Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
Taktik değil stratejik mecburiyet
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/10/2023
Erdoğan’ın 23 Ekim günü İsveç’in NATO’ya Katılımı Protokolü’nü imzalayarak TBMM’ye sevk etmesi, kimi siyasi analistlerce taktik olarak yorumlandı.
Peki neyin taktiği? Erdoğan bu hamlesiyle ne umuyor?
Amaç ABD Kongresi’ni TBMM ile dengelemekmiş. Taktik şöyle işleyecekmiş: ABD Kongresi Türkiye’ye F-16 satışını onaylarsa, TBMM de Protokolü onaylayacakmış; tersi durumda ise TBMM Protokolü reddedecekmiş.
Saray gizledi, NATO açıkladı
Bunu yazan ve söyleyenlerin, buna pek inandığını sanmıyorum; belli ki taktik diyerek Erdoğan’ın imzalamak zorunda kalmasının ağırlığını hafifletmeye çalışıyorlar. Zira amaç ABD Kongresi’nden F-16 satışı çıkarmaksa (ki bunun ne hafif bir amaç olduğunu daha önce ayrıntılı incelemiştik), TBMM’ye sevk etmeden, Saray’da imzada da pekâlâ bekletilebilirdi.
Üstelik amaç taktik olsaydı, 21 Ekim’de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile Erdoğan’ın telefon konuşmasında bu konunun ele alındığı gizlenmezdi! Evet gizlendi: Erdoğan-Stoltenberg görüşmesine ilişkin İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada İsveç konusu yoktu. Oysa Stoltenberg, Erdoğan’ın imzasından memnuniyet duyduğunu belirttiği açıklamasında, “Erdoğan’la bu konuyu hafta sonu ele aldık” diyordu!
Sözler ABD’ye karşı, eylemler ABD’nin çıkarına
Ortada taktik yok, stratejik mecburiyet var. Erdoğan’ın zaman zaman ABD’yi hedef alan sözlerine bakarak keskin yorum yapmak, yorumcuları sıkıntılı duruma sokar.
Erdoğan’ın 10 gün önceki “Yahu ABD, senin ne işin var Akdeniz’de, Filistin’de, Suriye’de” çıkışına bakarak, Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliğini imzalamayı, hele de ABD destekli İsrail saldırganlığının arttığı süreçte mutlaka bekleteceği umulurdu. Ancak Erdoğan’ın politika yapma biçimini bilenler, konu ABD/NATO olunca, Erdoğan’ın sözleri ile eylemleri arasında bir uyum beklemezler. Anımsayın, “NATO’nun ne işi var Libya’da” dedikten kısa bir sonra “NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için Libya’ya girmelidir” demiş, İzmir’deki üssü NATO’nun Libya operasyonuna merkez yapmıştı.
Özetle, Erdoğan’ın sözleri zaman zaman ABD ve NATO’yu hedef alsa da, uygulamaları ABD ve NATO’nun çıkarlarının gereği olmuştur hep.
‘İğne de çuvaldız da başkasına’ anlayışı
“Taktik değil, stratejik mecburiyet” demiştik, açalım. Örneğin AKP’nin ideolojik amiral gemisi Yeni Şafak dün birinci sayfadan, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kucaklaşma fotoğrafını da vererek şu başlığı attı: “İslam ülkeleri bu katilleri besliyor.”
Yeni Şafak, “ABD ve Batılı ülkelerin sertlikten anladığını” belirterek, “Körfez ülkelerinin bunları petrol ve doğalgaz ile beslememesini” istiyordu.
Ne kadar haklı! Peki ya iğne, ya çuvaldız?
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, bu beslenmemesi istenen katillerden para aramıyor mu? Daha dün Fransa’da, öncesinde İngiltere ve ABD’de para görüşmeleri yapmadı mı?
Özetle ne demiş olunuyor bu durumda: “Siz katilleri beslemeyin ama biz katillerden para isteyebilelim!”
İşte stratejik mecburiyet budur!
Para istenen yerin çıkarı uygulanır
İnşa ettikleri neoliberal ekonomiyle New York bankerlerine ve Londra tefecilerine mecburlar. Öyle olduğu için de iç politikanın gereği sözde Batı’yı hedef alırlar ama son tahlilde gidip ABD ve NATO’nun taleplerini yerine getirirler.
Buradan çıkmak için büyük patronları değil halkı gözeten, özeli değil kamuyu esas alan, finans kapitale değil, sanayiye ve üretime ağırlık veren ekonomi modeli uygulamak gerekir.
Ne yazık ki iktidardan “büyük” muhalefete kadar tüm partilerin ekonomi politikası neoliberalizm, dış politikası Atlantikçiliktir!
Yani mesele, ikinci yüzyıla girerken, sistem dışına çıkabilmektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Ekim 2023
Kolektif güvenlik şartı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/10/2023
İsrail’in “etnik temizlik” hedefli saldırıları, Küresel Güney’de iki konuyu öne çıkardı: “İki devletli çözüm”cülük ve “kolektif arabuluculuk.”
Bugün bu iki kavramı inceleyeceğiz:
İki halk için iki devlet
1) BM’nin kararına atıfla “iki devletli çözüm”cülük ya da şimdilerde Çin ve Rusya’nın öne çıkardığı şekliyle “iki halk için iki devlet” çözümü yükseliyor.
Bugüne kadar “iki devletli çözüm” bir BM kararı olduğu için ABD tarafından da “dile getiriliyor” ancak savunulmuyordu. ABD’nin pratikte savunduğu “çözümsüzlük” statükosuydu. Çünkü o statüko içinde İsrail, katlettiği Filistinlilerin topraklarına “Yahudi yerleşim bölgesi” kurarak işgalini genişletebiliyordu.
Küresel Güney’in yeni dünyada ağırlık kazanması tabloyu değiştirdi: “İki devletli çözüm” isteyenler artık dünyanın büyük çoğunluğu, ABD’nin “çözümsüzlük statükosunu” savunanlar ise “Kuzey Atlantik”ten ibaret.
Kolektif arabuluculuk
2) ABD’nin İsrail-Filistin sorununda arabuluculuğu “tekeline” alarak sürdürebildiği “çözümsüzlük statükosu”nun yerini, çok kutuplu dünyanın bir getirisi olarak “kolektif arabuluculuk” almaya başladı.
Gerek Türkiye ve Mısır başta bölge ülkeleri, gerekse Çin ve Rusya gibi küresel güçler, ABD’nin tekelini yıkarak, çözümü “kolektif arabuluculuk” ile sağlamaya çalışıyorlar.
Kuşkusuz henüz sonuç almayı sağlayamadı ancak dünyanın gidişatına bakılırsa, önümüzdeki süreçlerde, dünyanın pek çok sorununa çözüm artık “kolektif arabuluculuk” ile aranacak.
Atatürk’ün formülü
“Kolektif arabuluculuk” eğilimi, kaçınılmaz olarak “kolektif güvenlik” eğilimini de yükseltecektir.
Kolektif güvenlik, kabaca kendi güvenliğini başkalarının güvensizliği pahasına inşa etmeyen, yani bölünmez güvenlik anlayışını temel prensip kabul eden güvenlik anlayışıdır.
Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözü hem bir hedef, hem de o hedefe varmak üzere uygulanacak “kolektif güvenlik” anlayışı formülüdür: Türkiye’nin barışı komşularda/bölgesinde/dünyada barış olmasına, komşularının barışı da Türkiye’de barış olmasına bağlıdır.
Emperyalizm ve savaş aygıtı NATO, kolektif güvenlik yerine dünyaya “önleyici vuruş” uygulamasını dayattı. Kendi güvenliği için önden saldırmayı ve işgali savunan bu uygulama, pratikte şöyle formüle edildi: “ABD’nin güvenliği Atlantik’in güvenliğine, Atlantik’in güvenliği ise Rusya’nın çevrelenmesine bağlıdır.” Bu jeopolitik yaklaşım, Soğuk Savaş’ın ardından formüle ekler yapılarak, “ABD’nin güvenliği, Çin’in çevrelenmesine bağlıdır”a kadar uzatıldı.
Küresel güvenlik inisiyatifi
Bu “başkalarının güvensizliği üzerine ya da başkalarının güvenliğini yok sayarak kendi güvenliğini inşa etme” yaklaşımı, sürekli savaşlar doğurmaktadır. Komşusunun güvenliği pahasına kendi güvenliğini inşa edebilmek hem sorunlara kesin çözüm getirmez hem de uygulanması son tahlilde mümkün değildir; komşusuyla birlikte ortak güvenlik inşa etmek ise sorunlara kalıcı çözüm demektir.
Özetle Filistin’i yok sayarak, Filistinlilerin güvenliği pahasına İsrail’in güvenliği sağlanamaz, “güven içinde İsrail” oluşturulamaz!
Çok kutuplu dünya ve Küresel Güney/Doğu inisiyatifi, kaçınılmaz olarak “kolektif güvenlik” anlayışını egemen kılacaktır. Çin, 21 Nisan 2022’de “küresel güvenlik inisiyatifi”ni ilan ederek, Küresel Güney’in bu çıkışını başlatmıştı.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Ekim 2023
İncirlik’in dokunulmazlığı!
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/10/2023
ABD Türk SİHA’sını 5 Ekim günü saat 11.40’ta düşürdü. Pentagon sözcüsü Tuğg. Pat Ryder’ın açık açık “biz düşürdük, tehdit gördüğümüz için düşürdük, F-16 uçaklarıyla vurarak düşürdük” demesine rağmen, AKP hükümeti 24 saat boyunca sessiz kaldı. 24 saat sonra Dışişleri Bakanlığı, o da örtülü ifadelerle şu açıklamayı yapabildi: “Operasyon esnasında üçüncü taraflarla işletilen çatışmasızlık mekanizmasındaki farklı teknik değerlendirmeler nedeniyle bir SİHA kaybedilmiştir” (AA, 6.10.2023).
Sonra yeniden sessizlik. Erdoğan ancak beş gün sonra, 10 Ekim günü konuyla ilgili bir açıklama yapabildi. “Suriye’de Amerika’nın üslerinin ne işi var?” diye sorduktan sonra konuyu SİHA’ya getirdi ve şöyle dedi: “Türkiye’nin bir insansız hava aracını ne yazık ki Amerika düşürüyor. İnsansız hava aracını Amerika düşürürken, Türkiye şu anda NATO’da Amerika’nın ortağı değil mi? Beraber değil mi? Bunu neyle izah edeceğiz?” (AA, 10.10.2023)
ABD bilerek vurdu
Peki 5 Ekim’de düşürülen SİHA için neden 5 gün beklenmişti, neden Erdoğan ancak 10 Ekim günü bu konuda bir tepki gösterebilmişti? 7 Ekim’de Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu olmasa, ardından İsrail’in hava bombardımanı başlamasa ve ABD bölgeye uçak gemisi gönderme kararını açıklamasa, belki de bu tepki hiç gelmeyecekti!
Nitekim Erdoğan 12 Ekim günü de TÜGVA genel kurulunda “Bay Amerika, yahu Amerika nere, Akdeniz, İsrail, Filistin nere? Ne işin var senin orada?” dedikten sonra konuyu SİHA’ya getirmiş ve şöyle demişti: “NATO’da beraber olduğun Türkiye’nin SİHA’sını nasıl düşürürsün? ‘Görmedim, bilmedim, farkında değilim.’ Bunu nasıl söylersin?” (AA, 12.10.2023).
Halbuki ABD “Görmedim, bilmedim, farkında değilim” demiyordu; tersine “gördüm, tehdit olarak değerlendirdim ve vurup düşürdüm” diyordu!
ABD’nin çevredeki üsleri
Tüm bunları neden mi anımsattık? İsrail’in Filistin’de “etnik temizliğe” başladığı günden bu yana kamuoyu iktidardan iki şey istiyor: Kürecik Radarını ve İncirlik’i uçuşlara kapatmasını.
Ancak AKP iktidarı halkın bu talebinin etrafından dolanıp duruyor. Örneğin Erdoğan 10 Ekim günü “haklı olarak” tepki gösteriyor: “Suriye’de Amerika’nın üslerinin ne işi var? Bu üslerle ne yapılıyor? 23 üs, bütün bunları da bir değerlendirmek gerekmiyor mu?”
Peki Ankara, Suriye’deki ABD üslerinden rahatsızsa, Türkiye’deki ABD üslerinden de rahatsız olması gerekmiyor mu? Suriye’deki ABD üsleri Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıyken, Türkiye’deki ABD üsleri Türkiye’nin ulusal çıkarlarının gereği olabilir mi?
Ankara’nın görmek istemediği gerçek
Daha vahimini ise eski Genelkurmay Başkanı, eski Milli Savunma Bakanı ve yeni TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar dile getirdi: “Bize bazen ‘neden İncirlik’i boşaltmıyorsunuz?’ diye eleştiriler yapılıyor. Boşaltırsak ne olacak? Sonra ‘neden Amerikan üsleri Yunanistan’a, Dedeağaç’a, Girit’e gitti?’ diye eleştiriyorsunuz. Ayrıca bizim ABD ile ilişkilerimiz, anlaşmalarımız var” (AA, 18.10.2023).
ABD Türkiye’nin ulusal çıkarlarını hedef alıp saldırganca politikalar izlerken, Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerini silahlandırırken, hâlâ ABD’yle ilişkilerden bahsedebilmek! ABD’nin Suriye’deki üslerinden ya da Yunanistan’da yeni üsler kurmasından rahatsız olmak ama hepsinin Türkiye’de olmasını savunabilmek! Bunun nasıl isimlendirilmesi gerektiğini siz okurlara bırakıyorum…
Bitirirken önemle belirteyim: Ankara’dakiler ne kadar ABD’yle ilişkileri ılımlı tutmaya çalışırsa çalışsın, ABD iyice Türkiye’nin karşısına konumlanıyor; bunu kabullenmeyi geciktirmek, stratejik mevzilenmeyi geciktirmekten başka bir şeye yaramıyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Ekim 2023
Kınama değil eylem zamanı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/10/2023
Dünya 75 yıldır İsrail’in devlet terörünü, etnik temizliğini, işgalini, saldırganlığını, hukuk dışılığını kınıyor. İsrail’in umurunda mı? Değil elbette. Nasılsa üzerinde bir yaptırım yok. Nasılsa ABD’nin kanatları altında. Nasılsa ABD desteğiyle BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını bile uygulamıyor.
Dünya, İsrail’in hastane vurarak 500’den fazla insanı katletmesi karşısında da kınama üstüne kınama yaptı. TBMM örneğin, nadiren bir araya gelebilen partiler ortak açıklamayla İsrail’i kınadı.
Türkiye’nin kınaması, Arap dünyasının kınaması, dünyanın kınaması Filistin katliamını durduruyor mu peki? Hayır!
İsrail Büyükelçileri gönderilmeli
İsrail’i durdurabilmenin yolu kınamak değil, eylemdir. Nasıl eylemler mi?
1) ABD, İngiltere ve Avrupa dışındaki dünya, yani ülkelerin çoğunluğu, devlet terörü uygulayan İsrail’in büyükelçilerini “persona nan grata” yani “istenmeyen kişi” ilan ederek, İsrail’e göndermelidir.
İsrail’in hastane vurmasından önce Kolombiya Dışişleri Bakanı İsrail Büyükelçisine “özür dile ve ülkeyi terk et” ültimatomu vermişti; İspanya hükümeti İsrail Büyükelçisini “yanlış bilgi yaymakla” suçlamıştı. İsrail’in insanlığa karşı son büyük suçuyla birlikte, hızla ülkeler İsrail’in büyükelçilerini göndermelidir.
2) İsrail’in çeşitli ülkelerde yararlandığı üsler, tesisler var. Kuşkusuz bu yararlanmayı ABD’nin sırtından sağlıyor. Örneğin Türkiye’deki Kürecik Radarı.
İşte ülkeler, bu türden üsleri, tesisleri kapatarak İsrail’i cezalandırmalıdır. Ankara, Kürecik Radarını hızla kapatmalıdır.
3) İsrail, İncirlik Üssünden de dolaylı faydalanmaktadır. ABD’nin İncirlik’teki varlığı, buradan istihbarat desteği, hele geçmiş yıllarda İsrail’in Akdeniz’den Türk topraklarına girerek Suriye’yi bombalaması gibi hadiseler hatırlanınca, İncirlik’in uçuşlara kapatılması İsrail’e ve hamisi ABD’ye karşı etkili bir yaptırım olacaktır.
4) İsrail, AKP hükümetinin de desteğiyle NATO mekanizmalarına katılabilmişti. Türkiye, İsrail bu mekanizmalardan ve ortak tatbikatlardan çıkarılana kadar NATO’nun genişlemesini veto etmelidir.
İsrail’e kapsamlı ambargo
5) Dünya, İsrail’le ticareti kesmelidir. İsrail’e satılan her mal ya da İsrail’den alınan her mal, pratikte Filistinli çocukların üzerine düşen bombadır. İsrail’e ekonomik ambargo, İsrail’in saldırganlığını frenleyecek önemdedir.
6) Petrol ve doğalgaz üreticisi ülkeler, İsrail’e destek veren Batı ülkelerine karşı etkili bir enerji ambargosu uygulamalıdır.
7) İsrail yalnızlaştırılmalıdır: Suudi Arabistan, İsrail’le normalleşme görüşmelerini kesti. Daha önce ABD’nin baskısıyla İsrail’le normalleşen Arap ülkeleri, İsrail Filistin Devletini kabul edene kadar eski pozisyonlarına dönmelidir.
8) Türkiye, İsrail’e karşı gerçekten etkili bir eylem yapmak istiyorsa, hemen yarın Ankara-Şam normalleşmesini başlatmalıdır.
9) İsrail halkının yarısı, yaşananlardan Netanhayu’yu sorumlu tutmakta, İsrail’in işgalci politikalarına karşı çıkmakta ve hükümetin istifasını istemektedir. Dünya halkları, İsrail’in bu kesimiyle dayanışmak için alanlara çıkmalı, ülkelerinde yaşayan ve İsrail’in politikalarına karşı çıkan Yahudi toplumuyla birlikte Filistin Devletinin tanınması çağrıları yapmalıdır.
10) Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan bölge ülkeleri adına ateşkes için hızla bir “Ortadoğu Üçlüsü” oluşturmalıdır. Bu üçlü Çin ve Rusya’yı da dahil ederek İsrail’i durduracak somut adımların atılması için hızla etkili bir girişim başlatmalıdır.
Dünya ABD-İsrail’den büyüktür
Dünya ikiden büyüktür; dünya ABD ve İsrail’den büyüktür, bu ikiliyi destekleyen Anglosakson ülkeler grubundan büyüktür. Ve dünya birleşirse Batı’daki diğer ülkeleri de tarafsızlaştırır ve ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünü yalnızlaştırır.
Bugün bunu sağlayabilmek düne göre daha kolaydır; çünkü çok kutuplu dünya inşa olmakta, ABD’nin hegemonyası zayıflamakta, tek kutuplu dünyası yıkılmaktadır.
Dünya, bölgeyi yangına çevirmeye çalışan bu suç ortaklığını durdurabilir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Ekim 2023
ABD için İsrail’in anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/10/2023
ABD’nin son yıllardaki en büyük şikayetidir: Çin ve Rusya’yı “kurallı uluslararası düzeni” bozmaya çalışmakla suçlar.
Gerçi “kurallı uluslararası düzen” dediği, kurallarını kendisinin koyduğu ama duruma göre o kurallara kendisinin uymadığı bir düzendir. Bu “lüksten” yararlanan ikinci ülke de İsrail’dir. İsrail, kurallı uluslararası düzene de, uluslararası hukuka da, BM kararlarına da uymamakla ünlüdür.
Peki İsrail nasıl oluyor da bu kuralları takmayabiliyor? Elbette ABD emperyalizminin desteğiyle. O zaman soru şu: ABD neden İsrail’e bu ayrıcalığı tanıyor? Bu sorunun yanıtı da İsrail’in ABD için değerinde…
İsrail emperyalizmin ileri karakoludur
O değeri en iyi ifade eden isimse ABD Başkanı Joe Biden’dır. Biden, bundan 37 yıl önce, 1986’da aynen şöyle demişti: “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!”
Evet, ABD için İsrail, emperyalist çıkarların savunulmasında bir ileri karakoldu. Hatta İsrail’in Batı emperyalizmi için bir “ileri karakol” olarak inşası tarihsel ölçektedir.
İngiltere Başbakanı Lloyd George, İngiliz çıkarları için Filistin topraklarında bir Yahudi devleti olması gerektiğini savunuyordu. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Siyonizm’in finansörlerinden Walter Rothschild’e yazdığı 2 Kasım 1917 tarihli ünlü mektubunda, ülkesinin bu tutumunu ortaya koymuştu: “Majestelerinin hükümeti Yahudi halkı için Filistin’de ulusal bir vatan oluşturulmasını olumlu görmekte olup, bu amacın gerçekleşmesi için elindeki tüm imkanları kullanacaktır.” (Jonatthan Schneer, Balfour Deklarasyonu, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2012, s. 356).
Kaldı ki İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin’de) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s.69)
ABD uçak gemisi filosunun anlamı
Bu “ileri karakol” değerlendirmesini güncel bir tartışma nedeniyle anımsattım:
ABD’nin iki uçak gemisi filosunu İsrail’e destek için göndermesi, ABD-İsrail ikilisinin Büyük Ortadoğu Projesini sürdürmek üzere İran’a saldıracağının, Ortadoğu’da haritaları değiştireceğinin ve yeni bir düzen kuracağının işareti olarak yorumlanıyor!
Katılmıyorum. ABD en güçlü zamanında bile Büyük Ortadoğu Projesi’ni bir yere kadar ilerletebildi. Tersine hegemonyası zayıfladıkça, ABD o hedeflerinin gerisine düştü.
ABD’nin iki uçak gemisi filosu gönderiyor olması, Ortadoğu’da yeni düzen kurmak için değil, tersine kurulmakta olan kendi çıkarlarına aykırı yeni düzene karşı eski düzeni ve “ileri karakolunu” tahkim edebilmek içindir. Çünkü:
1) ABD, İsrail’i de takviye edecek ikinci karakolu Kürdistan’ı kuramadı; Barzanistan bağımsızlığını kazanamadı, Suriye’de YPG devleti çabası frenlendi.
2) ABD Körfez ülkelerini kaybediyor: Suudi Arabistan ABD’ye rağmen Çin ve Rusya’yla küresel çapta enerji işbirliği geliştiriyor.
3) ABD’nin İran’a karşı cephe inşası başarılı olamadı: Suudi Arabistan Çin arabuluculuğunda İran’la normalleşti, onu diğer Körfez ülkeleri izledi.
Özetle, ABD haritalar çizebilecek güçte değil, tersine mevcudu koruyabilmeye çalışıyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Ekim 2023
Ortadoğu Üçlüsü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/10/2023
Son Hamas-İsrail çatışmasının biri temel, dört nedeni var:
1) İsrail, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin “Bağımsız Filistin Devleti”ni kabul etmemesi.
2) Ortadoğu Dörtlüsü’ne fren: Putin de dikkat çekti: “ABD uydurma gerekçelerle (Rusya, ABD, AB ve BM’den oluşan) Ortadoğu Dörtlüsü mekanizmasını fiilen engelledi.”
3) ABD’nin rolü: ABD, İsrail-Filistin arabuluculuğunu tekeline alarak çözümü bağımsız Filistin Devleti hedefinden uzaklaştırmakta, oyalamakta, İsrail’e işgali genişletme fırsatı sağlamaktadır.
4) Netanyahu, ABD’nin sağladığı bu fırsatı, “iki devletli çözüm”ü rafa kaldırmanın, Gazze’yi karadan ve denizden ablukaya alarak Filistinlileri sindirmenin, yeni Yahudi yerleşim bölgeleri açarak işgali genişletmenin yolu olarak kullanmaktadır.
Sonuç: Basınç, tüpü patlattı!
Büyük devletlerin durumu
Bu dört neden bile çözümün tekliğine işaret etmektedir: Önce Filistin Devleti’nin kabulü…
Bu şart yerine getirildiğinde, Hamas da 1967 sınırlarına sahip İsrail Devleti’ni kabul etmeye mecbur olacaktır. (Kaldı ki Hamas, İsrail’i reddeden anlayışını geride kalan yıllar içerisinde adım adım yumuşatmıştır.) FKÖ zaten tanımaktadır.
Peki İsrail Filistin Devleti’ni, Hamas İsrail’i nasıl kabul edecek?
Öncelikle mevcut çatışmayı durdurmak gerekiyor. ABD, AB, Rusya ve BM’den oluşan Ortadoğu Dörtlüsü, Putin’in de belirttiği gibi ABD tarafından çalıştırılmıyor; bu nedenle arabuluculuğu şu şartlarda mümkün değil.
ABD ve AB’nin Ortadoğu Dörtlüsü’nden ayrı arabuluculukları ise zor; çünkü İsrail’in yanındalar.
Hem İsrail’le hem Filistin’le arası iyi olan iki büyük devlet var: Çin ve Rusya. Rusya’nın arabuluculuğu hem Ukrayna savaşı nedeniyle hem de İsrail’in saldırdığı Suriye’deki konumu nedeniyle kabul görmeyebilir. Çin’in ise daha önce yazdığımız gibi İsrail-Filistin sorununa adil çözüm için üç önerisi var.
Türkiye’nin alabileceği inisiyatif
Bölge ülkeleri içinde arabuluculuk için şartları en uygun olan ülke Türkiye’dir. Zira Türkiye hem İsrail’i ilk tanıyan ülkelerin başında gelmekte hem de tarihsel olarak Filistin’e yakın durmaktadır. Öte yandan Ankara hem Hamas’la ilişkisi olan ama hem de bunu İsrail ve Mısır’la normalleşmesi nedeniyle dengeye oturtmaya çalışan bir konumda.
Ancak Ankara’nın tarafları tek başına ateşkese zorlayacak ve masaya oturtacak gücü/yaptırımı yok. Dolayısıyla Ortadoğu’da, Ortadoğululardan oluşacak bir “barış cephesi”ne ihtiyaç var.
Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’ın “Ortadoğu Üçlüsü” olarak yan yana gelmesi, hele de bir büyük güç olan Çin’in desteğiyle ağırlık oluşturması, Hamas-İsrail çatışmasının bölgeselleşmesini önleyecek bir çare olabilir.
Çin’in desteği, ABD ve AB’yi dengeleyecektir.
Tarihi fırsat
Öte yandan Ortadoğu Üçlüsü’nün sağlayabileceği bir ateşkes, sonrasında faaliyeti dondurulmuş (ABD, AB, Rusya, BM’den oluşan) Ortadoğu Dörtlüsü’nü de harekete geçmeye zorlayabilir ve ardından gelecek bir konferansla, “iki devletli çözüm” zemini oluşturulabilir.
Elbette statükodan nemalananlar, bunun değişmesini istemeyeceklerdir. Ancak önceki yazımızda da dikkat çektiğimiz gibi hem İsrail’in iç çelişkileri hem de çok kutupluluk, statükonun sürdürülemez olduğunun göstergeleridir.
Bu iki durum fırsata dönüştürülerek, bölgenin bu en önemli sorununu hem Arapların hem de Yahudilerin yararına çözebilmek mümkündür ve tarihi önemdedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Ekim 2023
Ortadoğu’da sürdürülemez statüko
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/10/2023
Ortadoğu’da, İsrail-Filistin sorununda emperyalizmin oluşturduğu bir statüko var. ABD bu statükoyu İsrail lehine şöyle kullanmaktadır: İsrail Filistinlileri öldürerek alan boşaltıyor, sonra oraya “Yahudi Yerleşim Bölgesi” kuruyor, ardından işgali genişletiyor ve toplamda da ele geçirdiği toprakları büyütüyor. Bu 75 yıllık kısa İsrail tarihidir.
ABD bu statükoyu, aynı zamanda İsrail ile Filistin arasındaki arabuluculuğu tekeline almakta; o yolla asıl çözümün etrafında dolanmakta ve müzakereleri Filistin Devleti’nin kuruluşundan uzaklaştırmakta kullanıyor.
Neden? Çünkü İsrail, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını savunmakta kullandığı ileri bir karakoldur. ABD Başkanı Biden, bu gerçeği 37 yıl önce çok net bir şekilde dile getirmiş: “Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı.”
Statüko: Tek devlet, iki halk
İsrail olmasaydı İsrail yaratacak olanlar, Filistin’in “devletli” varlığını ise reddediyorlar. ABD’nin zaman zaman “iki devletli çözümü” dillendiriyor olması ise çok kutupluluğun Ortadoğu’da oluşturduğu yeni dengeler karşısında izlediği manevrayla ilgilidir, gerçekleşmesini istediğinden değil!
ABD, “iki devletli çözüm” derken, “tek devletli, iki halklı” statükoyu savunmaktadır fiilen.
Aksa Tufanı operasyonu, işte bu statükoyu bozma potansiyelini ortaya çıkarabilir. Elbette Netanyahu yönetimi, yönetiminin itibarını zedeleyen bu operasyon karşısında Gazze’ye misliyle kayıp verdirecek saldırılar düzenleyecektir.
Çünkü İsrail 50 yıl sonra ilk kez binden fazla kayıp verdiği bir saldırıyla karşılaşmış, üstelik bölgedeki en üst düzey komutanının bile evinden iç çamaşırlarıyla esir alınıp götürüldüğü görüntülerle büyük itibar kaybetmiştir.
Peki Netanyahu daha fazlasını yapabilir mi?
“İki devletli çözüm”cülük güçlenebilir
Savaş elbette Lübnan’a sıçrayabilir; oradan da Suriye ve İran’ı etkileyebilir. Böyle bir olasılık var.
Ama daha güçlü olasılık şudur: Ağır bir bombardıman ve kısmi bir kara harekâtından sonra, uluslararası koşullar ve İsrail iç çelişkileri, Tel Aviv’i masaya oturmaya zorlayabilir.
İsrail’in iç çelişkileri ortada: İsrail halkı, umulduğu gibi “savaşta iktidarın arkasına dizilme” tuzağına düşmedi. Tersine, 5. gün de geride kalırken, Netanyahu’nun işgalci politikalarını olanlardan sorumlu tutan anlayış sürüyor. Öyle ki Haartez hâlâ “Netanyahu, İsrail başbakanı olarak görevine devam edemeyecek bir çete lideridir” yayınlarını sürdürebiliyor. Dolayısıyla İsrail halkını arkasına alamamış bir iktidarın, savaşı bölgeselleştirebilmesi zordur.
Uluslararası koşullar ise ortada: Son yıllarda Ortadoğu’daki tüm gelişmelerde inisiyatif ABD’de değil, Çin ve Rusya’yla işbirliği yapan bölgededir.
Bu iki durum, İsrail-Filistin sorunundaki statükonun artık sürdürülemez olduğuna işaret etmektedir ve buradan, beklenilen aksine daha güçlü bir “iki devletli çözüm”cülük çıkabilir.
Barış savaştan doğar
Roma, İkinci Tapınağı iki bin yıl önce yıktı ve Yahudileri sürdü. Romalılardan hesap sorabilecek durumda değiliz. İki bin yıl içinde yaşananları da olmamış kabul edemeyiz. Özetle, İsrail’in ancak üzerindeki Mescid’i Aksa’yı yıkarak Üçüncü Tapınak hedefine ulaşabileceği bir olasılık yok. Dolayısıyla çözümü dünde değil, bugünde aramak mecburiyetindeyiz.
Bugün ise tablo şöyledir: Filistinliler İsrail’i yok edemez, İsrail de tüm Filistinlileri öldürüp bitiremez. Bu sürgit durumunun ise iki halka faydası yoktur. Bundan beslenenler, iki halkın durumu üzerinden ekonomik ve siyasi olarak nemalananlardır.
Barış, barıştan değil, savaştan doğar. Bölge, iki devletli çözüme, bugün dünden, yarın bugünden daha yakın…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ekim 2023
Aksa Tufanı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 09/10/2023
Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunu İsrail’in/MOSSAD’ın başarılı bir operasyonu olarak yorumlayanlar var. Bu yorumculara göre MOSSAD Hamas’ın bu sızmasına göz yumarak, hatta bazılarına göre bizzat sızmayı istihbarat faaliyeti olarak planlayarak, İsrail’in Gazze’nin tamamını ele geçirilebilmesine gerekçe üretmiş!
Bu görüş tamamen Hollywood’da inşa olunan “yenilmez MOSSAD” öykülerine dayanmaktadır. Zira tezin gerekçesi havadadır, çünkü İsrail’in bugüne kadar Filistin topraklarına saldırmak için bir gerekçeye ihtiyacı olmamıştır! Kaldı ki gerekçe oluşturmak için bir otobüs durağında patlayan bomba bile yeterlidir; İsrail’in Gazze’deki en üst düzey komutanının bile evinden esir alınarak götürülmesinin kurgulanmasına(!) gerek yoktur. Ayrıca İsrail 2005’te Gazze’den çekilmişti ve pek çok İsrail uzmanına göre yeniden geri dönmek istemiyor.
‘İsrail’in yenilmezliği çöktü’
Gerçek şudur: İsrail gafil avlandı, Hamas planörlerle İsrail radarlarını alt eden başarılı bir sızma yaptı. Bu gerçeği görenlerin saptamaları önemlidir:
Örneğin eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Eran Etzion sosyal medya hesabından Aksa Tufan’ını “İsrail’e stratejik ve tarihi düzeyde acı bir darbe” olarak yorumladı ve “Uzun yıllar askeri okullarda okutulacak başarı” diye değerlendirdi. (yenisafak.com, 7.10.2023).
Örneğin Amos Harel, İsrail’in Haaretz gazetesinde şöyle yazdı: “Söylemek üzücü: İsrail’in savunma doktrininin yenilmez olduğu düşüncesi çöktü” (haber.sol.org.tr, 7.10.2023).
Örneğin İsrail Bilim ve Teknoloji Bakanı Ofir Akunis, kabine toplantısında çıkan tartışmada “İsrail istihbaratına ne olduğunu” sorguladı (cumhuriyet.com.tr, 8.10.2023).
Örneğin ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Martin Indyk, Foreign Affairs’te “İsrail kibri yüzünden Hamas’a gafil avlandı” dedi (harici.com.tr, 8.10.2023).
Savaşın ahlakı sorunu
Hamas’ın operasyonu sırasındaki kimi görüntüler, elbette vahim. Ancak Hamas’ın sivilleri hedef alan ve savaş ahlakıyla bağdaşmayan yöntemleri, İsrail’in arkasına dizilmenin gerekçesi olamaz.
Bu arada esir alınan sivillerin bir kısmının zaten asker olduğunu belirtelim, tıpkı İsrail’in Gazze komutanının sabah evinden iç çamaşırlarıyla alınması gibi, pek çok asker de evinden alındığı için sivilmiş gibi algılanmaktadır. Yine de esir alınanlara yapılan “savaş hukuku dışı” muamelenin Filistin’in aleyhine olduğunu vurgulayalım.
Ancak bu görüntülerin çok daha ağırını, hem de onlarca kez, İsrail’in Filistin saldırılarında gördük. Çünkü: Dincilikse en dincisi İsrail’dir, ırkçılıksa en ırkçısı İsrail’dir, terörse teröre en çok başvuranı İsrail’dir, savaşta en ahlak dışılıksa onda da şampiyon İsrail’dir.
Netanyahu’ya mı yaradı?
Hamas’ın saldırısının Netanyahu’ya yaradığı, aylardır Netanyahu’yu yargı reformu nedeniyle protesto edenlerin şimdi Hamas saldırısı karşısında tek vücut olacağı görüşü var.
Bir ölçüde haklı görünen değerlendirmedir ama açmazı şuradadır: İsrail’de hangi hükümetin olduğunun, Filistin’in bağımsızlık mücadelesine yararı yoktur. Netanyahu’dan öncekiler de sonuçta İsrail’in işgalci/yayılmacı devlet politikasını uygulamıştı. İsrail durdurulamazsa, Netanyahu’dan sonrakiler de bu yayılmacılığı sürdürecektir. Öte yandan bu başarısızlık nedeniyle Netanyahu’nun siyasi bedel ödemesi gerektiğini savunanlar da var İsrail’de…
Çözüm
Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu, ağırlıklı olarak olası Suudi-İsrail anlaşmasını bozmayı amaçlıyor olabilir. Yine Hamas bu operasyonla, Batı Şeria’daki Mahmud Abbas yönetimini sıkıştırmak, onun önüne geçmek de istiyor da olabilir. Ancak…
Tüm ayrıntıların üstünde bir esas, tüm görüntülerin üstünde bir gerçek var: İsrail, Filistin topraklarını işgal etti, hâlâ da “Yahudi Yerleşim Bölgesi” adı altında yayılarak işgalini genişletiyor. Sorunların temel kaynağı İsrail’in bu yayılmacılığıdır. Çözümü de tektir: İsrail’in 1967 sınırlarına dönmesi ve bağımsız Filistin Devleti’ni kabulü…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Ekim 2023
Üçüncü taraf değil, baş tehdit
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/10/2023
5 Ekim Perşembe günü sosyal medyaya düştü önce: ABD, Suriye’de bir Türk SİHA’sı düşürmüştü. Ancak Ankara konuyla ilgili hiçbir resmi açıklama yapmadı. Hatta gayri resmi kaynaklar aracılığıyla, üzerini grileştirmeye bile çalıştı.
Ertesi günü AKP’ye yakın Yeni Şafak, konuyu birinci sayfadan, “ABD’den tuhaf açıklama geldi” diyerek ve “iddia” olarak duyurdu (6 Ekim 2023).
Oysa ABD açık açık Türk SİHA’sı düşürdüğünü resmi olarak ilan etmişti. Pentagon sözcüsü Tuğg. Pat Ryder, Türk İHA-SİHA’larının 5 Ekim Perşembe sabahı Suriye’nin Haseke kentine ABD birliklerinden yaklaşık 1 kilometre uzakta hava saldırıları düzenlediğini belirtiyor ve birkaç saat sonra, yerel saatle 11.40’ta, ABD birliklerine yarım kilometre yaklaşan bir SİHA’nın tehdit olarak değerlendirilerek F-16 uçakları tarafından düşürüldüğünü söylüyordu.
Açık ki bu ABD’nin Türkiye’yi doğrudan hedef alan sayısız düşmanlığından biriydi!
Müzik notası 2.0
Ankara, konuyu uzun süre sessizlikle geçiştirmeye çalıştı. 24 saat olmuştu ama açıklama yoktu.
Anlaşılan o ki konuya hiç değinmeyeceklerdi ama kamuoyu baskısını gidermek için Dışişleri Bakanlığı 6 Ekim 2023 günü ancak öğleden sonra bir açıklama yapabildi. O da ABD’nin adını anmadan: “Operasyon esnasında üçüncü taraflarla işletilen çatışmasızlık mekanizmasındaki farklı teknik değerlendirmeler nedeniyle bir SİHA kaybedilmiştir.”
Oysa kamuoyu şu soruların yanıtını istiyordu: ABD, Türk SİHA’sını düşürmeden önce uyarmış mıydı? Türk SİHA’sını düşüren ABD F-16’ları İncirlik’ten mi havalanmıştı? Açıklamada yanıtı yoktu, belli ki AKP bu konuyu “müzik notası 2.0” yapma yanlısıydı.
Karada, denizde, havada düşman
Bu, ABD’nin Türkiye’ye kaçıncı açık düşmanlığı ve kaçıncı doğrudan askeri saldırısıydı. Üstelik kara ve denizden sonra, bu saldırısıyla artık havada da Türkiye’yi hedef alıyordu!
Örneğin 2 Ekim 1992’de deniz tatbikatı sırasında ABD USS Saratoga uçak gemisi, attığı füzelerle TCG Muavenet muhribimizi vurmuş, 5 denizcimiz şehit olmuştu. ABD uçak gemisinden, 10’ar saniye aralıklarla 2 adet güdümlü RIM-7 Sea Sparrow füzesi ateşlenmişti. Bu tür füzelerin atış öncesi bir çok prosedüre sahip olması ve çalışma sistemi, olayın kaza olmadığını ortaya koyuyordu.
Örneğin 4 Temmuz 2003’te ABD Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye’de bir binbaşı komutasındaki 11 askerimizin bulunduğu karargâhı basmış, askerlerimizi başlarına çuval geçirerek tutuklamıştı. ABD’nin bu alçakça saldırısına Talabani’nin peşmergeleri de eşlik etmiş, askerlerimiz 60 saat boyunca ABD askeri karargahında sorgulanmıştı.
Üzerini örtmek ağır suç olur!
ABD’nin Türkiye’yi hedef alan operasyonlarının listesine bu köşe yetmez: Johnson Mektubu, Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle uyguladığı askeri ambargo, CIA operasyonları, 12 Mart’taki rolleri, Gladyo ile iç savaş tezgahları, 12 Eylül’deki rolleri, ekonomik çökertme operasyonları, 15 Temmuz’daki rolleri, FETÖ’ye ev sahiplikleri ve sponsorlukları, PKK terör örgütüne siyasi, askeri ve ekonomik destekleri…
Özetle iktidar da muhalefet de kendini kandırmasın, “üçüncü taraf” diyerek de isimsiz bırakmasın. Bugünün en büyük siyasi gerçeği, ABD’nin Türkiye’yi düşman gördüğüdür.
Yapılacaklar belli: İncirlik derhal uçuşlara kapatılmalı, üs boşaltılmalı; Ankara Şam ile normalleşerek ABD’nin Fırat’ın doğusunu terk etmesinin yolunu açmalı.
Uyaralım: ABD’nin bu düşmanlığının üzerini örterek günü kurtarmaya çalışması, iktidarın siyasi suçlarının en ağırı olur!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Ekim 2023
“Anayasa’ya aykırı ama evet” çizgisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/10/2023
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı, nasıl olur da “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyebilir? “İş işten geçti artık, boşuna uğraşmayın, kabullenin” anlamında hukuksuzluğa da işaret eden bu söz, nasıl olur da hukuku korumakla en sorumlu makam tarafından, örneğin bir referandumun kesin olmayan sonucuyla ilgili söylenebilir?
Elbette o makamda oturan kişi Erdoğan olunca, “nasıl olur” sorusuna pek çok yanıtımız olur.
Ancak madem atasözü ile başladık, atasözü ile devam edelim: Bu durumda “iğneyi başkasına, çuvaldızını kendimize batırmamız” gerekmiyor mu?
Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Anayasa’ya uyma uyarısı
Bu girişi yapmamın nedeni, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önceki gün grup toplantısında söyledikleriydi: “Alt mahkemeden hakim çıkıyor, ‘Ben Anayasa Mahkemesi kararını uygulamam’ diyor. Bedel ödeyeceğine terfi ediyor, çünkü Saray öyle istiyor. Şimdi o zat gelmiş bize ‘Gelin demokratik bir anayasa yapalım’ diyor. Sen önce mevcut Anayasa’ya bir uy.”
Gayet haklı bir itiraz, doğru bir değerlendirme…
Ancak bu haklı itirazı Türkiye’de en son dile getirecek kişi Kılıçdaroğlu’dur ne yazık ki. Çünkü yukarıda işaret ettiğimiz o çuvaldızının muhatabı Türkiye’nin ana muhalefet lideridir.
Kılıçdaroğlu’nun bagajındaki “evet”ler
Anımsayalım…
Bugün Erdoğan’a “sen önce Anayasa’ya bir uy” diyen Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili “Anayasa’ya aykırı ama evet oyu vereceğiz” diyordu.
Bugün Erdoğan’a “sen önce Anayasa’ya bir uy” diyen Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı adaylığı konusunda “3. defa adaylığı Anayasa’ya aykırı ama mağdur olmasın diye itiraz etmeyeceğiz” diyordu.
Uzatmayalım…
Erdoğan’ın “atı alıp Üsküdar’ı geçmesini” kolaylaştıran, onun Anayasa’ya aykırı değişikliklerini, uygulamalarını “mağdur olmasın” diyerek kabullenen Kılıçdaroğlu’dur.
Bu CHP’nin “Anayasa’ya aykırı ama evet” çizgisidir ve Türkiye’nin bugünkü tablosuna katkıda bulunan “yetmez ama evet” çizgisinden daha az masum değildir.
Bahçeli’nin “Anayasa’yı Erdoğan’a uydurma” çizgisi
Bu konuda iğneyi Erdoğan’a, çuvaldızı Kılıçdaroğlu’na batıracaksak, “mıh”ı da Bahçeli’ye batırmamız gerkiyor.
Zira onunki Kılıçdaroğlu’nun “Anayasa’ya aykırı ama evet” çizgisinden daha vahim: “Erdoğan Anayasa’ya aykırı ama Erdoğan’a evet.”
Anımsayın, “madem Erdoğan Anayasa’ya uymuyor, Anayasa’yı Erdoğan’a uyduralım” diyerek, hukuk devletine büyük darbe vurmuştu.
Bahçeli bu çizgisiyle sadece muhalefet olmaktan kurtulup iktidar ortağı olmamış, başkanlık rejimine kapı açarak parlamenter rejimin yıkılmasına yol yapmıştı.
Varlık-yokluk sorunu
AKP iktidarının neden yeni bir anayasa yapamayacağını bu köşede birkaç yazdık.
Tekrar etmeyelim ama esası vurgulayalım: AKP’nin, dörtte üçünü değiştirdiği 12 Eylül/AKP anayasasına rağmen yeni bir anayasa istemesinin esas hedefi, karşıdevrime anayasallık kazandırmak içindir.
Kılıçdaroğlu’nun listeye alıp TBMM’ye soktuğu AKP eskileri, şimdiden iktidarla anayasa pazarlığına başlamış durumda.
Yeni anayasayı yaptırmamak, birinci yüzyılını tamamlayan Cumhuriyet’in artık varlık-yokluk sorunudur. Bu gerçeğe göre konumlanmak, hepimiz açısından bütün mesele bu…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Ekim 2023