Archive for category CGTN Türk
Sosyalistlerin önündeki tarihi görev
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 30/05/2023
Seçimin en önemli sonuçlarından biri de sosyalistlerin aldığı oyların toplamıdır. 1 milyondan fazla seçmenin oy verdiği sosyalistler, eğer bu süreci iyi yönetebilirlerse, bağımsız bir seçenek oluşturarak en etkili muhalefete dönüşebilirler.
Bunun yolu, kuşkusuz öncelikle birlikten, ortak bir karargâh inşa etmekten ve oy veren seçmenleri örgütlü kuvvete dönüştürmekten geçmektedir.
1 MİLYONDAN FAZLA SOSYALİST OY
Öncelikle partilerin aldığı oylara bakalım:
Türkiye İşçi Partisi (TİP), 940 bin 230 kişiden oy aldı.
Sol Parti (Sol) 78 bin 32 oy aldı.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) 63 bin 509 oy aldı.
Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) 31 bin 928 oy aldı.
Türkiye Komünist Hareketi (TKH) 17 bin 864 oy aldı.
Bu beş sosyalist partinin aldığı oy toplamı 1 milyon 131 bin 563’tür. Bu Türkiye şartlarında çok önemli bir orandır. Tek çatı altında birleşmiş 1 milyon “örgütlü” sosyalist, Türkiye’nin en önemli sorunlarına gerçekçi çözümler üreterek etkili ve belirleyici bir güç olur.
SOSYALİSTLERİN BAĞIMSIZLIĞI
Burada en önemli konu, TİP’in yoluna HDP ile ittifak içinde mi devam edeceği, yoksa bağımsız sosyalist bir parti olarak mı varlığını sürdüreceğidir.
TİP içindeki eğilimin bağımsız hareket etmek olduğu anlaşılıyor. Umarım öyle olabilir.
Çünkü sosyalistlerin 30 yıldır etnik milliyetçi Kürt partileri ile birlikte hareket etmeleri sosyalist partileri büyütmedi, tersine eritti. Diğer yandan sosyalist partilerin varlığı Kürt partilerini Türkiye partisi de yapamadı.
TİP’in Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan ayrılarak bağımsız hareket etmesi, hem kendisini hem de genel olarak sosyalistlerin önünü açacak bir adım olacaktır.
TİP’in TBMM’de 4 milletvekilinin bulunması çok değerlidir.
Gezi’de Haziran Halk Hareketi’ne omuz veren aydınlar ile sanatçıların da bu seçimde TİP’e destek vermeleri, yarınlar için umuttur.
GÜÇ MERKEZİ İNŞASI
Ancak Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı olarak 3. kez cumhurbaşkanı olduğu ve Cumhuriyet’in kazanımlarının daha da tasfiye edileceği bu yeni süreçte, sosyalistlerin birlikte mücadele etmesi, devrimci bir karargâh, ortak bir güç merkezi inşa ederek gerçek muhalefet yürütmesi, kritik önemdedir.
Öyle ki bu sosyalistlerin önündeki tarihi görev ve sorumluluktur. Türk Devriminin burjuvazi-toprak ağaları ittifakı ile Atlantik sürecinde boğdurulmasının sonucu olarak ülkenin Siyasal İslamcılığa teslim edilmesinin ardından, “devrimci cumhuriyetçi” çıkışın en önemli aktörü sosyalistler olacaktır.
O nedenle, 2023 seçimine katılan ve toplamda 1 milyondan fazla oy alan sosyalist partiler, hızla güç birliği yapmalı, seçimlere katılmamış sosyalist partileri de dahil ederek devrimci bir karargâh, ortak bir güç merkezi inşa etmelidir.
Bu merkezin temel hedefi, öncelikle oy veren seçmenleri örgütlemek olmalıdır.
Burada, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar gözönünde bulundurularak, sosyalizmin yeni insanına yakışır vaziyette, geçmiş ayrılıkları ya da daha çok/daha az oy farkını gözetmeden güç birliği yapabilmek tarihi önemdedir. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenler ülkeye de sosyalizm davasına da büyük zarar vermiş olacaktır.
Türkiye sosyalistlerinin önündeki bu fırsat kaçırılamaz!
Burada en eski tüfeklerden yaşayan 68’lilere, 78’lilerden çeşitli nedenlerle örgütsüzlüğe düşmüş sosyalistlere kadar geniş bir çevreye de ayrıca sorumluluk düşmektedir. Zira bu geniş kesim, ayrılıkları gidermede yapıştırıcı fonksiyonu izleyebilir.
SOSYALİST-KEMALİST İTTİFAK
Cumhur İttifakı da Millet İttifakı da ekonomide serbest piyasacı, dış politikada Atlantikçi/NATO’cu partiler koalisyonlarıdır.
Bu iki cephenin mücadelesinden Türkiye’nin asıl sorunlarına çareler üretilemeyecektir.
1 milyondan fazla sosyalistin örgütlü gücü işte bu şartlarda, Türkiye’nin asıl ana muhalefet partisi demektir.
Dahası, güçlü bir sosyalist muhalefet, CHP’nin de sağa kaymasını durdurur; 70’lerde olduğu gibi CHP’yi daha halkçı, kamucu, solcu bir çizgiye çeker.
Kaldı ki sosyalistlerin gücü ve etkisi, orta ve uzun vadede Kemalistlerle “devrimci cumhuriyet” için ittifak demektir. Nitekim Türkiye’yi emperyalizme göbekten bağlı Türk-İslam sentezinden kurtarmanın tek çözümü de budur: Sosyalist-Kemalist İttifak…
TARİHİ SORUMLULUK
1 milyon örgütlü sosyalist, Türkiye’nin Ortacağ’ın karanlığına iyice yuvarlanmasının önündeki sigortadır.
1 milyon örgütlü sosyalist, Türkiye’nin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesinin önündeki sigortadır.
1 milyon örgütlü sosyalist, devrimci cumhuriyeti inşa etmenin teminatıdır.
TİP başta seçime giren sosyalist partiler, bu tarihi sorumluluğu yerine getirmelidir.
Sol seçeneğin modeli, önyargısız ortak çabayla hep birlikte tasarlanabilir.
Ama önce sosyalistlerin bağımsız bir seçenek oluşturmalarının elzem olduğunu ve bu modelin oluşturulabileceğini kabul etmek gerekir!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
30 Mayıs 2023
Çin-Orta Asya işbirliğinin önemi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 23/05/2023
Çin ile beş Orta Asya ülkesini bir araya getiren “C+C5” platformu, ilk kez 2020’de dışişleri bakanları düzeyinde toplanmış ve devamında her yıl düzenli şekilde bir araya gelmişti.
Ancak bu yıl ilk kez liderler zirvesi yapıldı.
Zirvenin adresi, Çin’in Xian kentiydi. Bu kent özel olarak seçilmişti, çünkü tarihi ipek yolunun başladığı yerdi.
Haliyle bu tercih, Çin ile Orta Asya ülkeleri arasındaki Kuşak ve Yol’a atıf yapıyordu. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Kuşak ve Yol’u ilk kez 10 yıl önce Orta Asya ülkesi Kazakistan’da ilan etmişti.
ABD’NİN ORTA ASYA HESABI
Zirve, ABD’nin Orta Asya’da varlık bulundurmaya çalıştığı bir süreçte yapıldı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bu yıl şubat ayında Orta Asya ülkelerini ziyaret etmişti.
ABD, Orta Asya’ya verdiği önem nedeniyle, konuyu G7 gibi liderlik ettiği platformların da gündemine alıyordu.
Orta Asya’yı Avrasya’nın kalpgahı ve dünya egemenliğinin kilit merkezi olarak gören ABD, bölgede varlık bulundurarak Çin ile Rusya’nın ortasına girmeye çalışıyor. Böylece hem Rusya’ya hem de Çin’e karşı, diğer bölgelere ek olarak Orta Asya’dan da çifte çevreleme yapmak istiyor.
ABD’nin bu planlarını kuşkusuz Beijing de Moskova da görüyor. Tam da bu nedenle liderler zirvesinden önce yapılan Çin+Orta Asya ülkeleri dışişleri bakanları toplantısında Beijing şu mesajı vermişti: “Orta Asya jeopolitik oyunların değil, kazan-kazan işbirliğinin sahası olmalı.”
TURUNCU DARBELERE GEÇİT YOK
Bu konu, liderler zirvesinin de öne çıkan konusuydu. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, zirvede bu uyarıyı yaptı: “Dış güçlerin bölge ülkelerinin iç işlerine müdahale etmesine ve renkli devrimler sahneye koymasına şiddetle karşı çıkacağız.”
ABD geçen yıllarda Kırgızistan’da, son olarak da Ocak 2022’de Kazakistan’da renkli devrim / turuncu darbe girişiminde bulunmuştu. Bölgede Washington’la uyumlu iktidarlar oluşturarak, o ülkede askeri üs açmak, ABD’nin en büyük arzusu.
ABD açısından bölge aynı zamanda Uygur ve Tibet kışkırtıcılığı ile Hindistan-Pakistan ve Hindistan-Çin arasında sorun kaşıma alanı olarak önem kazanıyor.
ÖNEMLİ İŞBİRLİĞİ KARARLARI ALINDI
Orta Asya ülkeleri Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ı satranç tahtasında taş olarak gören ve bu ülkeleri Çin ve Rusya’ya karşı piyon olarak kullanmak isteyen ABD’nin girişimlerine en iyi yanıt ise zirvede alınan kararlar oldu.
Çin ile beş Orta Asya ülkesi arasında Xian Bildirisi ve çok kapsamlı işbirliği anlaşmaları imzalandı. Bunlardan başlıcaları şunlardı:
– Çin, beş Orta Asya ülkesine 3,8 milyar dolar mali destek ve hibe verecek.
– Çin Kalkınma Bankası ile Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’daki ilgili bankalar arasında 2 kredi anlaşması ve 2 işbirliği belgesi imzalandı. İşbirliği projeleri; KOBİ’leri, tarımı, endüstriyel işbirliğini ve halkın yaşam alanlarını kapsıyor. Çin Kalkınma Bankası, bu amaçla 10 milyar yuan’lık (yaklaşık 1,4 milyar dolarlık) bir özel kredi oluşturdu.
– Çin ile Orta Asya ülkeleri arasında 10’dan fazla mekanizma kurulacak. Çin-Orta Asya Mekanizması Daimi Sekreterliği, Çin’de kurulacak.
– Kuşak ve Yol, Orta Asya ülkelerinin ulusal kalkınma stratejileriyle birleştirilecek.
– Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu projesi geliştirilecek. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov, bu projenin Orta Asya’yı Türkiye üzerinden Avrupa’yla, İran ve Ortadoğu üzerinden de Kuzey Afrika’yla birleştireceğine” dikkat çekti.
ASYA YÜZYILINDA, BİRLİKTE…
Özetle Çin ile beş Orta Asya ülkesi arasında varılan mutabakatlar, Orta Asya’yı satranç tahtası, Orta Asya ülkelerini de satranç taşı olarak gören ABD emperyalizmine karşı önemli bir yanıt oldu.
Bu zürveyle birlikte artık Kuşak ve Yol, önümüzdeki süreçte Çin ile Orta Asya ülkelerini, kazan-kazan işbirliği ile saha sıkı saracak.
Ve en önemlisi… Çin ile Orta Asya ülkelerinin bu işbirliği, Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki Türk Devletler Topluluğu ile birbirini destekleyen yapılar olarak Asya Yüzyılında birlikte yükselmelidir…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Mayıs 2023
Dış politikanın seçime etkisi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 16/05/2023
Çoğu ülkede dış politikanın seçime etkisi yok ya da azdır. Ama Türkiye’de dış politikanın seçime etkisi, çoğu ülkeye göre açık ara fazladır.
Dünyada rüzgarın ABD’den estiği şartlarda bile, çoğu parti, öyle olmasına rağmen açıktan Amerikancılık yapamamıştır. Çünkü Türkiye’de milliyetçilik her dönem güçlüdür. Hatta öyle ki zaman zaman özünde Amerikancı olan partiler bile, seçimlerde Amerikancı olmadıklarını göstermeye uğraşırlar.
Diğer yandan tablo özellikle son 10 yılda büyük değişim geçirmektedir. Çok kutuplu dünyanın oluşmaya başlaması, Asya-Pasifik’in güçlenip Atlantik’in zayıflaması, gelişen dünyanın artık ABD saldırganlığına karşı durabilmesi vb etkiler, Türkiye seçimlerinde genel tabloyu iyice değiştirmiştir. Öyle ki seçimlerde artık açıktan Amerikancılık ve Avrupacılık yapan parti neredeyse kalmamıştır.
Öte yandan her yıl Türk halkının diğer ülkelere bakışını ortaya koyan araştırma sonuçları da bu gerçeğe işaret etmektedir: Türk halkı, ABD’ye, AB’ye yoğun oranda karşıdır:
İKİ HATA
Muhalefet bloğunun seçim sürecinde izlediği dış politika çizgisi ise yukarıda özetlemeye çalıştığımız tabloyu yok sayar nitelikteydi:
1) CHP aslında AKP’den çok farklı bir dış politika izle(ye)meyeceği halde, daha Batıcı bir görüntü verdi. Oysa tersine AKP “Batıya mesafeli” biz görüntü ortaya koymaya çalıştı.
Gerçekte AKP de CHP de çok kutuplu yeni dünyanın gerçeklerine uygun olarak çok taraflılık izleyecekti. Nitekim James Jeffrey başta eski ABD büyükelçileri de seçimin sonucunun Türk dış politikasında büyük değişiklik oluşturmayacağını, sadece üslubun yumuşayacağını belirtiyorlardı.
2) Diğer yandan CHP, seçim sürecinde birkaç kez doğrudan Rusya’yı hedef alma, Rusya’ya karşı konumlanma hatası yaptı.
Önce “Rusya’ya NATO üyesi olduğumuzu anımsatacağız” denilerek hata yapıldı ama sonrasında bu Kılıçdaroğlu’nun Moskova’daki bir toplantıya gönderdiği mektupla düzeltildi; “Türkiye-Rusya ilişkileri değişmeyecek” mesajı verildi. Ancak seçime bir hafta kala, bu kez “Rusya’ya yaptırım uygulama” açıklaması yapıldı. En vahimi de seçime üç gün kala “seçime müdahale ettiği varsayımı” üzerinden Rusya’nın doğrudan hedef alınmasıydı.
DIŞ POLİTİKANIN ETKİLEDİĞİ FAKTÖRLER
Pek çok seçmen nezdinde, bir partinin dış politika konumlanması, ekonomiden küresel ve bölgesel siyasetlere kadar izlenecek yola işaret ediyor. Bu nedenle de seçime, olması gerekenden fazla etki yapıyor.
Şöyle ki:
Eğer bir parti Rusya’yla, Çin’le, Asya’yla işbirliğini önemsemeyi dış politikasının önceliği haline getirirse, bu toplamda şu anlamlara geliyor:
1) O parti yeni eğilime uygun olarak dolarla ticareti azaltacak, ikili ticaretinde yerel paraları kullanacaktır.
2) O parti, Ukrayna meselesine ABD gözlüğü ile bakmayacak, haliyle ABD’nin zorladığı yaptırımlara büyük ölçüde uymayacak, Ukrayna merkezli cephenin genişletilmesi çağrılarına karşı durarak Karadeniz’de statüyü Montrö Sözleşmesi ile koruyacaktır.
3) O parti, ABD’nin Ortadoğu planlarına karşı olacak ve onun gereği olarak da komşuları ve bölge ülkeleriyle işbirliğini esas alacaktır.
4) O parti, yükselen Asya ekonomisinden Türkiye’nin daha çok pay alabilmesi için Asya’nın örgütlerinde, platformlarında, organizasyonlarında daha çok boy gösterecek.
5) O parti, haliyle ABD’nin Kıbrıs, Ermeni, Uygur, Tayvan kışkırtmalarına karşı daha Türkiyeci ve Asyacı bir siyaset izleyecek.
Bu beş maddede ve artırılacak maddelerde, partilerin izleyeceği siyasetin tonu biraz daha açılabilir ya da daha koyulaşabilir ama genel perspektif böyledir.
ESKİ TÜR BATICILIK DÖNEMİ KAPANDI
Sonuç olarak Kılıçdaroğlu’nun ve kurmaylarının seçim sürecinde izlediği ve kamuoyunda “Daha Batıcı ve Rusya’ya karşı mesafeli” görüntü anlamına gelen çizgi, milliyetçi oyların kaymasını sağlamış görünüyor. (Çünkü ABD karşılığı üzerinden milliyetçilik, klasik Rusya karşıtlığı üzerinden milliyetçiliği aşmıştır.)
Bu durumda 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur öncesinde, bu görüntünün düzeltilmesi gerekiyor. Zira bu aslında bir gerçeğe de dayanmak demektir.
O gerçek şudur: Türkiye’yi kim yönetirse yönetsin, artık eskisi türden bir Batıcılık yapamayacaktır ve çok kutupluluğun gereğine uygun siyaset izlemek durumda olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Mayıs 2023
ABD’nin mali saldırganlığına karşı güvenli liman: BRICS
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 03/05/2023
BRICS Güney Afrika Temsilcisi Anil Sooklal, 19 ülkenin birliğe katılmak için başvuruda bulunduğunu duyurdu (Bloomberg, 24.4.2023). Sooklal, “13 ülke resmen başvurdu. Buna ek olarak 6 ülke de gayri resmi olarak başvuruda bulundu” dedi.
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS, 2-3 Haziran’da yapacağı toplantıda “genişleme stratejisini” tartışacak.
Peki aralarında Suudi Arabistan’ın da olduğu bu ülkeler, neden BRICS’e katılmak istiyor? İşte o nedenler:
1. BRICS: ÇEKİM MERKEZİ
Gelişen dünyanın ekonomi grubu olarak BRICS, gelişmiş dünyanın zenginler kulübü G7’yi geçti: “BRICS ülkelerinin bu yıl dünyadaki ekonomik büyümeye toplu olarak yüzde 32.1 oranında katkıda bulunacağı tahmin edilirken bu oran G7’de yüzde 29.9’dur” (criturk.com, 1.5.2023).
BRICS’in dünya gayrisafi yurtiçi hasıladaki payı da G7’yi geçiyor. 2028’de BRICS’in dünya gayrisafi yurtiçi hasıladaki payının yüzde 33,6, G7’nin ise yüzde 27,8 olacağı öngörülüyor (criturk.com, 1.5.2023).
Diğer yandan IMF’nin nisan ayında yayımladığı yeni raporu da, dünyanın ekonomik büyümesine BRICS ülkelerinin katkısının daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Şöyle ki dünya ekonomisi 2023’te yüzde 2.8 büyüyecek. Merkezinde ABD’nin olduğu Batı ülkeleri ise yüzde 1.3 büyüyecek.
Peki Batı yüzde 1.3 büyürken dünya nasıl yüzde 2.8 büyümüş olacak? Çünkü gelişmekte olan ülkeler yüzde 3,9 büyüyecek. IMF raporuna göre Çin’in 2023’teki büyümesi yüzde 5,2 olacak.
Yani dünya ekonomisi, G7’den çok BRICS ülkelerinin büyümesiyle büyüyor olacak.
Bu tablo, haliyle BRICS’i gelişmekte olan ülkeler açısından bir çekim merkezi haline getiriyor.
2. MALİ BAĞIMSIZLIK
BRICS’in büyümesi ve G7’yi geçmesi, BRICS Yeni Kalkınma Bankası’nın da büyümesine yol açıyor. Bankanın büyümesi ise BRICS ve diğer ülkelerin kalkınma eksikliklerini gidermek için daha iyi mali kaynaklara sahip olması demektir.
BRICS Yeni Kalkınma Bankası, gelişmekte olan ülkeler açısından Dünya Bankası ve IMF’ye göre çok daha çekici bir seçenek oldu. Sadece daha iyi mali olanaklar nedeniyle değil, o olanakların sunulmasında siyasi şartların olmaması nedeniyle…
Zenginler kulübü ile en zengin ABD’nin kurduğu düzenin bankaları ve fonları, Dünya Bankası ve IMF (ki gelişen dünya ülkelerin buralarda da ağırlığı artmaya başladı), kredileri siyasi şartlara bağlarken, BRICS Yeni Kalkınma Bankası siyasi şart koşmuyor.
Haliyle bu durum, gelişen ülkeler açısından daha fazla mali bağımsızlık anlamına geliyor.
3. ABD YAPTIRIMLARINA KARŞI DAYANAK
Emperyalist ABD, mali yaptırımları bir süredir dış politikasının en önemli silahı haline getirmiş durumda.
ABD, siyasetlerini değiştirmek istediği ülkelere karşı ekonomik yaptırım uyguluyor, dolar gücüyle bu ülkeleri kendi stratejisine eklemlemek istiyor, mali operasyonlarla bu ülkelerin ekonomisini zarara uğratıyor.
İşte bu şartlarda, BRICS, gelişen dünya için ABD’ye karşı bir dayanak haline geldi.
Pek çok ülke bu nedenle BRICS’e üye olmak istiyor, çünkü BRICS’i ABD’nin mali saldırganlığına karşı güvenli bir liman olarak görüyor.
4. ABD DOLARINA KARŞI BRICS PARASI
BRICS ülkelerinin kendi aralarındaki ticarette ulusal paralara yönelmesi, dolarla süngülenen ülkeler açısından bir umut oldu. Bu model, dolar egemenliği altında ekonomisi zarara uğrayan ülkeler açısından da uygulunabilirliği resmetti.
Yani BRICS, ABD dolarına bağımlılığı azaltmada, gelişmekte olan ülkeler açısından bir güvence ve işler platform oldu. Pek çok ülke, BRICS ülkeleriyle ticaretinde ulusal paralara yöneldi.
Öte yandan BRICS, “ortak para” konusunda da hazırlık yapıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BRICS’in ağustos ayında düzenlenecek zirvede, ortak para birimi konusunu ele alacağını duyurmuştu (AA, 25.1.2023).
Böylece haziranda genişleme, ağustosta ortak para birimi konularını ele alarak, BRICS önemli bir atılım yapmış olacak.
KURAL KOYMA HAKKI
Peki BRICS’in genişlemesi, “Geniş BRICS” açısından ne anlama gelecek?
BRICS’in genişlemesi, gelişmekte olan ülkelerin küresel siyasetlerdeki etkisini ve ağrılığını artıracaktır, çıkarlarını daha iyi koruyacaktır.
“Kurallarını ABD’nin yazdığı” düzenin yerine yenisi adım adım inşa olurken, o düzenin kurallarını belirlemede gelişen dünyanın daha fazla etkisi ve söz hakkı, kısacası kural koyma hakkı olacaktır.
Gelişen dünyanın kural koyma hakkının artması da gelişmiş dünyanın kural koyma tekelini kırmak ve çıkarları dengelemek demektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2023
ABD-AB Taiwan Boğazı’nı askerileştirme peşinde
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 25/04/2023
Japonya’da düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları toplantısından sonra yayınlanan ortak bildiri, özetle Çin ve Rusya’yı hedef alıyor, kulübün zenginliğinin sürebilmesi için de Hint-Pasifik’e odaklanmayı önüne görev koyuyor.
Bildiri, “özgür ve açık Hint-Pasifik” hedefine işaret ediyor. Neden “özgür ve açık” Hint-Pasifik? Hint-Pasifik özgür değil mi, kapalı mı?
“Özgür ve açık”tan kasıt, Hint-Pasifik’in binlerce kilometre ötedeki emperyalist ABD’ye açık olmasıdır elbette!
AVUSTRALYA’NIN YENİ STRATEJİ BELGESİ
ABD önce Asya-Pasifik adlı stratejisini Hint-Pasifik diye güncelledi, ardından da “özgür ve açık” Hint-Pasifik hedefi ilan etti. Hint-Pasifik’te kendi varlığına meşruiyet sağlayabilmek için de Çin’in bölgeyi askerileştirdiğini, bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu ileri sürüyor.
ABD’nin müttefikleri de, işte hem yukarıda işaret ettiğimiz G7 bildirisinde, hem de örneğin Avustralya’nın yeni açıkladığı 2023 stratejik vizyon belgesinde olduğu gibi, önlerine Washington’un koyduğu “özgür ve açık Hint-Pasifik” hedefini koyuyorlar.
Öyle ki Avustralya, özellikle AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD üçlüsü) anlaşmasından sonra tamamen ABD’nin çıkarlarına göre konumlanıyor. Bu amaçla hazırlanan yeni strateji belgesi, Washington’da yazılsa ancak bu kadar olur denilecek kadar ABD’nin çıkarlarını gözetiyor. “Hint-Pasifik’te Çin’i tehdit, ABD’yi ise Çin’e karşı denge ve istikrar merkezi” ilan eden strateji belgesi, “ülkenin kuzeyindeki üsleri güçlendirme, üslerdeki ABD askeri varlığını artırma ve uzun menzilli saldırı yeteneğini artırma” hedefi önüne koyuyor.
Böylece ABD’nin AUKUS ile Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirme planı da işliyor.
ABD’NİN ASKERİLEŞTİRME ÇABASI
ABD de, ABD’nin dümen suyundaki Avrupalı G7 ülkeleri de, binlerce kilometre öteden, merkezinde Çin’in olduğu coğrafyaya dair “kural” koymaya kalkıyorlar.
Sözde bunu Çin’in bölgeyi askerileştirmesine karşı bölge ülkelerinin haklarını savunmak için yapıyorlar. Oysa, Çin’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için askeri gelişimi öncelemesi, bölgenin askerileştirilmesi anlamına geliyorsa, ABD’nin binlerce kilometre öteden Çin’in sınırlarının dibinde askeri varlık bulundurması ne anlama geliyor?
Açık ki bölgeyi asıl askerileştiren ABD’dir. Üstelik bunu müttefiklerini de zorlayarak, onları da Hint-Pasifik’te Çin’e karşı silah göstermeye mecbur ederek yapıyor. Anımsayın, Almanya bile Hint-Pasifik bölgesine savaş gemisi göndermişti.
Şimdi ABD G7 ülkelerinin de Hint-Pasifik’te silah göstermesini istiyor. Öyle ki G7’nin yukarıda işaret ettiğimiz son bildirisi ile NATO’nun son bildirisi arasında, içerik bakımından neredeyse fark kalmadı!
Yani ABD, bir bakıma liderlik ettiği tüm organizasyonları adın adım askerileştiriyor!
AB-BORRELL: ‘TAYVAN’A SAVAŞ GEMİSİ GÖNDERMELİYİZ’
Ukrayna krizi üzerinden ABD stratejisine adım adım eklemlenen “bölünmüş AB”nin de bu kervana katılmaya istekli olduğu görülüyor.
Baksanıza, AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından sorumlu Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, açık açık Taiwan Boğazı’na savaş gemisi göndermekten bahsediyor.
Borrell, Journal Du Dimanche’de yayımlanan görüş yazısında, Taiwan’ın Avrupa’yı “ekonomik, ticari ve teknolojik olarak ilgilendirdiğini” belirterek “Avrupa donanmalarını, Taiwan Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü taahhüdünü göstermesi için devriye gezmeye çağırıyorum” diyor.
“Beyaz sömürgeciler”in Taiwan ilgisinin asıl kaynağı ne peki? Neyse ki Borrell, Taiwan’ın önemini anlatırken, onu da belirtiyor: “Taiwan ekonomik açıdan bizim için son derece ciddi bir meseledir. Çünkü Taiwan, gelişmiş yarı iletkenlerin üretiminde stratejik bir role sahiptir.”
Evet, çip meselesi sadece Amerikalı kapitalistler için değil, Avrupalı kapitalistler için de kritik önemde. Bu nedenle ABD-AB-Çin-Taiwan-Güney Kore beşgeninde, deyim yerindeyse, bir “çip savaşı” yaşanıyor.
ASYA-PASİFİK YÜZYILININ ÖNÜNE GEÇİLEMEZ
Bu arada önemle belirteyim: Borrell’in Taiwan’a savaş gemisi gönderilmesini savunduğu mesajını aktarırken “bölünmüş AB” dedim. Evet, çünkü bu meselede de AB bölünmüş durumda ve aslında Borrell bu çıkışıyla bir yandan da Macron’u hedef alıyor.
Yakın zamanda Çin’i ziyaret eden ve oradan AB için “üçüncü yol” stratejisi öneren, Taiwan konusunda da Avrupa’nın ABD’nin takipçisi olmaması gerektiğini savunan Macron’a, Washington-Brüksel hattından verilen bir yanıt yani…
Kuşkusuz tüm bu yanıtlar, açıklanan bildiriler, ilan edilen stratejiler, hatta doğrudan askeri adımların atılması bile, asıl stratejik yönü değiştirmeyecek: Atlantik yüzyılı bitti, Asya-Pasifik yüzyılı başladı.
ABD’nin agresif çabaları bu süreci tersine çeviremeyecek.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
25 Nisan 2023
Çin’in Ortadoğu’da ikinci barış hamlesi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 18/04/2023
Çin, Suudi Arabistan ile İran arasında barış sağlamasının ardından, şimdi de Ortadoğu’nun en önemli sorunu olan İsrail-Filistin sorununa çözüm için adım attı.
Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang, dün İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen ile yaptığı telefon görüşmesinde “Çin’in hem İsrail’i hem de Filistin’i siyasi cesaret göstermeye ve barış görüşmelerini yeniden başlatmak için adımlar atmaya teşvik ettiğini ve Çin’in bunun için kolaylık sağlamaya hazır olduğunu” söyledi (Xinhua, 18.4.2023).
Qin’e göre temel çıkış yolu, barış görüşmelerinin yeniden başlatılması ve “iki devletli çözümün” uygulanmasıdır.
İSRAİL: ÖNCE İRAN’IN NÜKLEER SORUNU
Peki İsrail Çin’in bu teklifine nasıl bakıyor?
Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’ya göre İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, İsrail-Filistin anlaşmazlığının çözümünü desteklemeye istekli olduğu için Çin’e teşekkür etti ama kısa vadede çözülmesinin muhtemel olmadığını belirtti.
Ancak…
Cohen, İsrail’in Çin’in nüfuzuna önem verdiğini ve Çin’den İran’ın nükleer meselesinde olumlu bir rol oynamasını beklediğini söyledi.
Yani İsrail Çin’e, “önce İran’ın nükleer sorunu, sonra İsrail-Filistin anlaşmazlığı” demiş oluyor. Kuşkusuz bunu bir tür İsrail pazarlığı olarak da yorumlayabiliriz.
ÇÖZÜMÜN ÖNÜNDEKİ ENGEL: ABD
Kuşkusuz İsrail-Filistin anlaşmazlığı, Suudi Arabistan-İran sorunundan çok daha derin bir sorundur ve çözümü çok daha zordur. Ancak imkansız değildir. Qin Qang’in Eli Cohen’e söylediği gibi “Doğru olanı yapmak için hiçbir zaman geç değildir.”
Üsterlik kolaylaştıcının kolaylaştırıcılığının, yeni kolaylıklar sağladığı bir süreçteyiz.
İşte, kolaylaştırıcı olarak Çin’in Suudi-İran barışına katkı sunması, hemen ardından bir başka sorunun çözümüne de kolaylık sağladı. Suudi Arabistan heyetinin Yemen’deki temasları olumlu geçti ve orada da barış için önemli adımlar atıldı.
Ancak merkezinde İsrail’in olduğu Ortadoğu problemlerini çözmek elbette kolay değil, çünkü ABD’nin varlığı ve İsrail-ABD stratejik işbirliği çözümün önündeki en önemli engeldir.
Dolayısıyla İsrail’in problem çözümüne yatkınlığı, ABD’nin hegemonyasının zayıflamasına ve İsrail’in ABD’siz çözümde de çıkar görebilmesine bağlı.
ABD’NİN SUUDİ ARABİSTAN HAMLELERİ
Ancak İsrail için problemlerinde “ABD’siz çözüm” aramak, henüz ufukta görünmüyor.
Örneğin…
Tam da Qin Qang ile Eli Cohen görüşürken, İsrail’den gelen bir çağrıya dikkat çekelim: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirmek istediklerini ve bunun Arap-İsrail çatışmasını sona erdirmek için “büyük bir adım” olacağını söyledi (Sputnik, 18.4.2023).
Bu açıklama, ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın Kudüs’ü ziyareti sırasında geldi.
Çin’in kolaylaştırıcılığında yapılan Suudi-İran barışından son derece rahatsız olan ABD, Suudi Arabistan’ı “rotada tutabilmek” için tüm kozlarını oynuyor. Önce CIA Direktörü William Burns devreye girdi, şimdi de Senatör Lindsey Graham…
Graham, İsrail’den önce Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiş ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmüştü. Sanatör Graham Selman’a ne söylediğini İsrail ziyaretinde şu sözlerle açıkladı: “Cumhuriyetçi Partinin, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiyi değiştirmek için Başkan Biden ile çalışmaktan memnuniyet duyacağına inanıyorum. Bu da Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanımasıyla sonuçlanabilir.”
İşte, Netanyahu’nun yukarıda bahsettiğimiz “Suudi Arabistan’la normalleşme” çağrısı bu bağlamdadır.
Yani ABD, Suudi-İran barışına karşı Suudi-İsrail normalleşmesi aramaktadır.
KÜRESEL GÜVENLİK GİRİŞİMİ
Görüldüğü gibi İsrail-Filistin anlaşmazlığı imkansız olmasa da çok zor bir problem. Çin’in bu anlaşmazlık için adım atmış olması kuşkusuz o zorluğu yumuşatabilecek en önemli etkendir.
Dolayısıyla artık mesele şudur: İsrail ile Filistin arasında 2014’te kesilen görüşmeler nasıl yeniden bağlayabilir? Dahası “iki devletli çözüm” nasıl ve hangi şartlarda uygulanabilir? Kısacası sımsıkı kapalı bu kapı nasıl açılacak?
Çin Dışişleri Bakanı Qin Qang’a göre, İsrail-Filistin sorununun çözüm anahtarı, ortak güvenlik vizyonunda…
Peki İsrail ve Filistin için ortak güvenlik vizyonu var mı?
İşte burada etkili olacak anahtar, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ortaya koyduğu “Küresel Güvenlik Girişimi”dir.
Küresel Güvenlik Girişimi, “zıtlaşma yerine diyalog”, “ittifak yerine ortaklık”, “sıfır toplamlı oyun yerine kazan-kazan ilişkisi”ne dayanan yeni bir güvenlik yoludur. 20 işbirliği yönü içeren bu güvenlik yol haritası, küresel problemlerin çözümünde anahtar rolündedir.
Çin, Ukrayna krizi için 12 maddelik barış planı sunarken, Suudi-İran barışını sağlarken, Suriye’de barış için adımlar atarken ve şimdi İsrail-Filistin anlaşmazlığı için hamle yaparken, işte bu “Küresel Güvenlik Girişimi”ne dayanıyor.
Peki Çin neden tüm bu alanlarda barış istiyor? Çünkü Asya, Avrupa ve Afrika’yı Kuşak ve Yol ile birbirine sağlıklı bağlamak, savaşların bitmesini ve krizlerin çözümünü gerektiriyor.
Çin’in Kuşak ve Yol’un başarısı için sorunların çözümüne, ABD’nin hegemonyasını sürdürebilmek için sorunların sürmesine ihtiyacı var.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Nisan 2023
Avro-Atlantik mi, Avrasya mı?
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 11/04/2023
Avrupa’nın önündeki stratejik düzlemdeki temel sorun, 21. yüzyılda geleceğinin Avro-Atlantik’te mi yoksa Avrasya’da mı olduğudur.
İşte Ukrayna meselesi ABD’nin bu sorunu Avro-Atlantik yönüne zorlamasının yoludur. O nedenle başından beri belirtiyoruz; ABD’nin NATO’yu genişleterek tetiklediği Ukrayna meselesi, bir Rusya-Ukrayna savaşı değil, Rusya-ABD savaşıdır. ABD bu savaşla Rusya’yı Avrupa güvenlik mimarisinden çıkararak Avrupa’yı Atlantik kampında tutmaya çalışıyor. Arktik Okyanusu’ndan Akdeniz’e indirdiği yeni demir perdeyle, Avro-Atlantik inşa etmeye uğraşıyor.
Tersine Rusya ve Çin ise Avrupa ile Asya’nın Avrasya’laşmasını savunuyor. Nitekim Çin ve Rusya liderlerinin ortak mesajlarında da “Büyük Avrasya Ortaklığı” vurgusu dikkat çekiyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Afrika’yı da ekleyerek Avrasya’yı inşa etmeyi hedefliyor zaten…
AVRUPA’NIN ÖNÜNDEKİ STRATEJİK SORUN
ABD Hegemonyasının Sonu (Kırmızı Kedi, 2019) isimli kitabımızda incelediğimiz konu da buydu zaten. Beş merkezin, yani ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın güç mücadelesinin nasıl bir dünya şekillendireceği konusunu ele almıştık. ABD, AB ve Hindistan’ı stratejisine eklemleyerek Çin ve Rusya’ya karşı küresel liderliğini sürdürmek istiyor. Ancak bu AB ile Hindistan’ın bir merkez olamaması demek aynı zamanda. İşte Avrupa’nın önündeki temel ikilem budur.
Bu ikilemi ya da genel olarak “Avro-Atlantik mi, Avrasya mı” sorununu Avrupa’da en iyi anlayan resmi yetkilinin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron olduğu görülüyor. (Emekli olmadan önce öncülük Almanya Şansölyesi Angela Merkel’deydi, halefi Olaf Scholz ABD baskısına önemli oranda boyun eğmek zorunda kaldı ne yazık ki…)
İşte Macron’un Batı’da çok tartışılan ve tepki gösterilen Çin ziyareti tam da bu nedenle kritik önemdeydi. Macron’un dönüş yolunda verdiği dört temel mesaj ise Paris’in bu konuda tutum oluşturmaya çalışacağına işaret ediyor. Öyle olduğu için de ABD Macron’un mesajlarını hedef aldı hızla…
YA VASSALLIK YA STRATEJİK ÖZERKLİK
Başkanlık uçağında Politico’ya konuşan Macron, dört temel mesaj verdi:
1) “Avrupa’nın üçüncü bir süper güç haline gelebilmesi için stratejik özerklik şart.”
2) “Avrupa’nın silah ve enerjide ABD’ye artan bağımlılığı azaltılmalı, Avrupa’nın kendi savunma sanayisini inşasına odaklanılmalı.”
3) “Avrupa, ABD dolarının ülke dışı hakimiyetine bağımlılığını azaltmalıdır. İki süper güç arasındaki gerilim kızışırsa, stratejik özerkliğimizi finanse edecek zamanımız ve kaynağımız olmayacak ve vassal haline geleceğiz.
4) “Avrupa, Tayvan konusunda Çin ile ABD arasında bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmalı.”
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un bu mesajlarının, aslında daha da ileri ve derinlikli olduğu anlaşılıyor. Çünkü Politico, söyleşinin sonunda, “Fransız Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin Tayvan ve Avrupa’nın stratejik özerkliği konusunda daha açık konuşulan bazı bölümleri kesip çıkardığını” not etti.
ABD’DEN MACRON’A TEHDİT
Macron’un mesajlarının, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in daha önce Almanya Şansölyesi Scholz’a ifade ettiği Çin’in üç maddelik Avrupa yaklaşımına birebir uyumlu olduğu görülüyor.
Xi Jinping’in işaret ettiği o maddeler şöyleydi:
1) Avrupa’nın güvenliği, Avrupalıların elinde olmalı.
2) Çin, Avrupa’nın stratejik özerkliğini destekliyor.
3) Çin-AB ilişkisi, üçüncü bir tarafın hükmünde ve kontrolünde olmamalı.
Xi ile Macron’un bu tutum çakışması, elbette ABD’yi rahatsız ediyor. Nitekim ABD’nin etkili senatörlerinden Marco Rubio, hızla Macron’u hedef alan, dahası “tehdit eden” bir mesaj yayımladı.
Macron’un Fransa adına mı yoksa Avrupa adına mı konuştuğunu sorgulayan Senatör Rubio, “Tayvan konusunda Avrupa’nın taraf tutmaması söz konusu olursa, ABD’nin de Avrupa’yı Ukrayna’daki tehditle baş başa bırakacağını” söyledi.
AVRUPA’NIN ELİNDEKİ ANAHTAR
Macron özetle Avrupa’nın önünde aslında “ya ABD’ye vassallık ya da ABD’den stratejik özerklik” şeklinde iki seçenek olduğunu olduğunu ortaya koymuş oldu. Bunun pratikteki karşılığı aslında şudur: Avrupa, ABD’nin Avro-Atlantik cephesine boyun eğerse vassallaşır, Çin ve Rusya’nın önerdiği “Büyük Avrasya Ortaklığı”na yönelirse, stratejik özerkliğini kazanır.
İşte ABD’nin Ukrayna’da barışı değil, “uzun savaşı” zorlaması, tam da bunun içindir.
Avrupa’nın önündeki bu temel çelişkinin çözümü, bir dizi anahtar gerektiriyor. Bu anahtarlardan ilki ise Avrupa’nın ABD’ye rağmen Çin’in Ukrayna için önerdiği barış planını gündemine alması ve tartışmasıdır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Nisan 2023
Körfez, ABD’nin tavanını deldi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 04/04/2023
Körfez, beş ay aradan sonra, üretimi daha da kısma kararı aldı. 1,6 milyon varil ek kesintiyle birlikte 3,6 milyon varile çıkan toplam kesinti, ABD’nin Rusya’ya uyguladığı tavan fiyat politikasını olumsuz etkileyecek.
Gelin petro-politik bu mücadeleyi başından anlatalım:
ABD: HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIK
Beş ay önce ABD, Rusya’yı sıkıştırabilmek için Körfez ülkelerinden petrol üretimini artırmalarını istiyordu. Ama tersi oldu. Körfez bırakın üretimi artırmayı, yerinde bile tutmadı, tersine üretimi kısma kararı aldı.
Karar ABD’yi hayal kırıklığına uğrattı. Beyaz Saray, “Başkan Biden, Putin’in Ukrayna işgalinin olumsuz etkileriyle mücadele ederken OPEC+ grubunun üretimi azaltmaya yönelik basiretsiz kararından dolayı hayal kırıklığına uğramıştır” şeklinde bir açıklama yayımlarken ABD Kongresi’nin pek çok üyesi ise Suudi Arabistan’ın başını çektiği ülkelerin aldığı bu kararı, Putin’e destek olarak yorumladı. Hatta bazıları, Suudi Arabistan’a verilen savunma desteğini geri çekmeyi gündemine aldı.
Oysa stratejik düzlemde tablo çoktan değişmeye başlamıştı. 6 Ekim 2022 tarihli New York Times analizi o tabloyu resmediyordu: “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Washington’dan uzaklaşıyor, Rusya ve Çin’e yakınlaşıyor.”
SUUDİ ARABİSTAN’IN YENİ YÖNÜ
Kısacası ABD, Rusya’nın enerji kozunu elinden alabilmek için bir oyun planı hazırlamıştı ama en önemli müttefiki olan Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri o planı bozuyordu.
ABD bir yandan G7 aracılığıyla Rusya petrolüne tavan fiyat uygulayarak, bir yandan da petrol üretimini artırarak Putin’i sıkıştırmayı hesaplıyordu. Çünkü enerji payı yüksek olan Rus ekonomisi krize girerse, Rusya’da Putin’in iktidarının devrileceğini umuyordu.
Oysa ABD analizleri gerçekçi değildi. Çünkü dünya değişiyordu, güç merkezi kayıyordu ve ABD’nin Soğuk Savaş müttefikleri çok kutupluluğun/merkezliliğin doğurduğu çok taraflılık avantajını kullanıyordu.
İşte Suudi Arabistan:
Rusya’yla S-400 alışverişi görüşüyordu, Putin’le OPEC+da ABD’yi rahatsız eden bir enerji işbirliği yapıyordu.
Çin’le enerji işbirliği yapıyordu; Çin-Suudi enerji şirketleri ortak yatırımlara başlıyordu, Riyad yönetimi Çin’e petrolü dolar yerine yuan ile satmak istiyordu.
Çin ve Rusya’nın liderlik ettiği organizasyonlara, Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS’e katılıyordu.
Çin’in arabuluculuğunda İran’a barışıyordu.
Suriye’yle ilişkileri normalleştirmeye başlıyordu, dönem başkanlığında Suriye’yi Arap Ligine davete hazırlanıyordu.
TOPLAM 3,6 MİLYON VARİL KESİNTİ
Evet, dünya değişiyordu ve Suudi Arabistan da değişen dünyadaki yerini alıyordu.
Yukarıda anımsattığımız o beş ay önceki ABD-Suudi Arabistan petrol krizinin ardından, yine ABD’yi zora sokan bir karar geldi: Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri, yine petrol üretimini kısma kararı aldı.
OPEC+ grubu Ekim 2022’de üretimi 2023 sonuna kadar 2 milyon varil kesintiye uğratma kararı almışlardı. Şimdi üstüne 2023 sonuna kadar 1,6 milyon varil daha kesinti yapacağını dünyaya duyurdu. Böylece kesinti miktarı 2023 sonuna kadar 3,6 milyon varile çıktı (Bloomberg, 3.4.2023).
Buna göre “9 gönüllü”nün kesinti miktarları şöyle: Suudi Arabistan 500 bin, Rusya 500 bin, Irak 211 bin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 144 bin, Kuveyt 128 bin, Kazakistan 78 bin, Cezayir 48 bin, Umman 40 bin ve Gabon 9 bin varil.
Karar ilk günden petrolün fiyatını yüzde 6 oranında artırdı. Goldman Sachs fiyat tahminini revize etti ve yıl sonunda varil fiyatının 95 dolara, Aralık 2024’te ise 100 dolara ulaşacağını öngördü.
Haliyle ABD yine tepki gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrienne Watson “Piyasadaki belirsizlik göz önüne alındığında şu anda kesintilerin tavsiye edilebilir olduğunu düşünmüyoruz ve bunu açıkça belirttik” dedi (Euronews, 3.4.2023).
Evet, ABD belirtti ama Körfez dinlemedi!
ABD’NİN TAVAN FİYAT DAYATMASI
Petrol üreticileri açısından kararın mantığı basit. Nitekim Suudi Enerji Bakanı Abdülaziz bin Salman, kesintinin petrol fiyatlarında daha derin bir düşüşü önlemek için “ihtiyati” bir tedbir olduğunu açıkladı.
Petrolün varil fiyatı Haziran 2022’de 120 dolardan işlem görüyordu. 73 dolara geriledi. OPEC+ grubu bunu 100 dolara çıkarmak istiyor. Nitekim kesinti kararının ardından yüzde 6 artışla 85 dolara yükseldi.
ABD ise Rus ekonomisini yıkıma uğratmak için petrol fiyatını düşük tutmak istiyor. Hatta G7’de bir tavan fiyat uygulatma kararı da aldı. Buna göre Rusya’dan alınacak petrolün tavan fiyatı 60 dolar olacaktı.
Bu karar, aslında etkileriyle Avrupa ekonomisini de sıkıntıya sokacaktı. Nitekim Almanya başta kimi itirazlar da olmuştu. Ancak ABD bastırdı ve 5 Aralık 2022’de G7’de bu kararı aldırdı, AB ülkelerine de dayattı.
ABD’NİN PETRO-POLİTİĞİ DELİNDİ
Aldırdı ama nasıl uygulayacak, nasıl sonuç alabilecek? Çünkü Rusya bu fiyatta petrol satmayacağını ilan etti ve kimi ülkeler Rusya’dan enerji tedarikini sürdürmeye mecbur.
Örneğin en önemli tedarikçilerden Japonya, bu karara uyamayacağını belirtiyor. Wall Street Journall’ın haberine göre Japon yetkililer, “Tavan Fiyat Koalisyonu”ndan Eylül 2023’e kadar kendisine istisna uygulanmasını istedi. Ve Japonya 2023’ün ilk iki ayında, 60 dolarlık tavan fiyat yerine Rusya’dan 70 dolara 748 bin varil ham petrol satın aldı.
Böylece ABD’nin “tavan fiyat 60 dolar” kararı delinmiş oldu.
OPEC+ grubunun üretimi kesmesi ile petrol fiyatlarının yükselmesi, ABD’nin müttefikleri açısından tavan fiyat uygulamasını iyice uygulanamaz kılacak.
Böylece Körfez ülkelerinin Rusya’yla “üretim kesme” işbirliği, ABD’nin küresel petrol politikasını iyice zora sokacak.
Evet, yukarıda da belirttiğimiz gibi, yeni bir dünya kuruluyor ve Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de o dünyadaki yerini alıyor…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2023
3 hedef, 3 ilke, 4 yol, 4 araç
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 21/03/2023
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in üç günlük Moskova ziyareti, hem Çin-Rusya ilişkileri açısından hem de bu ilişkinin uluslararası ilişkilere etkisi bakımından tarihi nitelikte…
İki lider, Xi ve Putin, ilk gün 4 buçuk saatlik baş başa görüşmeyle bu tarihi ziyaretin ikinci turunu tamamladılar. İlk tur, iki liderin karşılıklı diğer ülke gazetelerine ziyaretten bir gün önce yazdıkları kapsamlı makalelerdi.
DEMOKRATİK DÜNYA DÜZENİ
Xi Jinping, Rusya’nın Rossiyskaya gazetesi ile RIA Novosti haber ajansında yayımlanan “Çin-Rusya Dostluk, İşbirliği ve Ortak Kalkınmasında Yeni Sayfa Açılması İçin Çaba Harcayalım” başlıklı makalesinde, “3 hedef”, bu 3 hedef için gerekli “3 ilke”, 3 hedefe ulaşacak “4 yol” ve bu 4 yolda ilerlemeyi sağlayacak “4 araç” ilan etti.
3 hedef: Çok kutupluluk, ekonomik küreselleşme ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesi.
3 ilke: Hiçbir ülke diğerinden üstün değildir, hiçbir yönetim modeli evrensel değildir, hiçbir ülke uluslararası düzeni dikte edemez.
4 yol: Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Küresel Kalkınma İnisiyatifi, Küresel Güvenlik İnisiyatifi ve Küresel Medeniyetler İnisiyatifi.
4 araç: BM, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve G20.
İTTİFAKTAN ÜSTÜN ORTAKLIK
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Çin Komünist Partisi’nin resmi yayın organı Halkın Günlüğü’ne, “Rusya ve Çin Geleceğe Bakan Bir Ortaklık” başlıklı bir makale yazdı.
Putin makalesinde Rusya ile Çin’in ilişkisinin, bölgesel ve küresel istikrarın temel taşı olduğunu belirtti ve “kalite bakımından iki ülkenin Soğuk Savaş döneminin askeri ve politik ittifaklarından üstün olduğuna” dikkat çekti.
Putin’e göre ABD “iki caydırıcılık rotası” izliyor. Bunlardan biri ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı izlediği “çifte caydırıcılık”, diğeri de ABD diktasına boyun eğmeyenlere karşı uygulanan caydırıcılık…
Putin’e göre ABD Rusya’yı “doğrudan tehdit”, Çin’i “stratejik rakip” ilan ederek uluslararası güvenlik ve işbirliği mimarisini parçalıyor.
Putin’e göre NATO, Asya-Pasifik bölgesine nüfuz etmeyi amaçlayarak faaliyetlerine küresel bir erişim oluşturmaya çalışıyor; ortak Avrasya alanını “özel kulüpler” ağına ve askeri bloklara bölmeye çalışıyor.
Nitekim Xi Jinping de Rusya gazetesine makalesinde bu tehditlere dikkat çekmiş; dünyanın “karmaşık ve iç içe geçmiş geleneksel ve geleneksel olmayan güvenlik sorunları, zarar veren hegemonya, tahakküm ve zorbalık eylemleri” ile karşı karşıya olduğunu belirtmişti.
ABD’NİN YAZDIĞI VE ARTIK UYMADIĞI KURALLAR
Xi Jinping’in Moskova ziyaretinin ve Çin-Rusya işbirliğinin öneminin en iyi farkında olan ülke haliyle ABD’dir.
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, Çin ve Rusya’nın, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra inşa ettiği “kurallara dayalı” uluslararası düzene karşı olduğunu belirtti ve Beijing ile Moskova’nın “oyunun kurallarını küresel olarak yeniden yazmak istediğine” dikkat çekti. Kirby, Xi ve Putin’in, “son zamanlarda işbirliklerini artırdığını” da savundu.
Kirby’nin de kullandığı “kurallara dayalı” kavramı, ABD’nin korumaya çalıştığı düzenine meşruiyet sağlayabilmek amacıyla son yıllarda sıklıkla başvurduğu bir kavram.
Ancak kavramın iki yönü var: ABD “kurallara dayalı” derken, kuralları kendisinin koyduğunu ortaya koyuyor ama diğer yandan da kendi koyduğu kurallara bile son yıllarda uymuyor!
İşte Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in çok sık vurguladığı “BM merkezli uluslararası sistemi, uluslararası hukukla desteklenen uluslararası sistemi ve BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine dayanan uluslararası ilişkilerin temel normlarını koruma kararlılığı” tam da bu nedenle önemli.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Mart 2023
Gürcistan ‘ikinci cephe’ olmayacak
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 14/03/2023
Gürcistan’da “yabancı acente yasası”na karşı düzenlenen eylemler, Batı’da büyük heyecan yarattı. Ancak ABD ve AB yönetimlerinin destek verdiği, Batı medyasının köpürttüğü ABD ve AB bayraklı eylemlerden “bir turuncu devrim” daha çıkartma hayali kısa sürdü.
Öte yandan “Gürcistan protestolarına” verilen destek sırasında “yabancı acente yasası”na karşı gösterilen tutum ise ibretlikti. Zira yasayı kendi ülkelerinde 100 yıldır uygulayanlar, Gürcistan’ın benzer bir yasa çıkarmasından şikayet ediyorlardı!
Bu çelişkiyi gizlemek için de Gürcistan parlamentosunda kabul edilen yasanın, Rusya’daki yasanın benzeri olduğunu savunuyor ve propaganda ediyorlardı.
ABD YASASINDAN TERCÜME
Konuyu inceleyen gazeteci Emre Köse şu saptamayı yapıyordu: “Batı’nın ABD’de uzun zamandır yürürlükte olan ‘yabancı acenteler’ yasasının tercümesinden başka bir şey olmayan bir yasanın Gürcistan’da yürürlüğe girmesine karşı çıkması epey düşündürücü.” (emrekose.substack.com, 8.3.2023)
Evet, yasa, aslında 1938’den beri ABD’de yürürlükte olan Yabancı Acenteler Kayıt Yasası’nın (FARA) tercümesiydi!
ABD’li ve AB’li yetkililerin bu eylemler sırasında Gürcü hükümetini hedef alan açıklamaları, asıl hedefe işaret ediyordu. Gelişmeleri yakından izleyen gazeteci Erkin Öncan, o hedefi şöyle özetliyordu: “Gürcistan, önce Ukrayna krizinde aldığı tutumu, son olarak da etki ajanlığına karşı yasal önlem almaya çalışması, Kolektif Batı için ‘iki büyük suçtu’, bu adımlar Gürcistan’ın Batı rotasından çıkışını (Batı medyasında bunu Rus etkisine girmek olarak okuyoruz) temsil ediyordu ve elbette ki bu suç cezasız kalmayacaktı.” (erknoncn.substack.com, 9.3.2023).
GARİBAŞVİLİ: İKİNCİ CEPHEYE İZİN VERMEYECEĞİZ
İşin aslı şuydu: ABD, Rusya’ya karşı Ukrayna dışında Gürcistan üzerinden “ikinci cephe” açmak istiyordu.
Gürcü hükümeti de bu gerçeğin farkındaydı ve bir süredir bu amaca karşı koyuyordu. İşte “yabancı acente yasası”na karşı kotarılan Batı destekli eylemler de bu amacı yeniden diriltmek içindi.
Ancak mevcut Gürcü hükümeti, ülkeyi “ikinci cephe” yapmama kararlılığını bu süreçte daha net bir şekilde ortaya koydu. Gürcistan Başbakanı İrakli Garibaşvili, “İktidarda olduğumuz sürece burada ikinci bir cepheye izin vermeyeceğiz. Böyle bir şeyin sözü bile olamaz” dedi (Sputnik, 13.3.2023).
Gürcü liderin paylaştığı şu bilgiler ise Batı’nın Gürcistan’ı “ikinci cephe” yapma hedefinin çok daha öncesine dayandığını ortaya koyuyordu: “Ukrayna’daki çatışmanın daha 2021’in sonbaharında başlaması bekleniyordu. Saakaşvili Gürcistan’a ne zaman geldi? 1 Ekim’de. Saakaşvili organize bir şekilde Gürcistan’a gönderildi, asıl amaç burada bir darbe düzenlemek ve ülkeyi gerekli zamanda çatışmaya dahil etmekti. Bugün bundan şüphemiz yok” ((Sputnik, 13.3.2023).
SAAKAŞVİLİ’Yİ İZLE, ABD’NİN HEDEFİNİ ANLA
Aslında süreci izleyenler açısından Gürcistan Başbakanı Garibaşvili’nin sözleri sürpriz değildi. Zira Garibaşvili, ülkesinin ikinci cephe yapılmak istendiğini geçen yıl da dile getirmişti. Hatta Garibaşvili 27 Nisan 2022’deki açıklamasında, yeni cephe için ülkesiyle birlikte, Molodova’nın da adını saymıştı. (Nitekim o tarihten beri Transdinyester üzerine bir baskı oluşturulmaya çalışıldı.)
Bu süreci analiz ettiğim 30 Nisan 2022 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazımda şöyle demiştim. “2003’te Turuncu darbeyle Gürcistan’da iktidar olan ancak 2008’de Rusya’nın müdahalesi sonrası kaçan, 2014’te Ukrayna’daki Turuncu darbe sırasında silahlı adamları rol alan ve ardından Ukrayna’nın önemli yerleşim yerlerinden Odessa’ya vali yapılan Saakaşvili, Ekim 2021’de Gürcistan’a dönme kararı almıştı. Ancak Saakaşvili’nin, daha doğrusu onu cepheye sürenlerin hesabı tutmamıştı. Ukrayna’nın Kasım veya Aralık 2021’de başlatacağı savaş ise Donbas’a yönelik Batı destekli taarruz hazırlığıydı. Moskova’nın özel askeri operasyonunu ‘savaşı önleyen savaş’ diye nitelemesi, bu nedenleydi.”
TAKTİK GERİ HAMLE
Özetle, “yabancı acenteler yasası” bahanesiyle düzenlenen eylemler, yaklaşık 1,5 yıldır Rusya’ya karşı cephe yapılmaya direnen Gürcü yönetimini mecbur etme, teslim alma eylemleriydi. Ancak Gürcü yönetimi, 7 Mart’ta parlamentoda kabul edilen yasayı, 10 Mart’ta “geri çekerek” eylemlerin zeminini ortadan kaldırdı.
“Yabancı acenteler yasası”, iktidardaki Gürcü Rüyası Partisi’nde ayrılan Halkın Gücü Partisi tarafından parlamentoya getirilmiş ama Gürcü Rüyası’ndan bazı milletvekillerinin de desteğiyle kabul edilmişti.
Bu geri adım olsa da, Gürcü hükümetinin ülkeyi “ikinci bir cephe yapmama kararlılığını” sürdürebilmesi açısından taktik bir geri hamle olmuş oldu.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Mart 2023