Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
İpek Yolu’nun iki düğümü: Sincan ve Keşmir
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/03/2019
ABD’ye yön veren kurumların iki temel tespiti var:
- Çin ve Rusya, ABD’ye karşı ittifak halinde.
Örneğin ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Dan Coats Ocak 2019’da Senato İstihbarat Komisyonu’nu bilgilendirirken şöyle diyor: “Çin ve Rusya, hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleşmiş durumda.”
- ABD, Çin-Rusya ittifakını ancak Hindistan’ı yanına çekerek dengeleyebilir.
Çünkü Pentagon adına savaş simülasyonu yapan RAND’ın uzmanı David Ochmanek’in açıkladığı sonuç ortada: “ABD, Rusya ve Çin’le gireceği nükleer olmayan savaştan galip çıkamaz.”
ABD’nin Kabusu: Kuşak ve Yol İnisiyatifi
ABD, Çin’in Afrika ve Avrupa’ya uzanan kara ve deniz ipek yollarını, küresel liderliğine meydan okuyan en önemli proje olarak görüyor. Zira Çin’in “kuşak ve yol inisiyatifi” sadece 2 trilyon hacimli dev bir ekonomi projesi değil, aynı zamanda ABD’nin geleneksel müttefiki Avrupa’yı Asya-Pasifik’e bağlayan bir siyasal hat…
ABD, “kuşak ve yol inisiyatifi”ni boğmak için planlamalar yapıyor. Hedefi şu: Çin’i bölgesine sıkıştırmak…
ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için izleyeceği strateji, projeyi kesmek için en ileriden geriye doğru belirlediği üç hatta dayanıyor:
İlk hat, deniz İpek Yolu’nu güney Çin Denizi’nde, kara ipek yolunu Orta Asya’da kesmek.
Bu olmadığı taktirde, ikinci hat Ortadoğu üçüncü hat Balkanlar olacak.
Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru
Çin’in ABD’nin bu planlamasına karşı geliştirdiği çok önemli bir hamlesi var: Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru.
Çin’in İran’dan petrol alan bir tankeri, Basra Körfezi’nden çıktıktan sonra Hint Okyanusu’ndan ve Malaka Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşacak. Malezya ve Endonezya arasında bulunan Malaka Boğazı ise büyük oranda ABD deniz kuvvetlerinin denetimi altında…
Yani olağanüstü bir durumda ABD, Malaka Boğazı’nı kapatarak Çin’e büyük zarar verebilecek.
Çin, Basra Körfezi’ne çok yakın bir noktada olan Pakistan’in Gwadar Limanı’nı kiralayarak ve Gwadar’ı karadan Kaşgar eyaletine bağlayarak, hem yolu kısaltmakta hem de engelleri bypas etmektedir.
Çin’in Pakistan’a komşu olan bölgesi Kaşgar, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin batısında bulunmaktadır.
Keşmiş ise Çin, Hindistan ve Pakistan’ı birleştiren bir coğrafyadır. Hem kuzeydeki Pakistan Keşmiş’i, hem de güneydeki Hindistan Keşmir’i Çin’in komşusudur; Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi ile Tibet Özerk Bölgesi’ne komşulardır.
Sincan’da Yalan Kampanyası, Keşmir’de Terör
Birkaç aydır ABD merkezli kampanyalarla Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlulara zulüm yaptığı propaganda edilmekte. Sanatçı Abdürrehim Heyit’in Çin’de öldürüldüğü gibi yalan haberlerle Türkiye-Çin ilişkileri dinamitlenmeye çalışılmakta ve Çin’in Uygurlara ibadetlerini yasakladığı gibi yalanlarla İslam dünyası Çin’e karşı kışkırtılmaktadır.
Tüm bunlar yaşanırken, üstüne Keşmir’de 14 Şubat 2019’da büyük bir kışkırtma oldu: Ceyş-i Muhammed örgütünün üstlendiği saldırıda, 46 Hint askeri öldü. Bu da Hindistan ile Pakistan’ı karşı karşıya getirdi, iki orduyu alarma geçirdi.
Peki Sincan ve Keşmir’de ortaya çıkan karışıklıklar kimi etkilemektedir? Sincan’daki ayrılıkçı faaliyet Çin’i zora sokuyor. Keşmir’deki kışkırtma ise Hindistan ile Pakistan’ı karşı karşıya getiriyor ve Pakistan’la stratejik ortaklığı nedeniyle, Çin ile Hindistan ilişkisini de olumsuz etkiliyor.
Peki Çin’deki karışıklık ve Çin ile Hindistan ilişkisinin bozulması kime yarıyor? ABD!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet gazetesi
18 Mart 2019
S-400, Türk-Amerikan ilişkilerine eşitlik getirir
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/03/2019
ABD’den tehditler yükseldikçe şu soruyu daha çok duyuyoruz: “S-400’ler Türk-Amerikan ilişkilerinde kırılmaya, kopmaya yol açar mı?”
Aslında doğru soru şudur: “Türk-Amerikan ilişkileri yolunda mı ki, S-400’ler nedeniyle bozulsun?”
ABD’nin PKK/PYD’ye silah yardımı, Suriye’nin kuzeyinde PYD özerk bölgesi kurma hedefi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki pozisyonu, “Ermeni soykırımı iddiası”nı sopa gibi kullanması, belli ürünlerde ekonomik yaptırım uygulaması, CIA-FETÖ ilişkisi… Bunlar “kırılma” yaratacak sorunlar değil mi?
S-400’lerin avantajları
Peki Türkiye ABD tehdidine rağmen neden S-400 almalı?
1. S-400’ler uçak ve füze varma menzilinden radar kapasitesine kadar hemen her alanda Patriotlardan daha üstün olduğu için.
2. S-400’ler Patriotlara göre daha ekonomik olduğu için.
3. S-400 anlaşması Türkiye’ye teknoloji transferi olanağı sağladığı için.
Bunlar elbette S-400’lerin teknik avantajlarıdır. Fakat daha önemlisi S-400’lerin “silahlanma politikasında” sağlayacağı avantajlarıdır:
1. S-400’ler ile ABD’ye silah bağımlılığına son verilir.
2. Silah envanterimizde çeşitlilik sağlanır.
3. S-400’lerin teknoloji transferi olanağı “milli füze savunma sistemi” kurmamızı sağlar.
F-35, havada ABD’ye tam bağımlılıktır
Peki ABD’nin “S-400 alırsanız F-35 programından çıkarırız” tehdidi Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokar mı?
Sokmaz. Tersine, şu üç sonucu nedeniyle asıl F-35 programında kalırsa büyük sıkıntıya girer:
1. F-35 ile milli lojistik sistemimiz Lockheed Martin’in, yani sonuçta ABD’nin kontrolünde olacaktır.
2. F-35 ile ABD’ye bağımlılık artacaktır. Türkiye şu anda bile hava kuvvetlerinde ABD’ye %90 oranında bağımlıyken, F-35 ile %100 bağımlı olacaktır.
3. Milli uçak projemiz baltalanacaktır.
Bu üç maddeye bakarak, Türkiye’nin F-35 programının dışında kalması, tersine, “orta ve uzun vadede çok sağlıklı sonuçlar doğurur” diyebiliriz. Türkiye, havada da, denizdeki MİLGEM projeleri gibi projelerle bağımlılığı kırar…
Yeri gelmişken belirtelim: Havacılardan aldığımız bilgiye göre, S-400 ile F-35’ler arasında öyle ABD’nin iddia ettiği gibi bir uyum sorunu da olmaz. Zira Türkiye’deki S-400’ler diğer S-400’lerle entegre olmayacak; yerli yazılımla çalışacak, kendi radarı, kendi tespit ve takip sistemi olacak.
S-400’lerin iki siyasi sonucu
Ve asıl önemlisi S-400 almanın ortaya çıkaracağı siyasi sonuçlardır:
1. S-400 almak, öyle iddia edildiği gibi ABD’yle ipleri kopartmaz; tersine Türk-Amerikan ilişkilerinde eşit ve dengeli bir ilişki oluşur.
2. S-400’ler Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin seviyesini yükseltir.
Bunun da iki önemli sonucu olur: Birincisi Astana Formatı kurumsallaşır, ikincisi Türkiye’nin “bölge merkezli dış politika” uygulamasının koşulları ortaya çıkar.
AKP’nin iki tarafı memnun etme düşüncesi
Bize göre, aslında ihaleyi ilk kazanan Çin füzesi Türkiye’ye sağlayacağı olanaklar bakımından en iyi seçenekti. AKP hükümeti, ABD baskısı nedeniyle Çin’in kazandığı ihaleyi 1,5 sene sonra iptal etti.
Aynı baskı, AKP’yi son dakikada S-400’lerden de vazgeçirebilir mi? Elbette olası, tabi bu kez şartlar biraz daha farklı…
AKP 31 Mart sonrasında iki tarafı da, hem ABD’yi, hem Rusya’yı memnun edecek bir çözüm arıyor. Ankara’da konuşulan senaryolardan biri, AKP’nin tipik Yeni-Abülhamitçi çizgisine uyar nitelikte: AKP S-400’leri alacak, ama kurmayacak!
İşte bu olabilecek en kötü seçenektir: Zira iki tarafı da memnun etmez, tersine Türkiye’yi iki tarafla da sıkıntıya sokar; ABD’ye bağımlılığı artırır, Rusya’yla karşı karşıya getirir, Astana sürecini baltalar…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mart 2019
Amerikan Hegemonyasının Sonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/03/2019
Türkiye’de güçlü bir “ABD yenilmez, ABD gerilemez” fikri var. Oysa bu ABD için artık bir gerçeklik; yıkılmaz denilen Roma İmparatorluğu’nun ve Britanya İmparatorluğu’nun yıkıldığı gibi ABD emperyalizmi de yıkılacaktır!
Kaldı ki ABD’de başta politikacılar ve akademisyenler olmak üzere pek çok kesim bu gerçekliği saptamış ve ötesinde, bu gerilemeye çözüm aramaktadırlar.
Sentez strateji: Trump
ABD’nin gerilediği gerçeği aslında yeni de değil. Hatta son 15 yıldır, ABD bu gerilemeye çözüm arıyor. Egemen sınıfın temsilcilerinin iki temel görüşü ortaya çıktı bu tartışmalardan: Birincisi, ABD’nin geri çekilmesi ve ileride yeniden atak yapmak üzere içeride güç biriktirmesi. İkincisi ise ABD’nin gerilemeye rağmen hâlâ en büyük askeri güç olmasından hareketle ve yangından en az etkilenecek ülke olacağı düşüncesiyle, geri çekilmeyip yangınlar çıkarması…
Obama‘nın iki dönemi, bu iki görüşün çarpışmaları dönemiydi.
Trump ise bu iki görüşün çarpışmasının sentezi olarak başkan oldu; öyle iddia edildiği gibi tesadüfen seçilmiş, tabansız, egemen sınıfa dayanmayan biri değil yani…
Ve Trump da o sentezi “önce Amerika” özetli stratejisiyle ilan etti.
Gerileyen büyük güç doktrini
ABD’nin dünya hegemonu konumundan büyük güç konumuna gerilediği, ama büyük güçler arasında birinci olduğu esasına göre belirlenen doktrin, “dünya düzeni” kurucu rolünden çekilme doktrini olarak da değerlendirilebilir.
Nitekim doktrin küreselleşme karşıtı içeriğiyle dikkat çekmektedir. ABD bu doktrinle, kendi kurduğu düzenin artık kendisine değil, Çin başta olmak üzere rakiplerine yaradığını düşünerek, neo-liberal küresel sistem karşıtı bir taktik pozisyon alacağını göstermektedir Serbest piyasa ekonomisine karşı çıkmak, gümrük duvarlarını yükseltmek, Dünya Ticaret Örgütü’nden NATO’ya kadar pek çok uluslararası örgütün yapısını sorgulamak gibi…
Bununla birlikte Trump doktrini, ABD’nin gelecekte er geç Çin ile çatışmak zorunda kalacağının da işaretini vermektedir. Önceki doktrinlerde ABD Çin’i stratejik rakip olarak ilan etmişken, ilk kez bu doktrinde Çin’i “meydan okuyan stratejik rakip” kategorisine yükseltmiştir. Keza Rusya da Çin ile birlikte “Amerikan gücüne, güvenliğine ve zenginliğine meydan okuyan stratejik rakip” olarak değerlendiriliyor.
Yeni bir dünya kuruluyor
Önümüzdeki yıllar şu beş büyük kuvvetin güç mücadelesine sahne olacak: ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan. Ve bu çarpışmanın sonucunda da yeni bir dünya kurulacak…
Hatta ABD-Çin küresel ticaret çarpışması nedeniyle o dünya zaten kuruluyor: Çin bir yandan ABD’nin kurduğu kurumlardaki ağırlığını artırıyor, diğer yandan da o kurumların karşısına liderliğini yaptığı alternatiflerini koyuyor.
Yani Çin bir yandan payını artırarak IMF ve Dünya Bankası yönetiminde ağırlık kazanıyor ama bir yandan da bunların karşısına BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi seçenekler çıkarıyor.
Amerikan rüyası bitti
Artık dünya bu büyük değişime göre konumlanıyor. Örneğin AB içindeki kimi ülkelerin İran nedeniyle ABD’yle karşı karşıya gelmesi; örneğin Almanya’nın ABD’ye rağmen Rusya’yla Kuzey Akım-2 projesine girmesi…
Kuşkusuz ABD hâlâ büyük güçtür; stratejik savunma dönemine girse de, zaman zaman, şimdi Venezuela’da olduğu gibi, taktik ataklar yapacaktır. Ancak taktik ataklar, stratejik savunma pozisyonunu değiştirmeyecektir!
Dolayısıyla şimdi başta Türkiye olmak üzere bölgemizdeki her devlet, her millet, her halk, her parti bu büyük gerçeğe göre konumlanmalıdır!
Yeni bir dünya kurulurken, eski dünyanın şampiyonuyla ittifak yapmakta ısrar edenler kaybedecektir. Zira Amerikan rüyası bitti, “küçük Amerika” hayali sona erdi!
İşte bu hayalin bittiğini resmi ABD belgelerine dayanarak Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan son kitabım Amerikan Hegemonyasının Sonu’nda anlattım: 5 büyük gücün 6 kıtadaki çarpışmasını, Türkiye’nin etrafındaki coğrafyada sürmekte olan kıran kırana mücadeleyi bu bağlamda inceledim.
Artık top siz değerli okurlarımızda: Eleştiri ve görüşlerini bekliyorum…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Şubat 2019
Adana Mutabakatı üzerinden taktik mücadele
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/02/2019
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’da görüştüğü Erdoğan’a hâlâ yürürlükte olduğunu belirttiği Adana Mutabakatını hatırlattı: “Bu anlaşma (Adana Mutabakatı) terörle mücadeleyi kapsıyor. Bu anlaşmanın Türkiye’nin güney sınırlarındaki güvenliğinin sağlanması ile ilgili birçok konuyu çözen bir altyapı olduğunu düşünüyorum. Bu konuyu da oldukça ayrıntılı ve aktif bir şekilde ele aldık.”
Erdoğan da, dönüşte “Adana mutabakatının yeniden gündeme gelmesi gerektiğini çok iyi anlıyoruz” dedi.
Böylece “komşusuyla yaptığı bir anlaşma üçüncü bir ülke tarafından hatırlatılan ülke” olarak diplomasi tarihine geçtik!
Fakat önemli olan Türkiye ile Suriye arasındaki bu çok önemli mutabakatın öyle ya da böyle yeniden gündeme gelmesidir.
Peki Putin Adana Mutabakatını neden hatırlattı?
Putin’in taktiği ve iki hedefi
Putin’in Adana Mutabakatını hatırlatmasında birbirini bütünleyen iki hedefi var:
1. AKP’nin ABD’yle Suriye’yi bölen bir tampon/güvenli bölge anlaşması yapmasını engellemek.
2. AKP’yi Adana Mutabakatı üzerinden Suriye ile temasa yönlendirmek.
Putin açısından, dahası aslında Türkiye açısından da oldukça yararlı hedefler…
Zira Adana Mutabakatı, Ankara ile Şam’ı diyalog kurmaya, teröre karşı işbirliği yapmaya ve giderek anlaşmaya yöneltir. Şam’la anlaşan Ankara ise ABD’yle tampon/güvenli bölge kurmaz ve kendisine yönelen terör sorununu bu mutabakata dayanarak Suriye ile birlikte çözer.
Kısacası Adana Mutabakatını uygulamak Türkiye ve Suriye’nin çıkarınadır.
Erdoğan’ın fetih iştahı
Fakat mesele bu kadar basit değildir, basit olsa elbette Adana Mutabakatı Putin’in hatırlatmasına gerek kalmadan uygulanır ve bölgede ABD karşıtı bir çözüme gidilirdi.
Bu mutabakatın “unutulmasının” iki nedeni var:
1. AKP hükümeti, hâlâ Esad karşıtı ve hâlâ rejimin yıkılmasını hedefliyor.
2. AKP hükümeti, Rusya’yla kendisine alan açarak ve ABD’yle pazarlık yaparak, hâlâ kendisine Suriye’nin kuzeyinde ÖSO hakimiyetinde nüfuz bölgesi kuracağını hayal ediyor.
AKP’nin bu iki hedefi de Adana Mutabakatına aykırıdır!
AKP birincisi mutabakattaki muhatabına karşıdır, dahası Şam’ı muhatap kabul etmemektedir; ikincisi mutabakata aykırı olarak Şam’ın terör örgütü kabul ettiği ÖSO’yla Suriye topraklarında çalışmaktadır.
Böyle olduğu için de Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kablan, Putin’in Erdoğan’a Adana Mutabakatını neden hatırlattığını şu sözlerle yorumlamaktadır: “Moskova, Erdoğan’ın Suriye’deki iştahını kapatmaya çalışıyor.”
Ancak Erdoğan’ın “fetih iştahı”, iç politikasının da ihtiyaçları nedeniyle öyle kolay kapanacak gibi görünmüyor. Zira “Gerekirse ABD ile” diyerek Astana ortaklarını sıkıştırıyor…
Mutabakatı “resmi dayanak” görme taktiği
Şimdi AKP, “fetih iştahı” ile kendisine Suriye’de alan açan Putin arasında kaldı.
Neo-Abdülhamitçi çizginin izleyebileceği yol bellidir: Adana Mutabakatını işine geldiği gibi yorumlamak ve dahası bugüne kadar yaptıklarının resmi dayanağı/belgesi olduğunu savunarak Suriye’nin kuzeyine müdahale etmek için, kuzeyde ÖSO’yla güvenli bölgeler oluşturmak için kullanmak…
Peki Putin buna razı olur mu? AKP’nin ABD’yle anlaşma riski masadayken, Putin taviz vermeyi sürdürebilir. İdlib’de Soçi Mutabakatına aykırı bir tablonun oluşması bile Moskova tarafından şimdilik sineye çekilmiştir. Zira Türkiye’nin Suriye meselesinde ABD tarafında olmaması kritik değerdedir.
Fakat AKP’nin ABD-Rusya çarpışmasından yararlanma zemini de gittikçe kayganlaşmaktadır. O nedenle Ankara’nın Suriye’yle anlaşmayı sağlayacak Adana Mutabakatını, mutabakatın çerçevesi içinde kalarak uygulaması, herkesin yararınadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Şubat 2019
Venezuela gerçeği
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/01/2019
Maduro’nun hataları yok mu? Elbette var. Ancak ABD’nin Venezuela’da darbe yapmaya kalktığı bir süreçte diktatör diyerek Maduro’yu hedef almak, en hafifinden Venezuela’ya haksızlıktır ve ABD’nin Saddam’ı, Kaddafi’yi, Esad’ı “şeytanlaştırma” propagandasından ders alınmadığı anlamına gelir.
Zira mesele Maduro meselesi değildir; mesele Venezuela’nın petrollerine emperyalist tekellerin göz dikmesi meselesidir.
Rakamlarla anlatalım: Venezuela, kanıtlanmış rezerv verilerine göre 300 milyar varille 1. ve 6 trilyon metreküp doğalgaz rezerviyle 7. sırada.
Kısacası Ortadoğu’dan önünde sonunda çekilmek zorunda kalacağını gören ABD için burnunun dibinde sömürülmesi gereken bir ülkedir Venezuela…
ABD’nin “arka bahçe” darbeleri
Asıl mesele şudur: Güney Amerika’da 2000’lerin başında Bolivarcı bir sol dalga başladı ve kısa zamanda bölge ABD’nin “arka bahçesi” olmaktan çıktı. Venezuela’da 1998’de devlet başkanı olan Hugo Chavez, programıyla bu sol dalgaya liderlik yaptı.
Kuşkusuz ABD, “arka bahçesi”nden öyle kolay vazgeçmeyecekti ve Çin’le ilişki kuran ülkeleri seyretmekle yetinmeyecekti.
2002’de Venezuela’da Hugo Chavez’e başarısız bir askeri darbe yaptılar. Haziran 2009’da Bolivarcı İttifak’a katılma kararı alan Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya askeri darbeyle indirildi. 2012’de Paraguay Devlet Başkanı Fernando Lugo parlamenter bir darbeyle koltuğundan edildi.
Arjantin ABD’nin ekonomik ambargo saldırısına uğradı. ABD mahkemeleri değersiz devlet tahvillerine fahiş değerler yükleyerek Arjantin’e on milyarlarca dolar borç çıkardı. Cristina Kirchner hükümeti ABD mahkemelerinin kararlarını tanımayınca Arjantin’in tüm dış hesapları kapatıldı.
Brezilya’da Ekim 2018’de seçimleri ABD’nin büyük desteğiyle sağcı Jair Bolsonaro kazandı.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton Brezilya’daki değişimi şu sözlerle kutladı: “Kolombiya’da Ivan Duque ve Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun devlet başkanı seçilmeleri, bölgede serbest piyasa prensiplerine bağlı, açık, şeffaf ve hesap verebilir yönetimlere artan bağlılığı gösteriyor.”
İşte mesele bu “serbest piyasa”dır. ABD Güney Amerika’daki ülkelerin piyasalarını, pazarlarını serbestçe emperyalist tekellere açmasını istiyor!
Chavez-Maduro ülkesini zenginleştirdi
Kaldı ki, kimilerinin ABD propagandasına kandığı gibi Maduro’nun sürdürdüğü Chavez programı Venezuela’yı açlıkla karşı karşıya getirmiş değil! (Latin Amerika Uzmanı akademisyen Esra Akgemci’nin önemle belirttiği gibi; Batı basınında “açlık isyanları” diye sunulanlar, muhalefetin gıda stoklarını yağmalamasıdır ve Chavez’in yıkamadığı gıda oligarşisi, daha önce de seçim baskısı için üretimi kesmiştir!)
Tersine Chavez’in yüzde 50’yi bulan en yoksul sınıfın kalkınmasını esas alan (ve bu nedenle orta sınıfların tepki gösterdiği) programı Venezuela’yı büyüttü ve halkını zenginleştirdi. Venezuela’yı esas sıkıntıya sokan ABD’nin ekonomik ambargosu ve saldırısıdır.
İşte rakamlar: 2000 yılında Venezuela’nın GSYİH’si 118 milyar dolar ve kişi başı geliri 4.824 dolar iken, 10 yılda GSYİH 294 milyar dolara ve kişi başı gelir de 10.317 dolara yükseldi!
Chavez’in ölümünden sonra 2013’te onun programını sürdüren Maduro da ülkeyi büyüttü: Ülkenin GSYİH 2013’te 369 milyar dolara, 2014’te 481 milyar dolara yükseldi.
Ancak petrol fiyatlarının düşmesi ve ABD’nin ağır baskısı sonrasında 2015’te GSYİH 185 milyar dolara kadar düştü. ABD’nin 2017’de başlattığı ağır ambargo da Venezuela’nın petrol üretimini yüzde 60 oranında düşürmesine neden oldu.
Kısacası Venezuela’nın Chavez-Maduro ile büyüyen ekonomisini vuran, esas olarak ABD emperyalizminin ağır ekonomik saldırısıdır.
Asıl mesele anti-emperyalizm
ABD, ekonomisini zayıflattığı Venezuela’da şimdi Maduro’yu devirme operasyonuna başladı: AP’ye göre Guaido’nun “geçici devlet başkanı” olarak tanınması için haftalar önce gizli diplomasi başlatıldı. WSJ’nin yazdığına göre ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, kendisini “geçici devlet başkanı” ilan etmeden bir gece önce Guaido‘yu arayarak “ABD senin yanında” mesajı verdi.
Ve Guiado ABD’nin bu çalışmasının ardından kendisini “devlet başkanı” ilan etti ve Trump da anında onu “devlet başkanı” olarak tanıdığını açıkladı.
Yani ortada açık bir darbe ve ciddi bir savaş vardır. ABD emperyalizminin bu saldırısına ve “arka bahçesi”nden hasat almak istemesine “amasız tam karşı olmak” esastır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Ocak 2018
Ekonomi sopası, tampon havucu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/01/2019
Erdoğan ve Trump, birincisi 14 Aralık 2018’de, ikincisi de 14 Ocak 2019’da iki konuda anlaştılar.
İlki ABD’nin Suriye’den çekilmesi ve vekaletini AKP’nin almasıydı. Peki nasıl? ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo birkaç kez belirtti: “Erdoğan Kürtlerin korunması için taahhüt verdi” (10.1.2019).
Nitekim Saray’dan yapılan açıklamalarda Kürtlerle bir problem olmadığı belirtiliyor, hatta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun “Kürtlerin hamisiyiz” diyordu (14.1.2019). Ve Erdoğan da artık “genç Suriyelilerin seçeneği olmadığı için PYD’li olduğunu” söylüyordu (7.1.2019).
İkinci konu ise güvenli bölge adı altında tampon bölgeydi. Hazırlığı için ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton 5 maddelik planla Ankara’ya geldi. Maddelerden biri “Suriye’nin kuzeydoğusunun hava sahasında ihtilaf yaşanmasının önlenmesi için işbirliği”ydi (10.1.2019). Çünkü karada bir güvenli/tampon bölge için uçuşa yasak hava sahası gerekliydi.
Ancak Bolton’un Türkiye’ye gelmeden önce İsrail’de yaptığı açıklamalar, onu tampon konusunda arabulucu yapmaktan uzaklaştırdı. Planı üzerinde gerekli müzakereleri yapamadan dönmek zorunda kaldı fakat AKP medya üzerinden “5 kırmızı çizgi” haberiyle pazarlığı yanıtladı.
Tehdide, “ortağız” yanıtı
AKP’nin “kırmızı çizgi” pazarlığına Trump’ın yanıtı 14 Ocak’ta sosyal medyadan geldi: “Eğer Kürtleri vurursa Türkiye’yi ekonomik yönden mahvederiz. 20 millik güvenli bölge kuracağız.”
Bu yapılmış en büyük tehditti. Normalde yer yerinden oynaması gerekirdi, fakat oynamadı!
Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın sosyal medyadan Trump’a “teröristler ortağınız olamaz” dedi ve “ABD’nin stratejik ortaklığımızı onurlandırmasını bekliyoruz” diyerek alınabilecek en alt seviyeden alttan almış oldu! Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise “stratejik ortaklar sosyal medyadan konuşmaz” dedi (14.1.2019).
Aynı akşam Erdoğan ve Trump telefonda görüştü. Ertesi gün Erdoğan şöyle diyordu: “Trump‘ın verdiği mesajlar bizi üzdü. Dün gece bu meseleleri tekrar konuştuk. Gayet müspet bir görüşme oldu” (15.1.2019).
Sonuçta ne mi olmuştu? Trump “ekonominizi mahvederiz” diyerek sopa sallamış, “güvenli bölge” ile de havuç önermişti!
Tampon arabulucusu Senatör
Güvenli bölgenin kabul edilmesi üzerine de detayları için bir müzakereci/arabulucu belirlendi: ABD’li Senatör Lindsey Graham.
Zaten Graham, Trump Suriye’den çekilme kararını ilan ettiğinde onunla görüşmüş ve “Trump’ın, Türkiye’ye tampon bölge güvencesi vereceğini” açıklamıştı (31.12.2018).
Tampon arabulucusu olarak Ankara’ya gelen Graham, 2,5 saat Erdoğan’la, ardından ayrı ayrı Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Savunma Bakanı Akar ve MİT Başkanı Fidan ile görüştü.
Sonrasında da mutabakatı ilan etti: “Güvenli bölge Türkiye’nin güvenliği için kurulacak.”
Peki nasıl? “General Dunford’ın bu hedefleri tamamlayacak bir planı var” diyordu Graham ve ekliyordu: “YPG unsurlarını buradan uzaklaştıracak, Türkiye’nin kendisine tehdit hissetmeyeceği yönünde bir plan. Türkiye’nin ulusal güvenlik kaygılarını giderecek bir tampon bölge” (19.1.2019)
Böylece ABD’nin Irak’taki şablonu, Suriye’de de devreye alınmış oluyordu!
Güvenli bölge, ABD tuzağı!
Türkiye’nin bu konudaki zaafı, “fetih” peşinde koşan bir hükümetle yönetiliyor olmasıdır. “Kuzey Suriye Misakı Milli içindedir” diyen iktidar, en başından beri Suriye’nin bir parçasında “ÖSO bölgesi” istiyor.
Fakat belirtelim:
1. Ha PKK güvenli bölgesi, ha ÖSO güvenli bölgesi; güvenli bölge Suriye’yi böler!
2. ABD’yle güvenli bölge Astana sürecini bozar, Türkiye’yi Rusya ve İran’la karşı karşıya getirir.
3. ABD’yle güvenli bölge Türkiye’yi komşusu Suriye’yle bu kez silahlı olarak karşı karşıya getirir ki, bölge için en kötü senaryodur!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Ocak 2018
Erdoğan’ın Suriye’de manda hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 15/01/2019
Suriye’yle ilgili her analizin başında mutlaka sorulması gereken soru şudur: Türkiye, Suriye’nin müttefikleri Rusya ve İran’la Suriye’de işbirliği yaptığı halde neden Suriye’nin kendisiyle doğrudan işbirliği yapmıyor? Erdoğan yönetimi Astana sürecine rağmen neden hâlâ Esad karşıtı?
Bu sorunun yanıtı, çok bilinmeyenli Suriye denkleminin çözümüne yardımcı olur…
İşte Erdoğan’ın New York Times’a yazdığı “Türkiye Suriye’de işi halleder” başlıklı makalesi, bizi bu soruların yanıtına götürüyor.
Erdoğan “Suriye planı” açık açık anlattığı o makalesini inceleyelim:
AKP, ABD vekaletine talip
1. Erdoğan: “ABD’nin, uluslararası toplumun ve Suriye halkının çıkarlarının korunabilmesi için çekilmenin dikkatlice planlanması ve doğru ortaklarla işbirliği içerisinde hayata geçirilmesi gerekmektedir. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, bu görevi yerine getirme gücü ve kararlılığı olan tek ülke konumundadır.”
Anlamı: AKP, ABD sonrası Suriye’de vekaleti üstlenmeye hazır!
İkinci ordu, ikinci devlet
2. Erdoğan: “Atılması gereken ilk adım, Suriye toplumunun tüm kesimlerinden savaşçıları kapsayan bir istikrar gücü kurulmasıdır. Ancak tüm kesimleri bir araya getiren bir yapı, Suriye vatandaşlarının tamamına hizmet ederek, ülkenin muhtelif kısımlarına düzen ve asayiş getirebilecektir.”
Anlamı: AKP ÖSO’yu büyütmek istemektedir. Ancak Suriye’nin ordusu vardır, ikinci bir ordu, ikinci bir devlet demektir!
Yeni PYD değerlendirmesi
3. Erdoğan: “Suriye Kürtleriyle herhangi bir sorunumuz olmadığını ifade etmek istiyorum. Savaş koşullarında birçok genç Suriyelinin seçenekleri olmadığı için Türkiye ve ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG saflarına katıldığını biliyoruz.”
Anlamı: AKP, ABD’yle anlaşma yapılırsa, PYD konusundaki katılığını yumuşatabileceğini söylemektedir.
Yerel meclis, özerk bölge
4. Erdoğan: “Türkiye’nin gözetiminde, şu anda YPG veya IŞİD terör örgütlerinin kontrolünde olan Suriye toprakları, halk tarafından seçimle belirlenen yerel meclisler tarafından idare edilecektir. Terör örgütleriyle bağlantısı olmayan herkes, yerel yönetimlerde kendi toplumlarını temsil etme hakkına sahip olacaktır. Suriye’nin kuzeyinde, nüfusunun çoğunluğu Kürt olacak yerlerde kurulacak yerel meclislerde Kürt toplumunun temsilcileri çoğunluğu oluşturacak; ancak diğer tüm kesimlerin adil bir şekilde siyasi temsil hakkından faydalanmaları sağlanacaktır. Deneyimli Türk yetkililer, bu meclislere belediye işleri, eğitim, sağlık ve acil durum hizmetleri gibi alanlarda danışmanlık verecektir.”
Anlamı: Suriye topraklarında yerel meclisler kurmak demek, Suriye’de “özerk bölge” kurmak demektir. İşte “ikinci ordu” bunun içindir. Bu yerel meclislere “danışmanlık vermek” demek, Ankara’nın “özerk bölgeyi” yönetmesi demektir. Sonuç olarak AKP, “Suriye’de manda yönetimi olmak istediğini” ilan etmektedir!
Kötü ‘oyun sonu’ gidişatı
Hep söyledik:
ABD’nin Suriye’de PYD devletçiği kurması ile AKP’nin ÖSO devletçiği kurması arasında, Suriye’nin bölünmesi bakımından bir fark yoktur.
Erdoğan’ın Astana sürecine rağmen Esad karşıtlığını sürdürmesi, Suriye’nin kuzeyini “ele geçirme” hedefiyle ilgilidir. Erdoğan’ın “Kuzey Suriye Misak-ı Milli içindedir” demesi bu hedefinin gereğidir.
AKP’nin Rusya’yla işbirliği yaparak kendisine Suriye’de alan açması ve bu işbirliğini ABD’yle pazarlığında kullanması, sürdürülebilir bir durum değildir.
Şam karşıtlığına devam etmek ve aynı anda ABD ile Rusya’yı idare etmeye çalışmak, Türkiye’yi oyunun sonunda çok kötü bir noktaya götürecektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Ocak 2018
Tampon tuzağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 08/01/2019
ABD Başkanı Donald Trump, seçim vaadi olan “Suriye’den çekilmeyi” 2018 Mart’ında dile getirdiğinde Washington’un planı şuydu: “Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD ile Türkiye’nin ortak kontrol edeceği ‘no fly’ ve ‘no drive zone’ inşası.”
Plan, ABD’nin Irak’ta uyguladığı ve Türkiye’yi adım adım Irak Kürdistanı’nı tanımaya götüren yöntemin Suriye’ye uyarlanmasıydı…
Plan o zaman gerçekleşmedi ve Trump’ın “Suriye’den çekilme” politikası 10 ay bekledi. Ayrıntıları parça parça ortaya çıkan 14 Aralık Erdoğan-Trump “uyuşması”nın sonrasında, çekilme yeniden 19 Aralık 2018’de dünyaya duyuruldu.
Peki Mart’tan Aralık’a ne değişti de ABD “IŞİD’le mücadele vekaletini Türkiye’ye bırakarak” bir kez daha “Suriye’den çekilme” ilan etti?
Sopa-Havuç
Anımsayalım: Mart ayında 3.80 TL olan dolar, 24 Mayıs’ta 4,85’e, 14 Ağustos’ta 6,98’e çıktı ve sonra 30 Kasım’da 5.17 TL’ye kadar indi. Bu süreçte Eylül’de Londra tefecileriyle, Ekim’de New York bankerleriyle yapılan anlaşmalar ve karşılığında Rahip Brunson’un serbest bırakılması var…
Şimdilerde AKP iktidarı ile Trump yönetimi arasında, FETÖ’den Patriot teklifine uzanan bir yelpazede “siyasi flört” yaşanıyor.
Konumuza gelirsek…
ABD “no fly, no drive zone” planını güncellemiş ve “tampon havucu”na çevirmiş görünüyor.
Teklif şu: Türkiye’nin güvenliğine tehdit gördüğü PYD kuvvetleri 30 km sınırdan aşağıya indirilecek, yani 30 km derinliğinde bir bant, Türkiye ile PYD arasında tampon görevi görecek.
Açık söyleyelim: Tampon tuzaktır ve Irak’ta olduğu gibi en sonunda Türkiye’yi Suriye Kürdistanı’nı kabul etmeye götürür.
Peki AKP tamponu kabul eder mi?
Meselenin diğer cephesine bakarak yanıt arayalım…
Moskova’nın PYD planı
ABD sonrası siyasal temsiliyet ağırlığını PYD’nin oluşturduğu Kürtlerin durumu, Suriye meselesinin çözümünde düğüm…
Konu Astana süreci boyunca Rusya ve Türkiye arasında hep sorun oldu. Rus Dışişleri yetkililerinin PYD’yi Suriye’nin birliği içinde tutmak için siyasi çözüme dahil etme çabaları sürekli Ankara tarafından veto edildi.
Peki ABD’nin çekilme sürecinde ne olacak?
Moskova’nın planı Şam-PYD barışı ile meseleyi hızla Suriye’nin bütünlüğü temelinde çözmek. Moskova’nın gerekirse “kültürel özerklik” tavizine sıcak baktığının da pek çok işareti var.
İşte Menbiç’in bir bölgesine hızla Suriye ordusunun girmesi, bu “hızlı çözüm” ihtiyacının gereğiydi. Zira önce Türkiye’nin Menbiç’e girmesi, Rusya açısından istenmeyen sorunlara, Ankara ile Washington’un yakınlaşmasını gerektirebilecek çatışmalara yol açabilirdi.
Çavuşoğlu’nun teklifi
Şu anda bir yanda Moskova’da Rus yetkililer PYD ile görüşüyor, bir yandan da Şam’da Rusya’nın arabuluculuğunda Suriyeli yetkililer ile PYD temsilcileri bir araya getiriliyor.
Gelinen aşama şöyle görünüyor: PYD-YPG, Rusya’nın garantör olması şartıyla kontrolündeki bölgeleri Suriye ordusuna teslim etmeye hazır. Siyasi çözüm ve anayasa sorunlarının çözümü konusunu da ileri tarihe bırakmayı kabul etmiş durumdalar.
Al-Sharq al-Awsat gazetesine göre PYD yetkililerinin Moskova’da bu görüşmeleri yaptığı 29 Aralık’ta, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Moskova’daydı.
Mesele şu ki, habere göre, Çavuşoğlu bu anlaşma çerçevesine 20-30 km derinliğinde bir güvenlik kuşağı dahil etmeyi teklif etti. Moskova ise Türkiye’nin teklifini ancak 5-10 km derinlikte kabul etti.
Panzehir: Ankara-Şam anlaşması
Vahimdir. Zira fiiliyatta şöyle olmaktadır: ABD’nin AKP’ye 30 km derinlikli tampon teklifi, AKP tarafından Rusya’ya yapılmış olmaktadır!
Kuşkusuz AKP bunu Misakı Milli içinde olduğunu vurguladığı Suriye’nin kuzeyi topraklarından bir parça kazanmak şeklinde görmektedir. Ancak Washington, Irak deneyiminden de bilmektedir ki, tampon, pratikte en sonunda “Amerikan Koridoru” demektir!
Bu tuzağın panzehri Ankara-Şam anlaşmasıdır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Ocak 2019
ABD boşluğunu kim dolduracak?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/01/2019
İki olası yanıtı var: Şam ya da Ankara.
ABD Suriye’den geri çekilirken o boşluğun Türkiye tarafından doldurulmaya çalışılmasını, bu yolla da Türkiye’nin Suriye, Rusya ve İran’la karşı karşıya gelmesini istiyor. Rusya ise o boşluğun hem Suriye tarafından doldurulmasını hem de Türkiye’yi Astana’da tutmak istiyor.
Menbiç bu konudaki ilk önemli yer oldu.
Daha henüz ABD askerleri Menbiç’ten tamamen çekilmeden, Suriye askerleri Menbiç’in bir bölgesine girerek Türkiye’den önce davrandı.
Türkiye’nin, Suriye ordusunun kendi toprağı Menbiç’e girmesine “eylemli itiraz” etmesi büyük felaket olurdu. Neyse ki Ankara, Moskova’nın da etkisiyle sağduyulu bir pozisyon aldı ve Şam’la karşı karşıya gelmedi.
Moskova’daki Türk-Rus heyetleri arasındaki görüşmeden sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yaptığı şu açıklama, o pozisyonun Suriye’nin bütünü için olması gerektiğine işaret ediyordu: “ABD askerlerinin çıkması sonrası Suriye’de yapılacak koordinasyon konusunda Türkiye’yle anlaşma sağladık” (29.12.2018).
Çözüm: 2011 öncesi statü
ABD boşluğu sonrası oluşacak en iyi çözüm, kuşkusuz herkesin 2011 öncesi statüde anlaşmasıdır. “ABD’li askerlerin çıktığı topraklar, Suriye hükümetine devredilmeli” diyen Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova 2011 öncesi statüye işaret etmiş oldu (26.12.2018).
Bu noktada kritik aktör PYD’dir. PYD eğer “biz 7 yılda statü elde ettik, vermeyiz” derse, Kürleri intihara sürüklemiş olur. Zira o statüyü ABD’siz koruma şansları yok.
PYD’nin ABD boşluğu sonrası Suriye’nin kuzeyindeki statüsünü koruyabilmesi, ancak Türkiye’nin himayesiyle mümkün olur.
ABD’nin geri çekilirken sağlamak istediği de zaten bu: “Türkiye himayesinde Suriye Kürdistanı” planının, “Türkiye himayesinde Irak Kürdistanı” projesi gibi tutması. Daha geniş bir çerçevede Türk-Kürt barışı ile Fars’a karşı cephe oluşturmak…
AKP’nin “fetih” iştahı ve iç politika ihtiyaçları buna zemin sağlasa da, Irak’tan farklı olarak Suriye’de temel gücün Barzani yerine PKK olması, ABD planını zora sokuyor. Fakat o risk hâlâ var. Washington bu noktadan bölgeyi kurcalamaya devam edecektir.
Washington’un kışkırtmalarının panzehri ise Rusya ve İran’dır; Astana’dır.
Ankara-Şam anlaşması kritik ihtiyaç
En başından beri söylediğimiz gibi, Ankara Şam’la anlaşsa, tüm bu sorunlar kısa yoldan ve en maliyetsiz şekilde çözülmüş olacak. Topraklarının bütününe egemen olan Şam, Türkiye’yi tehdit eden terörü bertaraf etmiş olacak. (1998 Adana Mutabakatı hâlâ geçerlidir ve Şam, 2011’e kadar o mutabakatın gereklerini yerine getiren bir müttefiktir, dost komşudur.)
Böylece Türkiye, sayısı 4 milyona ulaşan Suriyeli sığınmacıları da ülkelerine yeniden gönderebilecek.
Suriye’nin kuzeyinde 2013’ten itibaren PYD’nin statü kazanmaya başlamasında AKP’nin rolü vardır ve bölgeyi Suriye ordusuna ve uçaklarına angajmanla kapatan Ankara, o dönem işbirliği yaptığı ve ÖSO’yla birlikte Şam’a karşı cephe kurmasını istediği PYD’ye bölgede etkinlik kazandırmıştır. Buradan dönüşün en maliyetsiz yolu Ankara-Şam anlaşmasıdır.
Esad’ı “tanıma” adımları
ABD’nin çekilme açıklaması, hızlı hamlelere sahne oluyor: Suriye’nin yeniden Arap Birliği’ne kabul edileceği açıklandı. Esad’ın Ulusal Güvenlik Şefi Ali Memlük Kahire’ye gitti ve Mısır’la yeni bir sayfa açtı. Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El Beşir’in Suriye’yi ziyaretini Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Velid Abdülaziz’i izleyecek. Birleşik Arap Emirlikleri, 2012’de kapattığı Şam Büyükelçiliğini yeniden açtı.
AKP, yakın durduğu İhvan’ın bu gelişmeleri “Esad rejimine destek üzüntü verici” diye yorumlamasına rağmen, hızla Şam’la ilişkiye yönelmelidir. Gecikmek telafiyi, zamanla değişen konjonktür de “kolay barışı” zorlaştıracaktır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Aralık 2018
Piyon fedası ve rok
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/12/2018
Şu senaryo ya da bu senaryo gereği, fark etmez; ABD’nin Suriye’den çekilmesi bölge adına çok olumlu bir gelişmedir. Bir kere Esad’ın ve Suriye’nin kazanması, ABD’nin ve Atlantik kuvvetlerinin kaybetmesi demektir.
Kuşkusuz büyük kuvvetler, çekilirken de çıkarlarını korumaya yönelik planlamalar yaparlar. ABD’nin Suriye’den çekilmesi de elbette çeşitli senaryoların gereği olabilir. Fakat o senaryoları bozup bozamamak bizim, bölgemizin meselesidir.
İşe olası senaryoları anlamaya çalışarak başlayalım:
Son 50 gün
Rahip Brunson’un serbest bırakılmasının ardından Ankara ile Washington arasında mekik dokundu: Önal, Palmer, Fidan, Jeffrey, Akar, Dunford, Çavuşoğlu, Pompeo ve hepsinden önemlisi Erdoğan ile Trump’ın temasları… Sonuç?
1. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey: “Kürtler ile Türkiye arasında bir çözüm için çabalarımızı yeniden başlattık” (1.11.2018).
2. ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matheew Palmer, ülkesinin PKK üst düzey yöneticileri Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için 12 milyon dolar ödül koyduğunu duyurdu (6.11.2018).
3. Erdoğan: “Fırat’ın doğusuna operasyona başlayacağımızı ilan ettik. Sayın Trump ile bunları görüştük, olumlu cevap verdiler” (17.12.2018).
4. Çavuşoğlu: “Trump Erdoğan’a ‘Gülen’in iadesi konusunda çalışıyoruz’ dedi” (16.12.2018), “FBI, FETÖ ile ilgili 15 eyalette çalışma başlattı, tutuklamalar var” (17.12.2018).
5. Pentagon “Türkiye’ye S-400 alternatifi paket” raporu hazırladı (30.11.2018). ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye’ye 3,5 milyar dolarlık Patriot füze savunma sistemi satılmasına onay verdi (18.12.2018).
6. Trump: “Suriye’den çekiliyoruz” (19.12.2018).
7. Erdoğan: “Trump’la görüşmesi sonrasında Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonu bekletme kararı aldık” (21.12.2018).
8. Çavuşoğlu: “Çekilmeyi ABD ile birlikte koordine etmeliyiz, boşluk olmamalı. Bundan sonra siyasi çözüme odaklanmamız lazım” (21.12.2018).
Trump-Erdoğan görüşmesi
AP’ye göre Trump Suriye’den çekilme kararını Erdoğan’la görüşmesinde aldı. Hatta habere göre Erdoğan Trump’tan çekilmeyi aceleye getirmemesini istedi!
Aslında Erdoğan’ın şu ilk açıklaması bu haberi teyit ediyor: “Sayın Trump’la yaptığımız görüşme neticesinde bize şunu söyledi; ‘Buradan siz DEAŞ’ı (IŞİD) temizler misiniz?’ Biz temizledik, bundan sonra da temizleriz. Yeter ki sizler lojistik anlamda bizlere gerekli desteği verin” (21.12.2018).
Yani sonuç olarak AKP’nin Obama’ya yaptığı “IŞİD’le mücadelede PKK ile değil, benimle çalış” önerisi, PKK’yi (şimdilik) feda eden Trump tarafından kabul edilmiş oluyor!
Nitekim Trump “IŞİD’in çaresine Türkiye gibi ülkeler bakmalı” dedi (22.12.2018).
ABD’nin olası hedefleri
ABD’nin hedefi Türkiye’yi Batı kampında tutmak ve Türkiye’nin dahil olmasıyla ağır basan bölge cephesini dengelemek…
Nasıl yapacak bunu? “Türkiye’ye rağmen Suriye Kürdistan’ı planı” tutmayan ABD, “Türkiye himayesinde Kürdistan planı” ile Suriye’nin kuzeyini AKP’ye “fethettirip” Türkiye’yi Suriye, İran ve Rusya ile karşı karşıya getirmek istiyor.
Peki Türkiye PKK-PYD karşılığında bunu kabul eder mi? Bagajında BOP eşbaşkanlığı olan AKP elbette kabul edebilir ama Türkiye kesinlikle kabul etmemeli! Önümüzdeki dönemin iç politikasının önemli meselesi işte budur.
Öncelikli çözümü de Ankara’nın “Suriye toprağında gözünün olmadığını” dünyaya ilan etmesinden ve Şam’la anlaşmasından geçmektedir.
Türkiye’nin Rusya, İran, Irak ve Suriye’yle ortak hareket etmesi piyon feda eden ABD’yi rok yapmaya da mecbur eder ve taktik çekilmesi, stratejik çekilmeye dönüştür!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Aralık 2018