Archive for category Politika Yazıları

Erdoğan’ın Kürdistan’a katkısı!

Kuzey Irak’ta yayın yapan Rudaw, Cumhuriyetçi Partili ABD’li Kongre Üyesi Steve Stockman‘a soruyor: “Kürdistan, IŞİD’e karşı savaşıyor ve kendi petrolüne sahip. Sizce devlet ilan etmek için doğru bir zaman mı?

Peşmerge’nin silah ihtiyacını tespit etmek için Erbil’de bulunan ABD’li milletvekili Stockman‘ın yanıtı çok net: “Kendi petrolünü üretip satmak bağımsızlığın ilk adımıdır. Yani ekonomik alt yapının inşası için doğal kaynaklarınızı kontrol etmeniz lazım. Bundan sonra her şey zamanında olacak.” (Rudaw, 2 Kasım 2014)

KÜRDİSTAN İÇİN 4 ŞART

Kürdistan’ın bağımsızlığı açısından Barzani‘nin ihtiyaç duyduğu tablo şudur ve gerisi ayrıntıdır:

1) Savaşan silahlı güç gereklidir. Yenilse bile, sürekli savaşmak Kürtleri devlete götürür.

2) Kürdistan’ın kalbi olan Kerkük’ün ele geçirilmesi gereklidir.

3) “Kendi” petrolünü üretip satması gerekir.

4) Tabi ABD’nin asıl hedefi Kürdistan’ı Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmaktır. Bunun için duyulan ihtiyaç da Kürtlerin Birliği’nin sağlanmasıdır.

AKP PETROLÜ SATARAK KÜRDİSTAN’I HİMAYE EDİYOR

Peki tüm bunlara Türkiye’nin katkısı nedir?

1) Türkiye 25 yılda Peşmerge’nin kıyafetinden eğitime kadar pek çok katkı sunmuştur!

2) Barzani, Kürdistan’ın kalbi olarak gördüğü Kerkük’ü, IŞİD’in Musul’u işgalini fırsat bilerek bir gün sonra işgal etti. Sıkışan Maliki karşılık veremedi, AKP de Türk kamuoyunun gazını alarak olayı sessizce geçiştirdi.

3) Ankara ile Erbil, Barzani‘nin ifadesiyle 50 yıllık bir stratejik anlaşma yapmıştı. Irak’ın kuzeyindeki petrol Bağdat’a rağmen Türkiye üzerinden satılacaktı. Bu anlaşmayı uygulatmayan Maliki iktidarı yıkılınca ve Kerkük’ün işgali tamamlanınca AKP ile Barzani bu anlaşmayı uygulamaya başladı.

4) ABD Irak Kürdistan’ını 1992’de çarpışan Barzani ve Talabani‘yi uzlaştırarak inşa etmeye başlamıştı. Büyük Kürdistan ya da Kürt Koridoru için Barzani ile PKK’nin birliği şarttı. “IŞİD fırsatı değerlendirilmeli ve Kürtlerin Birliği sağlanmalı” özetli CAP Raporu bu ihtiyaç için Obama tarafından uygulanmaya başladı.

ABD tarafları 9 gün süren müzakere sonucunda Duhok Anlaşması’yla biraraya getirdi. AKP’nin buna katkısı ise Kobani’ye Peşmerge koridoru açmak oldu. Böylece taktik düzlemdeki çelişkiler ve niyetler, stratejik düzlemde ana plana uymuş oldu!

ERDOĞAN’IN 36. PARALEL ÇIKIŞI

O süreçte Ankara saptamamıştı. Kimi yetkililer bunu sonraki yıllarda açık açık söyledi: “36. paralele sevindik. Saddam‘a sormadan girer çıkar PKK ile mücadele ederiz sandık. ABD’nin 36. paralel diyerek Kürt devletini kurduğunu göremedik.”

Ya bugün?

Erdoğan Fransa dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Soru net: “Ortadoğu’da Sykes-Picot ile yüz yıl önce çizilen sınırların patladığını söylüyorsunuz. Fransa Uluslararsı İlişkiler Enstitüsü’de Türkiye’nin dikişleri patlayan sınırların yerine çizlecek yeni sınırları kabul edip etmeyeceği soruldu. Bu sınırlar, Ralph Peters‘in BOP haritasıyla örtüşüyor. Bir Sykes-Picot Anlaşması miadını doldururken yeni Sykes-Picot anlaşmalarının ortaya çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Erdoğan‘ın yanıtı da net! BOP Eşbaşkanı şöyle diyor: “Bana göre, 36’ncı paralelin üstü güvenli bölge ilan edilmeli. Neden? Çünkü, topraklarımızda 1.6 milyon sığınmacı var. O bölgede onlar için farklı planlamalar yapılabilir. Hatta altyapısıyla, üstyapısıyla yerleşim birimleri bile inşa edilebilir.” (Milliyet, 2 Kasım 2014)

Dün vurguladık: ABD, Esad’ı yıkamadığı için IŞİD bahaneli yeni hamlesiyle “Türkiye himayesinde Kürdistan” planından, doğrudan Kürdistan planına geçmektedir. Erdoğan’ın itirazı Kürdistan’a değil, enerji merkezli himaye modelinden zorunlu vazgeçilmesinedir.

Ancak taktik düzlemde itirazları olsa da, Erdoğan Kobani Koridoru ve 36. paralelle stratejik olarak ana planın tam göbeğindedir.

O nedenle de uçakta şu vurguyu yapmıştır: “Bazıları ABD’ye destek vermediğimizi iddia ediyor. Yalan. Gerekli desteği verdik. Ama biz bu desteği belirli kurallar çerçevesinde verir, NATO planlamasına göre yürürüz.”

BELİRLEYEN ABD DEĞİL BÖLGE

Tamam, Kürdistan için ihtiyaç duyulan tablo adım adım oluşmaktadır ama asıl önemli olan bölgenin iadesinin kırılabilmesidir.

Bölge ise son 25 yılın en güçlü dönemindedir ve ABD’nin planlarının karşısında durabilmektedir!

Asıl belirleyici olan bu gerçektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Kasım 2014

Yorum bırakın

Açılım ne durumda?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın “çözüm sürecine mecbur ve mahkum değiliz” demesiyle Açılım’ın geleceği tartışılmaya başladı. Zira Ayn El Arap (Kobani) sorunu müzakere ortakları AKP ile PKK’nin arasına girmiş, 6-8 Ekim tarihlerinde halkı sokağa çağıran HDP, hükümeti zora sokmuştu.

Gerçi Açılım konusunda kimi atılımlar da yapılıyordu. Öcalan‘ın şartları tartışılıyor, Arınç için Öcalan‘ın sekreterya ihtiyacı haklı bir talebe dönüşüyor, Öcalan‘ın istediği kimi konular yasal çerçeveye sokuluyor, yol haritası hazırlanıyor, taraflarla paylaşılıyor, yine Öcalan‘ın istediği kurul ve komisyonlar konusunda adımlar atılıyordu.

Ancak yine de “diyalogun durdurulduğuna” dair haberler servis ediliyordu. (Belki de HDP’nin 1 Kasım kalkışma girişime önlem içindi.)

Haberin servis edildiği gün Gülten Kışanak “sıkıntı var ama diyalog kapıları henüz açık” derken Başbakan Davutoğlu “çözüm sürecinin sonucunda büyük bir ağırlıktan kurtulacağız, adeta kanatlanacağız”, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da “çözüm süreci beklemede değil” diyordu.

Evet hem AKP’den hem de HDP’den gelen açıklamalar böyleydi ama açık ki Kürt Açılımı zora girmişti.

Peki taraflar Açılım’ı bitirebilir mi? Masayı devirebilir mi?

AÇILIM BİTERSE AKP DE BİTER!

En az PKK kadar AKP de Açılım’a “mecbur ve mahkum”dur. Açılım biterse AKP de biter!

ABD’nin IŞİD bahanesiyle yeniden bölgeye gelmesi ve Kürt Koridoru için hamle yapması Açılım’ın “yönünü” tartışılır hale getirmiştir. Şundan:

Önceki makalelerimizde belirttik. ABD, IŞİD bahaneli yeni hamlesiyle “Türkiye himayesinde Kürdistan” planından, doğrudan Kürdistan planına geçmektedir.

Kuramayacağı gerçeği başka bir konudur ama bu değişiklik ABD için Esad‘ın yıkılamamasından kaynaklı bir zorunluluk haline gelmiştir.

ABD o nedenle IŞİD’in girdiği alanı boşaltıp, o alanda PKK ve KDP’yi egemen hale getirmek istemektedir. Kürtlerin Birliğini’ni Obama‘ya tavsiye eden CAP Raporu bu bakımdan aydınlatıcıdır. (Duhok Anlaşması ve Peşmerge’ye Türkiye üzerinden Kobani koridoru açılması da bu çerçevededir.)

AKP İLE ABD İKİ MODELİ TARTIŞIYOR

Obama‘nın ilan ettiği IŞİD stratejisiyle birlkte AKP ile ABD’nin hedefler konusunda farklılık göstermesinin asıl nedeni budur. AKP iktidarını garanti alacak bir büyüme stratejisinden vazgeçmek istememekte, ABD’yi ilk plana sadık kalmaya zorlamaktadır.

Nedir o plan? Özetleyelim: Açılım AKP ve PKK için “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” ortaklığıydı. AKP ülkeyi Irak ve Suriye’nin kuzeyine genişletecek, PKK de genişleyen bölge içinde özerklik kurarak egemen olacaktı. (Öcalan‘ın Misakı Milli Komisyonu önerisinin önemi burada.)

ABD ise yukarıda belirttiğimiz gibi bu modelin çalışmadığını görerek yeni bir strateji ve model üretmiştir: IŞİD’den boşalacak alanların Kürt örgütleriyle doldurulması!

Kuşkusuz bu model de çalışmayacaktır ve daha şimdiden ana yüklenici ile alt yükleniciler arasında soruna dönüşmüştür.

Evet AKP ile PKK arasındaki sorundan bahsediyoruz…

PKK açısından tablo şudur: ABD’nin bölgedeki 1 nolu enstrumanı haline gelmiştir ve taktik düzlemde kaybederken bile stratejk düzlemde kazanımlar elde etmektedir. PKK’ye göre madem AKP müzakere ortağıdır, o zaman PYD’ye de yardım etmelidir.

AKP açısından tablo şudur: “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” modeli terkedilemez zira bu iktidarın yitirilmesi demektir. Irak Kürdistanı’na evet denilerek Suriye Kürdistanı sulandırılabilir mi? KDP’yle ortaklık kurularak PKK dizginlenebilir mi? Arayış budur…

ABD açısından tablo: Kürt Koridoru kurulamasa bile bölgede canlı tutulmalı, istikrarsızlıkla bölgeye sürekli müdahale edebilme koşulları yaratılmalı. PKK kartı kalkışma için kullanılarak AKP yeni modele mecbur edilmelidir.

TABLO MANEVRAYA ÇOK UYGUN

Ana yüklenici ve alt yüklenicileri arasındaki ilişki böyledir ve ana yüklenici güç erozyonu içinde olduğundan taşeronlarını kolayca ikna edememektedir.

Hep söylüyoruz: Bu tablo hem bölge için hem de Türkiye’nin milli kuvvetleri için manevra yapmaya çok uygundur.

Nitekin bölge yapmaktadır: Şam ve Tahran’ın, hatta Bağdat’ın ince siyasetleri, Ayn el Arap merkezli manevraları ortadadır.

Türkiye ise AKP’nin her iki modele de mahkum olmasından dolayı sıkışmış durumdadır. Bu nedenle en sonunda yine Barzanistan’ı PKK kantonlarına lehimleme türünden ABD modeline uygun işler yapmak zorunda kalmaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Kasım 2014

Yorum bırakın

ABD’nin zaafı IŞİD stratejisine yansıyor

ABD’nin IŞİD stratejisi, üzerinde netleşilmiş bir strateji değil. Kaldı ki Kongre’deki oylama da Obama‘nın açıkladığı stratejinin bir “uzlaşma” olduğuna işaret ediyordu.

Son dönemde Beyaz Saray’a yönelik güvenlik ihlallerinin artması, Obama‘yı bu uzlaşıya mecbur eden etkenlerin başında geliyordu! (Gündemin daha az yoğun olduğu bir gün bu ihlalleri ve Obama‘yı açıkça hedef alan hamleleri ayrıntılı işleriz.)

ABD içindeki “gerçekçiler” ile “müdahalecilerin” bir uzlaşısı olarak belirlenen strateji, her iki eğilim tarafından farklı noktalara taşınmaya zorlanıyor.

KORİDOR TARTIŞMASI

Uzlaşılan IŞİD stratejesi şu askeri temele dayanıyor: ABD sadece hava harekatı yapacak ve eğit-donat kapsamında seçtiği muhalifleri kara gücü olarak kullanacak.

Strateji siyasi hedef bakımdan ise şu temele dayanıyor: Öncelikli hedef Esad değil IŞİD. Vurucu güç “birliği sağlanacak” Kürt örgütleri olacak ve IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt hakimiyeti sağlanacak!

ABD ile Türkiye’nin IŞİD stratejisinde ayrışması işte bu siyasi hedef noktasında ortaya çıkıyor. AKP, tıpkı “müdahaleciler” gibi, IŞİD’le birlikte Esad‘ın da hedef alınmasını Koalisyon’a tam desteğinin şartı yapıyor. AKP’nin güvenli bölge önerisi de “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” hedefinin bir parçası olarak masaya geliyor.

Dolayısıyla ana tartışma “Kürt Koridoru”nun varlığı noktasında değil, Koridor’dan beklentiler noktasında yürüyor.

ABD’DE İÇ ÇARPIŞMA

“Müdahaleciler”in sözcülerinden ABD’li Senatör John McCain‘in “Obama’nın değil Erdoğan’ın stratejisi uygulanmalı” türü çıkışları bu çelişmeye ışık tutar niteliktedir. (Gerçekte hem güvenli bölge hem de eğit-donat konusunun fikir babası McCain‘dir.)

Yine “kara harekatı” konusunda Pentagon ile Beyaz Saray arasında, Ankara’nın masaya getirdiği “güvenli bölge” konusunda da Dışişleri ile Beyaz Saray arasında, hatta Dışişleri’nin birimleri arasında ortaya çıkan farklılıklar bu önemli çelişkiye ışık tutmaktadır.

Hem ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey‘in hem de Kara Kuvvetleri Komutanı Ray Odierno‘nun, Obama‘nın “kara harekatı olmayacak” sözlerine rağmen ısrarla her fırsatta “kara harekatı şart” demesi bu nedenle anlamlıdır.

Son olarak ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in yaptığı “hava saldırılarımız Esad’ın işine yarıyor” çıkışı da Pentagon’un bu ısrarına işaret etmektedir.

Dahası basına sızdırılan bir iç yazışma, çarpışmanın çerçevesini göstermektedir: Hagel Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘a gönderdiği iç yazışmada, ABD’nin Esad rejimi konusunda netleşmesi gerektiğini, aksi taktirde IŞİD stratejisinin çökebileceği uyarısını yapmaktadır.

ABD ARA DÖNEMİ EN AZ ZARARLA KAPATMAK İSTİYOR

Tablo böyleyken, yani ABD bile kendi stratejisinde netleşememişken, Türkiye’nin bu belirsiz stratejiye ne oranda uyum gösteremediğinin ve itiraz ettiğinin toplama yaptığı etki, belirleyici değildir!

Belirleyici olan, ABD’nin bir stratejide netleşemesinin asıl nedenidir: ABD güç erozyonu içinde!

ABD’nin bu zaafı, onu Ukrayna ve Suriye konularında ne savaş çıkarabilen ne de barış yapabilen bir konuma soktu.

ABD bu zaafı nedeniyle stratejik saldırı hamlesi yerine savunma hamlesi yapmaya çalışıyor:

1) Maliyeti düşürüyor: Kendi askeri yerine yerel güç kullanmaya çalışıyor.

2) İstikrarsızlığa (kaosa) razı oluyor: Böylece yeniden “doğrudan” müdahale edebilmenin zeminini açık tutmuş olmak istiyor.

3) Hedefi daraltıyor: Rusya, İran ve Esad‘la doğrudan çatışmak yerine onları ikinci plana atıyor ve IŞİD üzerinden kendine ve araçlarına alan açıyor.

ABD’nin güç erozyonu zaafının en önemli göstergelerinden biri de İsrail’le yaşadığı sıkıntılardır. Son olarak Obama yönetiminden yetkililerin İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu‘ya “ödlek”, “tabansız”, “alçak” gibi ifadeler kullandığı basına yansıdı. Zira ABD zayıfladıkça İsrail’in söz dinlememesi Washington’daki yetkilileri sinirlendirmektedir!

Bu tablo önemlidir. Çünkü hem ABD’yle birlikte taşeronlarının da zayıfladığına, hem de Türkiye’nin milli kuvvetlerinin büyük bir manevra alanına sahip olduğuna işaret etmektedir. Mesele değerlendirebilmekte…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Kasım 2014

Yorum bırakın

Kobani’de stratejik ve taktik hatalar

Kobani merkezli mücadelenin stratejik düzlemde ABD’nin “Büyük Kürdistan” hedefiyle doğrudan ilgili olduğu artık daha da net.

Türk devleti bu mücadeleye omuz veren ilişkiler ve mevcut siyasetler ile buna karşı durmak zorunluluğu arasında sıkışmış durumda.

Bu durum, taktik düzlemde yapılan hamleleri, stratejik düzlemde ABD’ye yararlı hale getiriyor. Son olarak Kobani’ye açılan peşmerge koridoru bunun tipik örneğidir.

Hem Türkiye’nin bir bütün olarak hem de AKP’nin tekil olarak Kobani’ye koridor konusunda farklı hesapları vardı ancak koridor son tahlilde ABD’nin planına yaradı!

Çünkü bölge ülkelerinin de karşı çıktığı bu koridor, dün de belirttiğimiz gibi, pratikte Barzanistan’ı PKK kantonlarına lehimlemek demekti…

YANLIŞ CEPHEDE KONUMLANMAK

Peki temel yanlışlar ne? Stratejide ve taktikte hangi hatalar yapılıyor?

1) Mücadeleyi ABD ve taşeronları değil Rusya ve Çin’in desteklediği bölge ülkeleri kazanacak. ABD’nin IŞİD bahaneli bu son hamlesi stratejik bir saldırı değil, savunma-tutunma hamlesidir.

Türkiye bu önemli gerçeğe göre konumlanmalıdır.

2) Türkiye ABD’nin koalisyonuna hem dahil oluyor ama hem de koalisyon içinde kimi taktik manevralar yaparak Büyük Kürdistan’a zorluk çıkarmayı hedefliyor.

Yani Türkiye ABD’nin “Büyük Kürdistan” hedefli IŞİD stratejisine karşı dışarıda değil, içeride konumlanıyor.

Ancak ABD’yle aynı cephe içinde yer alarak ABD’nin planına karşı durulmaz!

3) Türkiye’nin nesnel çıkarları ABD’nin değil bölge ülkelerinin yanında olmaktır.

Komşulardan birinin toprak bütünlüğünün bozulması Türkiye’nin de toprak bütünlüğünü hedef alacaktır. Tıpkı komşularından birinin siyasal birliğinin hedef alınmasının kendi siyasal birliğini sorunlu hale getirdiği gibi…

4) Türkiye’nin tezkereyle Suriye’yi hedef alması, AKP Hükümeti’nin Beşar Esad‘ı devirmeyi ABD’nin önüne şart koyması, Erdoğanların Şam rejiminin açık tepki gösterdiği tampon bölge, güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge gibi planları gündeme getirmesi, sadece komşuya düşmanlık değil aynı zamanda sonuçları bakımında Türkiye’yi de vuracak hamlelerdir.

DÜŞMANIN DÜŞMANI HER ZAMAN DOST DEĞİLDİR!

5) Türkiye Suriye’yi ve bölgeyi hedef alan çeşitli terör örgütleri arasında tercih yaparak ve birinden ötekine karşı yararlanmayı hesaplayarak kazanım elde edemez!

Teröre karşı terör örgütü desteklemek, terörle mücadeleye gerçek anlamda bir katkı sunmaz!

Düşmanının düşmanı her zaman dost olmaz, stratejik hedefler bakımından karşıt kamplarda olması gereken kuvvetlerin aynı cephede yer aldığı süreçlerde, düşmanın düşmanı çoğu zaman yine düşmanındır!

6) Kürtçü örgütler arasında tercih yapmak ve birini diğerine karşı desteklemek, Büyük Kürdistan’ı engellemez, tersine dolaylı katkı sunar!

Zira PKK de, PKK’ye karşı AKP’nin işbirliği yapmaya çalıştığı KDP de son tahlilde Büyük Kürdistan’ın özneleridir. Birine katkı diğerini zayıflatmayacağı gibi toplama destek anlamına gelir.

AÇILIM TÜRKİYE’NİN ZAYIF KARNIDIR

7) Açılım’a devam eden bir Türkiye, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planına karşı duramaz. Zira Açılım bu planın çok önemli bir aşamasıdır!

Açılım sürdüğü müddetçe ABD PKK’yi Türkiye’yi sıkıştıran bir koz olarak kullanabilecektir. Washington o kozu kullanıp, sıkışan Türkiye’nin AKP Hükümeti’ni baskılayabilecek ve Ankara’dan “peşmerge koridorunda” olduğu gibi tavizler koparabilecektir.

AKP Hükümeti 13. yılında en zayıf noktasındadır ve İncirlik ile Kobani pazarlıklarını Türkiye’nin çıkarları için değil, iktidarını sürdürebilmek için yapmaktadır!

Üst akıl mesajları, ABD’yi PYD’ye destek vermekle suçlamalar ve İncirlik’i kısmen kullandırtma AKP’nin; PKK suikastları, kalkışma çağrıları ve ABD basınında çıkan “çatırdama” mesajlı analizler ise Washignton’un pazarlık kartlarıdır.

Hedefi nedeniyle bu pazarlığın ise ülkemize hiçbir hayrı yoktur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ekim 2014

Yorum bırakın

Kobani’den önce Mardin Koridoru

Aşağıdaki fotoğraf dün Mardin’in Nusaybin ilçesinde Anadolu Ajansı tarafından çekildi. Habur’dan Türkiye’ye giren ve Suriye’nin Ayl el Arap şehrine ilerleyen peşmerge konvoyunun görüntüsü…

HDP ve BDP’liler peşmerge konvoyunu sevgi gösterisiyle karşıladı. Hatta BDP Nusaybin İlçe Başkanı Şahabettin Güler, bir peşmerge aracına çıkarak konvoyu karşılayan halkı selamladı.

Barzani’nin askerleri, hem de 29 Ekim’de Türk topraklarında “Biji Kürdistan” sloganlarıyla uğurlandı.

KOBANİ’YE KORİDOR KÜRT KORİDORUDUR

“Biji Kürdistan”, yani “yaşasın Kürdistan” sloganı, Kobani’ye peşmerge koridorunun siyasal hedefine işaret ediyordu.

Erdoğan‘ın “Kobani’ye koridoru biz önerdik” demesi, egemenliği paylaşmak istemeyen PYD’nin peşmergenin gelmesine pek gönüllü olmaması, kimilerinin “ne var canım bunda, 150 peşmerge ne yapabilir” demesi, o esası değiştirmiyor: Kobani’ye koridor, son tahlilde ABD’nin Kürt Koridoru’na katkıdır!

150 peşmergenin Kobani’de IŞİD’e karşı çarpışmasından çok, Mardin’den bu geçit töreni önemlidir!

Hatta Kobani’de hiç çarpışmasalar ne olur? Mardin’de bu geçiş sağlandıktan sonra hedef gerçekleştirilmiş olmaktadır.

O nedenle Kobani Koridoru, Mardin Koridoru’dur, Urfa Koridoru’dur ve asıl önemi buradadır.

AKP’DEN PYD’YE DESTEK KORİDORU

Kobani’ye peşmerge koridorunun teknik önemi şudur: Bu koridorla Irak’taki Kürt Koridoru, Suriye’deki kantonlara Türkiye üzerinden lehimlenmektedir, kaynaklanmaktadır…

Peki bunun önemi nedir?

Irak-Türkiye-Suriye hattında inşa edilen bu koridorla, 23 yıl önceki gibi Türkiye’ye ebelik yaptırılmaktadır!

Ankara’nın bu koridoru kabul etmesi intihardır!

Ve asıl vahimi de şudur: AKP de bu koridorla ABD gibi PYD’ye Kobani’de destek vermektedir!

ABD’nin havadan silah atması nasıl PKK-PYD’ye yardımsa, AKP’nin Türk topraklarını Kobani’ye geçmesi için peşmergeye açması da PKK-PYD’ye yardımdır!

HDP ve BDP örgütleri o nedenle peşmerge konvoyunu “biji Kürdistan” diye karşılamaktadır!

KOBANİ’NİN 3 SONUCU

ABD’nin ilk günlerde Ayn El Arap’ta (Kobani) IŞİD’e hava saldırısı yapmaması ve konunun 45. güne kadar uzaması işte bu görüntüler yaşanabilsin diyedir…

Kobani konusu uzadıkça;

1) PKK’yi ayaklandıran ABD, AKP’yi Açılım’da yeni hamleler yapmaya zorlamıştır. Yol haritası, başmüzakerecilik, sekreterya ve izleme kurulu ile 8 komisyon konusunda hızla adımlar atılmıştır.

2) Suriye’deki egemenliğini Barzani’yle paylaşmak istemeyen PKK, KDP’yle anlaşmaya en sonunda mecbur kalmıştır. PKK, 9 gün süren müzakerelerin ardından KDP’yle Duhok anlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. ABD için bu Büyük Kürdistan için önce Kürt Birliğini sağlamak demektir.

3) 1,5 yıldır görüştükleri PYD lideri Salih Müslim‘e “özerkliğinize karışmayız ama ÖSO’yla birlikte Esad’ı devirme programına dahil olun” mesajı veren AKP, PKK’den o tavizi bir ölçüde koparmıştır. PKK ile ÖSO ortak tabur kurmuş ve tıpkı peşmerge gibi ÖSO’ya da Kobani için koridor açılmıştır.

TSK’NİN TAVRI

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bu görüntüye karşı olduğunu biliyoruz. TSK’nin bu rezilliğe ortak olmak istemediği, o nedenle konunun MİT’e havale edildiği konuşuluyor.

TSK elbette bu kire ortak olmak istemeyebilir ama sorun kimin ortak olduğundan daha çok, Türkiye’nin büyük bir tehlikenin uçurumunda olduğu gerçeğidir. Uçurumdan yuvarlandıktan sonra kimin ne tutum aldığının çok önemi kalmaz.

Sonuçta Türk Ordusu, Türkiye’nin bütünlüğünden sorumludur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ekim 2014

Yorum bırakın

Emperyalizmi yeniden yenmek!

Barış Doster‘in Prof. Dr. Alpaslan Işıklı anısına hazırladığı “Emperyalizm ve Türkiye” kitabı 10 gündür masamda duruyor.

Fırsat buldukça bölüm bölüm okuyorum. Üstelik Türkiye’nin en birikimli aydınlarının topluca kaleme aldığı “Emperyalizm ve Türkiye” kitabını, Cumhuriyet’in yıldönümünde “Cumhuriyet ve Türkiye” diye okuyorum…

Çünkü Cumhuriyet ile emperyalizm arasında sert bir mücadele ilişkisi var. Bizim Cumhuriyetimiz emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı verilerek kurulmuştur ve o nedenle devrimcidir, ilericidir, aydınlanmacıdır, laiktir, halkçıdır ve millicidir…

Ancak 1950’lerden itibaren emperyalizmle girilen ilişki nedeniyle gericileşmiştir ve katılaşmıştır.

Kitap bu ilişkiyi incelemesi nedeniyle özellikle önemlidir.

ABD YARDIMIYLA MİLLETLEŞİLEBİLİR Mİ?

Emperyalizm ve Türkiye” kitabını günlük siyasal gelişmeleri düşünerek okudum. Örneğin Ayn el Arap’ı, Kobani’yi…

Kobani’de Kürtler milletleşiyor muydu? Bir halk ABD’nin desteğiyle, silah yardımıyla milletleşelebilir miydi? Halklar emperyalizmin desteğinde gerçek anlamda bağımsızlık kazanabilir miydi?

Bu en güncel konunun yanıtları, teorik çerçeve olarak “Emperyalizm ve Türkiye” kitabında yer alıyordu…

Dahası bir kısım Sol’un etnik milliyetçilik yapması ama milliciliği “faşistlik” saymasının yanıtları da bu kitaptaydı…

EMPERYALİZME KARŞI CUMHURİYET

Kitap “Emperyalizm ile Türkiye” ilişkisini en temel konular üzerinden, uzmanları aracılığıyla inceliyor:

Turan Karakaş emperyalizmi bir kavram olarak ele alıyor…

Yine konuyu kavramsal olarak ele alan Cüneyt Akalın emperyalizm ile siyaset ilişkisini inceliyor…

Mustafa Gazalcı eğitim, Cevat Geray kentleşme, Suay Karaman ulaşım, Mustafa Kaymakçı tarım, Mahmut Kiper sanayi, Yıldırım Koç işçi sınıfı ve sendikalar, Bartu Soral kalkınma, Tolga Yarman enerji, Serdar Şahinkaya savunma ve Onur Öymen de dışpolitika boyutunu inceliyor…

Sunuş yazısını Alparslan Işıklı‘yla ilişkisi üzerinden yazan Prof. Dr. Korkut Boratav, hem kısa bir SBF tarihi hem de kısa bir aydın mücadelesi kesiti çiziyor…

Dolayısıyla “Emperyalizm ve Türkiye” kitabı, aslında “Cumhuriyet ve Türkiye”yi en temel konular üzerinden incelemiş oluyor…

ÖNCÜ PARTİDE BİRLEŞMEK

Kitabı Kaynak Yayınları‘ndan yayıma hazırlayan Barış Doster, “Emperyalist kuşatma ve Türkiye” başlıklı önemli bir bölümle kitaba çifte katkı sunuyor…

Cumhuriyet’in yıldönümüde, “Cumhuriyet ve Türkiye” diyerek okuduğum “Emperyalizm ve Türkiye” kitabını, Barış Doster‘in sonuç bölümünden şu satırlarla dikkatinize sunuyorum:

“Emperyalizmle mücadele ederek kurulup, sonra da onun kuyruğuna takılmak, Türkiye’ye çok ağır bedeller ödetmiştir ve ödetmektedir. 1950’de Demokrat Parti’yle birlikte başlayan ‘Küçük Amerika’ süreci, Türkiye’yi büyütmemiş, küçük düşürmüştür. Gelinen aşamada ise bağımsızlığını, egemenliğini zayıflatmıştır ve parçalanmaktadır. Türkiye bu dönemde milli kimliğinin en temel unsurları olan dil, tarih, yurt bilincini büyük ölçüde yitirmiştir.

“Türkiye, tarihsel birikimine, toplumsal yapısına, ulusal hedeflerine uygun, yerli ve milli çözümler üretmeli, cumhuriyetçi güçlerin emek güçleriyle birleşmesini sağlamalıdır. Tarihten gerekli dersleri çıkarıp, mali egemenlik olmadan milli egemenliğin de olamayacağını bilmelidir. Ekonomiyi üretim odaklı kılmalı, Atatürk‘ün bölge merkezli dış politikasına yönelmeli, Cumhuriyet Devrimi programından güç alıp gerekli güncellemeleri yaparak emperyalist dayatmalara karşı dik durmalıdır.”

Peki nasıl?

Emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı Mustafa Kemal’in askeri olarak, onun devrimciliğini yürüten bugünün öncü partisinde birleşerek!

Emperyalizme karşı direnerek değil, tek dişi kalmış canavarı bir kez daha yenerek!

Cumhuriyetimiz bağımsız ve devrimci olsun!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ekim 2014

Yorum bırakın

Harir Üssü İncirlik’e alternatif mi?

ABD, 2003’te kullandığı Irak’ın kuzeyindeki Harir havalimanını askeri üsse dönüştürüyor.

Peki neden? Mevcut üsler yetmediği için mi? IŞİD’e karşı İncirlik’i tam olarak istediği gibi kullanamadığı için mi?

İnceleyelim:

HARİR HAYATİ İYTİYAÇ MI?

ABD İncirlik’i IŞİD stratejisinin “ana karargahı” yapmak istiyor. Buradan hem savaş uçakları kaldırmak istiyor hem de stratejisinin en önemli ayaklarından biri olan seçilmiş muhaliflere dayalı özel savaşını yürütmek istiyor.

Ankara ise mevcut durumda Washington’a İncirlik’i IŞİD’e karşı insani ve lojistik amaçlı kullandırıyor. Tabi bu kavramlar geniş anlamlar içerdiği için anlaşmanın bu boyutuyla bile ABD İncirlik’ten insansız hava araçları kaldırıp, istihbarat toplayıp başka üslerden kalkan uçaklarının bombalanmasını sağlıyor.

Dolayısıyla Harir Üssü’nün kurulmasında İncirlik’in sınırlandırılması bir faktör olabilir ama kısmen kullanılabilmesi ve ABD’nin bölgede başka üslerinin de olması nedenleriyle, Harir Üssü Washington için “bugünkü hedefleri açısından” hayati bir ihtiyaç değildir.

O zaman neden kuruyor?

ÜSSÜN STRATEJİK ÖNEMİ

Harir Üssü, Irak Kürt Bölge Yönetimi’nin merkezi olan Erbil’e 50 km, İran sınırına da 60 km mesafede. Dolayısıyla yeri taktik ve stratejik öneme sahip.

Taktik açıdan önemi, IŞİD’in hem Irak hem de Suriye’de bulunmasından kaynaklanmaktadır. ABD Harir Üssü’nden her iki ülkedeki IŞİD varlığına karşı hava operasyonlarını düzenleyebilecektir.

Stratejik açıdan önemi ise hem “Büyük Kürdistan” hedefinin yeni aşamasıyla ilgili olmasından hem de buna bağlı olarak İran’ı hedef almasından kaynaklanmaktadır.

Açalım:

ABD’nin Ortadoğu planının merkezinde “Büyük Kürdistan”ı inşa etmek var. Böylece hem bölgedeki ülkeleri küçültüp daha kontrol edilebilir hale getirmeyi hem de güvenliği için İsrail’e bir müttefik kazandırmayı hedeflemektedir.

ABD’nin Büyük Kürdistan’ı kurabilmesi için Kürtlerin yaşadığı Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ı bölmesi gerekmektedir:

ABD’nin 1. ve 2. Irak saldırısı, Irak’ın kuzeyinde Büyük Kürdistan’ın ilk parçasını oluşturmak içindi ve bunu bir ölçüde gerçekleştirdi.

ABD’nin 4 yıldır taşeronlarıyla birlikte Suriye’yi hedef alması ise Irak’ın kuzeyindeki bu parçayı, Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açabilmek içindi.

ABD’nin 5 yıldır AKP-PKK ortaklığında yürüttüğü Kürt Açılımı ise Büyük Kürdistan’ın asıl önemli parçası içindi. Sonuç alamadıysa da epey yol katetti.

Ana plana göre ABD ancak İran’dan da Kürtlerin yaşadığı parçayı koparırsa Büyük Kürdistan’ı tamamlayabilmiş olacak.

Böylece, yapabilirse, Basra’dan Doğu Akdeniz’e Kürt Koridoru’nu kurmuş olacak.

Bunun mümkün olmadığı gerçeğini bir yana bırakarak belirtelim:

HARİR İNCİRLİK’İN BÜTÜNLEYENİ

ABD Barzanistan’ı İncirlik’ten kurdu ama yeni aşamaları için Harir’e ihtiyacı var. Ve denilebilir ki Harir Üssü, İncirlik’in bütünleyenidir.

ABD Harir Üssü’nü inşa ederek Irak Kürdistan’ının merkezine karargah kurmuş oluyor ve buradan hareketle tüm parçaları hedef alıyor.

ABD’nin yaşadığı güç erozyonuna rağmen Kürt Koridoru için yine de atak yapacağına işarettir bu üs. Dolayısıyla ABD Kürt Koridoru’ndan vazgeçmemiştir.

Kürt Koridoru Suriye’de Kobani’dir, Türkiye’de Açılım’ın yeni aşamaya geçmesi ve Kobani için koridor kurulmasıdır, Irak’ta Harir Üssü’nün inşası ve peşmergenin Türkiye üzerinden Suriye’ye sevkedilmesidir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ekim 2014

Yorum bırakın

Erdoğan’ın ‘üst akıl’ çıkışının anlamı

“Kendi aklı bağımsız mıdır”, “kendisi de o üst aklın programını uygulamamakta mıdır” gibi sorulara rağmen Erdoğan‘ın şu cümlesinin öneminin hakkını teslim edelim: “Kobani’de tuzak kuran, PYD’yi aşan bir üst akıl var.”

Erdoğan‘ın işaret ettiği o üst akıl ABD’dir.

Doğru, o üst akıl Erdoğan‘ın 12 yıldır yol haritasını çizen akıldır; Ergenekon tertibinin, Açılım’ın aklıdır…

Ve sebebi ne olursa olsun, hangi niyetle söylenmiş olursa olsun, Erdoğan‘ın saptaması nesnel olarak çok önemlidir; hatta sonrasında tevil yoluna gidilse bile…

ÜST AKIL İŞARETİNİN SAHİBİ TSK

Erdoğan‘ın dillendirdiği bu saptama, bizim açımızdan iki önemli gerçeğe işaret etmektedir:

1) Saptamayı Erdoğan dillendirmiştir ama aslında saptama Türk Silahlı Kuvvetleri’nindir.

Genelkurmay Başkanlığı’nın “uyum” tavrına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir bütün olarak Açılım’a ve ABD’nin IŞİD stratejisiyle bölgeyi dizayn etme çabasına karşı olduğunu biliyoruz.

Bu ağırlıklı tutum nedeniyle Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel zaman zaman “dengeleyici çıkışlar” yapmak zorunda kalmaktadır!

2) “Kobani’deki tuzağın arkasında PYD’yi aşan bir üst aklın” olduğunu dillendirebilmek, o üst aklın zayıflamasının bir sonucudur.

Üst akıl zayıfladıkça, alt akıllar “akıllanmaya” başlar elbette ama asıl önemli olan ABD’nin zayıflamasının bölge için çok yararlı olduğu gerçeğidir.

EKSENLER VE ASIL CEPHE

Kuşkusuz Erdoğan‘ın dillendirdiği bu saptama, konuşmanın bütünü içinde anlamlıdır ve Erdoğan o konuşmasında “İmralı’nın rahatsız olduğunu”, İmralı’nın PKK ve HDP’ye “çözüm sürecini bozmayın, engellemeyin” mesajı verdiğini belirtti.

Ve Erdoğan konuşmasının bütününde Ayn le Arap (Kobani) merkezli eksenlere işaret etti: ABD-PKK-PYD bir tarafta, AKP-ÖSO-Barzani-Öcalan diğer tarafta…

Hatta başka konuşmalarıyla birleştirdiğimizde, Erdoğan için Esad rejimi de diğer eksenin bir müttefiki sayılıyor!

Kuşkusuz Erdoğan‘ın Esad‘ı o eksene yapıştırması, ABD’yi kendi hedefine yaklaştırma amaçlıdır ve gerçeği yansıtmamaktadır. Ancak Esadsız haliyle işaret edilen eksenler konjonktürel olarak doğrudur.

Şu farkla: Bu eksenler stratejik olarak birbirlerine karşıt değildir ve her iki eksen de asıl cephenin iki koludur.

Üç nedenle: Birincisi PKK son tahlilde Öcalan‘a karşı konumlanamaz, ikincisi Kobani’ye koridor kurmak son tahlilde PKK’ye yaramaktadır, üçüncüsü ve en önemlisi AKP’nin yürüttüğü Açılım ABD’nin projesidir ve PKK’ye devlet kazandırma hedeflidir.

O nedenle asıl cepheleşme şudur: ABD-AKP-Öcalan-PKK-PYD-Barzani-ÖSO bir tarafta, Rusya-İran-Suriye ile Türkiye’nin milli kuvvetleri ve Irak’ın birlikçileri diğer tarafta…

STRATEJİYE UYGUN ‘KARŞIT’ TAKTİKLER

Daha önce de belirttik: Erdoğanların Ayn el Arap’taki (Kobani) tutumu, Açılım açısından PKK’yi kendilerine daha mecbur etmek ve Barzani’yle ortaklığa zorlamak içindi.

Zayıflamış bir PKK hem içeride kendilerini zorlamayacaktı hem de Suriye’de “tekil” çıkışlar yapamayacaktı…

Üstelik TSK’nin itirazlarını kendisine kalkan yapan AKP, Ayn el Arap için elini güçlendirmiş olacaktı…

AKP’nin planı buydu ve Ayn el Arap’ta süren taktik savaşları bu nedenleydi…

ABD’nin PYD’ye havadan silah yardımı yapması da, AKP’nin Barzani‘yle anlaşıp “Kobani Koridoru” kurması da ve AKP’nin ÖSO’yu o cepheye sürmesi de taktik savaşlarıydı.

Zira taktik düzlemde son ikisi ilkine “karşı” yapılan bu hamleler aslında karşıt değildir ve stratejik düzlemde aynı plana uygundur: ABD’nin PYD’ye silah vermesi, Türk toprakları üzerinden Kobani’ye koridor açılması, PKK-PYD ile Peşmerge’nin aynı mevziye girmesi ve PKK-PYD ile ÖSO’nun aynı cepheye sürülmesi son tahlilde ABD’nin “Büyük Kürdistan” planına hizmet etmektedir!

Alt akılların henüz anlayamadığı gerçek budur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ekim 2014

Yorum bırakın

Jandarma üzerinden 2. Ergenekon operasyonu

AKP Hükümeti’nin Jandarma Genel Komutanlığı’nı (JGK) İçişleri Bakanlığı’na “tamamen” bağlama hamlesi, Kobani gündemi nedeniyle olsa gerek, yeterince tepki görmedi.

Oysa JGK’yi Türk Ordusu’ndan koparmak, ABD ve Amerikancı iktidarların 30 yıldır gündemindeydi. Ve konu ne zaman ve ne makyajla gündeme gelirse gelsin, gerekli tepkiyi görür ve girişim geri çekilirdi.

TSK’NİN ZAYIFLATILMASI, MGK’NİN ETKİSİZLEŞTİRİLMESİ

AKP Hükümeti’nin JGK’yi İçişleri Bakanlığı’na “tamamen” bağlaması yani “tayin ve terfileri” eline geçirmesi, sonuçları itibariyle TSK’ye 2. Ergenekon operasyonudur. Şundan:

1) Türk Ordusu’nu hedeflerinin önünde engel olarak gören AKP Hükümeti, F Tipi örgütün büyük katkılarıyla Türk Ordusu’na 1. Ergenekon operasyonunu yaparak hem iktidarını tahkim edebilmişti hem de Atlantik kaynaklı projeleri tek tek hayata geçrebilmişti.

AKP Jandarma hamlesini gerçekleştirebildiği anda, Türk Ordusu’nu daha güçsüz ve etkisiz hale getirecektir.

190 bin Jandarma personelini kaybedecek Türk Ordusu’nun personel sayısı 400 binlere düşecek ve bu da TSK açısından büyük zaiyat yaratacaktır.

2) AB uyum yasaları bahanesiyle MGK’deki sivil sayısını artıran ve asker sayısını dengeleyen AKP Hükümeti, JGK’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasıyla kuruldan bir asker daha eksiltmiş olacaktır.

Zira amiri kurulda olan Jandarma Genel Komutanı’na, daha doğrusu Jandarma Genel Müdürü’ne MGK’de ihtiyaç olmayacaktır!

MİLLETİN TEŞKİLATI, AKP’NİN KOLLUK GÜCÜ OLACAK!

3) JGK yapısal bakımdan gerçekten de Jandarma Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülecektir. Yasaya göre Korgeneral rütbesine düşürülecek komutanlık, bir Genel Müdür statüsünde olacaktır.

Pratikte bu şu demektir. Milletin Jandarma teşkilatı, hükümetin kolluk kuvveti olacaktır!

4) Normalde JGK, sadece emniyet ve asayiş görevlerinin yerine getirilmesi yönünden İçişleri Bakanlığı’na bağlıydı.

JGK’nin “sicil, terfi, atama ve disiplin işlemleri” yönünden de İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, tıpkı pek çok kurumda olduğu gibi, TSK’nin bu en güzide kurumunda da siyasal gerekçeleri öne çıkarak, liyakatı ortadan kaldıracaktır!

JANDARMA AÇILIM’IN GEREĞİ TASFİYE EDİLİYOR

5) JGK’nin, milletin jandarma teşkilatı yerine hükümetlerin kolluk gücü haline gelmesi, “bağımsız” operasyonların da önünün artık tamamen kapanması demektir!

Pratikten anlatalım: Susurluk sürecinde JGK’nin hükümetlere rağmen yürüttüğü pek çok operasyon, çetelerin bir ölçüde temizlenmesini sağlamıştı. Beyaz Enerji türünden operasyonlar Türkiye’nin önünün açılmasını sağlamıştı.

Günümüzde ise örneğin savcılar, siyasi nedenlerle MİT TIR’ları operasyonunu polis üzerinden yürütememişti ve o TIR’lar ancak hükümetten bağımsız Jandarma’nın kolluk gücü olarak değerlendirilmesiyle durdurulabilmişti.

O operasyonu yapan ve AKP’yi zor duruma sokan jandarma yetkilileri görevden alındı ve idari soruşturmaya uğradı. Şimdi AKP Jandarma’yı kendisine bağlayarak ve onu “kır polisi” durumuna getirerek, bu tür sürprizlerin önüne geçmeye çalışıyor.

6) Ve en önemlisi, aslında JGK’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlanması, AKP ile PKK’nin yürüttüğü Açılım’la doğrudan ilgilidir.

Asker mevcut yasalar nedeniyle zaten terörle doğru dürüst mücadele edemiyor ve adım adım bölgede etkisizleşiyor. Kışlasından bayrağı indirilebilen, kapısının önünden PKK’nin tören düzeninde geçiş yaptığı asker, Valilerin emirlerinin dışına çıkamıyor.

Haliyle bölgede otorite adım adım el değiştiriyor. PKK’nin yol kesmesi, ehliyet sorması gibi hadiseler otoritenin terör örgütü tarafından doldurulduğunun göstergesidir.

İşte JGK’nin İçişleri Bakanlığı’na tamamen bağlanmasıyla Açılım’ın özerkliği taahhüt eden maddesi de hayata geçecektir. Zira özerklik pratikte Türk Ordusu’nun otoritesinin yerine bölgede PKK’nin otoritesinin egemen olması demektir!

JGK’Yİ VEREN DİRENEMEZ

Bu 6 madde nedeniyle milletin ve onun göz bebeği Türk Ordusu’nun önündeki sorular artık şunlardır: Genelkurmay Başkanlığı’nın AKP Hükümeti’nin JGK hamlesine karşı yaptığı tek satırlık itiraz açıklaması gerçek bir itiraz mıdır? JGK’yi AKP Hükümeti’ne teslim eden bir Genelkurmay Başkanlığı, ABD’nin Türkiye’yi hedef alan planlarına nasıl direnecektir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ekim 2014

Yorum bırakın

Esad’la dost olan, Türkiye’de iktidar olacak!

Erdoğan iki gündür vurguluyor: “ABD, Türkiye’ye rağmen PYD’ye silah verdi. PYD’ye silah vermek, PKK’ye silah vermektir.”

Yüzde yüz doğru!

Ancak “hedefsiz” doğru! Zira asıl hedefiniz PKK’ye silah verilmesini engellemekse, niyetiniz “stratejik ortağınızın” PKK’ye destek vermemesini sağlamaksa, önünüzde şu sorular da duruyor:

1) Tamam, PYD’ye silah vermek, PKK’ye silah vermektir ama PYD’ye peşmerge koridoru açmak, PKK’ye destek vermek değil midir?

2) PYD ile PKK aynıysa, ikisi de terör örgütüyse, Urfa’da PYD’lileri tedavi etmek, PKK’lileri tedavi etmek değil midir?

3) PYD’nin liderini hem de bir kaç kez Türkiye’de ağırlamak, en üst seviyede kendisiyle görüşmek ne demek? (ABD, HDP’nin geçen ay Washington’da düzenlediği konferans için PYD lideri Salih Müslim‘e vize istedi; Washington Ankara’yı dikkate alarak vize vermedi. Fakat Müslim bu olaydan kısa bir süre sonra Ankara’ya gidebildi!)

SON DÜĞME DOĞRU İLİKLENİR Mİ?

Kuşkusuz sorular artırılabilir ama asıl sorumuz şu olmalıdır: 12 yıldır gömleğinin düğmelerini yanlış ilikleyen Erdoğan, boğazına gelen son düğmeyi doğru ilikleyebilir mi?

Bir şartla ilikleyebilir: Gömleğinin düğmelerini çıkarıp, en baştan doğru iliklemeye başlarsa!

Yani Suriye politikasını değiştirirse, Beşar Esad düşmanlığından vazgeçerse, bu komşu ülkede bir İhvan diktatörlüğü hayalini kurmayı bırakırsa…

2011’den önce ne IŞİD vardı ne de PYD. Biri Irak’ta diğeri Suriye’de iki etkisiz örgüttü. İkisini de ABD’nin ve taşeronlarının Suriye planı büyüttü.

ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar Esad‘a vurdukça, onu zayıflattıkça IŞİD ve PYD güç kazandı, palazlandı, silahlandı ve en sonunda her ikisi de bölgede devletçikler kurma noktasına geldi!

İLK DÜĞME: SURİYE’YE DÜŞMANLIK

AKP’nin çıkardığı tezkereye bakılırsa Erdoğan gömleğini baştan iliklemeyi hiç düşünmüyor! Çünkü tezkerenin dörtte üçü Suriye düşmanlığıyla dolu.

Üstelik Erdoğan ABD’nin IŞİD planına “tam destek” vermeyi, IŞİD’le birlikte Esad‘ı da hedef almaya bağlıyor!

Denilebilir ki Erdoğan bunu aslında ABD’nin planına destek vermemek için bahane olarak masaya sürüyor.

Elbette denilebilir ama Erdoğan adına kendimizi kandırmış oluruz, zira ABD planına destek vermemek için Ankara’nın önünde pek çok sağlam gerekçe bulunmaktadır.

AKP’NİN ABD’YE 5 DESTEĞİ

Öte yandan AKP zaten ABD’nin planına büyük ölçüde destek vermektedir. Sayalım:

1) AKP, ABD’nin Türk topraklarında Suriyeli “seçilmiş” muhaliflerin eğitilip donatılmasına izin verdi. Üstelik bu eğitim işinde TSK de görev alacak.

2) AKP, ABD’nin İncirlik Üssü’nü “savaş” amaçlı değil ama “insani” amaçlı kullanmasına izin verdi. İncirlik’ten kalkan İHA’lar “insani” amaçlı olarak keşif uçuşu yapıyor ve o bilgileri Erbil’den, Katar’dan kalkan ABD uçaklarına vererek bombalanmasını sağlıyor!

3) AKP ABD’nin IŞİD stratejisine İncirlik’ten bağımsız, kendi olanakları ile de istihbarat desteği veriyor.

4) AKP ABD’nin IŞİD stratejisine insani yardım ve lojistik destek veriyor. (PYD’lilerin Urfa’da tedavi edilmesi de acaba bu kapsamda mı?)

5) Ve en önemlisi: AKP, ABD’nin Koridor planına destek verdi. Barzani‘ye bağlı peşmergelerin PYD kontrolündeki Kobani’ye desteğe gitmesi Türkiye üzerinden sağlanacak.

AKP’nin ABD’ye yeni destekler vermesi ve mevcut deteklerin geliştirilmesi için müzakereler sürüyor.

ERDOĞAN’A RAĞMEN

Türkiye çok kritik bir sürece girmiş durumda. Ülkemizi bu kritik durumdan çıkarmanın yolu Erdoğan’ın düğmelerini doğru ilikleyebilme ihtimali değildir!

Erdoğan‘ın açık çekleri nedeniyle bu ihtimal imkansızdır. Erdoğan o açık çekleri nedeniyle “ne işi var NATO’nun Libya’da” deyip, 20 gün sonra NATO’nun en önünde Libya’ya sefere çıkabilmektedir!

Türkiye bu kritik süreçten “Erdoğan’a rağmen” çıkabilecektir!

İran, Irak ve Suriye’yle “Erdoğan’a rağmen” dostluk ilişkisi geliştiren kuvvet, Türkiye’de iktidar olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ekim 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın