stratejisine eklemlemenin organizasyonu değil mi?
Yoksa Paris’in izlemek istediği ekonomi-politik çizgi net: Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire’in belirttiği gibi Fransa Çin ekonomisinden ayrılmayı değil, Çin’le dengeli bir ticaret ilişkisi istiyor.
FRANSA-HİNDİSTAN İKİLİSİ OLASI MI?
3. yol olası mı sorusunun belki de anahtarı Hindistan’dır. Nasıl ki ABD, Çin’e karşı Asya-Pasifik’te Hindistan’ı denge faktörü görüyorsa, Fransa da 3. yol için Hindistan’ı faktör olarak görüyor…
Üstelik Hindistan’ın çizgisini, ABD’den ziyade Fransa’ya daha yakın değerlendirmek de mümkün. Hindistan, ABD’nin Asya-Pasifik örgütlerinden QUAD’ın içinde yer alıyor ama yine de Çin’e karşı bir ABD-Hindistan ittifakına soğuk. Beyaz Saray, yakın zamanda Washington’da ağırladığı Hindistan Başbakanı Modi’den bu yönde bir destek alamadı. Hindistan, geleneksel “bağlantısız” çizgisine yakın bir çizgiyle ABD ve Çin’le olan ilişkilerini korumaya çalışıyor.
Zira Hindistan QUAD üyesi ama aynı zamanda ŞİÖ ve BRICS de üyesi!
Fransa Hindistan’ın bu “bağlantısız” çizgisini, Asya-Pasifik’te “birlikte” 3. Yol inşasının zemini olarak görüyor. Bunun için de Hindistan’ı önemseyen siyasetler geliştirmeye çalışıyor. Öyle ki Batille Günü askeri geçit töreninde, Paris’in onu konuğu Modi’ydi!
AĞIRLIK MERKEZİ: PASİFİK ADALARI
Asya-Pasifik’te şu anda rekabetin ağırlık merkezini Pasifik Adaları oluşturmuş durumda. ABD, Çin’in bu bölgedeki ülkelerle geliştirdiği işbirliğinden rahatsız. O nedenle Blinken-Austin ikilisi geçen ay bölgeye çıkartma yaparak hem Çin’in işbirliklerini bozmaya hem de alternatif ülkelerle işbirlikleri geliştirmeye çalıştı. Avustralya ile Japonya arasındaki bu bölge, aynı zamanda Fransa’nın da çıkarlarının olduğu bölge…
Elbette Fransa’nın ABD’yle “stratejisine eklemlenerek” hareket etmesi yerine, kendi stratejisini oluşturabilmesi, ikili rekabetin ağırlığını hafifleteceği için bölgenin yararınadır. Dahası, Fransa’nın, hatta AB’nin ABD stratejisine eklemlenmemesi, Asya-Pasifik’te Washington’un yangın çıkarabilme potansiyelini de azaltacaktır.
Bu, Atlantik ilişkileri nedeniyle ne kadar mümkün, elbette günün sonunda gelip dayanacağımız soru budur…
Neyse ki zaman ABD’nin aleyhine ve bölgenin lehine…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Ağustos 2023
Bir görmek, bin duymaktan iyidir
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 18/07/2023
Başlıktaki söz, bir atasözü, Çinlilerin atasözü…
Biz de dört CRI Türk yorumcusu olarak, Hasan Bögün, Kâmil Erdoğdu, Gökhun Göçmen ve ben, bin duymak yerine, bir görmeye gittik Çin’in Xinxiang Uygur Özerk Bölgesini…
Bin, hatta on binlerce duyduk çünkü; Batı basını ve onlara paralel Türk basınının bazıları, hemen her gün “Çin’in Uygurlara zulmüne” dair haber yapıyor çünkü…
Bakmayın haber dediğime, hemen hepsi iftira, yalan, algı operasyonu. Üstelik öyle dayanaksızlar ki Xinxiang’ı görmeden de çoğunun palavra olduğunu kestirebiliyorsunuz zaten…
Neyse, gittik, gördük, netleştirdik: Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi, tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla, ekonomisiyle, kalkınmasıyla, başarılı şehirleşmesiyle Avrupa şehirlerinin bile çoğunu arkada bırakır.
TANRI DAĞININ ETEKLERİNDE
Xinxiang Uygur’da üç şehri, Urumçi, Turfan ve Kaşgar’ı ve bunlara bağlı bazı ilçeleri gezdik.
Üç şehirde, dört müze, üç pazar/meydan, iki cami, bir antik kent, bir vadi ve pek çok tesis/kurum/fabrika gezdik:
Urumçi’de robotlu üretimin zirvesindeki bir otomobil fabrikasını, Turfan’da Taklamakan Çölüne bitişik bir bölgede yeşillendirilme ve içme suyu projesini, yine Turfan’da tarihi karızları (yer altı sulama kanalları) gezdik.
Başarılı genç girişimci Ubeydullah’ın 35 kişinin çalıştığı ve sosyal medyadan tanıtımla Turfan bölgesine ait kuru meyveleri sattığı işletmesini inceledik, Kaşgar’da dev bir erik üretim/paketleme/satış fabrikasını gezdik.
Turfan’da Ateş dağlarının eteklerindeki 8 km’lik üzüm vadisini, buradaki üzüm ve şarap üreticilerini ziyaret ettik. İki nehrin arasındaki tarihi Yar Kent’i gezdik; 8 bin yıldır çeşitli Asya halklarına ev sahipliği yapan bu eşsiz kent ve oradan çıkan tarihi eserlerin sergilendiği müze, olağanüstüydü…

En yukarıda Tanrı dağları, onun altında Ateş dağları, eteklerinde başlayarak Gobi ve karız sularıyla yeşil Turfan… Üzüm, erik, kavun başta pek çok meyvenin başkenti… Ve yüzlerce yıldır bu kültür/üretime uygun inşa edilmiş üstü kurutma odaları olan evler, mahalleler…
Ve Kaşgar’ın restore edilmiş eski şehri, inanılmaz bir tarihi kültürel güzellik…
KAŞGAR MİMARİSİ
Eski şehir demişken, Batı basınının o iftirasını hatırlatarak düzeltelim: Depremde yıkılan evlerin fotoğraflarının altına, “Uygur kültürü yok ediliyor” diye yazmışlardı; oysa gördük, tersine depremde yıkılanları da aslına uygun şekilde restore etmişler ve ortaya Uygur mimarisini çok iyi yansıtan bir şaheser çıkmış.

Üstelik İdgah camisinin önündeki görkemli meydandan başlayarak eski şehrin caddeleri dahil, gece geç saatlere kadar cıvıl cıvıl, ışıklı, müzikli, danslı bir şehir…
Eski şehrin ortasından geçen ana cadde boyunca sağlı sollu dükkanlarda sergilenen yiyecekler ise öyle tanıdık ki, kendinizi Anadolu’nun herhangi bir şehrinde, ama özellikle Adana’dan başlayarak Diyarbakır’a kadar uzanan hat boyunca ilerleyen şehirlerde hissedebilirsiniz. Şiş kebaplar, karın dolmaları, işkembeler, kelleler vb.
Kaşgar’ın yüzde 80’inden fazlası Uygur, ayrıca Kazak, Kırgız etnisiteleri de mevcut; kalabalık caddede dolaşırken konuşmalara kulak kabarttığınızda, bir parça anlıyorsunuz…
Divanı Lügat-it Türk’ün yazarı Mahmud’un şehrinde, Arap-İslam etkisiyle kısmi değişime uğrasa da Uygurca yaşıyor. Xinxiang Uygur Özerk Bölgesinin tamamında Uygurca zaten eğitim dili… Okullarda iki dilli eğittim var, çarşılarda tabelalar, yollarda trafik levhaları hep iki dilli, hatta Çin’in resmi parasında bile Uygurca var…
Uygur Türklerine dillerinin yasaklatıldığı iftirasına inanan Türkiye Türklerinin, Çin Yuan’ında Uygurcayı görmemiş olmalarının ya da bölgeye ait fotoğraflarda Uygurcaya rastlamalarının sebebi “kör milliyetçilik” olduğu kadar, Uygurcanın Arap alfabesiyle yazılıyor olmasından da kaynaklanmış olduğunu sanıyorum…
Bilmeyen, tabelalara bakınca Çince ve Arapça sanır elbette; Çinli diye Koreli dövenler için kalın bir ayrım bu çünkü!
TOPLAMA KAMPI DEĞİL MESLEK EDİNDİRME KURSLARI
Batı’nın ve onlara inanarak kimi Türk milliyetçilerinin de inandığı en büyük iftira, Uygurların kamplara alınarak zulme uğratıldığıdır…
Kamp denince, bunu kendi kültürlerindeki toplama kampları gibi algılayan ve algılatmaya çalışan “sömürgeci Avrupalılar” neyse de, Türk milliyetçilerinin buna inanması elbette acı…
Kamp dedikleri, meslek edindirme kursları aslında. Xinxiang Uygur Özerk Bölgesinde verimli tarım ve aşılama başta pek çok üretim tekniğinin öğretildiği, geliştirildiği bir uygulama…
Çin’de yaşayan bir Türkiye Türk’ü takipçim, youtube kanalımdaki bir videonun yorumunda bu “kampları” Türkiye’nin “köy enstitüleri” pratiğine benzetmiş ve “halka eğitim verip gelir düzeylerini arttıran kurumlar nedense toplama kampı oluyor” diye de tepkisini göstermiş.
Bu arada belirtelim, Batı basını ile milliyetçi Türk partilerinde fırtınalara neden olan bu kurslar, zaten kursiyerler mezun olduktan sonra 2019’da kapanmış.
İSLAM ENSTİTÜSÜ
Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi, Kuşak ve Yol’un hem doğu-batı, hem de kuzey-güney güzergahında… Körfez’den çıkan gemiler, petrolü Pakistan’daki Gwadar limanına boşaltıyor, oradan da boru hattıyla petrol Kaşgar’a ulaşıyor. Urumçi ve Kaşgar, hem tarihte hem de şimdi, İpek Yolu’nun çok önemli merkezleri.
3 milyondan fazla nüfusa sahip Urumçi şehri, bu özelliği nedeniyle, Avrasya Forumu başta pek çok uluslararası konferansa evsahipliği yapan bir kent halini almış. Modern binalarıyla ve kültür merkezleri, kongre salonları, spor kompleksleriyle çok gelişmiş bir şehre dönüşmüş. Şehrin nüfusunun yüzde 45’i Uygur, yüzde 40’ı Han, kalanı da diğer Asya etnisiteleri…
Urumçi’de İslam Enstitüsü var, dört yıllık ilahiyat eğitimi veriyor. Gezdik, inceledik ve enstitünün müdürüyle görüştük, bir sınıfa girerek dersi dinledik, camisini ziyaret ettik.

Enstitü müdürü Abdülrakib Tümniyaz Mısır El Ezher mezunu; Tantavi’den şeyhlik almış. Dört yıllık enstitü, bine yakın öğrenciye evsahipliği yapıyor; zira okul yatılı. Öğrenciler, 28 metrekarelik odalarda dörder kişi kalıyor. İyi bir kütüphaneleri var. Hazırladıkları Uygurca İslam ansiklopedisi başta çeşitli kitap ve dergileri inceledik; okul öğrencilerine elektronik ortamda açık olan e-kitapları bilgisayardan görüntüledik.
Girdiğimiz bir sınıftaki eğitimi izledik. Enstitüde eğitim üç dille yapılıyor; Arapça, Uygurca ve Çince. Mezun olanlar, Xinxiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki camilerde imam olarak görevlendiriliyor. Enstitünün bin kişilik camisini de ziyaret ettik.
YEREL YÖNETİMİN CAMİYE HEDİYE ETTİĞİ HALI
Cami demişken, Kaşgar’ın ünlü tarihi İdgah Camisini de gezdik, imamı Abbas Mehmed’den bilgi aldık. 1442 tarihli cami, olağanüstü güzellikte kavak ağaçlarıyla dolu geniş bir avlu/bahçeye sahip. Uygur mimarisiyle inşa edilmiş caminin etrafında, camiye ait dükkanlar var.

Caminin içerisinde çok etkileyici bir halı vardı, sorduk. Meğer Yerel Yönetim hediye etmiş. İmam Abbas Mehmed motifleri anlattı, 56 motif, Çin’deki 56 etnisiteyi sembolize ediyor, 6 büyük şekil bölgeleri sembolize ediyor. Hotan halısıymış…

Kaşgar mimarisindeki ahşap işlemesi, caminin her yerine sirayet etmiş, oldukça görkemli bir üslup ortaya çıkmış…

Caminin önündeki meydan, şehrin merkezi… Akşam mesaiden sonra çocuklarıyla aileler bu meydana doluşuyor; uçurtma uçuranlar, çevredeki müzikleri dinleyerek dans edenler, pamuk şeker yiyenler…
Gruptaki gazeteciler Sultanahmet’e benzetti…
UYGUR MÜZİĞİ
Kaşgar’a bağlı bir ilçede, müzik aletleri müzesini gezdik.
Bakmayın müze dediğime, tamam sergilenen tarihten güncele müzik aletleriyle burası bir müze ama aynı zamanda üretim atölyeleri var, müzik/dans topluluklarının dinleti yaptıkları sahne/salon var.
Üretim atölyelerinde bölgenin en yetenekli ustaları var; içlerinden biri, yaptığı en büyük müzik aletiyle Guinnes Rekorlar Kitabına girmiş.
Amatör bağlama çalan biri olarak, telli çalgıların bazılarını elbette denemeye çalıştım, çıkardığım berbat seslere rağmen, bir misafir olarak alkış aldım.

Özetle, evet, bir görmek bin duymaktan iyidir ama iki görmek de bir görmekten iyidir…
Çin’in başka bölgelerini de gezmek dileğiyle…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Temmuz 2023
Milliyetçi terörizm
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/06/2023
İsrail’i ilgilendiren üç önemli olay yaşandı:
İlki İsrail güvenlik bürokrasisinin ortak açıklamasıydı. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) Başkanı Ronan Bar ve İsrail Polis Şefi Kobi Şabtai, ortak bir yazılı açıklama yaptılar.
Güvenlik bürokrasisinin tepesindeki üç ismin açıklaması şöyleydi: “Son günlerde İsrail vatandaşları tarafından Yahudiye ve Samiriye (Batı Şeria) topraklarında masum Filistinlilere yönelik şiddetli saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılar her türlü ahlaki değerlere ve Yahudi değerlerine karşıdır ve her yönüyle milliyetçi terörizmdir. Bunlarla mücadele etmek zorundayız” (AA, 25.6.2023).
Tarihi nitelikteki bu açıklama ile İsrail’de ordu-istihbarat-polis üçgeni, Batı Şeria’da Filistinlilere saldıran Yahudileri “milliyetçi terörist” ilan ederek, onlarla mücadele edeceklerini ilan ediyor.
Bu, kuşkusuz bir yanıyla da Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin varlığının yasallığını da tartışmaya açması bakımından önemlidir.
ABD’DEN İŞBİRLİĞİNE 1967 SINIRLAMASI
İkinci önemli olay ise ABD’nin bir uygulamasıydı…
İsrail kamu yayın kuruluşu KAN’ın haberine göre ABD yönetimi, “Yeşil Hat” dışında İsrail ile bilimsel ve teknolojik işbirliğini durdurma kararı aldı. Yeşil Hat, 1948 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından ilan edilen ateşkes uyarınca belirlenen sınır çizgisiydi.
Bu karar, şu anlama geliyor: ABD ve İsrail arasında, 1967’den önceki sınırlar dışında bilim-teknoloji işbirliği olmayacak. Yani Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’nde işbirliği olmayacak.
İsrail hükümetine ve İsrail Meclisi Knesset’e iletilen kararla ilgili konuşan ABD Dışişleri Bakanlığından üst düzey bir yetkili kararın anlamını şöyle özetliyor: “Biden yönetimi, 5 Haziran 1967’den sonra İsrail kontrolüne giren bölgelerin statüsünün, nihai olarak belirlenmesi gereken bir mesele olduğunu yeniden teyit etmiştir” (Sputnik, 25.6.2023).
Bu aynı zamanda Donald Trump’ın İsrail’le ilgili aldığı kararları da tartışmalı hale getirir. Anımsayın, eski ABD Başkanı Trump, ABD’nin Kudüs ve Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini resmen tanıdığını ilan etmişti.
İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARDAN İTHALATA SINIRLAMA
Bu arada 1967 sonrası alanlarla ilgili son yıllarda Avrupa ülkelerinden de farklı yaklaşımlar geliyor.
Bazı AB ülkeleri, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklar üzerine inşa ettiği yasadışı yerleşim birimlerinde üretilen malların ithalatına yasak getirdi (Sputnik, 25.6.2023).
Örneğin Norveç hükümeti Haziran 2022’de Batı Şeria ve Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki yerleşim birimlerinde üretilen mallarda İsrail etiketinin kullanılamayacağını açıkladı. İsrail etiketinin, yalnızca 1967’den önce İsrail kontrolü altındaki bölgelerden gelen ürünler için kullanılabileceği, İsrail’in işgal ettiği topraklardan gelen gıda maddelerinin, ürünün geldiği bölge ile etiketlenmesi gerektiği kaydedilmişti.
FİLİSTİN, ÇİN’İN STRATEJİK ORTAĞI
Üçüncü önemli olay ise ilk ikisinden önce yaşandı ve çok daha önemliydi. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in davetlisi olarak Beijing’e gitti ve iki lider tarihi bir anlaşmaya imza attılar: Artık Çin ve Filistin, stratejik ortaklar (CRI Türk, 14.6.2023).
Sadece bu da değil, ufukta İsrail ile Filistin arasında Çin’in arabuluculuğu olasılığı da var.
Şöyle ki, Çin’in Ortadoğu’da izlediği barışçı rolü öven Abbas, Xi’den Filistin-İsrail meselesinde de arabuluculuk yapmasını istedi. Filistin böylece, bugüne kadarki barış görüşmelerinin aracısı olan ABD’yi de fiilen dışlamış oldu.
Çin daha önceki yıllarda da İsrail ile Filistin arasında arabuluculuk yapmak istemiş ama gerçekleşmemişti. Ancak 2023’te şartlar değişmiş durumda. Bir kere artık Çin’in İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdığı şartlar var Ortadoğu’da; ayrıca Küresel Güvenlik İnisiyatifi ilan ederek küresel sorunlarda barış arayan güçlü bir Çin var dünyada…
ÇİN’DEN İSRAİL-FİLİSTİN SORUNUNA 3 ÖNERİ
Xi, soruna “adil çözüm” için 3 öneri açıkladı:
1) Filistin sorununu çözecek tek yol, 1967 yılında belirlenen sınırlar temelinde, başkentin Doğu Kudüs olduğu ve tam egemenliğe sahip bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıdır.
2) Filistin’in ekonomik gereksinimleri ve halkın yaşamına ilişkin talepleri güvence altına alınmalı. Uluslararası toplum Filistin’e yönelik kalkınma destekleri ve insani yardımları artırmalıdır.
3) Barış görüşmelerinin doğru yönüne sadık kalınmalı.
KUŞAK VE YOL’DA BARIŞ
Filistin-İsrail sorununa çözüm getirmek kısa vadede elbette mümkün görünmüyor. Ancak bu meseleyi çözme yolunda en azından bir diyalog süreci başlatabilmek Çin açısından önemli.
Şundan: Çin, Kuşak ve Yol’un çok önemli bir güzergâhı olan Ortadoğu’da barış istiyor; çünkü Asya-Avrupa-Afrika kesişimindeki ticaret yollarının güvenliği Ortadoğu’daki sorunların aşılmasını gerektiriyor.
Çin bu nedenle sorunlara barış ya da en azından barış arayan diyalog istiyor…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
27 Haziran 2023
Çin’in 3 uyarısı, ABD’nin 6 yalanı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 20/06/2023
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “balon’dan” krizle ertelediği Çin ziyaretini yaptı. Blinken Beijing’e iki günlük ziyaretinde önce Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, ardından da ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi ile görüştü; son olarak da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından kabul edildi.
Blinken’in “balon’dan” kriz ertelemesi bile aslında Çin-ABD ilişkilerinin durumunu ortaya koymaya yetiyor. Nitekim Blinken’le görüşmesi sırasında Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, “Çin-ABD ilişkileri, diplomatik bağların kurulmasından bu yana en kötü noktada” dedi.
Her iki tarafın da “ilişkilerde yumuşama” hedefini gözettiği temaslarda hedefe ne kadar yaklaşıldığı ve Qin Gang’ın dikkat çektiği “en kötü noktadan” bir parça uzaklaşılıp uzaklaşılmadığı tartışılır. Zira özetle temaslar Çin’in net tutumunu yinelemesi ve ABD’nin uygulamaya yansımayan taahhütlerine sahne oldu.
TAYVAN EN ÖNEMLİ KONU
1. Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, Taiwan sorununun Çin’in en temel çıkarı, en önemli meselesi ve Çin-ABD ilişkilerindeki en belirgin risk olduğunu belirterek, ABD’ye üç çağrıda bulundu:
– ABD, “tek Çin” ilkesine bağlı kalmalı.
– ABD, Çin-ABD diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan “Üç Ortak Bildiri”deki yükümlülüklerini yerine getirmeli.
– ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdüne uymalı.
YA İŞBİRLİĞİ YA ÇATIŞMA
2. ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi, Blinken’le görüşmesinde ilişkilerin kritik bir noktada olduğunu belirterek “işbirliği ya da çatışma” yollarından birisinin seçilmesi gerektiğini belirtti.
Wang Yi, ABD’nin “her ülke güçlenince mutlaka hegemonya peşinde olur” düşüncesinin doğru olmadığını, Batılı geleneksel büyük ülkelerin gelişim izlerine göre Çin’e bakmanın yanlış olduğunu belirtti.
Wang Yi, ABD’nin “Çin tehdidi” iddiasını kışkırtmayı artık bırakması gerektiğini belirterek, Blinken’den üç talepte bulundu:
– ABD, Çin’e karşı tek taraflı yasadışı yaptırımlarını iptal etmeli.
– ABD, Çin’in teknolojik gelişmesine baskı yapmayı durdurmalı.
– ABD, Çin’in içişlerine karışmamalı.
İNSANLIĞIN GELECEĞİ ÇİN-ABD İLİŞKİSİNE BAĞLI
3. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Blinken’i kabulünde tarihi bir uyarıda bulundu: “İnsanlığın geleceği ABD ve Çin’in bir arada yaşamanın doğru yolunu bulup bulamayacağına bağlıdır.”
“Dünya, Çin ve ABD’nin kalkınmasına ve ortak refahına yetecek kadar büyük” diyen Xi, “büyük güç rekabetinin” zamanın eğilimini yansıtmadığını belirterek, bundan kaçınılması gerektiğini belirtti.
Çin’in “meydan okuma” ya da ABD’yi “yerinden etme” gibi bir arayışta olmadığını belirten Xi Jinping, ABD’nin Çin’e saygı göstermesi ve meşru hakları ile çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini söyledi. Çin lideri, ABD’nin akılcı ve pragmatik tutumu benimseyerek Çin’le aynı doğrultuda çalışmasını istedi.
ABD’NİN BEŞ TAAHHÜDÜ
ABD Dışişleri Bakanı Blinken ise Beijing’deki temaslarında ABD Başkanı Biden’ın Çin’e beş taahhüdünü yineledi:
1. ABD yeni bir soğuk savaş istemiyor.
2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında değil.
3. ABD’nin ittifakları Çin’e karşı değil.
4. ABD Çin’le çatışma arayışında değil.
5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemiyor.
Blinken ayrıca ABD’nin Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını da söyledi.
AMERİKAN YALANLARI
Mesele şu ki, kağıt üzerinde ve masada gayet şık duran bu taahhütler, gerçeğe ne kadar yansıyor? ABD bu taahhütlerinin gereğini yapacak mı, yoksa bu taahhütleri Çin’i oyalamanın diplomatik aracı olarak kullanmayı sürdürecek mi?
Zira somut durum, ABD’nin taahhüt ettiklerinin tersine yaptığını gösteriyor:
1. ABD, yeni bir soğuk savaş istemediğini belirtse bile, hem kendi strateji belgelerine hem de NATO’nun strateji belgelerine Çin’i mücadele edilecek “baş rakip” olarak kaydediyor.
2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında olmadığını belirtiyor ama bir yandan da Çin Komünist Partisini (ÇKP) “baş tehdit” ilan ediyor.
3. ABD, ittifaklarının Çin’e karşı olmadığını söylüyor ama tersine AUKUS ile QUAD’ı Çin’e karşı kullanmaya çalışıyor, NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletmek istiyor, Japonya’da NATO irtibat ofisi açıyor, Japonya’yı NATO faaliyetlerine dahil ediyor.
4. ABD, Çin’le çatışma arayışında olmadığını söylüyor ama Çin karasularının dibinde savaş gemileri dolaştırarak, çatışması riski oluşturuyor.
5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemediğini söylüyor ancak Taiwan’a bağımsız bir ülke gibi davranarak adaya sık sık resmi görevliler gönderiyor; daha da önemlisi adaya silah yığıyor.
6. ABD, Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını söylüyor ama tersine yaptırımlarıyla ve sürdürdüğü ticaret savaşıyla ekonomik abluka uygulamaya çalışıyor, diğer yandan İngiltere ile birlikte Asya’da “ekonomik NATO” kurma hedefi peşinde koşuyor.
KÜRESEL GÜNEY’IN AYAĞA KALKIŞI
Kısacası, Blinken’in ziyareti mevcut tabloyu resmetmesinin ötesinde bir getiri sağlamadı; belki sadece “diplomatik iletişim kanallarını” açık tutarak, ilişkilerin gerilemesine bir parça fren yaptı, o kadar…
Yoksa ABD, emperyalist çıkarları gereği, “baş rakibi” Çin’i kuşatmaya çalışmayı elbette sürdürecek, kurallarını kendisinin yazdığı düzenin bozulmasını geciktirebilmek için elbette uğraşacak…
Ancak tüm çabaları “Küresel Güney’in” kalkınmasını önleyemeyecek. Baksanıza, Afrika bir yandan tarihte bir ilke imza atarak barış için 10 maddelik bir planla Kiev’e ve Moskova’ya gidiyor, bir yandan da sömürgeci Batı’nın kalan son askerlerini de sıra sıra topraklarından atıyor ya da son olarak Çad’da olduğu gibi silahlarını alıp dizlerinin üstüne çöktürüyor!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Haziran 2023
Messi: ‘Taiwan Çin değil mi?’
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 14/06/2023
Dünyaca ünlü Arjantinli futbolcu Lionel Messi, Beijing Havalimanında pasaport sorunu yaşadı. Üzerinde Arjantin pasaportu yerine İspanya pasaportu olan Messi geçici vizeyle ülkeye giriş yapabildi.
“Messi‘nin ‘Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu’ düşündüğü için İspanyol pasaportunu kullandığı düşünülürken, havalimanındaki görevlilere ‘Taiwan, Çin değil mi?’ dediği aktarıldı” (Sputnik, 12.6.2023).
Olay, dünya spor basınında “Messi Çin savunmasını geçemedi, Messi Çinli güvenlik güçlerine çalım atamadı” esprileriyle yorumlanırken, Messi’nin “Taiwan, Çin değil mi?” sözleri ise başlıklara taşındı.
HONDURAS’IN ‘TEK ÇİN’ POLİTİKASI
Evet, Taiwan Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır ve bunu kabul eden ülkeler listesine son olarak Honduras da katıldı:
1. Honduras 82 yıldır sürdürdüğü Taiwan’la diplomatik ilişkisini kesti (15.3.2023). Böylece Panama, El Salvador, Dominik Cumhuriyeti ve Nikaragua’dan sonra Güney Amerika ülkesi Honduras da “tek Çin” politikasına yöneldi.
Dünyada Taiwan’la diplomatik ilişkisi bulunan ülke sayısı 13’e geriledi. O ülkeler şunlar: Belize, Esvatini, Guatemala, Haiti, Marshall Adaları, Nauru, Palau, Paraguay, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Tuvalu ve Vatikan.
2. Çin ve Honduras Dışişleri Bakanları, imzaladıkları ortak bildiriyle iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri başlattı (26.3.2023).
Bildiride “Honduras Cumhuriyeti Hükümetinin dünyada tek Çin’in var olduğunu, Taiwan’ın Çin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümetinin Çin’in tamamını temsil eden tek meşru hükümet olduğunu kabul ettiği” belirtildi.
3. Honduras’ta, Çin’in Tegucigalpa Büyükelçiliği açıldı (6.6.2023).
HONDURAS, BRICS BANKASINA ÜYELİK İÇİN BAŞVURDU
4. Honduras Devlet Başkanı Xiomara Castro, Çin’i ziyaret etti (9.6.2023). Castro, süren 6 günlük ziyareti boyunca Çin Devlet Başkanı Xi Jinping başta pek çok önemli temasta bulundu, bulunuyor…
5. Honduras Devlet Başkanı Castro, 6 günlük Çin ziyareti sırasında Şanghay’a da uğradı ve burada BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın merkezine giderek, bankanın genel müdürü (Eski Brezilya Devlet Başkanı) Dilma Rousseff ile görüştü (10.6.2023).
Bu arada Honduras, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na üye olmak için resmen başvurdu. Honduras hükümetinin katılım işlemlerini yürütmek üzere teknik komisyon oluşturacağı açıklandı.
Yeni Katılım Bankası, BRICS grubu beş ülkenin 2014’teki 6. Zirve sırasında imzaladığı anlaşmayla ve 100 milyar dolar sermayeyle kurulmuştu. Bankaya daha sonra Mısır, Bangladeş ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üye oldu. Uruguay’ın üyeliği için resmi görüşmeler sürüyor. Son olarak Suudi Arabistan’ın da bankaya üye olmak istediği belirtilmişti.
6. Honduras’ın Beijing Büyükelçiliği açıldı (11.6.2023). Açılış törenine Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang ile Honduras Dışişleri Bakanı Enrique Reina katıldı.
ABD’NIN TAIWAN KIŞKIRTMASININ NEDENLERİ
Taiwan Çin’in parçasıdır ve ABD bu gerçeği 28 Şubat 1972 tarihli Şanghay Bildirisi ile kabul etti. ABD Başkanı Richard Nixon’ın imzaladığı bildiride “ABD, Taiwan Boğazı’nın her iki tarafındaki tüm Çinlilerin yalnızca bir Çin olduğunu ve Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu kabul eder” dendi.
ABD, “resmiyette” bugün de “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama uygulamada Taiwan ayrılıkçılığını kışkırtıyor.
ABD’nin bu kışkırtmasının beş temel nedeni var:
1. ABD, baş rakip gördüğü Çin’i çevrelemek istiyor.
2. ABD, Çin’e çok yakın olan bu bölgede asker bulundurmak istiyor.
3. ABD, krizli zemin üzerinde varlık bulundurma gerekçesi üretiyor. Bölgedeki ülkeleri bu kriz üzerinden Çin’e karşı kendi yedeğine almaya çalışıyor.
4. ABD, bu kartı, Çin’le farklı konulardaki müzakerelerde koz olarak elde tutmaya çalışıyor.
5. Bir trilyon dolarlık hacme ulaşması beklenen çip piyasası için süren kıran kırana mücadelede, ABD, en büyük üretici konumundaki Taiwan’ı yanına çekerek hatta ortak üretime geçerek, ticaret savaşında avantaj elde etmek istiyor.
Yani ABD’nin Uygur kışkırtması da, Taiwan kışkırtması da bir insan hakları meselesi değil, emperyalist ABD tekellerinin çıkar meselesidir.
Neyse ki ABD’nin her iki kışkırtıcılığı da dünyada kabul görmüyor ve Honduras örneğinde olduğu gibi tablo değişiyor.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
13 Haziran 2023
Körfez güvenliği ve yeni deniz koalisyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 06/06/2023
ABD 2019 yılında İran’a karşı bir “deniz koalisyonu” kurmuştu. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, hedefi “Hürmüz Boğazı ve Babül Mendep’te seyrüsefer güvenliğini sağlamak” şeklinde ilan etmişti (Cumhuriyet, 10.7.2019).
Ana karargâhı Bahreyn’de kurulan koalisyona ABD’nin yanı sıra İngiltere, Avustralya, İsrail ve Bahreyn gibi ülkeler katılmıştı (AA, 19.9.2019).
Ardından da resmi adı “Uluslararası Deniz Güvenliği Koalisyonu” olan ittifaka Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil olmuştu (Şarkul Awsat, 20.9.2019).
İRAN-RUSYA-ÇİN TATBİKATI
Kuşkusuz ABD’nin bu organizasyonu, geniş anlamda Çin ve Rusya’yı da hedef alıyordu. ABD, “Körfez güvenliği” adı altında, aslında Çin-Körfez ilişkilerinin gelişmesini önlemeye çalışıyordu. Çin’in Körfez’le enerji alışverişinde ortaya çıkabilecek sorunlar, kritik önemdeydi.
ABD’nin “Uluslararası Deniz Güvenliği Koalisyonu” ilan etmesinden yaklaşık üç ay sonra, İran, Rusya ve Çin bölgede bir deniz tatbikatı yaptı. Üç ülke, 27 Aralık 2019’da Umman Körfezi ile Hint Okyanusu’nun kuzeyinde dört gün süren Deniz Güvenlik Kemeri Tatbikatı yaptı.
İranlı Tuğamiral Gulam Rıza Tahani, “bu tatbikatla ‘İran’ın tecrit edilemez’ olduğunu dünyaya göstermeyi hedeflediklerini” açıkladı (İram, 31.12.2019).
Aslında İran, daha geniş bir hedefin peşindeydi. Körfez’in güvenlik mimarisinin inşası için “Hürmüz Barış Girişimi” kurmak istiyordu.
Konuyu BM’nin 74. Genel Kurulu’na taşıyan İran Cumhurbaşkanı Ruhani, hedeflerinin Körfez’e kıyısı olan ülkelerin barış, istikrar ve refahının yükseltilmesi için Körfez devletleri arasında işbirliğinin geliştirilmesi olduğunu belirtmişti.
ORTADOĞU’DA ABD ALEYHİNE DEĞİŞİM
Ve 4 yıl sonra ABD aleyhine tablo değişti!
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı, geçen hafta yaptığı açıklamayla “ABD öncülüğünde Körfez bölgesinde faaliyet gösteren İran karşıtı Birleşik Deniz Kuvvetleri’nden 2 ay önce çekildiğini” duyurdu (Harici, 31.5.2023).
Bu ABD için Ortadoğu’da ve Körfez’de bir büyük kayıp dahaydı. Zira şu gelişmeler ABD’nin aleyhineydi:
– 10 Mart 2023’te Çin’de İran ve Suudi Arabistan yetkilileri biraraya getirilerek barıştırıldı.
– Ardından diğer Körfez ülkeleri de İran’la normalleşmeye başladı.
– Suudi Arabistan Yemen’e ateşkes için heyet gönderdi.
– İran ve Körfez ülkeleri, Türkiye, Suriye ve Ürdün’ün de bulunduğu Bağdat Konferansı’nda Irak’ın Kalkınma Yolu Projesi’ne katıldılar.
– Ve BAE, ABD’nin Deniz Koaliyonu’ndan ayrıldığını ilan etti.
İki ayda müthiş değişimler…
Tabi öncesinde başka gelişmeler de yaşandı, onları da anımsayalım:
– 9 Mart 2022 tarihli Wall Street Journal’a göre, ABD Başkanı Biden, Ukrayna’ya destek ve enerji piyasalarının kontrolü için harekete geçmelerini istemek üzere Suudi Arabistan ve BAE prensleriyle görüşmek istemiş ancak reddedilmişti.
– Tersine, Suudi Prens Muhammed bin Selman 16 Nisan 2022’de Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüştü ve iki ülke, petrol piyasalarının kontrolü konusunda yakın hareket etmeyi sürdürme kararı aldı. Ardından OPEC+ grubu, hem de iki kez, ABD’nin üretim artırma talebinin tersine, üretimi kısma kararı altı.
– Suudi Arabistan, petrolü dolar yerine yuan ile satmak için Çin yönetimiyle görüşüyordu (Wall Street Journall, 15.3.2022)
– Suudi Arabistan, hem Mayıs 2022’de hem de Mayıs 2023’te “BRICS+ Diyalog Grubu” toplantısına katıldı.
– Suudi Arabistan, daha önce de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) “diyalog ortağı” statüsünü almıştı.
ABD’NİN DEĞİL BÖLGENİN DENİZ KOALİSYONU
Gelelim en yeni gelişmeye…
Körfez’de yeni bir deniz koalisyonu hazırlığı var…
İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Şehram İrani, ülkesinin “Suudi Arabistan ve BAE dahil olmak üzere bölge ülkeleri ile ortak deniz koalisyonu kuracağını” duyurdu (MEHR, 3.6.2023).
Amiral İrani’nin İran basınına yansıyan açıklamalarına göre bu yeni koalisyona “Katar, Bahreyn ve Irak gibi Körfez ülkeleriyle, Pakistan ve Hindistan da katılacak” (CRI Türk, 4.6.2023).
ABD, bu yeni gelişmeyi “rasyonel” görmediğini açıkladı. Çin ise olumlu baktığını belirtti.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, ülkesinin bu yeni gelişmeye dair tutumunu üç maddede özetledi:
– Ortadoğu ve Körfez bölgesinde barış ve istikrar, küresel ekonomik kalkınmanın ilerletilmesini ve enerji tedarikinin istikrarını garanti eder.
– Çin, bölge ülkelerinin diyalog yoluyla fikir ayrılıklarını gidererek iyi komşuluk ilişkisi kurmalarını desteklemektedir.
– Bölge ülkelerinin dostu olarak Çin, aktif ve yapıcı rol oynamayı sürdürecek (CRI Türk, 5.6.2023).
ÇOK KUTUPLU DÜNYANIN GETİRİLERİ
Türkiye’de ve dünyada bazı aydınlar, “çok kutupluluk çözüm değil” görüşündeler. Onlara göre ha “tek kutup, ha “çok kutup”, bir şey fark etmeyecek, tek kutup gibi çok kutup da diğer ülkelere bir yarar getirmeyecek…
Yukarıda yaptığımız şu özet bile bu görüşlerin yanlışlığını ortaya koymaktadır. Tek kutup baskısı kalktığı anda ve çok kutupluluğun sağladığı çok taraflılıkla, düşmanların ve karşıtların nasıl bir araya gelebildiği ve birlikte barış projeleri tartışabildiği görülüyor…
Tek kutup Ortadoğu’yu savaşın, işgalin ve terörün coğrafyası yapmıştı; çok kutup düşmanlıkları sona erdirmeyi, normalleşmeyi, bölgesel işbirliğini ve birlikte barış projeleri üretmeyi getirdi.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
6 Haziran 2023
Sosyalistlerin önündeki tarihi görev
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 30/05/2023
Seçimin en önemli sonuçlarından biri de sosyalistlerin aldığı oyların toplamıdır. 1 milyondan fazla seçmenin oy verdiği sosyalistler, eğer bu süreci iyi yönetebilirlerse, bağımsız bir seçenek oluşturarak en etkili muhalefete dönüşebilirler.
Bunun yolu, kuşkusuz öncelikle birlikten, ortak bir karargâh inşa etmekten ve oy veren seçmenleri örgütlü kuvvete dönüştürmekten geçmektedir.
1 MİLYONDAN FAZLA SOSYALİST OY
Öncelikle partilerin aldığı oylara bakalım:
Türkiye İşçi Partisi (TİP), 940 bin 230 kişiden oy aldı.
Sol Parti (Sol) 78 bin 32 oy aldı.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) 63 bin 509 oy aldı.
Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) 31 bin 928 oy aldı.
Türkiye Komünist Hareketi (TKH) 17 bin 864 oy aldı.
Bu beş sosyalist partinin aldığı oy toplamı 1 milyon 131 bin 563’tür. Bu Türkiye şartlarında çok önemli bir orandır. Tek çatı altında birleşmiş 1 milyon “örgütlü” sosyalist, Türkiye’nin en önemli sorunlarına gerçekçi çözümler üreterek etkili ve belirleyici bir güç olur.
SOSYALİSTLERİN BAĞIMSIZLIĞI
Burada en önemli konu, TİP’in yoluna HDP ile ittifak içinde mi devam edeceği, yoksa bağımsız sosyalist bir parti olarak mı varlığını sürdüreceğidir.
TİP içindeki eğilimin bağımsız hareket etmek olduğu anlaşılıyor. Umarım öyle olabilir.
Çünkü sosyalistlerin 30 yıldır etnik milliyetçi Kürt partileri ile birlikte hareket etmeleri sosyalist partileri büyütmedi, tersine eritti. Diğer yandan sosyalist partilerin varlığı Kürt partilerini Türkiye partisi de yapamadı.
TİP’in Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan ayrılarak bağımsız hareket etmesi, hem kendisini hem de genel olarak sosyalistlerin önünü açacak bir adım olacaktır.
TİP’in TBMM’de 4 milletvekilinin bulunması çok değerlidir.
Gezi’de Haziran Halk Hareketi’ne omuz veren aydınlar ile sanatçıların da bu seçimde TİP’e destek vermeleri, yarınlar için umuttur.
GÜÇ MERKEZİ İNŞASI
Ancak Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı olarak 3. kez cumhurbaşkanı olduğu ve Cumhuriyet’in kazanımlarının daha da tasfiye edileceği bu yeni süreçte, sosyalistlerin birlikte mücadele etmesi, devrimci bir karargâh, ortak bir güç merkezi inşa ederek gerçek muhalefet yürütmesi, kritik önemdedir.
Öyle ki bu sosyalistlerin önündeki tarihi görev ve sorumluluktur. Türk Devriminin burjuvazi-toprak ağaları ittifakı ile Atlantik sürecinde boğdurulmasının sonucu olarak ülkenin Siyasal İslamcılığa teslim edilmesinin ardından, “devrimci cumhuriyetçi” çıkışın en önemli aktörü sosyalistler olacaktır.
O nedenle, 2023 seçimine katılan ve toplamda 1 milyondan fazla oy alan sosyalist partiler, hızla güç birliği yapmalı, seçimlere katılmamış sosyalist partileri de dahil ederek devrimci bir karargâh, ortak bir güç merkezi inşa etmelidir.
Bu merkezin temel hedefi, öncelikle oy veren seçmenleri örgütlemek olmalıdır.
Burada, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar gözönünde bulundurularak, sosyalizmin yeni insanına yakışır vaziyette, geçmiş ayrılıkları ya da daha çok/daha az oy farkını gözetmeden güç birliği yapabilmek tarihi önemdedir. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenler ülkeye de sosyalizm davasına da büyük zarar vermiş olacaktır.
Türkiye sosyalistlerinin önündeki bu fırsat kaçırılamaz!
Burada en eski tüfeklerden yaşayan 68’lilere, 78’lilerden çeşitli nedenlerle örgütsüzlüğe düşmüş sosyalistlere kadar geniş bir çevreye de ayrıca sorumluluk düşmektedir. Zira bu geniş kesim, ayrılıkları gidermede yapıştırıcı fonksiyonu izleyebilir.
SOSYALİST-KEMALİST İTTİFAK
Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da ekonomide serbest piyasacı, dış politikada Atlantikçi/NATO’cu partiler koalisyonlarıdır.
Bu iki cephenin mücadelesinden Türkiye’nin asıl sorunlarına çareler üretilemeyecektir.
1 milyondan fazla sosyalistin örgütlü gücü işte bu şartlarda, Türkiye’nin asıl ana muhalefet partisi demektir.
Dahası, güçlü bir sosyalist muhalefet, CHP’nin de sağa kaymasını durdurur; 70’lerde olduğu gibi CHP’yi daha halkçı, kamucu, solcu bir çizgiye çeker.
Kaldı ki sosyalistlerin gücü ve etkisi, orta ve uzun vadede Kemalistlerle “devrimci cumhuriyet” için ittifak demektir. Nitekim Türkiye’yi emperyalizme göbekten bağlı Türk-İslam sentezinden kurtarmanın tek çözümü de budur: Sosyalist-Kemalist İttifak…
TARİHİ SORUMLULUK
1 milyon örgütlü sosyalist, Türkiye’nin Ortacağ’ın karanlığına iyice yuvarlanmasının önündeki sigortadır.
1 milyon örgütlü sosyalist, Türkiye’nin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesinin önündeki sigortadır.
1 milyon örgütlü sosyalist, devrimci cumhuriyeti inşa etmenin teminatıdır.
TİP başta seçime giren sosyalist partiler, bu tarihi sorumluluğu yerine getirmelidir.
Sol seçeneğin modeli, önyargısız ortak çabayla hep birlikte tasarlanabilir.
Ama önce sosyalistlerin bağımsız bir seçenek oluşturmalarının elzem olduğunu ve bu modelin oluşturulabileceğini kabul etmek gerekir!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
30 Mayıs 2023
Çin-Orta Asya işbirliğinin önemi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 23/05/2023
Çin ile beş Orta Asya ülkesini bir araya getiren “C+C5” platformu, ilk kez 2020’de dışişleri bakanları düzeyinde toplanmış ve devamında her yıl düzenli şekilde bir araya gelmişti.
Ancak bu yıl ilk kez liderler zirvesi yapıldı.
Zirvenin adresi, Çin’in Xian kentiydi. Bu kent özel olarak seçilmişti, çünkü tarihi ipek yolunun başladığı yerdi.
Haliyle bu tercih, Çin ile Orta Asya ülkeleri arasındaki Kuşak ve Yol’a atıf yapıyordu. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Kuşak ve Yol’u ilk kez 10 yıl önce Orta Asya ülkesi Kazakistan’da ilan etmişti.
ABD’NİN ORTA ASYA HESABI
Zirve, ABD’nin Orta Asya’da varlık bulundurmaya çalıştığı bir süreçte yapıldı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bu yıl şubat ayında Orta Asya ülkelerini ziyaret etmişti.
ABD, Orta Asya’ya verdiği önem nedeniyle, konuyu G7 gibi liderlik ettiği platformların da gündemine alıyordu.
Orta Asya’yı Avrasya’nın kalpgahı ve dünya egemenliğinin kilit merkezi olarak gören ABD, bölgede varlık bulundurarak Çin ile Rusya’nın ortasına girmeye çalışıyor. Böylece hem Rusya’ya hem de Çin’e karşı, diğer bölgelere ek olarak Orta Asya’dan da çifte çevreleme yapmak istiyor.
ABD’nin bu planlarını kuşkusuz Beijing de Moskova da görüyor. Tam da bu nedenle liderler zirvesinden önce yapılan Çin+Orta Asya ülkeleri dışişleri bakanları toplantısında Beijing şu mesajı vermişti: “Orta Asya jeopolitik oyunların değil, kazan-kazan işbirliğinin sahası olmalı.”
TURUNCU DARBELERE GEÇİT YOK
Bu konu, liderler zirvesinin de öne çıkan konusuydu. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, zirvede bu uyarıyı yaptı: “Dış güçlerin bölge ülkelerinin iç işlerine müdahale etmesine ve renkli devrimler sahneye koymasına şiddetle karşı çıkacağız.”
ABD geçen yıllarda Kırgızistan’da, son olarak da Ocak 2022’de Kazakistan’da renkli devrim / turuncu darbe girişiminde bulunmuştu. Bölgede Washington’la uyumlu iktidarlar oluşturarak, o ülkede askeri üs açmak, ABD’nin en büyük arzusu.
ABD açısından bölge aynı zamanda Uygur ve Tibet kışkırtıcılığı ile Hindistan-Pakistan ve Hindistan-Çin arasında sorun kaşıma alanı olarak önem kazanıyor.
ÖNEMLİ İŞBİRLİĞİ KARARLARI ALINDI
Orta Asya ülkeleri Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ı satranç tahtasında taş olarak gören ve bu ülkeleri Çin ve Rusya’ya karşı piyon olarak kullanmak isteyen ABD’nin girişimlerine en iyi yanıt ise zirvede alınan kararlar oldu.
Çin ile beş Orta Asya ülkesi arasında Xian Bildirisi ve çok kapsamlı işbirliği anlaşmaları imzalandı. Bunlardan başlıcaları şunlardı:
– Çin, beş Orta Asya ülkesine 3,8 milyar dolar mali destek ve hibe verecek.
– Çin Kalkınma Bankası ile Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’daki ilgili bankalar arasında 2 kredi anlaşması ve 2 işbirliği belgesi imzalandı. İşbirliği projeleri; KOBİ’leri, tarımı, endüstriyel işbirliğini ve halkın yaşam alanlarını kapsıyor. Çin Kalkınma Bankası, bu amaçla 10 milyar yuan’lık (yaklaşık 1,4 milyar dolarlık) bir özel kredi oluşturdu.
– Çin ile Orta Asya ülkeleri arasında 10’dan fazla mekanizma kurulacak. Çin-Orta Asya Mekanizması Daimi Sekreterliği, Çin’de kurulacak.
– Kuşak ve Yol, Orta Asya ülkelerinin ulusal kalkınma stratejileriyle birleştirilecek.
– Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesi geliştirilecek. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov, bu projenin Orta Asya’yı Türkiye üzerinden Avrupa’yla, İran ve Ortadoğu üzerinden de Kuzey Afrika’yla birleştireceğine” dikkat çekti.
ASYA YÜZYILINDA, BİRLİKTE…
Özetle Çin ile beş Orta Asya ülkesi arasında varılan mutabakatlar, Orta Asya’yı satranç tahtası, Orta Asya ülkelerini de satranç taşı olarak gören ABD emperyalizmine karşı önemli bir yanıt oldu.
Bu zürveyle birlikte artık Kuşak ve Yol, önümüzdeki süreçte Çin ile Orta Asya ülkelerini, kazan-kazan işbirliği ile saha sıkı saracak.
Ve en önemlisi… Çin ile Orta Asya ülkelerinin bu işbirliği, Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki Türk Devletler Topluluğu ile birbirini destekleyen yapılar olarak Asya Yüzyılında birlikte yükselmelidir…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Mayıs 2023
Dış politikanın seçime etkisi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 16/05/2023
Çoğu ülkede dış politikanın seçime etkisi yok ya da azdır. Ama Türkiye’de dış politikanın seçime etkisi, çoğu ülkeye göre açık ara fazladır.
Dünyada rüzgarın ABD’den estiği şartlarda bile, çoğu parti, öyle olmasına rağmen açıktan Amerikancılık yapamamıştır. Çünkü Türkiye’de milliyetçilik her dönem güçlüdür. Hatta öyle ki zaman zaman özünde Amerikancı olan partiler bile, seçimlerde Amerikancı olmadıklarını göstermeye uğraşırlar.
Diğer yandan tablo özellikle son 10 yılda büyük değişim geçirmektedir. Çok kutuplu dünyanın oluşmaya başlaması, Asya-Pasifik’in güçlenip Atlantik’in zayıflaması, gelişen dünyanın artık ABD saldırganlığına karşı durabilmesi vb etkiler, Türkiye seçimlerinde genel tabloyu iyice değiştirmiştir. Öyle ki seçimlerde artık açıktan Amerikancılık ve Avrupacılık yapan parti neredeyse kalmamıştır.
Öte yandan her yıl Türk halkının diğer ülkelere bakışını ortaya koyan araştırma sonuçları da bu gerçeğe işaret etmektedir: Türk halkı, ABD’ye, AB’ye yoğun oranda karşıdır:
İKİ HATA
Muhalefet bloğunun seçim sürecinde izlediği dış politika çizgisi ise yukarıda özetlemeye çalıştığımız tabloyu yok sayar nitelikteydi:
1) CHP aslında AKP’den çok farklı bir dış politika izle(ye)meyeceği halde, daha Batıcı bir görüntü verdi. Oysa tersine AKP “Batıya mesafeli” biz görüntü ortaya koymaya çalıştı.
Gerçekte AKP de CHP de çok kutuplu yeni dünyanın gerçeklerine uygun olarak çok taraflılık izleyecekti. Nitekim James Jeffrey başta eski ABD büyükelçileri de seçimin sonucunun Türk dış politikasında büyük değişiklik oluşturmayacağını, sadece üslubun yumuşayacağını belirtiyorlardı.
2) Diğer yandan CHP, seçim sürecinde birkaç kez doğrudan Rusya’yı hedef alma, Rusya’ya karşı konumlanma hatası yaptı.
Önce “Rusya’ya NATO üyesi olduğumuzu anımsatacağız” denilerek hata yapıldı ama sonrasında bu Kılıçdaroğlu’nun Moskova’daki bir toplantıya gönderdiği mektupla düzeltildi; “Türkiye-Rusya ilişkileri değişmeyecek” mesajı verildi. Ancak seçime bir hafta kala, bu kez “Rusya’ya yaptırım uygulama” açıklaması yapıldı. En vahimi de seçime üç gün kala “seçime müdahale ettiği varsayımı” üzerinden Rusya’nın doğrudan hedef alınmasıydı.
DIŞ POLİTİKANIN ETKİLEDİĞİ FAKTÖRLER
Pek çok seçmen nezdinde, bir partinin dış politika konumlanması, ekonomiden küresel ve bölgesel siyasetlere kadar izlenecek yola işaret ediyor. Bu nedenle de seçime, olması gerekenden fazla etki yapıyor.
Şöyle ki:
Eğer bir parti Rusya’yla, Çin’le, Asya’yla işbirliğini önemsemeyi dış politikasının önceliği haline getirirse, bu toplamda şu anlamlara geliyor:
1) O parti yeni eğilime uygun olarak dolarla ticareti azaltacak, ikili ticaretinde yerel paraları kullanacaktır.
2) O parti, Ukrayna meselesine ABD gözlüğü ile bakmayacak, haliyle ABD’nin zorladığı yaptırımlara büyük ölçüde uymayacak, Ukrayna merkezli cephenin genişletilmesi çağrılarına karşı durarak Karadeniz’de statüyü Montrö Sözleşmesi ile koruyacaktır.
3) O parti, ABD’nin Ortadoğu planlarına karşı olacak ve onun gereği olarak da komşuları ve bölge ülkeleriyle işbirliğini esas alacaktır.
4) O parti, yükselen Asya ekonomisinden Türkiye’nin daha çok pay alabilmesi için Asya’nın örgütlerinde, platformlarında, organizasyonlarında daha çok boy gösterecek.
5) O parti, haliyle ABD’nin Kıbrıs, Ermeni, Uygur, Tayvan kışkırtmalarına karşı daha Türkiyeci ve Asyacı bir siyaset izleyecek.
Bu beş maddede ve artırılacak maddelerde, partilerin izleyeceği siyasetin tonu biraz daha açılabilir ya da daha koyulaşabilir ama genel perspektif böyledir.
ESKİ TÜR BATICILIK DÖNEMİ KAPANDI
Sonuç olarak Kılıçdaroğlu’nun ve kurmaylarının seçim sürecinde izlediği ve kamuoyunda “Daha Batıcı ve Rusya’ya karşı mesafeli” görüntü anlamına gelen çizgi, milliyetçi oyların kaymasını sağlamış görünüyor. (Çünkü ABD karşılığı üzerinden milliyetçilik, klasik Rusya karşıtlığı üzerinden milliyetçiliği aşmıştır.)
Bu durumda 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur öncesinde, bu görüntünün düzeltilmesi gerekiyor. Zira bu aslında bir gerçeğe de dayanmak demektir.
O gerçek şudur: Türkiye’yi kim yönetirse yönetsin, artık eskisi türden bir Batıcılık yapamayacaktır ve çok kutupluluğun gereğine uygun siyaset izlemek durumda olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Mayıs 2023
ABD’nin mali saldırganlığına karşı güvenli liman: BRICS
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 03/05/2023
BRICS Güney Afrika Temsilcisi Anil Sooklal, 19 ülkenin birliğe katılmak için başvuruda bulunduğunu duyurdu (Bloomberg, 24.4.2023). Sooklal, “13 ülke resmen başvurdu. Buna ek olarak 6 ülke de gayri resmi olarak başvuruda bulundu” dedi.
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS, 2-3 Haziran’da yapacağı toplantıda “genişleme stratejisini” tartışacak.
Peki aralarında Suudi Arabistan’ın da olduğu bu ülkeler, neden BRICS’e katılmak istiyor? İşte o nedenler:
1. BRICS: ÇEKİM MERKEZİ
Gelişen dünyanın ekonomi grubu olarak BRICS, gelişmiş dünyanın zenginler kulübü G7’yi geçti: “BRICS ülkelerinin bu yıl dünyadaki ekonomik büyümeye toplu olarak yüzde 32.1 oranında katkıda bulunacağı tahmin edilirken bu oran G7’de yüzde 29.9’dur” (criturk.com, 1.5.2023).
BRICS’in dünya gayrisafi yurtiçi hasıladaki payı da G7’yi geçiyor. 2028’de BRICS’in dünya gayrisafi yurtiçi hasıladaki payının yüzde 33,6, G7’nin ise yüzde 27,8 olacağı öngörülüyor (criturk.com, 1.5.2023).
Diğer yandan IMF’nin nisan ayında yayımladığı yeni raporu da, dünyanın ekonomik büyümesine BRICS ülkelerinin katkısının daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Şöyle ki dünya ekonomisi 2023’te yüzde 2.8 büyüyecek. Merkezinde ABD’nin olduğu Batı ülkeleri ise yüzde 1.3 büyüyecek.
Peki Batı yüzde 1.3 büyürken dünya nasıl yüzde 2.8 büyümüş olacak? Çünkü gelişmekte olan ülkeler yüzde 3,9 büyüyecek. IMF raporuna göre Çin’in 2023’teki büyümesi yüzde 5,2 olacak.
Yani dünya ekonomisi, G7’den çok BRICS ülkelerinin büyümesiyle büyüyor olacak.
Bu tablo, haliyle BRICS’i gelişmekte olan ülkeler açısından bir çekim merkezi haline getiriyor.
2. MALİ BAĞIMSIZLIK
BRICS’in büyümesi ve G7’yi geçmesi, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın da büyümesine yol açıyor. Bankanın büyümesi ise BRICS ve diğer ülkelerin kalkınma eksikliklerini gidermek için daha iyi mali kaynaklara sahip olması demektir.
BRICS Yeni Kalkınma Bankası, gelişmekte olan ülkeler açısından Dünya Bankası ve IMF’ye göre çok daha çekici bir seçenek oldu. Sadece daha iyi mali olanaklar nedeniyle değil, o olanakların sunulmasında siyasi şartların olmaması nedeniyle…
Zenginler kulübü ile en zengin ABD’nin kurduğu düzenin bankaları ve fonları, Dünya Bankası ve IMF (ki gelişen dünya ülkelerin buralarda da ağırlığı artmaya başladı), kredileri siyasi şartlara bağlarken, BRICS Yeni Kalkınma Bankası siyasi şart koşmuyor.
Haliyle bu durum, gelişen ülkeler açısından daha fazla mali bağımsızlık anlamına geliyor.
3. ABD YAPTIRIMLARINA KARŞI DAYANAK
Emperyalist ABD, mali yaptırımları bir süredir dış politikasının en önemli silahı haline getirmiş durumda.
ABD, siyasetlerini değiştirmek istediği ülkelere karşı ekonomik yaptırım uyguluyor, dolar gücüyle bu ülkeleri kendi stratejisine eklemlemek istiyor, mali operasyonlarla bu ülkelerin ekonomisini zarara uğratıyor.
İşte bu şartlarda, BRICS, gelişen dünya için ABD’ye karşı bir dayanak haline geldi.
Pek çok ülke bu nedenle BRICS’e üye olmak istiyor, çünkü BRICS’i ABD’nin mali saldırganlığına karşı güvenli bir liman olarak görüyor.
4. ABD DOLARINA KARŞI BRICS PARASI
BRICS ülkelerinin kendi aralarındaki ticarette ulusal paralara yönelmesi, dolarla süngülenen ülkeler açısından bir umut oldu. Bu model, dolar egemenliği altında ekonomisi zarara uğrayan ülkeler açısından da uygulunabilirliği resmetti.
Yani BRICS, ABD dolarına bağımlılığı azaltmada, gelişmekte olan ülkeler açısından bir güvence ve işler platform oldu. Pek çok ülke, BRICS ülkeleriyle ticaretinde ulusal paralara yöneldi.
Öte yandan BRICS, “ortak para” konusunda da hazırlık yapıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BRICS’in ağustos ayında düzenlenecek zirvede, ortak para birimi konusunu ele alacağını duyurmuştu (AA, 25.1.2023).
Böylece haziranda genişleme, ağustosta ortak para birimi konularını ele alarak, BRICS önemli bir atılım yapmış olacak.
KURAL KOYMA HAKKI
Peki BRICS’in genişlemesi, “Geniş BRICS” açısından ne anlama gelecek?
BRICS’in genişlemesi, gelişmekte olan ülkelerin küresel siyasetlerdeki etkisini ve ağrılığını artıracaktır, çıkarlarını daha iyi koruyacaktır.
“Kurallarını ABD’nin yazdığı” düzenin yerine yenisi adım adım inşa olurken, o düzenin kurallarını belirlemede gelişen dünyanın daha fazla etkisi ve söz hakkı, kısacası kural koyma hakkı olacaktır.
Gelişen dünyanın kural koyma hakkının artması da gelişmiş dünyanın kural koyma tekelini kırmak ve çıkarları dengelemek demektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2023