Archive for category Politika Yazıları
IŞİD stratejisinde değişimin AKP’ye maliyeti
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/11/2014
Cumhuriyetçilerin kazandığı ABD Kongre seçimlerini değerlendirirken bunun Obama‘nın IŞİD stratejisine, dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerine de yansıyacağını belirtmiştik.
Obama‘nın “önce IŞİD” stratejisinin Cumhuriyetçilerin ve AKP Hükümeti’nin istediği gibi “IŞİD ve Esad birlikte hedef” stratejisine esnetilebileceğine dikkat çekmiştik. Bunun AKP Hükümeti’ne İncirlik’in “ana karargah” yapılmasından Ortadoğu’da Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan ekseni kurulmasına kadar maliyetleri olabileceğini belirtmiştik.
Koltuklar Ocak ayında değişecek olmasına rağmen, bu yönde kimi işaretler oluşmaya başladı bile. İnceleyelim:
OBAMA STRATEJİ DEĞİŞTİRİYOR
1) CNN, üst düzey yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik ekibinden IŞİD stratejisinin değiştirilmesini talep ettiğini açıkladı!
Haberde Obama‘nın “Esad görevden alınmadığı sürece IŞİD’in üstesinden gelinemez” şeklinde düşünmeye başladığı, bu nedenle de Ulusal Güvenlik ekibinden Suriye için farklı bir strateji geliştirmesini istediği belirtildi.
Haber, Obama‘nın yeni bir uzlaşmaya gideceğine işaret ediyor. Zira Obama‘nın “önce IŞİD” hedefli stratejisi ABD açısından hava harekatıyla sınırlı ve karada yerel güçlerin eğitilip donatılmasına dayanıyor.
Cumhuriyetçiler ve Pentagon ise “kara harekatı şart” diyor .Hatta Savunma Bakanı Chuck Hagel, Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘a yazdığı mektubunda “hava harekatının Esad’a yaradığından” şikayet ediyordu.
Benzer şekilde AKP hükümeti de mevcut stratejiye itiraz ediyor, IŞİD’le birlikte Esad‘ın hedef alınmaması durumunda ABD koalisyonuna katkısını sınırlı tutacağını ortaya koyuyordu.
TÜRKİYE-İSRAİL İŞBİRLİĞİ TALEBİ
2) Peki strateji ne oranda değişecek? Cumhuriyetçilerin taleplerinin tamamı karşılanır mı?
O ölçekte bir değişiklik zor. Geçen hafta Irak’a 1,500 ABD askerinin daha gönderilmesi kararı alındı ve Obama “Amerikan postalı toprağa değmeyecek” kararını çiğnemeye başladı. Ancak bunun çok daha kapsamlı bir kara harekatına dönüştürülmesine bölge denklemi izin vermiyor.
Türkiye açısından daha önemli olan ise şudur: Gözden geçirilecek strateji güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge gibi AKP taleplerini karşılayamayacak olsa bile, Obama‘nın bir ölçüde Esad‘ı hedef alan bir esnetmeye soyunması, kuşkusuz AKP’nin ABD koalisyonuna tam katkısının önündeki mazereteni düşürecektir.
Ve Washington karşılığında Ankara’dan Ortadoğu’da Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan’a dayanan “geleneksel” eksene dönülmesini isteyecektir.
Bu yönde kimi girişimlerin olduğu da görülüyor. Örneğin önceki ABD Büyükleçisi Francis Ricciardone “Ortadoğu istikararı Türkiye-İsrail işbirliğine bağlı” mesajı verdi.
Mesaj kadar mesajın nerede verildiği de önemli. Ricciardone bu mesajı, 1 Mart 2003 döneminin ABD Büyükelçisi Robert Pearson‘la birlikte Türkiye’nin Washignton Büyükelçisi’nde katıldığı konferansta verdi.
Ricciardone‘ye Türk Büyükelçiliği’nde bir konferans verdirilmesi, kuşkusuz ondan hiç hazzetmeyen Erdoğan ve AKP Hükümeti’ne rağmen olmamıştır! Dolayısıyla ortada yeni bir zemin arayışı vardır ve dikkat çekicidir.
AÇILIM’A YENİ AYAR
3) Öte yandan Obama‘nın IŞİD stratejisinde değişiklik işareti vermesi, türevi olan Açılım’a da yansıdı. Şöyle:
Mecvut Açılım, ABD’nin AKP’yle anlaştığı “Türkiye himayesinde Kürdistan” hedefine yönelikti. Esad‘ı yıkamayan ABD zorunlu olarak CFR Başkanı Richard Haass‘ın da belirttiği gibi “mini Kürdistan” hedefine yöneldi. Bu da haliyle Açılım’a yansıdı.
Zira yeni modelde PKK bölgede ABD için başat güç haline gelecekti ve değil silahsızlandırılması, daha da silahlandırılacaktı! Açılım işte bu nedenle tıkandı.
Şimdi ABD ana stratejide bir esnetmeye giderken, Açılım’da da tıkanıklık giderilmeye çalışılıyor. AKP ve HDP çevrelerinden yansıyan pazarlıklara bakılırsa şu noktada uzlaşılarak yola devam edilmeye çalışılacak: “PKK Türkiye’de silahsız, Irak ve Suriye’de silahlı olacak.”
Stratejide değişikliğin Irak’a yansıması ise Bağdat ile Erbil’in Türkiye’yi ilgilendiren Kürt petrolü konusunda anlaşmasıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Kasım 2014
Coniye çuval kimleri rahatsız etti?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/11/2014
Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi gençler önceki gün Sarayburnu’nda demirleyen ABD savaş gemisinden Eminönü’ye çıkan 3 askerin başına çuval geçirdi.
TGB’liler benzer bir eylemi 2011 yılında Bodrum’da da gerçekleştirmişlerdi. Orada da yakaladıkları ABD askerlerinin kafasına çuval geçirmişlerdi.
Neden çuval? ABD 4 Temmuz 2003’te Irak’ın Süleymaniye kentinde 11 subayımızı esir alıp kafasına çuval geçirdiği için. Bu tarihten evvel de bu topraklarda ABD askerleri protesto edilir ama kafasına çuval geçirilmezdi. Yani ABD başlatmış oldu.
Nitekim ben de üniversite yıllarımda Dolmabahçe açıklarındaki bir savaş gemisinden karaya çıkan ABD askerlerini protesto etmiş, yumurta atmıştım. O zamanlar çuval yoktu…
Yani çuval da yumurta da sembolik anlamları olan araçlardır. Derdimiz ABD askerini yaralamak olsa örneğin, yumurta yerine taş atardık!
CONİYE KALKAN OLANLAR
Bazılarınıza “gereksiz” gelecek bu girişi, TGB’nin anlamlı eylemine gelen kimi tepkilere yanıt vermek için yazdım.
Zira TGB’nin eylemi Türkiye genelinde büyük coşku yarattıysa da, küçük ama tatsız eleştiriler de aldı.
Hatta eleştiri bile denmez. Çünkü “dudak bükenden”, “ayıp ettiniz”e kadar varan bir ‘coniye kalkan olma’ cephesi oluştu önceki gün sosyal medyada…
Kimisi “20 kişinin 3 kişiye çullanması devrmci eylem midir?” diyerek kafa bulandırmaya çalıştı…
Kimisi “gariban bir çocuğu korkutmak bize yakışmaz” diyerek aklınca eylemi küçümsemeye çalıştı…
Hatta “Şu TGB’lilere bakın. Deniz Gezmiş‘i taklit ediyorlar akılları sıra ama Deniz savunmasız gençlere asla saldırmazdı” diye yazan 68’li bile vardı…
ABD TELAŞINA ORTAK OLANLAR
Önce sonuncuyu düzeltelim. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Dolmabahçe’de denize döktüğü 6-7 Amerikalı asker de neticede savunmasızdı. Karaya çıkarlarken yanlarında silah yoktu.
Deniz Gezmiş ve 68’liler o gün neden o askerleri denize döktüyse, bugün de Çağdaş Cengiz ve arkadaşları 3 ABD’li askerin kafasına çuvalı o nedenle geçirdi.
Her iki eylemin de sembolik anlamı vardı. Birinde ABD’li askerler Kurtuluş Savaşı’na gönderme yapılarak “denize dökülmüş”, boğaza atılmıştı. Diğerinde de ABD’li askerlerin, tıpkı kendilerinin yaptığı gibi kafalarına çuval geçirilmişti.
TGB’nin derdi 3 ABD askerine fiziksel zarar vermek değil elbette, sembolik olarak çuvalla ABD emperyalizmine Ortadoğu politikaları nedeniyle mesaj vermek!
Nitekim ABD o mesajı aldı. ABD Büyükleçiliği’nden Pentagon’a kadar ABD yetkilileri telaşla açıklamalar yaptı. Hatta ABD Türk askerlerine çuval geçirdiğinde “ne notası, müzik notası mı” diyerek Washington’a sessiz kalan AKP’nin yönettiği Dışişleri Bakanlığı da, TGB’in eylemine tepki gösterdi!
ABD’nin ve taşeronlarının bu telaşına “ama savunmasızlardı” diyerek ortak olmak ve son tahlilde coniye kalkan olmak, bir 68’liye hiç yakışmamıştır ve Deniz Gezmiş‘in devrimciliğinin hatırasına büyük saygısızlıktır!
ÇOCUK DENİLEN ÇOCUK ÖLDÜRÜYOR!
Gelelim ABD askeri için “gariban, çocuk” diyenlere…
Rockefeller‘in yeğeni bahriye çavuşu olmayacağına göre, o asker mutlaka sıradan bir Amerikalıdır. Zaten konu onun sınıfsal konumu, adı, sanı değildir.
O gün ABD savaş gemisinden karaya çıktığı için seçilmiştir ve varlığı TGB için semboliktir.
Bu gerçeği eğip büküp “çocuğu korkuttular” diye ağlayanlar, Ortadoğu’da öldürülen halkların son tahlilde o “çocukların” kurşunlarıyla can verdiği gerçeğini bilmezler mi?
20-22 yaşındaki ABD askerine “korkutulan çocuk” muamelesi yapmak, Ortadoğu’da ölen gerçek çocuklara yapılan vicdansızlıktır!
AMERİKANCILAR DAHA ÇOK AĞLAYACAK
Bakınız bu bir nevi Stockholm sendromudur, celladına aşık olma durumudur. ABD askerleri milyonları katlederken, emperyalizme mesaj vermek adına yapılmış bir çuval eylemini “savunmasız çocuğa saldırmak” diye yorumlayanlar, kötü niyetli değillerse, cellatlarına aşık olmuşlardır!
Zira gerçek çırılçıplak ortadadır: TGB’liler ABD askerine fiziksel bir zarar vermek için değil, onun şahsında sembolik çuval eylemiyle Washington’a bir mesaj vermek derdindeler. O mesaj da görüldüğü gibi alınmıştır.
Tabi bitirirken şunu da belirtelim: Çuval eylemi semboliktir ama ABD’nin bölgemizi ve ülkemizi hedef alan politikası sürdüğü müddetçe daha sert eylemler de zorunlu hale gelecektir!
Amerikancılar asıl o zaman ağlaşsın!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Kasım 2014
ABD Asya-Pasifik’te kaybetti
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/11/2014
Asya-Pasifik güvenlik doktrini ilan edip Çin’i çevrelemeye soyunan ve Ortadoğu’daki işlerini taşeronlarına bırakan Washington neden yeniden bölgeye dönmeye çalışıyor? Sadece taşeronlarının başarısızlığı nedeniyle mi?
Yanıtı bizzat ABD Başkanı Barack Obama‘dan alalım: “Çin’i zapt etmeye çalışmıyoruz. Müreffeh Çin’in yükselişinden memnunuz.”
Obama‘nın sözlerinin anlamı açık: Çin’i çevrelemeye çalıştık, Japonya ve Güney Kore’ye dayanarak Çin’le “ada” dalaşına girdik, Pekin’i bölgeye hapsetmeye, zapt etmeye çalıştık ama başaramadık. Çin’in konumuna razı olmak zorunda kaldık.
‘SERBEST TİCARET BÖLGE’ HAMLESİ
Obama bu açıklamayı Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü (APEC) Zirvesi nedeniyle bulunduğu Pekin’de yaptı.
Ancak Zirve sadece Obama‘nın sözleri nedeniyle değil, Pekin’in Washington’un en önemli kartını elinden alması nedeniyle de çok önemliydi.
O kart ABD’nin Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) girişimiydi. ABD, Çin ve Rusya’yı dışarıda bırakan bu birlikle rakibini bölgede sıkıştırmak istiyordu.
Ancak Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 21 üyeli APEC Zirvesi’nde Asya-Pasifik Serbest Ticaret Bölgesi (FTAAP) planını açıkladı ve bunu hayata geçirmek için Zirve’de bir forum oluşturdu. Sonuçta APEC’in 21 üyesi, Çin’in Asya-Pasifik Serbest Ticaret Bölgesi’ne (FTAAP) tam destek verdi.
Böylece Çin’in 21 üyeli Asya-Pasifik Serbest Ticaret Bölgesi, ABD’nin 12 üyeli Trans-Pasifik Ortaklığı’nı işlevsizleştirdi!
GÜMRÜK TARİFELERİ KALDIRILIYOR
Çin ejderi ile Amerikan kartalının büyük mücadelesinin bu evresinin sonucuna etki eden gelişmelerden biri de Pekin ile Washington’un Zirve’de attığı bir imzaydı.
ABD ile Çin, teknoloji ürünlerine uygulanan gümrük tarifelerini karşılıklı olarak iptal etti.
Ticaret hacmi yaklaşık 1 trilyon dolar olan teknoloji ürünlerine uygulanan gümrük tarifesinin kaldırılması, acaba en çok hangi ülkeye yarayacak? Rakamların yönüne bakılırsa önümüzdeki yıllardan itibaren Çin’in lehine olacak.
İKİ ASKERİ ANLAŞMA
Öte yandan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ABD Devlet Başkanı Barack Obama, “iki ülke silahlı kuvvetleri arasındaki yanlış anlamayı önlemeyi” amaçlayan iki anlaşma imzaladılar.
Wall Street Journall‘ın haberine göre anlaşmadan askeri tatbikatlar gibi çeşitli faaliyetlerden birbirini haberdar etme mekanizması kastediliyor. Bunlar da silahlı kuvvetlerin denizde ve havada karşı karşıya gelmeleri durumunda gerçekleştirmeleri gereken tutumları içeriyor.
Bu ABD’nin Asya-Pasfik merkezli son güvenlik doktrinine uygun olarak yaptığı askeri kışkırtma hamlelerine şimdilik son vermek zorunda kalacağı anlamına geliyor!
Anlaşma aynı zamanda Japonya ve Güney Kore’ye askeri destek veren, bu iki ülkeyi Çin’e karşı savunacağını söyleyen ABD’nin siyasetlerinin de iflası demek!
ÇİN GÜNEY KORE İLE ANLAŞTI
Nitekim Çin geçen hafta Japonya ve Güney Kore ile iki önemli anlaşma yaparak ABD’nin bu iki ülkeyi kullanma kabiliyetine darbe vurmuş oldu.
Çin ve Güney Kore, ticaret engellerinin tamamını kaldıracak olan bir serbest ticaret anlaşması üzerinde görüş birliğine vardı.
17 sektörü kapsayan anlaşmaya göre, gelecek 20 yıl içinde karşılıklı alınıp satılan malların yüzde 90’ından gümrük vergileri kaldırılacak.
Yaklaşık 250 milyar dolar ticaret hacmi bulunan Çin ile Güney Kore’nin bu anlaşması ABD’nin Seul’e nüfuzunu belli oranlarda kıracak.
ÇİN JAPONYA İLE ANLAŞTI
Öte yandan ABD’nin Asya-Pasifik güvenlik doktrini ilan etmesinden sonra Çin’e karşı Güney Kore ile birlikte hareket ederek tartışmalı ada sorunlarını ısıtan Japonya geri adım atmaya başladı.
Bunun ilk sonucu ise Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile Japonya Dışişleri Bakanı Fumio Kişida‘nın geçen hafta vardığı fikir birliğiydi. İki bakan, tırmanan gerginliği sonladırıp ilişkilerin düzeltilmesi adına “dört temel prensipte fikir birliğine vardıklarını” ilan ettiler.
Bu gelişmelerin tamamına bakılırsa, Çin, ABD’nin çevreleme harekatına daha başlayamadan büyük bir darbe vurmuş oldu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Kasım 2014
Demirtaş tasfiye mi edilecek?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/11/2014
Açılım ne durumda? Masa devrildi mi? PKK kendisini büyüten Açılım’dan vazgeçer mi? AKP varlığının gerekçesi olan süreci kesip atabilir mi?
Henüz kesin yanıtları olmayan sorular bunlar. Zira IŞİD’i fırsat bilerek yeniden Ortadoğu’ya dönmeye çalışan ABD’nin zorunlu yeni hedefi AKP’yle sürdürülen mevcut hedefi eskimiş hale getirmektedir.
Biz bunu “Türkiye himayesinde Kürdistan” yerine “aşamalı doğrudan Kürdistan” diye isimlendirmiştik. AKP, Irak petrollerinden yararlandığı ilk modelin yerine avantajını kaybettiği yeni modele razı olmak istememekte, bu da hem ABD’yle ilişkisine, hem de Açılım’ın seyrine yansımaktaydı.
ABD’NİN ‘MİNİ KÜRDİSTAN’ HEDEFİ
Nitekim bir kaç gündür AKP çevrelerinden bu yönde değerlendirmeler gelmeye başladı. AKP ile Barzani‘nin Kürt petrolünü Türkiye üzerinden taşımak için anlaştığını ama ABD’nin Türkiye yerine Suriye’nin kuzeyinden taşımaya yöneldiğini belirtiyorlar.
Tabloyu sonuçları bakımından benzer şekilde açıklayan isimlerden biri de ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Başkanı Richard Haass. Amerikan dış politikası üzerinde ağırlıklı rolü bulunan kurumun başkanı açık açık belirtiyor: ABD artık “mini Kürdistan”dan yana! (Hürriyet, 11 Kasım 2014)
Haass “mini Kürdistan”ın ne olduğunu da açıklıyor: “Türkiye değil, Irak ve Suriye Kürdistanı.”
Bu yeni durum AKP’nin PKK ile yürüttüğü Açılım’a da yansıyor. Zira ABD’nin yeni modelinde PKK başat rolde ve örgüt bu rolü AKP’ye karşı kullanmak istiyor. Hükümet ise Ayn el Arap’ta (Kobani) adım atmamaktan ÖSO ve peşmergeyi sahaya sürmeye kadar pek çok kart kullanarak PKK’yi “terbiye etmeye” çalıştı.
6-8 Ekim olayları, diyalogun durduğunun açıklanması, yol haritasının sekteye uğradığının belirtilmesi işte bu nedenledir.
AKP’DEN HDP’YE ÇAĞRI
Ancak AKP de PKK de Açılım’ı hızla ve kökten bitirecek dayanaklara sahip değil. Zira bu ikisinin de zararınadır. O nedenle son bir kaç gündür taraflar birbirlerine doğru küçük adımlar atmaya başladı.
Hatta daha öncesinde1 Kasım eylemleri, HDP yetkilileri ile İçişleri Bakanı Efkan Ala‘nın uzlaşısı nedeniyle 6-8 Ekim’den çok farklı sonuçlanmış ve bu da “masa devrilmedi” şeklinde yorumlanmıştı.
Şimdi gündemde iki önemli çağrı daha var:
İlkini Grup toplantısında Başbakan Ahmet Davutoğlu yaptı ve HDP’ye “vandalizmi kınarsanız süreçle ilgili adımlara devam ederiz” dedi.
İkinci çağrı ise Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç‘tan geldi: “HDP’li dostlarıma söyleyeceğim tek şey şudur: Siz Öcalan’ın örsüyle Kandil’in çekici arasında kalmayın.”
Bu iki açıklama şu nedenle önemli ve sıradışıydı: Hükümet bugüne kadar HDP’yi Öcalan‘dan daha şahin görmekte ve Açılım’ın sıkıntılarının kaynağı olarak bu partiye işaret etmekteydi. Şimdi açık açık HDP’ye “dostça” çağrı yapmaktaydılar.
Ne olmuştu? Yeni bir durum mu vardı?
FATURA DEMİRTAŞ’A MI KESİLECEK?
Bundan sonrasını açık bilgilere dayanarak değil bazı kulis bilgilerine dayanarak yazacağım:
İddiaya göre hem AKP Hükümeti’nde hem de Öcalan‘da “Selahattin Demirtaş” rahatsızlığı var. Gerçi AKP Hükümeti’nin rahatsızlığı zaten biliniyordu. Hükümet Demirtaş‘ı 6-8 Ekim’in ve 40 kişinin ölümünün sorumlusu olarak görüyordu.
Ancak Öcalan‘ın da Demirtaş‘tan rahatsız olduğunun iddia edilmesi önemli. Kulislere göre bunun ikisi yakın ikisi uzak geçmişten kaynaklı dört nedeni var:
1) 6-8 Ekim tutumu.
2) Öcalan‘ın mesajına “katkı” yapması.
3) Öcalan‘ın HDP önerisine bir süre ayak sürümesi.
4) Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde edindiği popülerliğin Öcalan‘ın “tek adam” konumuna zarar vereceği endişesi.
İşte bu nedenlerle Demirtaş‘ın yakın bir zamanda tasfiye edilebileceği konuşuluyor. Hatta Açılım’ın tıkanmasına neden olan şu sürecin faturasının Demirtaş’a kesilerek hem AKP’nin hem de PKK’nin rahatlayabileceği belirtiliyor.
Göreceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Kasım 2014
BAAS’ın Kürt sorununa çözüm önerisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/11/2014
Çetiner Çetin‘in “ABD’nin 3’lü dansı” haberine göre CIA, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir grup, geçtiğimiz hafta hem PYD hem Şam rejimi hem de İran’la masaya oturdu. (Yeni Şafak, 10 Kasım 2014)
Haber taraflarca doğrulanmış değil ancak ABD’nin “IŞİD ortak düşman” teziyle hareket ettiği, bölgedeki kuvvetlerin bir bölümünü yanına çekmeye çalıştığı, bir bölümünü de tarafsızlaştırmaya çalıştığı biliniyor…
Biz haberin doğruluyla şu aşamada ilgilenmiyoruz. Bu görüşmelerin yapılıp yapılmadığından bağımsız olarak, haberde yer alan BAAS tezini incelemek istiyoruz.
SORUNU 4 BÖLGE ÜLKESİ ÇÖZER
Habere göre CIA, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan oluşan grup, 9 kişilik bir Suriye BAAS heyetiyle de görüştü.
BAAS heyetinin ABD’li yetkililere söylediği çok önemli: Rojava’daki Kürtlere bağımsızlık yolunu açmamakta kararlı olduklarını ABD’lilere ileten Suriyeli yetkili grup şunları söyledi: “Kürtlerin bölgesel denklemdeki yerine dair çözüm ancak İran, Irak, Türkiye ve Suriye’nin geliştireceği ortak bir strateji ile mümkün. Ancak dört ülkenin kendi arasındaki ilişkileri şu an kopuk durumda. İlişkilerin kopuk olması Kürtlere ilişkin çözümü imkansız kılıyor.”
ESAD AYDINLIK’A AÇIKLAMIŞTI
Suriyeli yetkililerin tezi kuşkusuz bir yenilik değil. Zira İşçi Partisi’nin de tezi olan bu çözüm modeli, Aydınlık gazetesinde sürekli işlenmektedir.
Dahası tez aslında Suriye için de bir yenilik değildir. Aydınlık‘tan Fikret Akfırat ile Ulusal Kanal‘dan Adnan Türkkan‘ın 2013’te Beşar Esad‘la yaptığı söyleşide bu tez konuşulmuştu.
Aydınlık ve Ulusal Kanal‘ın ABD’nin “Büyük Kürdistan” hedefine dikkat çeken sorusuna Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad şu yanıtı vermişti: “Bu konuyla ilgili olan dört ülkenin Suriye, Türkiye, İran ve Irak’ın buna izin vereceğine inanmıyorum.” (Aydınlık, 6 Nisan 2013)
Hatta Beşar Esad, 16 Ekim 2007’de Türkiye’yi ziyaretinde AKP Hükümeti’ne “Suriye, İran ve Türkiye olarak PKK’ye karşı ortak operasyon yapalım” önerisinde bulunmuştu ve reddedilmişti. (Aydınlık, 17 Ağustos 2011)
ABD’NİN SORUNLU MODEL DEĞİŞİKLİĞİ
Tezin önemi hangi koşullarda gündeme geldiğidir: Tez, ABD’nin “Rojava ve Kobani merkezli” bir hamle yaptığı süreçte dile getirilmiştir.
Nedir bu süreç? Esad‘ı deviremeyen ABD “önce Esad” yerine “önce IŞİD” diyerek mevzi kazanmaya ve Rusya-İran etkisini azaltmaya çalışmaktadır.
ABD bunun için de “Türkiye himayesinde Kürditan” modelinden “aşamalı doğrudan Kürdistan” modeline geçmektedir.
AKP hükümeti ise “Türkiye’yi Kürtlerle büyütme” dediği Kuzey Irak petrollerinden tam yararlanmayı sağlayan eski modelde ısrar ettiği için ABD’yle sorunlar yaşamaktadır.
BATI ASYA BİRLİĞİ
ABD’nin bu taktik girişimleri stratejik yönü değiştiremeyecektir.
BAAS’ın Kürt sorununa bölgesel çözüm yolunu ABD’li yetkililere söylemesi bu bakımdan çok değerlidir. Çünkü bu model ABD’ye karşıdır ve sorunu ABD emperyalizminin elinden alıp bölgenin yararına çözmeyi esas almaktadır.
ABD’nin yeni “aşamalı doğrudan Kürdistan” modelinde de, (AKP’nin vazgeçmek istemediği) eski “Türkiye himayesinde Kürdistan” modelinde de gerçekte halkların birbirine düşmanlığı vardır.
Oysa Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ın birliği içinde çözülecek Kürt sorunu tüm halkların yararına olacaktır. Bu model barışçıdır, bölgenin iyiliğini esas alır ve sonuçları itibariyle asıl Kürtlerin yararınadır. ABD o nedenle dört başkentin biraraya gelmesinden korkmaktadır!
Kuşkusuz tez, dört başkentin biraraya gelmesiyle daha da gelişecek ve derinleşecektir. Bu tezi şu aşamada en kapsamlı şekilde, Mehmet Bedri Gültekin‘in Kaynak Yayınları‘nda çıkan “Batı Asya Birliği, 5 ülke 5 deniz” isimli kitabında okuyabilirsiniz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Kasım 2014
TÜYAP için 10 öneri
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/11/2014
Bugün İstanbul TÜYAP kitap fuarı başlıyor. 9 gün boyunca İstanbullu, binlerce kitabın sergileneceği büyük bir fuarda ilgisine ve bütçesine göre kitap seçecek…
Fuarın ilk günü Ufuk Ötesi‘ni kitaplara ayırıyoruz ve sizler için 10 kitap öneriyoruz:
1) BATI ASYA BİRLİĞİ
Mehmet Bedri Gültekin‘in Kaynak Yayınları‘ndan çıkan bu son kitabı emperyalizme karşı bölgesel bir çözüme işaret ediyor. Gültekin Türkiye, İran, Irak, Suriye ve KKTC’nin içinde yer alacağı bir birliğin, emperyalizmin etnik ve dini bölücülük saldırısına karşı bölgesel bir yanıt olacağını belirtiyor.
Gültekin, ekonomik ortaklıkla bir araya gelecek bu beş ülkenin ve beş denizin, daha sonra ortak bir askeri güç oluşturmasını gerektiğini savunuyor.
2) TÜRKİYE YANIYOR
Can Ataklı Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitabında, “Erdoğan’ın terörle dansını” inceliyor. Ataklı Kürt sorununu, AKP Hükümeti’nin PKK ile pazarlığını, Erdoğan‘ın Açılım’ını masaya yatırıyor.
Yazar ayrıca bu konuyla doğrudan bağlantılı yürüyen Suriye meselesinde de AKP Hükümeti’nin izlediği düşmanlık politikalarını masaya yatırıyor.
3) LİBERAL İHANET
Merdan Yanardağ Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan bu son kitabında Türkiye’nin siyasal İslamcılara teslim edilmesinde önemli rol oynayan liberallere ayna tutuyor.
Yazar, liberalizmin ideolojisini incelediği kitabında, bu ideolojinin neden tarihsel süreçte ihanet kavramıyla sık sık yanyana geldiğini sorguluyor.
Yazar, Ahmet Altan, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, Nuray Mert, Ufuk Uras, Ümit Kıvanç, Ömer Laçiner, Mehmet Altan, Halil Berktay gibi dönek ve liberallerin şahsında liberal ahlakın çöküşünü de inceliyor.
4) ASKER VE SİYASET
Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin ile Em. Tümg. Ahmet Yavuz‘un kaleme aldığı kitap Osmanlı Devleti’nden günümüze asker-sivil ilişkilerini inceliyor.
Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitap Atatürk‘ün “ordu kendisi için bir varlık değil, milletin var olma iradesinin bir şeklidir” saptamasını esas alan bir bakış açısıyla orduyu inceliyor. TSK’ye ilişkin içerden bir bakış sunan kitapta TSK’nin yapısal ve yönetsel sorunlarına ışık tutuluyor.
5) YENİDEN KAZANMAK
Em. Tümamiral Soner Polat Kaynak Yayınları‘ndan çıkan kitabında öncelikle ordu olarak nasıl tuzağa düştüklerini sorguluyor. Yazar tehdidin neden doğru tarif edilemediğini, nerede yanlış yapıldığını inceliyor.
Polat en sonunda da bu tür emperyalist saldırıları püskürtebilmek için nasıl bir rota izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
6) KUMPASTAN DİRİLİŞE
Ergenekon davasının ilk tutuklanan sanığı olan Oktay Yıldırım, Destek Yayınevi‘nden çıkan kitabında öncelikle “başlarına gelenleri” anlatıyor.
Ama daha önemlisi Yıldırım, “nasıl bir ordu” sorununa yanıt arıyor. Özelleşen savaşları, profestonel orduyu ve sözleşmeli asker anlayışını mahkum eden Yıldırım, “günü gelince milletin ordulaşacağı” gerçeğine dikkat çekiyor.
7) SAT KOMANDOLARI
Em. Albat Ali Türkşen‘in anıları, Türkiye’nin en önemli olaylarına yeniden ve içeriden bir gözle bakmamızı sağlıyor. Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan kitapta Kıbrıs Barış Harekatı’ndan Kardak Krizi ve Kartepe Baskını’na kadar pek çok olaydaki anılar okurla buluşuyor.
8) SAKINCALI AMİRAL
Gazeteci Toygun Atilla, Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan bu kitapta, Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner‘in biyografisini yazdı.
Görevde olduğu dönemde Ergenekon tertibiyle ilgili psikolojik savaş yapan yayınlara karşı suç duyuruları hazırlayan ama bunların hiçbiri Genelkurmay tarafından işleme konmayan Güner, en sonunda istifa ederek tertibe karşı onurlu bir dik duruş sergilemişti.
9) HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ
Gazeteci Selcan Taşçı, Ka Kitap‘tan çıkan bu çalışmasında Bekaa’dan Silivri’ye Kürdistan kumpasını inceliyor.
Türkiye’nin Barzanistan konusundaki hatalarını masaya yatıran yazar, ABD Büyükelçisi Robert Pearson‘un şu notu izerinden Amerikan milliyetçiliğine dikkat çekiyor: “Türkiye’nin Irak operasyonuna katılımının milliyetçi pakette sunulmasını, Erdoğan’a bir strateji olarak öğretin!”
10) GÜLÜN ÖTEKİ ADI
Gazeteci Mine G. Kırıkkanat, Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden çıkan bu kitabında oldukça ilginç bir konuyu araştırıyor. Kırıkkanat onuncu yüzyıldan başlayarak ondördüncü yüzyıla dek Güney Fransa’nın Oksitanya bölgesinde etkili olmuş Kathar doktrini ile 1417’de asılarak öldürülen Şeyh Bedreddin mezhebi arasında felsefi düzlemde bir akrabalık arıyor.
Önemli bir Alevilik incelemesi olan bu eser, 25 yıl sonra yeniden Türk okurlarının karşısına çıkıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Kasım 2014
ABD Kongre seçiminin Türkiye’ye etkisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/11/2014
ABD Kongre seçimlerinin sonucunda Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi’nden sonra Senato da çoğunluğu sağlamış oldu.
Kongre’nin her iki kanadında çoğunluk olan Cumhuriyetçiler, böylece ABD Başkanı Barack Obama‘yı “topal ördek” durumuna sokmuş oldu.
Peki Obama‘nın partisi Demokratların Senato’da çoğunluğu yitirmesi ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğu kazanması Türkiye’ye nasıl bir etki yapar?
Başta Suriye konusunda olmak üzere Kıbrıs, Ermeni meselesi, İsrail’le ilişkiler gibi konu başlıkları bu yeni durumdan nasıl etkilenir?
ŞAHİNLER YENİ KOLTUKLARA
Önce konuşulan olası değişikliklere bir bakalım:
Washington’u en iyi izleyen gazetecilerin başında gelen Yılmaz Polat‘ın edindiği bilgilere göre, Suriye konusundaki en şahin isim olan John McCain, büyük olasılıkla Silahlı Hizmetler Komitesi’nin başına geçiyor.
McCain, Obama‘nın IŞİD stratejisini eksik buluyor ve “kara harekatı şart” diyor. “önce IŞİD” diyen Obama yerine “IŞİD ve Esad birlikte hedef alınmalı” diyen Erdoğan gibi düşünüyor. Erdoğan‘ın stratejisini daha doğru bulduğunu açık açık ilan ediyor.
Ermeni Soykırımı tasarısının savunucusu olan Demokrat Senatör Robert Menendez‘in yerine Senato Dışilişkiler Komitesi’nin başkanlığına büyük olasılıkla Senatör Bob Corker gelecek. Corker, Türkiye’deki Suriyeli mülteciler konusuyla yakından ilgili bir isim.
OBAMA İKİ KOLDAN SIKIŞTI
Bu tablonun Türkiye’ye nasıl etki yapacağından önce, Obama‘nın IŞİD stratesinde değişiklik yapıp yapamayacağına bakalım…
Obama‘nın IŞİD stratejisi zaten “müdahaleciler” ile “gerçekçilerin” uzlaşısının eseriydi. Ve bırakın Kongre’yi hükümet içinde bile bu stratejiye “eksikliği” üzerinden itirazlar var.
Örneğin sadece Cumhuriyetçi şahinler değil, Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey ve Kara Kuvvetleri Komutanı Ray Odierno da Obama‘nın hava harekatıyla sınırlı IŞİD stratejesinin yetersiz olduğunu, kara harekatının gerektiğini vurguluyor.
Örneğin Savunma Bakanı Chuck Hagel, Obama‘nın IŞİD stratejisinin yetersizliğine “hava saldırıları Esad’a yarıyor” diyerek işaret ediyor.
Dolayısıyla Obama‘nın Kongre seçimleri sonrasında artık iki koldan birden sıkıştığını söyleyebiliriz.
Kuşkusuz Obama‘nın bir ya da iki bakanlıkta değişikliğe gidebileceği, örneğin Dışişleri Bakanı John Kerry‘nin yerine Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘ı getirebileceği de ihtimaller dahilinde.
AKP SONUÇLARDAN MEMNUN
Artık bu tablonun Türkiye’ye nasıl etki yapacağına gelebiliriz.
Öncelikle belirtelim: AKP Hükümeti bu tabloya çok sevindi. “Obama yerine Erdoğan’ın IŞİD stratejisi uygulanmalı” diyen McCain‘lerin daha da etkili hale gelmesi Erdoğan ve Davutoğlu‘nu fazlasıyla memnun etti.
Davutoğlu‘na yakın düşünce kuruluşlarının yetkililerine bakılırsa, bu tablo Obama‘yı McCain-Erdoğan çizgisine yaklaştıracak!
Peki Obama geri adım atmak isteyecek mi? 2 yıl sonraki seçimleri gözönünde bulunduran Demokratlar bir geri adıma izin verecek mi? Göreceğiz.
Ancak Obama‘nın şu ilk açıklamasını önemle not ediyoruz: “IŞİD’e karşı askeri güç kullanımına yönelik yeni bir yetki için Kongre ile temaslara başlayacağım!”
ASIL ÖNEMLİ OLAN BÖLGENİN YANITIDIR!
Bu ilk açıklama, Obama‘nın IŞİD stratejisini Cumhuriyetçilerin istedikleri oranda olmasa bile bir miktar esnetebileceğine işaret etmektedir.
Bunun kuşkusuz AKP Hükümeti’ne “maliyetleri” olacaktır!
Örneğin AKP Hükümeti pazarlıkta kullandığı İncirlik’in “ana karargah” yapılmasına izin verebilecektir.
Örneğin Cumhuriyetçiler Erdoğan ve Davutoğlu‘ndan “IŞİD’le birlikte Esad’ın hedef alınmasının” karşılığında İsrail konusunda taviz isteyecektir.
Örneğin Washington, IŞİD strarejisinde esneklik ve bir kaç ay sonra gündeme gelecek olan sözde Ermeni soykırımının 100. yılı girişimleri karşılığında Ortadoğu’da Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan ekseni kurulmasını isteyecektir.
Bunlar Kongre seçimleri sonrasında artan olasılıklardır.
Fakat AKP için asıl mesele, tüm bu tavizleri 2015 seçimine nasıl uyumlu hale getireceğidir? Kendi tavizini ABD’nin tavizi gibi kamuouna pazarlayıp pazarlayamayacağıdır?
ABD açısından ise asıl önemli olan bölgenin esnetilecek yeni IŞİD stratejisine ne yanıt vereceğidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Kasım 2014
Davutoğlu’nun Halep telaşı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/11/2014
Başbakan olduktan sonra sıra sıra tüm kurumlardan brifing alan Ahmet Davutoğlu, önceki gün de Genelkurmay Başkanlığı’ndaydı. Kendisine verilen brifingin ardından Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel‘le birlikte basının karşısına çıkan Davutoğlu iki önemli açıklama yaptı.
Birincisi daha önce “Açılım sürecine dahil edilmediklerinden” yakınan Org. Özel‘e verdiği “Tutumumuz Genelkurmay Başkanlığımız tarafından hem biliniyor hem takip ediliyor” yanıtıydı.
İkincisi ve bize göre daha önemlisi ise Davutoğlu‘nun Halep konusundaki telaşıydı.
DAVUTOĞLU: GÜVENLİ BÖLGE HALEP İÇİN
Beşar Esad yönetimi ve Suriye ordusu, Şam ile Halep arasındaki bölgeye tam hakim olabilme hedefiyle başlattığı taarruzu, en sonunda Halep’i teröristlerden temizleme noktasına kadar getirdi.
Bu Şam rejimi açısından stratejik değerde bir gelişme. Zira Halep Suriye’nin sanayi ve ticaret merkezidir ve teröristlerin eline geçmesi, Esad‘ı büyük sıkıntıya sokacaktır.
Ancak Şam’ın bu hamlesi, yani Esad‘ın ülkesinin en önemli ikinci kentini teröristlerden temizlemeye başlaması en çok Davutoğlu‘nu telaşlandırmış görünüyor!
Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel ile birlikte yaptığı basın toplantısında Suriye Ordusu’nun Halep operasyonundan yakındı. “Esad’ın Kobani’den yararlanarak Halep’i kuşattığını” söyleyen Davutoğlu, “Halep’in düşmesini istemeyiz, orada Esad‘a teslim olmayacak onurlu bir halk var” dedi.
Halep sanki kendi şehriymiş gibi “düşmesini istemeyiz” diyen Davutoğlu, “Halep’in düşmesi durumunda çok zor durumda kalırız, işte bunun için güvenli bölge istiyoruz” mesajı verdi.
Anımsayacaksınız, Erdoğan güvenli bölge için “36. paralelin üstü” demiş, Davutoğlu da şehir lehir sayarak güvenli bölgeye Halep’i dahil etmişti!
EL KAİDE HATAY’A DAYANDI AMA ENDİŞE YOK!
Suriye Ordusu’nun bir Suriye kentini teröristlerden temizlemeye çalışmasından endişe duyan Davutoğlu, nedense El Kaide’nin Suriye kolu olan En Nusra’nın Hatay’a dayanmasından hiç rahatsız değil ve bu konuda bir endişe açıklamıyor!
Cebel Zaviye’yi kontrolü altına aldıktan sonra ilerleyen En Nusra Cephesi, Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’nın Suriye karşılığı olan Bab el-Hava sınır kapısını ele geçirmek üzere…
Böylece PYD, IŞİD ve ÖSO’dan sonra bir sınır kapısı da El Kaide’nin Suriye kolu olan En Nusra’nın eline geçmiş olacak!
Ancak bu tablo, Halep için telaşlanan Davutoğlu‘nun pek umrunda görünmüyor!
HALEP MERKEZLİ AKP-FRANSA ORTAKLIĞI
Halep AKP Hükümeti için hem askeri bakımdan hem de siyasi bakımdan olağanüstü öneme sahip. Erdoğan ve Davutoğlu‘nun kafasındaki İhvan diktatörlüğünün en önemli aşaması Halep’in ele geçirilmesi. Esad‘ın hamlesi üzerine bu kadar telaşlanmaları bundan.
AKP Hükümeti bu nedenle hem “önce IŞİD” diyen ABD yönetimini “IŞİD ile birlikte Esad” stratejisini benimsetmeye uğraşıyor hem de Fransa’yla bu hedefli bir eksen kurmaya çalışıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Ankara’nın “güvenli bölge” talebine tam destek verdi. Sonrasnda Erdoğan Paris’e yaptığı günü birlik çalışma ziyaretinde Hollande ile bir anlayış mutabakatına vardı.
Erdoğan, işte o mutabakat nedeniyle dönüş yolunda “sadece Kobani yok, asıl Halep tehdit altında” mesajı verdi!
Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, işte o mutabakatın bir ifadesi olarak aynı anda Le Figaro, Washington Post ve El Hayat‘ta yayımlanan bir makale kaleme aldı. Fabius özetle “Kobani’den sonra, kuşatılmış durumdaki Halep’i kurtarmalıyız” dedi.
AKP’NİN SURİYE STRATEJİSİ
Halep konusu, aslında AKP tezkeresinin neden dörtte üçünün Esad ve Suriye düşmanlığıyla dolu olduğuna da işaret etmektedir.
Çünkü Erdoğan-Davutoğlu-Fidan üçlüsünün Suriye stratejisi iki sütunludur: Birinci sütünda Suriye’nin İhvan kontrolüne sokulması, ikinci sütunda ise Kürt Koridoru üzerinden Suriye’ye genişleme hedefleri vardır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Kasım 2014
Kobani neyin düğümü?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/11/2014
ABD’nin esas hedefi ne? Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ı Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmak, Türkiye ve İran’a genişletip Barsa’dan Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmak.
İki Irak işgaliyle Barzanistan’ı kuran ABD, taşeronlarıyla birlikte 3 yıldır Suriye’ye bu nedenle yükleniyor.
Türkiye hem Irak’ın kuzeyini hem de Suriye’nin kuzeyini Bağdat ve Şam’a, hatta Tahran’a karşı himaye edecekti. İşin karşılığı (ödülü) ise Kuzey Irak petrolleriydi.
AKP’nin “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” dediği model buydu.
2009’da başlatılan Kürt Açılımı bu modelin gereğiydi. PKK bu modelde Türkiye’den çok Suriye ve Irak’ta lazım olacaktı. O ndenle Öcalan PYD’ye “Suriye’de özerlik ilan edin” talimatı veriyor ve o nedenle AKP Hükümeti PYD lideri Salih Müslim‘i Ankara’da ağırlayıp, ona “özerkliğe karışmayız ama siz de Esad‘a karşı ÖSO’yla hareket edin” mesajı veriyordu…
‘DOĞRUDAN KÜRDİSTAN’ MODELİ
Ancak Beşar Esad ve Suriye direndi, Rusya ve İran geçit vermedi ve ABD’nin modeli yürümedi.
Washington bunun üzerine yeni modele geçti. IŞİD’in Musul işgaliyle başlayan fırsatlar sürecinde “Türkiye himayeinde Kürdistan” modeli yerine “Doğrudan Kürdistan” modelini deneyecekti.
IŞİD bir sosis gibi Irak’ta Bağdat ile Barzanistan’ın arasına, Suriye’de de Şam ile Türkiye’nin arasında girecekti. Daha sonra IŞİD’den “kurtarılacak” bölgeler KDP ve PKK egemenliğine geçecekti.
Irak’ta Bağdat ile Barzanistan arasında Musul ve Kerkük enerji merkezleri vardı. IŞİD Musul’u, o fırsatla Barzani de Kerkük’ü işgal etti. Daha sonra IŞİD’den kurtarılacak Musul, Kerkük için pazarlıkta kullanılacaktı. (ABD destekli peşmerge Musul’a dğru ilerliyor ve 60 kadar köyü ele geçirdi.)
İşte Ayn el Arap yeni modelin Suriye ayağının düğüm noktasıydı ve bu nedenle Musul’u bir günde işgal edebilen IŞİD burayı 50 günde alamıyordu ve Erbil’e yaklaşan IŞİD’i tek bir hava saldırısıyla caydırabilen ABD, burada 50 günde onlarca hava saldırıyla caydıramuyordu!
ENERJİ ÖDÜLÜNÜ YİTİRME ENDİŞESİ
AKP ile ABD arasındaki temel anlaşmazlık, işte bu model değişikliği nedeniyle yaşanıyor. Çünkü AKP Hükümeti’nin enerji ödülünü yitirme durumu, iktidarını da yitirme endişesine dönüşmektedir.
AKP o nedenle ABD’ye “üst akıl” göndermesi yapıyor, o nedenle üç gün önce liderini ağırladığı PYD’yi terör örgütü ilan ediyor, o nedenle koalisyona giriyor ama tam katkı vermiyor.
Erdoğan ve Davutoğlu‘nun “ABD IŞİD’le birlikte Esad’ı da hedef almalı” dediği budur. Pazarlıkta zorlayarak yani Washington’u ilk modele, olmadı yine payının olacağı karma bir modele razı etmeye çalışıyor.
O nedenle hem “Kobani’de büyük oyun var” diyor ama hem de Kobani’ye peşmerge Koridoru açarak pratikte terör örgütü dediği PYD’ye yardım ediyor, 50 günde 974 PYD savaşçısını Türkiye’de tedavi ediyor.
YENİ MODEL İLE AÇILIM’DA DEĞİŞİKLİK
AKP’nin 5 yıllık müzakere ortağı PKK ile sorunlar yaşamaya başlaması de işte bu model değişikliği nedeniyledir. Zira bu yeni modelde ABD PKK’yi başat role çıkarıyor.
Açılım sürecini aynı zamanda iktidarını uzatabilmenin bir aracına dönüştüren AKP Hükümeti ise bu kartını kaybetmek istemiyor. O nedenle Ayn el Arap’ta PKK-PYD’ye zorluk çıkarıyor, eni sonu yapacağı yardımı, PKK’yi terbiye etmek için geciktiriyor, peşmergeyle denge arıyor.
Aynı zamanda model değişikliği, esas sahibi olan ABD açısından Açılım’ın yönünde bir değişikliği ihtiyaç haline getiriyor. Taraflar arasında süren sancı işte bu nedenle yaşanıyor. 6-7 Ekim ile 1 Kasım arasındaki fark da buradan kaynaklanıyor!
SELVİ’NİN ÖZLÜ İFADESİ
Yani Ayl el Arap merkezli yürüyen tartışma temelde bir Kürt Koridoru’nun varlığı çatışması değil, pay tartışmasıdır!
Bunu en net ifade eden ise dünkü “Kobani küçük, oyun büyük” başlıklı yazısıyla AKP’nin medyadaki en önemli sesi olan Abdülkadir Selvi olmuştur: “Hedef Irak petrollerinin Türkiye üzerinden geçişini baypas edip, petrol borularını 36. paralelin üzerinden Irak ve Suriye koridorunu kullanarak Akdeniz’e akıtmak.”
Erdoğan‘ın Suriye’de 36. paralel istemesi ve “Kobani’ye peşmerge yardımı” diye Koridorun bir bölümünü Türk topraklarında kurması bu nedenledir.
Peki bu pay tartışması Kürt Koridoru’nu yıkmak isteyen milli kuvvetler tarafından değerlendirilebilir mi, tezkere bu amaçla kullanılabilir mi? Bunlar da iç tartışmalarımızdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Kasım 2014
Obama’ya ölüm tehdidi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/11/2014
Sık sık ABD’nin IŞİD stratejisinin net olmadığını, çarpışan “müdahaleciler” ile “gerçekçilerin” uzlaşısının eseri olduğunu söylüyoruz.
Bugün bu konuyu açalım:
KURUM İÇİ GÖRÜŞ AYRILIKLARI
ABD Başkanı Barack Obama, önce IŞİD’le ilgili bir stratejisi olmadığını açıkladı. Ama bu açıklamadan sadece 10 gün sonra, Obama IŞİD stratejisini ilan etti. Peki Obama 10 günde nasıl olup da bir strateji ilan edebilmişti?
Hadi daha da derinleştirelim: Beyaz Saray, Dışişleri, CIA ve Pentagon arasında IŞİD stratejisi konusunda bir ortak anlayış var mı?
Olmadığı görülüyor: Örneğin Pentagon ve Genelkurmay Başkanlığı “kara harekatı şart” diyor ama Beyaz Saray Amerikan halkına “hava harekatıyla sınırlı olacak” sözü veriyor. Örneğin Dışişleri Türkiye’nin Güvenli Bölge önerisini “konuşulabilir” buluyor ama Beyaz Saray “gündemlerinde olmadığını”, Pentagon da “masada bulunmadığını” açıklıyor.
Hatta sadece kurumlar arası bir uyumsuzluktan değil, kurum içinde bile keskin görüş ayrılıklarından bahsetmek mümkün.
Son olarak ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in yaptığı “hava saldırıları Esad’ın işine yarıyor” çıkışı, Amerikan devlet aygıtı içindeki ayrılıkların ne kadar derin olduğuna işaret etti.
GERÇEKÇİLER İLE MÜDAHALECİLER
Aydınlık‘ta üç yıldır döne döne vurguluyoruz: ABD, 2008’den itibaren güç erozyonuna uğradı ve inişe geçmeye başladı. Amerikan hakim sınıfları “gerçekçiler” ve “müdahaleciler” diye ikiye bölündü.
“Gerçekçiler” Ortadoğu’yu taşeronlara devrederek Asya-Pasifik merkezli bir güvenlik doktrinini savundular ve belli ölçülerde uyguladırlar.
“Müdahaleciler” ise “geri çekilmenin” çare olmadığını, “yangından en az zarar göreceği için ABD’nin yangın çıkarmaktan korkmaması gerektiğini” savundular.
Bu tablo 2012 yılına kadar sürdü. 2012’de Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Leon Panetta ve CIA Başkanı David Petraeus Suriye’yle ilgili bir plan geliştirdi. Plan; Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a devredilen Suriye konusunu “çözebilmek” için ABD’nin doğrudan devreye girmesini ve muhalifleri silahlandırmayı kapsıyordu.
“Müdahalecilerin” de, o cephenin içinde yer alan NeoConların da desteğini alan bu plan, “gerçekçiler” tarafından reddedildi. Clinton, Panetta ve Petraeus çeşitli yollarla tasfiye edildi.
ABD’deki bu bölünme, Türkiye’deki Amerikancılara bile yansıdı!
OBAMA’YA ZEHİRLİ MEKTUP
“Gerçekçilerin” hem Suriye’de hem de Ukrayna’da başarı elde edememesi, “müdahaleciler” için fırsat doğurdu ve Obama yeniden Ortadoğu’ya dönmeye ve bir IŞİD stratejisi ilan etmeye mecbur bırakıldı.
Ama ne bırakılma…
Önce eskilerden iki örnek verelim:
Örneğin Kasım 2011’de Beyaz Saray’a ateş açılıyor ve camda bir kurşun deliği oluşuyordu! Honda marka arabası Beyaz Saray’a bir kaç blok mesafedeki Amerikan Barış Enstitüsü’nün önünde terkedilmiş olarak bulunan Oscar Ortega Hernandez’in olayla bağlantısı ancak 4 gün sonra anlaşılıyordu!
Ancak bu olay, IŞİD stratejisinin tartışıldığı süreçte basına yansıyordu!
Örneğin oyuncu Shannon Richardson, Obama‘ya zehirli mektup gönderiyordu!
Asıl mesajlar ise IŞİD stratejsinin gündeme geldiği son aylara yansıyordu…
TEHDİT BEYAZ SARAY’A KADAR GİRDİ!
Tam da Obama‘nın IŞİD stratejisine mecbur edildiği ama çerçevesinin dar bulunup genişletilmeye çalışıldığı süreçte yaşanan şu olaylar doğrudan ABD Başkanı’na tehditti!
Hakkında üç mahkumiyet kararı bulunan silahlı bir şahıs, 16 Eylül 2014’deki Atlanta ziyareti sırasında Obama‘yla aynı asansöre binebiliyordu!
Ve üç gün sonra, 19 Eylül 2014’te Omar Gonzales isimli, Irak’ta dokuz yıl savaşan emekli bir asker Beyaz Saray’ın parmaklıklarını aşıp içeri girebiliyor ve ancak yeşil odanın hemen yanında durdurulabiliyordu!
Gonzales‘in üzerinden bir bıçak, aracında ise 800 mermi, iki balta ve bir pala çıkıyordu.
Bitti mi?
Obama‘nın IŞİD stratejisini Ortadoğu’ya daha keskin dönüş yapmaya çevirmek isteyenlerin mesajları hâlâ sürüyor.
Son olarak 22 Ekim’de parmaklıkları atlayan bir şahıs, Beyaz Saray’ın avlusunda köpekler tarafından durdurulabildi!
Kısacası Beyaz Saray son iki ayda sık sık “güvenlik ihlalleri” görüntülü mesajlara sahne oldu!
Ve sürecek gibi görünüyor…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Kasım 2014