Archive for category CGTN Türk

Çin’in 3 uyarısı, ABD’nin 6 yalanı

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “balon’dan” krizle ertelediği Çin ziyaretini yaptı. Blinken Beijing’e iki günlük ziyaretinde önce Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, ardından da ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi ile görüştü; son olarak da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından kabul edildi.

Blinken’in “balon’dan” kriz ertelemesi bile aslında Çin-ABD ilişkilerinin durumunu ortaya koymaya yetiyor. Nitekim Blinken’le görüşmesi sırasında Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, “Çin-ABD ilişkileri, diplomatik bağların kurulmasından bu yana en kötü noktada” dedi.

Her iki tarafın da “ilişkilerde yumuşama” hedefini gözettiği temaslarda hedefe ne kadar yaklaşıldığı ve Qin Gang’ın dikkat çektiği “en kötü noktadan” bir parça uzaklaşılıp uzaklaşılmadığı tartışılır. Zira özetle temaslar Çin’in net tutumunu yinelemesi ve ABD’nin uygulamaya yansımayan taahhütlerine sahne oldu.

TAYVAN EN ÖNEMLİ KONU

1. Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, Taiwan sorununun Çin’in en temel çıkarı, en önemli meselesi ve Çin-ABD ilişkilerindeki en belirgin risk olduğunu belirterek, ABD’ye üç çağrıda bulundu:

– ABD, “tek Çin” ilkesine bağlı kalmalı.

– ABD, Çin-ABD diplomatik ilişkilerinin temelini oluşturan “Üç Ortak Bildiri”deki yükümlülüklerini yerine getirmeli.

– ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdüne uymalı.

YA İŞBİRLİĞİ YA ÇATIŞMA

2. ÇKP Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Başkanı Wang Yi, Blinken’le görüşmesinde ilişkilerin kritik bir noktada olduğunu belirterek “işbirliği ya da çatışma” yollarından birisinin seçilmesi gerektiğini belirtti.

Wang Yi, ABD’nin “her ülke güçlenince mutlaka hegemonya peşinde olur” düşüncesinin doğru olmadığını, Batılı geleneksel büyük ülkelerin gelişim izlerine göre Çin’e bakmanın yanlış olduğunu belirtti.

Wang Yi, ABD’nin “Çin tehdidi” iddiasını kışkırtmayı artık bırakması gerektiğini belirterek, Blinken’den üç talepte bulundu:

– ABD, Çin’e karşı tek taraflı yasadışı yaptırımlarını iptal etmeli.

– ABD, Çin’in teknolojik gelişmesine baskı yapmayı durdurmalı.

– ABD, Çin’in içişlerine karışmamalı.

İNSANLIĞIN GELECEĞİ ÇİN-ABD İLİŞKİSİNE BAĞLI

3. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Blinken’i kabulünde tarihi bir uyarıda bulundu: “İnsanlığın geleceği ABD ve Çin’in bir arada yaşamanın doğru yolunu bulup bulamayacağına bağlıdır.”

“Dünya, Çin ve ABD’nin kalkınmasına ve ortak refahına yetecek kadar büyük” diyen Xi, “büyük güç rekabetinin” zamanın eğilimini yansıtmadığını belirterek, bundan kaçınılması gerektiğini belirtti.

Çin’in “meydan okuma” ya da ABD’yi “yerinden etme” gibi bir arayışta olmadığını belirten Xi Jinping, ABD’nin Çin’e saygı göstermesi ve meşru hakları ile çıkarlarına zarar vermemesi gerektiğini söyledi. Çin lideri, ABD’nin akılcı ve pragmatik tutumu benimseyerek Çin’le aynı doğrultuda çalışmasını istedi.

ABD’NİN BEŞ TAAHHÜDÜ

ABD Dışişleri Bakanı Blinken ise Beijing’deki temaslarında ABD Başkanı Biden’ın Çin’e beş taahhüdünü yineledi:

1. ABD yeni bir soğuk savaş istemiyor.

2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında değil.

3. ABD’nin ittifakları Çin’e karşı değil.

4. ABD Çin’le çatışma arayışında değil.

5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemiyor.

Blinken ayrıca ABD’nin Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını da söyledi.

AMERİKAN YALANLARI

Mesele şu ki, kağıt üzerinde ve masada gayet şık duran bu taahhütler, gerçeğe ne kadar yansıyor? ABD bu taahhütlerinin gereğini yapacak mı, yoksa bu taahhütleri Çin’i oyalamanın diplomatik aracı olarak kullanmayı sürdürecek mi?

Zira somut durum, ABD’nin taahhüt ettiklerinin tersine yaptığını gösteriyor:

1. ABD, yeni bir soğuk savaş istemediğini belirtse bile, hem kendi strateji belgelerine hem de NATO’nun strateji belgelerine Çin’i mücadele edilecek “baş rakip” olarak kaydediyor.

2. ABD, Çin’in sistemini değiştirme arayışında olmadığını belirtiyor ama bir yandan da Çin Komünist Partisini (ÇKP) “baş tehdit” ilan ediyor.

3. ABD, ittifaklarının Çin’e karşı olmadığını söylüyor ama tersine AUKUS ile QUAD’ı Çin’e karşı kullanmaya çalışıyor, NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletmek istiyor, Japonya’da NATO irtibat ofisi açıyor, Japonya’yı NATO faaliyetlerine dahil ediyor.

4. ABD, Çin’le çatışma arayışında olmadığını söylüyor ama Çin karasularının dibinde savaş gemileri dolaştırarak, çatışması riski oluşturuyor.

5. ABD, Taiwan’ın bağımsızlığını desteklemediğini söylüyor ancak Taiwan’a bağımsız bir ülke gibi davranarak adaya sık sık resmi görevliler gönderiyor; daha da önemlisi adaya silah yığıyor.

6. ABD, Çin’i ekonomik olarak ablukaya almaya çalışmadığını söylüyor ama tersine yaptırımlarıyla ve sürdürdüğü ticaret savaşıyla ekonomik abluka uygulamaya çalışıyor, diğer yandan İngiltere ile birlikte Asya’da “ekonomik NATO” kurma hedefi peşinde koşuyor.

KÜRESEL GÜNEY’IN AYAĞA KALKIŞI

Kısacası, Blinken’in ziyareti mevcut tabloyu resmetmesinin ötesinde bir getiri sağlamadı; belki sadece “diplomatik iletişim kanallarını” açık tutarak, ilişkilerin gerilemesine bir parça fren yaptı, o kadar…

Yoksa ABD, emperyalist çıkarları gereği, “baş rakibi” Çin’i kuşatmaya çalışmayı elbette sürdürecek, kurallarını kendisinin yazdığı düzenin bozulmasını geciktirebilmek için elbette uğraşacak…

Ancak tüm çabaları “Küresel Güney’in” kalkınmasını önleyemeyecek. Baksanıza, Afrika bir yandan tarihte bir ilke imza atarak barış için 10 maddelik bir planla Kiev’e ve Moskova’ya gidiyor, bir yandan da sömürgeci Batı’nın kalan son askerlerini de sıra sıra topraklarından atıyor ya da son olarak Çad’da olduğu gibi silahlarını alıp dizlerinin üstüne çöktürüyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Haziran 2023

Yorum bırakın

Messi: ‘Taiwan Çin değil mi?’

Dünyaca ünlü Arjantinli futbolcu Lionel Messi, Beijing Havalimanında pasaport sorunu yaşadı. Üzerinde Arjantin pasaportu yerine İspanya pasaportu olan Messi geçici vizeyle ülkeye giriş yapabildi.

Messi‘nin ‘Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu’ düşündüğü için İspanyol pasaportunu kullandığı düşünülürken, havalimanındaki görevlilere ‘Taiwan, Çin değil mi?’ dediği aktarıldı” (Sputnik, 12.6.2023).

Olay, dünya spor basınında “Messi Çin savunmasını geçemedi, Messi Çinli güvenlik güçlerine çalım atamadı” esprileriyle yorumlanırken, Messi’nin “Taiwan, Çin değil mi?” sözleri ise başlıklara taşındı.

HONDURAS’IN ‘TEK ÇİN’ POLİTİKASI

Evet, Taiwan Çin topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır ve bunu kabul eden ülkeler listesine son olarak Honduras da katıldı:

1. Honduras 82 yıldır sürdürdüğü Taiwan’la diplomatik ilişkisini kesti (15.3.2023). Böylece Panama, El Salvador, Dominik Cumhuriyeti ve Nikaragua’dan sonra Güney Amerika ülkesi Honduras da “tek Çin” politikasına yöneldi.

Dünyada Taiwan’la diplomatik ilişkisi bulunan ülke sayısı 13’e geriledi. O ülkeler şunlar: Belize, Esvatini, Guatemala, Haiti, Marshall Adaları, Nauru, Palau, Paraguay, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Tuvalu ve Vatikan.

2. Çin ve Honduras Dışişleri Bakanları, imzaladıkları ortak bildiriyle iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri başlattı (26.3.2023).

Bildiride “Honduras Cumhuriyeti Hükümetinin dünyada tek Çin’in var olduğunu, Taiwan’ın Çin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümetinin Çin’in tamamını temsil eden tek meşru hükümet olduğunu kabul ettiği” belirtildi.

3. Honduras’ta, Çin’in Tegucigalpa Büyükelçiliği açıldı (6.6.2023).

HONDURAS, BRICS BANKASINA ÜYELİK İÇİN BAŞVURDU

4. Honduras Devlet Başkanı Xiomara Castro, Çin’i ziyaret etti (9.6.2023). Castro, süren 6 günlük ziyareti boyunca Çin Devlet Başkanı Xi Jinping başta pek çok önemli temasta bulundu, bulunuyor…

5. Honduras Devlet Başkanı Castro, 6 günlük Çin ziyareti sırasında Şanghay’a da uğradı ve burada BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın merkezine giderek, bankanın genel müdürü (Eski Brezilya Devlet Başkanı) Dilma Rousseff ile görüştü (10.6.2023).

Bu arada Honduras, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na üye olmak için resmen başvurdu. Honduras hükümetinin katılım işlemlerini yürütmek üzere teknik komisyon oluşturacağı açıklandı.

Yeni Katılım Bankası, BRICS grubu beş ülkenin 2014’teki 6. Zirve sırasında imzaladığı anlaşmayla ve 100 milyar dolar sermayeyle kurulmuştu. Bankaya daha sonra Mısır, Bangladeş ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üye oldu. Uruguay’ın üyeliği için resmi görüşmeler sürüyor. Son olarak Suudi Arabistan’ın da bankaya üye olmak istediği belirtilmişti.

6. Honduras’ın Beijing Büyükelçiliği açıldı (11.6.2023). Açılış törenine Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang ile Honduras Dışişleri Bakanı Enrique Reina katıldı.

ABD’NIN TAIWAN KIŞKIRTMASININ NEDENLERİ

Taiwan Çin’in parçasıdır ve ABD bu gerçeği 28 Şubat 1972 tarihli Şanghay Bildirisi ile kabul etti. ABD Başkanı Richard Nixon’ın imzaladığı bildiride “ABD, Taiwan Boğazı’nın her iki tarafındaki tüm Çinlilerin yalnızca bir Çin olduğunu ve Taiwan’ın Çin’in bir parçası olduğunu kabul eder” dendi.

ABD, “resmiyette” bugün de “tek Çin” politikasını kabul ediyor ama uygulamada Taiwan ayrılıkçılığını kışkırtıyor.

ABD’nin bu kışkırtmasının beş temel nedeni var:

1. ABD, baş rakip gördüğü Çin’i çevrelemek istiyor.

2. ABD, Çin’e çok yakın olan bu bölgede asker bulundurmak istiyor.

3. ABD, krizli zemin üzerinde varlık bulundurma gerekçesi üretiyor. Bölgedeki ülkeleri bu kriz üzerinden Çin’e karşı kendi yedeğine almaya çalışıyor.

4. ABD, bu kartı, Çin’le farklı konulardaki müzakerelerde koz olarak elde tutmaya çalışıyor.

5. Bir trilyon dolarlık hacme ulaşması beklenen çip piyasası için süren kıran kırana mücadelede, ABD, en büyük üretici konumundaki Taiwan’ı yanına çekerek hatta ortak üretime geçerek, ticaret savaşında avantaj elde etmek istiyor.

Yani ABD’nin Uygur kışkırtması da, Taiwan kışkırtması da bir insan hakları meselesi değil, emperyalist ABD tekellerinin çıkar meselesidir.

Neyse ki ABD’nin her iki kışkırtıcılığı da dünyada kabul görmüyor ve Honduras örneğinde olduğu gibi tablo değişiyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
13 Haziran 2023

Yorum bırakın

Körfez güvenliği ve yeni deniz koalisyonu

ABD 2019 yılında İran’a karşı bir “deniz koalisyonu” kurmuştu. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, hedefi “Hürmüz Boğazı ve Babül Mendep’te seyrüsefer güvenliğini sağlamak” şeklinde ilan etmişti (Cumhuriyet, 10.7.2019).

Ana karargâhı Bahreyn’de kurulan koalisyona ABD’nin yanı sıra İngiltere, Avustralya, İsrail ve Bahreyn gibi ülkeler katılmıştı (AA, 19.9.2019).

Ardından da resmi adı “Uluslararası Deniz Güvenliği Koalisyonu” olan ittifaka Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil olmuştu (Şarkul Awsat, 20.9.2019).

İRAN-RUSYA-ÇİN TATBİKATI

Kuşkusuz ABD’nin bu organizasyonu, geniş anlamda Çin ve Rusya’yı da hedef alıyordu. ABD, “Körfez güvenliği” adı altında, aslında Çin-Körfez ilişkilerinin gelişmesini önlemeye çalışıyordu. Çin’in Körfez’le enerji alışverişinde ortaya çıkabilecek sorunlar, kritik önemdeydi.

ABD’nin “Uluslararası Deniz Güvenliği Koalisyonu” ilan etmesinden yaklaşık üç ay sonra, İran, Rusya ve Çin bölgede bir deniz tatbikatı yaptı. Üç ülke, 27 Aralık 2019’da Umman Körfezi ile Hint Okyanusu’nun kuzeyinde dört gün süren Deniz Güvenlik Kemeri Tatbikatı yaptı.

İranlı Tuğamiral Gulam Rıza Tahani, “bu tatbikatla ‘İran’ın tecrit edilemez’ olduğunu dünyaya göstermeyi hedeflediklerini” açıkladı (İram, 31.12.2019).

Aslında İran, daha geniş bir hedefin peşindeydi. Körfez’in güvenlik mimarisinin inşası için “Hürmüz Barış Girişimi” kurmak istiyordu.

Konuyu BM’nin 74. Genel Kurulu’na taşıyan İran Cumhurbaşkanı Ruhani, hedeflerinin Körfez’e kıyısı olan ülkelerin barış, istikrar ve refahının yükseltilmesi için Körfez devletleri arasında işbirliğinin geliştirilmesi olduğunu belirtmişti.

ORTADOĞU’DA ABD ALEYHİNE DEĞİŞİM

Ve 4 yıl sonra ABD aleyhine tablo değişti!

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı, geçen hafta yaptığı açıklamayla “ABD öncülüğünde Körfez bölgesinde faaliyet gösteren İran karşıtı Birleşik Deniz Kuvvetleri’nden 2 ay önce çekildiğini” duyurdu (Harici, 31.5.2023).

Bu ABD için Ortadoğu’da ve Körfez’de bir büyük kayıp dahaydı. Zira şu gelişmeler ABD’nin aleyhineydi:

– 10 Mart 2023’te Çin’de İran ve Suudi Arabistan yetkilileri biraraya getirilerek barıştırıldı.

– Ardından diğer Körfez ülkeleri de İran’la normalleşmeye başladı.

– Suudi Arabistan Yemen’e ateşkes için heyet gönderdi.

– İran ve Körfez ülkeleri, Türkiye, Suriye ve Ürdün’ün de bulunduğu Bağdat Konferansı’nda Irak’ın Kalkınma Yolu Projesi’ne katıldılar.

– Ve BAE, ABD’nin Deniz Koaliyonu’ndan ayrıldığını ilan etti.

İki ayda müthiş değişimler…

Tabi öncesinde başka gelişmeler de yaşandı, onları da anımsayalım:

– 9 Mart 2022 tarihli Wall Street Journal’a göre, ABD Başkanı Biden, Ukrayna’ya destek ve enerji piyasalarının kontrolü için harekete geçmelerini istemek üzere Suudi Arabistan ve BAE prensleriyle görüşmek istemiş ancak reddedilmişti.

– Tersine, Suudi Prens Muhammed bin Selman 16 Nisan 2022’de Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüştü ve iki ülke, petrol piyasalarının kontrolü konusunda yakın hareket etmeyi sürdürme kararı aldı. Ardından OPEC+ grubu, hem de iki kez, ABD’nin üretim artırma talebinin tersine, üretimi kısma kararı altı.

– Suudi Arabistan, petrolü dolar yerine yuan ile satmak için Çin yönetimiyle görüşüyordu (Wall Street Journall, 15.3.2022)

– Suudi Arabistan, hem Mayıs 2022’de hem de Mayıs 2023’te “BRICS+ Diyalog Grubu” toplantısına katıldı.

– Suudi Arabistan, daha önce de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) “diyalog ortağı” statüsünü almıştı.

ABD’NİN DEĞİL BÖLGENİN DENİZ KOALİSYONU

Gelelim en yeni gelişmeye…

Körfez’de yeni bir deniz koalisyonu hazırlığı var…

İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Şehram İrani, ülkesinin “Suudi Arabistan ve BAE dahil olmak üzere bölge ülkeleri ile ortak deniz koalisyonu kuracağını” duyurdu (MEHR, 3.6.2023).

Amiral İrani’nin İran basınına yansıyan açıklamalarına göre bu yeni koalisyona “Katar, Bahreyn ve Irak gibi Körfez ülkeleriyle, Pakistan ve Hindistan da katılacak” (CRI Türk, 4.6.2023).

ABD, bu yeni gelişmeyi “rasyonel” görmediğini açıkladı. Çin ise olumlu baktığını belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, ülkesinin bu yeni gelişmeye dair tutumunu üç maddede özetledi:

– Ortadoğu ve Körfez bölgesinde barış ve istikrar, küresel ekonomik kalkınmanın ilerletilmesini ve enerji tedarikinin istikrarını garanti eder.

– Çin, bölge ülkelerinin diyalog yoluyla fikir ayrılıklarını gidererek iyi komşuluk ilişkisi kurmalarını desteklemektedir.

– Bölge ülkelerinin dostu olarak Çin, aktif ve yapıcı rol oynamayı sürdürecek (CRI Türk, 5.6.2023).

ÇOK KUTUPLU DÜNYANIN GETİRİLERİ

Türkiye’de ve dünyada bazı aydınlar, “çok kutupluluk çözüm değil” görüşündeler. Onlara göre ha “tek kutup, ha “çok kutup”, bir şey fark etmeyecek, tek kutup gibi çok kutup da diğer ülkelere bir yarar getirmeyecek…

Yukarıda yaptığımız şu özet bile bu görüşlerin yanlışlığını ortaya koymaktadır. Tek kutup baskısı kalktığı anda ve çok kutupluluğun sağladığı çok taraflılıkla, düşmanların ve karşıtların nasıl bir araya gelebildiği ve birlikte barış projeleri tartışabildiği görülüyor…

Tek kutup Ortadoğu’yu savaşın, işgalin ve terörün coğrafyası yapmıştı; çok kutup düşmanlıkları sona erdirmeyi, normalleşmeyi, bölgesel işbirliğini ve birlikte barış projeleri üretmeyi getirdi.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
6 Haziran 2023

1 Yorum

Sosyalistlerin önündeki tarihi görev

Seçimin en önemli sonuçlarından biri de sosyalistlerin aldığı oyların toplamıdır. 1 milyondan fazla seçmenin oy verdiği sosyalistler, eğer bu süreci iyi yönetebilirlerse, bağımsız bir seçenek oluşturarak en etkili muhalefete dönüşebilirler.

Bunun yolu, kuşkusuz öncelikle birlikten, ortak bir karargâh inşa etmekten ve oy veren seçmenleri örgütlü kuvvete dönüştürmekten geçmektedir.

1 MİLYONDAN FAZLA SOSYALİST OY

Öncelikle partilerin aldığı oylara bakalım:

Türkiye İşçi Partisi (TİP), 940 bin 230 kişiden oy aldı.

Sol Parti (Sol) 78 bin 32 oy aldı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) 63 bin 509 oy aldı.

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) 31 bin 928 oy aldı.

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) 17 bin 864 oy aldı.

Bu beş sosyalist partinin aldığı oy toplamı 1 milyon 131 bin 563’tür. Bu Türkiye şartlarında çok önemli bir orandır. Tek çatı altında birleşmiş 1 milyon “örgütlü” sosyalist, Türkiye’nin en önemli sorunlarına gerçekçi çözümler üreterek etkili ve belirleyici bir güç olur.

SOSYALİSTLERİN BAĞIMSIZLIĞI

Burada en önemli konu, TİP’in yoluna HDP ile ittifak içinde mi devam edeceği, yoksa bağımsız sosyalist bir parti olarak mı varlığını sürdüreceğidir.

TİP içindeki eğilimin bağımsız hareket etmek olduğu anlaşılıyor. Umarım öyle olabilir.

Çünkü sosyalistlerin 30 yıldır etnik milliyetçi Kürt partileri ile birlikte hareket etmeleri sosyalist partileri büyütmedi, tersine eritti. Diğer yandan sosyalist partilerin varlığı Kürt partilerini Türkiye partisi de yapamadı.

TİP’in Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan ayrılarak bağımsız hareket etmesi, hem kendisini hem de genel olarak sosyalistlerin önünü açacak bir adım olacaktır.

TİP’in TBMM’de 4 milletvekilinin bulunması çok değerlidir.

Gezi’de Haziran Halk Hareketi’ne omuz veren aydınlar ile sanatçıların da bu seçimde TİP’e destek vermeleri, yarınlar için umuttur.

GÜÇ MERKEZİ İNŞASI

Ancak Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı olarak 3. kez cumhurbaşkanı olduğu ve Cumhuriyet’in kazanımlarının daha da tasfiye edileceği bu yeni süreçte, sosyalistlerin birlikte mücadele etmesi, devrimci bir karargâh, ortak bir güç merkezi inşa ederek gerçek muhalefet yürütmesi, kritik önemdedir.

Öyle ki bu sosyalistlerin önündeki tarihi görev ve sorumluluktur. Türk Devriminin burjuvazi-toprak ağaları ittifakı ile Atlantik sürecinde boğdurulmasının sonucu olarak ülkenin Siyasal İslamcılığa teslim edilmesinin ardından, “devrimci cumhuriyetçi” çıkışın en önemli aktörü sosyalistler olacaktır.

O nedenle, 2023 seçimine katılan ve toplamda 1 milyondan fazla oy alan sosyalist partiler, hızla güç birliği yapmalı, seçimlere katılmamış sosyalist partileri de dahil ederek devrimci bir karargâh, ortak bir güç merkezi inşa etmelidir.

Bu merkezin temel hedefi, öncelikle oy veren seçmenleri örgütlemek olmalıdır.

Burada, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar gözönünde bulundurularak, sosyalizmin yeni insanına yakışır vaziyette, geçmiş ayrılıkları ya da daha çok/daha az oy farkını gözetmeden güç birliği yapabilmek tarihi önemdedir. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenler ülkeye de sosyalizm davasına da büyük zarar vermiş olacaktır.

Türkiye sosyalistlerinin önündeki bu fırsat kaçırılamaz!

Burada en eski tüfeklerden yaşayan 68’lilere, 78’lilerden çeşitli nedenlerle örgütsüzlüğe düşmüş sosyalistlere kadar geniş bir çevreye de ayrıca sorumluluk düşmektedir. Zira bu geniş kesim, ayrılıkları gidermede yapıştırıcı fonksiyonu izleyebilir.

SOSYALİST-KEMALİST İTTİFAK

Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da ekonomide serbest piyasacı, dış politikada Atlantikçi/NATO’cu partiler koalisyonlarıdır.

Bu iki cephenin mücadelesinden Türkiye’nin asıl sorunlarına çareler üretilemeyecektir.

1 milyondan fazla sosyalistin örgütlü gücü işte bu şartlarda, Türkiye’nin asıl ana muhalefet partisi demektir.

Dahası, güçlü bir sosyalist muhalefet, CHP’nin de sağa kaymasını durdurur; 70’lerde olduğu gibi CHP’yi daha halkçı, kamucu, solcu bir çizgiye çeker.

Kaldı ki sosyalistlerin gücü ve etkisi, orta ve uzun vadede Kemalistlerle “devrimci cumhuriyet” için ittifak demektir. Nitekim Türkiye’yi emperyalizme göbekten bağlı Türk-İslam sentezinden kurtarmanın tek çözümü de budur: Sosyalist-Kemalist İttifak…

TARİHİ SORUMLULUK

1 milyon örgütlü sosyalist, Türkiye’nin Ortacağ’ın karanlığına iyice yuvarlanmasının önündeki sigortadır.

1 milyon örgütlü sosyalist, Türkiye’nin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesinin önündeki sigortadır.

1 milyon örgütlü sosyalist, devrimci cumhuriyeti inşa etmenin teminatıdır.

TİP başta seçime giren sosyalist partiler, bu tarihi sorumluluğu yerine getirmelidir.

Sol seçeneğin modeli, önyargısız ortak çabayla hep birlikte tasarlanabilir.

Ama önce sosyalistlerin bağımsız bir seçenek oluşturmalarının elzem olduğunu ve bu modelin oluşturulabileceğini kabul etmek gerekir!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
30 Mayıs 2023

4 Yorum

Çin-Orta Asya işbirliğinin önemi

Çin ile beş Orta Asya ülkesini bir araya getiren “C+C5” platformu, ilk kez 2020’de dışişleri bakanları düzeyinde toplanmış ve devamında her yıl düzenli şekilde bir araya gelmişti.

Ancak bu yıl ilk kez liderler zirvesi yapıldı.

Zirvenin adresi, Çin’in Xian kentiydi. Bu kent özel olarak seçilmişti, çünkü tarihi ipek yolunun başladığı yerdi.

Haliyle bu tercih, Çin ile Orta Asya ülkeleri arasındaki Kuşak ve Yol’a atıf yapıyordu. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Kuşak ve Yol’u ilk kez 10 yıl önce Orta Asya ülkesi Kazakistan’da ilan etmişti.

ABD’NİN ORTA ASYA HESABI

Zirve, ABD’nin Orta Asya’da varlık bulundurmaya çalıştığı bir süreçte yapıldı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bu yıl şubat ayında Orta Asya ülkelerini ziyaret etmişti.

ABD, Orta Asya’ya verdiği önem nedeniyle, konuyu G7 gibi liderlik ettiği platformların da gündemine alıyordu.

Orta Asya’yı Avrasya’nın kalpgahı ve dünya egemenliğinin kilit merkezi olarak gören ABD, bölgede varlık bulundurarak Çin ile Rusya’nın ortasına girmeye çalışıyor. Böylece hem Rusya’ya hem de Çin’e karşı, diğer bölgelere ek olarak Orta Asya’dan da çifte çevreleme yapmak istiyor.

ABD’nin bu planlarını kuşkusuz Beijing de Moskova da görüyor. Tam da bu nedenle liderler zirvesinden önce yapılan Çin+Orta Asya ülkeleri dışişleri bakanları toplantısında Beijing şu mesajı vermişti: “Orta Asya jeopolitik oyunların değil, kazan-kazan işbirliğinin sahası olmalı.

TURUNCU DARBELERE GEÇİT YOK

Bu konu, liderler zirvesinin de öne çıkan konusuydu. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, zirvede bu uyarıyı yaptı: “Dış güçlerin bölge ülkelerinin iç işlerine müdahale etmesine ve renkli devrimler sahneye koymasına şiddetle karşı çıkacağız.

ABD geçen yıllarda Kırgızistan’da, son olarak da Ocak 2022’de Kazakistan’da renkli devrim / turuncu darbe girişiminde bulunmuştu. Bölgede Washington’la uyumlu iktidarlar oluşturarak, o ülkede askeri üs açmak, ABD’nin en büyük arzusu.

ABD açısından bölge aynı zamanda Uygur ve Tibet kışkırtıcılığı ile Hindistan-Pakistan ve Hindistan-Çin arasında sorun kaşıma alanı olarak önem kazanıyor.

ÖNEMLİ İŞBİRLİĞİ KARARLARI ALINDI

Orta Asya ülkeleri Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ı satranç tahtasında taş olarak gören ve bu ülkeleri Çin ve Rusya’ya karşı piyon olarak kullanmak isteyen ABD’nin girişimlerine en iyi yanıt ise zirvede alınan kararlar oldu.

Çin ile beş Orta Asya ülkesi arasında Xian Bildirisi ve çok kapsamlı işbirliği anlaşmaları imzalandı. Bunlardan başlıcaları şunlardı:

– Çin, beş Orta Asya ülkesine 3,8 milyar dolar mali destek ve hibe verecek.

– Çin Kalkınma Bankası ile Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’daki ilgili bankalar arasında 2 kredi anlaşması ve 2 işbirliği belgesi imzalandı. İşbirliği projeleri; KOBİ’leri, tarımı, endüstriyel işbirliğini ve halkın yaşam alanlarını kapsıyor. Çin Kalkınma Bankası, bu amaçla 10 milyar yuan’lık (yaklaşık 1,4 milyar dolarlık) bir özel kredi oluşturdu.

– Çin ile Orta Asya ülkeleri arasında 10’dan fazla mekanizma kurulacak. Çin-Orta Asya Mekanizması Daimi Sekreterliği, Çin’de kurulacak.

Kuşak ve Yol, Orta Asya ülkelerinin ulusal kalkınma stratejileriyle birleştirilecek.

– Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesi geliştirilecek. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov, bu projenin Orta Asya’yı Türkiye üzerinden Avrupa’yla, İran ve Ortadoğu üzerinden de Kuzey Afrika’yla birleştireceğine” dikkat çekti.

ASYA YÜZYILINDA, BİRLİKTE…

Özetle Çin ile beş Orta Asya ülkesi arasında varılan mutabakatlar, Orta Asya’yı satranç tahtası, Orta Asya ülkelerini de satranç taşı olarak gören ABD emperyalizmine karşı önemli bir yanıt oldu.

Bu zürveyle birlikte artık Kuşak ve Yol, önümüzdeki süreçte Çin ile Orta Asya ülkelerini, kazan-kazan işbirliği ile saha sıkı saracak.

Ve en önemlisi… Çin ile Orta Asya ülkelerinin bu işbirliği, Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki Türk Devletler Topluluğu ile birbirini destekleyen yapılar olarak Asya Yüzyılında birlikte yükselmelidir

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Mayıs 2023

1 Yorum

Dış politikanın seçime etkisi

Çoğu ülkede dış politikanın seçime etkisi yok ya da azdır. Ama Türkiye’de dış politikanın seçime etkisi, çoğu ülkeye göre açık ara fazladır.

Dünyada rüzgarın ABD’den estiği şartlarda bile, çoğu parti, öyle olmasına rağmen açıktan Amerikancılık yapamamıştır. Çünkü Türkiye’de milliyetçilik her dönem güçlüdür. Hatta öyle ki zaman zaman özünde Amerikancı olan partiler bile, seçimlerde Amerikancı olmadıklarını göstermeye uğraşırlar.

Diğer yandan tablo özellikle son 10 yılda büyük değişim geçirmektedir. Çok kutuplu dünyanın oluşmaya başlaması, Asya-Pasifik’in güçlenip Atlantik’in zayıflaması, gelişen dünyanın artık ABD saldırganlığına karşı durabilmesi vb etkiler, Türkiye seçimlerinde genel tabloyu iyice değiştirmiştir. Öyle ki seçimlerde artık açıktan Amerikancılık ve Avrupacılık yapan parti neredeyse kalmamıştır.

Öte yandan her yıl Türk halkının diğer ülkelere bakışını ortaya koyan araştırma sonuçları da bu gerçeğe işaret etmektedir: Türk halkı, ABD’ye, AB’ye yoğun oranda karşıdır:

İKİ HATA

Muhalefet bloğunun seçim sürecinde izlediği dış politika çizgisi ise yukarıda özetlemeye çalıştığımız tabloyu yok sayar nitelikteydi:

1) CHP aslında AKP’den çok farklı bir dış politika izle(ye)meyeceği halde, daha Batıcı bir görüntü verdi. Oysa tersine AKP “Batıya mesafeli” biz görüntü ortaya koymaya çalıştı.

Gerçekte AKP de CHP de çok kutuplu yeni dünyanın gerçeklerine uygun olarak çok taraflılık izleyecekti. Nitekim James Jeffrey başta eski ABD büyükelçileri de seçimin sonucunun Türk dış politikasında büyük değişiklik oluşturmayacağını, sadece üslubun yumuşayacağını belirtiyorlardı.

2) Diğer yandan CHP, seçim sürecinde birkaç kez doğrudan Rusya’yı hedef alma, Rusya’ya karşı konumlanma hatası yaptı.

Önce “Rusya’ya NATO üyesi olduğumuzu anımsatacağız” denilerek hata yapıldı ama sonrasında bu Kılıçdaroğlu’nun Moskova’daki bir toplantıya gönderdiği mektupla düzeltildi; “Türkiye-Rusya ilişkileri değişmeyecek” mesajı verildi. Ancak seçime bir hafta kala, bu kez “Rusya’ya yaptırım uygulama” açıklaması yapıldı. En vahimi de seçime üç gün kala “seçime müdahale ettiği varsayımı” üzerinden Rusya’nın doğrudan hedef alınmasıydı.

DIŞ POLİTİKANIN ETKİLEDİĞİ FAKTÖRLER

Pek çok seçmen nezdinde, bir partinin dış politika konumlanması, ekonomiden küresel ve bölgesel siyasetlere kadar izlenecek yola işaret ediyor. Bu nedenle de seçime, olması gerekenden fazla etki yapıyor.

Şöyle ki:

Eğer bir parti Rusya’yla, Çin’le, Asya’yla işbirliğini önemsemeyi dış politikasının önceliği haline getirirse, bu toplamda şu anlamlara geliyor:

1) O parti yeni eğilime uygun olarak dolarla ticareti azaltacak, ikili ticaretinde yerel paraları kullanacaktır.

2) O parti, Ukrayna meselesine ABD gözlüğü ile bakmayacak, haliyle ABD’nin zorladığı yaptırımlara büyük ölçüde uymayacak, Ukrayna merkezli cephenin genişletilmesi çağrılarına karşı durarak Karadeniz’de statüyü Montrö Sözleşmesi ile koruyacaktır.

3) O parti, ABD’nin Ortadoğu planlarına karşı olacak ve onun gereği olarak da komşuları ve bölge ülkeleriyle işbirliğini esas alacaktır.

4) O parti, yükselen Asya ekonomisinden Türkiye’nin daha çok pay alabilmesi için Asya’nın örgütlerinde, platformlarında, organizasyonlarında daha çok boy gösterecek.

5) O parti, haliyle ABD’nin Kıbrıs, Ermeni, Uygur, Tayvan kışkırtmalarına karşı daha Türkiyeci ve Asyacı bir siyaset izleyecek.

Bu beş maddede ve artırılacak maddelerde, partilerin izleyeceği siyasetin tonu biraz daha açılabilir ya da daha koyulaşabilir ama genel perspektif böyledir.

ESKİ TÜR BATICILIK DÖNEMİ KAPANDI

Sonuç olarak Kılıçdaroğlu’nun ve kurmaylarının seçim sürecinde izlediği ve kamuoyunda “Daha Batıcı ve Rusya’ya karşı mesafeli” görüntü anlamına gelen çizgi, milliyetçi oyların kaymasını sağlamış görünüyor. (Çünkü ABD karşılığı üzerinden milliyetçilik, klasik Rusya karşıtlığı üzerinden milliyetçiliği aşmıştır.)

Bu durumda 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur öncesinde, bu görüntünün düzeltilmesi gerekiyor. Zira bu aslında bir gerçeğe de dayanmak demektir.

O gerçek şudur: Türkiye’yi kim yönetirse yönetsin, artık eskisi türden bir Batıcılık yapamayacaktır ve çok kutupluluğun gereğine uygun siyaset izlemek durumda olacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Mayıs 2023

4 Yorum

ABD’nin mali saldırganlığına karşı güvenli liman: BRICS

BRICS Güney Afrika Temsilcisi Anil Sooklal, 19 ülkenin birliğe katılmak için başvuruda bulunduğunu duyurdu (Bloomberg, 24.4.2023). Sooklal, “13 ülke resmen başvurdu. Buna ek olarak 6 ülke de gayri resmi olarak başvuruda bulundu” dedi.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS, 2-3 Haziran’da yapacağı toplantıda “genişleme stratejisini” tartışacak.

Peki aralarında Suudi Arabistan’ın da olduğu bu ülkeler, neden BRICS’e katılmak istiyor? İşte o nedenler:

1. BRICS: ÇEKİM MERKEZİ

Gelişen dünyanın ekonomi grubu olarak BRICS, gelişmiş dünyanın zenginler kulübü G7’yi geçti: “BRICS ülkelerinin bu yıl dünyadaki ekonomik büyümeye toplu olarak yüzde 32.1 oranında katkıda bulunacağı tahmin edilirken bu oran G7’de yüzde 29.9’dur” (criturk.com, 1.5.2023).

BRICS’in dünya gayrisafi yurtiçi hasıladaki payı da G7’yi geçiyor. 2028’de BRICS’in dünya gayrisafi yurtiçi hasıladaki payının yüzde 33,6, G7’nin ise yüzde 27,8 olacağı öngörülüyor (criturk.com, 1.5.2023).

Diğer yandan IMF’nin nisan ayında yayımladığı yeni raporu da, dünyanın ekonomik büyümesine BRICS ülkelerinin katkısının daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Şöyle ki dünya ekonomisi 2023’te yüzde 2.8 büyüyecek. Merkezinde ABD’nin olduğu Batı ülkeleri ise yüzde 1.3 büyüyecek.

Peki Batı yüzde 1.3 büyürken dünya nasıl yüzde 2.8 büyümüş olacak? Çünkü gelişmekte olan ülkeler yüzde 3,9 büyüyecek. IMF raporuna göre Çin’in 2023’teki büyümesi yüzde 5,2 olacak.

Yani dünya ekonomisi, G7’den çok BRICS ülkelerinin büyümesiyle büyüyor olacak.

Bu tablo, haliyle BRICS’i gelişmekte olan ülkeler açısından bir çekim merkezi haline getiriyor.

2. MALİ BAĞIMSIZLIK

BRICS’in büyümesi ve G7’yi geçmesi, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın da büyümesine yol açıyor. Bankanın büyümesi ise BRICS ve diğer ülkelerin kalkınma eksikliklerini gidermek için daha iyi mali kaynaklara sahip olması demektir.

BRICS Yeni Kalkınma Bankası, gelişmekte olan ülkeler açısından Dünya Bankası ve IMF’ye göre çok daha çekici bir seçenek oldu. Sadece daha iyi mali olanaklar nedeniyle değil, o olanakların sunulmasında siyasi şartların olmaması nedeniyle…

Zenginler kulübü ile en zengin ABD’nin kurduğu düzenin bankaları ve fonları, Dünya Bankası ve IMF (ki gelişen dünya ülkelerin buralarda da ağırlığı artmaya başladı), kredileri siyasi şartlara bağlarken, BRICS Yeni Kalkınma Bankası siyasi şart koşmuyor.

Haliyle bu durum, gelişen ülkeler açısından daha fazla mali bağımsızlık anlamına geliyor.

3. ABD YAPTIRIMLARINA KARŞI DAYANAK

Emperyalist ABD, mali yaptırımları bir süredir dış politikasının en önemli silahı haline getirmiş durumda.

ABD, siyasetlerini değiştirmek istediği ülkelere karşı ekonomik yaptırım uyguluyor, dolar gücüyle bu ülkeleri kendi stratejisine eklemlemek istiyor, mali operasyonlarla bu ülkelerin ekonomisini zarara uğratıyor.

İşte bu şartlarda, BRICS, gelişen dünya için ABD’ye karşı bir dayanak haline geldi.

Pek çok ülke bu nedenle BRICS’e üye olmak istiyor, çünkü BRICS’i ABD’nin mali saldırganlığına karşı güvenli bir liman olarak görüyor.

4. ABD DOLARINA KARŞI BRICS PARASI

BRICS ülkelerinin kendi aralarındaki ticarette ulusal paralara yönelmesi, dolarla süngülenen ülkeler açısından bir umut oldu. Bu model, dolar egemenliği altında ekonomisi zarara uğrayan ülkeler açısından da uygulunabilirliği resmetti.

Yani BRICS, ABD dolarına bağımlılığı azaltmada, gelişmekte olan ülkeler açısından bir güvence ve işler platform oldu. Pek çok ülke, BRICS ülkeleriyle ticaretinde ulusal paralara yöneldi.

Öte yandan BRICS, “ortak para” konusunda da hazırlık yapıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BRICS’in ağustos ayında düzenlenecek zirvede, ortak para birimi konusunu ele alacağını duyurmuştu (AA, 25.1.2023).

Böylece haziranda genişleme, ağustosta ortak para birimi konularını ele alarak, BRICS önemli bir atılım yapmış olacak.

KURAL KOYMA HAKKI

Peki BRICS’in genişlemesi, “Geniş BRICS” açısından ne anlama gelecek?

BRICS’in genişlemesi, gelişmekte olan ülkelerin küresel siyasetlerdeki etkisini ve ağrılığını artıracaktır, çıkarlarını daha iyi koruyacaktır.

Kurallarını ABD’nin yazdığı” düzenin yerine yenisi adım adım inşa olurken, o düzenin kurallarını belirlemede gelişen dünyanın daha fazla etkisi ve söz hakkı, kısacası kural koyma hakkı olacaktır.

Gelişen dünyanın kural koyma hakkının artması da gelişmiş dünyanın kural koyma tekelini kırmak ve çıkarları dengelemek demektir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2023

2 Yorum

ABD-AB Taiwan Boğazı’nı askerileştirme peşinde

Japonya’da düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları toplantısından sonra yayınlanan ortak bildiri, özetle Çin ve Rusya’yı hedef alıyor, kulübün zenginliğinin sürebilmesi için de Hint-Pasifik’e odaklanmayı önüne görev koyuyor.

Bildiri, “özgür ve açık Hint-Pasifik” hedefine işaret ediyor. Neden “özgür ve açık” Hint-Pasifik? Hint-Pasifik özgür değil mi, kapalı mı?

Özgür ve açık”tan kasıt, Hint-Pasifik’in binlerce kilometre ötedeki emperyalist ABD’ye açık olmasıdır elbette!

AVUSTRALYA’NIN YENİ STRATEJİ BELGESİ

ABD önce Asya-Pasifik adlı stratejisini Hint-Pasifik diye güncelledi, ardından da “özgür ve açık” Hint-Pasifik hedefi ilan etti. Hint-Pasifik’te kendi varlığına meşruiyet sağlayabilmek için de Çin’in bölgeyi askerileştirdiğini, bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu ileri sürüyor.

ABD’nin müttefikleri de, işte hem yukarıda işaret ettiğimiz G7 bildirisinde, hem de örneğin Avustralya’nın yeni açıkladığı 2023 stratejik vizyon belgesinde olduğu gibi, önlerine Washington’un koyduğu “özgür ve açık Hint-Pasifik” hedefini koyuyorlar.

Öyle ki Avustralya, özellikle AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD üçlüsü) anlaşmasından sonra tamamen ABD’nin çıkarlarına göre konumlanıyor. Bu amaçla hazırlanan yeni strateji belgesi, Washington’da yazılsa ancak bu kadar olur denilecek kadar ABD’nin çıkarlarını gözetiyor. “Hint-Pasifik’te Çin’i tehdit, ABD’yi ise Çin’e karşı denge ve istikrar merkezi” ilan eden strateji belgesi, “ülkenin kuzeyindeki üsleri güçlendirme, üslerdeki ABD askeri varlığını artırma ve uzun menzilli saldırı yeteneğini artırma” hedefi önüne koyuyor.

Böylece ABD’nin AUKUS ile Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirme planı da işliyor.

ABD’NİN ASKERİLEŞTİRME ÇABASI

ABD de, ABD’nin dümen suyundaki Avrupalı G7 ülkeleri de, binlerce kilometre öteden, merkezinde Çin’in olduğu coğrafyaya dair “kural” koymaya kalkıyorlar.

Sözde bunu Çin’in bölgeyi askerileştirmesine karşı bölge ülkelerinin haklarını savunmak için yapıyorlar. Oysa, Çin’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için askeri gelişimi öncelemesi, bölgenin askerileştirilmesi anlamına geliyorsa, ABD’nin binlerce kilometre öteden Çin’in sınırlarının dibinde askeri varlık bulundurması ne anlama geliyor?

Açık ki bölgeyi asıl askerileştiren ABD’dir. Üstelik bunu müttefiklerini de zorlayarak, onları da Hint-Pasifik’te Çin’e karşı silah göstermeye mecbur ederek yapıyor. Anımsayın, Almanya bile Hint-Pasifik bölgesine savaş gemisi göndermişti.

Şimdi ABD G7 ülkelerinin de Hint-Pasifik’te silah göstermesini istiyor. Öyle ki G7’nin yukarıda işaret ettiğimiz son bildirisi ile NATO’nun son bildirisi arasında, içerik bakımından neredeyse fark kalmadı!

Yani ABD, bir bakıma liderlik ettiği tüm organizasyonları adın adım askerileştiriyor!

AB-BORRELL: ‘TAYVAN’A SAVAŞ GEMİSİ GÖNDERMELİYİZ’

Ukrayna krizi üzerinden ABD stratejisine adım adım eklemlenen “bölünmüş AB”nin de bu kervana katılmaya istekli olduğu görülüyor.

Baksanıza, AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından sorumlu Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, açık açık Taiwan Boğazı’na savaş gemisi göndermekten bahsediyor.

Borrell, Journal Du Dimanche’de yayımlanan görüş yazısında, Taiwan’ın Avrupa’yı “ekonomik, ticari ve teknolojik olarak ilgilendirdiğini” belirterek “Avrupa donanmalarını, Taiwan Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü taahhüdünü göstermesi için devriye gezmeye çağırıyorum” diyor.

“Beyaz sömürgeciler”in Taiwan ilgisinin asıl kaynağı ne peki? Neyse ki Borrell, Taiwan’ın önemini anlatırken, onu da belirtiyor: “Taiwan ekonomik açıdan bizim için son derece ciddi bir meseledir. Çünkü Taiwan, gelişmiş yarı iletkenlerin üretiminde stratejik bir role sahiptir.”

Evet, çip meselesi sadece Amerikalı kapitalistler için değil, Avrupalı kapitalistler için de kritik önemde. Bu nedenle ABD-AB-Çin-Taiwan-Güney Kore beşgeninde, deyim yerindeyse, bir “çip savaşı” yaşanıyor.

ASYA-PASİFİK YÜZYILININ ÖNÜNE GEÇİLEMEZ

Bu arada önemle belirteyim: Borrell’in Taiwan’a savaş gemisi gönderilmesini savunduğu mesajını aktarırken “bölünmüş AB” dedim. Evet, çünkü bu meselede de AB bölünmüş durumda ve aslında Borrell bu çıkışıyla bir yandan da Macron’u hedef alıyor.

Yakın zamanda Çin’i ziyaret eden ve oradan AB için “üçüncü yol” stratejisi öneren, Taiwan konusunda da Avrupa’nın ABD’nin takipçisi olmaması gerektiğini savunan Macron’a, Washington-Brüksel hattından verilen bir yanıt yani…

Kuşkusuz tüm bu yanıtlar, açıklanan bildiriler, ilan edilen stratejiler, hatta doğrudan askeri adımların atılması bile, asıl stratejik yönü değiştirmeyecek: Atlantik yüzyılı bitti, Asya-Pasifik yüzyılı başladı.

ABD’nin agresif çabaları bu süreci tersine çeviremeyecek.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
25 Nisan 2023

2 Yorum

Çin’in Ortadoğu’da ikinci barış hamlesi

Çin, Suudi Arabistan ile İran arasında barış sağlamasının ardından, şimdi de Ortadoğu’nun en önemli sorunu olan İsrail-Filistin sorununa çözüm için adım attı.

Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, dün İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen ile yaptığı telefon görüşmesinde “Çin’in hem İsrail’i hem de Filistin’i siyasi cesaret göstermeye ve barış görüşmelerini yeniden başlatmak için adımlar atmaya teşvik ettiğini ve Çin’in bunun için kolaylık sağlamaya hazır olduğunu” söyledi (Xinhua, 18.4.2023).

Qin’e göre temel çıkış yolu, barış görüşmelerinin yeniden başlatılması ve “iki devletli çözümün” uygulanmasıdır.

İSRAİL: ÖNCE İRAN’IN NÜKLEER SORUNU

Peki İsrail Çin’in bu teklifine nasıl bakıyor?

Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’ya göre İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, İsrail-Filistin anlaşmazlığının çözümünü desteklemeye istekli olduğu için Çin’e teşekkür etti ama kısa vadede çözülmesinin muhtemel olmadığını belirtti.

Ancak…

Cohen, İsrail’in Çin’in nüfuzuna önem verdiğini ve Çin’den İran’ın nükleer meselesinde olumlu bir rol oynamasını beklediğini söyledi.

Yani İsrail Çin’e, “önce İran’ın nükleer sorunu, sonra İsrail-Filistin anlaşmazlığı” demiş oluyor. Kuşkusuz bunu bir tür İsrail pazarlığı olarak da yorumlayabiliriz.

ÇÖZÜMÜN ÖNÜNDEKİ ENGEL: ABD

Kuşkusuz İsrail-Filistin anlaşmazlığı, Suudi Arabistan-İran sorunundan çok daha derin bir sorundur ve çözümü çok daha zordur. Ancak imkansız değildir. Qin Qang’in Eli Cohen’e söylediği gibi “Doğru olanı yapmak için hiçbir zaman geç değildir.”

Üsterlik kolaylaştıcının kolaylaştırıcılığının, yeni kolaylıklar sağladığı bir süreçteyiz.

İşte, kolaylaştırıcı olarak Çin’in Suudi-İran barışına katkı sunması, hemen ardından bir başka sorunun çözümüne de kolaylık sağladı. Suudi Arabistan heyetinin Yemen’deki temasları olumlu geçti ve orada da barış için önemli adımlar atıldı.

Ancak merkezinde İsrail’in olduğu Ortadoğu problemlerini çözmek elbette kolay değil, çünkü ABD’nin varlığı ve İsrail-ABD stratejik işbirliği çözümün önündeki en önemli engeldir.

Dolayısıyla İsrail’in problem çözümüne yatkınlığı, ABD’nin hegemonyasının zayıflamasına ve İsrail’in ABD’siz çözümde de çıkar görebilmesine bağlı.

ABD’NİN SUUDİ ARABİSTAN HAMLELERİ

Ancak İsrail için problemlerinde “ABD’siz çözüm” aramak, henüz ufukta görünmüyor.

Örneğin…

Tam da Qin Qang ile Eli Cohen görüşürken, İsrail’den gelen bir çağrıya dikkat çekelim: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirmek istediklerini ve bunun Arap-İsrail çatışmasını sona erdirmek için “büyük bir adım” olacağını söyledi (Sputnik, 18.4.2023).

Bu açıklama, ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın Kudüs’ü ziyareti sırasında geldi.

Çin’in kolaylaştırıcılığında yapılan Suudi-İran barışından son derece rahatsız olan ABD, Suudi Arabistan’ı “rotada tutabilmek” için tüm kozlarını oynuyor. Önce CIA Direktörü William Burns devreye girdi, şimdi de Senatör Lindsey Graham

Graham, İsrail’den önce Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiş ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmüştü. Sanatör Graham Selman’a ne söylediğini İsrail ziyaretinde şu sözlerle açıkladı: “Cumhuriyetçi Partinin, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiyi değiştirmek için Başkan Biden ile çalışmaktan memnuniyet duyacağına inanıyorum. Bu da Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanımasıyla sonuçlanabilir.”

İşte, Netanyahu’nun yukarıda bahsettiğimiz “Suudi Arabistan’la normalleşme” çağrısı bu bağlamdadır.

Yani ABD, Suudi-İran barışına karşı Suudi-İsrail normalleşmesi aramaktadır.

KÜRESEL GÜVENLİK GİRİŞİMİ

Görüldüğü gibi İsrail-Filistin anlaşmazlığı imkansız olmasa da çok zor bir problem. Çin’in bu anlaşmazlık için adım atmış olması kuşkusuz o zorluğu yumuşatabilecek en önemli etkendir.

Dolayısıyla artık mesele şudur: İsrail ile Filistin arasında 2014’te kesilen görüşmeler nasıl yeniden bağlayabilir? Dahası “iki devletli çözüm” nasıl ve hangi şartlarda uygulanabilir? Kısacası sımsıkı kapalı bu kapı nasıl açılacak?

Çin Dışişleri Bakanı Qin Qang’a göre, İsrail-Filistin sorununun çözüm anahtarı, ortak güvenlik vizyonunda…

Peki İsrail ve Filistin için ortak güvenlik vizyonu var mı?

İşte burada etkili olacak anahtar, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ortaya koyduğu “Küresel Güvenlik Girişimi”dir.

Küresel Güvenlik Girişimi, “zıtlaşma yerine diyalog”, “ittifak yerine ortaklık”, “sıfır toplamlı oyun yerine kazan-kazan ilişkisi”ne dayanan yeni bir güvenlik yoludur. 20 işbirliği yönü içeren bu güvenlik yol haritası, küresel problemlerin çözümünde anahtar rolündedir.

Çin, Ukrayna krizi için 12 maddelik barış planı sunarken, Suudi-İran barışını sağlarken, Suriye’de barış için adımlar atarken ve şimdi İsrail-Filistin anlaşmazlığı için hamle yaparken, işte bu “Küresel Güvenlik Girişimi”ne dayanıyor.

Peki Çin neden tüm bu alanlarda barış istiyor? Çünkü Asya, Avrupa ve Afrika’yı Kuşak ve Yol ile birbirine sağlıklı bağlamak, savaşların bitmesini ve krizlerin çözümünü gerektiriyor.

Çin’in Kuşak ve Yol’un başarısı için sorunların çözümüne, ABD’nin hegemonyasını sürdürebilmek için sorunların sürmesine ihtiyacı var.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Nisan 2023

2 Yorum

Avro-Atlantik mi, Avrasya mı?

Avrupa’nın önündeki stratejik düzlemdeki temel sorun, 21. yüzyılda geleceğinin Avro-Atlantik’te mi yoksa Avrasya’da mı olduğudur.

İşte Ukrayna meselesi ABD’nin bu sorunu Avro-Atlantik yönüne zorlamasının yoludur. O nedenle başından beri belirtiyoruz; ABD’nin NATO’yu genişleterek tetiklediği Ukrayna meselesi, bir Rusya-Ukrayna savaşı değil, Rusya-ABD savaşıdır. ABD bu savaşla Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinden çıkararak Avrupa’yı Atlantik kampında tutmaya çalışıyor. Arktik Okyanusu’ndan Akdeniz’e indirdiği yeni demir perdeyle, Avro-Atlantik inşa etmeye uğraşıyor.

Tersine Rusya ve Çin ise Avrupa ile Asya’nın Avrasya’laşmasını savunuyor. Nitekim Çin ve Rusya liderlerinin ortak mesajlarında da “Büyük Avrasya Ortaklığı” vurgusu dikkat çekiyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Afrika’yı da ekleyerek Avrasya’yı inşa etmeyi hedefliyor zaten…

AVRUPA’NIN ÖNÜNDEKİ STRATEJİK SORUN

ABD Hegemonyasının Sonu (Kırmızı Kedi, 2019) isimli kitabımızda incelediğimiz konu da buydu zaten. Beş merkezin, yani ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın güç mücadelesinin nasıl bir dünya şekillendireceği konusunu ele almıştık. ABD, AB ve Hindistan’ı stratejisine eklemleyerek Çin ve Rusya’ya karşı küresel liderliğini sürdürmek istiyor. Ancak bu AB ile Hindistan’ın bir merkez olamaması demek aynı zamanda. İşte Avrupa’nın önündeki temel ikilem budur.

Bu ikilemi ya da genel olarak “Avro-Atlantik mi, Avrasya mı” sorununu Avrupa’da en iyi anlayan resmi yetkilinin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olduğu görülüyor. (Emekli olmadan önce öncülük Almanya Şansölyesi Angela Merkel’deydi, halefi Olaf Scholz ABD baskısına önemli oranda boyun eğmek zorunda kaldı ne yazık ki…)

İşte Macron’un Batı’da çok tartışılan ve tepki gösterilen Çin ziyareti tam da bu nedenle kritik önemdeydi. Macron’un dönüş yolunda verdiği dört temel mesaj ise Paris’in bu konuda tutum oluşturmaya çalışacağına işaret ediyor. Öyle olduğu için de ABD Macron’un mesajlarını hedef aldı hızla…

YA VASSALLIK YA STRATEJİK ÖZERKLİK

Başkanlık uçağında Politico’ya konuşan Macron, dört temel mesaj verdi:

1) “Avrupa’nın üçüncü bir süper güç haline gelebilmesi için stratejik özerklik şart.”

2) “Avrupa’nın silah ve enerjide ABD’ye artan bağımlılığı azaltılmalı, Avrupa’nın kendi savunma sanayisini inşasına odaklanılmalı.”

3) “Avrupa, ABD dolarının ülke dışı hakimiyetine bağımlılığını azaltmalıdır. İki süper güç arasındaki gerilim kızışırsa, stratejik özerkliğimizi finanse edecek zamanımız ve kaynağımız olmayacak ve vassal haline geleceğiz.

4) “Avrupa, Tayvan konusunda Çin ile ABD arasında bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmalı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un bu mesajlarının, aslında daha da ileri ve derinlikli olduğu anlaşılıyor. Çünkü Politico, söyleşinin sonunda, “Fransız Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin Tayvan ve Avrupa’nın stratejik özerkliği konusunda daha açık konuşulan bazı bölümleri kesip çıkardığını” not etti.

ABD’DEN MACRON’A TEHDİT

Macron’un mesajlarının, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in daha önce Almanya Şansölyesi Scholz’a ifade ettiği Çin’in üç maddelik Avrupa yaklaşımına birebir uyumlu olduğu görülüyor.

Xi Jinping’in işaret ettiği o maddeler şöyleydi:

1) Avrupa’nın güvenliği, Avrupalıların elinde olmalı.

2) Çin, Avrupa’nın stratejik özerkliğini destekliyor.

3) Çin-AB ilişkisi, üçüncü bir tarafın hükmünde ve kontrolünde olmamalı.

Xi ile Macron’un bu tutum çakışması, elbette ABD’yi rahatsız ediyor. Nitekim ABD’nin etkili senatörlerinden Marco Rubio, hızla Macron’u hedef alan, dahası “tehdit eden” bir mesaj yayımladı.

Macron’un Fransa adına mı yoksa Avrupa adına mı konuştuğunu sorgulayan Senatör Rubio, “Tayvan konusunda Avrupa’nın taraf tutmaması söz konusu olursa, ABD’nin de Avrupa’yı Ukrayna’daki tehditle baş başa bırakacağını” söyledi.

AVRUPA’NIN ELİNDEKİ ANAHTAR

Macron özetle Avrupa’nın önünde aslında “ya ABD’ye vassallık ya da ABD’den stratejik özerklik” şeklinde iki seçenek olduğunu olduğunu ortaya koymuş oldu. Bunun pratikteki karşılığı aslında şudur: Avrupa, ABD’nin Avro-Atlantik cephesine boyun eğerse vassallaşır, Çin ve Rusya’nın önerdiği “Büyük Avrasya Ortaklığı”na yönelirse, stratejik özerkliğini kazanır.

İşte ABD’nin Ukrayna’da barışı değil, “uzun savaşı” zorlaması, tam da bunun içindir.

Avrupa’nın önündeki bu temel çelişkinin çözümü, bir dizi anahtar gerektiriyor. Bu anahtarlardan ilki ise Avrupa’nın ABD’ye rağmen Çin’in Ukrayna için önerdiği barış planını gündemine alması ve tartışmasıdır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Nisan 2023

2 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın