Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
Erdoğan-Bahçeli muhtaçlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/03/2024
Erdoğan’ın “Benim için bu bir final. Yasanın verdiği yetkiyle bu seçim son seçimim” sözlerini daha önce bu köşede “Erdoğan’ın finali” başlığıyla yorumlamıştım. (11.3.2024).
Elbette Erdoğan bırakmayı düşünmüyordu, bu sözü “kazanabilmek için seçmene ağıt ve kurduğu rejimden nemalanan sermaye kesimlerine mesaj olarak okumak lazım”dı.
Ve o makalede, Erdoğan’ın şu hedefine işaret etmiştim: “Erdoğan belediyeleri kazanırken aynı zamanda yeni anayasa yapma gücü de elde etmek istiyor. Böylece ‘yasanın verdiği yetkiyle son seçim’den, yeni anayasanın vereceği ömür boyu başkanlık yoluna çıkmak istiyor.”
Erdoğan’a yalvaran Bahçeli
Hafta sonu MHP’nin kurultayı vardı. Bahçeli kurultay konuşmasında Erdoğan’ın o sözüne de değindi: “Ayrılamazsın, Türk milletini yalnız bırakamazsın. Yeni yüzyılın kurtarıcı lideri olarak sizi görmek istiyoruz.”
Adeta Erdoğan’a yalvaran, “bizi bırakma” diyen Bahçeli’nin bu tutumu siyaset biliminin konusu olmayı aşmaktadır.
Peki Erdoğan nasıl ve neye dayanarak bırakmayacak? İki olasılık var:
1) Anayasanın 116. maddesine göre “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.”
Biliyorum, şu anda çoğunuz iki değil, üç diyorsunuz, haklısınız. Haklısınız ama ne yazık ki ana muhalefet partisinin muhalefet edememesi nedeniyle, Erdoğan “ikinci dönemi” için yasallık kazanmış oldu!
Erdoğan’ı değil, anayasayı mağdur ettiler
Mayıs 2023 seçimi öncesinde ısrarla belirtmiştik: Anayasanın 101. maddesi açık: “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.”
Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu ise “Erdoğan’ın 3. dönem adaylığına itirazımız yok” demişti. Neye göre itirazı yoktu? Tamam Erdoğan’ın adaylığı anayasaya aykırıydı ama Erdoğan mağdur edilmemeliydi!
Ve Erdoğan’ı değil, anayasayı mağdur ettiler!
Erdoğan Anayasa’ya aykırı şekilde üçüncü kez seçildi ve ne yazık ki 2014’teki ilk seçilişini “eski sistem” diye elbirliğiyle iptal edip, ikincisini ilk, üçüncüsünü iki haline getirdiler! Oysa mesele sistem meselesi değil, anayasa meselesi. Yeni bir anayasa yapılmadı, bu anayasa o sistemde de bu sistemde de vardı ve 101. maddesi aynı şekilde “iki kez” sınırı koyuyordu!
Bahçeli olmasa Erdoğan kazanamaz
2) Erdoğan’ın devam edebilmesinin ikinci yolu ise tümden yeni bir anayasa yapılmasıdır. Böylece şu kadar seçim bu kadar başkanlık diye uğraşmayıp, ömür boyu başkanlık modeline geçebilirler!
Nasılsa dün “Erdoğan anayasaya uymuyorsa, anayasayı Erdoğan’a uyduralım” diyerek Erdoğan’a “tek adam rejimi” kapısı açan Bahçeli var! Bugün de çantasından başka bir tavşan çıkarır…
Çıkarır da nasıl olabiliyor bu? Erdoğan’ın ilk kez cumhurbaşkanı seçildiği 2014’te ona en sert muhalefeti yapan, bu köşede yer veremeyeceğimiz ifadeleri kullanan, en hafifinden “Erdoğan senden cumhurbaşkanı olmaz” diyen Bahçeli, çok değil üç yıl sonra “anayasayı Erdoğan’a uydurma” aktörü oldu, bugün de “bizi bırakamazsın” diye yalvarıyor…
Çünkü Erdoğan Bahçeli’ye, Bahçeli de Erdoğan’a muhtaç: Bahçeli olmasa Erdoğan 2018 ve 2023’te cumhurbaşkanı seçilemezdi, Erdoğan olmasa Bahçeli 27 yıldır MHP Genel Başkanı olamazdı.
Sonucu ortada, MHP’den en az şu andaki MHP kadar büyüklükte İYİP çıktı, İYİP’ten de onu geçme potansiyeli taşıyan Zafer Partisi çıktı. MHP’nin üç parça olması pahasına o koltuk korundu, korundu çünkü o koltuk Erdoğan’a da koltuk hediye ediyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Mart 2024
Stratejik kapan
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/03/2024
Türkiye’nin sosyalistleri, 70 yıldır o gerçeğe işaret ediyordu. Bugün bizzat NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg söylüyor. NATO içinde hiçbir ülkenin kendi başına savunma planlaması yapamayacağını, kimin hangi savunmayı yapacağından hangi silahı üreteceğine NATO’nun karar vereceğini belirtiyor…
Anımsayacaksınız, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Örgün 18 Şubat’ta Antalya’da yaptığı konuşmada, başkanlık bünyesinde bir NATO müdürlüğü kuracaklarını müjdelemiş, ben de 19 Şubat’ta bu köşede, “nereden çıktı bu NATO müdürlüğü” diye itiraz etmiştim.
İtiraz etmiştim çünkü bir NATO müdürlüğü, belki de en çok Savunma Sanayii Başkanlığı bünyesine tersti! Çünkü bu kurum, ABD’nin silah ambargosuyla yüzleşilen acı durum karşısında bulunan Aselsan (1975) ve Havelsan (1982) çarelerinin üzerinde inşa olmuştu 1985’te…
Silahta ABD/NATO’ya bağımlılığın acı faturası karşısında bağımsız ve ulusal silahlanma demekti. 40 yıl sonra oraya bir NATO müdürlüğü yerleştirmek, vahimdir.
Bağcıoğlu’nun itirazı
Peki nereden çıkmıştı bu NATO müdürlüğü? Doğrusu konu ne siyasette ne de basında hak ettiği önemi bulmadı.
Neyse ki bir hafta sonra CHP’nin Milli Savunma Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu gazetemizden bu girişime önemli bir itirazda bulundu. Gerekçeleriyle bu girişimin yanlışlığına işaret etti. (Cumhuriyet, 26.2.2024).
Ancak “yerli ve milli” iktidarın temsilcileri, Savunma Sanayii Başkanlığı’nda bir “NATO müdürlüğüne” neden ihtiyaç duyulduğunu bir türlü doyurucu şekilde açıklamadılar.
Ama yanıtı yaklaşık bir ay sonra ortaya çıkacaktı… Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “7. Türkiye-ABD Stratejik Mekanizma Toplantısı”nda, savunma sanayi alanında işbirliğine odaklı bir diyalog grubunun kurulduğunu duyurdu. (AA, 13.3.2024).
Jeffrey’in mesajları
Açık ki ABD stratejik mekanizmayı, stratejik kapan gibi kullanıyordu. “Türkiye-ABD Savunma Ticareti Diyaloğu” ve Savunma Sanayii Başkanlığında “NATO müdürlüğü”, Türk-Amerikan ilişkilerindeki “S-400 – F-35” tıkanmasını açacak kilit olarak görülüyor olmalı…
Baksanıza, tam da bu süreçte, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey sahneye çıktı ve ilginç mesajlar verdi. Türkiye’de 80’lerin ortalarından itibaren çeşitli düzeyde ABD memurluğu yapan deneyimli Jeffrey, TRT Haber’de şunları söyledi:
– CAATSA yaptırımlarının modası geçmiş durumda. Zaten Rusya’yla ilgiliydi, Türkiye ile alakası yoktu.
– Türkiye’nin S-400 satın almasının stratejik bir önemi yok, Türkiye’ye Rus silah akışı yok. Sorun yok.
– S-400 meselesini halletmenin bir yolunu bulabiliriz. S-400 sistemi hiç devreye alınmadı. Kapatılması durumunda F-35’ten elde edebileceğiniz istihbarat üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Diplomatik veya siyasi bir önemi yoktur.
– Suriye’de çalışmak için tercih edilen ortak Türkiye’dir.
– Orta Asya’nın tamamen Rusya ya da Çin’in kontrolüne geçmesini nasıl önleyebiliriz? Türkiye ile çalışmak, daha çok savunma ile ilgili…
ABD’nin çalıştığı oyun planı
Denilebilir ki bunlar ABD’nin bir emekli memurunun görüşleridir. Elbette öyle ama Jeffrey’in şu sözleri, bu görüşlerin ağırlık kazanmaya başladığına işaret ediyor: “Ama Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland’ın Türkiye’de olası bir F-35 seçeneğinden bahsederken herkesi şaşırtacak kadar iyimser olduğunu fark ettim.” (TRT Haber, 11.3.2024).
Irak ve Suriye’den çekilmeye zorlanan ABD’nin, hele de Türkiye-Irak güvenlik görüşmeleri sürecinde yeni bir oyun planı çalıştığı anlaşılıyor. Washington’un, savunma-silahlanma kartı ile Ankara üzerinde kontrol oluşturabilmeyi hesapladığı görülüyor. Baksanıza bir anda uçak motoru dahil pek çok konuda “ortak üretim” havuçları basına servis edildi!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Mart 2024
Tek savunma, tek planlama
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/03/2024
NATO’nun önündeki en sıcak tartışma konularından biri, 1 Ekim’de kimin genel sekreter olacağıdır.
ABD, İngiltere ve Almanya’nın adayı Hollanda Başbakanı Mark Rutte. Ancak ilginç bir şekilde Romanya Devlet Başkanı Klaus Iohannis de adaylığını açıkladı.
Genel sekreter oybirliğiyle seçileceğinden ve Romanya kendine oy vereceğinden, bir uzlaşma olmadığı taktirde bir tıkanma yaşanacağı görülüyor. Bu, 2014’ten beri genel sekreter olan Jens Stoltenberg’in belki de beşinci uzatma almasına neden olacak…
NATO içinde iki sınıf
Peki sorun ne? İsimlerin ve ülkelerin rekabeti mi? Hem Iohannis’in hem de bazı Baltık ülkesi liderlerinin açıklamaları, daha derinde “iki NATO, iki AB” tartışmasının yürüdüğüne işaret ediyor.
Örneğin Estonya Başbakanı Kaja Kallas, “NATO’da birinci sınıf, ikinci sınıf ülkeler konusu var. Eşit miyiz, değil miyiz” diye soruyor.
Örneğin Eski Letonya Savunma Bakanı Artis Pabriks, “Bize yeterince danışılmadığını düşünüyoruz” diyor.
Kısacası Avrupa içindeki “Batı” ile “Orta ve Doğu Avrupa” ayrışması, NATO’ya da yansımış görünüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da bu ayrışmayı, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine liderlik yapabilmeye çevirme peşinde…
Stoltenberg’in işaret ettiği asıl mesele
Anadolu Ajansı’ndan Nazlı Yüzbaşıoğlu, 1 Ekim’de dördüncü uzatması bitecek olan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile önemli bir söyleşi yaptı.
Yüzbaşıoğlu, Stoltenberg’e “AB’nin savunma sanayi yeteneğini geliştirmeye dönük yeni stratejisi”ni de sormuş. Stoltenberg’in yanıtı, biz NATO karşıtlarının anlatmaya çalıştığı “asıl meseleyi”, çırılçıplak ortaya koymuş:
“İyi olmayan şey; NATO’nun çabalarını mükerrer kılmak, rekabet etmek ve üst üste bindirmektir. Örneğin; iş müttefiklerimizin neye yatırım yapacaklarına karar vermesi ve kabiliyet hedeflerinin belirlenmesine geldiğinde, bu NATO’nun temel sorumluluğudur. Savunma planlamasının bir parçasıdır. Çünkü doğru bir kolektif savunma, savaş alanında da birbirini tamamlayan unsurlara dayanmak zorundadır. Dolayısıyla NATO’nun savunma planlaması, her bir müttefik için belirli kabiliyet hedefleri belirlemek, NATO’nun işidir.
“NATO içinde elbette iki kanatlı savunma planlama süreçlerimiz olamaz. Hem NATO hem de AB üyesi olan NATO müttefiklerinin iki ayrı hedefi olamaz. Yani iki hedef birden olamaz. NATO’nun temel kabiliyeti, standartlar da NATO’nun belirlediği bir şey olmalıdır. NATO müttefikleri arasında yeni bariyerler kurmak, kolektif savunmayı güçlendirme çabalarımızı baltalayacaktır.” (AA, 15.3.2024).
NATO’da Türkiye’ye verilen rol
Yani Stoltenberg, özetle başlığa çıkardığımız mesajı vermiş oluyor: “Tek savunma, tek planlama.”
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, NATO içinde hiçbir ülkenin kendi başına savunma planlaması yapamayacağını, kendi başına silahlanmaya soyunamayacağını ve tek standarda uymak zorunda olduğunu; kimin hangi savunmayı yapacağından hangi silahı üreteceğine NATO’nun karar vereceğini belirtiyor.
Tam da bu nedenle Türkiye’nin NATO üyeliğine karşı çıkıyoruz zaten. Çünkü burada temel sorun şu: Tek savunma planlaması olacaksa, bu kimin savunma planlaması olacak, hangi ülkenin savunması esas alınacak, hangi ülkenin güvenlik çıkarı belirleyici olacak? Yanıt ortada: ABD.
Türkiye de diğer NATO ülkeleri de ABD’nin savunma planlamasına tabi. Dün, ABD o planlamayı SSCB’nin Avrupa’ya saldırı olasılığına karşı yapmış, bu nedenle de Türkiye’ye, Avrupa’ya zaman kazandırma görevi verilmişti; Ankara “oyalayıcı faktör”dü. Yani NATO’nun Türkiye’yi savunması değil, Avrupa’nın savunulmasında Türkiye’nin feda edilmesi söz konusuydu!
Yerimiz bitti, ama bu çok önemli konuya devam edeceğiz…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Mart 2024
ABD’nin Gazze’de üs planı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/03/2024
ABD ve AB, Gazze’ye gıda ve ilaç yardımı ulaştırmak için bir deniz koridoru oluşturdular: “Güney Kıbrıs – Gazze Deniz Koridoru.”
Hem Amerikalı hem Avrupalı yetkililer, karadan yardım ulaştırmanın mümkün olmaması nedeniyle bu deniz koridoruna yöneldiklerini açıkladılar.
Peki Gazze’nin beş sınır kapısı varken yardımlar neden karadan ulaştırılamıyor? Çünkü İsrail karadan yardım ulaştırılmasına izin vermiyor. Peki karadan yardım ulaştırılmasına izin vermeyen(!) İsrail, neden denizden izin veriyor?
Bombaya yardım kolisi örtüsü
Washington ve Brüksel’in planı şu: AB ülkeleri yardımları Güney Kıbrıs’a gönderecek. İsrail, Güney Kıbrıs’ta kargoları kontrol edecek. Ardından yardımlar gemilerle Gazze kıyısına gelecek. ABD Gazze kıyısında “seyyar bir liman” inşa ederek yardımların karaya ulaşmasını sağlayacak.
Plana dair çok önemli birkaç konu var: Bir kere Pentagon’un açıklamasına göre ABD’nin seyyar liman kurması 60 günü bulacak. Demek ki İsrail’in en az 60 gün daha Gazze’ye saldırmasına, Gazze’yi ablukada tutmasına seyirci kalacaklar. Şöyle de söyleyebiliriz: Emperyalist ABD ve AB, Filistinli çocuklara mama ve ilaç verip dünyanın baskısını yumuşatırken, İsrail de Filistinli öldürmeye devam edecek. Yani bombayı yardım kolisiyle örtmüş olacaklar!
İsrail’i gaz merkezi yapma hedefi
Öte yandan İsrail, bu planın gereği olarak Güney Kıbrıs’ta bir liman kiralayacak. Böylece ne olmuş olacak? ABD’nin Gazze’de, İsrail’in de Güney Kıbrıs’ta kullanacağı limanları olacak.
Mesele sadece yardım olabilir mi? Başta sorduğumuz soruyu yineleyelim: ABD ve AB’nin karadan yardım yapmasına izin vermeyen(?) İsrail, bu ülkelerin denizden yardım yapmasına neden izin(!) veriyor?
Yanıtın bir bölümü Doğu Akdeniz’in enerji-politiğinde: Gazze’nin 30 km açığında bazı araştırmalara göre 100, bazı araştırmalara göre de 280 milyar metreküp doğalgaz var.
İleri karakolu olarak İsrail’in güvenliğini garanti etmek isteyen ABD, bunun yolu olarak İsrail’i bölgenin enerji-politik güç merkezi yapmaya çalışıyor. Doğu Akdeniz’deki saflaşma, Körfez gazını Avrupa’ya ulaştırmak için boru hatlarıyla İsrail’e taşıma projesi, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’a karşı Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan İsrail merkezli bir yol oluşturmak gibi hamleler bu amaçlaydı.
Biden’ın Netanyahu’ya mesajları
Meselenin bir yönü de şu: 7 Ekim bir kırılma, bir milat. 7 Ekim, toprağa gömülmeye çalışılan Filistin Devleti’ni yeniden gündeme getirdi. Öyle ki, Küresel Güney’in “iki devletli çözüm” çıkışının getireceği kaçınılmaz sonuç karşısında, ABD kendisi “iki devletli çözümü” mecburen savunmaya başladı. Böylece hem süreci hem de sonucu kontrolünde tutabilmeyi hesaplıyor. Ancak Netanyahu yönetimi buna yanaşmıyor.
Biden yönetimi bu nedenle gerekirse Netanyahu’yu tasfiye edeceğinin işaretlerini verdi: Gantz’ın ABD’ye davet edilmesi, Netanyahu’nun buna “İsrail’de yalnızca bir başbakan var” diyerek tepki göstermesi, ABD İstihbarat Direktörlüğünün “Netanyahu’nun sağcı koalisyonu tehlikede, İsrail’de hükümete karşı büyük protestolar bekleniyor, daha ılımlı bir hükümet olası” içerikli raporu ve bu raporun Tel Aviv’de “Washington’un darbe girişimi” olarak yorumlanması…
Özetle Gazze’ye yardım ulaştırmak için Güney Kıbrıs’tan bir deniz koridoru açılması ve ABD’nin Gazze’de liman kurması, gerçekte Washington’un bir üs elde ederek, daha resmi kabulünden önce Filistin Devleti’nin boğazına sarılması demektir. Çünkü ABD’nin stratejisi İsrail’i gaz merkezi yaparak güvenliğini garanti etmektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Mart 2024
Erdoğan’ın finali
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 11/03/2024
Kemalist kesimde bile var bu hata; “Türkiye’nin 1946’da demokrasiye geçmesiyle…” diye başlarlar cümlelerine. Böylece Türkiye’de 1946’dan önce demokrasinin olmadığını belirtmiş, haliyle muhafazakârların ve liberallerin hoşuna gidecek şekilde, Atatürk döneminin antidemokratik olduğuna işaret etmiş olurlar!
Oysa 1946’da geçilen şey demokrasi değil, çok partililiktir.
Atatürk’ün Altı Ok’undan birinin adının demokrasi olmamasını da yanlış bir şekilde “Türkiye 1946’da demokrasiye geçti” cümlesine dayanak yaparlar. Oysa demokrasi Altı Ok’ta vardır: Halkçılık.
1921 Anayasa’sına temel oluşturan 1920 tarihli Halkçılık Programı, kelimenin tam anlamıyla demokrasidir. Zaten demokrasi, en yalın haliyle, halkın kendi geleceğini belirlemesidir. Halkçılık Programı, şuralar (meclis) sistemidir. Halkın nahiye şurasından başlayarak, kaza, vilayet ve en üstte merkez şura ile kendi kendisini temsilciler eliyle yönetmesidir.
Halkçılıktan yarım demokrasiye
Demokrasi, öyle bulanık bir kavram haline getirilmiştir ki asıl demokrasi olan halkçılığımız bile, kendi aydınlarımız tarafından demokrasi sayılmamaktadır. Varsa yoksa ABD’nin liberal demokrasisi!
Oysa ABD’nin liberal demokrasisi, halkçılığın yanında, hele de sosyalist demokrasinin yanında en az demokratik olanıdır. Bir kere demokrasi, ikisi de birbirinin aynısı olan iki parti modeli ile uygulanır. Adayları seçiciler seçer, seçilen aday da gerçekte en yüksek seçim fonunu oluşturan kişidir. Dolayısıyla asıl seçen sermayedir. Yani liberal demokrasi, fiilen sermayenin halk üzerindeki diktatörlüğüdür. Sosyalist demokrasi ise tersine halkın diktatörlüğüdür.
Ne yazık ki “Türk tipi başkanlık modeli” ile Türkiye de iki partili modele doğru zorlanıyor. Diğer partiler, ancak iki merkezin etrafında kümelenerek kendilerine yer bulmaya çalışıyor. İki merkez, müttefik olmayan ve seçime ayrı giren partileri, “rakibe hizmet etmekle” suçluyor. Tamam, bunu en çok iktidar yapıyor ama örneğin ana muhalefet de aday gösteren sosyalistleri ve komünistleri bazı bölgelerde “iktidara hizmet etmekle” suçluyor. Böylece halkın farklı eğilimlerinin temsil edilebilmesi iyice güçleşiyor.
Bu “iki merkezli” model, aynı zamanda ön seçimleri de zayıflatıyor. Böylece iktidarın zaten sandıkçılığa daralttığı demokrasi, parti içi demokrasinin de güdükleşmesiyle iyice tırpanlanmış oluyor.
Özetle 1920’nin halkçılığından, tek adam rejimine, iki merkezli modele, ön seçimsizliğe, yarım demokrasiye gerilemiş durumdayız.
Yarım demokrasinin finali
Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı ve Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan, belediye seçimleri için her gün bir ilde miting düzenliyor. Haliyle Adana’dan İstanbul’a, Malatya’dan Zonguldak’a kadar tün illerde fiilen belediye başkanı adayı gibi çalışıyor.
“Tek adam rejimi”nin doğal sonucu olarak partisinde ikinci, üçüncü, beşinci sırada etkin aktör kalmadığından, kazanabilmek için tüm illerde bizzat çalışmaya mecbur. Erdoğan’ın “Benim için bu bir final. Yasanın verdiği yetkiyle bu seçim son seçimim” demesini de “Erdoğan’ın finali” olarak değil, kazanabilmek için seçmene ağıt ve kurduğu rejimden nemalanan sermaye kesimlerine mesaj olarak okumak lazım.
Ve elbette demokrasinin de finali olarak okumak lazım. 30 yıl önce demokrasiyi “zamanı gelindiğinde inilecek tramvay durağı” olarak tanımlayan Erdoğan, 2024’te kalan yarım demokrasiye de final yaptırıyor. Çünkü seçimin görünen konusu belediye ama görünmeyen konusu da yeni anayasadır. Erdoğan belediyeleri kazanırken, aynı zamanda yeni anayasa yapma gücü de elde etmek istiyor. Böylece “yasanın verdiği yetkiyle son seçim”den, yeni anayasanın vereceği ömür boyu başkanlık yoluna çıkmak istiyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mart 2023
Biden’ın Netanyahu’yu hizaya sokma girişimi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 04/03/2024
İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz yine karşı karşıya geldi. Bu kez karşıtlığın tam ortasında ABD yönetimi var.
Olay şu: ABD yönetimi, Gantz’ı Washington’a davet etti. Gantz, önce ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile ardından da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile görüşecek. Üstelik Gantz Washington’dan sonra Londra’ya da gidecek.
İsrail’de kaç başbakan var?
İsrail medyasına göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ziyareti “onayı alınmamış ABD ziyareti” olarak niteliyor ve “İsrail’de yalnızca bir başbakan var” diyor!
Yine İsrail medyasına göre Netanyahu yönetimi, Washington’daki İsrail Büyükelçisi Michael Herzog’a, Gantz’ın ziyaretlerine dahil olmaması konusunda kesin bir talimat verdi.
Açık ki Netanyahu, Biden yönetiminin kendisini aşarak planladığı bu ziyareti, başbakanlığına karşı bir hareket olarak yorumluyor.
Biden’ın Netanyahu rahatsızlığı
Aslında Netanyahu’nun böyle düşünmesi kendisi açısından gayet normal. Çünkü ABD Başkanı Joe Biden, birkaç kez açık açık “Netanyahu’dan rahatsızlığını” dile getirmişti.
Biden örneğin 13 Aralık 2023’te “İsrail dünyanın desteğini kaybediyor” demiş ve Netanyahu’nun hükümetini değiştirmesi gerektiğini belirtmişti. Dahası Biden, çözüme karşıtlığı nedeniyle Netanyahu’nun da değişmesi gerektiğine işaret etmişti.
Biden son olarak 26 Şubat 2024’te NBC News’e verdiği röportajda da İsrail’in “inanılmaz derecede muhafazakâr hükümetini sürdürmesi halinde küresel desteğini kaybedeceğini” söylemişti.
Seçim yılının iki zorluğu
Peki Biden neden Netanyahu’dan rahatsız?
Çünkü Netanyahu hükümetinin Gazze’ye saldırılarını soykırım boyutunda sürdürüyor olması, ABD yönetimi tarafından savunulmakta zorlanıyor. Sadece 7 Ekim’den bu yana BM’de yapılan oylamalar incelense bile, ABD’nin nasıl da yalnızlaşmaya gittiği görülecektir.
Diğer yandan Netanyahu hükümetinin tutumu, ABD’yi Ortadoğu’daki müttefikleriyle, özellikle Körfez ülkeleriyle karşı karşıya getiriyor. Körfez ülkelerinin Çin’le ilişkilerini geliştirdiği bir süreçte, ABD’yle karşı karşıya geliyor oluşu, Washington’un çıkarları açısından meseleyi iki kat daha önemli hale getiriyor.
Ayrıca Biden’ın açık mesajlarına kamuoyu önünde tepki gösteren Netanyahu görüntüsü de, seçim yılında ABD yönetimini zorda bırakıyor. Üstelik Ukrayna faktörü de var.
Biden bu nedenle en azından İsrail-Filistin sorununda bir “ara çözüm”le seçime girmek istiyor. Bir parantez açarak belirtelim: Taktik düzlemde bir ara çözümden bahsediyoruz, stratejik düzlemde nihai çözümden değil elbette. Bu, kalıcı ateşkes üzerinden içi boşaltılmış bir Filistin Devleti kabulüne kadar uzanabilecek bir “ara çözüm”ü içeriyor.
ABD’nin Gantz sopası
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyayu hem Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz ile hem de Savunma Bakanı Yoav Gallant ile derin ayrılıklar yaşıyor. Anımsayacaksınız, Gallant Netanyahu’nun ortak basın toplantısı davetini reddedip ayrı basın toplantısı düzenlemişti. Hatta İsrail medyasına göre Netanyahu, Likud içinde kendisine darbe planlandığını bile düşünüyordu.
Dolayısıyla Gantz’ın Washington’a davetini elbette Netanyahu’yu baypas etme girişimi olarak okuyabiliriz. Ama şartları düşündüğümüzde, bu hamle, daha çok Biden yönetiminin Gantz sopası ile Netanyahu’yu hizaya sokma çabası olarak değerlendirilebilir.
Bu çabanın işe yarayıp yaramadığının ilk göstergesi de “Ramazan’da ateşkes” sağlanıp sağlanmayacağıdır büyük olasılıkla…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mart 2024
Ukrayna’ya “özel savaş” ihracı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/03/2024
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “Ukrayna’ya asker göndermek ihtimal dışı değil” çıkışı birkaç nedenle önemli. Bir kere bu, Avrupa içinde de ABD gibi “uzun savaş” isteyenlerin olduğuna işaret ediyor.
ABD ve İngiltere ikilisi, başından beri “uzun savaş” stratejisi uyguluyor. Bu nedenle daha savaşın başlarında hem Belarus sınırında yapılan barış görüşmelerini sabote ettiler hem de İstanbul’da neredeyse neticelenecek olan anlaşmayı baltaladılar.
Bugünün güncel sorusu ise şu: Büyük silah ve mühimmat desteğine rağmen, Ukrayna taarruzu bir metre bile ilerleyemedi, tersine genelkurmay başkanı değişikliği ve bazı cephelerden çekilmeyle sonuçlandı. Bu durumda ABD ve İngiltere nasıl “uzun savaş” sürdürecek?
İki yol var: Ya Ukrayna’ya “savaşacak asker” gönderecekler ya da Ukrayna’ya “özel savaş” ihraç edecekler.
Ukrayna’ya asker gönderme tartışması
Macron’un çıkışı sonrası ortaya çıkan tablo, Ukrayna’ya asker gönderme seçeneğinin, en azından şu aşamada olası olmadığını ortaya koydu. Moskova’nın Macron’a Napolyon göndermesi ve Kremlin’in asker göndermeyi doğrudan Rusya-NATO savaşı olarak yorumlaması, Washington, Brüksel ve Berlin üçgenine geri adım attırdı. Beyaz Saray da, NATO Genel Sekreterliği de, Berlin’deki şansölyelik de “Ukrayna’ya asker gönderilmeyeceğini” kesin bir dille ifade ettiler.
Savaşacak asker gönderemeyecekler ama eğitim verecek askerlerini elbette gönderecekler, zaten gönderiyorlar da…
İşte ABD’nin “uzun savaş” stratejisi için uygulayabileceği tek seçenek bu: Ukrayna’ya “eğitim misyonlarını” artırmak, diğer NATO ülkelerini dahil ederek çeşitlendirmek ve bunun üzerinden “özel savaş” uygulamak.
Nedir “özel savaş” peki? En somutu, NATO ülkeleri konsorsiyumunun Kuzey Akım’ı, yani Almanya-Rusya doğalgaz hattını havaya uçurmasıydı örneğin. Buna şimdi başka hedefleri eklemeye çalışacaklar. İpuçları zaten ortada:
Ukrayna’da 14 CIA üssü
New York Times yazdı: CIA, Ukrayna’da 14 üs kurmuş. Üslerin kurulmaya başladığı ilk tarih de gösteriyor ki hep işaret ettiğim gibi savaş 2022’de değil, 2014’te başladı.
CIA üslerinin 24 Şubat 2022’den beri arttığı ve büyütüldüğü de ortada: CIA Direktörü William Burns, 24 Şubat 2022’den beri tam 10 kez Ukrayna’yı “açık” ziyaret etti.
Ruslara göre bu üslerde ABD’li dışında İngiliz ve Fransız istihbaratçılar da var. FSB Direktörü Aleksander Bortnikov üslerin “kirli işler” için kullanıldığını söyledi.
Kırım Köprüsü’nü uçurma planı
Russia Today Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, kendisine ulaşan bir ses kaydını açıkladı. Buna göre Alman subaylar, bazı ABD ve İngiliz subaylarının da adının geçtiği 40 dakikalık kayıtta, nasıl iz bırakmadan Kırım Köprüsü’nün bombalanacağını tartışıyorlar!
Kimler mi? Alman Hava Kuvvetleri Komutanlığı Operasyon ve Tatbikat Daire Başkanı Graefe, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müfettişi Gerhartz ve Alman Uzay Kuvvetleri Komutanlığı Hava Harekat Merkezi yetkilileri Fenske ve Frostedt…
19 Şubat tarihli kaydın ortaya koyduğu bir başka gerçek ise bu isimlerin zaman zaman Ukrayna’ya gidip geldiği.
ABD için Avrupa kaybediyor
Özetle, ABD ve ortakları, Ukrayna’ya doğrudan “savaşacak asker” gönderemeyecekler ama “uzun savaş” stratejisi için “özel savaş” ihraç etmeye başladılar. Köprü uçurmak, elektrik santrali patlatmak, baraj bombalamak gibi kirli işler üzerinden savaşı olmasa da çatışmayı sıcak tutmaya çalışacaklar.
ABD’nin bu kirli işlerinden en çok kaybedenlerin başında ise yine Avrupa ülkeleri gelecek: Daha pahalı enerji, daha yüksek enflasyon, daha düşük üretim ve daha çok yoksulluk olarak… Avrupalı çiftçiler, gübreleri en sonunda parlamentoların önüne boşaltacaklar yani!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mart 2024
Siyonist Biden, antisiyonist Bushnell
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/02/2024
ABD Başkanı Biden bir kez daha siyonist olduğunu söyledi: “Siyonist olmanız için Yahudi olmanıza gerek yok. Ben bir siyonistim.”
Siyonizm kavramının kökü olan Siyon, Musevilik tarihinde Kudüs ile eşanlamlıdır. Musevi tapınağı Babilliler tarafından yıkılınca, Siyon kelimesi yeni bir anlam daha kazanmış ve Yahudilerin Filistin’e dönme arzusuna dönüşmüştür.
Siyonizm, bu anlamın üzerinde şekillenerek, 19. yüzyılda modern siyasal bir kavram halini almıştır. Nathan Birnbaum, Kendi Kendine Kurtuluş dergisinin 1 Nisan 1890 sayısında siyonizmi, Musevilerin kutsal topraklara dönüşü için bir Yahudi siyasi partisi kurmayı hedeflemek anlamında kullanmıştır. O parti, kısa bir süre sonra, 1897’de Theodor Herzl’in liderliğinde “Dünya Siyonist Teşkilatı” olarak ete kemiğe bürünmüş oldu.
Siyonizm: Filistinli soykırımı
Evet, siyonizm bir siyasal kavramdır ve esas olarak “Yahudi ırkçılığı”dır. Ancak 20. yüzyıl boyunca bu temel üzerinde ihtiyaca göre şekillendi:
Dünya Siyonist Teşkilatının ilk kongresinde “yurt edinme” anlamındaydı. Üstelik o yurt için Filistin toprakları tek seçenek değildi, Afrika ve Güney Amerika bile seçenekler arasındaydı. Ardından “kutsal topraklara dönme” eylemini nitelemeye başladı. Ama zamanla ve İsrail devleti bir kez kurulduktan sonra “kutsal topraklara yayılmacılık” anlamını kazandı. Öyle ki bu dinsel hedefin sınırları Filistin’i aşıyor, hatta Urfa’ya bile uzanıyor!
Siyonizm, diğer yandan “yerleşim terörizmi”dir. Filistinlilerin evlerine, topraklarına el koyup yeni yerleşim yerleri oluşturmaktır, sonra terör eylemleriyle o yerleşim yerlerini genişletmektir.
Filistinli Arap düşmanlığı üzerinden şekillenen kavram, en sonunda Gazze’de “Filistinli soykırımı” anlamına kavuştu!
Sam’ın torunları
Kavramın bu dönüşümü haliyle antisiyonizmi de doğurdu. İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesine karşı çıkanlar, fiilen antisiyonist olmuş oldu.
Ama kurnaz İsrail yöneticileri, antisiyonist tutum alanları “antisemit” diye damgalamaya, “Yahudi karşıtı” gibi sunmaya çalışıyor hep. Oysa Yahudi karşıtlığı değil konu, İsrail devletinin Filistin’i işgali ve Filistinlileri katliamıdır.
Tevrat’ın ilk kitabı Genesis’e göre Nuh’un oğullarından Sam’ın üçüncü oğlu Arfaksad’ın torunu Hibir’in (Hebrew, İbrani) torunlarındandır Abraham.
Abraham’dan sonra kabilenin başına oğlu İshak, sonra onun oğlu Yakup geçmiştir. Yakup daha sonra İsrail adını aldığı için, kavim artık İsrailoğulları diye anılmıştır.
Yani İbraniler de Nuh’un oğlu Sam’a, Araplar da Nuh’un oğlu Sam’a farklı kollardan dayanmaktadır ve akrabadır. Dolayısıyla asıl antisemit olan, Sam’ın diğer torunlarını katleden Netanyahu yönetimidir!
Siyonizm: Emperyalizmin ileri karakolunu savunmak
Her Yahudi siyonist değildir. Hatta İsrail’in Gazze saldırılarına karşı çıkan ve ABD Kongresi’nde oturma eylemi yapan Yahudiler, siyasal tutumları nedeniyle antisiyonisttir.
İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde kendini yakarak Gazze’deki soykırımı protesto eden Aaron Bushnell de antisiyonisttir. ABD Hava Kuvvetlerinde asker olan 25 yaşındaki Bushnell, “Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim” derken, Biden yönetiminin soykırımdaki rolüne de işaret etmiştir.
Peki Biden ve diğer ABD’li yöneticiler neden kendilerini siyonist ilan ediyorlar? Çünkü siyonizm emperyalizm sözlüğünde “ABD’nin ileri karakolunu savunmak” demektir. Ne demişti Biden 38 yıl önce: “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Şubat 2024
Çünkü örgüt değil belediye belirleyici!
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/02/2024
Batı tipi liberal demokrasi, halkçılık ve halk demokrasisi yanında güdük bir demokrasidir. Çünkü seçilenleri seçenler, gerçekte halk değil, seçicilerdir.
Bu durum tam anlamıyla en çok ABD’de böyledir ama gittikçe bizimki gibi ülkelerde de öyle olmaya başladı. Adayları ön seçimle parti tabanı değil, yukarıdaki seçiciler belirliyor; bu bazen parti meclisleri, bazen merkez yürütme organları oluyor, hatta bazen de doğrudan genel başkanlar.
Haliyle seçilme kriteri de değişiyor. İşin içine finans giriyor. Öyle olunca da sıradan parti üyelerinin, alt sınıf temsilcilerinin seçilme şansı iyice azalıyor.
10 ay önce TBMM, 10 ay sonra belediye
Partilerin belediye başkanı adayları netleşti. Aday belirlemede ön seçim mumla arandı.
Daha vahimi de şu oldu: Bir dönemdir, iki dönemdir, hatta üç dönemdir belediye başkanı olanların bazıları, yeniden aday gösterilmedikleri için kızdılar, partilerinden istifa ettiler, başka partilere geçip kendi partilerine rakip oldular. Üç dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra dördüncü dönem aday gösterilmediği için partisinden istifa eden biri daha ne istiyor olabilir? Anlaşılır gibi değil!
TBMM üyesi tam 26 milletvekili belediye başkanı oldu! Oysa daha 10 ay önce milletvekili olabilmek için kıran kırana mücadele ediyorlardı. Demek hedefleri milletvekili olmaktan çok, oradan belediye başkanlığına sıçramakmış.
Tablo şöyle: İYİP 7, CHP 5, SP 5, AKP 4, HÜDA-PAR 2, TİP 1, DEM 1, DEVA 1 milletvekilini belediye başkanı adayı yaptı.
Daha 10 ay önce milletvekili olmuş biri 10 ay sonra neden belediye başkanı olmak ister ki? Bir ilde, ilçede belediye başkanı olmak, TBMM’de milletvekili olmaktan daha mı önemli?
Daha 10 ay önce CHP’nin listesinden kaçar milletvekili göstereceklerinin kavgasını yapan altılı masa üyelerinin, kazandıkları sayılı milletvekillerinin bir kısmını belediye başkanı yapmaya çalışması nasıl değerlendirilmeli?
CHP’nin genel başkan yardımcısı, grup başkanvekili düzeyindeki milletvekillerini belediye başkanı adayı göstermesi nasıl değerlendirilmeli?
Seçilmiş 4 milletvekilinden biri Anayasa’ya aykırı şekilde hapiste rehin tutulan ve muhalefetin önemli bir kısmının o milletvekilini TBMM’deki koltuğuna oturtabilmek için mücadele ettiği TİP’in, TBMM’deki üç milletvekilinden birini, üstelik genel başkanını ilçe belediye başkanı adayı göstermesi nasıl değerlendirilmeli?
Partiyi belediye şekillendiriyor
Açık ki belediyecilik, TBMM’de milletvekili olmaktan daha önemli görülüyor. Kuşkusuz bunda önemli nedenlerden biri, AKP’nin anayasayı değiştirerek başkanlık sistemi adı altında parlamenter sistemi yıkması oldu. Milletvekilleri, eski sistemde çok daha etkindiler, soru soran, bakanlar kurulunu denetleyebilen, hesap sorabilen makamdaydılar. Bu önemli oranda değişti ama elbette sıfırlanmadı, elbette TBMM halen çok önemli bir mücadele alanı.
Tabii bu da 10 ay önce milletvekili seçilen birinin 10 ay sonra belediye başkanı olmak istemesini tam açıklamıyor. Çünkü mesele vekilliğin önemsizliğiyse, 10 ay önce oraya aday olunmayabilirdi!
Yanıtı örneğin CHP üzerinden şu iki olguda inceleyelim:
1) CHP’de genel başkanlığın değiştiği kurultaydan önceki en önemli il kongresinde, gerçekte iki belediye çarpıştı: İstanbul Büyükşehir ile Ataşehir belediyesi. Haliyle bu sonuç, kurultaya da damgasını vurdu.
2) Parti yöneticilerini belirlemede etken olan adres artık örgüt değil, belediye. CHP’de il başkanları değil, belediye başkanları belirleyici hale geldi.
Sonuç olarak şunu söylemeliyim: Partiyi örgütlerin değil, belediyelerin şekillendirdiği durumda, iktidar olunamaz, ana muhalefete demir atılır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Şubat 2024
ABD Türkiye’yi neye zorluyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 22/02/2024
Erdoğan’ın Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Yunanistan ve Mısır’la normalleşmesi yaygın bir şekilde “U dönüşü” olarak niteleniyor. Peki ABD’yle ilişkilerini nasıl nitelemeliyiz?
Son bir aydaki şu dokuz konuya dikkatinizi çekeyim:
NATO’nun güney kanadı
1) TBMM, 23 Ocak 2024’te, Erdoğan’ın talebiyle İsveç’in NATO üyeliğini onayladı.
2) ABD Dışişleri Bakanlığı, TBMM’nin onay belgesinin Washington’a ulaşmasının ardından, 27 Ocak 2024’te, Türkiye’ye yaklaşık 23 milyar dolarlık F-16 savaş uçağı satışını onayladı. ABD yönetimi Kongre’ye resmi bildirim yaptı.
ABD Dışişleri, Türkiye’yle birlikte, eş zamanlı olarak Yunanistan’a da F-35 satışını onayladı.
3) NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 15 Şubat 2024’teki NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin NATO’nun güney kanadı için önemine” işaret etti. (AA, 15.2.2024)
Avrupa Gökyüzü Kalkanı
4) Türkiye, 15 Şubat 2024’te “Avrupa Gökyüzü Kalkanı”na dahil oldu. Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, NATO’nun Brüksel’deki merkezinde, Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius ile birlikte “Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi Niyet Mektubuna Türkiye ve Yunanistan’ın Katılımına Dair Düzenleme Belgesi”ni imzaladılar. (AA, 15.2.2024)
Savunma Bakanı Güler imza sonrası yaptığı açıklamada Avrupa Gökyüzü Kalkanı’nı “NATO’nun gerekliliklerinin yerine getirilmesi yolunda önemli bir adım” olarak niteledi. (AA, 15.2.2024)
5) Savunma Bakanı Yaşar Güler, aynı gün, 15 Şubat 2024’te katıldığı NATO-Ukrayna Konseyi toplantısında ise “AB üyesi olmayan müttefiklerin, AB’nin savunma girişimlerine tam katılımının sağlanması gerektiğini” savundu. (AA, 15.2.2024)
NATO’dan Ukrayna’ya İHA transferi
6) NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, NATO müttefiklerinin Ukrayna’ya 1 milyon insansız hava aracı göndermek için anlaştığını duyurdu. (CGTN Türk, 15.2.2024)
7) Baykar Teknoloji CEO’su Haluk Bayraktar, 7 Şubat 2024’te yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de İHA fabrikası inşasına başladıklarını duyurdu. (Hürriyet, 8.2.024)
8) Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün, 18 Şubat 2024’te yaptığı açıklamada, Savunma Sanayii Başkanlığı’nda bir NATO Müdürlüğü oluşturacaklarını duyurdu. (AA, 18.2.2024)
9) Erdoğan, ABD’li Senatörler Jeanne Shaheen ve Chris Murphy ile 20 Şubat 2024’te görüştü. İki Senatör, İsveç’in NATO üyeliğini onaylamayı bekleten Macaristan’ı ve Moldova’yı ziyaret ederek Türkiye’ye geldi. (TRTHaber.com.tr, 20.2.2024)
Diplomatik çevrelere göre Senatörlerin çantasında Türkiye’nin Ukrayna’daki rolünün artırılması konusu vardı.
Montrö’ye dikkat mesajı
Tüm bunlar ne anlama geliyor peki?
Açık ki ABD NATO’yu, belirli üyeleri üzerinden, Ukrayna konusunda daha aktif bir konuma zorluyor. Çünkü Ukrayna’nın kendi başına yapacağı bir şey kalmadı ve Washington’un da “uzun savaş” stratejisini sürdürmesi lazım.
Avrupa Gökyüzü Kalkanı, bu kapsamda, Montrö’yü delmenin yeni bir yolu olarak zorlanacak.
Tüm bunlar kuşkusuz Moskova’dan da görülüyordur. Putin’in Ankara ziyaretinin ertelenmesi de İstanbul Başkonsolosu’ndan başlayarak Rusya’nın askeri ve diplomatik temsilcilerinin son günlerde sık sık “Montrö uygulanmalı” mesajı vermesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Şubat 2023